KELİME İLMİ VE DELİLLERİ - YUSUF 111/YUNUS 37

Yaşamın direği, olmazsa olmazı KUR`AN çalışmalarını bu bölümden okuyabilirsiniz.
Hemen hemen hergün yeni bir konu ya da konularla panomuz güncellenmektedir.

UMARIM İSTİFADE EDERSİNİZ. İYİ OKUMALAR.
HalilSergin
Administrator
Mesajlar: 217
Kayıt: 08 Haz 2016 03:21
İletişim:

KELİME İLMİ VE DELİLLERİ - YUSUF 111/YUNUS 37

Mesajgönderen HalilSergin » 07 Ağu 2016 15:54

KURAN NASIL ELDE EDİLİR?
KİTABİ KAVRAMLAR NEDEN GENEL OLARAK SÖZLÜK ANLAMLARININ DIŞINDA MANALANDIRILIR?


Kitaptan çıkarılan doğru manaya KURAN denilir.
Peki bu mana nasıl çıkarılır? KELİME ilmi ile.
Peki bu nasıl olur? Ayetlere belli kurallar dahilinde anlam bindirerek.

Şimdi bunun delilini verelim;
Lütfen 10/37`yi açınız..! Burada Elkuranü`nün sadece özelliği anlatılmaz, aşağıda yazacağım üzere bu ayetlerle bağlantılı olan "misil yazılım muteşabihlerinin" kullanılmasıyla nasıl oluşturulduğu da anlatılır.

Biz Elkuranü`nün 10/37`de ki özelliklerini kısaca geçip bunun nasıl oluşturulduğuna bakacağız;
1) Ellerimizin-amellerimizin arasındakilerini yani sunduklarımızı onaylayacak-tastik edecek,
2) Kitabı tafsilatlı bir şekilde açıklayacak.

TAFSİLAT; açıklama türünde sen bir ayeti anlayayım derken, anlamaya çalıştığın ayet sadece kendini sana deşifre etmez, bunun yanı sıra pek çok ayetin anlamını da sana deşifre eder yani Kuranı anlamada bir koyar, on alırsın.
Bu kitap aynı zamanda son derece, tıpkı kendisini indiren sahibi gibi CÖMERT`tir.

Şimdi ELKURANÜ`yü oluşturalım;
Bunun için 2 yol takip edeceğiz;

BİRİNCİ YOL; 10/37`de bulunan ''ve lakin tastikalleziy beyne yedeyhi'' deyiminin misil yazılımını 12/111`de görerek.
Bu ayetteki yani 12/111`de ki HADİYSEN deyimini görün.
Bu deyim normalde Kuranda geçtiği hiçbir yerde VAHY içerikli bir anlam taşımaz.
Örnek olarak 66/3`e gidiniz; burada da hadiysen deyimi var ama VAHY değil.
Eğer vahy olsaydı, Ennebi bunu gizli olarak söyler miydi? Ya da sadece eşlerine mi söylerdi? Hayır..! Burada MARUF bir söz anlamı var.
Peki bu deyime 12/111`de ne oldu da 10/37`de ''ve lakin tastikalleziy beyne yedeyhi'' bağlantısıyla EL Kuranü`ye dönüştü?
İşte; SEN çıkışlı maruf hadiysen yani “acaba bu deyimde Allah bu anlamı mı kastediyor?” şeklinde senden çıkan ve ilk başta sadece sana ait olan ve vahy özelliği taşımayan HADİYSEN`in yani bindirdiğinin mananın, Kuranda bu deyimin geçtiği her yerde aynı anlamı oturttuğunda ki, yapmış olduğun iş EL KURANÜ`nün yukarıda saydığımız özelliğine yani ''ellerimizin-amellerimizin arasındakilerini yani sunduklarımızı onaylayacak-tastik edecek'' denk gelmiş olacak, bu durumda artık bu Hadiysen ALLAHIN KELAMINA dönüşmüştür.
Yani ilk etapta sen çıkışlı olan mana yani HADİYSEN artık Allah`ın o deyimden kastettiği manaya yani EL KURANÜ`ye dönüşerek artık sadece sana ait değil, tüm İnsanların ortak malı olmuştur.
Bu an senin için KADİR GECESİ`dir.
Başka deyimlerde de aynı sistemi takip ederek aynı tutarlılığı yakalarsan, kadir gecesini her bulduğun deyim için onlarca kez belki binlerce kez yaşarsın.

