Büyü yapanlar ve büyü yaptıranlar izlesin!

İslam tarihinde bir hak dostu var; Haddad diye bir zât. Bu zat Allah yoluna girişini anlatıyor. “Nasıl Allah yoluna girdiniz?” diyorlar. “Nasıl tasavvuf yoluna girdiniz?” Mübarek diyor ki: “Ben bir kıza aşık oldum, çok sevdim fakat kızın bende gönlü yoktu. Ben bu kızı nasıl kendime bağlarım dedim.” Bana dediler ki: “Bir Yahudi büyücü var.” Bakın şu anda büyü yaptırma olayı aynen geçmiş zamanda olduğu gibi çok faal durumda. İnsanlar büyücülere gidiyor; muska yazdırıyor, büyüler yaptırıyor, birilerini kendisine bağlamak için… Büyü yaptıran adam dinden çıkar! Müslümanlığı artık yoktur. Din gömleği onun üzerinden çekilip, alınır. Allah’a ve ahiret gününe inancı bitmiş demektir. Sakın ola, ben müslümanım diyorsanız bu tür pis işlere, kirli işlere girmeyiniz! Diyor ki: “Bana dediler ki bir Yahudi büyücü var.” Yahudiler büyüde masterdır. Hala Dünya’da büyü ve sihirde Yahudiler en uzmanlaşmış ırktır. “O Yahudiye, büyücüye git. Sana bir büyü yapsın, o kız sana aşık olur.” dediler. Ben de gittim büyücüye, büyücü bana dedi ki: “Büyünün, sana yapacağım sihirin, çekim büyüsünün tutması için bazı şeyler yapman lazım.” “Ne yapmam lazım?” dedim. “Namaz kılıyorsan; namazı terk edeceksin. Oruç tutuyorsan; orucu terk edeceksin. Allah’ın dini için yaptığın ne ritüel varsa bunların tamamını terk edeceksin, bırakacaksın.” Bugün ailelerden bazıları, kocasını kendisine bağlama büyüsü yaptırmaya gidiyor, büyücüye. Yahut da papaza… Papaz büyüsü deniliyor buna. Papaz ilk ne diyor? “Evinde herhangi bir Ayetel Kürsi varsa, bir Kuran-ı Kerim varsa; bunların tamamını alıyorsun, köşeye köhne bir yere kaldırıyorsun. ” “Açıkta bir yerde Allah’ın kelimeleri olmayacak, ayetleri olmayacak, Kur’an olmayacak. Ve evin görünmeyen bir yerine, kocan görürse tepki verir, haç asacaksın haç…” “Benim sana yapacağım büyünün tesirli olması için evinde haç olması gerekiyor. Kur’an ayetlerinin olmaması gerekiyor.” Papaz bile itiraf ediyor. Papaz bile… İtiraf ediyor, Allah’ın kitabı bir evde olduğu zaman büyünün tutma ihtimali çok düşük oluyor. Geçmişte de böyleydi, şimdi de böyle. Kadınlar, kocalarını kendilerine daha çok bağlasın diye, ne emir verirsem yerine getirsin diye, kocalarına büyü yapıyorlar; papaz büyüsü… Vallahi dinden çıkarsınız! Gavur gidersiniz, kimse sizi kurtaramaz ablalar… “Kim büyücüye gitti, kahine gitti, sözlerini tasdik etti, inandı; Muhammed Aleyhisselama indirilen kitaba iman etmedi.” diyor, Peygamberimiz Aleyhisselam. “Bana indirilen kitabı reddetmiş olur.” Hadistir. Bu adam da gidiyor, büyücü ne diyor ona? “Dini terketmen lazım, ben sana vech büyüsü; çekim büyüsü yapacağım. Ama senin dinini terketmen gerekiyor, ne kadar dini yaptığın ritüel varsa; zikir, şükür, namaz, besmele ile yemek… Bunların tamamını terk edeceksin,” diyor. “Ya nasıl olur? Bazıları kalsın, hepten gavur olmayalım ya?” diyor. “Sen bu kızı istiyor musun? diyor, büyücü Yahudi. “Evet” diyor, “İstiyorum.” “O zaman benim dediğimi yapacaksın, tamamen bana tabii olacaksın.” “Peki” diyor. 40 gün boyunca Cuma namazı bile yok. Bir adam için, bir Müslüman için; üç Cumayı terk etmek gavurluk ile eş değerdir. Muhammed Aleyhisselam buyurdu ki: “Mazeretsiz bir şekilde, peş peşe üç Cuma’ya gitmeyenin kalbini Allah mühürler.” Kalp mühürlendiği zaman da İslam’a karşı hiçbir sevgin kalmaz. Sonra, “Namazlar bana çok zor geliyor, sohbete gittim mi çok sıkılıyorum” demeye başlarsın. Bu mühürlenmiş demektir. Adam 40 gün boyunca bütün ibadetlerden uzak kaldı. 40 günün sonunda gitti, dedi ki: “Sihir tesir etmemiş, sana büyü tesir etmemiş, sen yine hala İslam’a dair bir şeyler yapmışsın, bu 40 günde ne yaptın?” “Ya ne namaz kıldım, ne zikir yaptım, ne oruç tuttum. Hepsini terk ettim. Ben bu kızı istediğim için sen ne diyorsan onu yaptım, ey büyücü!” diyor. “Hayır” diyor. “Bir şey yapmışsın.” Adam düşünüyor ve diyor ki: “Evet, yolda gidiyorken bir gün, bir baktım yolda bir kaya parçası var tam ortada. Millet ayağı takılıp da düşmesin bir tarafını incitmesin diye, bu kaya parçasını ayağımın üstüyle köşeye ittim. Yaptığım tek bu.” Bakın bir tek amel… Muhammed Aleyhisselam ne buyuruyor? ” Sadaka…” “Sadaka verin. Ne yapın edin, sadaka verin.” “Ey Allah’ın Resulu, hiçbir şeyimiz yoksa?” “Sadakanın en düşüğü; kişinin yolda birilerine zarar verecek olan bir taşı kenarıya itmesi demektir. Bu sadakanın en düşüğüdür.” Hiçbir şey yapamıyorsun, kimseye bir şey ikram edemiyorsun, çay bile veremiyorsun. Yoldan bir taşı çek; müslüman kardeşine sıkıntı olmasın. Adamlar yolun ortasına çivi atmışlar, yolun ortasına cam parçaları atmışlar; arabaların tekerlekleri patlasın diye. Serseriler geliyor yolun ortasına bırakıyor. Senin müslümanlar da görüyor, hiç umrunda değil. Benim bu mahallede arabam yok ki, benim mahallem iki mahalle arkada diyor, zihniyet bu… Bana dokunmayan yılan 500 yıl yaşasın, 1000 yıl yaşasın… Böyle zihniyet olur mu? Al eline bir süpürge, bir karton bir şey, onları al köşeye it. Allah yazıyor, Allah’ın melekleri her an seni takip halinde. Çok ararsın bu halleri, bu zamanı çok ararsın, o fırsatları çok ararsın. İki tane müslümanın arabası zarar görmeyecek, sana yaptıkları dua, yapacakları dua… Onlar bilmese meleklerin sana yapacağı dua… Meleklerin duası, müslümanların duasından daha makbuldür. Kayıp yok, kaçar yok… Adam diyor ki: “Evet, hatırladım. Ben bu hayrı yaptım.” “İşte, senin Allah’ın, senin inandığın Rab, bir tek amelinden dolayı hala senin küfür dışında olduğunu söylüyor ve benim sihrim sadece Allah’ın dini için yaptığın, müslümanlara yardım ve sıkıntılarını gidermek için yaptığın bu küçük amelden dolayı, benim sihrim sana tesir etmiyor.” “Sen bırak benimle uğraşmayı, benden bir şeyler beklemeyi de; seni 40 gün boyunca kendisine hiçbir ibadet yapmamana rağmen seni hala terk etmeyen, bırakmayan Rabbine git!” “Ondan iste.” “Sen, beni bırak” diyor. “Bu sihirbaz, bu Yahudi bana bu sözleri söyleyince kalbimde şimşekler çaktı ve ben o gün tövbe ettim. Gözümde ne kız kaldı ne bir şey kaldı.” “Ben Allah’ın dinine o gün giriş yaptım, Allah dostları ile tanıştım, sadıklarla beraber oldum ve bugün sadıklar yetiştirmek bize nasip oldu.” diyor. Bu hayırlı zat, Ebû Hafs Haddâd… Allah ona rahmet etsin. Amin.

Azerbaycan’da Şii’lerin Sünnîlere zulmü devam ediyor!

“Selamün aleyküm, hocam ben eskiden bir Şii’ydim. Ve sonra sizin Youtube’da ki videolarınızı izledim, sayenizde ne kadar sapık bir yolda olduğumu anladım. Ehl-i sünnet yolunu tercih ettim ve bu yola döndüm.” Elhamdülillah. Şii ne demek kardeşler? Yahudi İbn-i Sebe’nin çıkardığı yeni bir din. İslam’ın içinde Hazreti Ali’yi sahabelerin en üstüne koymaktan, Hazreti Ali’yi Allah’ın yerine koymaya kadar 60 mezhebe bölünmüş bir akide, Şia. Kökeni neresidir? İran, Pers İmparatorluğu. Sahabelere düşmandır, halifelerimize düşmandır. Bu kardeşimiz nerede yaşıyor? Azerbaycan’da. Azerbaycan’ın yüzde yetmişi Şia’dır. Şia mezhebindendir. Ruslar İran’ı desteklediği için, İran çok kuvvetli olduğu için Azerbaycan’da Şii akidesini gönderdiği adamlarla, hocalarıyla yaymıştır. Yüzde otuz kadar bir Ehl-i sünnet vardır orada. Büyük çoğunluk Şii’dir. Bu kardeşimiz de orada zulüm gören Sünnilerden bir tanesidir. Şii’ymiş evvelde ama Sünni olmuş Elhamdülillah. “Ehlisünnet yolunu tercih ettim, bu yola döndüm. Yıllarca Şii’lerin namazlarını kıldım.” Şii’lerin namazı nasıl? Bir tane taş alıyorlar, taş. Taşı alıyorlar tam secde etikleri yere koyuyorlar. Dedim ki bunun delilini bana söyler misin? Ben Caferi’yim diyen bir kardeş bana mesaj gönderdi. Caferilik mezhebinde bir taşın üstünde secde ederiz hocam. ”Delilin ne kardeşim?” Delil ne demek? Ya ayet söyleyeceksin bana ya Muhammed Aleyhisselam’dan bir nakil ya da bir sahabeden nakil vereceksin. Delil budur, bana bu üç durumdan bir delil getirmen lazım. Muhammed Aleyhisselam ya da sahabilerinin secde ederken alınlarına taş koyduğu bir tek nakil, bir rivayet. ”Delil söyle.” dedim. -Delil yok hocam, dedi. Delilimiz şu; Hocalarımız, alimlerimiz bize derler ki: ”Muhammed Aleyhisselam ve sahabileri hayatları boyunca hep toprağa secde ettiler. Halıya ya da hasıra secde etmediler.” dedikleri için, biz de onların yaşadığı hali yaşamak adına secde ettiğimiz yere taş koyuyoruz, dedi. Dikkat ederseniz alınların burası hep simsiyahtır. Taşa alınlarını verdikleri için. Bu düpedüz bir zırvadır, bir yalandır. Muhammed Aleyhisselam ve sahabileri; Allah onlardan razı olsun, toprağa da secde ettiler, hasıra da secde ettiler, halı buldular halıya da secde ettiler. Şimdi bu üçü de varken, bu üçüne de secde etmişken sizin ne zorunuz var sadece toprağa diye? Madem toprak var kayıtlarınızda; o zaman toprak al bir avuç toprak, cebinde bir avuç toprak tut, ne zaman mescide girersen yere serpiştir, toprağa secde et. Taş var mı taş, taş? Yok. Ne Muhammed Aleyhisselam’da ne de sahabilerde taş yok. O zaman uydurdunuz! Allah’ın dininde olmayan bir şeyi uydurdunuz ve buna İslam’da bid’at denir. ”Her bid’at sapıklıktır, her sapık Cehennemdedir.” hadis-i şerifine muhatap oldunuz. Ben diyor: ”Namazlarımı Şiilere göre kılardım.” diyor. ”Şiiler gibi namaz kılardım.” diyor. Şiiler üç vakit kılarlar. Öğleyle ikindiyi akşamla yatsıyı cem ediyorlar. Sabahı ayrı kılıyorlar, beş vakti üçe indirdiler. Muhammed Aleyhisselam ve sahabilerini oradan da red ettiler. Halbuki bunların imamımız dediği İmam Ali, Allah’ın selamı onun üstüne olsun. Kaç vakit namaz kılardı? Beş vakit, ne ayaksın sen? Kime tiyatro yapıyorsun? Senin İmamın, İmam Ali beş vakit namaz kılıyor sen nereden çıkarttın bu üç vakti? Hep maske, hep takiye, hep yalan. “Artık sayenizde Sünni olarak kılıyorum namazlarımı.” ”Hocam ben 18 yaşındayım Azerbaycan’da yaşıyorum. Burada Şiiler hiç Sünni camisi bırakmadılar. Camilerin hepsini kapattılar ya da Şii camisine dönüştürdüler.” Şiilerin, İran’ın destelediği Şiilerin güçsüz olduğu yerlerde takiye yaparlar. -Biz kardeşiz falan, bizi ayırmayın şudur budur… Takiye! Maske takarlar. Güçlü oldukları yerlerde sekiz-on tane Şii görürsen, sen orada bir tane Ehl-i sünnet isen hemen küfretmeye başlarlar. ”Ebubekir kâfir, Ömer kâfir, Ali, Aişe… Bunların hepsi kâfir.” derler. Ama sen yüz kişilik bir grubun içindeysen Ehl-i Sünnet, üç tane Şii varsa: ”Biz kardeşiz ayrı gayrımız yok. Biz sahabelere küfretmeyiz.” derler. Hayatları takiye, yalan ve maskedir. Asla aldanmayın! Zayıf oldukları her yerde; ”Biz kardeşiz.” derler. Güçlü oldukları her yerde en önce Müslümanları öldürürler. Bakın şu anda Yemen diye bir yer var. Suudi Arabistan’ın hemen güneyinde, Ehl-i sünnetin çoğunluk olduğu bir yer. Yemen’de şu anda millet açlıktan ölüyor. Sebebi ne? İslam’ın en büyük düşmanı olan iki fırka. Bir, Şia. İran destekli Şia. İki, Suudi Arabistan destekli Vehhabi Seleficiler. Bunlar savaş halinde. Öldürdükleri kimler? Oradaki halkı öldürüyorlar. Ehl-i sünnet Müslümanları öldürüyorlar. Bir soykırım var şu anda, kafirler öldürmüyor ha dikkat edin! ”Ben Müslümanım.” diyen adamlar öldürüyor! İran diyor ki: ”Siz öldürün. Şii yapın orayı, yapamazsanız hepsini öldürün.” Vehhabi Selefi Suudi Arabistan, Amerika’nın hizmetkârı. O da diyor ki: ”Hepsini öldürün, Vehhabi olmayacaklarsa.” Adamlar orada kıtlık içinde. Türkiye diyor ki: ”Biz gıda götürelim.” Müsaade etmiyorlar her taraf kapalı. Bütün dünya seyrediyor. Müslüman öldürülüyorsa problem yok, soykırım olsun önemli değil! ”Sayıları ne kadar az olursa bizim için o kadar iyi…” diyorlar. İşte Şia bir yere girerse, Vehhabi Seleficilik bir yere girerse, orada İslam’ı bitirmek için, Ümmeti bitirmek için her şeyi yaparlar. Örnek Yemen, örnek Suriye, örnek Irak. “Bununla beraber Sünnilere çok baskı yapıyorlar, sıkıştırıyorlar. Esaslı olmayan yalan konuşmalar yapıyorlar.” Yalan biliyorsunuz Şia akidesinde yalan ve takiye vaciptir, sevaptır. Yani onlarda yalan söylemek sevaptır, yaptığın zaman ibadete giriyorsun. İslamiyet’te ise mümin zina edebilir, günah işleyebilir. Namazsız olabilir, her türlü günahı işleyebilir. Ama yalan söyleyemez çünkü yalanla iman bir arada olmaz buyuruyor Muhammed Aleyhisselam. Diğer günahlarına tövbe eder bir daha yapmamaya kast ederse Allah affeder. Ama yalan hiçbir zaman olamaz diyor mü’minde Muhammed Aleyhisselam. Şia akidesi ise Muhammed Aleyhisselam’ı yalanlıyor. Ve şöyle diyor: ”Takiye, sahtekarlık, maske takmak ve yalan söylemek vaciptir.” Böyle insanlarla konuşup nasıl anlaşabilirsin ki? Nasıl yan yana gelebilirsin? Hz. Ömer’e, Hz. Ayşe annemize iftiralar, küfürler yağdırıyorlar. Bizzat kendi kulaklarıyla duymuş bu kardeşimiz. Her zaman duyduğu meseleyi de sıkıntı içinde bize söylüyor. Ve mahalle baskısı şimdi bu Şii’likten Sünniliğe döndüğü için mahalle baskısı görecek, kurtulamaz. Müthiş bir mahalle baskısı etrafındaki insanlardan; ”Sen kâfir oldun, sen imam Ali’nin yolunu terk ettin. Muhammed’in yoluna girdin.” falan diye baskı yapacaklar buna. Sallallahu Aleyhivessellem “Bunlara nasıl karşı koymalıyım? Nasıl direnmeliyim? Kendimden örnek verecek olursam onlar kendini doğru görüp, beni kâfir gibi görüp bir kaç defa da dövdüler hocam.” diyor. Allah-u Teala bu kardeşimizi kurtarsın, bu zalimlerin elinden kurtarsın. Oradaki bütün Ehl-i sünnet Müslüman kardeşlerimize yardım etsin. Akideyi güçlendirebilmek için oradaki halkı irşat etmeleri gerekiyor. İrşat edebilmen için, önce bir kendini irşat etmen lazım. İlim öğrenmen lazım. İlim öğrenmenin yolu ikidir. Bir, kitap okuyacaksın. Ehl-i Sünnet akidesini anlatan kitaplar; Kur’an, Sünnet, İcma, Kıyas. İki, sohbet dinleyeceksin. Devamlı Ehl-i Sünnet alimlerini dinleyeceksin. Elhamdülillah bu iki konuda ister internetten kitapları ücretsiz indirip okuyabilir. İsterse internete girer YouTube’a, Ehl-i sünnet alimlerin, hocaların vaazlarını dinleyip kendisini geliştirebilir. Bu konuda imkan çok kolay, şu anda imkan çok kolay çalışan Müslüman yok! Hepsi tembel, hepsi uyuşuk, uyuyor. Hepsinin derdinde nasıl zengin olabilirim var. Ahireti kazanmak için hiçbir Müslümanın çalışması yok. Mahallesindeki o içkicileri kurtarmak için, o kumarbazları, o zinakârları kurtarmak için Müslümanlarda hiçbir gayret yok. Umurunda değil. ”Bana ne diyor. Ben zengin olayım mahallemdekiler ölsün, gavur gitsinler umurumda değil.” Allah şu Müslümanlara feraset versin. Amin.

Allah, evreni neden yarattı? Gideceğimiz yere itiraz edemeyelim diye…

“Ben sizi hesaba çektiğim zaman mahşer günü bana demeyesiniz diye, “biz bundan gafildik, bizi dünyaya göndermedi, bizi sınav etmedi” demeyesiniz diye, bahaneler öne sürmeyesiniz diye ben kainatı yarattım, galaksileri yarattım, Güneş’i, Ay’ı yarattım sonra Dünya’yı yarattım. Bunları bir yörüngeye koydum. Dünya’yı size yaşanılacak bir yer yaptım. Orayı bir sınav mekanı kıldım ve sizi sınav ettim.” İşte bunun için Allah Teala kainatı yaratmıştır. İtiraz edemeyelim diye. Bir misalle yakınlaştıracağım: Öğretmen sabahleyin okula gitse, oradaki çocuklara bir defter açsa ve çocukların isimlerini teker teker saysa. Kırk tane çocuğun ismini sayıyor ve şöyle diyor: “Recep İsmailoğlu iki, Ahmet Bican bir.” Daha sınav yapmamış. Sınav yapmadan çocuklara teker teker sınav notu verse. Birisine beş veriyor, birisine bir veriyor, birisine iki veriyor. Şimdi bu öğrenciler bu öğretmene itiraz etme hakkına sahip mi değil mi? Sahip. “Sen bize ne soru sordun ne cevap aldın. Sen sadece kendi kafandan bize notlar veriyorsun hocam.” der mi demez mi? Der. Mahşer günü Allah Teala’ya bu sözü söylemeyelim diye Allah Teala bu evreni yaratmıştır, kainatı yaratımıştır.

Allah, neden fakirlere yardım etmiyor?

İşte olay bu. Allah, o insanı bize burada anlatıyor: “Biz ne zaman o insana bir musibet versek, bir sınav versek… ‘Mâbtelâhu rabbuhu fe ekramehu ve na’amehu’ ona bir ikramda bulunsak.” Allah’ın ikramları ne kardeşler? Çalışıyorken her zaman rutin bir geliri varken hiç hesabında olmayan iki tane müşteri gönderir, hiç planında olmayan iki tane müşteri gönderir. O ay elinde normalin dört misli para olur. Bak, bu Allah’ın bir ikramıdır. Doktorlara gitmişsindir hanımınla beraber 4 yıllık evlisin çocuğunun olmasını istiyorsun, Allah vermiyor. On tane doktora gidiyorsun, para akıtıyorsun; Allah vermiyor. Sonra bir Kadir Gecesi dua ediyorsun Allah Teâlâ’ya; Allah, 2 ay sonra hanımını hamile bırakıyor. Bu nedir? İkram, “Fe ekramehu” biz ona bir ikramda bulunursak. Hiç hesabında yoktu, Allah ona bir ikramda bulundu. “Ve na’amehu” biz onu nimetlendirirsek, ne zaman onu bir ikramla ve nimetle sınarsak. Allah’ın sınavları iki türlüdür: Bir musibetle sınar, belayla sınar. “Sizi bazen bela ile sınarız, bazen nimetlerle sınarız.” bu başka bir ayettir. İki türlü sınama var kardeşler. Kulların tamamı neyle sınanmak istiyor? “Ben nimetlerle sınanmak istiyorum, belayla sınanmak istemiyorum.” Ama okulda derse girdiğinde öğretmenine, “Ben şu, şu, şu dallardan sual edilmek istiyorum.” diyemiyorsun. “Beni sadece şu derslerden, iyi olduğum şu kısımlardan soru sorun, sınav edin hocam.” diyemiyorsun değil mi kardeşim? Sınav sorularını kim belirliyor? Öğretmen belirliyor. Seni Dünyaya gönderen Allah Teâlâ sınav sorularını belirler. Kimi nereden sınav edeceğini nimetle mi, bela ile mi ? O bilir. Kim derse “Ben çok nimetle sınav edilmek istiyorum ve bunu kesinlikle başaracağıma inanıyorum. Ben kesin galip gelirim.” yanılıyorsun, aldanıyorsun. Musa Aleyhisselam zamanında bir adam vardı, çok fakirdi. Allah’ın peygamberini, bir yere doğru giderken onu gördü dedi ki: “Ben çok fakirim ey Allah’ın peygamberi!” Övgüler ve selam Musa Aleyhisselam’a olsun. Benim için Rabbinle görüştüğünde; sen çok onunla konuşuyorsun, görüşüyorsun. Rabbinin huzurunda benim ismimi zikredip, dua edersen biliyorum ki Allah beni hemen zengin edecek. Ve ben sana söz veriyorum, zengin olduğum anda çok hayırlı ve salih bir kul olacağım. Fakirlik canıma yetti! Lütfen rabbinle görüştüğünde bana dua et. Ama zenginlik için. Musa Aleyhisselam: “Tamam.” diyor. Allah Teâlâ ile görüşmesinde bu kişinin de, bu fakir kişinin de, ismini zikrediyor. Allah hemen kapılar açıyor. “Hiç ummadığınız yerden rızık kapıları açar.” ayetini unutmayın. “Eğer Allah’tan hakkıyla korkarsanız hiç ummadığınız yerden size rızık kapıları açar.” (Talâk Suresi 3. Ayet ) Hiç hesabında yok. Tak, tak, tak bir anda zengin olursun, bir anda! İlkokul bitirmemiş, bu ülkede ilkokul bitirmemiş binlerce zengin var. Daha İlkokul bitirmemiş Bir yazı versen yazıyı 10 dakikada okur, 1 sayfa yazıyı. Ama Allah verdi mi zenginliği, en cahil adama verir. Onu zenginleştirecek aklı verir önce. Bir adamı zenginleştirmek istediği zaman önce akıl verir. Doğru hamleleri yaptırır, içine o işi zorlar. “Bu işe gir, bu işe gir, bu işe gir.” ve adam o işe girer ve zengin olur. Bu fakir nasıl zengin oldu? Bir dua ile Allah Teâlâ bu fakiri zengin ediyor. Bir kaç gün sonra Musa Aleyhisselam bir bakıyor; bu fakiri -dua ettiği fakiri- ellerinden bağlamışlar, halk bunu karşısına almış taş atıyor. Mahkemeye çıkarılmış, taşlanıyor. Musa Aleyhisselam diyor ki: “Kim bu adam, ne oldu bu adama?” Biliyor o adama dua ettiğini. “Ne oldu, neden bu adamı taşlıyorlar, neden bu adam halk küfür ediyor hakaret ediyor ?” -Bu adam zengin, ahalinin zengin bir adamı, çok kısa zaman içerisinde zengin oldu ve kibirlendi. İçki içti ve bir adamı öldürdüğü için cezalandırıldı, kısas uygulanacak ve öldürülecek. Halk o yüzden tükürüyor ve hakaret ediyor bu adama, dedi Musa Aleyhisselam bu olayı görünce Allahu Teâlâ’dan utandı ve şöyle dedi: “Allah’ım beni affet!” “Kime zenginlik vereceğini sen bilirsin, kime fakirlik vereceğini ve fakirlikle sınayacağını sen bilirsin.” “Beni affet! Ben, senin murad etmediğin bir şeyi senin bilginin önüne geçerek senden istedim.” Allahü Teâlâ bu adamı fakirlikle sınav etmeyi diledi ve çünkü biliyordu ki bu adama zenginlik verdiği anda sapıtacak. Kur’an Ayetini hatırlayın. Mevlâ Teâlâ hazretleri ne buyuruyor? “Allah insanların tamamına bol rızık verseydi, o insanların hepsi azardı.” Demiyor musunuz şunu? “Ya niye Allah bütün dünyayı zengin yapmadı?” ayet açık Şuarâ suresi ayetidir. “Allah insanların tamamına bol rızık verseydi, insanlar azardı.” İki tane örnek vereceğim, bu kitabın anlattığı iki örnek: En bol rızık verdiği iki adam, ikisi de “Ben Allahım!” dedi. Kim bunlar ? Firavun, Nemrut. Nemrut önce Firavun sonra geldi. İkisininde ortak kelimesi ne? “Ne Allah’ı ne İlahı ya ben Allah’ım. Senin Allah’ın benim!” dedi. Peygamberlerine, biri İbrahim Aleyhisselam’a posta koydu, biri Musa Aleyhisselam’a posta koydu. “Ne Allah’ı? Ben de yaratırım, ben de öldürürüm, ben de diriltirim!” dedi. En bol rızık verdiği iki adam burada dünyaya hakim oldular. Nemrut da Firavun da dünyaya hakim oldu. Sonuçları ne oldu? Sapıtıyorsun işte bak gör! Örnek ortada. Bu Kur’an hikaye kitabı değil. Örnek ortada! Kibirlendiler, gururlandılar. “Dünyanın en büyük ordusu bize ait, dünyanın en büyük servetleri bize ait. Allah biziz her hâlde başka Allah olamaz, biziz her hâlde.” dediler. Peygamberlerine posta koydular. Allahü Teâlâ ikisini de helak etti.

Namazdan sonra içimden dua etmek gelmiyor, ne yapmalıyım?

Her namazından sonra dua edip Allah’tan bir şeyler istemek senin hakkındır. Sakın bu hakkından geri durma! Her işçi, işçiliğini yaptıktan sonra patronundan ücret isteme hakkı vardır. İbadet ve namaz da bunun gibidir. Yaptıktan sonra aç ellerini ve ne isteğin varsa Muhammed aleyhisselâmın deyimi ile ayakkabının bağına kadar Allah Teâlâ’dan iste ve ısrarla iste. İstemeyi kesme! Sen kulsun. Kul ister. Sahip olan Allah’tır. Zengin olan O’dur. Verdikçe azalmayacak nimetin sahibi O’dur. O da verir.

Cennetlikler ve Cehennemlikler ölecekler mi?

