GÖZYAŞLARINIZI TUTAMAYACAĞINIZ MEHMET’İN HİKAYESİ

Çok büyük değişiklik oldu. Aslında şu an belki de 16 yaşındaki bir çocuk için bu kadar değişim farklı gelebilir. Ama şu var ki; bu çocuk gerçekten çok zor şartlar altında yaşamış, uyuşturucudan kurtulmuş ve babası annesini gözünün önünde bıçaklayarak öldürmüş bir çocuktan bahsediyoruz. Mehmet 14 yaşında maddi manevi bir çok sıkıntı çekmiş bir çocuk. Babası aşırı derecede alkolden dolayı Mehmet’e ve annesine şiddet uygulayan ve hiç ilgilenmeyen bir aile yapısı var. Annesi sürekli Mehmet’e şunu söylemiş: “Eğer babanla ben kavga edersek odana gir, kapıyı kilitle ve sakın içeri gelme. ” Yine bir gün Mehmet çalışırken odada bir ses duyuyor, annesiyle babasının kavga ettiğini duyuyor. Kapıyı kapatıp kilitliyor, daha sonra odadan çıkmıyor. Daha sonra merak edip delikten baktığında annesini kanlar içinde yerde görüyor. Daha sonra kapıyı açıyor, annesinin yanına koşuyor. Annesi sadece ona “Kaç!” diyor. Çünkü babası hala evde. Ona kötü bir şey yapacağından korkuyordur muhtemelen. Mehmet sonra evden kaçıyor. 4-5 ay Mehmet’i bulamıyorlar. Tabi bu arada anne vefat ediyor, baba hapse giriyor. Bu 4-5 ay sürecinde Mehmet uyuşturucu kullanmaya başlıyor, kendine zarar vermeye başlıyor. 4 ay sonra polisler tarafından baygın bir şekilde bulunuyor ve benim çalıştığım yetimhaneye getiriliyor. Tabi bizler çok uğraştık. Allah’ın izniyle de bir yıl içinde Mehmet’i uyuşturucudan kurtardık. Kurtardıktan sonra bu sefer kendi bedenine zarar vermeye başladı. Yine bununla alakalı çalışmalar yaptık. Gerek pedagojik çalışmalar gerek sosyal faaliyetlerde bulunmasını sağladık. Ve 2 yıl içerisinde yani 16 yaşına kadar Mehmet’i uyuşturucudan ve kendine zarar vermesinden kurtardık. Tabi bu süre zarfında babasına ulaşmaya çalıştım. Olumsuz dönütler aldım. Babasının hapishanesine de gittik. Durum biraz vahimdi açıkçası.. Daha sonra bizler öğretmenler her ay bir gece yurtlarda nöbetçi kalırız. O gece benim nöbetçi olduğum gündü. Sabah namaza kalktığımda kapıda bir gölge gördüm. Kapıyı açtım. Çünkü genelde çocuklar bazı söylemek isteyip de topluma söyleyemediği şeyleri gece yanımıza gelerek söylerler. Açtım, Mehmet idi. “Hayırdır?” dedim. “Hocam” dedi, “ben bir şey istiyorum sizden” dedi. “Tabi” dedim. “Bana abdest almayı öğretir misiniz?” dedi. Çok şaşırdım. Bir rüya gördüğünü düşündüm. Çünkü genelde çocuklar rüyalardan çok etkilenirlerdi. “Öğretmenim” dedi “ben bir video izledim, 12’den beri video izliyorum bu saate kadar..Ben abdest alıp namaz kılmak istiyorum” dedi. Hani seni bu kadar etkileyen ne olabilir ki diye düşündüm. Çünkü bizim belki de 2 yılda başarmaya çalıştığımız şeyi, 2 saatte hangi video başarmış olabilir ki diye düşündüm. Gittim. Videoları açtı bana. HAYALHANEM, Mehmet Yıldız videoları namazla alakalı,vesvese, yalnızlık.. Birçok video izlemiş ve Mehmet o günden sonra çok büyük değişimler geçirdi; sürekli takip etti, videoları izledi, sorguladı.. irdeledi, irdeledikçe öğrendi. Gerçekten.. Bizler de ona, en azından namaz kılabilecek kadar sure ezberletmeye çalıştık. Tabi bu arada ben Pedagoji ile uğraştığım için bana göre Mehmet’in psikolojisi tamamen düzelmişti. Ama yurt müdürüne göre psikolojisi bozuk olan öğrenciye dini yaklaşımla yaklaşmak ya da dini şeyler öğretmek onun fazlaca psikolojisini bozacağı söylendi ve bu şekilde benim işime son verildi. .. Tabi biz Mehmet ile asla kopmadık. Her hafta sonları görüştük. Okumaları yaptı, ezberlerini aldık. Farklı faaliyetlerde bulunmasına sebep oldum diyeyim. Mehmet Hayalhanem’e gitmek istiyordu. Ama 16 yaşında olduğu için ben onu götüremiyordum. Çünkü 18 yaşını geçmiş olması gerekiyordu şehir dışına çıkması için. Söz verdim ona, 18 yaşını geçince götürecektim. Tabi bu sürede sadece hafta sonları görüştük. Ben umreye gidip geldim bir ara. Zaten gitmeden önce ona telefon vermiştim, telefon almıştım hani haberleşmek açısından. Umredeyken çok fazla mesaj yazmadı.. Geldiğimde hastaneye kaldırıldığını öğrendim. Hastane ziyaretine gittim. Doktorlar, böbreğinin birinin iflas ettiğini diğer böbreğinin ise %40’ının iflas ettiğini söyledi. Yani nakil listesine alınmıştı ama durumu çok da olumlu gözükmüyor, dedi doktorlar. Bu sağlık probleminin temeli aslında 14 yaşında uyuşturucu kullanmasından kaynaklı. Böbrekleri etkilenmiş. Bir de tabi o süre zarfında sokakta kalmış. Tabi sadece uyuşturucu değil farklı maddeler de kullanmış o dönem. Onların etkisiyle zaten ara ara hastalanıyordu çünkü bünyesi çok zayıftı. Ama tabi çok fazla üstüne düşmüyordu. Götürüyorduk hastaneye ama belki de maalesef böyle çocukların çok üstüne düşmüyoruz toplum olarak. Doktor tedaviden sonra biraz daha beklememiz gerektiğini söyledi. Tabi hastanede sıkılmasın diye ona defter aldım. Devam etti videoları izlemeye, takip etmeye.. İnstagram’dan takip ediyordu. Story’lerinizi izliyordu. 18 yaşına girmesine 2 ay vardı. Kasım ayıydı. Ben söz verdiğim gibi doktordan şehir dışına çıkabilir mi çıkamaz mı diye izin almak istedim. Doktor bunun biraz zor olduğunu söyledi ama isterseniz götürebilirsiniz, dedi. Bu 2 ay içerisinde araba aldım götürmek için, aradan 3 gün geçti, doktor aradı beni ağırlaştığını söyledi sadece. Yanına gittiğimde zaten vefat etmişti. Doktorlar.. Doktor benim velimdi, tanıyordum. Bana şunu söyledi: “Ben böyle bir ölüm görmedim” dedi. “Resmen gülerek öldü” dedi. Ben defterini sonra okudum yazdığı notları okudum. “Bugün ilk cuma namazını kıldım, Fatma öğretmenim beni Hacıbayram’a götürdü. Dua ettim anneme… rüyamda göremiyorum artık ama olsun O beni görüyormuş öğretmenim öyle söyledi. O diyorsa doğrudur. Çünkü o bana hiç yalan söylemez ve beni seviyor. Ben de onu çok seviyorum. Başka sevecek kimse de yok zaten.. Camide bir amca bana yerini verdi. En önde namaz kılınca Allah’a daha yakın gibi hissettim. Ama öyle değil biliyorum. Mehmet abi secdeye gittiğimiz an, namaza durduğumuz an Allah bizimle demişti. O da yalan söylemez. Ve beni tanısa sever miydi bilmiyorum ama bence severdi. Çünkü oraya benim gibi çocukları da kabul ediyorlar. Ben de onu çok sevdim.” Hani bir Allah dostuna sormuşlar, iyi Müslümanı tarif eder misin? diye. “Geldiği ortama neşe veren gittiği zaman hüzün bırakan” demiş. Mehmet gerçekten geldiği ortama neşe verirdi. gidince de kalbimizde hüzün bıraktı. Ben gerçekten Rabbim biliyor.. Mehmet’in hem bu dünyasını hem de Allah’ın izniyle sonsuz dünyasını kurtardığını düşünüyorum. İnşaAllah.. Tabi, bunda ben gerçekten Hayalhanem’e de Mehmet Bey’e de Allah razı olsun diyorum. Rabbim yar ve yardımcınız olsun. Hayalhanem’de bir de şu var; her gence ve her düşünceye hitap ettiğini düşünüyorum. Çünkü bana bir kere şey demişti; “Öğretmenim, beni oraya alırlar mı ki?” dedi. Sonra da sizin birkaç videonuzu izlemiş.. “Öğretmenim bence alırlar. Benden de daha kötü durumda olanlar var.” deyip gülmüştü. Yani çok güzel. Dilini çok seviyordu ve ben şuna eminim; hali örnek alıyordu. Sizin videolarınızı izliyordu, konuşmalarınızı izliyordu giyiminize bakıyordu..her şeyinizi, esprilerinizi bile alıyordu. O yüzden önce halinizle değişti. Daha sonra notlar aldı, notlarını okudum. Yani Çok büyük değişiklik oldu. Aslında şu an belki de 16 yaşındaki bir çocuk için bu kadar değişim farklı gelebilir. Ama şu var ki; bu çocuk gerçekten çok zor şartlar altında yaşamış, uyuşturucudan kurtulmuş ve babası annesini gözünün önünde bıçaklayarak öldürmüş bir çocuktan bahsediyoruz.. Birçok yazmış. Ama benim okumak istediğim bir yer var: Mehmet Yıldız’ın Yalnızlık videosu. Hatta bir gülücük koymuş, “Mehmet abi benim için yazmış” demiş. Burada muhtemelen Mehmet Yıldız Mehmedim diyerek kendinden bahsetmiş, O da kendine alınmış ve şöyle küçük bir not tutmuş; “Mehmedim, sen tek kaldığında Allah’a yakınlaşman için Allah’ın herkesten uzaklaştırdığını düşün. Bilirim..herkes bir şey söyler, sen konuşamazsın. Çünkü yalnızsın. Tek beklentin ölüm olur, O da çok soğuk gelir, bilirim. Aileme gideyim dersin, onlar da yetmez. Sonra, sen bile giremez oldun kendine değil mi? Yalnızlık.. Hep o başka kapılarda aramak gibidir. Ama unutma; “Rabbin seni terk etmedi, sana darılmadı.” Allah razı olsun sizlerden… Evet, bu da Mehmet’in vefat ettikten sonra telefonunu aldığımda duvar kağıdı olarak Mehmet Bey’in fotoğrafını koymuş…

İngilizce

There has been a huge change. Actually maybe For a 16 years old child so much changes may sound different. But there is; we are talking about a child this kid who lived under really difficult conditions, who is drug-free and whose father killed his mother in front of him. Mehmet is a 14-year-old boy who suffered financially and morally. Mehmet’s father abuse to mehmet and mehmet’s mother and doesn’t take care of them due to excessive consumption of alcohol His mother always said to Mehmet: “If I fight with your father, enter your room, lock the door and don’t come in. ” One day, while Mehmet is working, he hears a voice in the room, he hears his mother and father fighting. He closes and locks the door, then he does not leave the room. Then when he wonders and looks through the hole he sees his mother on the ground in blood. Then he opens the door, runs to her mother. Her mother just told her, “Run away!” Because his father is still at home. She is probably afraid something is done to him by his father Mehmet then runs away from home. 4-5 months They can’t find Mehmet. Of course, the mother dies, the father goes to jail. During this 4-5 month period, Mehmet starting to use drugs, is starting to hurt himself. 4 months later found unconsciously by the cops and brought to the orphanage where I work. Of course we have worked very hard. With Allah’s permission In a year We saved him from drugs. After saving, this time began to harm his own body. We have also done related studies Both pedagogical studies We ensured social activities And within 2 years, until the age of 16 Mehmet we saved him from drugs and self-harm. Of course, I tried to reach his father during this time. I got negative feedback. We also went to his father’s prison. The situation was a little bit desperate, frankly .. Then, we, teachers, every month one night we stay in the dormitories. That night was the day I was on duty. When I wake up in the morning to pray I saw a shadow at the door. I opened the door. Because usually kids want to say something that he couldn’t say to society they come to us at night and say. I opened it, it was Mehmet. “What’s up?” I said. “My teacher,” he said, “I want something from you,” he said. “Sure,” I said. “Can you teach me to make ablution?” said. I was shocked. I thought he had a dream. Because generally children were affected by dreams. “My teacher,” he said, “I watched a video, I’ve been watching videos since 12 o’clock until this hour. I want to take ablution and pray, “he said. I thought what could have affected you so much? Because perhaps in 2 years what we are trying to accomplish, in 2 hours which video can accomplished it, i thought. I went. He opened the videos to me. Videos of HAYALHANEM, Mehmet Yıldız praying, occasion, loneliness .. He watched many videos and after that day Mehmet has changed a lot since that day constantly followed, watched videos, questioned .. He studied and learned as he studied. Indeed .. We also told him, at least tried to memorize enough Surah of the Quran to pray. Of course, by the way, because I deal with Pedagogy I think Mehmet’s psychology is completely has improved. But according to the dormitory manager, approach with a religious approach or teaching religious things said to disrupt his psychology a lot and in this way my work was terminated. .. Of course, we never cut the painter with Mehmet. We met every weekends. He made the readings, we got their memorization. Let me say I caused him to do different activities. Mehmet wanted to go to Hayalhanem. But since he was 16 years old I couldn’t take it. Because he was supposed to be over 18 to get out of the city. I promised I will take him when he is 18 years old. Of course during this time we only met on the weekends. I went to Umrah for a while. I already gave him a phone before I left, I received a phone In terms of communication. He didn’t write too many messages while I was at Umrah.. When I arrived I learned that he was hospitalized. I went to a hospital visit. Doctors said that one of his kidneys went bankrupt and %40 of the other kidney is bankrupt. So it was put on the transplantation list but The situation does not seem very positive, said the doctors. The basis of this health problem is actually due to the use of drugs at the age of 14. Their kidneys are affected. And of course he stayed on the street during that time. Of course, he used not only drugs but also different substances. With their influence, he was sick from time to time because his body was very weak. But of course he did not care too much. We were going to the hospital but maybe unfortunately we do not fall on such children like them as a society. Doctor said we should wait a little longer after the treatment. Of course, I bought him a notebook so that he wouldn’t get bored in the hospital. He continued to watch and follow the videos. He was following from Instagram. He was watching your stories. It was 2 months before he turned 18. It was November. As I promised, i want to get permission from doctor whether he can get out of the city or not. The doctor said it is difficult, but you can take him if you want. I bought a car in these 2 months, to take him. 3 days have passed, the doctor called me He just said he got worse. When i go to him he had already deceased. Doctors.. The doctor was my parent, I knew him. He told me: “I have never seen such a death,” he said. “He died laughing,” he said. I read the notebook and read the notes he wrote. “I performed the first Friday prayer today, My Fatma teacher took me to Hacıbayram. I prayed for my mother … I can not see in my dreams anymore but this is not a problem she sees me my teacher said so. If she says it is true. Because she never lies to me and loves me. I love her too. There is nobody else to love.. An uncle gave me his place in the mosque. I felt like I was closer to Allah when I performed the prayer first. But I know not. Mehmet brother , when we prostrate, when we pray Allah is with us. He doesn’t lie never either. And I don’t know if he love or not if he knew me but I think he would love. Because they accept the children like me to there. I liked him very much. ” They asked a friend of Allah, would you describe a good Muslim? He said. “He gives joy to the environment he came , and leaves sadness when he leaves.” Mehmet really gave joy to the environment he came . When he left, he left sadness in our hearts. I really my Lord knows .. I think he saved his this world also his eternal world by Allah’s permission. Insha Allah .. Sure, in this situation I say God bless you to both HAYALHANEM and Mehmet Yıldız. May my Lord be your helper There is also an important point; I think they appeal to every teenager and every thought. Because once he said something to me; “My teacher, would they take me there?” said. Then he watched some of your videos. ” My teacher, i think they will take me. There are someone who is worse than me. He said and laughed. So it’s beautiful. He loved his speech and i am sure that he was imitate the posture. Watching your videos, watching your conversations he was looking at your clothing .. He took everything, even jokes. That’s why he changed with your mood first. Then he took notes and i read their notes. So There has been a huge change. Actually now maybe for a 16 year old boy so much change may sound different. But there isa point; this child lived under really very difficult conditions, he is drug-free and his father killed her mother in front of him He wrote many things. But there is a part which i want to read: The solitude video of Mehmet Yıldız. He even put a smile and said “Mehmet wrote it for me”. Mehmet Yıldız probably talked about himself by saying my Mehmed here, He was taken to himself and made a small note as follows; “My Mehmed, when you are alone Consider that to get closer to you, God send away everyone from you. I know … everybody says something, you can’t talk. Because you are alone. Your only expectation is death, It sounds too cold, I know. you say go to your family, they are not enough. Then you didn’t even get into yourself, did you? Loneliness.. It’s always like looking at other gates. But do not forget; ” Thy Guardian-Lord hath not forsaken thee, nor is He displeased.” God bless you… Yes, this is Mehmet’s when i get his phone after he died as wallpaper He put a photo of Mehmet Yıldız …


Fransızca

Il y a eu de grands changements et ces changements peuvent paraître incroyables pour un adolescent de 16 ans. Cependant, il faut savoir que cet enfant a vécu dans des conditions atroces, il a mit un terme à son addiction à la drogue et il a vu sa mère se faire poignarder par son père. Musique Mehmet est un adolescent de 14 ans qui a énormément souffert physiquement et moralement. Son père, alcoolique, exerçait de la violence à sa femme ainsi qu’à son fils, Mehmet et ne s’occupait pas de sa famille. La mère de Mehmet lui répétait toujours ceci: “Si ton père et moi nous nous disputons, entre dans ta chambre, ferme ta porte à clés et ne vient surtout pas nous voir”. Un jour, alors que Mehmet travaillait dans sa chambre, il entend ses parents se disputer et va fermer sa porte à clés. Il ne quitte pas sa chambre mais curieux, il regarde par le trou de la serrure, et aperçoit sa mère allongée au sol dans le sang. Ensuite, il ouvre la porte et court pour rejoindre sa mère qui va seulement lui dire de s’enfuire. Parce que le père est toujours à la maison et elle avait surement peur qu’il puisse faire du mal à Mehmet. Mehmet quitte la maison et pendant plus de 4 mois, personne n’arrive à le trouver. Entre temps, la mère décède et le père entre en prison. Pendant ces 4 ou 5 mois, Mehmet commence à se droguer et à se faire du mal. Quatre mois plus tard, il a été retrouvé évanouit par la police qui l’a amené dans l’orphelinat où je travaillais. Nous avons évidemment fait beaucoup d’efforts et en un an, avec la permission d’Allah, nous avons sauver Mehmet de la drogue. Après l’avoir sauvé, il a commencé à se faire du mal et nous avons commencé à changer cela en utilisant la pédagogie ou en faisant en sorte qu’il participe à des activités sociales. En deux ans, donc jusqu’à qu’il ait 16 ans, nous avons sauver Mehmet de la drogue et du mal qu’il se causait. Pendant ce temps, j’ai essayé de joindre son père mais je n’ai reçu que des réponses négatives. J’ai également essayé de le rencontrer en prison mais pour être franche, la situation était assez critique. Dans notre orphelinat, tous les enseignants effectuent, une fois par mois, la garde de nuit. Cette nuit-là, c’était à mon tour de faire la garde. Lorsque je me suis réveillée le matin pour la prière, j’ai vu une ombre derrière la porte. J’ai ouvert la porte car souvent, les enfants viennent nous voir la nuit pour expliquer des choses qu’ils veulent mais qu’ils n’arrivent pas à évoquer en public. J’ai ouvert la porte, c’était Mehmet. Je lui ai demandé ce qu’il voulait. Il a dit “Madame, j’aimerais vous demander quelque chose”. Je lui ai répondu “Bien sûr”. Puis il m’a demandé si je pouvais lui apprendre à faire les ablutions. J’ai été étonnée. J’ai d’abord pensé qu’il a pu voir un rêve parce que les enfants sont généralement très affectés par les rêves. Cependant, il m’a dit “J’ai visionné une vidéo et depuis minuit jusqu’à cette heure-ci, j’en ai vu plusieurs, je veux faire mes ablutions et prier”. Je me suis demandée ce qui a bien pu l’influencer à ce point et quel genre vidéo c’était pour avoir réussi en deux heures ce que nous avons essayé et réussi au bout de deux ans J’ai été avec lui et il m’a montré les vidéos. Hayalhanem, les vidéos de Mehmet Yildiz celles sur la prière, l’anxiété (waswas), la solitude, etc. Il en avait regardé plusieurs et après ce jour-là, Mehmet a énormément changé. Il a constamment suivi la chaîne, a visionné les vidéos, s’est posé beaucoup de questions et a fait des recherches. A force de rechercher, il a apprit. Nous avons essayer de lui faire étudier certaines sourates, au moins pour pouvoir prier. En même temps, vu que je fais un travail pédagogique, j’estimais que la psychologie de Mehmet s’était améliorée. Néanmoins, pour le directeur de l’orphelinat, utiliser une approche religieuse ou apprendre la religion à un enfant qui a des problèmes psychologiques ne pourrait que dégrader la situation. Et c’est pour cela qu’on m’a virée. On n’a bien-sûr jamais rompu nos liens avec Mehmet. On s’est rencontré tous les Week-ends. Il a réalisé ses lectures et a étudié. J’ai aussi fait en sorte qu’il puisse prendre place dans diverses activités. Mehmet voulait vraiment aller à Hayalhanem mais il n’avait que 16 ans donc je ne pouvais pas l’emmener parce qu’il devait être majeur pour pouvoir quitter la ville. Je lui ai promit. Dès qu’il allait avoir 18 ans, j’allais l’accompagner. Pendant cette période, nous nous sommes seulement vus les Week-ends. Entre-temps, j’ai été faire une Omra mais avant d’y aller, je lui avait acheté un téléphone pour que l’on puisse garder contact. Lorsque j’étais là-bas, il ne m’a pas envoyé beaucoup de messages. Et quand suis rentrée, j’ai appris qu’il était hospitalisé. J’ai été lui rendre visite à l’hôpital. Les médecins m’ont dit que l’un de ses reins ne fonctionne plus et que 40% de son autre rein avait également laché. Il avait été ajouté sur les listes d’attente de dons mais les médecins ont dit que son état ne s’avérait pas bon. Ses problèmes de santé étaient dus à sa consommation de drogue lorsqu’il avait 14 ans. Ses reins en ont été très affectés. Durant la même période, il était aussi à la rue, sans domicile. Il ne s’était pas seulement drogué mais avait également consommé d’autres substances nocives. Et avec leurs effets, il tombait très souvent malade parce qu’il était très fragile. Toutefois, il ne s’en préoccupait pas trop. Nous l’emmenions à l’hôpital mais malheureusement, dans notre société, nous ne nous préoccupons pas assez de ce genre d’enfants. Le médecin nous a dit qu’il faut attendre un peu, après son rétablissement, pour pouvoir voyager. Pour qu’il ne s’ennui pas trop à l’hôpital, je lui avait acheté un cahier. Il continuait à visionner les vidéos et à suivre la chaîne. Il vous suivait sur Instagram et regardait vos stories. Il ne restait que deux mois avant qu’il ait enfin 18 ans. C’était en novembre. Comme je lui avais promis, j’ai été voir le médecin pour savoir s’il a le droit ou pas de voyager dans une autre ville. Le médecin m’a dit que ça allait être difficile mais que si je voulais, je pouvais l’emmener. Durant les deux mois qui ont suivi, j’ai acheté une voiture pour pouvoir le conduire. Trois jours sont passés, le médecin m’a téléphonée. Il m’a dit que l’état de Mehmet devenait critique. Lorsque j’ai été le voir, il était déjà décédé. Je connaissais le médecin, il était mon tuteur (?). Il m’a dit qu’il n’avait jamais été témoin d’une mort comme celle-ci. Il a aussi dit que Mehmet souriait lors de son décès. J’ai lu son cahier par après. J’ai lu les notes qu’il avait prises. “Aujourd’hui, j’ai prié pour la première fois la Jumu’ah (prière du vendredi). Mon enseignante Fatma m’a emmené à Haci Bayram (une mosquée). J’ai fais des invocations pour ma mère. Je ne l’a vois plus dans mes rêves mais ce n’est pas grave. Il parait qu’elle me voit, c’est ce que mon enseignante m’a dit. Si elle le dit, c’est surement vrai parce qu’elle ne m’a jamais menti et elle m’aime. Je l’aime énormément aussi. De toute façon, il n’y a personne d’autre que je puisse aimer. Dans la mosquée, un oncle m’a cédé sa place et en priant tout devant, j’ai eu l’impression d’être encore plus proche d’Allah. Je sais que ce n’est pas vrai. Mehmet Abi avait dit qu’Allah était avec nous lorsque nous nous prosternons ou nous nous mettons en place pour prier. Il ne ment pas non plus. Je ne sais pas s’il m’aurait aimé en me connaissant mais je pense qu’il m’aurait aimé parce qu’ils acceptent aussi des enfants comme moi là-bas. Je l’ai beaucoup aimé aussi. Un jour, ils ont demandé à un ami d’Allah (al-Awliyâ) de décrire ce qu’est un bon musulman. “Une personne qui apporte de la joie lorsqu’il entre quelque part et qui laisse une tristesse avec son départ” a-t’il dit. Mehmet était vraiment un garçon qui apportait beaucoup de joie et il nous a déchiré le cœur avec son départ. Allah le sait, je suis certaine que Mehmet a sauvé sa vie dans ce bas-monde et, avec la permission d’Allah, je pense qu’il a aussi sauvé sa vie dans l’au-delà. Incha’Allah. (Si Allah le veut) Bien-sûr, qu’Allah bénisse Hayalhanem et M.Mehmet. Qu’Allah soit avec vous et vous vienne en aide. Je pense que ce qui exceptionnel avec Hayalhanem, c’est qu’ils s’adressent à tous les jeunes et à tous types d’idéologies. En effet, Mehmet m’avait dit “Madame, pensez-vous qu’ils m’accepteront ?” Ensuite, il avait regardé quelques-unes de vos vidéos et il m’a dit en rigolant “Madame, je pense qu’ils vont m’accepter. Certains sont dans des états bien pires que le mien”. Il appréciait beaucoup comme il parlait. (Mehmet Yildiz) Je suis sûre qu’il prenait exemple sur vous. Il visionnait vos vidéos, vos discussions, il observait votre style vestimentaire. Il faisait attention à tout et il reproduisait même vos blagues. C’est pour cela qu’il a d’abord changé grâce à vous et ensuite, il a prit des notes. J’ai lu ses notes. Il y a eu beaucoup de changements et pour un adolescent de 16 ans, ces changements peuvent paraître incroyables. Cependant, il faut savoir que cet enfant a vécu dans des conditions atroces, il a mit un terme à son addiction à la drogue et il a vu sa mère se faire poignarder par son père. Il a beaucoup écrit mais il y a une partie que je veux lire. La vidéo intitulée “Solitude” de Mehmet Yildiz. Il a même dessiné un sourire et a écrit : “Mehmet Abi a écrit cette lettre pour moi”. Dans cette vidéo, Mehmet Yildiz parlait surement à lui-même en disant “Mehmet” mais Mehmet a considéré cette lettre comme étant écrite pour lui. Il a écrit cette petite note : “Mehmet, lorsque tu te retrouves seul, dis-toi qu’Allah t’éloigne de tous le monde pour que tu puisses t’approcher de Lui. Je sais, lorsque tous le monde dit quelque chose, tu n’arrives pas à parler parce que tu es seul. Alors, ta seule attente devient la mort mais celle-ci te paraît froide, je sais. Tu te dis que tu devrais aller chez ta famille mais ce n’est pas suffisant non plus. Par la suite, même toi tu ne te retrouve plus en toi, n’est-ce pas ? La solitude… C’est comme toujours aller chercher chez les autres. Mais n’oublies pas ! “Ton Seigneur ne t’a ni abandonné, ni détesté.” (Sourate ad-Duha, v. 3) Qu’Allah vous bénisse. C’est le téléphone de Mehmet que j’ai récupérée après son décès. Il a mit une photo de M. Mehmet en fond d’écran. (Belle personne, ne pleure pas. Ton visage ne doit pas sombrer dans la tristesse. Regarde, il y a toujours de l’espoir. Allah est toujours là) Al-Fatiha.

FLÖRTÜMLE EVLENENE KADAR GÖRÜŞMEME KARARI ALDIK!

Bir tane hidayet mesajı okuyayım. Hem duamızı yapalım. “Hocam, iki aya yakındır sizi izliyorum. Sohbetlerinizin %40’ını izlemişimdir. Ve bir aydır da namaz kılmaya başladım.” Allah’a şükürler olsun. %40! Youtube kanalımızda beş bin tane videomuz vardır. Bu kardeş %40’ını izlemiş, elhamdulillah. İlme kendisini çok iyi vermiş. “Bir aydır salı günleri sohbetinize gelmekteyim.” Hamd olsun. Demek ki o dönemde sohbetimize de gelmiş. “Ortalama iki buçuk senedir görüştüğüm bayan arkadaşım var. Ve flörtün tam anlamıyla haram olduğunu idrak ettikten sonra dün yine sohbet sonrası, arkadaşımla evlenene kadar görüşmemeye, konuşmamaya karar verdik.” Elhamdülillah, flört zinasından da, flört belasından da bu kardeşim kurtulmuş. İlmi olmasaydı, sohbetlere gelmeseydi idrak edemeyecekti, anlayamayacaktı. Sohbete geldiği için, öğrendiği için son vermiş. Allahü Teâlâ hakkınızda hayırlısı ise, sizi ilerde evlenebileceğiniz, yuva kurabileceğiniz dönemde birleştirsin kardeşim. Sana böyle dua ederim. “Görüşmemeye, konuşmamaya karar verdik. Çünkü şu an için maddi ve manevi engellerimiz var.” Şu an için engellerin varsa, sen bu kızı isteyemeyeceksen hemen kopartacaksın. İleriye tehir edeceksin. “Bir yıl sonra şu zaman sana yazacağım.” diyeceksin. Durumun var mı, yok mu? Yoksa yine bir sene daha görüşmeyeceğiz, diyeceksin. Kıza talip çıktıysa o da durumunu bildirecek. “Talip çıktı, sözlendim. Olay bitti, bir daha beni rahatsız etme.” Bu olay bu şekilde kapanacak. Flört gitmeyecek. Sen zaten iki yıl içinde, dört yıl içinde evlenme durumun yoktur. Hâlâ okuyorsun. Kızla evleneceğim diye birbirinizi niye oyalıyorsunuz? Niye şehvetlerinizi tatmin ediyorsunuz? Bu bir nefs oyunu, şehvet oyunu. Flört dönemi… Nefsinizi tatmin ediyorsunuz, şehvetinizi tatmin ediyorsunuz. Evleneceğim yalanlarıyla birbirinizi kandırıyorsunuz. Üç yıl dört yıl bu şehvet oyunları süregidiyor. Zina, flört gırla gidiyor. Sonra kopuyorsunuz, ayrılıyorsunuz. Ve iki tarafta yaralı, parçalanmış bir şekilde hayatına devam ediyor. “Çünkü şu an için maddi ve manevi engellerimiz var. Yaza inşallah bu iş olacak. Sizden Allah nice nice razı olsun.” Amin kardeşim. “Sizi, Peygamber Efendimiz’e Rabbim komşu eylesin.” Amin sevgili kardeşim. “Şimdi sizden, ikimiz için bolca dua istiyorum.” Duanızı yaptım kardeşim. “Bizden duanızı esirgemeyin. Salı günü görüşmek dileğiyle. Allah’a emanet olun hocam.” Tabii bu hidayet mesajları çok geriden geldiği için, aylar önceden geliyor bazen. Ramazan geçmiş beş altı ay, ben ramazan hidayet mesajını o anda okuyorum, altı ay sonra okuyorum. Çünkü çok fazla birikmiş hidayet mesajı var. Ben sırası gelince, sıraya koydum. Karışma olmasın diye o şekilde okuyorum. Dolayısıyla sohbete geldiği dönemden bir hidayet mesajı bu. İnşallah, önümüzdeki salı değil ama ramazandan sonra, bayramdan sonra Allah nasip ederse, biraz rahatlarsak tekrar ilim meclisimizi açtığımızda, o salı seninle görüşürüm. Ve bana bu konuşmamızı hatırlatırsan kardeşim, sana güzelce bir sarılırım. Bir daha yüzüne güzel bir dua yaparım. Allah yuvanızı harekete geçirsin ve sizi nikahlandırsın, diye güzel bir dua yaparım kardeşim. Allah dualarımızı kabul etsin. (Amin) Gecemizi bereketli kılsın. (Amin) Bir dua edelim, hatimler var. Yasinler var, zikirler var. Bunların duasını yapmamız lazım bu gece için. Hastalarımız çok fazla benden talepte bulundu. Bu kardeşlerimiz için dua etmemiz lazım. Siz de “amin” diyeceksiniz kardeşler. Amin Elhamdülillahi Rabbil’âlemîn. Essalâtü vesselâmü alâ Resûlinâ Muhammedin ve ala Âlihî ve Sahbihî ecma’în. İlahi Ya Rabbi, Allah’ım, Efendim! Ya Rabbel Âlemin! Senin rızan için buraya geldik. İlim halkamızı, ilim meclisimizi kurduk. Bizlerden razı ol, hoşnut ol Allah’ım. (Amin) Hayatımızın sonuna değin, bize emekliliği nasip etme ya Rabbi! (Amin) Şu güzel işten, şu ilim öğrenme ve öğretme işinden, talebelikten ve hocalıktan bizi çekip alma Allah’ım! (Amin) Şu nimet üzere hayatımızı devam ettirmeyi ve son nefesimizi vermeyi bize nasip et ya Rabbi! (Amin) Allah’ım şu anda ülkemizin her tarafında ve dünyanın her tarafında Müslüman kardeşlerimiz, bu virüs belasıyla mücadele etmeye çalışıyorlar, hayatta kalmaya çalışıyorlar. Allah’ım sen en kısa zamanda, irade ettiğin en evvel, en acil, tez zamanda şu virüs belasını en başta ülkemizin üzerinden çekip al ya Rabbi! (Amin) Bizi eski rahatlığımıza, eski sıhhatimize kavuştur ya Rabbi! (Amin) Bu verdiğin beladan sonra ibret almayanlardan değil, ibret alan ve hayatına çeki düzen verenlerden et bizi Allah’ım! (Amin) Zinadan, fuhuştan, içkiden, kumardan, kulüpçülükten, faiz belasından bu milleti, bu devleti, bu ülkeyi kurtar Allah’ım! (Amin) Elimizi, ayağımızı bu pisliklerden çek ya Rabbi! (Amin) Nuh’un gemisini tekrar temizleyebilmeyi bize nasip et Allah’ım! (Amin) Ya Rabbi! Okuduğumuz ve anlattığımız şu ayet-i kerimeleri idrak edebilmeyi, kolay bir şekilde anlayabilmeyi ve yaşayabilmeyi, hayatımıza monte edebilmeyi bize nasip et Allah’ım! (Amin) Hastane köşelerinde şu anda can vermemeye direnmeye çalışan ne kadar Müslüman kardeşim varsa Şafi isminle tecelli et, hepsini şifaya kavuştur Allah’ım! (Amin) Başlarında bekleyen ya da evlerinde bekleyen, korku içinde evine sinmiş olan ne kadar Müslüman kardeşim varsa kalplerine iman nurunu ver. Şaban ve ramazanla beraber kalplerine ibadet etme isteği ver Allah’ım! (Amin) Bu insanlara namaz kılmayı kolaylaştır Allah’ım! (Amin) Bu insanlara zikretmeyi, oruç tutmayı kolaylaştır Allah’ım! (Amin) İslam’ı yaşamayı bu insanlara kolay kıl Allah’ım! (Amin) Nefislerini terbiye et. Şeytanlarını onlardan uzaklaştır Allah’ım! (Amin) Ya Rabbi! Bugüne gelinceye kadar okunmuş olan binlerce Yasin-i şerif var. Tebârake var, Amme var. Yapılmış olan zikirler var. Çekilmiş olan yetmiş binden fazla Tevhid var. Allah’ım! Okunmuş olan Hatm-i şerifler var. İnd-i ilahiyende bu kadar ibadetlerin, bu kadar okunmuş olan zikirlerin ve Kur’an ayetlerinin tamamını kabul et ya Rabbi! (Amin) Hasıl olan sevabın bir mislini en evvel Efendim Muhammed Aleyhisselam’ın ruhuna hediye ettim. Ulaştır, haberdar et Allah’ım! (Amin) Ebû Bekir Sıddîk, Ömer, Osman, Ali, Hasan ve Hüseyin Efendilerimiz’in ruhlarına hediye ettim. Sen vasıl et ya Rabbi! (Amin) Adem Nebi’den Efendim’e gelinceye kadar İslam’a hizmet etmiş bütün peygamberlerin ruhlarına ayrı ayrı hediye ettim. Sen ulaştır, vasıl et ya Rabbi! (Amin) Burada ellerini açmış Müslüman kardeşlerimin geçmişlerinin ruhlarına, ekran başında bizi izleyen Müslüman kardeşlerimin geçmişlerinin ruhlarına, hayattakilerin amel defterine hediye ettim. Sen ulaştır, haberdar et ya Rabbi! (Amin) Kabirlerinde azap gören hangi kulun varsa okunmuş olan ayetler hürmetine, azaplarını üzerlerinden kaldır Allah’ım! (Amin) Dünyada açlık çeken ne kadar Müslüman kardeşim varsa, ne kadar insan, kulun varsa hepsinin üzerindeki açlığı kaldır. Rızkımızı bol bol ver ya Rabbi! (Amin) Amin! Amin! Bi hürmeti Tâ-Hâ ve Yâsîn. Velhamdülillahi Rabbil alemin. El Fâtiha.

Hz. Muhammed, kendi geliniyle evlendi mi?

“O Muhammed, aranızdan kimsenin babası değildir. Bilâkis o peygamberlerin sonuncusudur.” (Ahzâb Suresi 40. Ayet) Ateist sitelerine dalmış Müslüman kardeşim. Senin ne işin var ateist sitelerinde ya. Ateist sitelerine girmek porno izlemek gibidir. Ben bu porno sitelerine giriyorum ama tecrübe kazanmak için giriyorum hocam. Demek gibi saçma salak bir şey. Bundan ne alabilirsin ki pislikten başka. Fıtratının bozulmasından başka ne alabilirsin ki o edepsiz sitelerden. Ateist siteleri de böyledir. Oraya giriyorum, onları düzeltmek için giriyorum diyor. Ateist sitelerine onları düzeltmek için giriyorum diyor. Sen islam’ın kaç tane hükmünü biliyorsun. Kaç tane kitap okudun? Daha 20 tane kitap okumamış islam ile alakalı, onların sitelerine girecek de onları düzeltecek. Dikkat et! Elektrik akımına kapılmış olan bir adamı oradan kurtarmak için tutarsan ne olur kardeş? Sen de oynamaya başlarsın. Çünkü tuttun. Elektrik akımına kapılmış bir adamı tuttun. Ben seni kurtaracağım kardeş dur bakalım. Ya Allah Bismillah! Adam’ın koluna girdiğin anda elektrik ne oluyor, direkt olarak sana temas etmeye başlıyor. Sen ateist’i kurtaracağım derken sen de ateist olup çıkarsın. Sonra bu kardeş bana mesaj göndermiş. Hocam diyor. Peygamberimiz, geliniyle neden evlendi diyor. Muhammed aleyhisselam geliniyle evlendi mi? Yok böyle birşey. Nereden çıkarttın sen bunu? Ateistlerin yalanları. Gittin onların sitelerinde okudun ettin. Muhammed aleyhisselam’ın, İslam’ın hükmü gelmeden önce bir evlatlığı vardı, Zeyd… Zeyd’in de bir karısı vardı. Muhammed aleyhisselam’ın halasının kızını onunla evlendirdi. Hz. Zeynep. Allah o ikisinden razı olsun. Âmin… Anlaşamadılar, boşandılar. Boşandıktan sonra efendimiz aleyhisselam Hz. Zeynep ile evlendi. Müşrikler ne dediler? Muhammed’e bakın oğlu’nun karısı ile evlendi. Sahte peygambere bakın dediler. Tıpkı şimdiki ateistler gibi. Allahu Teâlâ bu ayet-i kerimeyi gönderdi. “Muhammed aranızdan kimsenin babası değildir.” “Bilâkis o peygamberlerin sonuncusudur.” O’nun oğlu yok ki. Oğulları öldü, toprağın altına girdi. Allah onlara rahmet etsin. Âmin… O’nun evlenebilmiş olan bir tane oğlu yok. Sen geliniyle evlendi palavrasını nereden çıkartıyorsun? Ateist sitelerine giriyor ve çarpılıyor. Sonra geliyor bize bunu söylüyor. Sen, aklının yarısını kiraya vermiş insanların, sadece yarısını kullanmak bize yeter diyen insanların sitelerine nasıl girersin ya. Çocuk, babasına gitti. “Baba, biz nasıl dünyaya geldik?” dedi Babası şöyle dedi: “Oğlum, maymunlar vardı bizden önce… Bu maymunlar evrildi evrildi evrildi yüz yıllar içinde insana dönüştü.” “Biz öyle dünyaya geldik. Bugünkü hâlimizi aldık.” Çocuğun, bu cevap aklına yatmadı. Mantıklı bir adamın asla aklına yatmaz. Maymunun soyundan geldiği. Gitti annesine. Anne dedi. Biz nasıl dünyaya geldik, bana bunun cevabını verir misin? Oğlum, Allah en evvel babamız Adem’i yarattı. Sonra da hanımı Havva’yı yarattı. Allah’ın selam’ı o ikisinin üstüne olsun. Âmin… Sonra bunlar evlendiler, cimâ ettiler. İkişer ikişer doğurdu Havva annemiz. Ve soyları bütün dünyaya yayıldı. İşte biz böyle dünyaya geldik dedi. Çocuk dedi ki: Ya anne, babam diyor ki maymundan evrildik, maymundan döndük biz böyle dünyaya geldik. Sen başka bir şey söylüyorsun. Sen ise diyorsun ki Adem ve Havva’dan dünyaya geldik. Anne şöyle cevap verdi! Oğlum o babanın sülalesi 🙂 Bizim sülale bu, bizim sülale bu. Ateistlerin sülalesi maymun, orangutan bilmem ne şempanze onların sülalesi o. Bizim sülalemiz Adem ve Havva’dır. Allah’ın selamı o ikisinin üstüne olsun. Âmin… Biz insanlardan dünyaya geldik. Evrilmeyle falan değil. Bu maymunlar yüz yıllardan beri aramızda, niye evrilmiyorlar? Bir tanesi olmuyor, futbolcu olmuyor, niye evrilmiyorlar? Bir tanesi futbolcu olsun da Fener’in stoperine koyalım. Niye olmuyor? Yüz yıllardan beri maymunlar var. Ama yok olmuyor. Demek ki palavranızın bir tanesi de buradan ortaya çıkıyor. İşte kardeşler, eğer Muhammed aleyhisselam ve sahabelerinin inandığı gibi inanmazsan doğruya eremezsin, kurtuluşa eremezsin. Âyet-i Kerime bize bunu söylüyor. “Eğer sizin inandığınız gibi inanırlarsa onlar hidayete ererler, kurtuluşa ererler.” (Baraka Suresi 137. Ayet) İmam Râzi Hazretleri bu kısmı tefsir ederken diyor ki: Hidayet, Allah’ın yarattığı bir şeydir. Zaten ortada duruyor. Hidayete erenler ise, o hidayete koşturanlardır. Hidayete doğru kim gidiyorsa, hidayeti o buluyor. Yâni, işler her tarafta duruyor, herkes eleman arıyor, kim para kazanıyor? Eleman arayan adama giden ve işe başvuran para kazanıyor. İşe giriyor ve kazanıyor. Evinde oturan da şöyle diyor! Ya ben niye para kazanamıyorum ya niye kimse beni işe almıyor? Sen iş aramıyorsun ki. Sen hep boş tembel bir şekilde yatma peşindesin ve para gelmesini bekliyorsun. Hidayet de bunun gibidir. Kul, kendi perdelerini kaldırmadıkça Allah onun perdelerini kaldırmaz. Ahmed Yesevi Hazretlerinin sözüdür. İşte kardeşler! Hidayete ulaşmak istiyorsak hamle yapacağız. Allah’a doğru gideceğiz ve araştıracağız. O kadar zamanını diziye veriyorsun, o kadar zamanını maça veriyorsun, o kadar zamanını halı sahaya, boş muhabbetlere veriyorsun ama Allah’ın kitabını öğrenmek adına hiçbir gayretin yok.

Karı koca ilişkilerinde ince taktikler!

Bu insanlara tebliğ yaparken ne yapacağız? Zorlama yapmayacağız. Ayetin devamında Allah’ımız ne buyuruyor? “…efeente tukrihu-nnâse.” (Yûnus, 99) Hâl böyleyken insanları zorlayacak mısın? Bak! Ben dileseydim bütün hepsinin topyekûn bir şekilde iman etmesini isterdim ve yapardım bunu. Hâl böyleyken ben bunu dilemedim. Sınav etmek istedim ki Ebu Bekir’le, Ebu Cehil arasındaki fark ortaya çıksın diye. Herkesi cennete doldurmak benim için çok kolay. Hepsine de on dünya büyüklüğünde yer veririm. Bu çok basit benim için. Jüpiter’i yapan, Güneş’i yapan, Dünya’nın bin katı büyüklüğündeki Güneş’i yapan, yüz bin katı büyüklüğünde cenneti çok kolay yapar. Ama ben bunu dilemedim. Ben bunu dilemedikçe sen “efeente tukrihu” “ikrâh ettirmek, zorlamak” demektir Arapça’da. “…tukrihu-nnâse.” Sen insanları zorlayacak mısın hâl böyleyken? Sen yanındaki adam namaz kılmıyor diye “Sen kafirsin!” diyecek misin? “Sen ne pislik bir adamsın!” diyecek misin? Deme, bunu demeyeceksin! Bu senin vazifen değil. Senin yapman gereken tek şey: Namaz kılmamanın cezaları, namaz kılmamanın kötülükleri, belaları… Bir adamın başına namaz kılmadığı için ne belalar gelir, ne sıkıntılar gelir? Huzursuzluk, kalp kirliliği, kalbin katman üstüne siyah katman zift alması ve daha sonra inkârlara başlaması… Artık “Namaz kılamıyorum, günah işlediğimi biliyorum.” demez, artık “Ne namazı ya, ben namazın borç olduğuna inanmıyorum.” demeye başlar. Bak zift üstüne zift gelmiş. Allah’ın hükmünü reddedecek kadar… Kur’an’da yetmiş yerde farz kıldığı hükmü, emri reddedecek kadar zift üstüne zift gelmiş. Durum buraya kadar gidiyor. Hanımına küfretme! Hanımını aşağılama! Onu değiştireceksin diye ikrâh ettirme! “Hocam, ben hanımla evlendim. Başı açıktı. Şimdi başını örtsün diye her gün kavga ediyoruz.” Etme! “Niye insanları zorluyorsun?” diyor Muhammed Aleyhisselâm’a. Namaz kılacaksın diye zorlamayacaksın! Başını örteceksin diye zorlamayacaksın! Sohbete geleceksin diye zorlamayacaksın! Baskı yapmayacaksın! Ona sadece doğru olan şeyi anlat ve geri çekil! O düşünsün, o karar versin. Sen bir peygamber de değilsin. Kalplere hidâyet edecek bir durumunda yoktur. Muhammed Aleyhisselâm’a vermediği şeyi sana mı verecek? “Allah dilemedikçe hiç kimse hidâyet edemez.” (Yûnus, 100) diyor Kur’an. Şu hâlde hanımınla olan bazı anlaşmazlıklarda sakın ona bu baskıyı yapma! “Ben şimdi Allah yoluna girdim, namaza başladım. Sen de başını örtmüyorsun, ben seni boşamak zorundayım.” Hayır! Bir kadının başının açık olması boşanması için yeterli bir sebep değil. Bu kadın namussuzluk yapmıyor. Bu kadın sadece günahlardan bir tanesini işliyor. Başı açık olma günahı. Başı kapalı olup da namaz kılmama günahı… O ne olacak? Bu günah değil midir? Başı kapalı ve namaz kılıyor olup da gıybet yapma günahı… Altın günü yapıyoruz deyip üç saat gıybette kalma günahı ne olacak? O komşuyu eleştiriyor, bu komşu bunu almış, diyor. Şu komşu şöyle yapmış, diyor. Ne olacak bu? Bak bu da bunun günahı. Her insanın bazı zayıf noktaları vardır. Yumuşak karnı vardır her insanın. Bu vardır. Zaten günah işlemezsek insan değiliz demektir. Robotlaşmışız anlamına gelir. “Günah işlemeseydiniz, günah işleyip tövbe etmeseydiniz Allah sizi topluca helâk eder, yerinize günah işleyip kendisine tövbe eden kavimler yaratırdı.” Bu bir hadis-i şeriftir. Dolayısıyla bu hatalarımız olacak. Hanımında bir hata yaptı diye niye hemen çarpıyı atıyorsun üstüne? Üç tane çarpı atıyorsun ya! Hanımına baş örtüsünün nasıl bir emir olduğu konusunda âyetleri ve hadis-i şerifleri bildireceksin. Muhammed Aleyhisselâm ve sâhâbilerinin hayat hikayelerini ortaya koyacaksın, delilleri ortaya koyacaksın. O konu hakkındaki hocaların vaazlarını izleteceksin, karışmayacaksın! Baskı yapmayacaksın, sıkmayacaksın! Muhammed Aleyhisselâm’ın hâdisini unutma! “Sizin en hâyırlınız, hanımlarına karşı en iyi davrananlarınızdır. Hanımlarınıza karşı en iyi davrananız da benim. Benden daha iyi kimse hanımlarına davranmaz!” Ahlak numunesi peygamber. Övgüler ve selâm Efendim’in üstüne olsun. Aişe anamıza diyor ki Muhammed Aleyhisselâm: “Ey Aişe! Ben senin öfkeli olduğun hâlle, öfkeli olmadığın, sinirli olmadığın ânı çok iyi bilirim.” Aişe anamız şaşırıyor. “Nasıl bilirsin ey Allah’ın Resulü? Bana söyler misin?” diyor. “Sen, öfkeli olduğun zaman İbrahim’in Râbb’ine yemin olsun diye duâ edersin.” diyor. İbrahim’in Râbb’ine yemin olsun! Araplar çok söze, böyle ciddi sözlere böyle başlarlar. “Yemin olsun. O Allah’a yemin olsun” diye başlarlar. “Öfkeli olduğun zaman bana, sen nasıl söze başlıyorsun? İbrahim’in Râbb’ine yemin olsun. Bana öfkeli olmadığın zaman da söze şöyle başlarsın: Muhammed’in Râbb’ine yemin olsun.” Bakın bu peygamber kârısıdır. Allah ondan râzı olsun. (Amin) Annemize, inşallah sofrasında oturmayı, yemek yemeyi bize nâsip eder Mevlâ’mız. (Amin) İnşallah. Efendimizin hanımları arasında en âlimesidir. Aişe anamız iki bin yedi yüzden fazla hâdis rivâyet etmiştir. Müçtehiddir. Fıkıhta da müçtehiddir. “Ben senin öfkeli olduğun zamanı bilirim.” diyor. Şimdi bir koca, karısı kocasına öfkeli olduğu zaman ne yapar? Şşşt! Sabırlı biriyim, anlayışlıyım ve şiddeti çok az kullanırım hatun. Şiddeti çok az kullanırım. Ama sabrımı zorlama istersen. Senin Müslümanlığın bu kadar. Yani çok az kullanırım ne demek? Bazı yerlerde kullanabilirim, dikkatli ol! Müslüman bir erkek hanımına el kaldırır mı? Bak Allah’ın Peygamberi’ne! “Senin bana öfkeli olduğun zamanlar da var, ben gülüp geçiyorum.” diyor. Umursamıyor. Senin bunu yapman lâzım. Kadın.. Kadın su gibidir, erkek ateş gibidir. Erkek bir alev aldı mı sağa sola doğru alevleri fışkırtır, dağıtır. Çok çabuk öfkelenir. Çok çabuk alevler yükselir. Kadın, o su olan kadın var ya hemen o alevleri etraftan böyle suyu dökerek söndürmek zorundadır. Kadının vâzifesi bu. “Kadınlar sizlere örtüdür, sizler eşlerinize örtüsünüz.” (Bakara, 187) Bu âyettir. Kadın da erkeğinin ne olucak? Örtüsü olucak. Hemen suyuyla onu teskin edecek, rahatlatacak. Erkekte ateşiyle o suyu ısıtmaya çalışacak. İslâm ilimlerini hanımına öğretecek. Hanımı, o ilimleri öğrenip o ateşle bir ısınmaya başladığı zaman… Su bir ısınır, geç ısınır ama ısındığı zaman da soğumak bilmez. O, kaynamış olan çaydanlığı bir saat boyunca eline alamıyorsun değil mi? Soğumak bilmez o su. Kadın da İslam’a bir ısındı mı o erkeği, kocasını geçer. Kendisine takva pozu yapan kocasından daha fazla namaz kılar, daha çok sohbet seyreder. Bizi takip eden kadınların büyük çoğunluğu kocasının hidâyetine vesile olmuştur, çocuklarının hidâyetine vesile olmuştur. Teşvik ediyor. “Bak şöyle bir hoca buldum, şunu izler misin?” diyor. Adam namaz kılıyordu, karısı kılmıyordu ve açıktı. Şimdi karısı kapandı ve namaza başladı. Nâfile de kılıyor, zikir de yapıyor. Ve her gün sohbetlerimizi seyrediyor. Şimdi adamı teşvik ediyor. “Bak, şöyle bir hoca buldum, ilimde kendini geliştir.” Ev huylarının, ev geçiminin daha iyi olması için kocasına sohbetleri seyrettiriyor. Kadınlar da uyanık kardeşim. Uyanık! O ateşin ısıttığı suyla ne olur? Haşlanmış suyla yemek yapılır, haşlanmış suyla çay yapılır, haşlanmış suyla sportif faaliyetler yapılabilir. Her şey olabilir. Kardeşler! İşte su, işte ateş… “Kadınlar size örtüdürler, siz kadınlarınıza örtüsünüz.” (Bakara, 187)

Allah, bir kalbi iman etmeye nasıl zorlar?

Vallahi bak! Bu şeytan bize unutturuyor. Bu nefsimiz, bize unutturuyor. Binlerce nimetin üzerindeyiz. Ve nelerin sahibi olduğumuz konusunda, gaflete düşürmüşler. Perdeler çekmişler gözümüze. Allah bana bir şey vermedi ki…. Allah beni yaratırken, bana sormadı ki. Öğrenci kardeşim! Öğrenci kardeşim. Okulda, bu kadar sene boyunca okuduğun okulda, eğitim gördüğün okulda aldığın bütün bilgilerden sınava çekileceğin gibi… Sınava çekilmeden okuldan mezuniyet yok. Bütün öğrenciler istisnasız sınava çekilmek zorundalar. Bütün bu, aldığın bilgiler neticesinde sınava çekileceğin gibi… Allah’ın sana verdiği, 20-40-60-80 sene neticesinde de sınava çekileceksin, hesap sorulacaksın. Ben sana bu kadar ömür verdim, zaman verdim. Sen bu zamanı nasıl kullandın? Ne yaptın, nerelerde değerlendirdin? Bunun hesabın vereceksin. O sınava, okulda bir diploma almak için, bir kariyer başlangıcı yapmak için Çalıştığın sınavlara… Ne kadar özen gösteriyorsan, bunun çok daha fazlasını dünya ve ahiret sınavı için, göstermen gerekmez mi, öğrenci kardeşim? Bu çok daha önemli değil midir? Dünya kariyerin zirvede bile olsa, en kariyerli adam, 60’ta, 70’te gidiyor. Süperdi, bütün dünya onu tanıyordu. Yüz bin takipçisi vardı, milyon takipçisi vardı. Reklamlardan büyük gelirleri vardı. 60’ta, 70’te gitti. Takla. Bazıları da erken gidiyor. 40 yaşında. Arabayla ağaca bindiriyor, yanarak ölüyor. Kariyerinin zirvesinde. Güzel mi güzel, bir adam. Ama gitti bak! Kariyer, bitişi var kariyerin. Ahiret kariyerin, dünya kariyerinden çok daha önemli. Sen ahiret kariyerine odaklanacaksın. Allah’ımız bunu söylüyor. Ben eğer dileseydim… Yeryüzündeki bütün insanlar كُلُّهُمْ جَمِيعًا ۚ(Kulluhum cemîân) “Toplu bir halde, topyekûn olarak iman ederlerdi.” “Bu benim için çok kolay.” Allah için bu kadar kolay olan bir şey. O’nun kudretini bize gösteriyor. Nasıl Allah, topluca imana sevk eder? Nasıl Allah, onları imana zorlar? Allah’ın zorlaması, kulun yapacağı bazı fiillerden sonra olur. Ahmet Yesevi Hazretleri’nin bir sözü var. Kul, kendi perdelerini kaldırmadıkça Allah, onun perdelerini kaldırmaz. Ne demek bu? Şimdi her gün sen, iş yerinde çalışıyorken; 5 vakit ezanı duyuyor musun duymuyor musun? Türkiye’de yaşıyorsan, ezanı duymayacağın bir yer, çok nadirdir, çok zordur. Ücra köşelere gitmen lazım. Sahil bölgeleri filan. İçkinin ve zinanın bol olduğu yerler. Bunun dışında her yerde, sen bu ezanı duyuyor musun duymuyor musun? Duyuyorsun. Şimdi! Ezanı işittiğin anda, hemen karşına bir perde gelir. Şeytan, gelir ve sana siyahi bir perde koyar. Kulaklarına bir ağırlık gelir, gözlerinin önüne bir perde gelir. Şimdi kılma boş ver! Bu perdedir. Şimdi sen kalbine o ışığı, o aşk ışığını, o ilim ve hidayet ışığını istiyor musun? Allah, seni sadık ve salih bir kul yapsın istiyor musun? O perdeyi kaldıracaksın! Kes Ulann! Şeytana bir ayar çekeceksin! Bir atar gider yapacaksın ya! Mafya babalığını karınıza yapıyorsunuz. Mafya babalığını, çocuklarınıza yapıyorsunuz. 8 yaşında, 10 yaşında çocuğa mafya babalığı… “Benim dediğim olacak” diyorsun. Şeytana gelince, peki ağabey. Kılmayacaksın namazı! Tamam ağabey. Gitmeyeceksin o sohbete! Ne dersen, o olur ağabey. Oğlum, niye ağabey çekiyorsun sen buna? Buna niye ağabey çekiyorsun? Bu senin, en büyük düşmanın. Kur’an’ın deyimiyle, “aduvvun mubin” عَدُوٌّ مُبِينٌ Apaçık bir düşman. Ben size demedim mi, şeytanın adımlarını takip etmeyin. “O size apaçık bir düşmandır.” Ayetlerdir bunlar. Bu senin apaçık bir düşmanınken, sen perdelerini kaldırmıyorsun. Ve bunu takip ediyorsun. O perdeyi kaldıracaksın. Arkadaşın geldi, seni sohbete davet etti. Yahut da mesaj gönderdi. Mesajı sessize al. Bak perde! Niye sessize alıyorsun? Bir cevap ver. Kardeşim, Lütfen! Bak, şu anda nefsimle mücadele ediyorum. Lütfen, akşamleyin gitmeden yarım saat önce, beni bir kere arar mısın? Teşvik lazım bana. Ben nefsi kuvvetli bir adamım. Şımarığım! Şımartmışım ben bu nefsi. Sohbete gitmek, namaz kılmak, bana çok ağır geliyor. Bana tazyik lazım, itici bir güç lazım ki perdemi kaldırabileyim Perdeni kaldırmak için biraz hamle yapman lazım, işte o perdeyi kaldırdığın zaman da Allah, senin bütün perdelerini kaldırır ve kalbine hidayet ışığını ulaştırır. Ulaştırdığı zaman artık bu sefer arkadaşını sen davet edersin. Salı günü gelse de şu sohbete gitsek, biraz ilim öğrensek… “Hadi bu günler niye geçmiyor ya?” dersin. Bak kalbe ışık gelmiş. Işık geldiği zaman oraya ait hissedersin. Tıpkı Kâbe’ye gitmiş bir adam gibi. Kâbe’ye bir kere gittin mi ne yapıyorsun? Benim bir daha gitmem lazım! Ne var burada ya. Ne var burada? Burada taş ve topraktan başka şeyler var. Oraya giden bilir… Oranın havasını teneffüs eden, O hidayet muhabbetini ve suyunu kalbine, ciğerlerine indiren adam bilir. Allahu Teala bize, 3 defa nasip etti. İnşaAllah 30 defa nasip olsun. Hepimize nasip olsun, kardeşler. Amin. Beni ne zaman anlarsın, gittin o Kâbe’nin karşısına geçtin, çıplak gözle Kâbe’yi gördün mü Anlarsın ki, ben taş ve toprağa gelmedim. Burası başka bir yer. Burası benim ait olduğum bir yer, ruhum buraya ait hissediyor. Ben burası için varım. Bunu hissedersin. Rabbimiz Teala, bu havayı hepinize teneffüs ettirsin İnşaAllah. Amin Ya Muin. İşte, dileseydi Allah nasıl hidayet ederdi? Bir rüya verirdi. Allah bir adamın hidayetini diledi mi, ona bir rüya verir. Mecbur kalır. İmam Râzî Hazretleri, ayetin bu kısmını tefsir ederken diyor ki; Allah, ya Peygamberi eliyle mucizeler göstererek, onları zorlar imana… yahut da onların kalplerinde hidayeti yaratır. İki şekilde imana zorlar. İmana zorlaması böyledir. Nasıl olacak? Peygamberine der ki; şu şu mucizeleri çıkart. Denize asa ile vur, gerisine karışma! Musa Aleyhisselam’a demedi mi? Kocaman Kızıldeniz’e elindeki tahtayla bir vurdu, Kızıldeniz’i yardı. Mucize gösterir ama, başka ayetlerinde Allah Teala Hazretleri diyor ki; Sen onlara, dağları altın yapsan, melekler inse ve onlarla konuşsa, ölüleri diriltsen ve onlarla konuşsalar… Yine de iman etmezler. Bakın, demek ki mucize, bir adamın iman etmesi için yeterli değil. Bir adam ölü ile konuşsa ne olur? Kabirden çıktı mesela… Bir hayal edin. Zombi filmlerinin gerçek olduğunu hayal edin. Geceleyin uyuyorsun, sabah bir kalkıyorsun… Kabirlerinden yüz tane adam çıkmış. Zombi gibi, her tarafları paramparça bir şekilde dolanıyorlar. Kabir azabı var! Mehmet Okuyan, kabir azabı var! Mustafa İslamoğlu, kabir azabı var! O kadar yalan söylediniz. Muhammed Aleyhisselam’ı yalancı yaptınız. Kabir azabı var! Çıksa bunlar. Senin Mehmet ile Mustafa. İki ahbap çavuş. Ne yapar? Eyvah ulan! Biz bu kadar hadisleri inkar ettik, Muhammed Aleyhisselama yalancı dedik. Yüz binlerce alimin kitaplarında yazdığı nakil bilgileri, Kur’an ayetlerini inkar ettik. Ama gel gör bak, çıktılar adamlar kabirlerden, gördükleri azabı bize naklediyorlar. Derler mi demezler mi? Allahu Teala ayetinde diyor ki; Ölülerle bile konuşsalar. Ve ölüler bunlara, kabirde gördükleri sıkıntıyı, azabı anlatsa… Allah hidayet etmedikçe, bunlar yine hidayet olmazlar. Demek ki mesele Mucize görmek değil. Mucize sadece, Allah’ımızın o Peygamberin gerçek bir peygamber olduğunu ispat etmek için, etrafındaki insanlara bildirdiği, gösterdiği küçük ücretler, küçük deliller. Bir Peygamberin, Peygamber olmasının en önemli özelliği, mucizedir. Onu göstermek zorundadır. Sen Peygamber isen, mucizen olacak! Bütün Peygamberlere mucize vermiştir diyor, Kur’an’da Allah Teala. Dolayısıyla; mucize gördüğü anda, adamda sadece şu düşünce ortaya çıkar. “Tamam, bu Peygamberdir. Çünkü normal bir adam; bu insanın yaptığı şeyleri yapamaz,” der. Başka bir şekilde nasıl hidayet eder? Kalbinde, o hidayet ışığını ortaya çıkartır. Yaratır! İşte, bunun içinde kuldan bir hamle bekler! Tek bir hamle. Kendi perdesini kaldırdığı anda; Ben şu Peygamberi bir dinleyeyim. Muhammed bu güne kadar yalan söylemedi. (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Ben şunu bir dinleyeyim, bakayım. Kim demişse; ben şunu bir dinleyeyim, bakayım. Allah onun kalbinde, hidayeti yaratır. Sad bin Muaz’ı hatırlayın. Medine’ye ilk hocamız gitti bizim. İlk hocamız kim? Mus’ab bin Ümeyr, Allah ondan razı olsun. Amin. 18 yaşında! İlk İslam davetçisi, Muhammed Aleyhisselam’ın ilk talebesi. Medine’ye gitti. Sad bin Muaz da Medine’nin üç tane büyük liderinden bir tanesi. Nasıl Mekke’de Ebu Cehil, Ebu Leheb, Ebu Sufyan… Sad bin Muaz da Medine’nin liderlerinden birisi. Müşrik. Bir duydu ki, bir genç gelmiş. Kendisinin peygamber olduğunu söyleyen bir insanın, davetini insanlara aktarıyor. İnsanlar da onu dinliyorlar. Ve dili, su gibi akıyor. Eline bir tane mızrak aldı. O genci, Mus’ab bin Umeyr’i korkutmak için yanına gitti. Mızrağının ucunu yere sapladı. Araplar’da mızrağın ucu yere saplandı mı, tehlike var! Benimle yapacağın konuşmalara dikkat et! Sana savaş açmak üzereyim demektir. Bu bir mesajdır. Mızrak, uçla saplanmış. Mızrağın ucunu yere sapladı, Sad bin Muaz dedi ki; Benim halkımı, atalarımın dininden uzaklaştırmak istiyormuşsun… Ve tek bir ilaha secde etmemizi istiyorsun. Sakın ola, benim halkıma sohbet yapma! Devam edersen, seni burada öldürürüm. Mus’ab bin Umeyr ne dedi? Bize böyle bir şey dese biz ne yaparız? Ben Tekvando’cuyum sen kimi öldürüyorsun ya? Ne ayak’sın oğlum sen? Biz böyle deriz yani. Ama Hazreti Mus’ab bin Umeyr ne dedi? Beni birazcık dinler misin? Lütfen! Şuraya oturup Allah için beni birazcık dinler misin? Beğenmezsen çeker giderim. İslam davetçisi, gerçek bir davetçi. Peki dedi. Oturdu, Mus’ab bin Umeyr’i dinlemeye başladı. Oradan ayet söyledi, buradan hadis söyledi… Peygamberin ahlakından biraz bahsetti. Dedi ki: Ben şimdi, iman ediyorum. Bakın Sad bin Muaz bir şey yaptı. Ben seni dinlemem deseydi, perdesini kaldırmamış olurdu. Ne dedi: Tamam, seni dinleyeceğim. Kendi perdesini kaldırdı. Ahmet Yesevi’nin sözü ortaya çıkıyor. Kul, kendi perdesini kaldırdığı zaman, hamle yaptığı zaman, Allah onun perdelerini kaldırır. Ve Sad, o anda iman etti. Sonra ne oldu biliyor musun? Gitti kavmine… Yüzlerce insan. Ben dedi: Bazı sözler işittim, bir gençten. Son Peygamber’i bana anlattı ve o gencin sözleri İnsan sözü değildi. Ben anladım ki bunu, yerleri ve gökleri yaratan ilah söyledi. Ben iman ettim. Siz de eğer beni dinlerseniz, size karşı biraz hatrım varsa… Sizde iman edin, dedi. Ve kavminden istisnasız herkes, onu seven herkes Çok dürüst bir adamdı çünkü. Hepsi iman ettiler. Kendi perdelerini kaldır. Allah senin binlerce perdeni kaldırır. Hamle senden gelecek. Hamle senden! Başka bir hidayet etme yöntemi nedir Allah’ın? Rüya verir. Allah dilese, en büyük kafir başkanlara, öyle bir korkutucu rüyalar verir ki. Öyle açık ve net rüyalar verir ki; Adam iman etmek zorunda kalır. Veliler’in büyüklerinden, Ebul Vefa Hazretleri. Biliyorsunuz, İstanbul’un fethinden önce, İstanbul sur içine girmiştir. Ve binlerce insanın, gayrimüslim’in Müslüman olmasına vesile olmuştur. Manevi Fatih’lerimizden bir tanesidir. Bir tanesi Akşemseddin Hazretleri, bir tanesi Ebul Vefa. Boyna o, Vefa’ya gidiyorsunuz, boza içiyorsunuz… Şeyh’e gidip dua okuyan yok! Şeyh’e gidip Kur’an okuyan yok. Kardeşler! Ölülere, bizim iki tane faydamız olabilir. Başka hiç bir faydamız olamaz. 1) Onların ruhuna Kur’an okumak. 2) Onlar adına istiğfar etmek. Kimin ölüsü varsa bilsin ki, başka hiç bir fayda sağlayamaz. Şeyh de olsa, Alim de olsa, Peygamber de olsa; dua ister bundan mutlu olur, haz alır. Bu onun derecesini arttırır. Manevi derece… Cennetteki derecesini arttırır. Dolayısıyla vefat etmiş olan her insan, kabrine birilerinin gidip, Kur’an okumasını bekler. Ama oraya giden insan, bozayı bir görüyor! Ooo Arnavut bozası bu diyor. Şeyh’e giden yok! Para veriyorsun orada boza içiyorsun. Şeyh efendi orada bekliyor. O mübareğe gidin, oraya gittiğiniz zaman muhakkak mübarek… Camisi biraz ilerde, belki 30-40 metre ilerdedir. Sol taraftadır. Ebul Vefa Hazretleri. Sultan Fatih’ini kapısına kadar gittiği, tahta kapısından içeri giremediği, görüşmeyi kabul etmeyen zat. Büyük bir Allah dostu. Hocasından icazet istiyor, bana müsaade edin. Buhara’ya gideyim. Hem biraz ilmimi geliştireyim, hem de orada bir sohbet halkası kurayım… İnsanların hidayetine vesile olamak istiyorum. İcazet’iniz var mıdır, müsaadeniz var mıdır? Hocası dedi ki: Tabi evladım çık! Geldi Buhara’ya. Fakat işte, mekan bulma sıkıntısı, mali sıkıntılar… Parası yok, aç. Yatacak yeri de yok. Bir yer açması lazım ki, insanları sohbete davet etsin… Bu da yok, hep fakirlik. Dedi ki: Ben Buhara Emiri’ne çıkayım. Seyyid olduğumu ona söyleyeyim. Belki Seyyid’lere bir özen gösterir, hürmet eder… Bize küçük bir oda bile açsa, insanları İslamı öğretmek için davet edebiliriz. Buhara Emiri’ne çıkıyor ve diyor ki: Ben Seyyid’im. Muhammed Aleyhisselam’ın soyundan geliyorum. Buraya hem ilim tahsili, hem de halkı irşad için geldim. Bana bir oda ayarlasanız, bir yardımcı olsanız. Bir oda, her gün biraz ekmek bana yeter… İnsanlara İslam’ı anlatmak istiyorum. Deyince… Buhara’nın Emiri diyor ki: Burada yalancı Seyyid çoktur. Herkes Muhammed Aleyhisselam’a kendisini nispet eder ve Seyyid olduğunu söyler. Ama bunların 10’da 8’i yalancıdır. Ben nereden bileyim, senin Seyyid olup olmadığını? Deyince, mübarek çok üzülür. ve kaldığı yere geri gider. Buhara Emiri gece yatar ve uykusunda kıyametin koptuğunu görür. Bak! Allah, bir adamı uyarmak, ikaz etmek istediği zaman, rüya ile nasıl ikaz ediyor. Emir bile olsan… Bir devletin, bir beldenin Sultan’ı Vali’si bile olsan Allah, alır adamı yatağından aşağı indirir. Kıyametin koptuğunu görüyor. Muhammed Aleyhisselam’ın Liva-ül Hamd Sancağı’nı görüyor. Koşa koşa oraya gidiyor. Bakıyor ki: Efendimiz Aleyhisselam Havz-ı Kevser’inden suları almış Ümmeti’ne dağıtıyor. Ben senin ümmetinim Ey Allah’ın Resul’u diyene Havz-ı Kevser’inden su içiriyor, susuzlukları gitsin diye… Bu, çok susamış. Peygamberimizin yanına gidiyor ve diyor ki: Ben senin ümmetinim Ey Allah’ın Resul’u, bana su verir misin? Çok susadım. Diyor ki: Ben senin ümmetindenim diyorsun ama ben senin, ümmetim olduğunu nereden bileceğim? Ey Allah’ın Resul’u, Vallahi ben senin ümmetinim diyor. Sen eğer benim, gerçekten benim ümmetim olsaydın… Benim bir evladım, sana geldiğinde yardım istediğinde, onu aşağılayıp geri çevirmezdin. Deyince bu, şimşekler çakmış bir şekilde gözleri açılıyor. Benim evladım dediği kim? Şeyh Ebul Vefa Hazretleri. Gözleri açılıyor, hemen adamlarına emir veriyor, çabuk bu zatı bulun, yerini tespit edin ben gideceğim. Nerede? Hangi kuytu köşede kalıyorsa. Emir gidiyor yanına… Ellerini öpüyor, ikramlarda bulunuyor ve ona bir ilim meclisi açıyor, sohbet meclisi açıyor. Buna: Rüya ile hidayet etme deniliyor. Nice papazlar, nice Hristiyanlar, yapmış oldukları küçük hayırlar sebebiyle, küçük iyilikler sebebiyle… Allahu Teala tarafından çok sevdikleri bazı insanları, rüyalarına aktarmak suretiyle, göndermek suretiyle, ikaz edilirler. Ya zor yolu tercih eder, İslam’a girerler… Çünkü alıştığın her şeyi terk etmiş olman lazım. Bütün bilgilerini, şirk bilgilerini unutacaksın! Bu zor yoldur, kardeşler. Ya da kolay yolu tercih ederler. Yok! Ben İslam’ın doğru olduğunu düşünmüyorum. Ben bildiğim gibi, bana müdahale etmeyen, 3 Tanrı’nın akidesine devam etmek istiyorum, der. Kolay yolu tercih eder. Bak! Kendi perdelerini kaldırmadı. Sen, perde üstüne perde örtüyorsun, üstüne. ve diyorsun ki: Allah, bana niye hidayet etmiyor? Camını, pencereni her taraftan kapatmışsın, kilitlemişsin ve diyorsun ki: Niye bu güneş benim evimin içine doğmuyor? Her tarafa tahta koymuşsun ya! Çıkart bu tahtaları. Güneş, senin evinin içine de doğacak. Ama sen, gözlerini kapatmışsın. Perdeleri üstüne doldurmuşsun ve diyorsun ki: Güneş diye bir şey yok! Allah, bu insanlara hidayet versin. Amin.