İKİNCİ YOL, 10/37`nin son cümlesi olan ''la raybe fiyhi min rabbil alemiyn'' deyimi Kuranda bir yerde daha var ki burası 32/2`dir.
Burada indirildiği söylenilen Kitab, aslında senin Hadiyseninin Elkuranü`ye dönüşmesi esnasında Allahın sana verdiği RUHSATIN ta kendisidir.
Bu ruhsat hem 32/1`de ki hurufu mukattaların anlaşılması ve hem de kullanılmasını da kapsar şekilde olacaktır.

KELİME ilmini kullanabilmek için kişide mükemmel bir SORU SORMA ve SORGULAMA yetisinin bulunması gerekir.
Çıkarılan manaya KURAN denilebilmesi için bu MANANIN aşağıdaki özelliklere uyması gerekir;
1) akla ve mantığa uygun olması,
2) şu anda yaşanıyor ya da yaşanabilir olması yani hayatımızda yer bulabilmesi,
3) kitabın tamamına uygun olması yani geçtiği her yerde uygunluk göstermesi.
Bunlardan biri eksik olursa ÇIKARILAN mana KURAN olamaz HEVA olur..!

Örneğin 34/14`ü açın ve bu ayet içindeki KURAN`ı çıkarın. MEAL`i yazmayın. Bu ayetin benim ya da bizim şu anki hayatımızdaki yerini yaşamdan örnekler göstererek izah edin.
Ya da 33/30 ve 32`yi açın. Bu ayetlerin hayatımızdaki yerini izah edin.
Bunu yapamadığınız sürece hem bu ayetlerde ve hem de diğer ayetlerde asla KURANA ulaşamazsınız. Meal yazıp ve bunu da Kuran zannedip millete ve kendinize yutturursunuz.

4) Bir kişi TEKBAŞINA bir hayat bile sürse, o kişinin hissiyatında ya da amelinde yer bulabilmeli veya bu ada değil de bir dağ başı da olabilir. Dağ başında yıllarca veya aylarca duran ve tek başına yaşayan çobanlar vardır. Bu süre zarfında tek başlarına oldukları için Kuranın her ayeti hayatlarında yer bulabilecek özellikte olmalıdır.

Örneğin 4/11 ve 12.ci ayetleri bu bağlamda biri bize izah etmeli.
İnanın ki kimse izah edemez.
Bunun için Kurani bir bakış açısı gerekiyor, hem Allah adaletten bahsedecek ve hem de kadına yarım hisse erkeğe tam hisse verecek. Oysa burada anlatılan şey miras taksimatı değildir.
O halde NE? Sorusunun cevabı verilmelidir.

12/3, bir insanın YALNIZCA KURAN demesiyle, bu sözünden ne anladığı noktasında önemli bir MELEİ ALA örneğidir.
Bu ayette bulunan “Bima evhayna ileyke hazel kur’ane” değimini genelde mealler 3 şekilde tanımlıyorlar;
-Sana vahyettiğimiz bu KURAN ile şeklinde, buradaki vahyettiğimiz kelimesine “ellezi” babını yerleştiriyorlar kafadan. Cümlenin şöyle olması lazım “bima evhayna ileykellezi hazel kurane”. Böyle olursa olur ama böyle değil..!
-Sana bu Kuranda vahyettiklerimizle şeklinde, FİY kavramını buraya yerleştiriyorlar. Şöyle olmalıydı “bima evhayna ileyke fi hazel kurane” ama böyle değil..!
-Sana bu Kurandan vahyettiklerimizle şeklinde, MİN kavramını yerleştiriyorlar. Şöyle olmalıydı “bima evhayna ileyke min hazel kurane” ama böyle değil..!

ŞİMDİ; diyelim ki kişi burada bir şekilde kıvırdı, ikinci soruyu soruyoruz;
ALLAH “bima evhayna ileyke hazel kurane” de, kuran ya da vahy kavramlarından herhangi birini kullanmasa ne kaybedecekti? YANİ “sana vahyettiklerimiz ile” ya da “bu kuran ile sana….” olsaydı ne kaybedilecekti?
Kuran ya da Vahy değimlerinden biri olmasaydı ne değişecekti?
Eğer bir şey değişmiyor ise, BU İKİSİ NİYE YAN YANA GELDİ açıkla?

Sen HADİSİ inkar edersen 12/111`de “ma kane hadisen yuftera ve lakin tasdikallezi beyne yedeyhi” diye bir ibare var. Ne diyor, uydurulan söz değildir lakin ellerindekini tastik eder, mealen. Ve buradaki HADİS değimi otomatik olarak vahysel bir karaktere bürünüyor.
Şimdi sen bu söze KURAN diyemezsin..! Niye? Çünkü KURAN kavramının karşılığı 10/37`de var “ve ma kane hazel kur'anu en yuftera min dunillahi ve lakin tasdikallezi beyne yedeyhi” görüyor musunuz?
Şimdi sen 12/111`de yazana nasıl KURAN diyeceksin? Buradaki HADİS`tir..! KURAN şeklinde karşılığı zaten var gördüğün gibi..! Aynı işi KURAN`da yapıyor burada. AMA biri HADİS biri KURAN olarak geçmiş..! FARK ney?
İşte sen YALNIZCA KURAN diyorsan, 10/37 yeterli olacaktı AMA demek ki KURAN dışında birde HADİS değimi var ki oda aynı işi yapıyor diye 12/111`i delil getireceksin. Ve böylece HADİS`i yani SÖZÜ savunanların önünü açacaksın..! Dikkat, 12/111`de ALLAHIN SÖZÜ geçmiyor SÖZ geçiyor sadece..!

Burada ne var biliyor musunuz? BİR İLM var. Hem de öyle bir ilim var ki, sizi çıkmazlardan kurtaran bir İLM..!

10/37 ile 12/111 MÜTEŞABİH MİSİL YAZILIMDIR birbiri ile..! Ve buradaki HADİS, KURAN`a dönüşüyor bu İLM ile, işaret edilen tevil hükmü ile..!
Bu İLM, KİTABTAN KURANI çıkarmada kullanılan yöntemlerden sadece birisidir..!
İŞTE sen, muteşabih sistemin bu ayağını bilmezsen ve nikahlama yapamazsan, bu sorulan soruda HADİS ve KURAN`ı birbirine dönüştüremezsin, sadece kuran diyen biri için bu mümkün olmaz..!
Ancak kişisel çıkarımlarla bunu yaparsın, belki doğruda söylersin ama senden bunu nasıl yaptığının DELİLİ istenirse İFLAS edersin, ayrı ayrı düşünmek zorunda kalırsın..!
O ZAMAN DA “hadis” diyenlerin ekmeğine yağ sürmüş olursun..! HADİSE iman ediyoruz diyenlere hiçbir laf edemezsin.

Misil yazılımlarda ayetler ayrı ayrı düşünüldüğünde daha başka nasıl saçmalıklar oluşuyor, birde 12/47-48-49`dan bakalım;
12/48-49 “summe ye’ti min ba’di zalike” diye başlar.
Bunlar ayrı düşünülemez, birbirlerine aittir, MİSİL YAZILIMLARDIR..!
Kısaca, dilediğiniz gibi yiyin için sonra bir yedi yıl gelecek, yedi yıldan sonra bir yedi yıl daha gelecek sonrada bir yıl gelecek herkes yardım görecek v.s v.s etti toplam 15 sene, değil mi? Okuyun mealleri görün lütfen..!
Hapisten çıkarmış olduğun bir adamın söylemiş olduğu şeyin gerçekleşmesi için 15 sene bekleyeceksin yav. Bu adam durup dururken bir yere VEZİR nasıl yapılır?
Misal, bende gideyim Tayyibe diyeyim, Türkiye 15 sene sonra bu hale gelecek işin başında ben olayım, O`da beni VEZİR yapsın..! Olur mu? Uydu mu? Akla mantığa yattı mı? Aptal mı bu adam, hapisten çıkmış bana, böyle bir yetki versin?
Yine adamın biri geldi sana, kardeş altınlarını bana ver 15 sene sonra seni kıyak bir hayatla buluşturacağım dese, sende al yav hepsi senin olsun diyerek 15 sene sonrasını mı bekleyeceksin? Hapisteki bir adamın sözüne her kim olursa olsun bu denli itaat edilir mi?

İŞTE, “summe ye’ti min ba’di zalike” ibarelerini misil yazılım türünden muteşabihleştirdiğin zaman ve oradaki YEDİ kavramını da çözersen, aslında bu adamın yedi sene sonrasından onbeş sene sonrasından falan bahsetmediğini göreceksin..!
TASADDUK yapın diyor TASADDUK..!
YANİ sen; ağacı silkelediğinde, misal Bursa`da şeftali yetişir, ağacı silkelediğin zaman çok param olsun diye ağacı tamamen indirme, birkaç tanede ağacın üstünde bırak ki hayvanlar falan yesin. Hiç birşey yapamıyorsan bunu yaparsın diyor..! Bunu yap ki, musibetler senden uzaklaşsın.
Bunun bizim davranışlarımıza transferini de yapalım ve açıklayalım; bir insan senin işini yaptığında bundan memnun kalırsan, 3-5 kuruşta bahşiş ver.
Ya da bir insana sen iş yaptın, 40 liraya anlaştın adamın 38 lirası çıktı, 2 lirayı bağışla.
Yani bir söz vardır “yüzde ısrar etme, doksanda olur.. insan dediğin şey noksanda olur” işte bu. İşte TASADDUK bu..!

12. surede adamlar bunu yapmıyorlardı işte, hepsini alacağız diyorlardı, TASADDUK yoktu ve böyle olunca da RIZK kesildi.
Yusuf a.s bunu bu şekilde yorumluyor; sen diyor, istediğin kadar 7 inek sahibi ol, 7 cılız inek seni yer diyor. Kuvvetine güvenme, davranışlarınla kuvvetini pekiştir, tutum ve davranışlarında cömert ol diyor cömert, TASADDUK`ta bulunki “7 zayıf inek 7 kuvvetli ineği yemesin”..! İşte bunu anlatıyor adam.
“Summe ye’ti min ba’di zalike” bu iki ayette alt alta gelmiş, başka hiçbir yerde yoktur kitabta.

İŞTE aynı şekilde 12/111 ile 10/37`de de “tasdikallezi beyne yedeyhi” ibareleri mevcuttur ve başka hiçbir yerde arka arkaya gelmez ve bulunmaz..!
Ve bir tarafta KURANU diğer tarafta da HADİYSEN işaret edilen tevil hükmündedirler..!
Ve anlam bindirmenin, Kelime ilminin temelini bu iki ayet oluşturur..!
YANİ; sen çıkışlı olan bir hadis-söz-laf eğer KİTABI tastik ederse, bu noktada ELKURANU`ye dönüşür. İşte İLM budur..!

“Vellezi evhayna ileyke” formatı 35/31`de de var. Burada da 12/3`te olduğu gibi KURAN`ı içermemiş.
35/31`de derki “Vellezi evhayna ileyke minel kitabi huvel hakku musaddikan lima beyne yedeyh” sadece VAHY`i kullanır dikkat edin KURAN yok..! Sana vayettiklerimiz hakkın ta kendisidir AMA Kuran kavramını kullanmıyor. YANİ Vahy ve Kuran`ı burada denk tutmadı, birbirine yakın kullanmadı, aynı kullanmadı, BERABER kullanmadı 12/3`te olduğu gibi.

Şimdi soruyoruz; 35/31`de Kuran kavramı niye yok, 12/3`te niye var?
“Vellezi evhayna ileyke” 42/13`te de var.
“İnna evhayna ileyke” formatı 4/163`te de var.
Bunların hiçbirinde KURAN yok..!
Zaten en güzel örnek 35/31`de mevcut.

12/111`de ki hadis değimine ALLAHIN SÖZÜ diyorlar. Yav bu ayette böyle bir yazılım yok. Kavlillah yok, Hadisillah yok nasıl ALLAH`ın sözü oluyor?
Kronik hastalık olmuş bu olmayan değimlerin ayetlere sokulması, yazıklar olsun..!
Yav, olmayan değimler bu kitabın yazılımlarının içine sokulacaksa, bu kitabı hangi hale isterseniz çekebilirsiniz, böyle saçmalık olur mu? ALLAH`ın eklemediklerini ekleyerek neyi amaçlıyorsunuz? Yoksa ALLAH yanlış siz mi doğrusunuz?
Dürüst olun, buradaki HADİS değiminin kime ait olduğu belli değil.
Şimdi buna ALLAHIN SÖZÜ diyemezsin, burada öyle bir kavram yok. KURAN`da diyemezsin 10/37`de karşılığı var zaten.
12/111`de ki hadiste aynı işlevi yapıyor, 10/37`de KURAN`da. Hadisçide sana gelir derki bu meallere göre, hadisin yetersiz kaldığı yerde Kuran devreye girer, Kuranın yetersiz kaldığı yerde hadis devreye girer.

İLHAD yapmak hastalık olmuş ne yazık ki..!

ÖZETLE;
10/37 ve 12/111, Kelime ilminin uygulanması konusunda bizim Kurani delillerimizdir.
Bu iki ayet “en yuftera min dunillah lakin tastikalleziy beyne yedeyhi” cümlesi ile birbirine bağlanır. Bu bağlantının bir yerinde HADİYSEN diğer tarafında ise ELKURANÜ deyimi vardır. HADİYSEN deyimi Kitabta nerde geçerse geçsin VAHYİ bir içerik taşımaz. Yani sana ya da bana ait olabilen güncel cümle ya da olaylardır ancak bu ayette ELKURANÜ ile eşleşir. Çünkü muteşabih sisteme dahil edilmiştir. Böyle olunca bilinen manasına EK olarak bir mana daha kazanır yani ayetlerin anlaşılması için öncelikle sen çıkışlı bir deyim ve mana, Alemlerin Rabbine uygun olursa yani makul mantıklı, çelişmeyen ve evrensel yaşam kriterlerine uygun bir hal alırsa, işte bu ilk etapta bizim aklımızın ürünü gibi olan bu mana birden bire Rabbil Alemiyn tarafından TENZİL edilmiş olur ve El Kuranü hükmüne geçer. Yani Hadiysen deyimi Kitapta her yerde vahiysel içerik taşımazken, burada vahiy halini alabilecek yani senin bindirdiğin mana birdenbire Rabbil alemiyn`in inzali hükmüne geçerek Kuranlaşacak. Böyle olunca bu mana “tastikalleziy beyne yedeyhi” yapacak yani ellerimiz-amellerimiz arasını tastik edecek, onaylayacak ve El kitabi`yi tafsilatlandıracak yani hayatı daha da ayrıntılı hale getirecek. Böylece bulunan mana, o konu ile ilgili hayatımızın her yönüne nüfuz edecek.

Misal verelim; SALAT deyimi Allaha yönelme, sadece destek ya da meditasyon değildir. Hayr içerik ya da amaçlı olmak kaydıyla bir işin usulüne uygun yapılımını verir.
Bizler bu manayı verirken burada kelime ilmini kullanıyoruz yani bu deyimin geçtiği tüm yerleri tespit ediyoruz ve verdiğimiz mananın bu deyimin geçtiği yerlerce tastik edilmiş olmasına dikkat ediyoruz. Eğer bu tasdik edilişe şahit olursak bu mana SIDK hükmüne geçiyor ve bu şekilde mana KURAN halini alıyor. Eğer verdiğimiz mana bu deyimin geçtiği yerlerce tastik edilmezse, bu durumda ''allahın bu deyimden anlatmak istediği mana bu değilmiş'' deyip bu kez başka bir mana yükleyerek bir daha deniyoruz.
Eğer mana uymamasına rağmen hala biz bu manada ısrar edersek, işte bu durumda YAHUDİleşiriz ve yaptığımız işleme ise KELİME`nin TAHRİFİ denilir ki bu Kuranda yasaklanmıştır. Tabi bu o kadar kolay olmuyor ancak uğraştıktan sonra Allahın da izniyle manayı elde edebiliyoruz.

