ALEVİYİM DİYE KIZ VERMEDİLER ! (Farklı Mezheb Evlilikleri)

Sevgili editörüm! Şu an “Aleviyim diye kız vermediler isimli videomuzu çekiyoruz, videomun ismide hazır. bence oldukça güzel. Peki bu sadece bir videomu değil. Benim başımada geldi bu video. DUYMA ENGELLİ KARDEŞLERİMİZ İÇİN GÖNÜLLÜ OLARAK YAPILMIŞTIR.1:20. sn den sonrası olmadığı için ben devam ettim.-Z. Vakti zamanında sevdik tabi. –Mehmet Yıldız tebessüm eder- Evlenelim dedik. Şimdi bu insanlar merak ediyor. Mezheplerle ilgili evlilik nasıl olur? Farklı mezhepler birbiri ile evlenebilir mi? diye Benim başıma benzer bir şey geldi. Şimdi ben hanıma haber yollattım önce istemeye. Bahsetmiştim belki. Diyarbakırlılar, Piranlılar, Dicle. Zazalar yani Hani o soğanı çok seven kabile var Onlara zaza arkadaşlar oluyor. (bu kısmı 10 kere dinledim anlamadım, şimdiden affen) Şimdi o dönemde tabi ilk haber gönderdik, işte talibiz istemeye geleceğiz falan diye Sağdan soldan soruşturuyorlar tabi kim bu oğlan? nedir necidir falandır fıstıkdır diye tam o esnada işte öğreniyorlar böyle Hanıma diyorlar işte nerelidir şudur budur falan fıstık. Neyse bi öğreniyorlar ki sülale olarak bu oğlan alevi Bu arada hanımın dedim ya işte halide şey böyle Zazalar biraz inadıylada meşhur arkadaşlardır Bide hanımın babası 10 erkek kardeş falan böyle ufak bir çekirdek aileleri var neyse böyle bir duyuyolar, kimdir nedir necidir, oğlan alevi! diyorlar ki olmaz hayatta vermeyiz, şimdi İnsanların böyle kafasında belli başlı kalıp olduğunda tabi kızlarınıda düşkünlükten dolayı insanda koruma güdüsü olur ya o koruma güdüsüyle öyle bir tepkide bulunuyorlar -Nereli? + işte filan kes filan kes alevi -Ay hayatta vermeyiz Sonra sağdan soldan geliyorlar. Ya diyorlar işte bu arkadaşı sen tanımıyorsun felan İşte bi hanımın babasıyla bi muhasebeci bi abim var yani böyle bi ortak arkadaş -ya bak tanımıyorsun falan fıstık Nasıldır kimdir necidir falan bi açıyor videoları namaz niyaz anlatan bir çocuk.İzliyorlar diyorlar. bu sefer de aşşırı dinci olmaz diyorlar. (güler)Önce aleviyiz diye sonra dini durumdan dolayı böyle bende bir sorun yaşadım.Şimdi insan evlilik için merak ediyor hani farklı mezheplerde evlilik nasıl oluyor diye sonuçta toplumumuzda olan bir şey bu hani bazen hanefi ve şafi dahi nasıl olur diye düşünenler oluyor. çoğu zaman işte Sünni ve Alevi dediğimiz ayrımlar oluyor. İşte insan merak ediyor işte kızım Alevi oğlum Alevi öteki sünni ya bunlar evlenebilir mi evlenirse nası olur hatta şöyle abes sorular oluyor işte -çocuğumuz doğdu çocuğumuz müslüman mı olur gibi önce şu soruyla başlayalım farklı mezheplerin Acaba birbirleriyle evlenmesi caiz midir? yani evlenecek olan eşlerin aynı mezhepten olma şartı mevcut mudur? İnsan merak ediyor. şimdi şöyle bi ele alalım konuyu öncelikle farklı mezheplerden kadın ve erkeklerin birbiriyle evlenmesi caizdir.Kadın evlendikten sonra kocasının mezhebine geçmek zorunda değildir şimdi burada bizim anlamamız gerekn şurası Müslüman bir bayan müslüman bir erkekle evlenmesi gerekeceğinden burada konuları mezhep olarak değil müslümanlığın tanımı olarak ele alırsak Bizim için çok daha maslahatlı olacak. Müslüman İslam dininin bütün kesin hükümlerini kabul edip hiçbirisini ama hiçbirisini reddetmeyen kimsedir yani namaz,oruç,zekat,hac.. abdest,gusül vb. emirlerine ittiba eden bununla beraber Zina,içki,faiz gibi büyük haramlardan çebaillerden de bunların büyük günahlar olduğunu kabul ederekten kaçan kimsedir yani müslüman şimdi bu anlattıklarımızın bütünün veya bir kısmını kabul etmeyen ya böyle saçmalık mı olur diyen bir insan müslüman olamayacağı gibi bunları kabul etmeyen birisiyle evlenmek de caiz değildir. yani baktığında buralarda mezhepten daha önemli bi kimlik var müslüman kimliği ve bu müslüman kimliğinin içerisindeki tanımlara uymuyorsa zaten asıl bu cihette evlilikten kaçman lazım ve çok şaşıracağınız bir şeyden bahsedeyim böyle bir durumda yani az önce bahsettiğimi kabul etmiyor ama bir evlenme gerçekleşiyor. işte bu saatten sonra asıl buna evlilik denmez bu bir cihette gayri meşru bir ilişkidir. çok ilginç değil mi?gayri meşru müslümanlık tanımına uymayan bir şey neden müslümanca bir evlilik olsunki zaten mesela ÖSYM nin istediği evrakları getirmeden bir üniversiteye gireceğini zannediyor musun?Aynı mantık olmuyor mu? de mi hani evrakların eksik başvuracaksın girmeyi ümit ediyorsun. gerçekten de makul değil.Bunun adı ister Sünni olsun.İster Alevi olsun ister Şii olsun demek ki evlenmenin ölçüsü islamdır yani az önce bahsettiğimiz çerçevenin içine girmek icab ediyor. Maalesef bu gün yurt içinde ve yurtdışında bir çok Müslüman hanım evleneceği kişinin ahvalini sormadan ve islami rükunlara ne kadar uyup uymadığını umursamadan maalesef müslüman olmayan kimselerle evleniyor aslında Altyazı:Naim ATA yani sadece kimlikte yazan ibare gibi düşünmeyelim bunu nası boş konservede Tamek yazar hala aynen öyle içi bomboş İslamın tam zıttı düşünce ve itikadda olan birinin kimliğinde de islam yazabilir bu basit bazı harflerin oluşumudur.Bu kadar peki çocuğun mezhebi ne olacak diye bi soru da gelebiliri akla şimdi öncelikle anlamak lazım. mezhep bir din değildir. dinin bir fakültesi bir yorumudur. yani bu cihette alınan diploma yine islam diplomasıdır aslında Din Kur’an’dır Dİn hadistr.Din efendimiz(s.a.v) in icmadır yani demem o ki o yol islamın temel disiplinlerini bozmayıp o çevresini kuşatıp kabul eden bir gönüle çarpıyorsa işte evlilik buralarda vakidir.Bu anlattığımız dersi lütfen bi ayrıştırma gibi görmeyin yani görmeme icab eder çünkü islamı yaşayan bizim din kardeşimizdir.Hiç yaşamayan biri de olabilir. bu da bi vatandaşımızdır ama bu ayrımlar islamı yaşayanlar için önemli kriterlerdir. o yüzden bunu bi ayrıştırma gibi görmemek lazım ölçü budur,elbise budur bu kıyafet kime dikildiğinde kim giydiğinde ona uyum sağlıyorsa o kişiyle yola çıkılabilir. Bu dersi önceden yapmam lazımdı kayınbabaya biraz geç kaldık artık iş geçtikten sonra oldu ama umarım sayın kayınbabam dinliyordur 😀 (gülmeler) evet ders bitti..:DDD Altyazı:Naim ATA


İngilizce

My dear editor! “They didn’t give girls because I was an Alevi We’re shooting our video, my video is ready. I think it’s pretty nice. Well, it’s not just a video. This video came on my head. WOMEN’S BEING CONCENTRATED TO BEHAVE HANDICAPPED 1.: 20. Since I was not after the sn, I continued. We loved the time. – * – * Mehmet Yıldız smiles – * – * We said we should marry. Now these people are wondering. How about marriage with the denominations? Can different denominations marry one another? that Something like this happened to me. Now I’ said the lady before the news was sent to ask. I already told you. Diyarbakir, Piranians, Tigris. Zazas You know, there’s a tribe who loves that onion He’s zaza friends. (I’ve heard this part 10 times, I don’t understand, already affen) Now we sent the first news at that time, we will come to ask the demanding They’re investigating from right to left, who is this boy? What is a peanut? that’s how they learn at work This is where they are, or something. Anyway, they learn that this son alevi In the meantime, I said, or something like that Zazas are some famous friends Bide’s father 10 brothers or something they have such a small core family Anyway, such a senses, who is what is, is the flame of the boy! they say that we will not survive, now That’s the kind of people protection of human beings they have the motive or they react so strongly with the protection motive The -Nerel? + Here we are, cut or alevi Then they come from the right to the left. They say they don’t know your friend. I have a father with his father so he has a partner like that – Look, you don’t know a peanut or something. How are the videos a child who tells prayer niyaz. they say that this time they will not be overly religious. (laughs) Then the religious situation because of the alevi I have had a problem. Wondering how to get married in different denominations he who ultimately has something in our society sometimes it happens that the innkeeper and the shaman those who think. most of the time there are separations we call Sunni and Alevi. Here’s what people wonder my daughter Alevi my son Alevi the other Sunni or can they marry even if he gets married, there are even questions like this our child-our child was born as a Muslim Let’s start with the following questions of different denominations I wonder Is it permissible to marry one another? the same spouses to marry Is there a requirement to become a sectarian? Human is wondering. Let’s take a look at the subject now first of all, marrying women and men of different denominations She doesn’t have to go through her husband’s denomination after marriage. Now here is what we need to understand Muslim woman with a muslim man the issues here denomination not as a definition of Islam It’il be a lot more for us. Muslim To accept all the exact provisions of the Islamic religion anyone ie prayer, fasting, zakat, pilgrimage .. ablutions, gusül etc. impulsive however, adultery, drink, interest the great haram great sins all of this or what we say now refuse can not be a human muslim marry is not permissible. So when you look around here There is a more important identity than the sect Muslim identity and this if it does not match the definitions within the Muslim identity you have to escape from the marriage and something I’ll be very surprised at in a situation that I’m talking about does not accept but a marriage is taking place. after this time, this is not called marriage. this is an illegitimate relationship in a way. Isn’t it interesting? something that does not comply with the definition of Muslim is a Muslim marriage. for example, ÖSYM wants to bring the paperwork Do you think you will enter a university? Do you hope to enter the documents you will refer to missing. not really reasonable. Whether it is Alevi or Shiite that is, the measure of marriage is islam it is meant to go into the frame we are talking about. Unfortunately this day a lot of domestic and abroad Muslim lady without asking the person to marry how much is it unfortunate marrying Subtitles: Naim ATA that is, only in the identity Let’s not think about it. exactly empty The opposite of Islam can also write Islam this is the formation of some simple letters. what about the child’s denomination will come up with a question Now you have to understand firstly. denomination is not a religion. is an interpretation of a faculty of religion. In this context, the diploma is still the diploma of Islam is actually Religion is the Koran In the Hadith of Our Lord (SAW) Madiran Price So I say that way it does not disrupt the basic disciplines of Islam. accepts a heart here is the marriage is here in this case. Our religion is our brother. this is also a citizen but this is The distinctions are important criteria for the inhabitants of Islam. so you shouldn’t see it as a bi This is the measure, the dress is this outfit to whom who wears when he wears if it adapts to that person. I had to do this lesson in advance. it was a little late but after the job I hope my brother-in-law is listening: D (Laughing) yes the course is over ..: DDD Subtitles: Naim ATA

MASTÜRBASYONUN HÜKMÜ NEDİR ? – KURTULMAK İÇİN KESİN YÖNTEM

Azerice

İNSAN ÖLECEYİNİ BİLİMİR YAŞAYACAĞINI SANARAQ ÖLÜR ÖLMEDEN ÖNCE ONLARA ÇATMAĞIMIZ ÜÇÜN VİDEONU BEYENİP PAYLAŞIN BELİ ÇOX PİS BİR MESELE VAR QADIN DOSTLARIMIZIN BACILARIMIZIN ARTIQ BİR EŞYA SATMAQ ÜÇÜN CİNSEL OBYEKT KİMİ İSTİFADE EDİLDİYİ BİR DÖVRDEYİK MEN HEQİQETEN ÇOX TEECÜBLENİREM BELE ŞEYLERİ GÖRDÜKDE MESELEN İSLAMLA ELAQELİ BAŞADÜŞÜLMEYEN EN SADE MESELEYİ QADINA DEYER VERMEDİYİ ÜÇÜN BU QEDER CİDDİ TEXRİB EDEN İNSANLAR GEREK AVROPADAN OLSUN TÜRKİYEDEDE ÇOX VAR BİR CİPS REKLAMINDADA BİR QADIN TEXRİB EDİLİR BİR MAŞIN TEKERİ SATAN ADAM BİR QADINI TEXRİB EDİR BURDADA BEZİLERİ BU QADININ GÖZELLİYİNİN ÖN E ÇEKMEK İSTEDİYİNİDE DEYE BİLER AMMA TEESÜFKİ BU BELE DEYİL

SEN TEMİZ KAL NASİBİNİ ALLAH KORUR – BOŞANMA İSTATİSTİKLERİ

Birgün Behlül Dana hazretleri elinde bir çubukla oturmuş kumdan evler yapıyor. O sırada da Harun Reşit evinden iniyor ve Behlül Dana’yi görüyor. Diyor ki: ” Behlül Dana elinde bir çubuk kuma ev çizip duruyorsun. Ne yapıyorsun?” Behlül Dana bu evleri çizerek sattığını söylüyor. “Nasıl yani? Çizdiğin evi mi satıyorsun?” “Evet satıyorum.” O sırada Harun Reşit’in eşi camdan bu olayı dinliyor ve diyor ki “Behlül Dana hazretleri ev satıyorsa mutlaka bir hikmeti vardır.” Soruyor: “Behlül Dana sattığın ev ne kadar?” “Bir dirhem ablacığım.”diyor. “Ben alıyorum.”diyor. Olayı izleyen Harun Reşit:”Ulan deli birdi bizim hanım da katıldı iki oldu.” ” Allah akıl fikir versin.”diyerek çekip gidiyor. Ertesi gün bir rüya görüyor. Rüyasında cennetler içerisinde bir cennet, sarayları içerisinde bir saray. O kadar göz dolduruyor ki o saray kendisi bile inanamıyor. Ya cennette bu kadar güzel saray olurmuymuş diyor. Bir bakıyor kapının önünde tanıdık bir yüz. Behlül Dana hazretleri içeriye birisini buyur ediyor. Bir bakıyor bir dirheme ev sattığı eşi. Hemen uyanıyor rüyadan. Anlıyor olayı. “Ya bu olay meğer böyle bir şeymiş.” Ertesi gün hemen koşa koşa Behlül Dana hazretlerinin olduğu yere gidiyor. Bir bakıyor aynı yerde Behlül Dana elinde bir çubukla kumdan ev çizmeye devam ediyor. Ve soruyor “Behlül Dana bugün de satılık evin var mı?” “Evet,var Harun Reşit.” “Peki, kaçadır Behlül Dana?” “Yüz bin altına Harun Reşit.” “Dün bir dirheme sattığın evi nasıl olurda bugün yüz bin altına satmak istersin be adam?”deyince. “O malı görmeden önceydi.”der. Bakara suresinde bir ayet geçer. Der ki:”Onlar ki, gayba iman ederler.” Evliliğin büyüsü de tam burada. Yani gayba iman etmekte. Rabbinin hem dünyada vereceği huzur, hem de cennetteki vaadine güvenerekten bu dünyada temiz başlama kısmı inan cok önemli. Çok kaybettik bunu. Ondan sonra kırılmış yumurtadan civciv çıkarmaya çalışıyoruz, çıkmıyor. Insanlar evlenmeden önce “Roma’yı yakarız.”derler. Evlendikten sonra kombiyi bile yakmazlar. Ama evlenmeden önce ahiretlerimizi cayır cayır yakıyoruz be dostum. Günümüzde evlilik iki kişinin tek tek değilde bir araya gelerek mutsuz olma sanatına verilen bir isim gibi oldu adeta. Evlilikte bana sorarsanız bu tür sorunların yaşanması bu işe temiz başlamamaktan kaynaklanıyor da olabilir. 2018 yılında 142.488 adet çiftin geçinemeyerek boşandıkları bildiriliyor. Hatta hatta Aydın’ın Karasu ilçesinde 109 çift evlenirken, bunun 65’inin tekrar boşandığı bildiriliyor. Bu rakamlardan anlıyoruz ki evliliğe başlamak kadar sürdürebilmek çok önemli bir rol oynuyor. Peki sen bugün evlilik için tercihini neye göre yapiyorsun? Iş yerindeki duruşu, yoldaki endamı, parfüm kokusu, makyajı? Inan o kadar süslensem beni bile beğenirsin. Sen olaylara sathi bakıyorsun ve bilmiyorsun nefsi ve hissi şeylerin sonu hüsrandır. Islam size aşık olmayı haram kılmadı. Bir kişiyi istemeyi, beğenmeyi size yasaklamadı. Islam sizin temizliğinize zarar gelmemesi için seni ve aileni alıp korur. Sizin sevginize rehberlik eder.Ahirette de küçük düşmenizi engeller. Eger onu bu kadar çok seviyorsan senin kadar onun da Allah’a hesap vermek zorunda olduğunu bildiğin halde neden onun böyle şüpheli bir ilişkiye girmesinde sakınca görmüyorsun. Yoksa onu bundan kurtaracak kadar sevmiyor musun? Vay benim delikanlım, delikanlılık ta bu hale geldi demek.Yazık…


İngilizce

Once upon a time his royal highness Behlul Dane was drawing houses on sand using a wooden stick At that moment Harun Resid leaves his home and notices Behlul Dane He says: -“Behlul Dane you’ve been drawing homes on sand with a wooden stick in your hand. What are you doing? Behlul Dane says: “He has been selling these houses by drawing them on sand” -What do you mean you’re selling homes that you drew on sand? -“Yes indeed” At that moment Harun Reshid’s wife hears this incident through the window and says: -“If his highness Behlul Dane is selling those houses, surely there is a wisdom behind it!” she asks -“how much is house?” he replies -“1 dirhem (Small silver coin) sister” -“I’ll buy one!” While watching this incident Harun Reshid says -“There was 1 mad person, now there’s 2 of them including my wife” -“May Allah give them a sound mind” and leaves the place. and the next night he has a vivid dream; he sees a heaven within a heaven a palace within a palace, so magnificent that he can’t even believe it with his own eyes! and says -“How come there’s such a beautiful palace in heaven?” And he notices a familiar face in front of the door In the meantime, his excellency Behlul Dane invites someone over to this palace,and realizes that its his own wife who’s walking into the palace. He suddenly wakes up and finally understands what had happen and the next day he runs to his excellency Behlul Dane and sees him at the same spot he keeps drawing houses on the sand with the stick in his hand and asks -“Behlul Dane do you have any houses for sale today?” -“Yes Harun Reshid”. Harun asks:”Well how much is it? -“For 100,000 gold coins Harun Reshid -“How can you ask for 100,000 gold coins for the house that you sold yesterday for 1 small silver coin!?” Behlul Dane replies: -“That was before you saw the property!” There is a verse in Surah Al-Baqarah that says “Those are the ones who believe in the existence of that which is beyond the reach of perception” Power of marriage is in believing in beyond reach of perception By believing in the the peace that Allah gives in this world and trusting in the award given in heaven, starting “clean” in this world is really important and we surely lost this battle, its like trying to hatch a chick from a broken egg Before marriage people say “I’ll burn Rome for you” but after marriage they won’t even heat up the boiler… But we’re burning our afterlives even before marriage in our time, the word marriage has become the art of becoming miserable together instead of being miserable separately and if you ask me, this sort of problems happen because we don’t start with a “clean slate” In 2018: 142,488 couples divorced because they couldn’t get along Even in Aydin/Karasu (town in Turkey) 109 got married and 65 of those got divorced From these figures we understand there is important role in continuing a marriage as well as getting married in the first place Today how do you make your decisions in regards to marriage? Status in the workplace? Good looks? Smell of their perfume? Their makeup? Trust me, if I was to decorate myself that much, you’d even be attracted to me brother 🙂 (laughter) You see things very materially, but don’t realize that emotional decisions and things involving inner desires always end up in disappointment! Islam did not prohibit someone to love another, or to like or desire someone. Islam tries to make sure nothing harms your cleanliness. Islam wants you to stay pure It protects you and your family It guides your love and stops you from getting embarrassed in the afterlife If you love a person so much… While knowing that a person will also be questioned in the afterlife Why don’t you see any harm letting that person get into such suspicious relationship? Don’t you love that person enough to protect him/her afterlife? What a stud! I guess being an honorable man turned into this. Shame on us…

Evlilik Programları Rezilliği! – İfşa Ediyoruz!

medeniyet fantazileri arasında yer alan evlilik programları toplumdaki mahremiyet algısını malesef yok ediyor ve reyting için her yolun mübah sayıldığı insanların eğlence aracı olarak görüldüğü ve onların duygularının istismar edildiği bu tür programlara sıra dışı ve bazı ruhsal bozuklukları olan bireyler katılıyor. çeşitli çirkin konuşmalar ve görüntüler ortaya çıkıyor ve özellikle evlilik için karşı tarafın sadece görünüşüne ve sayısal vasıflarına yani genelde maaş , yaş , boy , ev , araba gibi durumlarına bakılarak adımlar atılması ve hemen oldu bittiye getirme çabaları ise ayrı bir rezillik. halbuki evlilik hususunda efendimiz (a.s.m.) kadın 4 şey için nikahlanır. malı için , soyu için , güzelliği için ve dindarlığı için sen diyor dindar olana bak. ama burada soyu geçmişi ne olduğu belli olmayan kişiler ve sadece mal ve dış görünüşün önde olduğu bir seçim sunulması zaten dini yaşantısına bakmaya fırsat bile bırakmıyor. veya dindar kimliği ile gelenlerin dine ne kadar zarar verdiklerini görüyoruz. yok efendim elektrik alamadım yok bir kıpırtı olmadı hadi bir çay içelim diyip aniden el ele tutuşup oradan gidiyorlar. bu ne elektrikmiş arkadaş sanki görsen jeneratör pazarlama şirketleri var cahiliye döneminde kadınlar pazarlarda görücüye çıkarılır orada pazarlanır ve satılırdı. şu evlilik programlarının şu durumdan bir farkı var mı acaba ? şimdi daha alımlı daha dikkat çekici şekilde televizyon ekranlarında pazarlıyorlar. işte şöhret aynı-ı riyadır yani gösterişin ta kendisidir ve kalbi öldüren zehirli bir baldır. ve insanı insana abt ve köle yapar. şöhret öyle zehirli bir bal ki şöhret namına insan ruhunu bile ayaklar altına aldıracak dereceye iniyor. haysiyetlerinin ayaklar altına aldıracak davranışlar ile topluma zerre faydası olmayan görüntüler ortaya çıkıyor. sahneye atlayıp dans eden genç , yaşlı , erkekler ve kadınlar işin zirvesi zaten aynı dişisini etkilemeye çalışan arizona kertenkeleleri gibi şaklabanlık yapmaya başlıyorlar. yani şunu düşünmeden de edemiyorum , acaba bunların ailesi , akrabası , tanıdıkları hiç mi bu hallerini görmüyorlar. veya işte bunları acaba tanıyan birisi yok mu diye insan kendini alamıyor. ve oraya katılanlardan birçoğunun dikkat ederseniz evlatları var. neyse söylenecek şey çok ama inşaallah rtük gerekeni yapar diye bekliyoruz. ve en büyük darbeyi aile yapısına vuruyorlar. bu tür programlar ile yetişen çocukların kadına bakış açısı da değişiyor. her kadın para düşkünü ev araba isteyen kişiler gibi gösteriliyor. işte medeniyet ise kadınları yuvalarından çıkarıp o perdelerini indirip beşeri de baştan çıkarmıştır diyor üstad hazretleri helal haramın unutulduğu bu programlarda üzülerek söylüyorum ki tesettürlü sahısların sergilediği bu edepsiz tavırlar daha ilk gördüğü erkekle sarmaç dolaç olmaları ve hemen dans etmeleri islamafobiyi oluşturmaya çalıştıklarının açıkça belirtisi erkeklerde kadına ve kadınlarda erkeğe bir güvensizlik oluşturuluyor. bak dindar olanını da gördük diyerek çirkin görüşlerin ortaya çıkmasına sebebiyet veriliyor. kadınların cevheri olan sadakat ve hürmetleri ve erkeklerin fedakarlıkları yerle bir oluyor. bir kadın kendini açıklık ve saçıklıkla başkalarına göstermeye ve sevdirmeye çalışsa her ciyette zarar eder diyor. ve tesettürlüler böyle işte diye başlayan konuşmalardaki vebali malesef düşünmüyorlar. edepsizlik öyle safhaya gelmiş ki annesi ve babası kızını alıp evlilik programına getiriyor. burada herkese çok büyük görev düşüyor. evet kardeşim sen evlilik programlarını izleme ve izletme çeviri : Yusuf AYDEMİR

Evde Kolaylıkla Yapabileceğiniz 5 Sünnet!

Selamün Aleyküm kardeşlerim. Dünyada ve ülkemizde devam eden virüs salgını nedeniyle bir süredir evlerimizde karantinadayaz. Bu sebeple maddi, manevi bunalmış ve sıkılmış olabilirsiniz. Bu sıkıntılarımızı giderebileceğimiz elimizde mükemmel bir rehber var. Evet Resullullah’ın (s.a.v.) sünnetleriyle bedenimizi ve ruhumuzu ferahlatabiliriz. Biz de bu sebeple günlerimizi güzelleştirecek, karantina günlerinde bizleri manevi olarak rahatlatacak ve iyi hissettirecek sünnetleri 5 farklı konu üzerinden sizlere derledik. (Kapı kayma sesi ve kalemle çizme sesi) (Ayrıca videoda müzikler var.) 1- Ev işlerinde eşlere yardımcı olma. Resullullah Efendimiz (s.a.v) evde kendi elbiselerini temizler, koyunlarını sağar, yırtığını yamar, pabucunu tamir eder, evi süpürür, devesini bağlayıp yemini verir, hizmetçiyle beraber yemek yer, onunla hamur yuğurur, çarşıdan aldıklarını kendisi taşırdı. Bir defasında satın aldığı çamaşırları Ebu Hureyre (r.a.) taşımaya kalkınca “Bir şeyi sahibinin taşıması daha uygundur.” buyurarak çamaşırları ona vermemişti. Onun hayatını kendilerine örnek alan Hazreti Ömer (r.a.) ve Hazreti Ali (r.a) halife oldukları yıllarda bile çarşı pazarı dolaşarak evlerinin ihtiyaçlarını bizzat temin ederlerdi. Evet kardeşlerim bizlerde Peygamber Efendimizin (s.a.v.) yolundan gitmeliyiz. Karantinada olduğumuz bu dönemde evlerimizde hiç olmadığımız kadar vakit geçiriyoruz. Bu süreç boyunca evlerimizde büyüklerimize, eşlerimize, çocuklarımıza yardım etmek; ev işlerinin yükünü onların üzerinden almak hem onları, hem de onlara yardım etmenin mutluluğuyla bizleri rahatlatacaktır. Hem aramızdaki sevgi bağlarını da böylece kuvvetlendirmiş; birbirimizin üzerine yük olmaktansa birbirimize destek olmuş oluruz. Bir şeyi sahibinin taşıması daha uygundur düsturunu söylediği gibi davranmalıyız. Örneğin odamızı, eşyalarımızı; annemize ve eşimize temizletip toplatmak yerine bu düstura uygun olarak sahip olduğumuz şeyleri kendimiz düzenlememiz ve temizlememiz daha iyi olacaktır. Hem aile fertlerine yardım etmek, evinde kendi işini kendisi yapmak insanın mütevazi olduğunu da gösterir. 2- Eşine ve ailene iyi davranmak. Buhari’den rivayet edilen hadise göre Hazreti Muhammed Salli Allahu Aleyhi Vessellem eşlerine karşı çok nazik ve kibardı. Örneğin, eşlerinden birisi deveye bineceği zaman üzerine yaygıyı serer, devenin yanına oturarak dizlerini büker ve eşi de basarak binerdi. Yine Tirmizi’den rivayetle “Allahuteala’nın rızası anne ve babayı hoşnut ederek kazanılır; Allahuteala’nın gazabı da anne ve babayı öfkelendirmek suretiyle celbedilir.” denilmiştir. Evlerimizde hiç olmadığı kadar çok zaman geçirmemizin bir sonucu olarak da eşimizle ve ailemizle çok fazla birlikte zaman geçirme fırsatı yakalamış olmaktayız. Ancak bu kadar çok zaman geçirmek şeytanın ve nefsin etkisiyle bazen sürtüşmelere, kavgalara yol açabilmektedir. İşte bu sebeple hoş görüye hiç olmadığımız kadar ihtiyacımız var. Resullullah’ın (s.a.v.) yaptığı gibi eşlerimize nazik ve kibar davranmak aramızdaki sevgi bağını güçlendirecek ve sürtüşme veya kavgaları da önleyecektir. Öfkeli hareketlerden öfke doğacağı gibi sevgi ve nazik davranışlardan da sevgi doğacaktır. Yine hadiste belirtildiği üzere: anne-babaya iyi davranmak ve onların da rızasını kazanmak Allah’ın rızasını kazanmak olacağından onlara karşı saygımızı ve sevgimizi bu zor günlerde arttırmalı ve onları kıracak davranışlardan kaçınmalıyız. 3- Komşuluk hakkı. Buhari’den rivayet edilen bir hadiste Resulullah Salli Allahu Aleyhi Vessellem şöyle buyurdu: “Ey Müslüman hanımlar, hiç bir komşu hanım bir koyun paçası bile olsa komşusuna vereceğini küçük görüp vermemezlik etmesin.” buyurulmaktadır. Resulullah’ın (s.a.v.) en çok önemsediği ve üzerinde durduğu konulardan birisi de komşuluk hakkıdır. Öyle ki bir hadiste Peygamber Efendimiz Salli Allahu Aleyhi Vessellem “Komşu hakkında dikkat edin. Ben komşu hakkı konusunda Cebrail’den (a.s.) o kadar ısrarla ikaz aldım ki neredeyse komşunun komşuya mirasçı olacağını dahi zannettim.” buyurmuştur. İşte komşuluk hakkı bu kadar önemsenmektedir. Yine bir hadiste Resulullah: “Çorba pişirdiğin zaman suyunu çok koy. Sonra da komşularını gözden geçir ve gerekli gördüklerine güzel bir şekilde ikram et.” buyurdu. Evet bu karantina günlerinde oturduğumuz apartmanlarda, evlerde bizlere en yakın olan ve en çok göreceğimiz olan yine komşularımızdır. Karantina sebebiyle işsiz kalan veyahut maddi olarak sıkıntıya düşen, derdi olan komşularımız olabilir. Onların ihtiyacını gidermek, elimizden geldiğince onlara yardımcı olmakta bizlerin boynunun bir borcudur. Özellikle bu ramazan günlerinde sevabı katlanarak bize verileceğinden şüpheniz olmasın. Bunun öylesine büyük bir mükafatı vardır ki Rasulullah (s.a.v.) “Bir mü’min aç bir mü’mini doyurursa Allah da o kimseyi Cennet meyveleriyle doyuracaktır. Yine “Bir mü’nin susuz kalan bir mü’mine bir şeyler içirip susuzluğunu giderirse Allah kıyamette ona misk ile mühürlenmiş lezzetli bir içecek olan Rahik-i Mahdum’dan içirecektir. Yine bir mü’min elbise ihtiyacı olan bir mü’mini giydirirse Allah’da ona Cennet’in yemyeşil elbiselerinden giydirecektir.” buyurarak bunun kıymetini ve ecrini bizlere bildirmiştir. 4- Yemek âdabı ve oruç. Resulullah Salli Allahu Aleyhi Vessellem şöyle buyurdular: “Âdemoğlu mideden daha şerli bir kap dolduramaz. Ademoğluna belini doğrultacak bir kaç lokmacık yeterlidir. ANcak (nefsinin galebesiyle) illa (mideyi doldurmak işini) yapacaksa; bari onu 3’e ayırsın. Üçte birini yemeğe, üçte birini suya, üçte birini de nefesine tahsis etsin. Üçte birinden fazlasına yemek koymasın.” Evet hazır ramazan ayına girmişken yemek konusunu da ele almazsak olmazdı. Hadiste Rasulullah’ın (s.a.v) da belirttiği gibi yemek konusuna çok dikkat etmemiz gerekir. Oruç tuttuğumuz bu günlerde 16-17 saat açlıktan sonra bir anda midemize yüklenmek sağlık açısından bizlere çok zarar vereceği gibi aslında nefsin körelmesi olan orucun anlamınından saparak tekrar nefsin açlığını doyurmaya dönmesine sebep olabilir. Hem sofralarımıza çok fazla çeşitli, yiyemeyeceğimiz kadar yemek yapmak; yemeklerin israfına sebep de olacaktır. Hem de bir bakıma fakirin ve aç kalmışın halinden anlamak olan orucun anlamından sapması ve ibadetimizin bir nevi sakat bırakmamıza sebep de olabilir, Allah korusun. Ayrıca yeri gelmişken; sahur yapılmasının gerekliliğini de vurgulamış olalım. Yine Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hadiste: “Sahur yemeği yiyin zira sahurda bereket vardır. “buyurmuştur. Bu sebeple oruçlarımızı sahur yaparak tutmaya gayret edelim ve bu bereketten mahrum kalmayalım. Mideye ve vücudumuza en doğru ve en yararlı uygulamaları Rasulullah’ın (s.a.v.) hadislerinde böylece görebilmekteyiz. Çünkü ayetde buyurulduğu gibi: “İn huve illâ vahyun yûhâ.” Yani “O asla nefsinden konuşmaz, vahyolanı söyler.” 5- Uyuma âdabı. Buhariden nakledilen hadiste Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Biriniz yatağına yatacağı zaman elbisesinin bir ucuyla yatağını silkelesin çünkü yatağından ayrıldıktan sonra oraya hangi zararlının girdiğini bilemez. Sonra da şöyle desin Rabbim senin isminle yatağıma yattım, yine senin isminle yatağımdan kalkarım. Eğer uykuda canımı alacaksan; bana merhamet edip bağışla. Şayet hayatta bırakacaksan iyi kullarını muhafaza ettiğin gibi beni de fenalıklardan koru.” Yine başka bir hadiste Resulullah (s.a.v.) karnı üzerine yatmış bir adam görmüştü. Hemen müdahale edip “Bu Allah’ın sevmediği bir yatıştır.” buyurdular. Evet gördüğünüz üzere Resulullah’ın (s.a.v.) uyku konusunda da bir düzeni vardı. Özellikle sağ tarafına doğru yatar, yüzüstü yatmayı kesinlikle nehyederdi. Bir gün mescidde uyuyan bir sahabi dürtülerek uyandırılmış, uyandıran kişinin “Bu Allah’ın kızgınlığına sebep olan bir yatış şeklidir.” dediğini duymuş ve kafasını kaldırıp bakınca bu kişinin Rasulullah (s.a.v.) olduğunu görmüştür. Uyumadan önce abdest almak, yatağa girerken ve girdikten sonra Fatiha, ihlas, Felak, Nas, Kafirun gibi sureleri okumak yine Resulullah’ın (s.a.v.) sünnetlerindendi. urada bir önemli nokta daha var. Resulullah ‘ın ümmeti konusunda endişelendiği durumlardan birisi de ümmetinin çok fazla uyumasıydı. Çünkü bu tembelliğe ve imanî olarak da insanı zayıflığa götüren bir durumdur. Çok uyumak işlerin aksamasına ve namazların da kaçmasına sebep olabilecektir. Bu sebeple evde olduğumuz bu günlerde uyku düzenimize de dikkat etmeli ve çok geç saatlere kalmadan uyumalıyız. Evet sizin için ekstra bir hadis daha paylaşalım. Resulullah (s.a.v.) bir hadiste “Namaz dinin direğidir.” buyurmuştur. Normal zamanda dünya telaşına dalarken ve zamanımızı dünyaya harcarken; belki bahanelerle kendimizi namaz kılmaktan kaçıra biliyorduk. Şimdi ise saatlerce boş vaktimiz bulunmakta. Evet yukarda söylediğimiz hadisleri yerine getirerek hayatımızı güzelleştirebiliriz. Ancak eğer namaz kılmıyorsak hayatımızda büyük bir eksiklik olacaktır. Resulullah’ın (s.a.v.) “gözümün nuru” dediği namaz aslında hem bir sünnet hem de farzdır ve biliyorsunuz ki farzlar sünnetlerden daha önce gelmektedir. Günlerimizi bu yüzden hadislerle süslendirebileceğimiz gibi namazımızı kılarak asıl ferahlığa ve huzura da kavuşabiliriz. Selametle. – Alt yazı M.K.

Gözyaşlarınızı Tutamayacağınız Bir Aşk Hikayesi!

Aşk!! 3 harfli… enn uzun kelime!! Aşk!! Bir tek hece, lâkin söylenmekle bitmez. Takvimde yazmayan en uzun gece. Aşk!! Bir kez girdi mi gönlüne… uyku girmez gözlerine. Yaşayanlar bilir kalbi nasıl yaktığını o yangının. Ruhu nasıl ateşe verdiğini. Fakat… Aşk!…Sabırdır. Aşk!! …Şükürdür. Aşk!!…Her yüreğin harcı… değildir! (Video boyunca fonda sürekli müzik var.) Hifâ Hatun, güzelliği ve ahlakıyla herkesin gönlüne kor ateş gibi düşmüştü. Yüzünün güzelliği uzak diyarlarda dahi nam salmış, güzel ahlakı ise kulaktan kulağa yayılmıştı. Medine’nin kadınları onunla şeref duyuyor, kimisi evlatlarına gelin olması için uğraşıyor, kimi kardeşiyle evlendirmek için haber üstüne haber gönderiyordu. Fakat Hifâ Hatun hiç birinin teklifini kabul etmiyordu. Çünkü Hifâ Hatun’un gönlünde bir başkası vardı. Bir başkasının aşkına düşmüştü. Bir başkasının adı Hifâ Hatun’un ruhunda yankılandığında geceleri uykuları kaçıyor, o aşk denen 3 harfli bir hece uykuyu ona haram ediyordu. Söylenmekle bitmeyen o 3 harf yüreğini ateşe vermişti. Bir yandan kalbi acıyor, bir yandan da bu acı onun en büyük huzuru oluyordu. Hifâ Hatun’un gönlünde bir başkası vardı. Nasıl kabul etsin evlilik tekliflerini? Bir gönülde 2 sevda olmazdı ki. Nice vezirler, sultanlar istemişti onu. Kabul etmedi. Yemen Kralı istemişti onu. Geri çevirmişti Hifâ Hatun Evlilik için 100 deve teklif eden olmuştu; geri çevirmişti Hifâ Hatun. Nice mücevherler, altınlar, saraylar teklif edenler olmuştu; geri çeviriyordu Hifâ Hatun. Yılar geçiyor ama o kimseyle evlenmiyordu. Onun sevdası başşkaydı!! O!! Allah’a aşıktı. Öylesine aşıktı ki, gözü başka şey görmüyor, aşk mektubu yazma edasıyla ibadet ediyordu. Sevda yakıcılığında secdeye kapanıyordu. Açıyordu ellerini “Rabbimmm” diyordu. “Sana yandı yüreğim.. Rabbimm sevdana düştüm.” İçim yanıyor adın anılınca Allah’ım, kara sevdana düştüm Allah’ım Ne olur senden alıkoyacak her şeyden beni koru.” diye dua dua ağlıyordu. Resul-ü Zişan’ın sesinden tutulmuştu o sevdaya. Salli Allahu Aleyhi Vessellem. İmamlığa geçiyordu Kainatın Efendisi “Allahu Ekber” diyordu (gök gürültüsü). Sanki yıldızlar tutuluyordu. “Allahu Ekber.” diyordu, sanki arş titriyordu. Allah’ın Rasulü (s.a.v.) “Sübhane Rabbiyel AZİM” diyordu; Güneş kendinden geçiyor, Dünya cezbeye kapılıp mevleviler gibi deverana kalkıyordu. Kainat’ın Efendisi (s.a.v.) “SemiAllahu limen hamideh.” diyordu; nefesini tutuyordu galaksiler ve arkada sahabeler. Her birisi birer yıldız oluveriyorlardı. Kiminin ciğerinden yanık kokusu geliyordu aşkın ateşinden. Kimisi Rahmet Peygamberinin (s.a.v.) sesine kapılıp Süreyya’ya uçuyor, Kehkeşan’da geziyor, ulvî sedanın lezzetiyle coşuyorlar, yüreklerinde Cennet’lerini buluyorlardı. “Esselamü aleyküm ve rahmetullah” diyordu Nebiler Nebisi (s.a.v.); takati kalmıyordu Hifâ Hatun’un ağlamaya. Daha çok Rabbine yanmak istiyordu. Rabbine kendini sevdirmek istiyordu. Rahmet Peygamberi’nin (s.a.v.) yanına gitti. “Ya Rasulallah” dedi Aleyhisselatü Vesselam “Bana beni Cennet’e götürecek bir amel öğretir misin?” dedi. Efendimiz Salli Allahu Alleyhi Vessellem ona hiç beklemediği bir cevap verdi. “Ya Hifa, senin evlenmen lazımdır. Ancak bununla dininin yarısını emniyete alırsın.” buyurdu. Hifâ öylece kaldı. Beklemiyordu bu cevabı. Belki daha fazla namaz kılman gerekiyor diyeceğini zannetmişti. Belki oruç tavsiyesinde bulunur diye umuyordu. Hifâ Hatun boynunu büktü, sessiz kaldı. Sonra ancak bir kaç kişinin duyabileceği bir sesle “Allah ve Rasulu (s.a.v.) daha iyi bilir. Öyleyse siz kimi uygun görürseniz ben ona razıyım.” dedi. Hem yüzünün hem ahlakının güzelliğini takdir eden sahabeler ya birilerine yakıştırıyorlar ya da kendileri evlenmek istiyorlardı. Hifâ Hatun ise yalnızca Allah’ı razı edecek şey ne ise onu yapmak istiyordu. Efendimiz Salli Allahu Aleyhi Vessellem, hiç bir sahabeyi diğerine tercih ederek başkasını mahzun etmek istemedi ve şöyle buyurdu Alamlerin Nuru (s.a.v.) Yarın sabah namazına mescide ilk gelen kim olursa seninle o evlenecektir. Bütün Medine sabahı bekliyordu sabırsızlıkla. Bekar gençler büyük bir ümitle hayaller kuruyorlardı. Hifâ Hatun ise ellerini açmış dua dua yalvarıyordu “Ey benim Rabbi Rahimim, hakkımda hayırlı olanı sen bilirsin hayırlı olmayana mâni ol, hayırlı olanı bana kolaylaştır, nasibimin yolunu aç Rabbim.” Ve sabah olmuştu. Allah tüm sahabelerin gözüne ağır bir uyku vermişti. Hiç biri hayal ettiği gibi erkenden uyanamamıştı. O sırada tüm olanlardan habersiz biri vardı. Uzun boylu, zayıf, çelimsiz, kimsesiz, garip kalmış bir sahabe. Ama yüreği sevdalı, ama kalbi Allah aşkıyla yanmış, küle dönmüş Süheyb (r.a.) o sırada mecide girmişti. Allah’ın Peygamberi Hifâ Hatun’a haber göndermişti. “İşte senin nasibin Süheyb’dir (r.a.). Ama fakir Süheyb, kimsesiz Süheyb ama kimsesizlerin kimsesi olan Allah’ın kulu Süheyb. Hifâ Hatun Allah’ın takdirine razı olduğunu Rasulullah’a (s.a.v.) arz etti. Efendimiz Salli Allahu Aleyhi Vessellem bu durum üzerine hutbe okudu. Nikah akdi yapıldı ve “Ey Suheyb, kalk. Bu hanımın için bir şeyler al. Hanımının elinden tut, evine götür.” buyurdu. Süheyb radiallahu anh, “Ya Rasulallah (s.a.v.), dünyalık olarak yanımda ne bir dirhem gümüşüm, ne de içinde yatacak ve barınacak bir evim var.” dedi. “Benim evim mesciddir.” dedi. Bunları duyan Hifâ Hatun Süheyb’e 10.000 dirhem gümüşlük bir kese göndererek kendi konağını da ona hediye ettiğini bildirdi. Süheyb’in kendisini götürmesini istedi. Efendimiz Salli Allahu Aleyhi Vessellem onlara çokça dualar etti. Bereket temennisinde bulundu. Sahabe-i kiram da güzel ahlaklarını çokça övüp Allah’a hamd ettiler. Süheyb be Hifâ Hatun konağa vardılar. Süheyb utanarak Hifâ Hatun’un elinden tutuyordu. Aklına Şefkat Peygamberinin (s.a.v.) bir sözü gelmişti. “Kişi hanımının yüzüne şefkatle baktığı vakit; hanım da efendisinin yüzüne tebessümle bakarsa Allah’da her ikisine rahmet nazarıyla bakar. Erkek hanımının ellerini avucuna alınca o da erkeğinin ellerini tutarsa parmaklarının arasından günahları dökülür gider.” Süheyb döndü, hanımına şefkatle baktı. Hanımı Hifâ Hatun ise tüm asaletiyle kendisine tebessüm ediyordu. Ne Süheyb’in üstünün başının kötü durumuyla ilgileniyor, ne fakirliğiyle ne de kimsesiz oluşuyla. Çünkü Hifâ Rabbine sevdalıydı. Bir kalpte 2 sevda olmazdı. Ama Hifâ 2 sevdayı bir yapan iman dersini Peygamberinden (s.a.v.) almıştı. Allah hesabına seviyordu. 1. sözü söylemişti. “Bismillah her hayrın başıdır.” demişti. Besmelesini çekmişti. “Allah’ın adıyla demişti.” Nasıl namazda sağa sola bakılmazdı; bismillah diyen Allah’ın adıyla diyen de artık başkalara sığınmaz. Yalnız Allah’a dayanır, ona tevekkül eder, onun kaderine bırakırdı kendini. Eve vardıklarında Hifâ Hatun mükellef sofralar hazırlatmıştı. Her çeşit yemekler vardı. Belki Süheyb’in daha önce görmediği yiyecekler. SÜheyb 1-2 lokma alıp Rabbine hamd etti. Derin düşünceler içindeydi belli ki Süheyb. Aklında bir şeyler vardı. İçini yakan, söylemek istediği bir şeyler olduğu belliydi. Merak etmişti Hifâ Hatun. Süheyb Hifâ’sına dönerek “Ey Allah’ın nadide çiçeği biliyorsun ki sen benim için büyük bir nîmetsin. Fakat ben senin için büyük bir mihnetim. Ben bu nîmete şükretsem gerek. Sen de bu mihnete, bu sıkıntıya sabretsen gerektir. Öyleyse gel bu gecemizi ibadetle geçirelim. Rasulullah Aleyhisselatü Vesselam’ın şöyle buyurduğunu işittim: “Cennet’de yüksek bir çardak vardır. Burada yalnız şükredenler ile sabredenler bulunur.” Belki ona mazhar oluruz. Hifâ görmüştü ki sonsuz hikmeti ile âlemleri yaratan Rabbi kendine denk birini karşısına çıkartmıştı. İbadete aşık Süheyb, ömrü ibadetle geçmiş mescit kuşu Süheyb ve onun gibi ibadete aşık Hifâ Hatun. Rabbine kara sevdayla aşka tutulmuş iki gönül sabaha kadar uyumaksızın ibadet ettiler, gözyaşı döktüler. Süheyb Radiallau Anh mescide geldi. Cebrail Alyehisselam geceki durumdan Hazreti Rasulullah Aleyhisselatü Vesselam’ı haberdar etti. Cennet ve Cemal-i İlahî ile müjde verdi. Rasulullah Salli Alllahu Aleyhi Vessellem “Ey Suheyb geceki halinizi sen mi anlatırsın yoksa ben mi söyleyeyim?” buyurunca Süheyb “Ya Rasulallh (s.a.v.) siz söyleyiniz.” dedi. Peygamber Efendimiz Salli Allahu Aleyhi Vessellem: “Siz Cennet’liksiniz ve Allahuteala’yı göreceksiniz.” müjdesini verdi. Süheyb Radiallahu Anh sevicinden ve Allahuteala’yı görmek ve ona kavuşmak aşkından secdeye kapanarak şöyle dua etti: (Yankılı sesle) “Ya Rabbi eğer beni mağfiret ettiysen günahlara bulaşmadan ruhumu al.” dedi. Nasıl bir duadır bu? Alahuteala onun bu samimi, bu ihlaslı duasını kabul ederek Suheyb (r.a.) secdedeyken ruhunu aldı. Düşünebiliyor musunuz? Nasıl bir saadetin eşiğindeyken ahireti tercih ediyor. Ve o anda duası kabul oluyor ve secdedeyken ruhunu Rahman’a teslim ediyor. (gümleme sesleri) Ashab-ı Kiram bu durumu görünce hıçkırıklarını tutamayarak ağlamaya başladı. Suheyb Rabbine, sevdasına kavuşmuştu. Ne kahraman bir yürek, ne yüksek bir ruhtu. Düşünsenize gül yüzlü Nebi’den (s.a.v.) bu müjdeyi siz alsaydınız sizin de orada sevinçten kalbiniz durmaz mıydı? Kalbi, hakiki bir sevdayla dolu olan Süheyb’in hali ve bir de kendi halimiz. Artık kendimize mi ağlarız yoksa bahtiyar Süheyb’e mi? Sahabeler onun bu durumuna ağlayınca ALlah’ın Rasulu Aleyhisselatü Vesselam “Size daha hayret edilecek bir şey söyleyeyim mi?” dedi. “Hifâ’da işte aynı bu anda hakka ruhunu teslim etti.” buyurdu. Düşünsenize ikiside aynı sevdayla Rabbine tutulmuştu, ikisi de birbirinden ayrı mekanlarda aynı anda aynı aşk ile ruhunu teslim etmişti. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam her ikisinin de cenaze namazını kılarak ikisinin de yan yana defnedilmesini söyledi. Ve Sahabe-i Kiram onların başlarının ucuna 2 tane tahta diktilar. Tahtanın birinde şükredenlerden Süheyb, diğerine de sabredenlerden Hifâ (r.a.) diye yazdılar. Aşk sabırdır, aşk şükürdür. Her yüreğin harcı değildir. Her kişinin değil er kişinin işidir. Aşk, şiddetli bir mubabbettir. Fani, geçici sevgililere yöneltildiği vakit sahibini daimi bie azap ve elemde bırakır. Veya o mecazi, o sahte, o hedefinden sapmış mahbub; o şiddetli muhabbetin fiyatına değmediği için, bâki olan hiç bitmeyecek bir sevgiliyi arattırır. Mecaz-ı aşk hakiki aşka dönüşür. Şimdi benim güzel kardeşim kalbindeki hududu, sınırı bulunmayan sevme kabiliyetini geçici, fâni belki de haram sevdalara yönelttiğin için acı çekiyorsun. Mutlu da olamıyorsun. Neden biliyor musun? Çünkü kalbin hakiki sahibini arıyor. Onu ayrılacağıu bir fâniye sevkedince sana ızdırap veriyor. Gel “Ya Bâkî, entel Bâkî” de. Kalbindeki sevgiyi hakettiği yere Hifâ Hatun gibi çevir. Gel bir anlık heveslerin kurbanı olma. Sahte aşkların aldatıcı, zehirli balıyla aldanma. Sonsuz saadet seni bekliyor.. Unutma! Aşk sabredenlerin harcıdır. Allah’a emanet olun. Altyazı M.K.

Mahrem Fotoğraflarımla Tehdit Ediyor! Aşkı İçin Tesettürden Vazgeçti

Aldanan bir hanım kardeşimin bana yazdığı mesaja bakar mısın? Okuyacağım abi. Bunu anlatırken şüphesiz.. ..çok utanacağım. Ama böyle yaşarsam.. ..dediğim gibi intihar etme derecesine gelebilirim. Resim falan istiyor bende salak gibi inandım. İşte ne olduysa o günden sonra oldu. Ne mesajlar geliyorda okuyamıyoruz biz burada. Ancak dert babası oluyoruz yani. Vallahi diyor çok tövbe ettim. İffetimi kaybediyorum filan diyor. Abi yediremiyorum kendime böyle hadiseleri. yazık ya Bir hanım kardeşin hayatı bu kadar ucuz olamaz. Harama Allah’ı ortak ediyor ha. Evet. Şu an on ikiye çeyrek var. Az önce özel dersten çıktık. Doğru mu? Bugün video günü bende.. hadi bakalım Valla konumuz. İlk önce kalemimi bulayım. Bu kalem ucuz bir kalem değil. Buna dikkat etmek lazım yani. Şimdi konu şu. Hani biz bir kere bir mesaj okumuştuk. Evleneceğiz diye kandırdı tecavüz etti videosu vardı ya. Gelen mesajları okumuştuk. Ondan sonra çok mesaj geldi bana. Tabi ben onları.. ..kenara aldım. Kardeşlere de yardımcı olduk. Lakin bazı mesajlar vardı. Bizim bu.. ..anlattığımız oradaki o meseleler ve ardından.. ..sunduğumuz o çözüm noktalarının.. ..farklı bir boyutu. Bugün biraz onu konuşacağız. Yani bu işin çirkinlik yönü daha.. ..farklı yerlere varıyor. Mesela gelen mesajlardan bir tanesi. Tabi mesajlara geçmeden önce bugünkü.. ..meseleyi de söyleyelim mesela neler yapacağız diye. Evleneceğiz diye kandırdı tecavüz etti videosu. Orada hani işte.. ..daha ortaokul öğrencilerinin yaşadığı hadiseler üniversite öğrencileri filan. Yani hep böyle.. işte evlilik vaatleri, o pembe hayaller o rüyalar, onların içinde giden o gidişat ve ardından gelen felaketler. Şimdi ondan sonra bana çok mesaj gelmeye başladı. Yani bir abimiz, bir kardeşimiz. Yani bu konuda tecrübeli. Çünkü bir sürü mesajlar geliyor. Bende derdimi yazayım tarzında çok mesajlar geldi. Elhamdülillah.. ..yardımcı olmaya çalıştık kardeşlerimize gerektiğinde birebir aradık. O sorunun çözülmesi için. Çünkü yani.. ..bunalıma ve intihara sürükleyen hadisler dahi oluyor. Kimseye bu konuyu açamıyor. İçinde dert oluyor. Allah muhafaza kadere şekvalar.. ..ve neticesinde iman gidebiliyor. O yüzden bugünkü konuşacağımız.. ..mesele de hani biz haram sevdalar.. ..meselesi diyoruz ya. Halbuki bugün bizim işimiz gençlerle. Yani biz takip eden gençlerin.. ..yüzde doksan beşi ehl-i iman. Belki yüzde doksan dokuzu. Ama gaflet dediğimiz hadise var. Allah var deyip yokmuş gibi yaşamak. Ahirete iman ettiği halde dünya hayatını tercih etme yolunda. Niye? Ehl-i dünya, ehl-i dalalet, ehl-i safahet bütün nazar-ı dikkatleri dünyaya veriyor. Değil mi? Oraya celb ediyor oraya çekiyor. Bugün dizilerle.. ..yapılan programlarla, filmlerle youTube’deki çok farklı farklı, değişik içeriklerle.. ..insanların o nefisleri galeyana getiriliyor. Sorguluyor adam kendini. “Ben niye böyle değilim?” Hani dedik ya kimlik bunalımı yaşıyor gençler diye O kimliğini ararken kim bir kimlik uzatsa ona yapışıyor. İşte o nasıl bir kimlik onu konuşacağız. Ve neticesinde gelen o sıkıntılar hep ayrılık acısı.. ..işte haram sevdadan çektiği elemler. Yani şimdi bunu sadece bir haram sevda bir ayrılık acısı olarak nitelendirme abi. Yani bir genç kardeşim o yaşadığı sıkıntılardan dolayı.. ..o manevi şikayetlerden dolayı tesettüründen çıkıyorsa.. ..olay sadece aşk acısıyla kalmamış demektir. Ya da bir kardeşim namazını terk ediyorsa ve ya “artık ben -haşa- Allah’a inanmıyorum. Allah olsaydı bunlar benim başıma gelmezdi.” diyecek dereceye varıyorsa demek ki bu sadece aşk acısıyla alakalı bir şey değil. Bu bambaşka bir hadise. İşte onu konuşmamız lazım. İnsanların terk edilişleri, o ayrılık acıları.. ..yaşadığı manevi sıkıntılar.. ..bağlandığı şeyler onu terk ediyor. Ona Allah’a ısmarladık demeden gidiyor. Peki biz seveceğiz.. ..yani her seferinde biz bunu söylerken sevmeyin anlamında değil. Elbette seveceğiz ama nasıl sevmeliyiz? O sevgiyi hangi yolda kullanmalıyız? Bunun doğrusu nedir? Değil mi? Bunları ele alacağız işte. O yüzden çok önemli konuşacağımız meseleler. Bakalım inşaAllah. Ben birkaç tane mesaj okuyacağım. Ağır bir mesaj. Bir tanesi çok çok uzun onu özet olarak sunacağım. Ama birinci mesajı okuyayım mı size? Hani bu sosyal medyadan herkes.. ..dindar ya. Öyle gözüküyor ya. Hani dindarlığı biz sadece böyle namaz kılmak olarak algılıyoruz ya. Bir adam namaz kılıyorsa “ooo kral” Yok böyle bir şey. Onu yapması gerekiyor. Bugün nasıl ki yemek yiyen bir adama “ooo yemek yiyor” diyor musun sen? Su içen bir adama “ooo adam su içiyor ya. Harika. Bravo. Alkışlar. Tebrikler.” Böyle bir mana var mı? O zaman bir adam namaz kılıyorsa niye şaşırıyorsun sen? Namaz da aynı onun gibi en büyük ihtiyacı ya o adamın. Nasıl yemek yemek, su içmek… Abi hayatın bir parçasıdır namaz. “Namaz olmasıyla bir adam dindardır.” Hayır ya. “Bir adam takvalıdır namazı var diye.” Hayır değil. Namaz olması gereken. Farz ya. Onu yapacak. Onun üzerinden prim yapamaz bu adam. Amma velakin işte ahir zaman öyle dehşetli bir hal almış ki. İnsanlar için önceden normal olan şeyler şimdi anormal. Önceden de anormal olanlar şu an normal karşılanıyor. Yani işte normal olan namaz şimdi anormal. “Aa adam namaz kılıyor.” “Bu zamanda namaz kılan bir genci bulmak çok zor.” Ya namaz bir parçası. O namaz hayata tesir ediyor mu ona bakmak lazım. Adamın hayatına namaz tesir etmedikten sonra.. ..herkes alim olmuş. Abi bugün bir ateist de, Allah’a inanmayan birisi de çıkıp.. ..benim şu hazırladığım doneleri.. ..adam alır kendisine ayna karşısında kendini tekrarlar.. ..çalışır eder gelir burada çıkar anlatır. Burası(ağız) yorulur sadece. Buraya(kalp) inmedikten sonra beş para eder mi? Herkes alim. Önemli olan o ilmiyle amel edebilmek. Hakim olabilmek. Hikmetli iş yapmak. Allah bizi hakim eylesin. Alim değil yani. Öncedendi o. Önceki alimler.. ..hakim ve alimler aynı anda zikrediliyordu. Alim dediğin zaman o da içine giriyordu. Şimdi konuştuk ya o gün derste.. ..sıdk ve hizb.. ..doğru ve yalan, şer hayır omuz omuza vermiş aynı tezgahta aynı çarşıda satılıyor. İman ve imansızlık adamın kalbinde aynı anda bulunuyor ya. Bak öyle olunca aldanan bir hanım kardeşimin.. ..bana yazdığı mesaja bakar mısın? Okuyacağım abi. İsmini vermeyeceğim tabi. Ben bu kardeşime yardımcı da oldum hamdolsun. Çok şükür kurtuldu da rahatladı da. “Harun abi senden bir konu hakkında yardım etmeni istiyorum.” “Yoksa intihar etme derecesine gelebilirim. Allah muhafaza.” yazmış. “Bunu anlatırken şüphesiz çok utanacağım. Ama böyle yaşarsam dediğim gibi intihar etme derecesine gelebilirim.” “Şimdi Harun abi ben bundan iki üç yıl önce çok pis işler yapıyordum.” “Instagram’dan birisinin bana mesaj atmasıyla başladı.” Erkeğin biri mesaj atıyor. “İlk başta da çok dindar birisiydi. Gerçekten de öyleydi. Çok bilgiliydi.” Bak görüyor musun? Bana sorular sorduğu için bende cevap veriyordum. Aynı zamanda – uzun ya ben ara ara okuyacağım- “Aynı zamanda ben ona soruyordum o da cevap veriyordu.” “Dini konular hakkında sadece konuşuyorduk.” Öyle oluyor ya. “Abi biz sadece dini konular konuşuyoruz.” filan diye. Yapma Allah aşkına ya. Yapma. Şeytan nasıl kandıracak seni? Hemen müstehcen şeyler konuş diye sizi buluşturmayacak ki ya. Böyle bu kanaldan girecek be kardeşim. “Sonra yine bana mesajlar attı. Ben artık istemiyorum bana mesaj atma dedim.” “Ama yine de attı.” Sonra abi nasıl oldu bilmiyorum. Konu…konu nereye geliyor? Bak dini konuşma başlıyor. Abi mastürbasyona kadar gidiyor. Kız ve erkeğin yaptığı muhabbete baksana. Dini bilgisi için başlanılan bir muhabbet abi mastürbayona kadar gidiyor. Cinsel içerikli mesajlar. Hayatını anlatmış çocuk. Bak şimdi olay.. ..bir şeytan nasıl işliyor onu görüyoruz. Çocuk hayatını anlatmaya başlamış. Şimdi geriye sarıyoruz. Diyor ki abi hayatını falan anlattı. Bir kez nişanlandım kadın beni aldattı demiş. Abisini bazı adamlar öldürmüş. Onun öfkesi varmış. Bak ne oldu? Şimdi hanım kardeş şefkat kahramanı.. ..karşısında şu an kim oynuyor? Mağdur bir adam oynuyor. Doğru mu? Mağdur bir adam.. Ve diyor ki: “Kolunun her yerinde jilet izleri vardı. Bende bunları duyunca yardım etmek istedim.” Yapma etme bunlar haram dedim. İşte falan filan.. ..ama diyor işe yaramadı. Sonrasında muhabbet ileri gidiyor. Bundan resim falan istiyor. Kalpler birbirine karşı oynamaya başlamış mı? Resim filan istiyor. “Aklıma girdi. Bende salak gibi inandım. İşte ne olduysa o günden sonra oldu.” “Bir daha mesaj atma dedim. Beni bırakırsan iyi olmam dedi.” “Aradan uzun zaman geçti mesaj attı. Senin yüzünden ateist oldum diye.” Hadi bakalım. Mağduriyetin level 3. Doğru mu hacı? “Bak ateist oldum diye. Senin yüzünden dedi.” Anne ve babası ölmüş o arada. Ne ara öldüyse bu da yani. “Sonra senin yüzünden oldu dedi. Tabi ben şok oldum. Kendime benim yüzümden oldu demeye başladım.” diyor. Benim yüzümden oldu demeye başlamış kendine. Çocuk psikolojik bir baskı yapmış. “Hakkımı sana helal etmem dedi.” Hatta sonrasında şunu yazmış. “İşte seni hep rüyamda görüyorum. Uçurumun kenarında beni hep kurtaran sensin.” “Sensiz yapamam.” Sonra bir daha resim istemiş bundan bu kızımız da resim atmış. Sonrasında vazgeçmeye çalışıyor. Tövbe ediyor bak kız. Kız kardeşimiz tövbe ediyor. Bir daha yapmayacağım. Abi nefsine yenik düşüyor. Onları konuşacağız bugün. Yani nasıl olur? Yani şimdi dinleyenler şunu söylüyor. “Ya yok artık be. Serkan abi abartma ya. Bu kadar salaklık olmaz ya.” Olur. Olur olur. Bundan daha beteri de olur. Ne mesajlar geliyor da okuyamıyoruz biz burada. Ancak dert babası oluyoruz yani. Elhamdülillah. Dert bize derman oluyor işte. Bak o bizi ateşliyor işte. Fedakarlığa itiyor. Yapmamız gereken bir şeyler var diye bizi gaza getiriyor aslında. Sonrasında abi… bak sonrasında Kız diyor ki abi Allah’ın huzuruna utanarak gidiyorum. Vallahi diyor çok tövbe ettim. İffetimi kaybediyorum filan diye. E tabi çocuk abi ne yapıyor? “Bana mesaj atmazsan bana resim, video göndermezsen.. ..bunu her yerde paylaşırım.” Tabi bizde elimizden geldiğince kardeşimize yazdık yani. Öyle bir şey olduğu zaman polise gideceğini ben bu konuda sana yardımcı olacağımı “O tarzda bir şey oluyorsa bana atıyorsun mesajları.” Hatta “telefonunu filan ver” e kadar gitti yani olay. Abi yediremiyorum kendime böyle hadiseleri. Yazık ya. Bir hanım kardeşin hayatı bu kadar ucuz olamaz. Ha… Kızın hatası yok mu? Var. Amenna. Çok yanlışı var hemde. Çok yanlışı var. İnşaallah samimi tövbe eder ve o hale bir daha düşmez. Ama işte bunun olması da gerekiyor biliyor musun? Bunun niye olması gerekiyor? Yani o tehdidi almasaydı belki de bambaşka yerlere gidecekti. Cenabı-ı Hak o yoldan çevirmesi için bir tokat vurdu işte ona. Görüyor musun olayı? Sonra diğer mesaj. O çok uzun. Özet söyleyeceğim abi. Üniversite de birini çok sevdim abi diyor. Daha birinci sınıftan filan başlıyor. Zaten bu olaylar abi birinci sınıfta ikinci sınıfta başlıyor yani. Yani ne biliyim abi gitmeden önce o tercihlerde “hemen kendine koca adayı bul” Veya işte “eş olacak bir hanım bul” diye bir seçenek mi var yani? Onu mu işaretleyip gidiyorlar? Anlamıyorum ki ya. Okula girdiği gibi radarları açıyor. Evlenecek böyle birini aramaya çalışıyor. Yani niçin okuduğunu da şaşırıyor artık. O dereceye gelmiş. Neyse bu abi çocuğa aşık oluyor. Tamam. Güzel. Devam ediyorlar muhabbete filan. Sonrasında bu şiddetli, hararetli muhabbet öyle bir hale geliyor ki buna deli gibi bağlanıyor abi. Deli gibi bağlanmış. Hırsla. Bağlanıyor. Çocuk bunu aldatıyor. Aldatmaya başlamış. Ondan sonra bu kızda saplantı haline geliyor ya. Abi bunun peşini bırakmıyor. “Nasıl beni terk eder?” “Şey yapar…” filan diye. Sonra bu çocuk, diyor ki kominist kızlarla takılmaya başladı. Bana yazdığı mesajı söylüyorum. Kominist kızlarla işte… o tarz insanlarla abi partilere falan filan böyle farklı yerlere gitmeye başladı diyor. Yani şimdi tesettürlü kardeş diyor ki bizim cenahın tam zıttında.. ..hatta diyor benim tesettürüme karşı olan taraflarla takılmaya başladı. Sonra bu kız öyle bir hale geliyor ki herhalde diyor bu açık kızlardan hoşlanıyor. O zaman ben açılayım. Tesettürden çıkmış biliyor musun? Tesettürden çıkmış. Tabi yine o… Abi mukaddesatı ayak altına aldın sen. Yani sen Allah için mi kapanmıştın? Yoksa nefsin için mi? Onun imtihanı. Neyse hanım kardeşimiz yazıyor. O sevdadan o şeyden pişmanlıkla vazgeçiyor. Bak görüyor musun abi? Ne kadar dehşetli bir hal. Haram sevdanın açtığı yaralar… Yani bunu konuşurken ben utanıyorum ya. İşte niye oluyor biliyor musun? Bak güzel kardeşim bak bunun böyle olmasının asıl nedeni Bu neden oluyor? Hisler akıl ve kalbin önüne geçiyor. His…bunu çoğu derste söylüyoruz değil mi? Aklın ne diyor diyorduk hani konuşurken? Aklın yapma yanlıştır kalbin yapma üzülürsün dediği halde bir adam bile bile o yanlışı niye yapıyor? Veya niye yapıyoruz? Veya niye yapıyorum? Abi hislerime mağlup olduğum için. O hisler nefsin de yardımıyla beraber o aklın ve kalbin önüne perde oluyor. Öyle bir perde ki onu var ya hülyalara götürüyor böyle. Çok farklı hallere girmeye başlıyor. Uyurgezer bir vaziyete getirdi mi seni? Haa. Şimdi senin hislerin ve nefsin sana tasmayı taktı. Seni istediği yerde sürüklemeye başladı mı abi? Sonrasında bak. Şimdi o tasma takıldı seni istediği yere sürüklerken senin nefsinin hissesini de veriyor. Senin nefsinde oradan tatmin oluyor. Ücretini alıyor anladın mı? Çünkü şeytan günahlarda lezzet olmasa insanları kandıramaz. Oradan yöntemi bulmuş zaten. Oradan seni alıyor istediği yere götürüyor. Şimdi bu olay niye oluyor biliyor musun? Bak şimdi.. Bu hanım kardeşimizin yaşadığı hadise ve bu benzer hadislerin olması şu abi Şu abi şu.. Mektubatta bir yer var diyor ki şimdi Cenab-ı Hak bize fıtrat olarak sevgiyi vermiş mi? Bize aşkı vermiş mi? Kalbe mukabil bir kalbi buluyor mu insan? Ona göre yaratılmışız değil mi? Ama bunun kullanım yönünü bize bırakmış. Buna iki tane yön vermiş. Biri hakiki biri mecazi. Sen nereye kullanacaksın diye sana bir akıl fikir ciheti verdiğinden dolayı sana bir irade verdiğinden dolayı ey kulum diyor doğrusu bu yanlışı bu. Ama bak şimdi ne diyor aşkla alakalı. Diyor ki: “Aşk şiddetli bir muhabbettir.” Fani mahbublara -geçici olan dünyevi sevgilere veya sevgililere- müteveccih olduğu vakit ya o aşk kendi sahibini daimi bir azap ve elemde bırakır. Veyahut o mecazi mahbup -o sevdiği o bağlandığı şey. Bunu dünyevi mal mülk olarak da algılayabilirsin.- O şiddetli muhabbetin fiyatına değmediği için, baki bir mahbubu -ebedi bir sevgiliyi- arattırır. O mecazi aşk hakiki aşka döner. İşte bütün mesele bu. Demek ki Cenab-ı Hakkı tanımaya ve sevmeye endeksli bir cihazat verilmiş bize. Doğru mu? Kalbimiz ona göre verilmiş. Şimdi yani Cenab-ı Hakkı bulman için verilen akıl ve kalbini sen nereye sarf ettin? Sonsuzluğu isteyen kalbini sonsuzu bulamadığın için sonlu şeylerle tatmin etmeye çalışıyorsun işte. Ne oldu? Ne diyorduk? Anahtar kiliit ilişkisi gibi değil mi? Anahtar kilit birbirine uyduğu zaman o kapı açılır mı? Sonsuzluğu isteyen kalp ve sonsuzluk gelirse onlar empoze olurlar. O anahtar o kiliti açar. E şimdi sen sonsuzluğu isteyen kalbe sonlu mahbubları sokmaya çalışırsan ana merkezi onları yaparsan Parantez açıyorum. Sevmeyecek miyiz abi? Fani mahbublara bağlanmayacak mıyız? Onu da konuşacağız. Kapatıyorum parantezi. Ne oldu abi? Şimdi sen oraya sonsuzluğu isteyen kalbe sonlu şeyleri taktın. Takmaya çalışıyorsun. Uyar mı? Ha? Uymaz değil mi? Bu neye benziyor biliyor musun? Yani bir anahtar yuvasına, bir kilide yanlış anahtarları sürekli takıp çıkardığını düşün. Elli tane denemişsin. Elli tane denemişsin. Belli şeyden sonra yanlış anahtarları oraya takmaya çalıştığın için orası yalama olur mu? Yalama olduktan sonra orijinalini takmaya çalışsan yani oraya uygun olan anahtarı takmaya çalışsan da artık işe yarar mı? Yuva yalama olmuş. Kalp de böyledir işte abi. Kalp yalama olduktan sonra -onlar gelmiş oradan çıkmış o oraya o oraya filan- Bu sefer Allah’a yer kalmıyor işte. Yaa. Bazen kalbi kendi eliyle paramparça edip öldürebiliyor. Ne kadar dehşetli ya. İşte o yüzden diyor ki o şiddetli muhabbet onu -sahibini- daimi azap ve elemde bırakır. Ya böyle olması güzel bir şey zaten. Anlar olayı. Veyahut diyor o mecazi mahbup o şiddetli muhabbetin fiyatına değmediği için baki bir mahbubu arattırır. İşte bak bu haram sevdalardan çekilen aşk acıları bir yandan güzel. Demek ki anlaman lazım ya. Artık aklını önüne al ya. Şu kendini bir muhasebe et artık ya. Bir konuş. Demek ki senin kalbin buna tatmin değil. Bak üzülüyorsun. Mutlu olmak için seviyordun sen. Mutlu olmuyorsun. Yüz kere dedik değil mi? Haram sevda da bir kıskançlık elemi var diyoruz ya. Bunu yaşıyorsun işte. Üniversite öğrencileri bunu daha çok yaşamıyor mu? Farklı yerlerde. Diyor ki Serkan abi diyor biz farklı yerlerde okuyoruz hiç günaha bulaşmıyoruz. Yani arada bir mesajlaşıyoruz. Biz diyor yüz yüze bile gelmiyoruz. Abi olmuyor işte böyle anlamıyor musun ya? Kıskançlık krizlerine giriyorsun. “Neredesin aşkım?” “Şuradayım aşkım.” “Nereye gittin?” “Şuraya geldin mi?” “Orada mısın?” “Burada mısın?” “Benden habersiz bir yere gitme.” falan filan. İki taraf o baskıya dayanamıyor zaten. Sonra ne oluyor hacı? Sonra mesaj geliyor. “İşte ben seni sevdiğim gibi sen beni sevmiyorsun.” Karşılık görmemek elemi başladı mı? Sonra çok bağlanmaya başlayınca ayrılık acısı geliyor mu? “Ya beni terk ederse? Ya ayrılırsam?” Gördün mü? Art arda sıralanıyor. E ne oldu bunlar mutluydu hani? Ha? Kalpler pır pır. Aşk mesajları falan. Böyle sabah namazına birbirlerini kaldırmalar. Cuma mesajları filan. Seviyorum seni canım. Sonra hayaller kurmalar. İşte ben imam olurum sen arkamda kamet getirirsin. Ki kadın kamet getiremiyor değil mi? Ama hayali var adamın onu yapıyor ya. Onu söylüyor yani. Ya hayaller güzel. Sen bir de daldın abi. Yok işte senin sakalından süzülen abdest suyuyla ben abdest almak istiyorum. O günler gelecek. Abdest suyunu şalımla sileyim. Bak ne kadar güzel başlıyor hayaller değil mi? “Canım ben yatıyorum aşkım. Ben yatıyorum. Beni sabah namazına kaldır.” Ya birader bu olacak iş mi ya. Harama Allah’ı ortak ediyor ha. Ne kadar değişik değil mi? İşte ondan sonra tokat yediğinde birisi uyanıyor bir kısmı uyanmıyor. İşte o tokatlar o elem…o elem bazen uyandırıyor bak. O kardeşler uyanmışlar. Görüyor musun abi? Ne kadar farklı bir durum işte. O yüzden de kabahat kusur insana ait oluyor biliyor musun? Çünkü o kabahat o kusur niye sende? O istidatı o kabiliyeti sen yanlış yerde kullandın. O hatayı sen yaptın. Ona da müstahak oluyorsun işte. Hanım kardeşlerin böyle erkeklere aldanmaması lazım. Tekrar ediyorum. Bir adam namaz kılıyorsa -ya zaten abi bu bir kıstas değil. Bize bazen diyorlar ki abi hep hanım kardeşler üzerinden konuşuyorsunuz. Abi siz şefkat kahramanısınız. Yani erkek laf anlamıyor. Erkek laf anlamıyor. Enaniyeti kavi olduğu için. Yani kardeşim biz size söylüyoruz siz gardınızı alın. Onların o şerefsizliğine o adiliğine yem olmayın. O adam zaten o şerefsizliği kendine meslek edinmiş. Niye? Alnı ak şekilde geziyor olan hanım kardeşlerimize oluyor. Biz kim tarafından çok üzüntü duyuyorsak onu savunmaya çalışıyoruz. Bundan dolayı. Abi erkeğe bizim toplumda… Allah katında çok şey oluyor. Elbette Cenab-ı Hak kardeşim intikam alanların en hayırlısıdır. Doğru mu? Ama işte dünya cihetiyle adalete bakamıyorsun ki. Bu dünyadan mazlum zilletiyle zalim izzetiyle göçüp gidiyor. Demek ki bir mahkeme-i kübraya bırakılıyor. Cenab-ı Hak ihmal etmez imhal eder. Yani erteler. Tehir eder. Elbette hesabı gelecek. O kardeşimizin sabır göstermesi lazım. Sabredecek. Sen tövbe et. Cenab-ı Hak setredendir. Nasıl ki kainatı geceyle setrediyor. Senin de günahlarını setreder. Sen yeter ki samimi ol. O yüzden yani bizim hanım kardeşlerimize yönelik gibi gözüküyor ama değil. Yani sizi şefkat kahramanı görüyoruz abi. Elmas. Sen kendini muhafaza et. Dışarıdan ok gelse de bir şey olmaz inşaallah. Ama sen o elması ortaya çıkarırsan çok eller uzanır. Derdimiz o. Sen evlat yetiştireceksin ya. Sen anne olacaksın. Yani çok çok böyle dikkatli gitmek lazım. Kalkanı sağlam tutmak lazım. O kalkan o siper Kur’an ve sünnet-i seniyye dairesinde terbiye-i islamiye dairesinde yaşamak lazım işte. Bizim derdimiz o. Onu vermeye çalışıyoruz. Onu anlatmaya çalışıyoruz. Bak. Sonrasında gelen hadise ne biliyor musun? Şöyle bir yer okuyacağım. Abi niye bunlar oluyor? Niye bunlar bizim başımıza geliyor? Abi gelir. Gelir gelir. Yani bunu herkes delikanlı gibi kendine alsın üstüne alsın ya. Müstahak oluyoruz biz buna. Bak ne diyor? Diyor ki “Gayr-i meşru bir muhabbetin neticesi merhametsiz azap çekmektir.” Bak. Gayr-i meşru bir muhabbetin neticesi. Uygun olmayan Allah’ın istemediği tarzda İslami bir çerçeveye uymayan Gayr-i meşru bir muhabbetin neticesi merhametsiz azap çekmektir. Kaidesi sırrınca siz fıtratınızdaki Cenab-ı Hakkın zat ve sıfat ve esmasına sarf edilecek muhabbet ve marifet istidatını Allah’ın isim ve sıfatlarını sevmeye ve onu tanımaya olan o kabiliyetinizi şükür ve ibadat yani ibadet cihazatınızı nefsinize ve dünyaya gayr-ı meşru bir surette sarf ettiğinizden bil’istihkak cezasını çekiyorsunuz. Hak ediyorsunuz. Doğru mu? Doğru değil mi abi? Çünkü Cenab-ı Hakka ait muhabbeti nefsinize verdiniz. mahbubunuz olan o sevgiliniz olan nefsinizin hadsiz belasını çekiyorsunuz. Çünkü hakiki bir rahatı, o mahbubunuza vermiyorsunuz. Hem onu, hakiki mahbub olan hakiki sevgili olan hakiki sevilecek olan Kadir-i Mutlaka tevekkül ile teslim etmiyorsunuz daima elem çekiyorsunuz. Yani her şey kader ile takdir edilmiştir. Kısmetine razı ol ki rahat edesin. Üstüne düşen vazifeyi yap sen. Yani burada o kdr çok meseleler var ki konuşulacak. Önceden bir aile sohbeti olmuştu. Bir yere çağırmışlardı. Ailelere yönelik çocuk eğitimine yönelik bir konuşma istemişlerdi. Bende direk pervasız şekilde şunu söyledim. Dedim kimse kusura bakmasın. Bugün konuşacağım mesele belki biraz damarlarınıza dokunacak. Ama ben hakkı söylemek zorundayım. Onun için beni çağırdınız. Önceden hafız mektebinden alınan çocuklar Avrupa’ya gönderildiği zaman ne denirmiş biliyor musun? “Ya o çocuğun imanı kurtarılmadan nereye gönderiyorsun?” “Oralar tehlikelidir, şöyledir, böyledir…” Hatta…hatta o çocuk diyor ki -Risale-i Nur’da geçiyor Emirdağ Lahikası’nda Orayı verirsin sana zahmet tamam mı? Ben bil mana söyleyeceğim.- Diyor ki o çocuk anne babasından şikayetçi olacak. Neden benim imanımı tam muhafaza etmeden beni dünyaya saldınız diye. Beni oradan alıp Avrupa’ya gönderdiniz diye. Şefaatçi olacak yerde ondan soğur ölmesini temenni eder diyor. Peki şimdi soruyorum. Gel olaya bağlayalım. Herkesin çocuğu Avrupa’ya mı gidiyor? Ha? Hiç gerek var mı Avrupa’ya gitmesine? Bugün ailenin yanından başka bir yere gidip okuması bir hanım kardeşimizin veya bir erkeğin Fark etmiyor abi. Ailesinin yanından eğer ki bu şekilde imanını tam manasıyla almışsa ayrı. O terbiye-i İslamiye kısmını almışsa bir şey diyemiyorum yani. O konuda tabi ayrı bir şekilde konuşulur. Tam detaylı bir şekilde girmeyeceğim. Bana sorarsan abi hanım kardeşler okuyacaksa anne babasının olduğu yerde okuyacaklar. Bu okul meselesini başka bir videoda biraz detaylı bir şekilde ele alırız inşaallah. Keşke kardeşler evlenip öyle okusalar. Daha güzel olmaz mı? O imkanlar sağlansa aileye değil mi? O imkanlar sağlansa. İşte onun için masraflar çok veriyorsun zaten. Evine harcasın onu yani. Evlensinler. Evlendir abi sevdiği varsa. O şekilde okusun yani. Keşke böyle olsa ne güzel olur değil mi? Neyse bugün bir kardeşimiz -kız veya erkek fark etmez- ailesinin yanından başka bir ile gittiği zaman Allah aşkına Avrupa’dan farkı var mı? Var mı? Zerre kadar farkı var mı Avrupa’dan? Sonra “Biz ne yaptık da bu çocuk böyle oldu?” Ya bugün abi gidiyorsun Görükle tarafına veya işte hangi üniversitenin… Bak şimdi belli bölgelerde kafeler barlar diskolar var. Hangi adama sorsan hangi anne babaya sorsan “Bizim evladımız temiz kalplidir. Okumaya gitti.” Şöyledir, böyledir. E tamam. Tamam ya. Tamam anladık yani. Helal süt emmiş. Onu sürekli gözümüze soktun. Söyledin. Peki binlerce genç var o kafelerde diskolarda barlarda. Bunlar kimin çocuğu? Kimin çocuğu bunlar ya? Yani öyle bir zıvanadan çıkılmış ki artık. Tesettürlü olan kız ne diyor biliyor musun? Diyor ki yani ben ailemin zoruyla tesettürdeyim. Aslında bir yandan da iyi oluyor. Çünkü bana güveniyorlar diyor. Tesettürlü olunca. Nasıl? Abi olacak bunlar ya. Ahir zamandayız olacak yani. Sadece tesettürle güzel göründüğü için tesettüre giren var. Tesettür yakışıyor bana diyor. Bunu nereden söylüyorsun? E mesajlar geliyor. Abi diyor böyle bir arkadaşım var bunu söylüyor ona nasıl cevap vereyim? Ona Allah’a imanı anlat diyorum bende. Ona Allah’a imanı anlat diyorum. Evet, evet. Bizim mücadelemiz bu işte. Yani her şey tozpembe görünüyor da Sen bir sorunu görürken şu mecrada bin sorunu görüyoruz kardeşim. Anlayış göster bize. Kızma yani. Kızma. Bir kardeş deyip geçmemek lazım işte. Görünmeyen neler var? Şöyle bir mesele var. Ona da gireyim. Şimdi bir de şey meselesini ele alalım. “Abi biz sevmeyecek miyiz? Biz aşık olmayacak mıyız?” Ya elbette olacaksın. Bununla alakalı videolar var mı kardeşim? “Flört etmeden nasıl evleniriz?” O videoyu izle. İşte nasıl olsa evleneceğiz videomuz var. Hani nasıl olsa evleneceğiz abi. Sonra ailemizden habersiz imam nikahı -yani dini nikah- olur mu? Bu tarz videoları sana zahmet buraya bir sırala abi. Hangi taraf boşsa. Şura filan. Oraya bir sırala tamam mı? Kardeşlerimiz onları da izlesinler. Ayrılık acısı. Onunla alakalı ders de var. Şimdi ben şey kısmını okuyacağım. “Abi biz severken nasıl sevmemiz lazım?” “Bir şeye bağlanırken nasıl bağlanmalıyız?” Şimdi bu konuda da şöyle bir mesela var. Yani bir farklı tarafa değineceğiz. Diyor ki Cenab-ı Hakkın masivasına Ne demek masiva? Cenab-ı Haktan gayrı olan her şeye yapılan muhabbet iki çeşittir diyor. Şimdi birisi…birisi yukarıdan aşağıya birisi de aşağıdan yukarıyadır diyor. Bunlardan birincisi. Bir insan en evvel muhabbetini Allah’a verirse onun muhabbeti dolayısıyla Allah’ın sevdiği her şeyi sever. Bak ilk önce Allah’a muhabbeti verirse yani yukarıdan aşağıya doğru giderse. Allah’ın sevdiği her şeyi sever. Ve mahlukata taksim ettiği -mahlukata dağıttığı- o muhabbeti Allah’a olan muhabbetini azaltmaz. Onu daha fazla ne diyor? Tezyid eder, arttırır diyor. Şimdi bu mesele ne biliyor musun? Allah namına sevmenin tarifi yaplıyor. Allah namına sevdiği zaman bir insan birisinden kazık yiyebilir bir sıkıntı görebilir. Bunu haram sevda kısmında demiyorum ha. Başka bana da söylüyorum bunu. Bu sefer adam ne yapar? Şimdi hani bzen diyoruz ya. “Ya bir daha insanlara güvenmeyeceğim.” “Bir daha şöyle yapmayacağım.” İşte bu ilk önce muhabbeti Allah’a verip sonra mahlukata vermediği için. İlk önce mahlukata vermiş sonra Allah’a veriyor. O ikinci kısımda. Onu söyleyeceğiz. Şimdi böyle olduğu zaman insan Allah namına sevince rıza gözüyle bakınca Ya sonuçta…sonuçta ben diyelim ki Emircan’ı sevdim. Tamam mı? Allah…ilk öce Allah’ı seviyorum. Sonra Allah namına Emircan’ı seviyorum ya. Emircan bana yanlış yapınca şunu derim ben. O da bir kul. Yanlış yapabilir. Sonuçta ben Cenab-ı Hakkı seviyorum. Cenab-ı Hakkı biliyorum. “Sonra bana sevdirecek başka insanlar zaten karşıma çıkarır.” der rahatlarım. Doğru mu? İşte bu ne oluyor biliyor musun? Bu meseleyi bilmeyen birisi dindar birisinden İslamiyeti yaşıyor gibi görünen birisinden bir sıkıntı gördüğü zaman İslamiyetten soğuyor. Allah’tan soğuyor. Çünkü muhabbeti direk ona vermiş. Ondan Allah’ı bulmaya çalışmış. Gördün mü bak? Yukarıdan aşağıya gelmedi. Bu zaten tehlikeli kısım yani. O yüzden abi her şeye Allah namına bakacaksın Allah namına seveceksin. Bunda bir sıkıntı olmuyor zaten. Ama ikinci kısım. İkinci kısımı biraz detaylı işleyelim ki. Haram sevdalara değiniyor. İkinci kısım ise aşağıdan yukarıyadır. Tekrar ediyorum. Bu yukarı tarafta ne vardı? Bu yukarı derken böyle yukarı aşağı değil ha. Çizelge olarak. Verirsin sen bunu tamam mı? Yani yukarıdan aşağıya Allah’ı sever. Allah’tan mahlukata iner. Esbaba iner değil mi? Bu birinci kısımdı. Bu zararsızdır. Bu güzeldir. Allah namına seversin sen. İkincisi. İlk önce diyor esbabı -mahlukatı- sever sonra Allah’ı sever. Bu çok tehlikelidir. Bu çok tehlikelidir. Çünkü namaza başlıyor -haram sevdası namaza vesile oluyor ya- Ayrılıyor. Ben namazı bıraktım diyor. Tesettüre giriyor -haram sevda içerisindeyken. Hani bir yandan yıkıyoruz bari bir yandan yapalım derken.– O kardeşimiz tesettüre girmek istiyor. Allah yolunda bir şeyler yapmak isityor. Namaza başlıyor. Ayrılınca tesettürden çıkıyor. Allah için olmamış demek ki esbab için olmuş. Çünkü ilk önce orayı sevmiş sonra Allah’a havale etmeye çalışmış. En evvel bu ikinci kısım olan…en evvel esbabı sever. Ve bu muhabbetini Allah’ı sevmeye vesile yapar. Bu kısım muhabbet topluluğunu muhafaza edemez dağılır. Ve bazen de kavi bir esbaba rast gelir. Onun muhabbetini Allah namına değil mana-yı ismiyle nefsi hesabına tamamen cezb eder ve helakete sebep olur diyor. Bu da nasıl bir şey biliyor musun? Bu da Allah için seviyorum diye başlayan bir muhabbetin Haramlara girmesi Safiyane bir niyetle seviyor. Seviyor. Sonra işte dine bağlanıyor. Hani iki taraftan biri dindarsa güzel şeyler yapıyorsa birbirine benzemeye çalışıyorlar ya. Dini yaşantısı olan tarafa benzemeye çalışıyor. İlk başta diyorsun ki ne kadar güzel bir şey ya. “Allah’a kavuşuyorlar.” ” Bak Allah için bir şeyler yapıyorlar.” Evet. Oradan Allah’a varmaya çalışırken kavi bir esbab karşısına çıkar diyor. Güçlü bir sebep. Nefis Şehvet duyguları Şeytan Ne oldu abi? Normalde “aa biz harama bulaşmayacaktık.” “Biz Allah için birbirimizi seviyorduk.” Değil mi? “Biz birbirimize yanlış yapmayız.” “Basacağım nikahı alacağım seni.” “Sakın ha sakın. Telefonda görüşmeyeceğiz.” “İffetimizi muhafaza edeceğiz.” Ne oldu? Esbab ikisi de. Esbablardan Allah’a varmaya başladılar. Zaten Allah namına olsa ilk önce Allah’ı sever. Sonra Allah’ın sevdiği tarzda yapar. Zaten öyle olmaz o da. Öyle değil mi? Çünkü Allah öyle istemiyor. Yani anne babadan habersiz flört sağda solda buluş sarıl tokalaş. Böyle bir şey istemiyor Allah. Allah’ı ortak edemezsin sen. Sen esbabı ortak ettin Allah’a. Bak görüyor musun ne hale geldi? Kavi bir esbab. Şehvet. Hisler. Duygular. Sonra iş işten çıkamayacak dereceye gelen o hadiseler birbirine bir giriyor kardeşim taak Allah’a olan kavuşma yarıda kaldı mı? Topluluğunu muhafaza edemez diyor bu muhabbetler. O yüzden Allah nasıl istiyor o tarzda yapmak lazım. Allah nasıl istiyor o tarzda yapmak mı? Sevgilim nasıl istiyor o tarzda yapmak mı? Annem nasıl istiyor o tarzda yapmak mı? İlk önce Allah. Annenin babanın veya işte o sevdiğin kız erkeğin yaptığı davranışlar Allah’a uymuyorsa demek ki burada bir yanlışlık var. Burada bir hata var. Düzeltilmesi gereken bir şeyler var demek lazım. Bu imanda da böyledir ha beyler. İman meselesinde de böyledir. İlk önce insan bir cemaate bir topluluğa giriyor o topluluğu mesela Allah için seviyorsa Topluluktan o cemaatten o tarikattan biri yanlış yapsa bile der ki ben Allah için buraya geliyordum. O adam bana yanlış yapabilir. Bu adam yanlış yapıyor diye ben dinden mi soğuyacağım? Parayı kullanan adamlar yanlış yapıyor diye sen paradan soğuyor musun? Değil mi? Kullanıyorsun yani çatur çutur. Aynı onun gibi. İlk önce ne yapacaksın? Allah’ı seversen bana Emircan yanlış yapabilir abi sıkıntı yok. Emircan gider başkası gelir. Ama işte ikinci kısım olduğu zaman. İkinci kısım olduğu zaman Emircan yanlış yapınca “Ben o cemaate bir daha gitmem.” “O tarikata bir daha gitmem.” “Müslümanlar böyle.” “Onlar şöyle” Gördün mü hacı abi? “Kur’an okuyanlar hep böyle.” “Hafızlar hep böyle.” Bir hafızdan yanlış görmüş ya. Ondan sonra saydırıyor hepsine. İşte bu muhabbet diyor yanlıştır. Bu iman noktasında da böyledir abi. Bugün ilk önce biz Allah’ı seviyoruz sonra Allah Rasulü’nü seviyoruz. Doğru mu? İlk önce Allah’ı seviyoruz. Sonra üstadı seviyoruz. Biz Allah’ı seviyoruz. Sonra buradaki dostlarımızı kardeşlerimizi dava arkadaşlarımızı seviyoruz. İşte bu iman meselesinde de aynen böyle oluyor abi. Diğer türlü -Allah muhafaza- adam sebeplerden Allah’a gitmeye çalışırken yolda tıkanıyor işte. Kavuşsa da o topluluğunu diyor muhafaza edemez. Bu nasıl bir şey? Şöyle özet verirsem daha rahat anlaşılır. Biz spontane yapıyoruz. Saatte on iki buçuk oldu. Ya bize buraya su gelmesi lazım. Ya burada suya ihtiyaç var. Bunun iki yolu var. Birinci yol. Nerede su var? Uludağ’da su var diyelim tamam mı? En yakın yer Uludağ. Uludağ’dan ne yapacaksın abi? Kanallar açacaksın borular döşeyeceksin değil mi? Bir alt yap oluşturacaksın. Veya üzerinden borular falan filan. Çok zahmetli değil mi? Teker teker boruları döşe falan. Onlara yol yap. Şöyle böyle. Getir suyu buraya. Tamam. Oldu mu sence? Bitti mi bu? Hayır. Su kesildiği anda “Hayda. Acaba nereden kesildi?” diye o yolu tekrar en başa kadar kontrol etmek zorunda mısın? Peki. Bir kere gittin. Buldun. Tamam yama yaptın. Düzelttin. Boruyu değiştirdin. Geldin. Bir daha. Bir daha. Bir daha. İkinci üçüncü olmaya başladıktan sonra yoruldun mu? Susuz kalırsın. Perişan olursun. Bir de ikinci yol var. Asayı vurduğu gibi su çıkarmak var. Sondaj yapmak var. Olduğun yerden su çıkarırsın. Oradan su kesilse ileride vurursun oradan su çıkarırsın. Oradan kesilse oraya gidersin. Değil mi? Ama diğer adam oraya muhtaç. Hep oradan kanallar yapmaya çalışacak. Kavuşsa dahi tedirgin oluyor değil mi? Üç kere dört kere Üç kere dört kere orayı tamir etmiş. Sonra “Acaba bozulacak mı? Acaba sıkıntı var mı?” diye o topluluğu muhafaza edemiyor. Ama diğer türlü adam vurduğu yerden su çıkarıyor. İşte bizim iman cihetimiz yani mahlukata olan sevgi cihetimiz böyle olması lazım. Allah namına sevmek. İşte Risale-i Nur bunu yapıyor biliyor musun? Risale-i Nur ahir zamanda kardeşim her şeyden hakikatı çıkarıyor. Asa-yı Musa nasıl vurduğu yerden su çıkarıyor değil mi? Aynı şekilde diyor Risale-i Nur eserleri bulunduğu yerde hakikatı çıkarıyor. Sen yeter ki vur. Sondajı yap diyor işte. Ahir zamandaki her meseleye oradan cevap alabiliyorsun işte. İman-i meselelere İman-i meselelere dikkat et. O yüzden çok önemli. Yani burada ehl-i tarik kardeşlerim de var. İlk önce şeyhini sevip Allah’a kavuşmaya çalışırsan hata yaparsın. İlk önce Allah’ı sev. Şeyhini Allah namına sev. Yoksa şeyhinden bir hata daha gördüğün zaman ne olur? İmanını bile kaybedersin. “Ben ona güvenmiştim.” “Şeyh böyle yapıyorsa falan İslam dini şöyledir.” Hep böyle işte ateist olan gençler İslamiyette birisinin hatasını gördüğü için böyle yapmıyor mu? Hiç güzel yaşayanları görmüyorlar. Niye? Çünkü o esbabdan Allah’a gitmiş. Yaa. O yüzden de işte kardeşim bu gibi meselelerden dolayı bir adamdan yanlış görünce -nefsiyle yaptığı hatadan dolayı yanlış görünce- “Ben intihar edeceğim.” “Ben şöyle yapacağım.” “Ben artık müslümanlardan soğudum.” “Ben İslamiyetten soğudum.” Sonrasında olay nereye geliyor biliyor musun? Daha dehşetli. Haşa “Ben Allah’a inanmıyorum.” “Ben Allah’a güvenmiyorum.” “Allah olsaydı bana yardım ederdi.” Hepböyle alt yapılarda sıkıntı var görüyor musun? O yüzden diyoruz değil mi? Risale-i Nur eserlerini okuyun abi. Okuyun diye. Okuyun. Okuyun. Okuyun ya. Bir kere ya Allah aşkına. Bir kere al şunu bir oku ya. Ömründe kaç kere kitaplar okudun. Kitaplar soru bankaları… Dünyevi bir menfaat için. Ya ebedi hayatın için Allah aşkına al bir oku ya. Çok mu zor ya? Şurada konuştuğumuz her mesele buradan çıkmış. Serkan Aktaş’tan değil. Öyle olsaydı sekiz sene önce de ben bunları biliyor olurdum zaten. Değil mi? Rabbim kardeşlerimi haram sevdadan muhafaza eylesin. (Amin) Evet. O derde o sıkıntıya düşen kardeşlerimize de Rabbim sabır ihsan eylesin. Zor bir mesele. Zor ama şunu diyeyim. Musibetler yapılan hataların neticesidir. Gelecek mükafatların da başlangıcıdır. Gelecek mükafatı düşün bari. Demek ki Cenab-ı Hak dünyadan seni soğutuyor. Bunun da bir bedeli olması lazım. Yaptığın hatanın bir bedeli olacak ki bir daha o hataya düşmeyesin. Yapılan hataların bedeli ödenmediği için hep o hatalara bir daha düşülüyor. Ama Cenab-ı Hak bir tokat vuruyor. O işin bedeli oluyor. Senin o acıları çekmen gece gündüz uykusuz kalman Değil mi? O kalbinin iniltilerinin artık ciğerini yakması İşte demek ki burada bir hakikat tarafı var. Sen o musibeti o sıkıntıyı çekmelisin ki bir daha yapmayasın. Çünkü çekmeyenler o hata içinde yapa yapa yapa laçka oluyor zaten. Anlattık ya yalama oluyor. Sonra bir dahasında pişman olmaya kalkıyor ama kalbinde Allah’a yer kalmamış ki. Hakikata yer kalmamış ki. Oyüzden Allah’a kavuşma… İlk önce Allah’ı seveceğiz sonra mahlukata. Niye? Niye öyle dedim? Çünkü Allah namına seviyorsun ya. Allah’ın hoşlanmadığı bir şeyden elinin tersiyle uzaklaşabilirsin. İlk önce mahlukata bağlanıp oradan Allah’a gidersen mahlukat gittiği zaman Allah’a olan yolda kapanıyor işte. İlk önce Allah sonra esbab. Allah nasıl istiyor öyle yapmak. Allah nasıl razı öyle yapmak. Evet. İzledi kardeşler inşaallah. Buraya kadar geldiysen kardeşim tebrik ediyorum. Yani ben kendime tahammül eder miydim bilmiyorum. Aynen. Buraya kadar gelip izlediysen ihlaslısın. O zaman şöyle yapalım mı? Aynen yoruma… yoruma…öyle anlarız. İhlaslıyım yaz. Şimdi ama izlemeyenler de şöyle diyecek ihlaslıyım yazanları görecek. “Ne burası ya hep riyakarlar dolmuş buraya” filan. Evet. O zaman bir işaret bir parola verelim mi sonuna kadar izleyenlere? Şimdi sonuna kadar izleyen kardeşler şu cümleyi yazsınlar. “Gayr-ı meşru bir muhabbetin neticesi merhametsizce azaptır.” Burada da yazarlarsa… anlarız. Ha? Niye vereyim ya? Buraya kadar konuştuk ya. Bundan daha özel hediye mi olur? Şöyle yapalım o zaman. Madem öyle. Bunu bana söylemiştiniz. Ya bardak filan. Evde bardak dolu ya. Biz hakikat verelim abi o zaman. Şöyle yapıyoruz. İşte bu son cümleyi yazanlar arasından bir çekiliş yaparız. Oradan iki kişiye de ben iki tane kitap var ya “İçiyorsak Sebebi Var.” ve “Allah Diyen Pense” Onlardan ikili set halinde isme özel imzalı göndeririz. Tamam. Öyle yaparız. Parasını senden alırız. Talha. Madem böyle bir fedakarlığın var kardeşim. O zaman Çay House ‘a o şekilde bağışını alırız senin. Tamam. (Anlaşılmıyor.) Yok yok. O da şifreli olsun. İyi bakalım. Tamam. Artık Allah razı olsun.

