Gözyaşlarınızı Tutamayacağınız Bir Aşk Hikayesi!

Aşk!! 3 harfli… enn uzun kelime!! Aşk!! Bir tek hece, lâkin söylenmekle bitmez. Takvimde yazmayan en uzun gece. Aşk!! Bir kez girdi mi gönlüne… uyku girmez gözlerine. Yaşayanlar bilir kalbi nasıl yaktığını o yangının. Ruhu nasıl ateşe verdiğini. Fakat… Aşk!…Sabırdır. Aşk!! …Şükürdür. Aşk!!…Her yüreğin harcı… değildir! (Video boyunca fonda sürekli müzik var.) Hifâ Hatun, güzelliği ve ahlakıyla herkesin gönlüne kor ateş gibi düşmüştü. Yüzünün güzelliği uzak diyarlarda dahi nam salmış, güzel ahlakı ise kulaktan kulağa yayılmıştı. Medine’nin kadınları onunla şeref duyuyor, kimisi evlatlarına gelin olması için uğraşıyor, kimi kardeşiyle evlendirmek için haber üstüne haber gönderiyordu. Fakat Hifâ Hatun hiç birinin teklifini kabul etmiyordu. Çünkü Hifâ Hatun’un gönlünde bir başkası vardı. Bir başkasının aşkına düşmüştü. Bir başkasının adı Hifâ Hatun’un ruhunda yankılandığında geceleri uykuları kaçıyor, o aşk denen 3 harfli bir hece uykuyu ona haram ediyordu. Söylenmekle bitmeyen o 3 harf yüreğini ateşe vermişti. Bir yandan kalbi acıyor, bir yandan da bu acı onun en büyük huzuru oluyordu. Hifâ Hatun’un gönlünde bir başkası vardı. Nasıl kabul etsin evlilik tekliflerini? Bir gönülde 2 sevda olmazdı ki. Nice vezirler, sultanlar istemişti onu. Kabul etmedi. Yemen Kralı istemişti onu. Geri çevirmişti Hifâ Hatun Evlilik için 100 deve teklif eden olmuştu; geri çevirmişti Hifâ Hatun. Nice mücevherler, altınlar, saraylar teklif edenler olmuştu; geri çeviriyordu Hifâ Hatun. Yılar geçiyor ama o kimseyle evlenmiyordu. Onun sevdası başşkaydı!! O!! Allah’a aşıktı. Öylesine aşıktı ki, gözü başka şey görmüyor, aşk mektubu yazma edasıyla ibadet ediyordu. Sevda yakıcılığında secdeye kapanıyordu. Açıyordu ellerini “Rabbimmm” diyordu. “Sana yandı yüreğim.. Rabbimm sevdana düştüm.” İçim yanıyor adın anılınca Allah’ım, kara sevdana düştüm Allah’ım Ne olur senden alıkoyacak her şeyden beni koru.” diye dua dua ağlıyordu. Resul-ü Zişan’ın sesinden tutulmuştu o sevdaya. Salli Allahu Aleyhi Vessellem. İmamlığa geçiyordu Kainatın Efendisi “Allahu Ekber” diyordu (gök gürültüsü). Sanki yıldızlar tutuluyordu. “Allahu Ekber.” diyordu, sanki arş titriyordu. Allah’ın Rasulü (s.a.v.) “Sübhane Rabbiyel AZİM” diyordu; Güneş kendinden geçiyor, Dünya cezbeye kapılıp mevleviler gibi deverana kalkıyordu. Kainat’ın Efendisi (s.a.v.) “SemiAllahu limen hamideh.” diyordu; nefesini tutuyordu galaksiler ve arkada sahabeler. Her birisi birer yıldız oluveriyorlardı. Kiminin ciğerinden yanık kokusu geliyordu aşkın ateşinden. Kimisi Rahmet Peygamberinin (s.a.v.) sesine kapılıp Süreyya’ya uçuyor, Kehkeşan’da geziyor, ulvî sedanın lezzetiyle coşuyorlar, yüreklerinde