İşte SALAT deyimi de bu örneklerden biridir. Kişinin Salatını İkame etmesi için müslüman olma şartı da yoktur. Salatını ikame edenlere Allah ya da Rabbilalemiyn rızkı arttırır 14/37. Böyle olunca Salat deyimi bir insan için inancı ne olursa olsun EVRENSELLEŞİR yani kişi işini usulüne uygun yaparsa zenginleşir, itibar sahibi olur. Bir işin usulüne uygun yapılabilmesi için öncelikli olarak kişinin bu işe BAĞLILIĞI gerekir ki bu durumda içimizde yaşayan ve bu bağlılığı sağlayan meleke İBRAHİYM`dir. Bu yüzden Salatın ikamesi için İBRAHİYM`in aktive edilmesi şarttır 14/37.
İşte Salat deyimine bindirdiğimiz bu anlam Kitabta geçen tüm Salat deyimlerinin geçtiği yere oturmaktadır. Yaşama entegredir ve evrenseldir. Salatın ikamesi sadece müslümanları muhatab almamakta, tüm insanları kucaklamaktadır. Böyle olunca Salata bindirilen bu mana, bu manayı bindiren kişi ya da kişilere RABBİLALEMİYN`in bir tenzili yani indirmesi olur.

KELİME ilmi ile yani ''MANA BİNDİRME'' ile elde edilen sonuç eğer Kitabın tamamına uygunsa SIDK ismini alırken, uygun olamaması durumunda İFK ismini alır. İFK tehlikelidr ve derhal vazgeçilmesi gerekir.

Rabbin ayetlerini TİLAVET yapmak ile Rabbin nimetini FE HADDİS yapmak aynı şeyler değildir.
93/11`de Muhammed`e Rabbinin nimetini HADDİS yap denilir. Böylece 10/37-12/111 muteşabihleri kullanılarak KELİME İlmi aracılığı ile her bir deyim HADİYS cinsinden manalandırılır.
İşte bu noktada insanların kafası karışır. Çünkü lisani mananın dışına çıkıyorsundur. Tabii olarak seni dinleyen insanlar da yaptığın bu haddislendirme karşısında sana MECNUN diyecekler.

Şimdi lütfen 93/11`de geçen ''bi'nimeti rabbike'' deyimini 68/2`ye götürün ve bu fiiliyatı yapana MECNUN denildiğini görün. Aynı MECNUN deyimi bu kez 81/22,23`te ''Elufuk'' deyimi ile alakalı halde olacak. 41/53 de ki EL AFAK deyimi de işte bu UFUK deyiminin çoğuludur.

O halde; ayetler içindeki manalar, geniş ufukların alabileceği bir şeklide ayetlerin NEFSİNE yerleştirilmiş. Bunu da Muhammedin Rabbi yaptı. O zaman Muhammedini aktifleştir ki ayetlerin nefsine yerleştirilmiş derin manalar sana ya EL MUZZEMMİL ya da EL MUDDESİYR şeklinde kıyama kalksın ve FIŞKIRTILSIN.

El Muddesiyr ya da El Muzzemmiyl lisani olarak ''ÖRTÜSÜNE BÜRÜNEN'' demektir. Ancak burada esas olarak Şekli Muhammed kastedilmez. Muhammedi bir amel karşısında Allahın ayetlerinin NEFİSLERİ içinde bulunan AFAKİ manaların bu amele yapana karşı kendini deşifre etmesi emrinin verilmesi anlaşılmalıdır yani El Muddesiyr ve El Muzzemmiyl deyimleri Hurufu Mukatta dizilimlerine uygun yazılmış deyimler içindeki AFAKİ MANALARIN muhatabına karşı AÇIK hale getirilmesini ifade eder. Nitekim dikkat ederseniz El muzzemmil deyimi “elif lam mim” El muddesiyr deyimi de “elif lam mim ra” dizilimine uygun yazılmıştır.
İşte Kuranda binlerce yerde geçen bu tür dizilimli yazılımlar artık içindeki manaları Allah hizmetkarlarına fışkırtacaklardır.

“KUR`AN ÇALIŞMALARIMIZ” sayfasına dön

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir