Allah sana aşık olsun ister misin?

“Ey yekûlû âmennâ” İman ettik, demeleriyle, bırakılacaklarını mı zannediyorlar? “ve hum lâ yuftenûn” Fitne! Yine Türkçe’de kullandığımız bir fitne kelimesi vardır. Fitneci abla seniii, fitneci! Çok kullanırız bunu. Kardeşler! Nereden geliyor? Fitne, Kur’an’dan geliyor yine, Arapçadır. Ne demek fitne? İmtihan, bela, musibet, sıkıntı… Bunların tamamı, geniş kapsamlı bir kelimedir. Fitneden geçer. “ve hum lâ yuftenûn” Onlar fitnelere düşürülmeden. Onlar sınav edilmeden, imtihan edilmeden… Sadece bir inandım demeyle, bir cümle kurmayla Salıverileceklerini mi zannediyorlar? Allah’ımızın şu âyetinin, açıklığına bakın kardeşler. Etrafınızda ne kadar insan varsa Bu insanların büyük çoğunluğu şöyle der: Bu musibeti atlattım, bu sıkıntıyı atlattım, daha bana musibet değmez. Yalan! Yanlış! O geçici bir andır. Allahu Teala, iki gün rahat verir, bir gün sıkıntı verir. Hayatının sonuna kadar bu böyle! Bu döngü devam edecek gidecek. Sakın ha aldanma! Bu musibeti atlattım, daha bana musibet değmez deme. Hayır! Muhakkak hayatının geri kalanında bazı sıkıntılar, musibetler gelecektir. Ve Allah senin sabrını, devamlı ve devamlı sınayacaktır, seni deneyecektir. Günahlarını, kusurlarını bu musibetlerle bu fitnelerle üzerinden def-ü ref edecektir. Senin kullandığın sabır cümleleriyle. Güzel sabır cümleleriyle. Dolayısıyla, imanının kalitesi nereden belli olurmuş? Bir! İbadetten belli oluyor. Kudsi hadiste Allah Teala hazretleri buyuruyor. “Kulum, bana ibadetleriyle yaklaşmaya devam eder.” “Farzlar ile yaklaşmaya devam eder” 5 vakit namaz, oruç, hac, zekat. Bunlar farzlardır. “Kulum bana, bunlarla yaklaşmaya devam eder.” Ne kadar farzları yaptıysak. Günler geçiyor, ömrümüz bitiyor ama biz devamlı farzları yapmaya devam ediyoruz. Bu farziyetteki daimlik bize ne kazandırıyor? “Kulum bana, farzları ile yaklaşmaya devam eder.” “Nafileler ile ben kulumu severim.” Farzlar neye bizi sevk ediyor? Allah’a yaklaşmaya. Allah’ın bizi sevmesi nasıl oluyor peki? Nafileler ile. O farzların üzerine, Muhammed aleyhisselam ve sahabilerinin yaptığı gibi eklemeler yaparsak. İşrak namazı, istihare namazı, duha namazı, evvabin namazı, teheccüd namazı. Bu namazları bu ibadetleri bu nafileleri eklersek ne oluyor? Ben o zaman kulumu severim, kuluma aşık olurum. İşte bak! Bu, senin imanının delillerinden. Secdeye gidiyorsun dizlerin çözülüyor, sıkıntı çekiyorsun, herkes ibadetsiz, namazsız bir şekilde işinde gücündeyken… Sen, ibadetli bir şekilde işinde gücündesin. Her gün bir saatini, bir buçuk saatini Allah’a veriyorsun. Onlar ise nefsine veriyor. Şeytana veriyor. İnsanların büyük çoğunluğu namaz kılmıyor kardeşler, biliyorsunuz. Dörtte üç. Şu anda namaz kılmayan dörtte üçtür. Onların sayısı bizden fazladır. Cumadan cumaya gidiyor büyük çoğunluğu. Bir kısmı da bayramdan bayrama gidiyor. Namaz kılan, beş vakit namaz kılan sayısı kaç? %23, burada rakamları okudum. Türkiye’de beş vakit namaz kılan sayısı, %23! Rakam, rezalet bir rakam! İnşaAllah bunu geriye doğru döndüreceğiz. Allah bize yardım etsin. Hocalarımızın diline tesir versin, kalbine tesir versin. Halkımıza izan versin, IQ seviyesini yükseltsin. Amin. Milletimizin IQ seviyesi yükselirse ne olur? İslamı anlar, kolay bir şekilde anlar. Kolay bir şekilde anladığı zaman ne olur? Hemen namaz kılmaya başlar. Zaten namaza başlayan insan sayısı, namaz kılan insan sayısı, %50 olduğu zaman Türkiye süper güç olur! %75 olduğu zaman ne olur? Osmanlı gibi, Dünya’ya hükmedersin. Altı asrın, dört asrında Dünya’ya hükmetti Osmanlı. Milletin %75’i beş vakit namaz kılıyor, böyle olursa Allah sana yardım etmeyecek de kime yardım edecek. İşte Allah’ın yardım ettiği millet yüceldi, yükseldi. Dolayısıyla Müslümanım diyor isen, şahitlerini göster. Müslüman mısın kardeşim? Hocam biz de Müslümanız Elhamdülillah ama… Karımın yirmi beş yaşında başını kapatması bana ağır geliyor ya! Kırk yaşında kapatır hocam ya? Hani Müslümanlık? Allahu Teala bu kitapta, kadınlara örtünün diyor mu? “Kadınlar başörtülerini, boyunlarının ve göğüslerinin üzerine örtsünler.” Ayettir. Diyor mu orada, yirmi beş yaşından sonra? Diyor mu böyle bir ayet var mı? Yok! Örtsünler ne demek? Bülûğ çağına erdiği andan itibaren, mükellef demektir. Kadınlarda 9-12 yaş arasıdır, onlar bizden daha erken bülûğa erer. Biz erkeklerde 12 ile 15 yaş arasıdır, bülûğa erme. Şu halde, yok karım şu yaşa gelsin ondan sonra kapanır, şimdi güzelliğini insanlar görsünler… Erkeklerden birçoğu vardır; karısını yanında yarı çıplak gezdirmekten keyif alır. Buna; karısını kıskanmayan “deyyus” erkek denir. Muhammed aleyhisselamın hadislerinde geçen, “Karısını kıskanmayan erkek, ona deyyus denir.” diyor. Karısını kıskanan erkeğe ne diyor? “Mü’min gayur olur, gayur.” Yani; karısını hanımını gayrıdan, yabancı erkeklerden kıskanır. Başka erkeklerle onu, başbaşa bırakmaz ve dışarıya çıktığı anda muhakkak tesettürü üzerinde olur karısının. Buna: “Kıskanç Müslüman erkek denir.” İmam Ali’nin sözüyle teyit edeyim. “Karısını kıskanmayan erkekte hayır yoktur.” Müslümanım diyorsan, şahitlerini göstereceksin. Hanımın tesettüründe olacak. Hanım sana deyince; Ya bey! Ben örtünmeyi düşünüyorum be! Tamam, seninle evlendiğimiz zaman başım açıktı, bu kadar kitap okudum, vaaz dinledim etkilendim İslam’ın emrini yaşamayı istiyorum artık derse; Sen ona ne diyeceksin? “Hatun! Tam destek, arkandayım yap!” “Ama ailem şöyle diyebilir” Yaa sen kabre girdiğin zaman, ailen seninle beraber kabre girecek mi? Senin kocan bile, kabre seninle beraber girmeyecek. Ailen kimmiş! Kocası, bir kadına babasından ve anasından daha yakındır. Babası ve anası, kızının sırtına bakamaz. Kızının göğüslerine bakamaz, ama kocası bakar. Evlendikten, nikah kıyıldıktan hemen sonra anasından ve babasından üstün bir seviyeye geçiyor koca. İslam’ın hükmü budur. Şu halde kardeşler, Birincisi, Mü’min olduğumuzun delillerinden birincisi ibadettir. İkincisi nedir? İmtihanlarla, musibetlerle sınanmamızdır. Bunlar olmadıkça, Allah bizi salıvermiyor, bırakmıyor. Muhakkak başımızdan bunlar geçecek.

Ahirette aşık olmak var mı?

