Allah, mahşerde bizi nasıl karşılayacak?

“İnne-l-ebrâra…” (İnfitâr, 13) Muhakkak ki ebrâr, iyiler… Arapça’da ‘birr’ iyilik demektir. Birr… Ebrar, iyilik yapanlar, iyi olanlar. O iyiliği çoğaltanlar, o iyiliği daim bir hâle getirenler; çok fazla çoğaltmasa bile az yapanlar ama istikrarlı yapanlar… Bakın, iyilik yapanlar ikiye ayrılıyor: Bir, çok çok yapmaya çalışanlar. Nafileyi ne kadar fazla arttırırsa Allah ile olan yakınlığı o kadar artıyor. Bir de çok yapmıyor. Bir kısım da çok yapmıyor, iyilerden bir kısım, az yapıyor ama istikrarla yapıyor. Allah ikisine de ebrar diyor. Bunların ikisi de iyidir. İkisi de benim sevdiğim kullardır. Ben ikisinden de memnunum, diyor. ”İnne-l-ebrâra lefî na’îm’.’ (İnfitâr, 13) O ebrar var ya, onlar Na’îm cennetindedirler. Cennetlerin merkezinde, nimetlerin en bol olduğu cennete, Na’îm cenneti denir. Bir kul dünya hayatında yaptığı seçimlerle iyiliği kötülüğünden fazla getirirse, ölümünde Müslüman olarak ölürse terazisi günah terazisinden fazla gelir. Sevap terazisi bir tane bile günah terazisinden fazla geldiği anda ne oluyor? Bu kul direkt olarak sıratın üstünden geçiyor, cehenneme düşmüyor. Günahı fazla gelirse sevaptan ne oluyor? Cehennemin üstünden geçerken ayağı kayıyor, sıratın üstünden geçerken cehenneme düşüyor. Günahları nispetinde yanıyor ondan sonra cennete gidiyor. Bir tek şart vardır: İman şartı vardır. Şimdi, Allah’ımız ebrarı methediyor bu ayeti kerimede ve onlara na’îm cennetleri vereceğini söylüyor. Bir sonraki ayette ne buyuruyor Mevla? ”Ve-inne-lfuccâra…” (İnfitâr, 14) Ve muhakkak ki ‘fuccar’ facir olanlar, günah koleksiyonu yapanlar, günahta istikrarlı olanlar… ”…lefî cahîm.” (İnfitâr, 14) Çok alevli ‘cahîm’ denilen bir ateşin içindedirler. Birileri nimetlerin içinde, cennet nimetlerinin içinde, birileri ateşin içinde. Bunu kim yapıyor? Sonucu kim belirliyor? Allah Teâlâ belirliyor. Peki, sonuca giden yolda seçimleri biz yapıyoruz. Sağ tarafı mı seçeceğiz, sol tarafı mı seçeceğiz? Allah Teâlâ bu iki yolun köşesinde bizi özgür bırakıyor. Ve diyor ki : Seçim senindir. Ben, hayrı işlemene de seni serbest bıraktım, şerri işlemene de seni serbest bıraktım. Bu yolun köşesine geldiğinde, yol ayrımına geldiğinde seçim yapmakta özgürsün, diyor. İster şeytanı takip edersin, ister salihleri, sadıkları takip edersin. Salihleri ve sadıkları takip edersen ‘birr’e doğru gidersin, iyiliklere doğru gidersin. Şeytan ve şeytan havarilerini, kötü arkadaşları takip edersen ‘cahim’e gidersin, alevli ateşe gidersin. Bu iki ayeti tefsir eden İmam Razi, Allah ondan razı olsun, Tefsur-ul Kebir’de bir olay anlatıyor. Halife Abdülmelik, Mekke’den Medine’ye geçerken, Rasullullah Aleyhisselam’ın kabrini ziyarete giderken İbn Hazm denilen bir âlime gidiyor. Bütün halifeler muhakkak âlimlerine hürmet göstermişlerdir. Bütün önemli, kritik meselelerde ulemaya danışmışlardır. Ben bu işi yapacağım da, bu maslahatta Allah’ın hükmü nedir? Allah’ı razı etmeyecek bir iş yapar mıyım? Ben bu hükmü ortaya çıkartırsam, yeni bir kanun koyarsam bu kanundan Allah razı olur mu, olmaz mı? Muhakkak etrafındaki şeyhülislama, âlime bunu