Cennet’lerini buluyorlardı. “Esselamü aleyküm ve rahmetullah” diyordu Nebiler Nebisi (s.a.v.); takati kalmıyordu Hifâ Hatun’un ağlamaya. Daha çok Rabbine yanmak istiyordu. Rabbine kendini sevdirmek istiyordu. Rahmet Peygamberi’nin (s.a.v.) yanına gitti. “Ya Rasulallah” dedi Aleyhisselatü Vesselam “Bana beni Cennet’e götürecek bir amel öğretir misin?” dedi. Efendimiz Salli Allahu Alleyhi Vessellem ona hiç beklemediği bir cevap verdi. “Ya Hifa, senin evlenmen lazımdır. Ancak bununla dininin yarısını emniyete alırsın.” buyurdu. Hifâ öylece kaldı. Beklemiyordu bu cevabı. Belki daha fazla namaz kılman gerekiyor diyeceğini zannetmişti. Belki oruç tavsiyesinde bulunur diye umuyordu. Hifâ Hatun boynunu büktü, sessiz kaldı. Sonra ancak bir kaç kişinin duyabileceği bir sesle “Allah ve Rasulu (s.a.v.) daha iyi bilir. Öyleyse siz kimi uygun görürseniz ben ona razıyım.” dedi. Hem yüzünün hem ahlakının güzelliğini takdir eden sahabeler ya birilerine yakıştırıyorlar ya da kendileri evlenmek istiyorlardı. Hifâ Hatun ise yalnızca Allah’ı razı edecek şey ne ise onu yapmak istiyordu. Efendimiz Salli Allahu Aleyhi Vessellem, hiç bir sahabeyi diğerine tercih ederek başkasını mahzun etmek istemedi ve şöyle buyurdu Alamlerin Nuru (s.a.v.) Yarın sabah namazına mescide ilk gelen kim olursa seninle o evlenecektir. Bütün Medine sabahı bekliyordu sabırsızlıkla. Bekar gençler büyük bir ümitle hayaller kuruyorlardı. Hifâ Hatun ise ellerini açmış dua dua yalvarıyordu “Ey benim Rabbi Rahimim, hakkımda hayırlı olanı sen bilirsin hayırlı olmayana mâni ol, hayırlı olanı bana kolaylaştır, nasibimin yolunu aç Rabbim.” Ve sabah olmuştu. Allah tüm sahabelerin gözüne ağır bir uyku vermişti. Hiç biri hayal ettiği gibi erkenden uyanamamıştı. O sırada tüm olanlardan habersiz biri vardı. Uzun boylu, zayıf, çelimsiz, kimsesiz, garip kalmış bir sahabe. Ama yüreği sevdalı, ama kalbi Allah aşkıyla yanmış, küle dönmüş Süheyb (r.a.) o sırada mecide girmişti. Allah’ın Peygamberi Hifâ Hatun’a haber göndermişti. “İşte senin nasibin Süheyb’dir (r.a.). Ama fakir Süheyb, kimsesiz Süheyb ama kimsesizlerin kimsesi olan Allah’ın kulu Süheyb. Hifâ Hatun Allah’ın takdirine razı olduğunu Rasulullah’a (s.a.v.) arz etti. Efendimiz Salli Allahu Aleyhi Vessellem bu durum üzerine hutbe okudu. Nikah akdi yapıldı ve “Ey Suheyb, kalk. Bu hanımın için bir şeyler al. Hanımının elinden tut, evine götür.” buyurdu. Süheyb radiallahu anh, “Ya Rasulallah (s.a.v.), dünyalık olarak yanımda ne bir dirhem gümüşüm, ne de içinde yatacak ve barınacak bir evim var.” dedi. “Benim evim mesciddir.” dedi. Bunları duyan Hifâ Hatun Süheyb’e 10.000 dirhem gümüşlük bir kese göndererek kendi konağını da ona hediye ettiğini bildirdi. Süheyb’in kendisini götürmesini istedi. Efendimiz Salli Allahu Aleyhi Vessellem onlara çokça dualar etti. Bereket temennisinde bulundu. Sahabe-i kiram da güzel ahlaklarını çokça övüp Allah’a hamd ettiler. Süheyb be Hifâ Hatun konağa vardılar. Süheyb utanarak Hifâ Hatun’un elinden tutuyordu. Aklına Şefkat Peygamberinin (s.a.v.) bir sözü gelmişti. “Kişi hanımının yüzüne şefkatle baktığı vakit; hanım da efendisinin yüzüne tebessümle bakarsa Allah’da her ikisine rahmet nazarıyla bakar. Erkek hanımının ellerini avucuna alınca o da erkeğinin ellerini tutarsa parmaklarının arasından günahları dökülür gider.” Süheyb döndü, hanımına şefkatle baktı. Hanımı Hifâ Hatun ise tüm asaletiyle kendisine tebessüm ediyordu. Ne Süheyb’in üstünün başının kötü durumuyla ilgileniyor, ne fakirliğiyle ne de kimsesiz oluşuyla. Çünkü Hifâ Rabbine sevdalıydı. Bir kalpte 2 sevda olmazdı. Ama Hifâ 2 sevdayı bir yapan iman dersini Peygamberinden (s.a.v.) almıştı. Allah hesabına seviyordu. 1. sözü söylemişti. “Bismillah her hayrın başıdır.” demişti. Besmelesini çekmişti. “Allah’ın adıyla demişti.” Nasıl namazda sağa sola bakılmazdı; bismillah diyen Allah’ın adıyla diyen de artık başkalara sığınmaz. Yalnız Allah’a dayanır, ona tevekkül eder, onun kaderine bırakırdı kendini. Eve vardıklarında Hifâ Hatun mükellef sofralar hazırlatmıştı. Her çeşit yemekler vardı. Belki Süheyb’in daha önce görmediği yiyecekler. SÜheyb 1-2 lokma alıp Rabbine hamd etti. Derin düşünceler içindeydi belli ki Süheyb. Aklında bir şeyler vardı. İçini yakan, söylemek istediği bir şeyler olduğu belliydi. Merak etmişti Hifâ Hatun. Süheyb Hifâ’sına dönerek “Ey Allah’ın nadide çiçeği biliyorsun ki sen benim için büyük bir nîmetsin. Fakat ben senin için büyük bir mihnetim. Ben bu nîmete şükretsem gerek. Sen de bu mihnete, bu sıkıntıya sabretsen gerektir. Öyleyse gel bu gecemizi ibadetle geçirelim. Rasulullah Aleyhisselatü Vesselam’ın şöyle buyurduğunu işittim: “Cennet’de yüksek bir çardak vardır. Burada yalnız şükredenler ile sabredenler bulunur.” Belki ona mazhar oluruz. Hifâ görmüştü ki sonsuz hikmeti ile âlemleri yaratan Rabbi kendine denk birini karşısına çıkartmıştı. İbadete aşık Süheyb, ömrü ibadetle geçmiş mescit kuşu Süheyb ve onun gibi ibadete aşık Hifâ Hatun. Rabbine kara sevdayla aşka tutulmuş iki gönül sabaha kadar uyumaksızın ibadet ettiler, gözyaşı döktüler. Süheyb Radiallau Anh mescide geldi. Cebrail Alyehisselam geceki durumdan Hazreti Rasulullah Aleyhisselatü Vesselam’ı haberdar etti. Cennet ve Cemal-i İlahî ile müjde verdi. Rasulullah Salli Alllahu Aleyhi Vessellem “Ey Suheyb geceki halinizi sen mi anlatırsın yoksa ben mi söyleyeyim?” buyurunca Süheyb “Ya Rasulallh (s.a.v.) siz