Sevdiklerimizi birer birer alırken, Allah bize ne demek istiyor?

Çok sevdiğimiz insanları elimizden birer birer çekip alıyor, engel olamıyoruz. En sevdiğin babanı alıyor, ayrılamam dediğin ananı alıyor, çocuğunu alıyor. Evlat acısı çok, çok ağır bir acıdır. Allah kimseye göstermesin. (Amin) Alıyor. Gitmesini istemiyorsun ama Allah Tealâ sahip olduğun, çok sevdiğin insanları bir bir yanından alıyor. Çekip alıyor. Allah Teala Hazretleri sevdiğimiz insanları bir bir alırken bize vermek istediği mesaj nedir? Mevla ne demek istiyor? Mevla bize ne anlatmak istiyor? Rabbimiz şunu demek istiyor: “Ey kulum! Burası daimi olarak kalacağın bir yer değil. Burası bütün lezzetlerin geçici olduğu bir yer. Dolayısıyla ayrılmayacakmış gibi bağlanma! Ayrılmayacağın yer var, terk etmeyeceğin yer var, sevdiklerinin hastalanmadığını göreceğin yer var. Sevdiklerinin yüzünün ağlamadığını, gözlerinin ağlamadığını, kalplerinde hüzün olmadığını göreceğin bir yer var. Burası değil. Orası gelecek. Kazanacağız inşallah. Mevla Teala bize lütfederse o yer gelecek ama burası değil. Mevla Teala bize verdiği bu musibetlerle, bu sıkıntılarla yanımızdan aldığı güzel insanlarla, hayırlı insanlarla, insanların en üstünü Muhammed aleyhisselamla bize verdiği mesaj, buraya ait değilsiniz! “Ey kullarım! Siz buraya ait değilsiniz. Ben sizin için çok güzel bir yer hazırladım. Ben sizin için altlarından ırmaklar akan nehirler hazırladım, cennetler hazırladım, köşkler hazırladım. Siz oraya aitsiniz. Dolayısıyla bu kepaze yeri, bu çapulcuların mekanını kendinize ana yurt edinmeye çalışmayın! Ayrılacaksınız.” Ayrılacağın yeri nasıl olur da sahiplenirsin? Nasıl olur da bu benim dersin? Adam sana araba verdi. “Kardeş, şu arabayı al, yurt dışına çıkıyorum. Bir gün, iki gün işlerini hallet.” dedi. Ne demek bu ? Emanet. Buna emanet denir. Araba emanet alan kişi de şöyle dedi: “Ya bundan sonra bu araba benim.” Bu ne oldu şimdi? Terörist. Emaneti sahiplendi, “artık bu araba benim” dedi. Terörist. Emanete ihanet etti yani hain. Hain. İşte bu dünyayı ana vatan olarak gören, Allah’a ihanet etmiş demektir. Cennet vaadine ihanet etmiş demektir. Rızkından endişe eden adam gibi cennetten, sonsuzluktan endişe ediyor demektir, şüphe ediyor demektir. İmanla şüphe bir arada olabilir mi kardeşler? Dolayısıyla etrafımızdaki insanlar bir bir giderken elbette ki kalp hüzünlenir, elbette ki gözler yaşarır. Bu çok doğaldır. Ama şunu bilelim: Allah kavuşacağımız bir yerde, buluşacağımız ve ayrılmayacağımız bir yerde bizi beraber edecek inşallah. İnşallah… Mevlana Celaleddin anlatıyor: “İnsanlar; bebekleri olduğu zaman gülüyorlar, cenazeleri olduğu zaman ağlıyorlar. Ben böyle yapmam.” diyor. Bak bak! Bir kul tasavvufta çok ilerlediği zaman, kalp gözü açıldığı zaman ona hikmet verilir. Farklı bir bakış açısı. Bilinen ayet ve hadislere farklı bir bakış açısı. Ne diyor Mevlana? “Ben bir bebek doğduğu zaman ağlarım, bir mevta öldüğü zaman gülerim, sevinirim.” Talebeleri diyor ki: “Efendim, bu sözün hikmeti nedir?” “Bebek doğduğu zaman şöyle derim: Kim bilir bu dünya denilen mihnet ve sıkıntı evinde bu bebek, ne kadar büyük sıkıntılar ile imtihan olacak? Böyle bakarım. Mevta öldüğü zaman da şöyle derim: Kurtuldu, sınav bitti. Hür bir adam olarak çıkıyor. Şehadetle beraber gittiyse bütün sınavlardan, bütün hastalıklardan, bütün felaketlerden, bütün ihanetlerden kurtuldu. Seviniyorum, buna seviniyorum.” İşte bu Mevlana’nın bakışıdır. Doğuma ve ölüme bir velinin, bir Allah dostunun bakışı böyledir. Çocuk doğuyor, herkes seviniyor, herkes gülüyor ama bu çocuk büyük sıkıntılar yaşayacak. Bu çocuk belki onarılmayacak hastalıklar yaşayacak. Bu çocuk belki felç kalacak, bu çocuk belki aklını kaybedecek. Bu sıkıntıları kimse bilmiyor, gaybi bilgiden. Allah’ın onun kaderinde vermiş olduğu bir sınav, bir imtihan. Kimse bilmiyor. Ama insanlar seviniyorlar, gülüyorlar. Hep ümit ediyorlar, güzel şeyleri ümit ediyorlar. Ama Allah’ın onun hakkında çizdiği çizgi şu: Çok kısa bir ömür vereceğim, çok sıkıntılarla yaşatacağım ve felç yapacağım. Yirmi yaşında ruhunu teslim alacağım ve cennete sokacağım. Allah’ın çizdiği kader bu. Kullar ne yapıyor? Anası, babası ne yapıyor? “Keşke gitmeseydi.” Üzülüyor, ağlıyor. Kardeşler, yatalak olan bir hastanız yahut bir akrabanız 1 yıllık, 2 yıllık, 3 yıllık bir yatma dönemi geçiriyorsa ve ağır hastalığı varsa kanser gibi… Öyle bir hastalık ki biliyorsun bu bir kaç ay içinde gider. Bir kaç ay içinde gider belli. Kanserde 10 hastanın 9’una doktor şöyle der: “Kemoterapiye sokacağız 3-5 ay daha uzatabilmek için.” Şu anda ülkemizde on binlerce kanser hastası var. Bunların 10 tanesinden 9 tanesi ölmeyi bekliyor. Dokuz tanesi, o bir kişi olabilir miyim diye ümit ediyor ama ölmeyi bekliyor. Doktorlarsa bu hastalara şöyle bakıyor: Bu 9 hastanın 5’ini, 6’sını bir sene daha fazla yaşatabilirsek kemoterapi ile yan ilaçlarla falan başarıdır, diyor. Neden? Hastalık içeriye girmiş bir kere. O tümör, o kanser hücreleri devamlı olarak ürüyor. Canlı hücreler ile bir kavga, bir savaş hâlindeler ama günbegün canlı hücreler zayıflıyor ve savaşı kaybediyor. Kanser hücreleri daha fazla artıyor, daha fazla yükseliyor. Dolayısıyla hastalık gittikçe artıyor, ölüm yakınlaşıyor. Böyle bir hastanız olduğu zaman ne kadar bilirseniz bilin, bu adam, bu kadın gidecek. Ne kadar bilirseniz bilin, toprağa verdiğiniz anda kalbinize bıçak saplanıyor kardeşler. Allah Tealâ, hepimizin hastalarına imanla gitmeyi nasip etsin. (Amin) Amin. Biliyorsun. Bugün, yarın toprağa vereceksin, ölecek. Biliyorsun kurtulacak, imanlı bir insan. Ama toprağa verdiğin anda, ayrılış başladığı anda, topraktan, kabirden eve dönüş başladığı anda kalbine bıçak saplanıyor kardeş. Bu acıyı Allah yaşatıyor. Yaşatıyor. Rabbim, cennette bizi kavuştursun. (Amin) Amin ya Muin.

Çocuğa isim koyarken nelere dikkat etmeliyiz!

Koymamak daha iyidir. Çünkü çok hayırlı isimler vardır İslam’da. Hayırlı isim neye göre taksim edilir? Manasının güzelliğine göre. Can’ın tek bir manası vardır: Cinlerin atası. Ama biz, cin ırkından değiliz. Biz, insan ırkındanız. Dolayısıyla Kuran’da zikredilen hayırlı insanlardan, yahut da Efendimizin etrafındaki hayırlı insanlardan bir isim bulmak ile mükellefiz. Cinlerden ya da şeytanlardan bir isim olmaz. Azazil diye isim duydum ben. Azazil, Azazil… Ne demek Azazil? Şeytan demek. Adam bir filmde görmüş; çok beğendim hocam diyor, Azazil koydum diyor. Kardeşim sapık mısın sen? Azazil şeytanın şeytan olmadan önceki ismidir. Ondan sonra Allâh Teâlâ ona İblis ismini koydu. İblis de çocuklarına, “Siz şeytansınız.” dedi, bir ırk ismi koydu. Ama bu gitmiş, Azazil ismini koymuş çocuğuna. Sonra değiştirmiş ismini. İnternetten rast geldim buna. Çocuğa isim vereceğimiz zaman, vereceğimiz ismin manasına bakacağız. İslam’da her isim konulabilir, mana güzel olmak zorundadır. Efendimiz Aleyhisselam, bir tanesine dedi ki: “Senin adın ne?” Kim bana bir şey getirecek, dedi. Şimdi hadisden aklımda kalmadı. Su mu istemişti, bir şey mi olmuştu? Onu hatırlayamadım. Birisi ayağı kalktı: “Ben yaparım, ey Allah’ın Resulü.” dedi. Birisi bir yere gidecek diye Allah Resulü Aleyhisselam istekte bulundu. Kim yapacak, dedi. Birisi ayağı kalktı, “Ben yaparım.” dedi. Dedi ki: “Senin ismin nedir?” “Benim ismim, Harp’tır.” Harp ne demek? Savaş demek. “Sen otur, sen yapamazsın.” dedi. Başka birisi kalktı. “Senin ismin nedir?” dedi. “Benim ismim, Abdurrahman’dır.” “Gel kardeşim, sen yaparsın.” dedi. Rahman’ın kulu. Resulullah ne buyuruyor Aleyhissalatu vesselam? İsimlerin en güzeli, Abdullah’tır ve Ahmet’tir. Abdullah, Abdurrahman, Abdulsamet, Abdulbari… Allah’ın isimlerinin başına abdulü koydun mu, bütün isimlerini kullanabilirsin. Bu çok güzel bir şeydir. Buradan şunu anlamayın. Yani Ali koydum mu ismine sıkıntı olur mu hocam? Hayır olmaz. Allah’ın isimlerinden, bir tanesidir ama el-Aliyy, Allah’ın isimlerinden bir tanesidir. Ali değil. Samet, Allah’ın isimlerinden biridir. Ama ss-Samed’dir Allahın ismi. Başında elif lam vardır. Samet konulabilir, Ali konulabilir, Veli konulabilir, Kerim konulabilir. El-Kerim’dir Allah’ın ismi çünkü. Bunu bu şekilde anlayalım kardeşim. Abdullah kardeşim buyur. (Sual soruluyor…) Arabistan’da, ona da şirk derler. Bir adam ismini Samet koydu mu, ona müşrik derler. Nereden biliyorsun hocam? Bizim Arnavutlar’dan biliyorum. Yugoslavya’da bazı Vehhabi hocaları türemiş. Adamın ismi Semih. Bir görüyor, ona diyor ki: “Sen müşriksin.” “Niye abi?” “Adın Semih.” diyor. Semih, Semi’a demektir, işiten demektir. Allah’ın isimlerinden birisidir. Hâlbuki es-Semi’a’dır, Allah’ın ismi. Bu ise ismini, Semih koymuş. “Hemen o ismini değiştir yoksa kâfir gidersin.” diyor. Benim arkadaşıma, derviş kardeşime, yanımda söyledi. Sapık Vehhabi hoca. Dedim, “Bu yanlış, böyle bir şey yok.” Arabistan’da nasıl koyuyorlar isimleri? Abdussemih koyuyorlar. Hep başına ‘Abdullah’ takısını koyuyorlar. Böyle yapmak daha iyidir. Anlatmak istediğim şey, etrafınızda Allah’ın isimlerini koyanları gördüğünüz an eleştirmeyiniz! Neden? Çünkü Allah’ın ismi el-Alim’dir, el-Aliyy’dir. Başında elif lam takısı vardır. Onun ismi ise Ali’dir. Mesele budur yani.

İyilik yapan kafirler de Cehenneme gidecek mi?

Baktım kardeşlere hararetli tartışıyorlar. Kardeşim bana işaret yaptı, “Ya gelir misin bir dakika? Bir meselede takıldık. Gel bize bir yardımcı ol.” dedi. Gittim yanına. Muhasebeci kardeş şöyle dedi: “Hocam, geçen gün televizyon seyrediyordum. Televizyonda bir papaz gördüm. Papaz, yatalak olmuş olan çocukları alıyor. Bir ev açmış, evi kiraya tutmuş ve bu çocukların bakımını üstlenmiş. Bunun karşılığında hiçbir şey almıyor. Tam 21 tane çocuğa, hiçbir akraba bağı olmayan çocuğa hayırda bulunuyor, yardım ediyor. Papaz bu çocuklara yardımcı oluyor.” Peşinden devam etti: “Hocam, şimdi bu adam Müslüman olsa ne olur Hristiyan olsa ne olur? Bu adam cennetlik hocam.” Allah aşkına bak! Gülüyorsunuz, kardeşim de gülüyor. Ama ben orada cinlerim tepeme çıktı. Beynimde şimşekler çaktı. İman en temel şeydir, adam diyor ki: “Müslüman olsa ne olur, Hristiyan olsa ne olur?” Hristiyan olsa kâfir gider. Ebedi olarak ateştedir. Yaptığı iyilik ne olursa olsun. Kur’an beyan ediyor: “Onların yaptıkları iyilikler çöldeki serap gibidir.” (Nur, 39) Çöldeki serap ne demektir? Susamışsın, yanmışsın, gözlerin kapanıyor. Hayalle gerçek birbirine girmiş. Bir bakıyorsun ileride bir vaha var. Yeşil ağaçlar… Ortada bir su birikintisi… Eyvah! Suyu buldum diyorsun, koşuyorsun koşuyorsun. Filmlerde bu sahneleri görüyorsunuz. Koşuyorsun koşuyorsun bir atlıyorsun, aa kummuş. Serapmış. Allah Teala diyor ki, kâfirlerin yaptıkları iyilikler çöldeki bir serap gibidir; boştur. Hiçbir hükmü yoktur. Papaz adam 21 tane çocuğa bakıyor. Bu iyiliktir, bu çok güzel bir hayırdır. Ama diyor ki: “3 tane Allah var.” 3 tane Allah var, Allah’ın izzetine tecavüz ediyorsun. Allah’ın ilahlığına tecavüz ediyorsun. Allah seni affeder mi? Bir temsil getireyim. Çok iyi anlayacaksınız. Bir fabrikatör düşünün. Beş tane fabrikası var. Binlerce adam çalıştırıyor. Ve hayırsever bir adam. Devamlı bu insanlara yardımda bulunuyor. Yandan yandan, aldığı maaşının dışında; gelirini daha iyi yapabilmesi için elemanlarına destek oluyor. Fakir fukaraya bakıyor. Elbisesi olmayanlara elbise veriyor. Melek gibi bir adam! Melek gibi… Ama bu adam aynı zamanda devletten vergi kaçırıyor. Bak! Melek gibi adam ama devletten vergi kaçırıyor. Şimdi devletin nezdinde bu adam iyi bir adam mı, kötü bir adam mı? Hocam o kadar insana bakıyor, o kadar insanı iş sahibi yapmış. O kadar insana hayır yapıyor. Bırak bunları! Devletin nezdinde vergi kaçıran adam suçlu mudur, suçsuz mudur? Suçludur. Cezası hapistir. Allah Teala’dan vergi kaçıran adam, cehennem hapishanesine gitmek zorundadır. İslam’a girmeyen herkes Allah’tan vergi kaçırıyor demektir. Hristiyanlar ve Yahudiler kaçakçıdır, vergi kaçakçısı. Allah Teala’dan, patronların en büyüğünden vergi kaçırıyorlar. Son hükümlerini yerine getirmiyorlar, kaçakçılık yapıyorlar. Bunların hükmü ateştir! Kur’an buna şöyle der: “hum fîhâ hâlidûn.” Onlar orada ebedi olarak kalacaklardır. “fî nâri cehennem.” Onlar ateştedirler. Ateştedirler. Dolayısıyla yaptığı iyilikler onları kurtaramaz. Hocam bu insanların kafasına, bu bilinçaltına bunlar nereden geliyor? Yani insanlar iyilik yaparsa da cennete girebilir bilinci nereden geliyor? Diyalog grubundan geliyor. Hanginizin televizyonunda o diyaloğun televizyonu varsa, o uydunuzda, Allah rızası için rica ediyorum; Allah rızası için televizyonlarınızdan, o uydularınızdan diyalog grubunun kanallarını siliniz. Siz farkında olmadan bilinçaltınıza, abi bacı ayağına; insanlarla gezmek, “Niyetin iyi olsun. Flört de caizdir.” manasını vermek istiyorlar, bilinçaltınıza bunu yerleştirmek istiyorlar. Cemaatlerine bakıyorsun, kadınları bir acayip giyiniyor. Erkeklerine bakıyorsun; top sakallı, küpeli bilmem ne. Dövme yapıyor, kızlarla gezebiliyor. Bunu söyleyeceksin, bu haram diyeceksin kardeşim. Yapıyorsun, bunun günah olduğunu bilerek yap. Sakın caiz deme! Biz abla bacı ayağına götürürüz hocam. Götüremezsin kardeşim! Haram haramdır değişmez. Harama helal diyen kâfir olur. Kâfir olur. Bunların gazetelerinden, TV’lerinden uzak durun. Adamı kâfir ederler. Bak şimdi örnekler getirdim. Bu hafta çok doluyum, merak etmeyin; 2 saat daha vaktim var, merak etmeyin. Buyurun. Geçen hafta biz neyi atlattık? Valentine’s Day. Bizi de cahil görmeyin yani ben bunları bilirim. Valentine’s Day ne demek? Saint Valentine günü. Sevgililer günü… Bütün İslami gazetelerde, istisnasız, samimi gazetelerde sevgililer günü yerilir. Çünkü teşebbüh vardır sevgililer gününde. Kâfirlere, Hristiyanlara benzeme. Şimdi burada neden olduğunu, nereden geldiğini anlatmayayım tek bir kelime söyleyeyim. Saint Valentine denen bir papazdan çıkmıştır bu. Papaz, bulunduğu beldedeki kralın, erkeklerle kadınların nikahsız evlenmeden beraber olmasını yasaklamasından sonra; papaz, abi bacı ayağına yine erkeklerle kadınları beraberleştiriyor ve zina etmelerine, flört etmelerine cevaz veriyor. Gizli kapaklı birbirinizle gezin tozun. Birbirinizi seversiniz, eğlenirsiniz. Yolu açıyor papaz. Kral da bunu bir görüyor, papazı öldürüyor. Papaz sevgililer günü şehidi oluyor. Sevgililer günü şehidi olur mu? Papaz öyle şimdi. Şu anda bütün Hristiyanlar, o günde sevgililer günü şehidi… Şehitlik İslam’a ait bir kavramdır. Siz niye bizim kavramımızı alıyorsunuz kardeşim? Siz Hristiyansınız. Gidiniz, başka şeyler uydurun ya. Nasıl Noel Baba’yı uydurduysanız, buna da bir şey uydurun. Sevgililer günü şehidi işte bu Saint Valentine, bu papaz. Zinadan dolayı insanlar bunu çok seviyorlar. Ve bizim Müslümanlarımız da bu sevgililer gününü kutluyorlar. Bütün İslami gazeteler ayet ve hadislerle bugünü kutlamamamız gerektiği konusunda biz Müslümanları ikaz ediyorlar. Bilinçli gazeteler, samimi gazeteler… Ama samimi olmayan, İslam adı altında milleti kâfir etmeye çalışan bir gazete de sevgililer gününü kutluyor. Bak! Özel ek yapmış. Gazetede koymamış, özel ek! Neden? Çünkü gazetede o haftaki vaaz da var. Gazetede her hafta Cuma günü vaaz veriyor. Bir sayfayı vaaza ayırmış. Diyor ki, hem gazeteye vaazı koyduracağım hem de ön sayfaya sevgililer günü, bu olmaz, diyor. Foyamız ortaya çıkar. Biz sevgililer gününe bir ek yapalım. Esnafa bu gazeteyi götüreceğimiz zaman sevgililer günü ekini götürmeyelim, sadece gazeteyi bırakalım. Ama diğer ev halkına bu gazeteyi götüreceğimiz zaman eki de koyalım. Niye esnafa götürmüyor? Çünkü biliyor ki esnaf suratına tükürecek. Esnafın çoğu bilinçlidir, siz bakmayın bizim esnaflarımıza. Bizim bulunduğumuz Beyazıt piyasası içinde, hiçbir esnafta sevgililer günü eki yok. Özellikle sordum. Kim dedim bu diyalogcuların, bu paralellerin gazetesini alıyorsa rica ediyorum, her tarafa telefon açtım ya. Şu eki bulayım ki ben size kocaman eki gösterecektim, bulamadım ya. Bir tane esnafa ek bırakmamışlar. Eki hep diğerlerine yolluyorlar. Daha ılımlılar. Çünkü esnaf kızıyor, ters davranıyor. Şimdi, ekte ince manalar var. Hemen sağ tarafta diyor ki, takıp takıştırın. Bak burada. Takıp takıştırın, diyor. Burada sevgililer günü, diyor. Kızları mızları erkekleri göstermişler. Yan tarafta diyor ki: “Sağdan soldan çok alışveriş yapın, takın takıştırın.” Sevgilinize kendinizi iyi gösterin. Alt tarafta da yatak reklamı var, yatak! Erkek adam yattığı yerden belli olur, bunlar hep derin manalardır; dikkat edin! Hem tak takıştır hem yatağı alt tarafa koy hem de Valentine günü kutla, de; ondan sonra ben İslam’a hizmet ediyorum, de. Samimi değilsin. Sahtekârlık yapıyorsun. Ve biz senin hidayetin için dua ediyoruz. Eskiye dön, aslına dön, Hristiyan sevdalılığını bırak! Onlar cehenneme gidiyor. Allah rızası için kardeşim, kim varsa bu gazetelerin başında, rica etmiyorum yalvarıyorum, yalvarıyorum; bu sapıklığınızı bırakın, Allah rızası için İslam’a dönün. Hristiyanlığı ve Yahudiliği yaymaya çalışmayın, cehenneme gidersiniz; sizi orada kimse kurtaramaz!

Çocuğunu şımartma sakın! Her şımarık Cehennemdedir…

Katı kalpli, her kibirli, her şımarık. Aaa… Bu da yeni nesil çocukların çok fazla üstüne bende ettiği bir ahlak. Şımarıklık! Bu ahlak bir adama nereden gelir? Havadan şıp diye inmez! Bu ahlak bir adama anasından, babasından gelir. Bir çocuğa anası, babası istediği her şeyi alırsa o çocuk şımarık bir çocuk olur. Ve bilinç altına şu gelir: Ben istediğim her şeyi elde edebilirim. Ben sadece bir ağlamayla, zırlamayla, anneme babama verdiğim rahatsızlıkla bu dünyada gördüğüm her şeyi elde edebilirim. Bu şımarıklıktır! Annenin babanın ne yapması gerekir, edep nedir? Edep, çocuk kendisinden on şey isterse çocuğa bir ya da iki şey vermektir. Bu çocuğun bilinçaltına şu mesajı verir: Bu dünyada asla istediğin her şeye sahip olmazsın. Asla! Hep sahip olamayacağın bir şeyler olacak bu dünyada, bu dünya böyle bir yer. İstediğin her şeye sahip olacağın tek yer cennettir. Allah Teâlâ, Kur’an’da o mekanın özelliklerini bize tarif etmiştir. Allah’ın peygamberi Efendimiz Aleyhisselam, hadislerinde o mekanın özelliklerini bize tarif etmiştir. Şu hâlde istediğin her şeye sahip olacağın yer için çok fazla çalış. Bu dünya için çok fazla çalışma, çok koşturma. Çünkü ne yaparsan yap istediğin her şeye sahip olamazsın. İnsanlar her gün kafasında yapamadığı bin tane planla toprağa gömülüyorlar. Sen de gömüleceksin! İşte bu bilinci çocuklarımıza verebilirsek o çocuk şımarık olmaz. Ama veremezsek çocuk şımarıklaşır. Ve büyüdükçe şımarıklığı ve kibri artar, doyumsuzluğu artar. Ne alırsa tatmin olmaz. Anası babası evlendirmek ister kız beğenmez. Babası araba alır, araba beğenmez. Annesi bayramlık elbise alır, elbise beğenmez. Hiçbir şey beğenmez! Hiçbir şeyden memnun olmaz. Çünkü o şımarıktır. Şımarık adam, tatminsiz adam demektir. Allah şımarıkları hiç sevmez. Hâlbuki biz Efendimiz Aleyhisselam’dan şımarmayı görmedik. Hep mütevaziliği gördük. Hep mahcubiyet gördük, hep mahviyet(alçak gönüllülük) gördük. Mü’min asla şımarık olamaz! Şu hâlde çoluk çocuğumuzu yetiştirirken nasıl yetiştirdiğimize çok dikkat edelim. İstediği her şeyi almamaya çalışalım. Çünkü Efendimiz Aleyhisselam hadiste cehenneme girecek üç zümreden bahsediyor. Çocuğunu kendi ellerinle ateşe götürebilirsin, dikkat et! O sabah namazına kalktığı anda, “Dur çocuğun uykusu bölünmesin, sabahleyin 11:00’de okula kalkacak. Namaza kaldırmayayım.” diyenler, çocuğunuzu kendi elinizle ateşe atıyorsunuz, onu şımartıyorsunuz. Yorganı, üşümesin diye üstüne çekenler, çocuğunuzun üstüne ateşten bir yorgan çekiyorsunuz, şımartıyorsunuz. Allah’tan korkun! Allah’tan korkun, çocuğunuzun yüzüne su serpiştirin Allah Resulu Aleyhisselam’ın yaptığı gibi. Soğuk bir su serpiştirin ki çocuğunuzu kaldırın, şımarıklığını giderin. Allah’ın huzuruna sizinle beraber kalksın ve namazını kılsın. Ve onu cehennemden kurtarın. Hocam insan insanı cehennemden kurtarabilir mı? Kurtarır. Allah böyle buyuruyor. “Ey iman edenler kendinizi ve ehlinizi yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden koruyunuz.” (Tahrîm, 6) “Koruyunuz.” Biz koruyabilir miymişiz? Allah buyuruyor, koruruz. Nasıl koruyacaksın? Sabah namazına kalktın mı şu hanımını da kaldır. Hanımını da kaldır. O kadındır hocam sabah kalktığında kılsa da olur. Ya sabah kılsa da olur da kaza oluyor. Üstüne güneş doğduğu anda kaza oluyor namaz. Ve bu kadın günahkâr olarak namaz kılıyor. Yani meleklerin deyimiyle, “Ey gafil, kalk ve sabah namazını kıl!” diyor melekler, güneşi üstüne doğuran insana. Sen meleklerin gafil diye hitap ettiği adam mı olmak istiyorsun? Yoksa ey Allah’ın güzel kulu, kalk ve sabah namazını kıl diyen bir adam mı olmak istiyorsun? Sen hangisi olmak istiyorsun? Biz Müslümanların bunları iyi idrak etmesi lazım. Çoluk çocuğumuzu şımartmamamız lazım. Sabah namazına kaldırmamız lazım. Efendimiz Aleyhisselam, cennetlik bir karı kocadan bahsediyor. Cennetlik, cennetin en güzel yerlerindedir, diyor o karı koca. Özellikleri nedir ey Allah’ın Resulu? Özellikleri şudur: “Birisi gece namazına kalktığı zaman yatan, uyuyan kişinin yüzüne su serpiştirir. O da yumuşak bir şekilde kalkar ve beraber namazlarını kılarlar, sonra tekrar yatarlar. Bunlar cennetin en güzel köşesindedir.” Var mı şimdi böyle kadın? Yok! Hep sırtını dönen kadın var şimdi. Namaz yok, sabah namazına kalkmıyor. Kur’an okumuyor. Çoluk çocuğuna dua etmiyor, zikretmiyor. Dizi izliyor. Oturmuş evde dizi izliyor. Sonra, benim kalbim niye katı? Ben Kur’an okuyamıyorum, Kur’an okuma sevgisi içimden gelmiyor. Benim içimden niye namaz kılma sevgisi gelmiyor? Niye namaz bana zor geliyor? Demeye başlıyor. Kalbin katılaşmış. Kalbin katılaşmış! Müslümanlara benzemeyenleri izleye izleye kalbin katılaşmış, sertleşmiş. Kalbin sertleşmesinin bir alameti de odur ki ibadetlere karşı soğukluk gelir. Hâl budur.

ÇOCUK KÜFRETTİ DİYE AĞZINA ACI BİBER SÜRENLER İZLESİN!

İnsan insana baka baka kararıyor insan insana baka baka beyazlıyor iyileri görüyorsun, iyi oluyorsun kötüleri görüyorsun, kötü oluyorsun neden biz çocuklarımıza kaşık tutma kursu diye bir kurs verdirmiyoruz ama ama onlar bir yaşında kaşık tutuyorlar? çünkü bizi kaşık tutarken görüyorlar evde yeni bir kaşık eğitimine gerek yok yürümeyi çocuk zaten babasını ve annesini ağabeyisini, ablasını yürürken gördüğü için ilk takatında fırlayıp yürümeye çalışıyor yürüme kursu engelliye verilir yürüme kurşuna gerek yok kötülükler de iyilikler de toplumda böyle alışılıyor bir anne Allahuekber diye müezzinin sesini duyar duymaz seccadeye kapanan anne ise, baba böyle bir baba ise, o evdeki çocuğu Kur’an kursuna, camiye göndermeye bile gerek yok er geç o çocuk namaz kılacak Allah’ın izni ile yürümeyi öğrendiği gibi namaz kılmayı da öğrenmiş ama anne ve baba ezan okunduktan saatler sonra çocuk uyuduktan sonra yatsı namazına gidiyorlarsa, ya da yatsı namazını kılmayı taa çocuk görmeyecek kadar geç vakite erteliyorlarsa, çocuk namaz ciddiyeti görmediği için onu bir camiye göndermek lazım namaz ciddiyeti öğrensin ona kitaplar, resimli kitaplar alman lazım göre göre göstere göstere eğitim herhangi bir kitabın eğitiminden çok daha fazladır insanlar kaç senedir dünyada kitaptan okuyarak bir şey öğreniyorlar? kaç senedir insanlar yemek kitapları, yemek programları izleyerek yemek yapıyorlar? düne kadar kitap yoktu video yoktu ama insanlar birbirlerini görerek, genç kızlar annelerini görerek, yemek yapmayı öğreniyorlardı, dikiş yapmayı öğreniyorlardı biz birbirimizin kölesiyiz birbirimizin güneşiyiz biz birbirimiz için varız Allah-u Teâlâ böyle bir düzen kurmuş sadece anne baba değil, toplum eğiticidir neden çocuk küfür eder? ilk defa küfür etmeyi çocuk nasıl öğrenebilir ki ya? küfreden bir arkadaş bulmadıkça çocuk ya da baba ağzını açtığında kurşun gibi laflar çıkarmıyorsa çocuk nereden küfür etmeyi öğrenecek? ne bilir çocuk küfür nedir ya? onun için çocuk küfür etti diye çocuğun ağzına biber sürecek yerde o çocuğu kiminle arkadaşlık yaptırdın onu bul kendi ağzına biber sür sen çocuğu niye takip etmedin? kiminle oturuyor, kalkıyor? toplumun ürünüdür çocuklar büyükler, hepimiz toplumun ürünüyüz yani doktorlar istediği kadar sakıncalıdır, zararlıdır, kanser yapıyor, öldürüyor desin yemekten sonra bir sigara getir dedin mi 10 kişi orada sigara içiyorsa, 11. kişi nasıl ben içmiyorum diyecek? yav erkek değil misin, yak bir cigara ya denir insana biz birbirimizin mahkumuyuz onun için Allah kötülüklerin çiçek açtığı bir dünyada zakkum çiçeği açtığı bir dünyada kötülüklerin imanın sönük kalacağını bildiği için toplumu ve insanı böyle yarattığı için Allah Peygamberine ne dedirtiyor? kötülüklerle mücadele edeceksiniz diyor mücadeleniz kadar da Allah sizden razı olacak e ben polis miyim? polislik yap demiyor ki Allah-u Teâlâ polis olmak başka bir şey, güç kullanmak başka bir şey el semboldür burada kudret çapını gösteriyor el alıp buradan şuraya koymanı tarif ediyor dil bir semboldür yani bir düşük bir el %100 kudreti gösteriyor dil %80’i gösteriyor mesela kalp %15’leri gösteriyor %20’leri gösteriyor belki yani ne kadar kapasiten yetiyor bunu Allah biliyor yani gidip de İsrail’de Kur’an devleti olun diye miting yap demiyor ki kimseye Allah-u Teâlâ böyle bir şey demiyor ki ama evde niye Kur’an mantıklı çocuk yetiştirmedin? bunu soruyor çünkü Tel Aviv’de bir şey yapamayacağını senin Allah biliyor emretmiyor sana zaten git orada birşey yap diye o Devlet işi siyasetçilerin işi Mü’min’in işi biraz daha kendi çapında yani biz gerçekten yapamadıklarımızla yapmaya üşendiklerimiz arasındaki farkı Allah anlamıyor mu zannediyoruz biz? niye kendi kendimizi kandıralım ki?

KISKANÇ DEDİKODUCU ÇOCUK NASIL YETİŞTİRİLİR?

Hedefsizlik, küçük hedeflere takılı olmak, dünyayı Cennet konumuna getirmek baş haset mikrobudur zaten haset bundan besleniyor küçük hedefler çocuğun yanında filancalar araba almış, vay bee, ne araba çektiler ha! daha çocuğunun düğünü yapmaya paraları yoktu kaç sene önce şimdi araba alıyorlar! çocuk da, Cenneti konuşur gibi, Cemâlullahı konuşur gibi sizden hep bunu dinledi onda da hasret ruhu gelişti küçük çocuğun yanında, filancaların bebeği ne kadar güzel ya! ay parçası gibi! diye konuşuyorsun o ne anlıyor? demek ki bende kömür parçası gibiyim o ay parçası gibi olduğuna göre e çocuk ne anlar bu laftan? ismini çağırınca anlamıyor mu çocuk? çikolata gösterince anlamıyor mu? anlıyor demek ki! çocuk anlamaz zanneden bir şey anlamıyor zenginin fakiri, güzel olmayanın güzeli veya tersi, bir koltuk kapıp Devletten bir memurluk kapanın, vatandaşı, vatandaşın onu görüş tarzında eğer ana ekseni âhiret olan bir yörünge yoksa, hep birbirimize, düşman olarak yetişiyoruz demektir Mü’min, haset etmez haset edilen konumda olmak da istemez bunun için insan mesela işte bir zenginlik, bir fırsat olduğunda, market açtığında bütün akrabasını çağırdığı büyük açılış yapıp, kravatını takıp, mikrofonun önüne geçip, bir zamanlar hayal ettiğimiz bu marketin açılışında hepinize bugün çikolata bedava! deyip beni imrenin kıskanın demez Müslüman Allah lütfetti elhamdülillah Rabbim helal kazanmayı nasip etsin der, mütevazi olur herkes becerebildiği kadar kibir yaparsa kibri bir sanat haline getirirsek e çocuk büyüyü, büyük daha büyüğü, fakir zengini, zengin siyasetçiyi, siyasetçi Avrupadaki siyasetçiyi, herkesin birbirini kıskandığı bir dünyada, dövüşmekten başka bir çaremiz kalmaz ahlaksızlık deyince insanların içinde mesela burnunu karıştıranı ahlaksız diyoruz çocuğa, yapma! pıt! deli misin? deniyor ya niye haset Allah’ın bunu bana sığınarak tehlike görün! buyuracağı kadar ağır bir şeyden çocuğumuzu ikaz etmiyoruz kendimize ve mesulu olduklarımıza bunu niye demiyoruz? Allah nasıl planladıysa, o en güzelidir niye demiyoruz?

Bir annenin çocukları için yapabileceği en güzel şey nedir?

Bismillâh elhamdülillah Vessalatu vesselamu alâ Resûlillah Hanım kardeşimizin yürekten gelen bir temennisi var, ricası var çocuklarım buluğ çağına geldikten sonra benim sözümü dinlemez oldular onların sözümü dinlemesi için okuyacağım bir âyet, okuyacağım bir sûre veya yapacağım ne var? diyor bu hanım kardeşimize önce dua ediyoruz Allah seni kötü çocukların annesi olmaktan muhafaza buyursun diyoruz ama sonra da diyoruz ki.. çocukların için yapabileceğin en iyi şey, okuyabileceğim en büyük dua güzel sabır annesi olmaktır sabretmek ve eğitimlerini zamana yaymaktan başka keskin bir ilacın yoktur 100 yıl da olsa sabredeceksin güzel çevre oluşturmaya çalışacaksın, kötülükleri etrafından savacaksın bunlar ayrı şeyler temel silahın sen bugüne kadar eğitim verdin çünkü temel silahın sabretmektir bu bir sabır mücadelesidir bunu kazanmaya çalışacaksın derler ya kan kusacaksın, kızılcık yedim diyeceksin hissettirmeyeceksin ağlayacaksan da gizli ağlayacaksın Velhamdülillahi Rabbi’l-âlemin