danışırlar. Danışmadan şahsi kanaatlerle iş yapmazlar. Yapanların burnu yerden kalkmaz. Hüküm ancak Allah’ındır. İbn Hazm’a gidiyor. Diyor ki: ”Ey Allah’ın âlim kulu! Mahşer gününde Allah’a kavuşmamız, gidişimiz nasıl olacaktır? İnsanların O’na kavuşması, gidişi nasıl olacaktır?” İbn Hazım diyor ki: ”Salih olan kimseler, birr’e sahip olan, iyilikte istikrar sağlayan Müslümanlar, onların Allah’a kavuşmaları, gurbete çıkmış olan bir adamın ailesine kavuşması gibi olacaktır.” Ailesi, gurbete çıkmış olan bir askeri nasıl karşılar? Baklavalarla, böreklerle… Göz yaşlarıyla, sevgi gözyaşlarıyla, muhabbetle… Bir buçuk sene askerde kalmış. Şimdi bir sene oldu gerçi. Bir sene sonra askerden evine geliyor bu adam, bu asker. El üstünde tutuyorlar. Ne kadar tutuyorlar? iki ya da üç gün el üstünde tutuyorlar. O hasretin giderilmesi iki üç gün sürüyor sonra kimse yüzüne bakmıyor. Yaşamış bir adam olarak bunu söyleyebilirim yani. Hele ilk izine geldiğimizde bütün aile bireyleri, bütün sülale beni el üstünde tutuyordu. İki ya da üç gün kendimi kral gibi hissettim Arnavutların arasında. Kral gibiydim. Ne kadar hürmetkâr, ne kadar kaliteli bir adammışım ben ya, dedim. Sonra sıradan bir adama döndük, iki üç gün sonra. Dünyadaki rütbeler hep böyledir kardeşler, bakın unutmayın! Dünyadaki rütbeler geçicidir. Allah sizi ne kadar yükseltirse yükseltsin, bir gün aşağıyı gösterir. Neden böyle yapıyor? Burası kalıcı değil! Bunu bizim hafızamıza ve kalbimize kazımak için bir yükseltiyor, bir alçaltıyor, bir yükseltiyor, bir alçaltıyor. Şu hâlde biz ne yapacağız? Kalıcı olan yerde rütbe sahibi olmaya çalışacağız. Kalıcı olan… Çünkü orada bir rütbe sahibi oldun mu düşmek yok. Burada ne rütbe sahibi olursan ol, düşebiliyorsun. Bir şeyler oluyor, kader sırrı, Allah Teâlâ seni imtihan ediyor ve düşmene izin veriyor. Bunu sakın kötü olarak algılama. Burada zahiri rütbesi nice düşen adam vardır ki Allah’a olan yakınlık rütbesi artmıştır. Bir adam var Mısır’da. Muhammed Mursi… Allah ona rahmet etsin. (Amin) Zalimlerin zindanından kurtarsın inşallah. (Amin) Bu adam neydi? Mısır’ın cumhurbaşkanıydı. Ehl-i sünnet akidesinde hafız bir lider, hafız bir adam. Bu adamı aldılar, Amerika’nın desteklediği bir Yahudi torunuyla darbe yaptılar. Sisi denilen bir diktatörle, darbe yaptılar. Adamı aldılar, hapse attılar vatana ihanetten. Adam şu anda hapiste. Zahiri rütbesi gitti. Cumhurbaşkanıydı, devletin bir numarasıydı. Zahiri rütbesini bir gecede bitirdiler. Aynen 15 Temmuz’da bizde yapmak istedikleri gibi. Yine bir Amerikan darbe girişimi ama Allah Teâlâ tokadı bastı, izin vermedi. Bak oradakine izin verdi, buradakine bazı sebepler ortaya koydu, izin vermedi. İzin vermek, Allah’ın hükmündedir, Allah’ın iradesindedir. Bizi bu zorluklarla sınav etmeyi dileseydi izin verirdi, onlar başarılı olurdu. Ama bizi bunlarla sınav etmek istemedi, bizi galip getirdi küffara karşı. Bu da yine bizim kazanç sınavımız. Şimdi şımaracak mıyız? Bu galibiyeti kendimizden mi bileceğiz yoksa olayı Allah’a mı atacağız? Allah bizi galip getirdi diyeceğiz. Bu olay baştan sona incelendiğinde tamamen Allah’ın bir