söyleyiniz.” dedi. Peygamber Efendimiz Salli Allahu Aleyhi Vessellem: “Siz Cennet’liksiniz ve Allahuteala’yı göreceksiniz.” müjdesini verdi. Süheyb Radiallahu Anh sevicinden ve Allahuteala’yı görmek ve ona kavuşmak aşkından secdeye kapanarak şöyle dua etti: (Yankılı sesle) “Ya Rabbi eğer beni mağfiret ettiysen günahlara bulaşmadan ruhumu al.” dedi. Nasıl bir duadır bu? Alahuteala onun bu samimi, bu ihlaslı duasını kabul ederek Suheyb (r.a.) secdedeyken ruhunu aldı. Düşünebiliyor musunuz? Nasıl bir saadetin eşiğindeyken ahireti tercih ediyor. Ve o anda duası kabul oluyor ve secdedeyken ruhunu Rahman’a teslim ediyor. (gümleme sesleri) Ashab-ı Kiram bu durumu görünce hıçkırıklarını tutamayarak ağlamaya başladı. Suheyb Rabbine, sevdasına kavuşmuştu. Ne kahraman bir yürek, ne yüksek bir ruhtu. Düşünsenize gül yüzlü Nebi’den (s.a.v.) bu müjdeyi siz alsaydınız sizin de orada sevinçten kalbiniz durmaz mıydı? Kalbi, hakiki bir sevdayla dolu olan Süheyb’in hali ve bir de kendi halimiz. Artık kendimize mi ağlarız yoksa bahtiyar Süheyb’e mi? Sahabeler onun bu durumuna ağlayınca ALlah’ın Rasulu Aleyhisselatü Vesselam “Size daha hayret edilecek bir şey söyleyeyim mi?” dedi. “Hifâ’da işte aynı bu anda hakka ruhunu teslim etti.” buyurdu. Düşünsenize ikiside aynı sevdayla Rabbine tutulmuştu, ikisi de birbirinden ayrı mekanlarda aynı anda aynı aşk ile ruhunu teslim etmişti. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam her ikisinin de cenaze namazını kılarak ikisinin de yan yana defnedilmesini söyledi. Ve Sahabe-i Kiram onların başlarının ucuna 2 tane tahta diktilar. Tahtanın birinde şükredenlerden Süheyb, diğerine de sabredenlerden Hifâ (r.a.) diye yazdılar. Aşk sabırdır, aşk şükürdür. Her yüreğin harcı değildir. Her kişinin değil er kişinin işidir. Aşk, şiddetli bir mubabbettir. Fani, geçici sevgililere yöneltildiği vakit sahibini daimi bie azap ve elemde bırakır. Veya o mecazi, o sahte, o hedefinden sapmış mahbub; o şiddetli muhabbetin fiyatına değmediği için, bâki olan hiç bitmeyecek bir sevgiliyi arattırır. Mecaz-ı aşk hakiki aşka dönüşür. Şimdi benim güzel kardeşim kalbindeki hududu, sınırı bulunmayan sevme kabiliyetini geçici, fâni belki de haram sevdalara yönelttiğin için acı çekiyorsun. Mutlu da olamıyorsun. Neden biliyor musun? Çünkü kalbin hakiki sahibini arıyor. Onu ayrılacağıu bir fâniye sevkedince sana ızdırap veriyor. Gel “Ya Bâkî, entel Bâkî” de. Kalbindeki sevgiyi hakettiği yere Hifâ Hatun gibi çevir. Gel bir anlık heveslerin kurbanı olma. Sahte aşkların aldatıcı, zehirli balıyla aldanma. Sonsuz saadet seni bekliyor.. Unutma! Aşk sabredenlerin harcıdır. Allah’a emanet olun. Altyazı M.K.

Tebliğ et!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir