Kandil gecelerine nasıl bakmalıyız? / Bir fetva

Bismillâh elhamdülillah vessalatu vesselamu alâ Resûlillah. Kandil geceleri hakkında defalarca konuşuldu. Özet yapabilir miyiz? Ne dememiz gerekiyor kandil geceleri hakkında? Evvela, Kadir gecesini kandil gecelerinden çıkarıyoruz. Çünkü biz kandil gecesi kültürel bir etkinlik olarak andığımız şey haline geldi. Kadir gecesi Kur’an’la sabit, net, tartışılmaz bir şeydir. Genel olarak kandil geceleri için diyoruz ki, İslamiyet yılda üç beş geceye düşürülecek şekilde, kulluğumuz üç beş geceye daraltılacak şekilde bir şey kast ediliyorsa, bunu kabul edemeyiz. Ama, bari 3 gecemiz, 5 gecemiz günahsız geçsin, harmlardan uzak etsin daha fazla sevap kazanacağımız şekilde geçsin diyorsak, ve bu böyledir diye de kanun koymuyorsak, yani birbiri ardı kökleştirmiyorsak güzel olduğunu düşünürüz. Allah-u Teala bütün gecelerimizi güzel geçirmeyi kandilli yapmayı bize nasip etsin deriz. Velhamdülillahi Rabbi’l-âlemin.

Kabir ziyareti nasıl olmalı? – Ruh ölür mü?

Kabirdeki ölünün ruhuna nasıl selam vermeliyiz? Bunu nakletmek zorundayım kardeşler. Çünkü Ramazan geliyor. Ramazanlarda kabir ziyaretleri çok fazla oluyor bizim ülkemizde. Hayırlı ve salih kullar ülkemizde çok fazla olduğu için gerek sâhâbeden, gerek âlimlerden, gerek velilerden… Halkımız, hamdolsun kabir ziyaretlerinde bulunuyorlar. Bu çok güzel bir amel. Fakat bazıları, İslam âkidesini, Allah’ın sıfatlarını tam olarak bilmediği için kabirlerde yanlış işler yapabiliyorlar. Ne gibi? Kabirdeki mevtâyı ilâh gibi görmek. Kabirdeki mevtâdan ne istersen o sana verir demek gibi. Bunlar şirktir! Bunlardan korunmak için şimdi bir suâli cevaplandırdım. Bunu nâkledeceğim inşallah. “Hocam, selamun aleyküm. “Evliyanın, mesela Aziz Mahmut Hüdayi Hazretleri gibi, Yuşa Aleyhisselam gibi peygamberlerin kabrini ziyarette bulunduğumuz zaman…” Hüdayi hazretleri velidir, peygamber değildir. Yuşa Aleyhisselam Allah’ın peygamberidir. “Peygamberlerin kabrini ziyarette bulunduğumuz zaman nasıl selam vermeliyiz? Neler yapmalıyız? Ve akrabamızdan ailemizden kişilerin kabirlerini ziyaret ettiğimiz zaman nasıl selam vermeliyiz? Neler yapmalıyız? Kabir ziyaretleri hakkında bilgi verir misiniz? Vesselam.” Cevap: Ve aleykum selam. Mezarlığa girince, “esselamu aleyke ya ehlel kubur.” Size selam olsun ey kabir ehilleri, denilir. Şimdi mezarlığa girdik. Bayramlarda, özel günlerde biz kabirleri ziyarete ederiz akraba-i taallukatımızı özellikle. Mezarlığa girdiğin zaman ne yapacaksın? “Esselamu aleyke ya ehlel kubur.” Bu ne demek? Ey kabir ehilleri! Burada yatan kaç tane mevtâ varsa, hepinize selam olsun. Peki, hocam bunlar ölü. Ölüler selam alabilir mi? Kardeşler, İslamiyet’te bedenler ölür, ruhlar ölmez. Gerek Muhammed Aleyhisselam’ın ruhu gerek Ebu Cehil’in ruhu… Birisi İslam’ın Peygamberi, birisi İslam’ın en büyük düşmanı. İkisinin de ruhu kıyamete kadar bâkidir, yaşar. Birisinin ruhu nimetler içinde, öbürünün ruhu zilletler içinde. Kabri cehennem çukurlarından bir çukur, hadis-i şeriflerin deyimiyle. Bakın, iki ruh da işitir, duyar ve gelen kişi hakkında haber sahibidir. Az sonra gelecek olan hâdislerle bunu delillendireceğim. Kabre girdiğimiz zaman ne diyeceğiz? Genelleme yapacağız, bütün kabir ehline selam vereceğiz. Onların ruhları da bizi işitecek. Ziyarete gittiğimiz kabrin başına geçtiğimizde de, “Esselamu aleyke ey babacığım, anneciğim vesaire.” diyerek bizzat gittiği kişinin ruhuna selam verilir. Kime gittin sen? Babanın kabrine gittin. Önce bir etrafa selam verdin ya, ondan sonra babanın kabrine girdin ya, tam karşısına oturacaksın. Esselamu aleyke ey babacığım. Sana selam olsun ey babacığım, dedin. Direkt olarak babanı muhattap aldın. Anladınız mı kardeşler? Bakın, bu İslamî bir edeptir, İslamî bir usûldür. Son peygamber Muhammed Aleyhisselam mezarlığa girdiğinde: “Ey mü’minler ve Müslümanlar diyarının âhalisi, sizlere selam olsun.” Kimlere selam veriyor? Allah’ın Peygamber’i kimlere selam veriyor? Ey mü’minler ve Müslümanlar diyarının âhalisi. Diyâr, belde demektir, mezarlık beldesi. Mezarlık diyarının âhalisi. Onlar oranın âhalisi olacak. Allah’ın Peygamber’i oraya giriyor ve diyor ki: “Size selam olsun.” Peki kabirde yatanların ölü olduğunu iddia eden Reformistler ve Vehhâbi Selefiler ne diyor? Hayır, onlar seni işitmez! Onlar ölü, işi bitti onların! Hatta bu cümleleri peygamberler için bile kullanıyorlar. Şehitler için bile kullanıyorlar. Hâlbuki Kur’an âyetleriyle sabittir. Şehitler ölümsüzdür. Diğer âyette kabirlerinde rızıklandırılırlar, diyor Allah Teâla şehitlerden bahsederken. Ama materyalist Müslümanlar olan Vehhabi Selefiler kabirdeki insana selam vermek şirktir, diyorlar. Peki, Allah’ın Peygamber’i… Bakın! Müslim hâdisi, İbni Mâce hâdisi, en sâhih kaynaklar. Allah’ın Peygamberleri kabir âhalisine geliyor ve selam veriyor. Muhammed Aleyhisselam müşrik mi oluyor? Allah’ın Peygamberi’ne müşrik dediğinizin farkında mısınız? Bidâtçilik: Muhammed Aleyhisselam’ın öğretilerini reddetme, yeni öğretiler koyma. Bidâtçilik… Sapık fırkâların sayısı yetmiş ikidir. Allah bizi onlardan etmesin. (Amin) Ehl-i sünnet vel cemaatten ayaklarımızı bir karış kayırmasın. (Amin) Amin. Muhammed Aleyhisselam devam ediyor. Sizlere selam olsun dedi ya. “İnşallah biz de sizlere katılacağız.” Şimdi de konuşmaya başladı. Şimdi de onlara durumlarını anlatıyor. Kendi durumundan bahsediyor. Siz oradasınız, biz buradayız. İnşallah biz de sizlere katılacağız. “Allahtan bize ve size âfiyet dilerim buyururlardı.” Hâdis-i şerif! Hem bize âfiyet dilerim. Bizdeki âfiyet nasıl? Sağlık, sıhhât, İslami bir yaşam… Onlardaki afiyet nasıl? Kabrin Cennet bahçelerinden bir bahçe olması. Hem bize âfiyet dilerim hem size âfiyet dilerim. Başka bir Hâdis-i şerif İbni Abbas’ın rivâyetinde: “Rasulullah Aleyhisselam bir defasında Medine mezarlığına uğradı. Ve onlardan tarafa dönerek şöyle dedi.” İbni Abbas, Hazreti Abbas’ın oğlu. İslam âlimlerinden bir tanesi. Olayı görmüş ve nâklediyor. “Muhammed Aleyhisselam buyurdu: ‘Ey kabirler âhalisi size selam olsun. Allah bizi ve sizi mağfiret eylesin. Sizler bizden önce gittiniz. Biz de sizin ardınızdan geleceğiz.’ Sizler bizden önce gittiniz. Vaadeniz bu kadardı. Biz sizden sonra dünyaya geldik. Sizin ardınızdan biz de kabre gireceğiz. Muhammed Aleyhisselam kabirde yatan insanlarla konuşuyor. Kardeşler! Şu hâlde kabirde yatan Müslümanlara selam verdiği zaman başka bir Müslüman kâfir oldu diyebilir misin? Dersen Peygamber de kâfir oldu demiş olursun. Ama Reformistler ve dini iki yüz yıl önce İngiliz’den öğrenmiş olan Vehhabi Selefiler, medrese eğitimi almadıkları için, bir mezhebe tâbi olmadıkları için, usulleri olmadığı için ne yapıyorlar? İslam’ın bazı hükümlerini kabul ediyor, bazı hükümlerini reddediyorlar. İşte reddettikleri bir hüküm. Bu hükümleri reddettikleri için ne oluyor? Kabirleri ziyaret eden Müslümanların tamamına da müşrik diyorlar. Ama bunu demekle Muhammed Aleyhisselam’a da müşrik dediklerinin farkında değiller. Allah bunlara hidayet versin. (Amin) Bakın! Bir medrese talebesi, medreseye gittiği zaman İslam ilimlerini şöyle öğrenir: A, b, c, ç, d, e… Kur’an, Tecvit, Akaid, Hâdis, Fıkıh, Tefsir, Tasavvuf. Sırayla, sırayla. En başta tasavvuf olmaz. Tasavvuf en sonda. Önce bir şeriâtı öğreneceksin, sonra tasavvuf. Şeriâtı öğrenmeden, “Ben tasavvufa gitmek istiyorum.” dedin mi sapıtırsın. Benim şeyhim peygamberdir dersin, Mehdî’dir dersin, yeni bir din ortaya koyarsın. Önce dinin usulû. On dört asırlık İslam’ı öğrenmen gerekiyor yoksa kandırılırsın. Vehhabi Selefiler medreseye gitmedikleri için bu ölçüden uzak. Bundan dolayı ne oluyor? Kandırılıyor, aldatılıyor. Bir medrese talebesi, bir Kur’an kursu talebesi İslam ilimlerini böyle sırayla öğrenmesine rağmen bir reformist, bir Vehhabi Selefi nasıl öğreniyor? A, d, ğ, z. Üç – dört tane harf öğreniyor, sonra ne diyor biliyor musun? Ben şu kadarını biliyorum dese problem değil. Şöyle diyor: “Bu aradaki yirmi dört harf yok, yirmi dört harf yok. Sadece dört harf var İslam’da. Yirmi dört harf uydurma. Tefsir, Akâİd, Fıkıh, Siyer, Tasavvuf. Bunların hepsi yok!” Ya sen ne yapıyorsun kardeş? Eğer medreseye ya da bir Kur’an kursuna gidip temelden itibaren bir usûl dairesinde dört hâk mezhepten birine tâbi olup da İslam ilimlerini öğrenseydi, bu ilimlerin hiçbirini yok saymazdı. Derdi ki: “Bunlar vardır. Ben ancak bu kadarını biliyorum.” İslam ilimleri, kardeşler, bir okyanus gibidir. Biz Müslümanlarsa bu okyanusta sadece bir kaç damlaya sahibiz. Aramızdan kimse ben bu okyanusun tamamını yuttum diyemez. Çünkü okyanus ne kadar büyük olursa olsun senin alabileceğin elindeki kova kadardır. Bir damla fazlasını alamazsın, dışarıya taşar. Şu hâlde, kabre giden bir Müslüman onlara selam verebilir. Devam ediyor. İmam Gazali de meşhur eseri İhyâ’da şöyle der: “Kişi tanıdığı bir kimseye kabrinin başından geçerken selam verirse, ölü selamını alır ve onu tanır. Tanımadığı bir kimsenin kabrinin yanından geçerken selam verirse, ölü yine selamını alır.” Bak, ister tanıdığın birinin kabrine git ister tanımadığın bir zâtın kabrine git. Hüdayi hazretlerinin kabrine gittin. Esselamu aleyke ey Allah’ın dostu, ey Allah’ın sevgili kulu, ey Mahmud Hüdayi Hazretleri. Selam verdin. O, senin selamını alır diyor imam Gazali Hazretleri. Çünkü bedeni ölmüştür. Ruhu hala hayattadır ve diridir. Kendisini ziyarete gelen insanı görür. Olayı bu şekilde anlamamız lazım kardeşler. İşte Allah’ımız: “… cehra ve mâ yahfâ.” (A’lâ, 7) diyor. Sizin açıktan söylediğinizi de bilir, gizli olarak yaptığınızı da bilir. Ramazanlarda türbelere gidenlerin birçoğu ne yapıyor şimdi? Bu İslamî hâkikatlerden bihâber bir şekilde, Allah’a ait olan vâsıflardan bazılarını kullara yüklüyor. Ve diyor ki: “Ben buraya çaput bağlayacağım.” Bu kabre geldim bana uğur olsun diye iplik bağlayacağım. Sonra ekmeği sirkeyle bandıracağım. Bu veli kulun türbesini önüne bırakacağım, yere.” Yerlerde onlarca ekmek parçası sirkeye bandırılmış yere atılmış. Allah bundan razı değil! Çünkü israf yapıyorsun. Bir, ekmek israfı. İki, sirke israfı. Üç, o işin sana bir fayda sağlayacağını düşünüyorsun. Çaputa bağlıyorsun. Allah’ın sana bir şeyler vermesini çaputa bağlıyorsun. Sen böyle yapmayacaksın! Ancak o kişiyi vesile kılabilirsin. Allah’ım bu sâlih kulun hürmetine benim şöyle şöyle isteklerim var. Bana bu isteklerimi ver. Buna tevessül denir İslamiyet’te. Sâhih hâdislerle sabittir. Tıpkı gözünün kör olmasının iyileşmesini isteyen sâhabinin, Muhammed Aleyhisselam’ın ismine tevessül etmesi gibi sen de peygambere sâhâbilere ya da veli zâtların ismine tevessül edebilirsin. Ama onları yaratıcı olarak göremezsin. Bunlar ana itikâd maddelerimizdendir kardeşler. Aman bunlara karşı dikkatli olun!

Kandil kutlamak caiz mi? Deliller

Mevlit kandili diye bir şey yoktur. Mevlit bidattır, diyenlere cevabı Efendimiz Aleyhisselam veriyor: “Ey Allah’ın Rasulü, siz neden pazartesi ve perşembe oruç tutuyorsunuz?” Sahabi, Allah’ın Rasulü Aleyhisselam’a soruyor. Efendimiz Aleyhisselam ne buyuruyor? “Allah, beni pazartesi günü dünyaya getirdi ve bana peygamberliği pazartesi günü verdi. Bundan dolayı pazartesi günü oruç tutuyorum.” Allah’ın Peygamberi Aleyhisselam doğum gününü her hafta kutluyor. Dikkat buyurun! Bizim doğum günlerimizi senede bir defa kutluyoruz. Onu da nasıl? İbadetsiz… Allah’ın Peygamberi namazı daha fazla kılıyor, şükrü daha fazla yapıyor, secdeyi daha fazla yapıyor. Övgüler ve selam üstüne olsun. (Amin) Biz ne yapıyoruz? Yahudi ve Hristiyan usulü bir pasta, bir de yine Hristiyan usulü üzerine mumlar… Hadi bakalım üfle! Bir de Hristiyan şarkısı, “Happy birthday to you.” Ne oluyor bu? Onlara benzemiş oluyorsun, peygambere benzemiş olmuyorsun. Var mı aranızda doğum gününde oruç tutan? Benim sualim, merak ettim. Aranızda doğum gününde oruç tutan var mı ? Hocam o gün bizim keyif günümüz, eğlenme günümüz. Dünyaya geldik, insanların bizi şımartma günü, o gün oruç tutmayız. Ama Allah’ın Peygamberi Aleyhisselam oruç tutuyor. İşte kandil kutlamak bidattir diyen sapıklar, Allah’ın peygamberine karşı gelmiş oluyor. Peygamberiz Aleyhisselam’ın kendisi, kendi doğum gününü kutlarken biz niye kutlamayalım? Sonra, kaldı ki Allah’ın Peygamberi Aleyhisselam’a bu gece normalden çok daha fazla Salavat-ı şerife getirilecek. Bu gece Sahabe-i kiram efendilerimizin de yaşadıkları hadis-i şerifler, onun bize rivayet ettiği ayet-i kerimeler çok daha fazla anlatılacak. Senin bundan gocunduğun ne var? Niye sana batıyor Allah’ın peygamberini övmemiz? Onu methetmemiz, onun sahabilerinin yüceliğinden ahlakından bahsetmemiz sana niye dokunuyor, batıyor? Sanatçıları övsek batmaz ama! Sıkıntı olmaz. Senin tabi olduğun sapkın âlimleri övsek, methetsek hiç batmaz. Allah’ın Peygamberi’ni mehettiğimiz zaman sana batıyor. Bu yüzden mevlit bidat diyorsun. Bu yüzden mevlit diye bir şey yok diyorsun. Bu yüzden mevlit kutlayanlar müşrik olur diyorsun. Ey mezhepsiz kardeşim! Allah’ın Peygamberi’ne savaş açmışsın. Allah’ın Peygamberi’ne savaş açanların burnu yerde sürtünür. Asla doğrulamazlar! Bu mezhepsizlerin en sevmediği ayetlerden bir tanesi söyleyeyim. Hocam, Müslüman ayet sevmez olur mu? Bunların gizlediği ve sevmediği ayetler vardır. Benden işitin. “Vemâ erselnâke illâ rahmeten lil’âlemîn.” (Enbiyâ, 107) Ey Rasulüm biz seni gönderdik. “…illâ rahmeten” Muhakkak ki bir rahmet olarak gönderdik. “…lil’âlemîn.” Âlemlerin tamamına bir rahmet olarak gönderdik. En sinir oldukları ayetlerden bir tanesidir. Neden? Çünkü Allah Teâlâ Efendimiz Aleyhisselam’ı bir rahmet olarak nitelendiriyor. Ve bütün âlemlere gönderdiğini beyan ediyor. Sadece belirli bir bölgeye değil. Bu onu, evrensel bir peygamber yapıyor. İsmini işitip de kötülenmeden, vasati olarak adını işitip de “Ben o peygamberi kabul etmiyorum.” diyenlerin tamamı mesul oluyor. Dünyanın neresinde olursa olsun. Artık son peygamber gelmiştir. Bu peygambere tabi olmak zorundasın. Allahü Teâlâ, Efendimiz Aleyhisselam’ı Kur’an’da bir rahmet olarak nitelerken, onun isminin anıldığı yere rahmet suları akın akın gelirken, onun övüldüğü, methedildiği her an ibadet olurken… Allah’ın Rasulü Aleyhisselam’ı methetmek ibadettir. Onu övmek ibadettir. Ama bugün bazı sapkınlar diyorlar ki: “Onu methetmek bidattır. Onu öven şiirler söylemek bidattır.” Bizim Efendimiz Aleyhisselam’ın üç tane şairi vardı .En sevdiği üç şair… Bunlar ne zaman Efendimiz Aleyhisselam’ı ve İslam’ı ve Rabb’imizi methedici şiirler yazsa hemen Medine’de duvara astırırdı. Mekke’de duvara astırırdı, o şiirleri. O şairlerden bazılarını gördüğü zaman… Hassân bin Sâbit Allah’ın rahmeti üstüne olsun. (Amin) Şairlerden bir tanesi. Ey Hassân, şu geçen gün söylediğin şiiri bir daha söyler misin? Dikkat buyurun, şiirde Efendimiz Aleyhisselam’a methiye var. Bizzat Peygamberimiz Aleyhisselam yüzüne karşı övülmek istiyor. O şiiri oku, diyor. Ve şiir dinlemekten keyif alıyor. Mevlitlerde okunan ilahiler, kasideler nedir? Allah’ın Peygamberi’ne bir övgüdür. Mevlidlerde ne okunur en çok? Salavat-ı şerife okunur. Allah’ın Peygamberi’ne salavat-ı şerife getirmek sana neden batıyor ki? Senin ne derdin var? Dolasıyla bu mezhepsizlerin, bu Vehhabi Selefilerin kandillerle problemi yok. Bunların problemi Peygamberimiz Aleyhisselamla. Tahammül edemiyorlar, çekemiyorlar. Hâlbuki bu sapkınların tamamı cuma namazına gidiyor. Bu sapkınların derecelerinden üstün olanlar, Dâru’l-harpçiler cumaya gitmezler. Dâru’l-harpçiler vardır, Vehhabi Seleficilerin aşırıcıları. Dâru’l-harp! Kim diyorsa ki bu ülke Dâru’l-harptir, ben cuma namazına gitmem, vakit namazlarına camiye gitmem; bu adam bir İngiliz uşağıdır. Ya bir İngiliz ajanı ya da bir ajanın uşağıdır. Hücre tipi yapılanmayla bir üstünden haberi var, bir üstün bir üstünden haberi yok demektir. Bu ülke içinde yaşayan bir cahil, bir gafildir. Kullanılan bir maşa konumundadır. Ne diyor? Bu ülke Dâru’l-harp, ben bankadan faiz yerim. Dâru’l-harp burası. Müslüman bir ülke değil, kâfir bir ülke, diyor. Fetvayı veriyor. Bu ülke Dâru’l-harp ben cumaya gitmem, diyor. Cumada imamlar, o en sinir olduğum ayet-i kerimeyi okuyor, diyor. Müslüman ayetten sinir olur mu? Ayetten kim sinir olur, kim öfkelenir ayete? Yahudi öfkelenir, Hristiyan öfkelenir. Müslüman ayetten öfkelenir mi? Ama ne zaman ki cuma vaazında: “İnnallâhe ve melâiketehu yusallûne alen nebiyyi, yâ eyyuhellezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ.” (Ahzâb, 56) Her cuma vaazında, imam hutbedeyken biz bu ayet-i kerimeyi işitiyoruz. Bu ayette Allah Teâlâ bize ne diyor? Muhakkak ki Allah ve melekleri Rasul’e salât ederler, onu överler. Onu methederler. “…yâ eyyuhellezîne âmenû” Ey iman edenler! “sallû aleyh…” Siz de onun üzerine salat edin. Siz de onu övün. Allah, kendisinin ve meleklerinin onu övdüğünü beyan ediyor. Peşinden de bizim övmemizi istiyor. Bu ayet-i kerimeyle Peygamberimiz Aleyhisselam’a salavat-ı şerife getirmek ve onu övmek ne olmuş oluyor? İbadet… İbadet olmuş oluyor. Peki bu mezhepsiz Vehhabi Selefiler neye karşı gelmiş oluyor? İbadet yapmamıza karşı gelmiş oluyor. Allahü Teâlâ bu cahillere hidayet nasip etsin. (Amin)

Gıybet dörde ayrılır: Kafir eden gıybeti dinle!

Gıybeti 4’e ayırmışlardır. 4 ayrı maddede ele almışlardır. İbn-i Abidin Reddül Muhtarda şöyle der: Birinci gıybet küfür olan gıybettir. Gıybetin bir kısmı adamı kafir ediyor. Bak nasıl kafir ediyor? Bir kimse bir müslümanı gıybet edip de benimki gıybet değil olanları söylüyorum derse kafir olur. Bak şimdi Mirsad’la yan yanayım. Semih kardeş de yanımıza geldi. Mirsad’la konuşuyoruz ki Aziz abi şöyle Aziz abi böyle boyuna sallıyoruz Hacı abiye. Semih geldi dedi ki kardeşler mevzuyu değiştirelim gıybet yapmayalım. Biz de dedik ki Semih’e ben dedim ki: Semih kardeş biz olanları söylüyoruz gıybet yapmıyoruz. Yani biz günah işlemiyoruz olanı söylüyoruz. Allah’ın Peygamberi Aleyhisselam buyuruyor ki: Zaten olanı söyledin mi gıybet oluyor. Olmayanı söylersen iftira oluyor. Sen şimdi Allah Teala’nın haram kıldığı bir şeye helal kıldığın için ne oluyorsun? Kafir oluyorsun. Allah bizi korusun. Amin. Şu halde herhangi bir mecliste dalarsanız ve biri hakkında gıybete başlarsanız. Birisi de hasbelkader gelip sizi uyarırsa ve şöyle dese kardeşim bu gıybete giriyor heralde belki de. Gıybet yapmayalım dese siz sakın gıybet yaptığınızı inkâr etmeyin. Olabilir ki bu çok hâssas bir meseledir. Belki gıybet yapmışsınızdır. Kardeşim Allah razı olsun inşâllah yapmayacağız. Allah bizi affetsin de ve geçiştir. Çünkü ben gıybet yapmıyorum dediğin zaman bu günah değil demek istemiş oluyorsun. Bu günah değil dediğin zaman da kafir oluyorsun. İbn-i Abidin Hazretleri diyor ki: Bu kafir eden gıybettir bu birinci maddedir. En tehlikeli gıybet budur. İkinci madde: Nifâk olan gıybet. Bilinen bir müslümanı gıybet edip, gıybet olmasın diye ismini söylemiyorum diyerek takva ehli olduğunu göstermek. Bak şimdi yine ben Mirsad’la biz bu gıybet etmeyi çok severiz. Yine ben Mirsad’la beraberim. Yine birisine sallıyorum. Ama sallarken o salladığım şahsın ismini vermiyorum. Mirsad kardeş şu şu âhlaklar çok kötü âhlaklar bak. Mahallemizden Murat arabaya binen bir arkadaşımız var biliyorsun. İsmini vermeyeyim gıybet olmasın. Senin mahallende Murata binen tek bir adam var: İsmail. Ve sen de bütün işaretleri ortaya koyuyorsun ve takva ehli olduğunu serd ediyorsun. Sallama yapıyorsun. Bütün işaretleri ortaya koyuyorsun. Kimden bahsettiğin belli ve şöyle diyorsun: İsmini vermek istemiyorum. Ben takva ehliyim ya! Bunun adı nifâk gıybetidir. Münâfıklar böyle yaparlar. Ara bozucular! İsim vermediğini ve tâkva ehli olduğunu iddia eder. Ama o kişiyi gıybet edinmekten sakınmaz. Bu nifâk olan gıybettir. 3. gıybet günah olan gıybet. Hepimizin bildiği gıybet. İsmen İsmail’i Niyaziyi Mehmet’i anlatmak. Ondaki kötü âhlaklardan bahsetmek. Buna günah olan gıybet denir. Bir de 4. gıybet vardır. Bu da mübâh olan gıybet. Yani bize günah yazılmaz. Bize ne sevap yazılır ne de günah yazılır mübâh olan gıybettir. Bunu da âlimlerimiz şöyle açıklıyor. Fâsık olanı gıybet etmek zarar vermesin diye bu hâllerini anlatmak mübâh olan gıybettir. İslamda fâsık denen bir kavram vardır. Fâsık ne demektir? Açıktan günah işleyen kişi. Böyle bir adamdan bahsetmek mübâhtır. Bize günah yazılmaz. Hocam örnek verebilir misin? Tabii. Bir arkadaşınız geldi sizden borç istedi. Borç verdiniz. İki ay içinde ödeyeceğini söylemesine rağmen 1 sene geçti ödemedi. Bu adama ne denir? Borcuna sâdık olmaya adam denir. Başka birisi geldi ve şöyle