Evlilikten önce konuşulacak şeyler konuşulmalıdır

Bismillâh elhamdülillah Vessalatu vesselamu alâ Resûlillah. Yeni evlenecek gençler, kız veya erkek. Nişanlanmadan önce, sözleşmeden önce, kendi itikadi durumunu, ekonomik durumunu ve beklentilerini, kalıtsal hastalıklarını ve sağlık durumunu, aile bağları ile bağlantısını, ve gelecek planını, özetini, doğru bir şekilde karşı tarafa söylemesi gerekir. Çünkü bunlar yarın, doğrusu öğrenildiğinde sorun oluşturacak, evliliği sarsacak şeylerdir. Aynı şekilde kadınlar da, genç kızlar da evlenecekleri zaman çalışma ile ilgili planlarını, evde bekleyip beklemeyeceğini, annesini babasını akrabalarını ziyaret düzeyini, bunları söylemelidirler. Mesela, ben haftada bir annemde bir gece kalmak isterim, diyen genç bir kızın evlilik beklentisi başka şeydir, kocamın evine geldim arasıra gerektiğinde anneme giderim diyebilecek genç kızın beklentisi, başka şeydir. Bunlar zamanında sözden önce söz edilmelidir. Doğru cevaplar verilmelidir. Sonra evliliği sallayan tehlikeler olduğu unutulmamalıdır. Velhamdülillahi Rabbi’l-âlemin

KIZLAR EVLENMEKTEN KORKAR OLDU. AMA NEDEN?