Bu hafta bir sual geldi. Onu nakletmeden geçemeyeceğim kardeşler. Madem cennetten konuştuk biraz. “Ahirette de aşık olmak var mı?” Kardeşimiz soruyor. Soru: Hocam, selamun aleykum. Ahiret aleminde de burada olduğu gibi eşimize, evladımıza aşık olmak olacak mı? Şimdi bu kardeşim hanımına aşık, çocuğuna aşık, seviyor. Ama aynı muhabbetin ve aşkın ahirette de olup olmadığını merak ediyor. Cevap: Ve aleyküm selam kardeşim. Şeyh Safiyuddin’nin meşhur Reşahat kitabından bir alıntıyla cevaplayayım bu sorunuzu. Girişi yaptım, şimdi olay benden çıktı. Nakil yapıyorum. Reşahat diye bir kitabı vardır. Çok güzel, kaliteli bir kitaptır. Allah dostlarının hayatından hikayeler anlatır. Onların kerametleri ve görüşlerini anlatır. Bir derviş Mevlana Abdülgafur Hazretlerine soruyor. “Ahiret âleminde aşk ve aşıklık var mıdır efendim?” Cevap: “Sen ne diyorsun? Asıl aşk ve aşıklık o âlemdedir. Zira cisimler âlemi değişik ve zıt unsurlardan mürekkep olduğu için hisler de değişik ve birbirine zıt olur. Ama bu âlem basitlerden ve unsurları arasında tam bir ahenk ifadesinden kurulu olduğu için fena ve zeval bulmaz ve değişiklik, ayrılık kabul etmez.” Dünyadaki âlemde her şey cisimlerden müteşekkil olduğu için hanımımızı sevmemiz kısıtlıdır. Sevmediğin bir huy gördüğün anda içindeki duygu değişir. Az önce seviyordun fakat bir saat sonra nefret etmeye başlarsın. Bak aşk gitti. Yerine ne geldi? Nefret. Gün boyunca hanımınla akşamleyin beraber yiyeceğin yemeği hayal ediyordun, hanımına özlemin vardı. Beraber yemek yiyecektin, sonra tatlı yiyecektiniz, sonra onu gezmeye çıkartacaktın. Müthiş bir özlemin vardı hanımına karşı. Akşam eve bir gittin, yemek yapmamış. Ablasına gitmiş ziyarete, yemek yapmayı unutmuş, dalmışlar muhabbete. O dizi şöyleydi, bu dizi böyleydi. Yemek yapmayı unutmuş. O gün boyunca hasretiyle yandığın hanımına akşam bir geliyorsun, “Hatun hadi sofrayı kur.” “Aa ben yemek yapmayı unuttum bey.” Ne oldu aşk? Aşk gitti. Bak hâller değişiyor. Dünyadaki hâller değişkendir. Ahirette böyle değildir. Ahiretteki aşkımız, eşimize diğer eşlerimize çocuklarımıza, Peygamberimize ve Allah’ımıza aşk hiç değişmez. Oluşan olayların akabinde değişime uğramaz, değişimler buradadır. “Bu yüzden aşk ve aşıklık burada daima kemal hâlindedir.” Ahirette bu devamlı zirve hâlinde olacaktır. “Şu kayıtla ki ruhun nedenle alakası sebebiyle bu alakanın kesilmesinden sonra ruha bir kaç gün şaşkınlık ve kararsızlık arız olur. Fakat ruh, beden tarafının alakasını üstünden atıp saf ve pak hâle gelince yine aşk ve aşıklık zevkine alışır.” Şimdi, öldüğümüz zaman Allah bize o günü gösterdiği anda, inşallah imanla gideriz. Kardeşim bu hafta Diriliş Ertuğrul’u seyretmiş. Bana soru sordu: ”Hocam, çok sevdiğim bir karakter öldü, öldürüldü” diyor. Aliyar diye bir karakter var orada çok hoşumuza giden bir karakter, ilim ehli adam. Dindar, mutaassıp bir adam. “Bu adam öldü hocam. Moralim çok bozuk, bana bir nasihat verir misin?” diyor. Kardeşim bana mesaj göndermiş. Ben de kardeşime yazdım. Kardeşim dedim, bütün Türk filmlerinde -yüz yıldan beri bu ülkede Türk filmleri yapılır- bütün Türk filmlerinde dini karakterler son nefeslerinde uzunca bir lâ çekmeden, kelime-i şehadet getirmeden ölmezler. Son sahnesi, ölüm sahnesi geldi mi o karakter dindar bir karakterse şöyle demek zorundadır. Eşhedu enla ilahe illallah… Adam ölüyor, son nefesini veriyor ama kelime şehadette zerre kadar titreme olmaz. İman ehli olduğu için ona tam söyletirler. Ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resulüh. Şimdi bu karakter, darbeleri yedikten sonra, kılıç darbelerini falan yedikten sonra şehadet getirdi mi? Getiremedi değil mi? Şehadet yok, kesinlikle ölmez, ölümsüz. Bu bölümde ölümsüz, bu ölmez. Artık bir kaç sahne sonra mı, bir kaç bölüm sonra mı bu sözümü unutmayın. Bu bölümde ölmedi, merak etmeyin. Kardeşime moral verdim, çok keyiflendim hocam, diyor. Şimdi gideyim akşam namazımı kılayım. Çok keyiflendim, diyor. Şimdi kardeşler, ruhumuz bedenimizi terk ettiği zaman ne diyor bu Allah dostu? Ruh bedeni terk ettiği anda, alakası bittiği anda bedenle, bir şaşkınlık hâlindedir. Birkaç gün bu şaşkınlığı sürer. Neye benzer bu? Evimizde özgür bir hayat sürüyorken bizi askere alırlar. Askerde iki üç gün şaşkın gibi dolaşırız. Nereye geldim ben ya? Dün istediğim yere gidebiliyordum. Bugün nereye gitsem birileri bana emir veriyor. 35 yaşında adam askere gelmiş. 20 yaşında asker, ondan üç ay önce geldiği için şöyle diyor: “Oğlum gel buraya.” Ya Allah’tan kork ya! 20 yaşında adamsın, 35 yaşında imam arkadaş geç gelmiş askere, imama diyor ki: ”Oğlum gel buraya şunları temizle.” diyor. 20 yaşında asker, yüzüne tükürürüm ben senin. Onbaşı falan da değil, rütbesi yok, er ya! Ben senden üç ay önce geldim, diyor. Komutanını bileceksin, diyor. Hah en çok kullandıkları tabir: Kolluk bende kıllık bende, diyor. 35 yaşında adama oğlum diye hitap ediyor. Utanmaza bak! O adam, o imamın ben hâline bakıyorum üç dört gün kendisini bilmiyor, ben nerden nereye geldim, diyor. Bütün cemaat bu imama hürmet gösterirken, saygı gösterirken, herkes sorularına cevap almak için bu imama sıkıntısını gidermeye gelirken şimdi burada 20 yaşında çocuk edepsizlik yapıyor. Bu büyük bir şaşkınlık hâlidir. Ruhumuz bedenimizi terk ettiği zaman bizde bir şaşkınlık hâli hasıl olacak. Neden? Bu dünyamızda bir yerden bir yere seyahat etmek istediğimiz zaman ne yapıyoruz biz? Ya tramvaya biniyoruz… Üç dört TL para veriyoruz, tramvaya jeton alıyoruz, biniyoruz, gidiyoruz. Ya arabaya biniyoruz ya uçağa biniyoruz ya trene biniyoruz. Ama ruh bedeni terk ettiği zaman ne olacak? Nereye gitmek istiyorsun? Himalaya dağlarına, Himalayalara gitmek istiyorsun. Hemen bir anda tıpkı şeytanın gidebildiği gibi, artık ruh konumunda olduğun için eğer kabrinde hapis değilsen, kabrin cehennem çukurlarından bir çukur değilse istediğin anda istediğin yere gidebileceksin. Kıyamete kadar bu seyahatin serbest olacak. Ama ilk iki üç gün şaşkınlık hâlindedir, sonra alışır, diyor şeyh efendi. Gerçek aşk ruh hâlinde başlar, diyor. Derviş yine soruyor. “Buyurduklarınız ahiret serarındandır, sırlarındandır. Hâlbuki ruhlar, ahiret esrarını ifşa etmeye mevzun değildir, derler. Nasıl oluyor da siz bunları açıklayabiliyorsunuz?” Şeyh efendi cevap veriyor. “Bu saçma bir kanaattir ve boş bir sözdür. Nice kimseler, peygamberimizi ve ümmetin büyüklerini rüyada görüp onlardan ahiret âleminin garip taraflarını öğrenirler. Eğer ahiret esrarının ifşası caiz olmasaydı Kur’an ve hadis onlardan bahseder miydi?” Derviş diyor ki: Ahirette başımıza gelecek olan şeylerin ifşası, açıklanması caiz değildir. Biz böyle biliyoruz, diyor. Caiz olmasa Allahü Teala burada kabirden başlayıp da mahşer, kıyamet, cennet, cehennem anlatır mıydı? Ahiret esrarı bunlar. Demek ki bahsedilmesi, anlatılması caizdir. Muhammed Aleyhisselam’ın hadislerine bakın. Miraçla alakalı, kıyametle alakalı, mahşerle alakalı, cennet ve cehennemle alakalı binlerce hadisi vardır. Binlerce hadis. Ahiret esrarından bilgiler veriyor. Şu hâlde onlar böyle bilgileri veriyorsa meşayıh da, âlimler de, veliler de, peygamberler de ahiret alemine dair bu bilgileri insanlara aktarabilirler. Bunda bir sakınca yoktur, diyor. Bu maneviyata erebilmek için ne yapmak lazım? Bedenin ruha gittikçe yakınlaşması lazım. Ruh, aslı Allah’tandır. Allah’ı arzular, Allah’ı ister. Nefsin aslı ateştendir, şeytandandır. Şeytanı arzular, şeytanı ister. Burada bizi aklımızla ve kalbimizle Allah ortada bırakmıştır. Nereyi tercih edeceğiz? Sağ tarafı mı, ruhu mu? Sol tarafı mı, şeytan ve nefsi mi? Nereyi tercih edeceksin? Sadakati ver gönlüne, esip geçen yel olmasın. Karıncayla çıksın yola, damla olsun, sel olmasın. Allah yolunda bir şeyler yapmak istiyor musun? Karıncayla yola çık. Ağır ağır, adım adım, damla damla. Sel olmana gerek yok. Tazyikli bir su gibi gitmene gerek yok. Fırtına olma! Damla damla git, ağır ağır git ama istikrarlı git. Bu şekilde gidersen Allahü Teala sana bütün mertebelerin kapılarını açacaktır. Rabbim bize de nasip etsin inşallah. (Amin)