ayet: ”Ne mutlu bize ki artık bir daha ölmeyeceğiz değil mi?” Şimdi arkadaşlarına diyor ki, birbirlerine gaz veriyorlar, gaz. ”Ne mutlu bize ya. Şşş artık ölmeyeceğiz değil mi?” Oradakiler, cennet ehli. Kardeşler, cennete ve cehenneme girenlerin tamamı öleceklerini düşünüyorlar. Bakın şu andaki bilginiz orada yok. Şu andaki fikriyatınız orada olmayacak, öleceğini düşünüyorsun oraya gittiğin zaman ilk olarak. Hem cehennem ehli: ”Biz eninde sonunda öleceğiz. Bu kadar azabı görüyoruz burada, öleceğiz ve bitecek.” diyorlar. Cennet ehli de aynı: ”Tamam, bu kadar güzel nimetler içindeyiz de eninde sonunda öleceğiz nasılsa.” diyorlar. Ne zamana kadar? Muhammed Aleyhisselam’ın Hadis-i Şerif’i meseleyi bize açıklıyor. ”Ölüm, beyaz bir koyun suretinde cennetliklerin ve cehennemliklerin tam ortasına getirilir ve kurban edilir. Kurban edildikten hemen sonra bir melek şöyle münadi eder, şöyle nida eder: ”Ey cennet ehli! Bundan sonra size ölüm yoktur. Ey cehennem ehli! Bundan sonra size ölüm yoktur.” deyince bir tarafta sevinç çığlıkları… Artık ölüm yok. Buraya geldik, kapağı attık. Devlet kapısına kapağı attık, memur olduk artık. Bitti! Cennete girdin artık, Allah kapısı bu. Devlet kapısından bile kovulma ihtimalin var. Allah kapısından kovulma ihtimalin yok, kurtardın. Çığlıklar, zevk çığlıkları… Öbür tarafta: ”Yandık!” Ebedi olarak derilerin yanacak, eriyecek. Allah sana bir daha deri yaratacak. Eriyecek, bir daha deri yaratacak. Kur’an-ı Kerim’de cehennemin alevinden ve azabından bahsederken deriden bahseder Allah-u Teala, derileri. Acıyı en çok hisseden uzvumuz neresi? Deri, bedenimizin üstünü kaplayan deri. Acıyı en çok bu hisseder. Devamlı Allah, derilerinden azap edeceğini bildiriyor. Bu da Kur’an’ın bilimsel tespitlerinden bir tanesidir. Allah bizi o azaba düşenlerden etmesin kardeşler. (Amin) İşte, ne zaman anlıyorlar? O ölüm suretinde koyun kesildiği anda cennetlikler, cehennemlikler anlıyorlar ki biz ölümsüzüz artık. ”Önceki ölümümüzden başka ölüm yok. Azap da görmeyeceğiz.” Önceki ölüm neydi? Dünya hayatıydı. Yaşadı 40 sene, 50 sene, 60 sene, 20 sene, 10 sene… Allah-u Teala ne kadar ömür verdiyse. Dünya hayatında yaşadı ve son nefesini verdi. Neyi öldü? Bedeni öldü. Ruh ölümsüzdür. Beden ölür, ruh ölmez. ”Önceki ölümümüzden başka bir daha artık ölmeyeceğiz değil mi? Azap da görmeyeceğiz.” Artık cennete kapağı attık. Azap bizim için geçerli değil. Orada yaptığın bir hareketten dolayı azaba gireceksin… O cennetteki ağaç Adem’in sınavıydı. Bizde o ağaç da olmayacak kardeşler. Cennette bir ağaç vardı, biliyorsunuz. Adem babamızla Havva anamız bu ağacın meyvesini yedikleri için Dünya’ya kovuldular. Bizde o ağaç da olmayacak. Sınav bitti. Son iki ayet: ”Şüphesiz bu, cennetteki nimetlere ulaşmak büyük bir başarıdır.” Başarı mı istiyorsun? Kariyer mi istiyorsun? Bitmeyen sınırsız bir maaş mı istiyorsun? Övgü, hürmet mi istiyorsun? İşte sana başarı. Bunun peşinde koştur. Dünya kariyeri için çalışıyorken daha fazlasını ahirete, sonsuz kariyere ver. Çünkü onun sonu yok, sınırı yok. Bitmiyor. Bu dünyadaki bütün kariyerin, en kaliteli kariyerin sonu var, bitiyor. Bursa’ya gittim, Emir Buhari’yi ziyarete. Hemen yanında, arka tarafta bana dediler ki: ”Hocam, bir sanatçı var Türkiye’nin en büyük şarkıcısı.” Dedim: ”Kim o ya?” Emir Buhari’nin arkasında, Emir Sultan’ın kabri böyle tıklım tıklım. Dedim: ”Bana bir gösterin bakayım. Bir göreyim.” Kabir pislik içinde. O sanatçının kabri pislik içinde. Bir tane ziyaretçi yok. Burada Allah’ın dostu Emir Buhari, Emir Sultan. Her gün 10 binler, 100 binler akın akın geliyor, Kur’an okuyor, dua ediyor. Öbür tarafta sanatçı, bakın bütün Türkiye’nin ve dünyanın tanıdığı bir sanatçı bu. Bir tane ziyaretçisi yok, bir tane Fatiha okuyanı yok. Hangi kariyer? Ebedi hayatın kariyeri. Sen Allah’ın dostu olursan Allah seni kıyamete kadar zikrettirir. Bugün biz, Yunus Emre’leri konuşuyoruz, Hacı Bayram’ları konuşuyoruz, İhramcızade İsmail Efendi’leri konuşuyoruz, Bediüzzaman Said Nursi’leri konuşuyoruz. Aramızda yüzlerce sene var. Neden konuşuyoruz bunları? Sadıklardan olursan Allah senin ismini kıyamete kadar unutturmaz. Bu iş böyledir. Son ayet: ”İşte çalışanlar böylesi için çalışsınlar.” Koştur, çalış. Bunun için çalış ama. Şu namaza gidiyorken esnaf kardeşine arada bir uğra: ”Kardeşim, bugün benle beraber öğle namazını kılar mısın?” Bir komşuluğun var, bir dostluğun var. Sinemaya davet ederken hatır kullanıyorsun, halı saha maçına davet ederken hatır kullanıyorsun. ”Gel eve beraber film izleyelim.” diyorsun, hatır kullanıyorsun. Ama namaz için, Allah için hatrını kullanmıyorsun. ”Hatrım yok mu ya? Gel bir öğle namazı kılalım beraber.” Her şey bir vakitle başlar kardeşler. Adam bir namaza gider, kalbine öyle bir hidayet tecellisi eder ki Allah-u Teala, senden daha sağlam namazlı bir adam olur. Senden daha sağlam Müslüman olur. Bak buraya gelen öyle kardeşler var ki aranızda bir arkadaşı buna vesile olmuş. ”Bir kere gel sohbete ya, hatrım için.” demiş. Vesile olan kişi sohbeti bırakıyor, namazı bırakıyor. O vesile olduğu, o bir kere meraktan, hatır için gelen adam var ya; 3 senedir, 4 senedir yanımızda. Öyle insanlar var şu anda burada. Kimin ne olacağını Allah bilir. ”En dipten en zirveye yarın benim başıma ne geleceğini ben bile bilmiyorum.” diyen Muhammed Aleyhisselam’ın ümmetiysen yarının için kesin olarak konuşmayacaksın. ”Ben bile yarın başıma ne geleceğini bilmiyorum.” diyor. Allah’ın peygamberi bu ya. Övgüler ve Selam üstüne olsun. (Amin) O bile bunu diyorsa… ”Benim bu kadar talebem var, bu kadar insana dervişliği öğrettim, zahitliğimde de ileri gidiyorum. Artık benim ayağım kaymaz, kurtardım ben.” ”Yarın bile ben başıma ne geleceğini bilmiyorum.” diyor Muhammed Aleyhisselam. Sen neyine güveniyorsun? Her insanın kusurları olur, günahları olur. Mesele; sevapların, günahlardan daha fazla gelmesi. Dengede, muhakkak teraziyi, sevapları yüksekte tutmak. Kardeşler bunun için çalışacağız. Allah’ımız öyle bitiriyor: ”İşte çalışanlar, bunun için çalışsınlar.” Mevla Teala Hazretleri anlamayı, idrak etmeyi hepimize nasip etsin. (Amin) Amin ya Muin.

Karı koca ilişkilerinde ince taktikler!

Bu insanlara tebliğ yaparken ne yapacağız? Zorlama yapmayacağız. Ayetin devamında Allah’ımız ne buyuruyor? “…efeente tukrihu-nnâse.” (Yûnus, 99) Hâl böyleyken insanları zorlayacak mısın? Bak! Ben dileseydim bütün hepsinin topyekûn bir şekilde iman etmesini isterdim ve yapardım bunu. Hâl böyleyken ben bunu dilemedim. Sınav etmek istedim ki Ebu Bekir’le, Ebu Cehil arasındaki fark ortaya çıksın diye. Herkesi cennete doldurmak benim için çok kolay. Hepsine de on dünya büyüklüğünde yer veririm. Bu çok basit benim için. Jüpiter’i yapan, Güneş’i yapan, Dünya’nın bin katı büyüklüğündeki Güneş’i yapan, yüz bin katı büyüklüğünde cenneti çok kolay yapar. Ama ben bunu dilemedim. Ben bunu dilemedikçe sen “efeente tukrihu” “ikrâh ettirmek, zorlamak” demektir Arapça’da. “…tukrihu-nnâse.” Sen insanları zorlayacak mısın hâl böyleyken? Sen yanındaki adam namaz kılmıyor diye “Sen kafirsin!” diyecek misin? “Sen ne pislik bir adamsın!” diyecek misin? Deme, bunu demeyeceksin! Bu senin vazifen değil. Senin yapman gereken tek şey: Namaz kılmamanın cezaları, namaz kılmamanın kötülükleri, belaları… Bir adamın başına namaz kılmadığı için ne belalar gelir, ne sıkıntılar gelir? Huzursuzluk, kalp kirliliği, kalbin katman üstüne siyah katman zift alması ve daha sonra inkârlara başlaması… Artık “Namaz kılamıyorum, günah işlediğimi biliyorum.” demez, artık “Ne namazı ya, ben namazın borç olduğuna inanmıyorum.” demeye başlar. Bak zift üstüne zift gelmiş. Allah’ın hükmünü reddedecek kadar… Kur’an’da yetmiş yerde farz kıldığı hükmü, emri reddedecek kadar zift üstüne zift gelmiş. Durum buraya kadar gidiyor. Hanımına küfretme! Hanımını aşağılama! Onu değiştireceksin diye ikrâh ettirme! “Hocam, ben hanımla evlendim. Başı açıktı. Şimdi başını örtsün diye her gün kavga ediyoruz.” Etme! “Niye insanları zorluyorsun?” diyor Muhammed Aleyhisselâm’a. Namaz kılacaksın diye zorlamayacaksın! Başını örteceksin diye zorlamayacaksın! Sohbete geleceksin diye zorlamayacaksın! Baskı yapmayacaksın! Ona sadece doğru olan şeyi anlat ve geri çekil! O düşünsün, o karar versin. Sen bir peygamber de değilsin. Kalplere hidâyet edecek bir durumunda yoktur. Muhammed Aleyhisselâm’a vermediği şeyi sana mı verecek? “Allah dilemedikçe hiç kimse hidâyet edemez.” (Yûnus, 100) diyor Kur’an. Şu hâlde hanımınla olan bazı anlaşmazlıklarda sakın ona bu baskıyı yapma! “Ben şimdi Allah yoluna girdim, namaza başladım. Sen de başını örtmüyorsun, ben seni boşamak zorundayım.” Hayır! Bir kadının başının açık olması boşanması için yeterli bir sebep değil. Bu kadın namussuzluk yapmıyor. Bu kadın sadece günahlardan bir tanesini işliyor. Başı açık olma günahı. Başı kapalı olup da namaz kılmama günahı… O ne olacak? Bu günah değil midir? Başı kapalı ve namaz kılıyor olup da gıybet yapma