Çünkü hanımlar arasında birbirlerinden etkileşim anormal derecede yüksek. Örnek görmek istiyor hanım dünyası. Sadece kıyafetde değil, ibadetde, kıyafetde, akîdede, insani ilişkilerde.. Pek çok hanım kızıma niye evlenmiyorsun bu yaşa kadar? sorduğumda cevabı klasik oluyor. Teyzesi, işte şusu, busu bir sürü boşanmışı var. O boşanmışların etkisi altında kalmış. Evlenmeye korkuyor. Pek çok hanım adayı, anne adayı, ne olduğunu bilmediği halde doğumdan korkar. Başkalarının masallarından dolayı. Hanımlar arasında etkileşim çok yüksek. Bir sıkıntılı bir durum değil bu. Allah narin yaratmış, hassas yaratmış. Çok basit bir çizik iz yapıyor. Bu da bize iki görev veriyor ablalar; 1) Birine kötü örnek olurken aman dikkat edin. İyi örnek olurken de içiniz açılsın. Sayende namaza başladı oda arkadaşın. Eteğini uzattı. Kısa giyiyordu, uzun giydi. Kendin giydiğinde sevindiğinden fazla sevinebilirsin. Sana yazılacak bunlar çünkü. Örnekliğin birinci boyutu. 2) Ne edin, edin kendinize Ashab-ı Kiram’dan başka hiç kimsenin kızını, hanımını örnek almayın. Bu ümmetin başı dibine yetecek kadar büyük ümmettir. Size ne Nesibe’ler, Sümeyye’ler, Aişe’ler, Fatıma’lar yeter, fazlasını koyacak yer bile bulamazsınız. Bilhassa kadın dünyasına ait, kadın özel dünyasına ait gündemleri alırken etkilenmeye çok dikkat edin hanımefendiler. Çünkü hanım kızlar da şunu yoğun bir şekilde görüyoruz. “Vallahi doğru hocam amaa…” Aması ne biliyor musunuz yani? Ürküyor. Başkalarının etkisinden ürküyor. Ona baskı oluşturuyorlar. O, o baskıyı yenemeyeceğini düşünüyor. Ufkunuz Aişelerle, Hafsalarla, Nesibelerle, Sümeyyelerle, Zeyneplerle, Haticelerle dolu olduğu zaman sizi kimse ezemez. Siz de çünkü taklit ettiğiniz, örneklediğiniz kişilerin kopyası olacaksınız Allah’ın izniyle. Hanım Ablalar, doğal ekmek, köy yumurtası, tereyağı, katıksız tereyağı filan konuşurken Müslümanlığın da obezite olmasını, obezite müslümanlık yaşanmasının mümkün olduğunu vurguladık. Doğal Müslümanlık Allah’ın bizden beklediği Müslümanlıktır dedik. Doğal olmayanın ne kadar baş belası olduğunu cıvıttığını da hepimiz gördük. Ben kendi nefsim adına, sizler adına, Rabbimden niyaz ediyorum. Doğal Müslümanlığa bizi kavuştursun. Ruhumuzu da o şekilde alsın.

Karı koca ve cinsel yaşam… – Batı, aileyi yok etmek istiyor!

Muhammed Aleyhisselam Allah’ın Peygamberi. Daha üstün bir rütbe yok. Devamlı ibadette, bacakları devamlı şişinceye kadar namaz kılıyor, ümmetim, ümmetim diyor. Ama sende kendini affettirmek için hiçbir gayret yok, hiçbir telaş yok. Hep bir batılılaşma, hep bir batıya özenme… ‘Biz batılı olacağız, onlara benzeyeceğiz.’ Batı nedir, size özetleyeyim batıyı. Hollanda’dan Müslüman kardeşim mesaj gönderdi: “Hocam…” “Hollanda’da kızların bekâretini kaybetme yaşı on iki ile on dört arasıdır.” Hollandalı kızların bekâretini kaybetme yaşı on iki ile on dört arasıdır. Bir Hollandalı kız; okulda ya da okulun dışında, seyahatte, gezmelerde erkek arkadaşıyla, flörtüyle gezmede bekaretini kaybettiği zaman evine gelir, annesine ve babasına durumu anlatır, annesi ve babası bekâretini kaybetmesi şerefine parti verir. İşte senin övündüğün, senin taklit etmek istediğin Batı budur. Hangi aklı başında bir Müslüman, kızının, o yaştaki bir kızının nikahsız bir şekilde cinsi beraberlikle bir tecrübe kazanmasını ister? Böyle berbat bir ilişkiyle hayata, en önemli anına adım atmasını ister? Hangi aklı başında Müslüman bunu ister? Ama Batılılar için bu parti yapılacak bir şeydir, bir mezedir. “Aa kızım, aferin kızıma be, kim bilir ne kadar zevk almıştır benim kızım.” Batı budur. Batı’nın gelişimi budur işte. Taklit etmek için koşturduğun, çalıştığın Batı budur. Batı, kadının özgürlüğünü istemez, kadına ulaşmanın özgürlüğünü ister. Perdeler arkasından bunu söyler. “Kadın özgür olsun, bırakın kadını çıplak gezsin.” Hayır, onun tek bir istediği şey var: İstediği kadınla, istediği anda zina edebilmek. Batılıların baktığı tek şey budur. Girdiği her ortamda çıplak kadın görmek ister. Onun vücudunun her tarafına rahat bir şekilde bakabilmek ister. İşte Batı’nın özgürlük anlayışı budur. Kadınların bedenlerini bir teşhir aracı olarak kullanmayı çok sever batı. Kardeşler, bu Müslüman kardeşiniz her inanıştaki adamın inanışına saygı duyar, asla rencide etmez, hakaret etmez, küfretmem. Ateist, deist, agnostik fark etmez benim için. O adam bana İslam’dan konu açmadıkça ben ona baskı yapmam. Tercih onun. Allah kafasından şimşek çaktırmıyor, kafasından aşağı bir şimşek indirmiyor ateist olduğu için. Ben mi onu döveceğim ya. Ben onu Müslüman etmek zorunda mıyım? Hayır. Hidayet Allah’tan. İster kabul eder ister etmez. Bana din hakkında bir sual sorarsa, ben açıklamasını yaparım. Tereddütlerini, şüphelerini gidermek için İslam’ın hükümlerini bildiririm kendisine. Ama baskı yapmam. Çünkü dinde zorlama yoktur. Ateistlere, komünistlere falan bu şekilde saygı gösteren, inanmamalarına bile saygı gösteren biz; kadın teşhircilerine karşı ve İslam’a küfredenlere, İslam’a hakaret edenlere karşı bir o kadar şiddetliyiz. Nükleer bir öfkemiz vardır bunlara karşı. Özellikle kadın teşhircileri, benim en sevmediğim adamlardır. Bu adamların dillerine pelesenk olmuş cümle şudur: “Biz, kadınların özgürlüğünü istiyoruz.” “Daha rahat hareket etsinler, kendileri çalışsınlar, çıplak gezsinler, rahat giyinsinler…” “İnsanlar onlara karışmasın.” “Sadece kocalarının kadını olmak yerine, bütün erkeklerin kadını olsunlar.” diyorlar. İşte ben, bu adamlardan tiksiniyorum. Kadının sahibinin bir koca değil, onlarca kocası olması gerektiğini söyleyen zihniyetten tiksiniyorum. Hayatımın sonuna kadar bunlara reddiye yapmaya devam edeceğim. Nikaha karşı olanlar, on yedi yaşında, on altı yaşında, on sekiz yaşında, yirmi yaşında bir kızı dini nikah ile alan bir adama hakaret edenler, nikah ile ilişkiye girenlere hakaret edenler, aşağılayanlar, bu kitabın hükümlerini reddedenler ama on beş yaşında on dört yaşında bir kızla, bir flörtle cinsi münasebette bulunan ve zina eden çocukları kutsayanlar, buna özgürlük diyenler, buna gelişmişlik diyenler, işte bu adamlarla hayatımızın sonuna kadar mücadele etmeye ve savaşmaya devam edeceğiz. Kadını aşağılayan bu insanlarla mücadeleye devam edeceğiz. Bir erkekle bir kadın evlenirken, nikah sözü verirken bir şeyde daha söz verirler. En zor gününde seninle beraber olacağım, namazımızı beraber kılacağız, aç kalsak beraber aç kalacağız, çocuğumuza beraber bakacağız, hayatımın sonuna kadar senden başka hiçbir kadına elimi uzatmayacağım, zina yapmayacağım söz veriyorum. Kadın da aynı sözü erkeğine verir. Bir şeye daha söz vermiş olurlar. Nedir o? “Hayatımın sonuna kadar seni zinadan koruyacağım ey karıcığım.” “Hayatımın sonuna kadar seni zinadan koruyacağım ey kocacığım.” Buna da söz vermiş olurlar. Evliliğin temelinde aslında ne vardır? İki taraf da birbirini zinadan korumak zorundadır. İki taraftan herhangi birisinin şehveti o anda fazla olursa, diğeri onu reddetmemelidir. İslamiyette bu, büyük günahlardandır. Kocanın şehveti fazla olduğunda kadın onu reddetmeyecek. Kadının şehveti fazla, kocaya ihtiyacı var; eve gel işim var diyor kadın. Telefon açıyor. Koca ne diyor? “Ya maç var, maça gideceğim ya.” Ya ne maçı? Kemal Sunal’ın bir filmi vardı. Şimdi, çok eskiden izlediğim için tam olayı hatırlamıyorum fakat bir kısmını hatırlıyorum, sadece bir an var. Bu bir harami. Dağda karısıyla evlenmiş fakat daha cima yapamamış. Zifaf gecesine girememiş, dağa kaçmış. Haramilerle beraber dağda yaşıyor. Bu bir şarkı söylüyor orada. Çok dertlenince harami arkadaşları diyor ki o yol kesenler: “Hadi be gidelim köye, senin kadınını alalım, seni de zifafa koyalım.” diyor Kemal Sunal’a. Bu da diyor ki: “Tamam be hasret bitsin artık.” diyor. Köye bir gidiyorlar; köyde bunları, bu haramileri kahvehanenin önünde karşılıyorlar. “Oo hoş geldiniz” falan… Haramilere, teröristlere müthiş bir karşılama yapıyorlar. Oturuyorlar orada biraz muhabbet, sohbet falan; çay içiyorlar orada bir tane. Şimdi, Kemal Sunal zifafa girecek az sonra, çayı içiyor, bir tane çayı bitiriyor tam kalkacak; “benim gitmem lazım” diyor, “acil işim var” diyor, “eve gitmem lazım” diyor. Şimdi, yanındaki arkadaşı diyor ki: “Ya otur” diyor, “çay var burada ya” diyor, “çay var burada” diyor. “Ya ne çayı kardeşim çayla bir mi ya. Evde hanım beni bekliyor ya.” diyor. Şimdi, kadın kocasına telefon açıyor, diyor ki: “Bey, eve gelmen lazım. Enerjim yüksek boyutta, spor yapmamız gerekiyor.” Bey, ona ne dese beğenirsin? “Hatun, halı saha maçımız var. İddialı bir maç bu ya, halı sahada maç yapacağım.” diyor ve evine gitmiyor. Hadis-i şeriflerde kadının kocasına sırtına dönmesi meselesi vardır. Melekler lanet eder diyor ona. “Kocası, karısını yatağa çağırdığında kadın tandırda yemeği bile olsa”, diyor hadis-i şerifte Efendimiz Aleyhisselam, “tandırda yemeği bile olsa kocasının davetine icabet etsin.” Başka bir hadis-i şerifte, “sırtını kocasına dönerse, melekler ona sabah kadar lanet eder…” Peki bu hadis-i şerifler kadın için geçerli de erkek için geçerli değil mi? Erkeğin şehvete ihtiyacı olduğu gibi kadının da bazen şehvete ihtiyacı olabilir, o da insandır. Ama kadın, kocasını çağırdığı zaman, kocası ne diyor? “Halı saha maçım var.” diyor. “Arkadaşlarımla PES turnuvam var.” diyor. Ya da “maça gittim, Fenerbahçe-Beşiktaş derbisini seyretmeye gittim.” diyor. Bu olur mu? Sonra eve geliyor. Saat on iki buçukta, birde enerji tükenmiş, bağırmış, çağırmış, küfretmiş, enerji tükenmiş; hanımına sırtını dönüp yatıyor. Aynı şey bu erkek için de geçerli değil mi? Aynı hadis bu erkek için de geçerli değil mi kardeşler? Kadın ve erkek birbirlerini zinadan korumaya da yemin etmişlerdir evlilikle beraber. İşte Batı neyi istiyor? Bu beraberliği, birliği yıkmak istiyor, aile mekanizmasını yok etmek istiyor. Soyları kurudu. Almanya’dan, Hollanda’dan, Belçika’dan, Fransa’dan, İngiltere’den, dünyanın her tarafından bana mesajlar geliyor Müslüman kardeşlerimden. Soyları kurudu. Almanya’da her sokakta bir tane yaşlı evi var. Her sokakta bir yaşlı evi… Bitmiş. Askerlerin tamamı paralı. Bizim gibi ölüm için askere koşturan gençler yok. Hepsi paralı asker, lejyoner. Bizde bir 15 Temmuz oluyor; adamın silahı milahı hiçbir şeyi yok, tankın altına yatıyor. Böyle dengesiz bir millet yani. Ama onlarda bütün askerler paralı. Genç nesil yok çünkü. Genç nesil bitmiş. İşte Batı, kendi başına gelen soy kuruması durumunu Müslümanların da başına vermek istiyor. Bak, iki milyara bir milyarken şimdi Müslümanlar oldu 1.6 milyar Hristiyanlar hala 2.1 milyar. Sayımız gittikçe artıyor; soykırım yapmalarına rağmen, bize soykırım yapmalarına rağmen. Sayımız gittikçe artıyor ve Hristiyanlara yaklaşıyoruz. Bunun yok olması için aileyi bitirmek istiyorlar. Dizilerle, filmlerle, evlilik dışı ilişkilerle, zinayı ve flörtü genişleterek bitirmek istiyorlar. Buna karşı duracaksın. Muhammed Aleyhisselama benzeyeceksin. Sahabilerine benzeyeceksin ve dini on dört asırlık ana caddede yaşayacaksın. Bunu yaşarsan, Batı sana karşı asla galip gelemez. İşte örnek, sahabiler; işte örnek, atamız Osmanlı. Allah onlara rahmet etsin. (Âmin)