dedi. Ya kardeşim falanca benden borç istedi senin diyaloğun biraz daha fazla bununla. Verebilir miyim acaba? Alabilir miyim? Eli nasıldır dedin. Sende ona şöyle dedin: Kardeşim gıybet yapmak istemiyorum. Bu caiz mi? Hâkikati gizlemiş olursun. Bu hâkkını kullanacaksın ve bu adamın bir ağır elli olduğunu borç istenen kişiye anlatman gerekiyor. Söylemen gerekiyor. Bir örnek daha vereyim. Mahallenize geldi bir tane adam. Dediler ki kardeşim hayırlı bir iş var kızını istiyor. Kim? Mahallenden şu kişi. Bu adam nasıl bir adamdır? Zina var içki var kumar var. İddia var piyango var ne pislik istesen var. Sen de dedin ki ya abiciğim ben Allah’tan korkarım gıybet yapmak istemiyorum dedin. Caiz mi? Hâkikati gizlemiş olursun. Kul hâkkıdır vebâldir. Açıklamak zorundasın. Bu adamı tanıyorum: Şu şu iyi âhlakları vardır. Ama şu şu şu ve şu kötü âhlakları vardır. Bu günahları açıktan işlediği için şâhidim. Biliyorum. Görenleri de duyuyorum. Buna fâsık denir yani günahı açıktan işleyen adam. Mahallenizden bir komşunuz olsa mahalleye naralarla girse içki içtiği belli olsa buna ne denir? Fâsık! Açıktan içki içiyor ve sarhoş bir şekilde mahalleye geliyor. Dolayısıyla bu gibi adamların hatalarını günahlarını insanlara söylemek gıybet değildir. Bir madde daha var. Bidât ehlinin bidâtlerini alışverişte hile yapanların bu hilelerini müslümanlara duyurup, bunların şerrinden sakınmalarına sebep olmak ve müslümanlığı yanlış anlatanların bu iftiralarını söylemek gıybet olmaz, Emr-i bil mâruf olur. Burada iş tam tersine dönüyor. İbadete dönüyor. Emr-i bil mâruf Allah’ın bize emrettiklerini emretmek. İnsanlara anlatmak bütün müslümanların üstüne farzdır. Şimdi bidât ehli sapık bir hocaya rast geldin. Bu sapık hoca sohbetlerinden bir tanesinde şöyle dedi: Erkekler abdestsiz bir şekilde Kur’an tutabilirler. Bizim dinimizde var mı böyle bir şey? Kur’an abdestsiz tutulur mu? 1400 senedir bir tane ehli sünnet âlimi böyle bir şey vermemiştir. Allah’ın peygamberi hadislerinde Kur’anın abdestsiz tutulamayacağını zikretmiştir. Allah’ımız Kur’an’da: “Ona temiz olandan başkası dokunamaz” buyurmuşken. Sapık yeni yetme reformist kafalardan bir tanesi çıkıyor ve şöyle diyor: Kur’an’ı abdestsiz de tutup okuyabilirsiniz. Hiçbir sakınca yoktur. Kendi kafasından şâz bir görüş uydurma bir görüş serd ediyor. Şimdi başka bir müslüman arkadaşın diyor ki: Ya geçen gün televizyonda bir hoca gördüm. Falanca hoca tanır mısın bilgin var mıdır diyor. Sana soruyor o hocayı soruyor. Senin biraz daha islami bilgin olduğu için bu meclislere geldiğin için. Sen de şöyle diyorsun: Kardeşim ben gıybetten korkarım. Ne oluyor? Yine hâkikati gizlemiş oluyorsun. Yine bidât ehlinin fâsıklığını pisliğini gizlemiş oluyorsun. Vebâl altındasın. Bu adam Allah’ın bir tek emrini bir tek hükmünü inkâr etse senin söylememenden dolayı sen de vebâl altındasın. Bu çok tehlikeli bir şeydir. Kesinlikle bunu söylemek zorundasın. Ticaret ehli. Adamın ticareti bozuk. Alışveriş yapıyor ödemesini yapmıyor. Açıklamak zorundasın. Esnaf geliyor ve sana şöyle diyor: Bu adama mal verebilir miyim? Açık hesap mal verebilir miyim? Çeki senedi alınır mı? Sen ne diyeceksin? Alınmaz! Çünkü başımdan böyle böyle bir mesele geçti. Bu şekilde bırak günâhkar olmayı sevaba girersin. Emr-i bil mâruf yapmış olursun. Gıybeti bu 4 madde içinde anlamaya çalışalım.

Bid’at ehlinin kalbinden, Peygamber sevgisi ve hadis sevgisi alınır önce!

Günümüzde bazı sapkın hocaları televizyonda görebilirsiniz. Allah’ın bütün günleri eşittir, derler. Hiç özel gece yoktur, derler İslam’da. İslam’daki beş özel geceyi, bin dört yüz senedir kutladığımız beş özel geceyi yok etmeye çalışırlar. Buna, sünnet düşmanlığı, hadis düşmanlığı denir. İmama Nevevi hazretleri şöyle buyurur: “Bid’at ehlinin en büyük alameti hadis düşmanlığıdır. Bir adam bir bid’at çıkartırsa, İslam’ın temel kaidelerinden birisini reddederse Allah Teâlâ onun kalbinden hadis sevgisini yani peygamber sevgisini çekip alır.` Bir adamın kalbinden hadis sevgisi çıktığı zaman sapık sapık fikirler ortaya koymaya başlar. Sapık sapık! Ne diyor sapık bir profesör televizyonda? Bir ilişkinin zina olabilmesi için kişilerden birisinin o işi istememesi lazım. Ne demek istiyorsun hocam? Yani bir kızla bir erkek yolda karşılaşsa, ikisi de dese ki: “Haydi beraber olalım, bir yere gidelim ve zina edelim.” İkisi de alan razı veren razı olduğu için bu zina değildir, diyor. Profesör bu adam. Dikkat edin! Profesör! İslam’ı vagon yapmış, arka tarafa koymuş. Kendisi tren, ön tarafta… İslam benim dediğim gibidir. Ben nereye gidersem oraya gelmek zorunda, diyor. Kur’an’ın ve sünnetin peşinde gitmezsen işte böyle sapıtırsın. İşte böyle şaşkına dönersin. Allah’ın zinayı tarif ettiği şeye sen dersin ki: “Bu, zina değil. Çünkü alan razı, veren razı.” Aynı profesör ne diyor? İran’da ‘müt’a nikahı’ vardır. Geçici nikahtır. “Bu insanların ikisi de bu işten razı olduğu için bu nikah da geçerlidir.” diyor. Ama Efendimiz Aleyhisselam ne buyuruyor? “Allah, mute nikahını bize haram kılmıştır. Kimin eli altında böyle bir hanımı varsa hemen boşasın.” Ne demektir mute nikahı? Bir erkekle bir kadın niyetlense nikahlanmaya, erkek dese ki: “Ben seni elli seneliğine hanımım olarak alıyorum.” Bak uzun bir zaman elli sene. Bu nikah geçersizdir. Ne diyecek? Ölene kadar Fenerbahçe, ölene kadar. “Ben seni ölene kadar nikahıma alıyorum.” diyeceksin. Bin sene desen bu nikah geçerli mi? Geçmez. Sınırlama koymayacaksın. Çünkü nikahta sınırlama olmaz. “Hanımımla ölene kadar evli kalacağım.” diyeceksin. Mute nikahı nasıl yapıyorlar İran’da? Bir haftalık nikah… “Ben seni çok beğendim. Gel bir imam bulalım, bir hafta beraber olalım. Sonra ben sana ufak bir mehir de veririm. Zina yapmamış oluruz. Biz zina yapmıyoruz ki, biz nikah kıyıyoruz.” Allah Resulü Aleyhisselam’ın ağzından ‘Allah bunu haram kılmıştır’ kelimesi çıktı mı çıkmadı mı? Sahih hadistir. Bütün ehl-i sünnet alimleri bin dört yüz senedir buna icma ettiler mi? Ettiler. Sen daha neyin peşindesin, neyin hesabındasın? İşte hükümleri Allah’tan değil de kendi kafandan almaya başladığın zaman böyle sapıtırsın. Böyle bozulursun. Allah hidayet etsin inşallah. (Amin)