günahı… Altın günü yapıyoruz deyip üç saat gıybette kalma günahı ne olacak? O komşuyu eleştiriyor, bu komşu bunu almış, diyor. Şu komşu şöyle yapmış, diyor. Ne olacak bu? Bak bu da bunun günahı. Her insanın bazı zayıf noktaları vardır. Yumuşak karnı vardır her insanın. Bu vardır. Zaten günah işlemezsek insan değiliz demektir. Robotlaşmışız anlamına gelir. “Günah işlemeseydiniz, günah işleyip tövbe etmeseydiniz Allah sizi topluca helâk eder, yerinize günah işleyip kendisine tövbe eden kavimler yaratırdı.” Bu bir hadis-i şeriftir. Dolayısıyla bu hatalarımız olacak. Hanımında bir hata yaptı diye niye hemen çarpıyı atıyorsun üstüne? Üç tane çarpı atıyorsun ya! Hanımına baş örtüsünün nasıl bir emir olduğu konusunda âyetleri ve hadis-i şerifleri bildireceksin. Muhammed Aleyhisselâm ve sâhâbilerinin hayat hikayelerini ortaya koyacaksın, delilleri ortaya koyacaksın. O konu hakkındaki hocaların vaazlarını izleteceksin, karışmayacaksın! Baskı yapmayacaksın, sıkmayacaksın! Muhammed Aleyhisselâm’ın hâdisini unutma! “Sizin en hâyırlınız, hanımlarına karşı en iyi davrananlarınızdır. Hanımlarınıza karşı en iyi davrananız da benim. Benden daha iyi kimse hanımlarına davranmaz!” Ahlak numunesi peygamber. Övgüler ve selâm Efendim’in üstüne olsun. Aişe anamıza diyor ki Muhammed Aleyhisselâm: “Ey Aişe! Ben senin öfkeli olduğun hâlle, öfkeli olmadığın, sinirli olmadığın ânı çok iyi bilirim.” Aişe anamız şaşırıyor. “Nasıl bilirsin ey Allah’ın Resulü? Bana söyler misin?” diyor. “Sen, öfkeli olduğun zaman İbrahim’in Râbb’ine yemin olsun diye duâ edersin.” diyor. İbrahim’in Râbb’ine yemin olsun! Araplar çok söze, böyle ciddi sözlere böyle başlarlar. “Yemin olsun. O Allah’a yemin olsun” diye başlarlar. “Öfkeli olduğun zaman bana, sen nasıl söze başlıyorsun? İbrahim’in Râbb’ine yemin olsun. Bana öfkeli olmadığın zaman da söze şöyle başlarsın: Muhammed’in Râbb’ine yemin olsun.” Bakın bu peygamber kârısıdır. Allah ondan râzı olsun. (Amin) Annemize, inşallah sofrasında oturmayı, yemek yemeyi bize nâsip eder Mevlâ’mız. (Amin) İnşallah. Efendimizin hanımları arasında en âlimesidir. Aişe anamız iki bin yedi yüzden fazla hâdis rivâyet etmiştir. Müçtehiddir. Fıkıhta da müçtehiddir. “Ben senin öfkeli olduğun zamanı bilirim.” diyor. Şimdi bir koca, karısı kocasına öfkeli olduğu zaman ne yapar? Şşşt! Sabırlı biriyim, anlayışlıyım ve şiddeti çok az kullanırım hatun. Şiddeti çok az kullanırım. Ama sabrımı zorlama istersen. Senin Müslümanlığın bu kadar. Yani çok az kullanırım ne demek? Bazı yerlerde kullanabilirim, dikkatli ol! Müslüman bir erkek hanımına el kaldırır mı? Bak Allah’ın Peygamberi’ne! “Senin bana öfkeli olduğun zamanlar da var, ben gülüp geçiyorum.” diyor. Umursamıyor. Senin bunu yapman lâzım. Kadın.. Kadın su gibidir, erkek ateş gibidir. Erkek bir alev aldı mı sağa sola doğru alevleri fışkırtır, dağıtır. Çok çabuk öfkelenir. Çok çabuk alevler yükselir. Kadın, o su olan kadın var ya hemen o alevleri etraftan böyle suyu dökerek söndürmek zorundadır. Kadının vâzifesi bu. “Kadınlar sizlere örtüdür, sizler eşlerinize örtüsünüz.” (Bakara, 187) Bu âyettir. Kadın da erkeğinin ne olucak? Örtüsü olucak. Hemen suyuyla onu teskin edecek, rahatlatacak. Erkekte ateşiyle o suyu ısıtmaya çalışacak. İslâm ilimlerini hanımına öğretecek. Hanımı, o ilimleri öğrenip o ateşle bir ısınmaya başladığı zaman… Su bir ısınır, geç ısınır ama ısındığı zaman da soğumak bilmez. O, kaynamış olan çaydanlığı bir saat boyunca eline alamıyorsun değil mi? Soğumak bilmez o su. Kadın da İslam’a bir ısındı mı o erkeği, kocasını geçer. Kendisine takva pozu yapan kocasından daha fazla namaz kılar, daha çok sohbet seyreder. Bizi takip eden kadınların büyük çoğunluğu kocasının hidâyetine vesile olmuştur, çocuklarının hidâyetine vesile olmuştur. Teşvik ediyor. “Bak şöyle bir hoca buldum, şunu izler misin?” diyor. Adam namaz kılıyordu, karısı kılmıyordu ve açıktı. Şimdi karısı kapandı ve namaza başladı. Nâfile de kılıyor, zikir de yapıyor. Ve her gün sohbetlerimizi seyrediyor. Şimdi adamı teşvik ediyor. “Bak, şöyle bir hoca buldum, ilimde kendini geliştir.” Ev huylarının, ev geçiminin daha iyi olması için kocasına sohbetleri seyrettiriyor. Kadınlar da uyanık kardeşim. Uyanık! O ateşin ısıttığı suyla ne olur? Haşlanmış suyla yemek yapılır, haşlanmış suyla çay yapılır, haşlanmış suyla sportif faaliyetler yapılabilir. Her şey olabilir. Kardeşler! İşte su, işte ateş… “Kadınlar size örtüdürler, siz kadınlarınıza örtüsünüz.” (Bakara, 187)