Ebu Hanzala’ya nasihat!

Hidayet mesajı okuyayım. Hem gidelim kardeşler. Yasin kardeşim sabote mi ediyorsun sohbetimi ya? 🙂 Problemin nedir kardeşim ya? 🙂 “Rüyamın anlamına bakarken karşıma çıktınız hocam.” “Önce tıklamadım.” YouTube’a giriyorsun… Biliyorsunuz YouTube’da her kanalda, her mesele var. Bu da neye girmiş bu kardeşimiz? Rüyasının anlamına bakmak için girmiş. Bizim rüya sohbetimize denk gelmiş. Bakmış şöyle tipimize… “Önce tıklamadım.” “Cübbeli’yi dinledim.” Cübbeli Ahmet Hoca’yı söylüyor. “Çünkü herkes sizi kötülediğinden dolayı korktum.” Sübhanallah, beni kim kötülüyor ya? Kardeşim, bizi şu beş sınıftan başkası kötülemez: Bir, Mealciler. Muhammed bize hitap etmiyor, biz sadece Kur’an mealine, hocamızın yazdığı Kur’an mealine bakarız, diyen reformistler. Bunlar bizi kötüler. İki, Vehhabi Seleficiler, DAEŞ’çiler. Bunlar bizi kötüler. Üç, Şia. Kur’an eksiktir diyen, sahabilere kâfir diyen, on sahabi hariç binlerce sahabenin hepsi münafıktır, kâfirdir diyen Şia, bana düşmandır. Dört, Fetöcüler. Bunlar bana düşmandır. Çünkü biz 2010 yıllarında bunlara reddiye yapmaya başladık. Yahudi, Hristiyanlar cennete girecek dediği anda biz şüphelendik. Burada ciddi problem var, Kur’an’ın bir kısmını reddetme var, Muhammed Aleyhisselama yalancı deme, var olduğundan dolayı biz reddiye yapmaya başladık. Oradan itibaren bize kafayı taktılar. Fetöcüler bize düşmandır. Dört tane düşman. Beş, komünistler, ateistler, faşistler. Bunlar bize düşmandır. Bunlardan başka, Ehli Sünnet olan bütün Müslümanlar bizi sever. Dostlarımızın sayısı çok fazla, düşmanlarımızın sayısı azdır. Ama devamlı surette plan kuruyorlar. Herhâlde bu düşmanlar dediği bunlardan bir tanesidir. Vehhabiler mesela benim hakkımda video yapmışlar iki üç tane video yapmışlar. Müşrik hoca, laik hoca, demokratik hoca gibi video yapmışlar. Allah Teâlâ aldı bunların hocasını, hapse attı. Ve daha dünyadayken öyle bir rezillik verdi ki bunların hocasına… Bunların hocası ne dedi? Bu ülkede memur olan, bu ülkede askere giden, bu ülkede vergi veren ne kadar insan varsa hepsi müşriktir, hepsi kâfirdir. Yetmiş milyonun tamamına kâfir dedi. Allah ne yaptı? “Avukat olursan kâfirsin, hâkim olursan kâfirsin, polis olursan, asker olursan kâfirsin, ehliyet alırsan kâfirsin…” dedi bunların hocaları. Allah ne yaptı? Allah bir adamın helakini dilerse daha dünyada rezil eder. Bu adam, gitti hapse girmemek için avukat tuttu. Oğlum sen demiyor musun avukat kâfir, avukat müşrik? Avukata vekâlet verdiğin zaman kâfir olursun fetvasını sen verdin mi vermedin mi Vehhabi? Verdin. Daeşliler benim kardeşim dedin mi demedin mi? Dedin. Kerem Hoca müşrik, kâfir; Daeşliler senin kardeşin he. Dünyada Müslüman kesmekten, Yahudi ve Hristiyan’a hizmet etmekten başka, tek hiçbir gayesi yok. DAEŞ… Amerika’nın ve Yahudilerin, İngilizlerin yarattığı yeni bir Frankenstein. DAEŞ… Bunlar senin kardeşin; Biz, kelleyi koltuğa almışız 20 senedir İslam’ı anlatıyoruz, nasıl insanları cehennemden kurtarırız bunun planını yapıyoruz, ben müşrik. Allah, adamı daha dünyada rezil eder, yerin dibine sokar. Gitti avukata para verdi, “müşrik avukat kardeş beni kurtarır mısın?” dedi. Kurtarabildi mi? Kurtaramadı. Cezaevinde. Allah Teâlâ hidayet nasip etsin. Beddua etmiyorum. Onlar bize küfrediyor, biz onlara hidayet diliyoruz, hidayet duası yapıyoruz. Onlar bize lanet okuyor, biz onlara hidayet duası yapıyoruz. Allah Teâlâ bu kardeşime, bidat ehli olmasına rağmen Müslümandır, kardeşimdir, Orada, o dört duvar arasında hidayet nasip etsin. (Âmin) Şu kalbindeki Müslümanlara olan düşmanlığı, ümmet-i Muhammed’e olan düşmanlığı gidersin. (Âmin) Kinini yok etsin. (Âmin) Tekrardan on dört asırlık ana caddeye, ehlisünnet ve’l-cemaate döndürsün. (Âmin) Yahudi’nin, Hristiyan’ın kölesi olmaktan kurtarsın bu kardeşlerimizi. (Âmin) Kardeşim, biz sizin kurtulmasını istiyoruz ya. Fena mı olur o üç tanrıcılara köle olmaktan kurtulup da, Allah ve Resulüne itaat etmeniz, fena mı olur. Safları sıklaştırırız, gücümüz, kuvvetimiz artar. Ama üç tanrıcılarda para var, üç tanrıcılarda güç var. “Onlar bizi destekliyor, yerlerimizi tutmamız için kiralarımızı üç tanrıcılar veriyor.” diyorsunuz, onları destekliyorsunuz, bize kâfir diyorsunuz. Bunlar bize düşmandır. Bize, Ehli Sünnet olan kimse düşman olmaz. Bütün cemaatlerden hayır dua alıyorum. Bizim derviş kardeşlerden daha fazla etrafımdaki insanlar, sohbetlerimi izleyen insanlar bana dua ediyor. Allah hepsinden razı olsun. (Âmin) “Herkes sizi kötülediğinden dolayı korktum fakat sonra devamlı ve devamlı karşıma çıktığınız için videolarınızı izlemeye başladım.” Zorlen, zorlen… 🙂 Benim videolar devamlı çıkıyor orada karşısına. “Ya kim bu ya, tamam be…” en sonunda tıklamış bir tane. Zaten tıklayış, o tıklayış. Beni bir kere tıklarsan, daha bırakamazsın canım. Kardeş ne diyor? “En sonunda tıkladım hocam.” diyor. Sübhanallah. “Dini videolar izlediğim için konuşmalarınız çok akıllıca. Zaten örnekleriniz de harika. Allah sizden razı olsun hocam. Sizden öğrendiğim her bilgiyi aileme anlatıyorum. Çok memnun kaldım. Allah sizden razı olsun.” Kardeşim Allah senden razı olsun. Bak, şimdi bu kardeş önce bir toparlanmış, bir şekil değişimi olmuş, İslamiyeti yaşamaya başlamış, orada kalmamış artık bir davetçi… Ben halife olmak istiyorum diyor. Allah’ın, Rasulünün ve Kur’an’ın yeryüzündeki halifesi olmak istiyorum diyor. İslam davetçisi… Efendimiz Aleyhisselam buyurdu: “İslam davetçisi Allah’ın, Peygamberin ve Kur’an’ın yeryüzündeki halifesidir.” İşte sana halife olmak için bir yol. Öğrendiğin her şeyi komşuna anlat, arkadaşına anlat, pes oynadığın arkadaşına anlat, işe beraber gittiğin dostuna anlat, eve git hanımına anlat… Kapat o diziyi televizyondaki; tak kumandayı al, diziyi kapat. Hızlı bir şekilde, hızlı bir el hareketiyle pilleri çıkart. Tık tık tık. “Hay Allah ya bak pillerde… Neyse kapatalım” de. Bir numara yap ya, her şeyi ben mi öğreteceğim ya. Kapat o televizyonu, öğrendiğin meseleleri anlat. Anlattığın zaman sen Allah’ın ve Resulünün yeryüzündeki halifesi olursun. Bu kardeş de ne yapmış? Sadece öğrenmekle kalmıyor, öğrendiğim her şeyi diyor aileme anlatıyorum. “Recep bak, bugün şöyle öğrendim, hoca böyle anlattı falan dur şu videoyu izleyelim ya.” Oyun videosu izleyeceğine arkadaşına bizim videoları seyrettiriyor. Bu sefer o da bağımlı oluyor. İslam ilimleri öyle bir şeydir ki, öyle bir bağımlılık yapar ki bunun sonu yok. Devamlı daha fazlasını istersin. Dur şu kitabı da okuyayım, dur bu sohbeti de seyredeyim, dur şu bilgiden eksiğim, bunda da kendimi geliştireyim. Hep daha ileriye gidersin. Biz sekiz yaşında bu ilimleri okumaya başladık. Ve okudukça, öğrendikçe cahilliğimiz daha fazla arttı. Anladık ki biz olayın daha içine dahi girememişiz. İslam ilimleri çok derin bir okyanus, bize Allah’ın verdiği bir damla. Yirmi senedir ben o bir damlayı anlatıyorum, daha hâlâ bitiremedim, ikinci damlaya geçemedim. O kadar, o kadar derin bir damla ki, daha hâlâ o damlayı anlatıyorum. Ve her sohbetimde başka başkadır. Hep başka ayetleri anlatırım, hep başka hadis-i şerifleri zikrederim ve bitmez. Allah’ın ilmi; denizlerin tamamı mürekkep olsa, ağaçların tamamı kalem olsa Allah’ın ilmini yazarak bitirecek değildir. Mevlâ Teâlâ Hazretleri ibret almayı, idrak etmeyi, anlamayı bize nasip etsin. (Âmin) Âmin ya Muin. Aranan hazinenin yolunu gösterdim sana, belki sen kavuşursun biz varamadıksa da. Kardeşler, ben buna karşılık bir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak beni yaratana aittir. Velhamdülillahi Rabb’il âlemîn el-Fâtiha.