yardımıdır. Gecenin 4’ünde 3’ünde olacak darbe, saat 10’a getiriliyor mecburen, korkmalarından dolayı. Saat 10’a getiriliyor, dört beş saat geriye alıyorlar. Gecenin 10’unda darbe mi olur? Bu memleket on tane darbe gördü. Saat 10’da darbe olur mu? Ama adamlar panikledi, Allah Teâlâ kalplerine korku verdi, paniklediler. Akşam 10’da köprüyü tuttu ahmaklar. Bizim millet de sokağa çıkınca kaçmaya başladılar. Dünya rütbesi gitti Muhammed Mursi’nin. Ama şimdi gel görün, gidin ona sorun. “Hapiste kendini nasıl hissediyorsun?” Hapse düşen hangi Müslüman varsa ona gidin sorun. “Maneviyatın nasıl?” Allah ile çok yakın olduğunu söyleyecektir. Zahiri rütbelerden kurtulduğun zaman Allah’a olan yakınlığı artar. Musibetlerin sayısı, üzerine gelen okların sayısı arttıkça Allah’a olan yakınlığın artar. Hep şunu hissedersin. Etrafımdaki insanlar beni terk etti ama Allah benimledir. Ayetin deyimiyle: ”De ki: Allah bana yeter.” (Tevbe, 129) ”Allah bana yeter.” İşte… Bu âlime gitti, dedi ki: “Gidişimiz nasıl olacak?” Ebu Hazm dedi ki : “Ailesine dönüşü gibi olacak.” Öyle karşılanacak. Ailesi nasıl onu el üstünde tutuyor? Birr’e sahip ise bir kul, istikrarlı bir şekilde Allah’a kulluk yaptıysa, haramlardan mümkün mertebe sakındıysa, tövbelerini eksiltmediyse mahşere gittiğinde ailesinin onu karşılaması gibi karşılayacak. Allah ve melekleri ve peygamberler… Bakın sadece bizim peygamberimiz değil, bütün peygamberler ona imrenerek bakacaklar. Hadis-i şerifler bunu anlatıyor. Bunun sebebi nedir? Bütün peygamberler ve melekler o kula neden imrenerek bakıyor? Çünkü o kul, dünyadayken sadece Allah rızası için kardeş edindi. Allah yolunda kardeş edindi. Sadece Allah rızası için. Bundan dolayı imrenerek bakıyorlar. ”Bir de füccar vardır sultanım.” diyor halifeye, Ebu Hazm. ”Füccarın karşılanışı nasıl olacak peki?” diyor. Onun karşılanışı çok şiddetli! Çok şiddetli… Düşmanın esiri yakalaması gibi. Yahut da bir efendisinden kaçan bir kölenin, efendisi tarafından yakalanması gibi. Şimdi biz kullar, Allah’ın kulları, inanalım ya da inanmayalım Allah’ın kulu muyuz, değil miyiz? Amerikalı adam da, üç tane ilaha inanan adam da Allah’ın kulu mu, değil mi? Bütün dünyadaki insanlar, ateisti de deisti de Allah’ın kuludur. Kabul ediyorlar, etmiyorlar… Bir buçuk milyarı, “Biz tek olan ilaha inanıyoruz.” diyor. Diğer beş buçuk altı milyarı farklı ilahlarımız var diyor. Ama bunların tamamı kabul etse de etmese de Allah’ın kuludur. Şimdi öldüğümüz zaman, mahşere gittiğimiz zaman hepimizi Allah Teâlâ karşılayacak. Ama bazılarını, ailesinin gurbetten sonra, hasretten sonra karşılaması gibi; bazılarını da kendisinden kaçan köleyi efendinin karşılaması gibi. Dünyadayken Allah’tan kaçan köleleri, Allah nasıl karşılayacak? Sen niye benden kaçtın? Ben sana el verdim, ayak verdim, göz verdim, kulak verdim. Sen neden benden kaçtın? Neden hesap vereceğin günü hesap etmedin? Sana bunları Zeus vermedi, Jupiter vermedi, tanrın İsa vermedi. Sana bunların tamamını ben verdim. Sen neden benden başka ilahlar edindin? Allah hesap soracak.

Tebliğ et!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir