FLÖRTÜMLE EVLENENE KADAR GÖRÜŞMEME KARARI ALDIK!

Bir tane hidayet mesajı okuyayım. Hem duamızı yapalım. “Hocam, iki aya yakındır sizi izliyorum. Sohbetlerinizin %40’ını izlemişimdir. Ve bir aydır da namaz kılmaya başladım.” Allah’a şükürler olsun. %40! Youtube kanalımızda beş bin tane videomuz vardır. Bu kardeş %40’ını izlemiş, elhamdulillah. İlme kendisini çok iyi vermiş. “Bir aydır salı günleri sohbetinize gelmekteyim.” Hamd olsun. Demek ki o dönemde sohbetimize de gelmiş. “Ortalama iki buçuk senedir görüştüğüm bayan arkadaşım var. Ve flörtün tam anlamıyla haram olduğunu idrak ettikten sonra dün yine sohbet sonrası, arkadaşımla evlenene kadar görüşmemeye, konuşmamaya karar verdik.” Elhamdülillah, flört zinasından da, flört belasından da bu kardeşim kurtulmuş. İlmi olmasaydı, sohbetlere gelmeseydi idrak edemeyecekti, anlayamayacaktı. Sohbete geldiği için, öğrendiği için son vermiş. Allahü Teâlâ hakkınızda hayırlısı ise, sizi ilerde evlenebileceğiniz, yuva kurabileceğiniz dönemde birleştirsin kardeşim. Sana böyle dua ederim. “Görüşmemeye, konuşmamaya karar verdik. Çünkü şu an için maddi ve manevi engellerimiz var.” Şu an için engellerin varsa, sen bu kızı isteyemeyeceksen hemen kopartacaksın. İleriye tehir edeceksin. “Bir yıl sonra şu zaman sana yazacağım.” diyeceksin. Durumun var mı, yok mu? Yoksa yine bir sene daha görüşmeyeceğiz, diyeceksin. Kıza talip çıktıysa o da durumunu bildirecek. “Talip çıktı, sözlendim. Olay bitti, bir daha beni rahatsız etme.” Bu olay bu şekilde kapanacak. Flört gitmeyecek. Sen zaten iki yıl içinde, dört yıl içinde evlenme durumun yoktur. Hâlâ okuyorsun. Kızla evleneceğim diye birbirinizi niye oyalıyorsunuz? Niye şehvetlerinizi tatmin ediyorsunuz? Bu bir nefs oyunu, şehvet oyunu. Flört dönemi… Nefsinizi tatmin ediyorsunuz, şehvetinizi tatmin ediyorsunuz. Evleneceğim yalanlarıyla birbirinizi kandırıyorsunuz. Üç yıl dört yıl bu şehvet oyunları süregidiyor. Zina, flört gırla gidiyor. Sonra kopuyorsunuz, ayrılıyorsunuz. Ve iki tarafta yaralı, parçalanmış bir şekilde hayatına devam ediyor. “Çünkü şu an için maddi ve manevi engellerimiz var. Yaza inşallah bu iş olacak. Sizden Allah nice nice razı olsun.” Amin kardeşim. “Sizi, Peygamber Efendimiz’e Rabbim komşu eylesin.” Amin sevgili kardeşim. “Şimdi sizden, ikimiz için bolca dua istiyorum.” Duanızı yaptım kardeşim. “Bizden duanızı esirgemeyin. Salı günü görüşmek dileğiyle. Allah’a emanet olun hocam.” Tabii bu hidayet mesajları çok geriden geldiği için, aylar önceden geliyor bazen. Ramazan geçmiş beş altı ay, ben ramazan hidayet mesajını o anda okuyorum, altı ay sonra okuyorum. Çünkü çok fazla birikmiş hidayet mesajı var. Ben sırası gelince, sıraya koydum. Karışma olmasın diye o şekilde okuyorum. Dolayısıyla sohbete geldiği dönemden bir hidayet mesajı bu. İnşallah, önümüzdeki salı değil ama ramazandan sonra, bayramdan sonra Allah nasip ederse, biraz rahatlarsak tekrar ilim meclisimizi açtığımızda, o salı seninle görüşürüm. Ve bana bu konuşmamızı hatırlatırsan kardeşim, sana güzelce bir sarılırım. Bir daha yüzüne güzel bir dua yaparım. Allah yuvanızı harekete geçirsin ve sizi nikahlandırsın, diye güzel bir dua yaparım kardeşim. Allah dualarımızı kabul etsin. (Amin) Gecemizi bereketli kılsın. (Amin) Bir dua edelim, hatimler var. Yasinler var, zikirler var. Bunların duasını yapmamız lazım bu gece için. Hastalarımız çok fazla benden talepte bulundu. Bu kardeşlerimiz için dua etmemiz lazım. Siz de “amin” diyeceksiniz kardeşler. Amin Elhamdülillahi Rabbil’âlemîn. Essalâtü vesselâmü alâ Resûlinâ Muhammedin ve ala Âlihî ve Sahbihî ecma’în. İlahi Ya Rabbi, Allah’ım, Efendim! Ya Rabbel Âlemin! Senin rızan için buraya geldik. İlim halkamızı, ilim meclisimizi kurduk. Bizlerden razı ol, hoşnut ol Allah’ım. (Amin) Hayatımızın sonuna değin, bize emekliliği nasip etme ya Rabbi! (Amin) Şu güzel işten, şu ilim öğrenme ve öğretme işinden, talebelikten ve hocalıktan bizi çekip alma Allah’ım! (Amin) Şu nimet üzere hayatımızı devam ettirmeyi ve son nefesimizi vermeyi bize nasip et ya Rabbi! (Amin) Allah’ım şu anda ülkemizin her tarafında ve dünyanın her tarafında Müslüman kardeşlerimiz, bu virüs belasıyla mücadele etmeye çalışıyorlar, hayatta kalmaya çalışıyorlar. Allah’ım sen en kısa zamanda, irade ettiğin en evvel, en acil, tez zamanda şu virüs belasını en başta ülkemizin üzerinden çekip al ya Rabbi! (Amin) Bizi eski rahatlığımıza, eski sıhhatimize kavuştur ya Rabbi! (Amin) Bu verdiğin beladan sonra ibret almayanlardan değil, ibret alan ve hayatına çeki düzen verenlerden et bizi Allah’ım! (Amin) Zinadan, fuhuştan, içkiden, kumardan, kulüpçülükten, faiz belasından bu milleti, bu devleti, bu ülkeyi kurtar Allah’ım! (Amin) Elimizi, ayağımızı bu pisliklerden çek ya Rabbi! (Amin) Nuh’un gemisini tekrar temizleyebilmeyi bize nasip et Allah’ım! (Amin) Ya Rabbi! Okuduğumuz ve anlattığımız şu ayet-i kerimeleri idrak edebilmeyi, kolay bir şekilde anlayabilmeyi ve yaşayabilmeyi, hayatımıza monte edebilmeyi bize nasip et Allah’ım! (Amin) Hastane köşelerinde şu anda can vermemeye direnmeye çalışan ne kadar Müslüman kardeşim varsa Şafi isminle tecelli et, hepsini şifaya kavuştur Allah’ım! (Amin) Başlarında bekleyen ya da evlerinde bekleyen, korku içinde evine sinmiş olan ne kadar Müslüman kardeşim varsa kalplerine iman nurunu ver. Şaban ve ramazanla beraber kalplerine ibadet etme isteği ver Allah’ım! (Amin) Bu insanlara namaz kılmayı kolaylaştır Allah’ım! (Amin) Bu insanlara zikretmeyi, oruç tutmayı kolaylaştır Allah’ım! (Amin) İslam’ı yaşamayı bu insanlara kolay kıl Allah’ım! (Amin) Nefislerini terbiye et. Şeytanlarını onlardan uzaklaştır Allah’ım! (Amin) Ya Rabbi! Bugüne gelinceye kadar okunmuş olan binlerce Yasin-i şerif var. Tebârake var, Amme var. Yapılmış olan zikirler var. Çekilmiş olan yetmiş binden fazla Tevhid var. Allah’ım! Okunmuş olan Hatm-i şerifler var. İnd-i ilahiyende bu kadar ibadetlerin, bu kadar okunmuş olan zikirlerin ve Kur’an ayetlerinin tamamını kabul et ya Rabbi! (Amin) Hasıl olan sevabın bir mislini en evvel Efendim Muhammed Aleyhisselam’ın ruhuna hediye ettim. Ulaştır, haberdar et Allah’ım! (Amin) Ebû Bekir Sıddîk, Ömer, Osman, Ali, Hasan ve Hüseyin Efendilerimiz’in ruhlarına hediye ettim. Sen vasıl et ya Rabbi! (Amin) Adem Nebi’den Efendim’e gelinceye kadar İslam’a hizmet etmiş bütün peygamberlerin ruhlarına ayrı ayrı hediye ettim. Sen ulaştır, vasıl et ya Rabbi! (Amin) Burada ellerini açmış Müslüman kardeşlerimin geçmişlerinin ruhlarına, ekran başında bizi izleyen Müslüman kardeşlerimin geçmişlerinin ruhlarına, hayattakilerin amel defterine hediye ettim. Sen ulaştır, haberdar et ya Rabbi! (Amin) Kabirlerinde azap gören hangi kulun varsa okunmuş olan ayetler hürmetine, azaplarını üzerlerinden kaldır Allah’ım! (Amin) Dünyada açlık çeken ne kadar Müslüman kardeşim varsa, ne kadar insan, kulun varsa hepsinin üzerindeki açlığı kaldır. Rızkımızı bol bol ver ya Rabbi! (Amin) Amin! Amin! Bi hürmeti Tâ-Hâ ve Yâsîn. Velhamdülillahi Rabbil alemin. El Fâtiha.

Hz. Muhammed, kendi geliniyle evlendi mi?

“O Muhammed, aranızdan kimsenin babası değildir. Bilâkis o peygamberlerin sonuncusudur.” (Ahzâb Suresi 40. Ayet) Ateist sitelerine dalmış Müslüman kardeşim. Senin ne işin var ateist sitelerinde ya. Ateist sitelerine girmek porno izlemek gibidir. Ben bu porno sitelerine giriyorum ama tecrübe kazanmak için giriyorum hocam. Demek gibi saçma salak bir şey. Bundan ne alabilirsin ki pislikten başka. Fıtratının bozulmasından başka ne alabilirsin ki o edepsiz sitelerden. Ateist siteleri de böyledir. Oraya giriyorum, onları düzeltmek için giriyorum diyor. Ateist sitelerine onları düzeltmek için giriyorum diyor. Sen islam’ın kaç tane hükmünü biliyorsun. Kaç tane kitap okudun? Daha 20 tane kitap okumamış islam ile alakalı, onların sitelerine girecek de onları düzeltecek. Dikkat et! Elektrik akımına kapılmış olan bir adamı oradan kurtarmak için tutarsan ne olur kardeş? Sen de oynamaya başlarsın. Çünkü tuttun. Elektrik akımına kapılmış bir adamı tuttun. Ben seni kurtaracağım kardeş dur bakalım. Ya Allah Bismillah! Adam’ın koluna girdiğin anda elektrik ne oluyor, direkt olarak sana temas etmeye başlıyor. Sen ateist’i kurtaracağım derken sen de ateist olup çıkarsın. Sonra bu kardeş bana mesaj göndermiş. Hocam diyor. Peygamberimiz, geliniyle neden evlendi diyor. Muhammed aleyhisselam geliniyle evlendi mi? Yok böyle birşey. Nereden çıkarttın sen bunu? Ateistlerin yalanları. Gittin onların sitelerinde okudun ettin. Muhammed aleyhisselam’ın, İslam’ın hükmü gelmeden önce bir evlatlığı vardı, Zeyd… Zeyd’in de bir karısı vardı. Muhammed aleyhisselam’ın halasının kızını onunla evlendirdi. Hz. Zeynep. Allah o ikisinden razı olsun. Âmin… Anlaşamadılar, boşandılar. Boşandıktan sonra efendimiz aleyhisselam Hz. Zeynep ile evlendi. Müşrikler ne dediler? Muhammed’e bakın oğlu’nun karısı ile evlendi. Sahte peygambere bakın dediler. Tıpkı şimdiki ateistler gibi. Allahu Teâlâ bu ayet-i kerimeyi gönderdi. “Muhammed aranızdan kimsenin babası değildir.” “Bilâkis o peygamberlerin sonuncusudur.” O’nun oğlu yok ki. Oğulları öldü, toprağın altına girdi. Allah onlara rahmet etsin. Âmin… O’nun evlenebilmiş olan bir tane oğlu yok. Sen geliniyle evlendi palavrasını nereden çıkartıyorsun? Ateist sitelerine giriyor ve çarpılıyor. Sonra geliyor bize bunu söylüyor. Sen, aklının yarısını kiraya vermiş insanların, sadece yarısını kullanmak bize yeter diyen insanların sitelerine nasıl girersin ya. Çocuk, babasına gitti. “Baba, biz nasıl dünyaya geldik?” dedi Babası şöyle dedi: “Oğlum, maymunlar vardı bizden önce… Bu maymunlar evrildi evrildi evrildi yüz yıllar içinde insana dönüştü.” “Biz öyle dünyaya geldik. Bugünkü hâlimizi aldık.” Çocuğun, bu cevap aklına yatmadı. Mantıklı bir adamın asla aklına yatmaz. Maymunun soyundan geldiği. Gitti annesine. Anne dedi. Biz nasıl dünyaya geldik, bana bunun cevabını verir misin? Oğlum, Allah en evvel babamız Adem’i yarattı. Sonra da hanımı Havva’yı yarattı. Allah’ın selam’ı o ikisinin üstüne olsun. Âmin… Sonra bunlar evlendiler, cimâ ettiler. İkişer ikişer doğurdu Havva annemiz. Ve soyları bütün dünyaya yayıldı. İşte biz böyle dünyaya geldik dedi. Çocuk dedi ki: Ya anne, babam diyor ki maymundan evrildik, maymundan döndük biz böyle dünyaya geldik. Sen başka bir şey söylüyorsun. Sen ise diyorsun ki Adem ve Havva’dan dünyaya geldik. Anne şöyle cevap verdi! Oğlum o babanın sülalesi 🙂 Bizim sülale bu, bizim sülale bu. Ateistlerin sülalesi maymun, orangutan bilmem ne şempanze onların sülalesi o. Bizim sülalemiz Adem ve Havva’dır. Allah’ın selamı o ikisinin üstüne olsun. Âmin… Biz insanlardan dünyaya geldik. Evrilmeyle falan değil. Bu maymunlar yüz yıllardan beri aramızda, niye evrilmiyorlar? Bir tanesi olmuyor, futbolcu olmuyor, niye evrilmiyorlar? Bir tanesi futbolcu olsun da Fener’in stoperine koyalım. Niye olmuyor? Yüz yıllardan beri maymunlar var. Ama yok olmuyor. Demek ki palavranızın bir tanesi de buradan ortaya çıkıyor. İşte kardeşler, eğer Muhammed aleyhisselam ve sahabelerinin inandığı gibi inanmazsan doğruya eremezsin, kurtuluşa eremezsin. Âyet-i Kerime bize bunu söylüyor. “Eğer sizin inandığınız gibi inanırlarsa onlar hidayete ererler, kurtuluşa ererler.” (Baraka Suresi 137. Ayet) İmam Râzi Hazretleri bu kısmı tefsir ederken diyor ki: Hidayet, Allah’ın yarattığı bir şeydir. Zaten ortada duruyor. Hidayete erenler ise, o hidayete koşturanlardır. Hidayete doğru kim gidiyorsa, hidayeti o buluyor. Yâni, işler her tarafta duruyor, herkes eleman arıyor, kim para kazanıyor? Eleman arayan adama giden ve işe başvuran para kazanıyor. İşe giriyor ve kazanıyor. Evinde oturan da şöyle diyor! Ya ben niye para kazanamıyorum ya niye kimse beni işe almıyor? Sen iş aramıyorsun ki. Sen hep boş tembel bir şekilde yatma peşindesin ve para gelmesini bekliyorsun. Hidayet de bunun gibidir. Kul, kendi perdelerini kaldırmadıkça Allah onun perdelerini kaldırmaz. Ahmed Yesevi Hazretlerinin sözüdür. İşte kardeşler! Hidayete ulaşmak istiyorsak hamle yapacağız. Allah’a doğru gideceğiz ve araştıracağız. O kadar zamanını diziye veriyorsun, o kadar zamanını maça veriyorsun, o kadar zamanını halı sahaya, boş muhabbetlere veriyorsun ama Allah’ın kitabını öğrenmek adına hiçbir gayretin yok.

Karı koca ilişkilerinde ince taktikler!

Bu insanlara tebliğ yaparken ne yapacağız? Zorlama yapmayacağız. Ayetin devamında Allah’ımız ne buyuruyor? “…efeente tukrihu-nnâse.” (Yûnus, 99) Hâl böyleyken insanları zorlayacak mısın? Bak! Ben dileseydim bütün hepsinin topyekûn bir şekilde iman etmesini isterdim ve yapardım bunu. Hâl böyleyken ben bunu dilemedim. Sınav etmek istedim ki Ebu Bekir’le, Ebu Cehil arasındaki fark ortaya çıksın diye. Herkesi cennete doldurmak benim için çok kolay. Hepsine de on dünya büyüklüğünde yer veririm. Bu çok basit benim için. Jüpiter’i yapan, Güneş’i yapan, Dünya’nın bin katı büyüklüğündeki Güneş’i yapan, yüz bin katı büyüklüğünde cenneti çok kolay yapar. Ama ben bunu dilemedim. Ben bunu dilemedikçe sen “efeente tukrihu” “ikrâh ettirmek, zorlamak” demektir Arapça’da. “…tukrihu-nnâse.” Sen insanları zorlayacak mısın hâl böyleyken? Sen yanındaki adam namaz kılmıyor diye “Sen kafirsin!” diyecek misin? “Sen ne pislik bir adamsın!” diyecek misin? Deme, bunu demeyeceksin! Bu senin vazifen değil. Senin yapman gereken tek şey: Namaz kılmamanın cezaları, namaz kılmamanın kötülükleri, belaları… Bir adamın başına namaz kılmadığı için ne belalar gelir, ne sıkıntılar gelir? Huzursuzluk, kalp kirliliği, kalbin katman üstüne siyah katman zift alması ve daha sonra inkârlara başlaması… Artık “Namaz kılamıyorum, günah işlediğimi biliyorum.” demez, artık “Ne namazı ya, ben namazın borç olduğuna inanmıyorum.” demeye başlar. Bak zift üstüne zift gelmiş. Allah’ın hükmünü reddedecek kadar… Kur’an’da yetmiş yerde farz kıldığı hükmü, emri reddedecek kadar zift üstüne zift gelmiş. Durum buraya kadar gidiyor. Hanımına küfretme! Hanımını aşağılama! Onu değiştireceksin diye ikrâh ettirme! “Hocam, ben hanımla evlendim. Başı açıktı. Şimdi başını örtsün diye her gün kavga ediyoruz.” Etme! “Niye insanları zorluyorsun?” diyor Muhammed Aleyhisselâm’a. Namaz kılacaksın diye zorlamayacaksın! Başını örteceksin diye zorlamayacaksın! Sohbete geleceksin diye zorlamayacaksın! Baskı yapmayacaksın! Ona sadece doğru olan şeyi anlat ve geri çekil! O düşünsün, o karar versin. Sen bir peygamber de değilsin. Kalplere hidâyet edecek bir durumunda yoktur. Muhammed Aleyhisselâm’a vermediği şeyi sana mı verecek? “Allah dilemedikçe hiç kimse hidâyet edemez.” (Yûnus, 100) diyor Kur’an. Şu hâlde hanımınla olan bazı anlaşmazlıklarda sakın ona bu baskıyı yapma! “Ben şimdi Allah yoluna girdim, namaza başladım. Sen de başını örtmüyorsun, ben seni boşamak zorundayım.” Hayır! Bir kadının başının açık olması boşanması için yeterli bir sebep değil. Bu kadın namussuzluk yapmıyor. Bu kadın sadece günahlardan bir tanesini işliyor. Başı açık olma günahı. Başı kapalı olup da namaz kılmama günahı… O ne olacak? Bu günah değil midir? Başı kapalı ve namaz kılıyor olup da gıybet yapma günahı… Altın günü yapıyoruz deyip üç saat gıybette kalma günahı ne olacak? O komşuyu eleştiriyor, bu komşu bunu almış, diyor. Şu komşu şöyle yapmış, diyor. Ne olacak bu? Bak bu da bunun günahı. Her insanın bazı zayıf noktaları vardır. Yumuşak karnı vardır her insanın. Bu vardır. Zaten günah işlemezsek insan değiliz demektir. Robotlaşmışız anlamına gelir. “Günah işlemeseydiniz, günah işleyip tövbe etmeseydiniz Allah sizi topluca helâk eder, yerinize günah işleyip kendisine tövbe eden kavimler yaratırdı.” Bu bir hadis-i şeriftir. Dolayısıyla bu hatalarımız olacak. Hanımında bir hata yaptı diye niye hemen çarpıyı atıyorsun üstüne? Üç tane çarpı atıyorsun ya! Hanımına baş örtüsünün nasıl bir emir olduğu konusunda âyetleri ve hadis-i şerifleri bildireceksin. Muhammed Aleyhisselâm ve sâhâbilerinin hayat hikayelerini ortaya koyacaksın, delilleri ortaya koyacaksın. O konu hakkındaki hocaların vaazlarını izleteceksin, karışmayacaksın! Baskı yapmayacaksın, sıkmayacaksın! Muhammed Aleyhisselâm’ın hâdisini unutma! “Sizin en hâyırlınız, hanımlarına karşı en iyi davrananlarınızdır. Hanımlarınıza karşı en iyi davrananız da benim. Benden daha iyi kimse hanımlarına davranmaz!” Ahlak numunesi peygamber. Övgüler ve selâm Efendim’in üstüne olsun. Aişe anamıza diyor ki Muhammed Aleyhisselâm: “Ey Aişe! Ben senin öfkeli olduğun hâlle, öfkeli olmadığın, sinirli olmadığın ânı çok iyi bilirim.” Aişe anamız şaşırıyor. “Nasıl bilirsin ey Allah’ın Resulü? Bana söyler misin?” diyor. “Sen, öfkeli olduğun zaman İbrahim’in Râbb’ine yemin olsun diye duâ edersin.” diyor. İbrahim’in Râbb’ine yemin olsun! Araplar çok söze, böyle ciddi sözlere böyle başlarlar. “Yemin olsun. O Allah’a yemin olsun” diye başlarlar. “Öfkeli olduğun zaman bana, sen nasıl söze başlıyorsun? İbrahim’in Râbb’ine yemin olsun. Bana öfkeli olmadığın zaman da söze şöyle başlarsın: Muhammed’in Râbb’ine yemin olsun.” Bakın bu peygamber kârısıdır. Allah ondan râzı olsun. (Amin) Annemize, inşallah sofrasında oturmayı, yemek yemeyi bize nâsip eder Mevlâ’mız. (Amin) İnşallah. Efendimizin hanımları arasında en âlimesidir. Aişe anamız iki bin yedi yüzden fazla hâdis rivâyet etmiştir. Müçtehiddir. Fıkıhta da müçtehiddir. “Ben senin öfkeli olduğun zamanı bilirim.” diyor. Şimdi bir koca, karısı kocasına öfkeli olduğu zaman ne yapar? Şşşt! Sabırlı biriyim, anlayışlıyım ve şiddeti çok az kullanırım hatun. Şiddeti çok az kullanırım. Ama sabrımı zorlama istersen. Senin Müslümanlığın bu kadar. Yani çok az kullanırım ne demek? Bazı yerlerde kullanabilirim, dikkatli ol! Müslüman bir erkek hanımına el kaldırır mı? Bak Allah’ın Peygamberi’ne! “Senin bana öfkeli olduğun zamanlar da var, ben gülüp geçiyorum.” diyor. Umursamıyor. Senin bunu yapman lâzım. Kadın.. Kadın su gibidir, erkek ateş gibidir. Erkek bir alev aldı mı sağa sola doğru alevleri fışkırtır, dağıtır. Çok çabuk öfkelenir. Çok çabuk alevler yükselir. Kadın, o su olan kadın var ya hemen o alevleri etraftan böyle suyu dökerek söndürmek zorundadır. Kadının vâzifesi bu. “Kadınlar sizlere örtüdür, sizler eşlerinize örtüsünüz.” (Bakara, 187) Bu âyettir. Kadın da erkeğinin ne olucak? Örtüsü olucak. Hemen suyuyla onu teskin edecek, rahatlatacak. Erkekte ateşiyle o suyu ısıtmaya çalışacak. İslâm ilimlerini hanımına öğretecek. Hanımı, o ilimleri öğrenip o ateşle bir ısınmaya başladığı zaman… Su bir ısınır, geç ısınır ama ısındığı zaman da soğumak bilmez. O, kaynamış olan çaydanlığı bir saat boyunca eline alamıyorsun değil mi? Soğumak bilmez o su. Kadın da İslam’a bir ısındı mı o erkeği, kocasını geçer. Kendisine takva pozu yapan kocasından daha fazla namaz kılar, daha çok sohbet seyreder. Bizi takip eden kadınların büyük çoğunluğu kocasının hidâyetine vesile olmuştur, çocuklarının hidâyetine vesile olmuştur. Teşvik ediyor. “Bak şöyle bir hoca buldum, şunu izler misin?” diyor. Adam namaz kılıyordu, karısı kılmıyordu ve açıktı. Şimdi karısı kapandı ve namaza başladı. Nâfile de kılıyor, zikir de yapıyor. Ve her gün sohbetlerimizi seyrediyor. Şimdi adamı teşvik ediyor. “Bak, şöyle bir hoca buldum, ilimde kendini geliştir.” Ev huylarının, ev geçiminin daha iyi olması için kocasına sohbetleri seyrettiriyor. Kadınlar da uyanık kardeşim. Uyanık! O ateşin ısıttığı suyla ne olur? Haşlanmış suyla yemek yapılır, haşlanmış suyla çay yapılır, haşlanmış suyla sportif faaliyetler yapılabilir. Her şey olabilir. Kardeşler! İşte su, işte ateş… “Kadınlar size örtüdürler, siz kadınlarınıza örtüsünüz.” (Bakara, 187)

Allah, bir kalbi iman etmeye nasıl zorlar?

Vallahi bak! Bu şeytan bize unutturuyor. Bu nefsimiz, bize unutturuyor. Binlerce nimetin üzerindeyiz. Ve nelerin sahibi olduğumuz konusunda, gaflete düşürmüşler. Perdeler çekmişler gözümüze. Allah bana bir şey vermedi ki…. Allah beni yaratırken, bana sormadı ki. Öğrenci kardeşim! Öğrenci kardeşim. Okulda, bu kadar sene boyunca okuduğun okulda, eğitim gördüğün okulda aldığın bütün bilgilerden sınava çekileceğin gibi… Sınava çekilmeden okuldan mezuniyet yok. Bütün öğrenciler istisnasız sınava çekilmek zorundalar. Bütün bu, aldığın bilgiler neticesinde sınava çekileceğin gibi… Allah’ın sana verdiği, 20-40-60-80 sene neticesinde de sınava çekileceksin, hesap sorulacaksın. Ben sana bu kadar ömür verdim, zaman verdim. Sen bu zamanı nasıl kullandın? Ne yaptın, nerelerde değerlendirdin? Bunun hesabın vereceksin. O sınava, okulda bir diploma almak için, bir kariyer başlangıcı yapmak için Çalıştığın sınavlara… Ne kadar özen gösteriyorsan, bunun çok daha fazlasını dünya ve ahiret sınavı için, göstermen gerekmez mi, öğrenci kardeşim? Bu çok daha önemli değil midir? Dünya kariyerin zirvede bile olsa, en kariyerli adam, 60’ta, 70’te gidiyor. Süperdi, bütün dünya onu tanıyordu. Yüz bin takipçisi vardı, milyon takipçisi vardı. Reklamlardan büyük gelirleri vardı. 60’ta, 70’te gitti. Takla. Bazıları da erken gidiyor. 40 yaşında. Arabayla ağaca bindiriyor, yanarak ölüyor. Kariyerinin zirvesinde. Güzel mi güzel, bir adam. Ama gitti bak! Kariyer, bitişi var kariyerin. Ahiret kariyerin, dünya kariyerinden çok daha önemli. Sen ahiret kariyerine odaklanacaksın. Allah’ımız bunu söylüyor. Ben eğer dileseydim… Yeryüzündeki bütün insanlar كُلُّهُمْ جَمِيعًا ۚ(Kulluhum cemîân) “Toplu bir halde, topyekûn olarak iman ederlerdi.” “Bu benim için çok kolay.” Allah için bu kadar kolay olan bir şey. O’nun kudretini bize gösteriyor. Nasıl Allah, topluca imana sevk eder? Nasıl Allah, onları imana zorlar? Allah’ın zorlaması, kulun yapacağı bazı fiillerden sonra olur. Ahmet Yesevi Hazretleri’nin bir sözü var. Kul, kendi perdelerini kaldırmadıkça Allah, onun perdelerini kaldırmaz. Ne demek bu? Şimdi her gün sen, iş yerinde çalışıyorken; 5 vakit ezanı duyuyor musun duymuyor musun? Türkiye’de yaşıyorsan, ezanı duymayacağın bir yer, çok nadirdir, çok zordur. Ücra köşelere gitmen lazım. Sahil bölgeleri filan. İçkinin ve zinanın bol olduğu yerler. Bunun dışında her yerde, sen bu ezanı duyuyor musun duymuyor musun? Duyuyorsun. Şimdi! Ezanı işittiğin anda, hemen karşına bir perde gelir. Şeytan, gelir ve sana siyahi bir perde koyar. Kulaklarına bir ağırlık gelir, gözlerinin önüne bir perde gelir. Şimdi kılma boş ver! Bu perdedir. Şimdi sen kalbine o ışığı, o aşk ışığını, o ilim ve hidayet ışığını istiyor musun? Allah, seni sadık ve salih bir kul yapsın istiyor musun? O perdeyi kaldıracaksın! Kes Ulann! Şeytana bir ayar çekeceksin! Bir atar gider yapacaksın ya! Mafya babalığını karınıza yapıyorsunuz. Mafya babalığını, çocuklarınıza yapıyorsunuz. 8 yaşında, 10 yaşında çocuğa mafya babalığı… “Benim dediğim olacak” diyorsun. Şeytana gelince, peki ağabey. Kılmayacaksın namazı! Tamam ağabey. Gitmeyeceksin o sohbete! Ne dersen, o olur ağabey. Oğlum, niye ağabey çekiyorsun sen buna? Buna niye ağabey çekiyorsun? Bu senin, en büyük düşmanın. Kur’an’ın deyimiyle, “aduvvun mubin” عَدُوٌّ مُبِينٌ Apaçık bir düşman. Ben size demedim mi, şeytanın adımlarını takip etmeyin. “O size apaçık bir düşmandır.” Ayetlerdir bunlar. Bu senin apaçık bir düşmanınken, sen perdelerini kaldırmıyorsun. Ve bunu takip ediyorsun. O perdeyi kaldıracaksın. Arkadaşın geldi, seni sohbete davet etti. Yahut da mesaj gönderdi. Mesajı sessize al. Bak perde! Niye sessize alıyorsun? Bir cevap ver. Kardeşim, Lütfen! Bak, şu anda nefsimle mücadele ediyorum. Lütfen, akşamleyin gitmeden yarım saat önce, beni bir kere arar mısın? Teşvik lazım bana. Ben nefsi kuvvetli bir adamım. Şımarığım! Şımartmışım ben bu nefsi. Sohbete gitmek, namaz kılmak, bana çok ağır geliyor. Bana tazyik lazım, itici bir güç lazım ki perdemi kaldırabileyim Perdeni kaldırmak için biraz hamle yapman lazım, işte o perdeyi kaldırdığın zaman da Allah, senin bütün perdelerini kaldırır ve kalbine hidayet ışığını ulaştırır. Ulaştırdığı zaman artık bu sefer arkadaşını sen davet edersin. Salı günü gelse de şu sohbete gitsek, biraz ilim öğrensek… “Hadi bu günler niye geçmiyor ya?” dersin. Bak kalbe ışık gelmiş. Işık geldiği zaman oraya ait hissedersin. Tıpkı Kâbe’ye gitmiş bir adam gibi. Kâbe’ye bir kere gittin mi ne yapıyorsun? Benim bir daha gitmem lazım! Ne var burada ya. Ne var burada? Burada taş ve topraktan başka şeyler var. Oraya giden bilir… Oranın havasını teneffüs eden, O hidayet muhabbetini ve suyunu kalbine, ciğerlerine indiren adam bilir. Allahu Teala bize, 3 defa nasip etti. İnşaAllah 30 defa nasip olsun. Hepimize nasip olsun, kardeşler. Amin. Beni ne zaman anlarsın, gittin o Kâbe’nin karşısına geçtin, çıplak gözle Kâbe’yi gördün mü Anlarsın ki, ben taş ve toprağa gelmedim. Burası başka bir yer. Burası benim ait olduğum bir yer, ruhum buraya ait hissediyor. Ben burası için varım. Bunu hissedersin. Rabbimiz Teala, bu havayı hepinize teneffüs ettirsin İnşaAllah. Amin Ya Muin. İşte, dileseydi Allah nasıl hidayet ederdi? Bir rüya verirdi. Allah bir adamın hidayetini diledi mi, ona bir rüya verir. Mecbur kalır. İmam Râzî Hazretleri, ayetin bu kısmını tefsir ederken diyor ki; Allah, ya Peygamberi eliyle mucizeler göstererek, onları zorlar imana… yahut da onların kalplerinde hidayeti yaratır. İki şekilde imana zorlar. İmana zorlaması böyledir. Nasıl olacak? Peygamberine der ki; şu şu mucizeleri çıkart. Denize asa ile vur, gerisine karışma! Musa Aleyhisselam’a demedi mi? Kocaman Kızıldeniz’e elindeki tahtayla bir vurdu, Kızıldeniz’i yardı. Mucize gösterir ama, başka ayetlerinde Allah Teala Hazretleri diyor ki; Sen onlara, dağları altın yapsan, melekler inse ve onlarla konuşsa, ölüleri diriltsen ve onlarla konuşsalar… Yine de iman etmezler. Bakın, demek ki mucize, bir adamın iman etmesi için yeterli değil. Bir adam ölü ile konuşsa ne olur? Kabirden çıktı mesela… Bir hayal edin. Zombi filmlerinin gerçek olduğunu hayal edin. Geceleyin uyuyorsun, sabah bir kalkıyorsun… Kabirlerinden yüz tane adam çıkmış. Zombi gibi, her tarafları paramparça bir şekilde dolanıyorlar. Kabir azabı var! Mehmet Okuyan, kabir azabı var! Mustafa İslamoğlu, kabir azabı var! O kadar yalan söylediniz. Muhammed Aleyhisselam’ı yalancı yaptınız. Kabir azabı var! Çıksa bunlar. Senin Mehmet ile Mustafa. İki ahbap çavuş. Ne yapar? Eyvah ulan! Biz bu kadar hadisleri inkar ettik, Muhammed Aleyhisselama yalancı dedik. Yüz binlerce alimin kitaplarında yazdığı nakil bilgileri, Kur’an ayetlerini inkar ettik. Ama gel gör bak, çıktılar adamlar kabirlerden, gördükleri azabı bize naklediyorlar. Derler mi demezler mi? Allahu Teala ayetinde diyor ki; Ölülerle bile konuşsalar. Ve ölüler bunlara, kabirde gördükleri sıkıntıyı, azabı anlatsa… Allah hidayet etmedikçe, bunlar yine hidayet olmazlar. Demek ki mesele Mucize görmek değil. Mucize sadece, Allah’ımızın o Peygamberin gerçek bir peygamber olduğunu ispat etmek için, etrafındaki insanlara bildirdiği, gösterdiği küçük ücretler, küçük deliller. Bir Peygamberin, Peygamber olmasının en önemli özelliği, mucizedir. Onu göstermek zorundadır. Sen Peygamber isen, mucizen olacak! Bütün Peygamberlere mucize vermiştir diyor, Kur’an’da Allah Teala. Dolayısıyla; mucize gördüğü anda, adamda sadece şu düşünce ortaya çıkar. “Tamam, bu Peygamberdir. Çünkü normal bir adam; bu insanın yaptığı şeyleri yapamaz,” der. Başka bir şekilde nasıl hidayet eder? Kalbinde, o hidayet ışığını ortaya çıkartır. Yaratır! İşte, bunun içinde kuldan bir hamle bekler! Tek bir hamle. Kendi perdesini kaldırdığı anda; Ben şu Peygamberi bir dinleyeyim. Muhammed bu güne kadar yalan söylemedi. (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Ben şunu bir dinleyeyim, bakayım. Kim demişse; ben şunu bir dinleyeyim, bakayım. Allah onun kalbinde, hidayeti yaratır. Sad bin Muaz’ı hatırlayın. Medine’ye ilk hocamız gitti bizim. İlk hocamız kim? Mus’ab bin Ümeyr, Allah ondan razı olsun. Amin. 18 yaşında! İlk İslam davetçisi, Muhammed Aleyhisselam’ın ilk talebesi. Medine’ye gitti. Sad bin Muaz da Medine’nin üç tane büyük liderinden bir tanesi. Nasıl Mekke’de Ebu Cehil, Ebu Leheb, Ebu Sufyan… Sad bin Muaz da Medine’nin liderlerinden birisi. Müşrik. Bir duydu ki, bir genç gelmiş. Kendisinin peygamber olduğunu söyleyen bir insanın, davetini insanlara aktarıyor. İnsanlar da onu dinliyorlar. Ve dili, su gibi akıyor. Eline bir tane mızrak aldı. O genci, Mus’ab bin Umeyr’i korkutmak için yanına gitti. Mızrağının ucunu yere sapladı. Araplar’da mızrağın ucu yere saplandı mı, tehlike var! Benimle yapacağın konuşmalara dikkat et! Sana savaş açmak üzereyim demektir. Bu bir mesajdır. Mızrak, uçla saplanmış. Mızrağın ucunu yere sapladı, Sad bin Muaz dedi ki; Benim halkımı, atalarımın dininden uzaklaştırmak istiyormuşsun… Ve tek bir ilaha secde etmemizi istiyorsun. Sakın ola, benim halkıma sohbet yapma! Devam edersen, seni burada öldürürüm. Mus’ab bin Umeyr ne dedi? Bize böyle bir şey dese biz ne yaparız? Ben Tekvando’cuyum sen kimi öldürüyorsun ya? Ne ayak’sın oğlum sen? Biz böyle deriz yani. Ama Hazreti Mus’ab bin Umeyr ne dedi? Beni birazcık dinler misin? Lütfen! Şuraya oturup Allah için beni birazcık dinler misin? Beğenmezsen çeker giderim. İslam davetçisi, gerçek bir davetçi. Peki dedi. Oturdu, Mus’ab bin Umeyr’i dinlemeye başladı. Oradan ayet söyledi, buradan hadis söyledi… Peygamberin ahlakından biraz bahsetti. Dedi ki: Ben şimdi, iman ediyorum. Bakın Sad bin Muaz bir şey yaptı. Ben seni dinlemem deseydi, perdesini kaldırmamış olurdu. Ne dedi: Tamam, seni dinleyeceğim. Kendi perdesini kaldırdı. Ahmet Yesevi’nin sözü ortaya çıkıyor. Kul, kendi perdesini kaldırdığı zaman, hamle yaptığı zaman, Allah onun perdelerini kaldırır. Ve Sad, o anda iman etti. Sonra ne oldu biliyor musun? Gitti kavmine… Yüzlerce insan. Ben dedi: Bazı sözler işittim, bir gençten. Son Peygamber’i bana anlattı ve o gencin sözleri İnsan sözü değildi. Ben anladım ki bunu, yerleri ve gökleri yaratan ilah söyledi. Ben iman ettim. Siz de eğer beni dinlerseniz, size karşı biraz hatrım varsa… Sizde iman edin, dedi. Ve kavminden istisnasız herkes, onu seven herkes Çok dürüst bir adamdı çünkü. Hepsi iman ettiler. Kendi perdelerini kaldır. Allah senin binlerce perdeni kaldırır. Hamle senden gelecek. Hamle senden! Başka bir hidayet etme yöntemi nedir Allah’ın? Rüya verir. Allah dilese, en büyük kafir başkanlara, öyle bir korkutucu rüyalar verir ki. Öyle açık ve net rüyalar verir ki; Adam iman etmek zorunda kalır. Veliler’in büyüklerinden, Ebul Vefa Hazretleri. Biliyorsunuz, İstanbul’un fethinden önce, İstanbul sur içine girmiştir. Ve binlerce insanın, gayrimüslim’in Müslüman olmasına vesile olmuştur. Manevi Fatih’lerimizden bir tanesidir. Bir tanesi Akşemseddin Hazretleri, bir tanesi Ebul Vefa. Boyna o, Vefa’ya gidiyorsunuz, boza içiyorsunuz… Şeyh’e gidip dua okuyan yok! Şeyh’e gidip Kur’an okuyan yok. Kardeşler! Ölülere, bizim iki tane faydamız olabilir. Başka hiç bir faydamız olamaz. 1) Onların ruhuna Kur’an okumak. 2) Onlar adına istiğfar etmek. Kimin ölüsü varsa bilsin ki, başka hiç bir fayda sağlayamaz. Şeyh de olsa, Alim de olsa, Peygamber de olsa; dua ister bundan mutlu olur, haz alır. Bu onun derecesini arttırır. Manevi derece… Cennetteki derecesini arttırır. Dolayısıyla vefat etmiş olan her insan, kabrine birilerinin gidip, Kur’an okumasını bekler. Ama oraya giden insan, bozayı bir görüyor! Ooo Arnavut bozası bu diyor. Şeyh’e giden yok! Para veriyorsun orada boza içiyorsun. Şeyh efendi orada bekliyor. O mübareğe gidin, oraya gittiğiniz zaman muhakkak mübarek… Camisi biraz ilerde, belki 30-40 metre ilerdedir. Sol taraftadır. Ebul Vefa Hazretleri. Sultan Fatih’ini kapısına kadar gittiği, tahta kapısından içeri giremediği, görüşmeyi kabul etmeyen zat. Büyük bir Allah dostu. Hocasından icazet istiyor, bana müsaade edin. Buhara’ya gideyim. Hem biraz ilmimi geliştireyim, hem de orada bir sohbet halkası kurayım… İnsanların hidayetine vesile olamak istiyorum. İcazet’iniz var mıdır, müsaadeniz var mıdır? Hocası dedi ki: Tabi evladım çık! Geldi Buhara’ya. Fakat işte, mekan bulma sıkıntısı, mali sıkıntılar… Parası yok, aç. Yatacak yeri de yok. Bir yer açması lazım ki, insanları sohbete davet etsin… Bu da yok, hep fakirlik. Dedi ki: Ben Buhara Emiri’ne çıkayım. Seyyid olduğumu ona söyleyeyim. Belki Seyyid’lere bir özen gösterir, hürmet eder… Bize küçük bir oda bile açsa, insanları İslamı öğretmek için davet edebiliriz. Buhara Emiri’ne çıkıyor ve diyor ki: Ben Seyyid’im. Muhammed Aleyhisselam’ın soyundan geliyorum. Buraya hem ilim tahsili, hem de halkı irşad için geldim. Bana bir oda ayarlasanız, bir yardımcı olsanız. Bir oda, her gün biraz ekmek bana yeter… İnsanlara İslam’ı anlatmak istiyorum. Deyince… Buhara’nın Emiri diyor ki: Burada yalancı Seyyid çoktur. Herkes Muhammed Aleyhisselam’a kendisini nispet eder ve Seyyid olduğunu söyler. Ama bunların 10’da 8’i yalancıdır. Ben nereden bileyim, senin Seyyid olup olmadığını? Deyince, mübarek çok üzülür. ve kaldığı yere geri gider. Buhara Emiri gece yatar ve uykusunda kıyametin koptuğunu görür. Bak! Allah, bir adamı uyarmak, ikaz etmek istediği zaman, rüya ile nasıl ikaz ediyor. Emir bile olsan… Bir devletin, bir beldenin Sultan’ı Vali’si bile olsan Allah, alır adamı yatağından aşağı indirir. Kıyametin koptuğunu görüyor. Muhammed Aleyhisselam’ın Liva-ül Hamd Sancağı’nı görüyor. Koşa koşa oraya gidiyor. Bakıyor ki: Efendimiz Aleyhisselam Havz-ı Kevser’inden suları almış Ümmeti’ne dağıtıyor. Ben senin ümmetinim Ey Allah’ın Resul’u diyene Havz-ı Kevser’inden su içiriyor, susuzlukları gitsin diye… Bu, çok susamış. Peygamberimizin yanına gidiyor ve diyor ki: Ben senin ümmetinim Ey Allah’ın Resul’u, bana su verir misin? Çok susadım. Diyor ki: Ben senin ümmetindenim diyorsun ama ben senin, ümmetim olduğunu nereden bileceğim? Ey Allah’ın Resul’u, Vallahi ben senin ümmetinim diyor. Sen eğer benim, gerçekten benim ümmetim olsaydın… Benim bir evladım, sana geldiğinde yardım istediğinde, onu aşağılayıp geri çevirmezdin. Deyince bu, şimşekler çakmış bir şekilde gözleri açılıyor. Benim evladım dediği kim? Şeyh Ebul Vefa Hazretleri. Gözleri açılıyor, hemen adamlarına emir veriyor, çabuk bu zatı bulun, yerini tespit edin ben gideceğim. Nerede? Hangi kuytu köşede kalıyorsa. Emir gidiyor yanına… Ellerini öpüyor, ikramlarda bulunuyor ve ona bir ilim meclisi açıyor, sohbet meclisi açıyor. Buna: Rüya ile hidayet etme deniliyor. Nice papazlar, nice Hristiyanlar, yapmış oldukları küçük hayırlar sebebiyle, küçük iyilikler sebebiyle… Allahu Teala tarafından çok sevdikleri bazı insanları, rüyalarına aktarmak suretiyle, göndermek suretiyle, ikaz edilirler. Ya zor yolu tercih eder, İslam’a girerler… Çünkü alıştığın her şeyi terk etmiş olman lazım. Bütün bilgilerini, şirk bilgilerini unutacaksın! Bu zor yoldur, kardeşler. Ya da kolay yolu tercih ederler. Yok! Ben İslam’ın doğru olduğunu düşünmüyorum. Ben bildiğim gibi, bana müdahale etmeyen, 3 Tanrı’nın akidesine devam etmek istiyorum, der. Kolay yolu tercih eder. Bak! Kendi perdelerini kaldırmadı. Sen, perde üstüne perde örtüyorsun, üstüne. ve diyorsun ki: Allah, bana niye hidayet etmiyor? Camını, pencereni her taraftan kapatmışsın, kilitlemişsin ve diyorsun ki: Niye bu güneş benim evimin içine doğmuyor? Her tarafa tahta koymuşsun ya! Çıkart bu tahtaları. Güneş, senin evinin içine de doğacak. Ama sen, gözlerini kapatmışsın. Perdeleri üstüne doldurmuşsun ve diyorsun ki: Güneş diye bir şey yok! Allah, bu insanlara hidayet versin. Amin.

Ebu Hanzala’ya nasihat!

Hidayet mesajı okuyayım. Hem gidelim kardeşler. Yasin kardeşim sabote mi ediyorsun sohbetimi ya? 🙂 Problemin nedir kardeşim ya? 🙂 “Rüyamın anlamına bakarken karşıma çıktınız hocam.” “Önce tıklamadım.” YouTube’a giriyorsun… Biliyorsunuz YouTube’da her kanalda, her mesele var. Bu da neye girmiş bu kardeşimiz? Rüyasının anlamına bakmak için girmiş. Bizim rüya sohbetimize denk gelmiş. Bakmış şöyle tipimize… “Önce tıklamadım.” “Cübbeli’yi dinledim.” Cübbeli Ahmet Hoca’yı söylüyor. “Çünkü herkes sizi kötülediğinden dolayı korktum.” Sübhanallah, beni kim kötülüyor ya? Kardeşim, bizi şu beş sınıftan başkası kötülemez: Bir, Mealciler. Muhammed bize hitap etmiyor, biz sadece Kur’an mealine, hocamızın yazdığı Kur’an mealine bakarız, diyen reformistler. Bunlar bizi kötüler. İki, Vehhabi Seleficiler, DAEŞ’çiler. Bunlar bizi kötüler. Üç, Şia. Kur’an eksiktir diyen, sahabilere kâfir diyen, on sahabi hariç binlerce sahabenin hepsi münafıktır, kâfirdir diyen Şia, bana düşmandır. Dört, Fetöcüler. Bunlar bana düşmandır. Çünkü biz 2010 yıllarında bunlara reddiye yapmaya başladık. Yahudi, Hristiyanlar cennete girecek dediği anda biz şüphelendik. Burada ciddi problem var, Kur’an’ın bir kısmını reddetme var, Muhammed Aleyhisselama yalancı deme, var olduğundan dolayı biz reddiye yapmaya başladık. Oradan itibaren bize kafayı taktılar. Fetöcüler bize düşmandır. Dört tane düşman. Beş, komünistler, ateistler, faşistler. Bunlar bize düşmandır. Bunlardan başka, Ehli Sünnet olan bütün Müslümanlar bizi sever. Dostlarımızın sayısı çok fazla, düşmanlarımızın sayısı azdır. Ama devamlı surette plan kuruyorlar. Herhâlde bu düşmanlar dediği bunlardan bir tanesidir. Vehhabiler mesela benim hakkımda video yapmışlar iki üç tane video yapmışlar. Müşrik hoca, laik hoca, demokratik hoca gibi video yapmışlar. Allah Teâlâ aldı bunların hocasını, hapse attı. Ve daha dünyadayken öyle bir rezillik verdi ki bunların hocasına… Bunların hocası ne dedi? Bu ülkede memur olan, bu ülkede askere giden, bu ülkede vergi veren ne kadar insan varsa hepsi müşriktir, hepsi kâfirdir. Yetmiş milyonun tamamına kâfir dedi. Allah ne yaptı? “Avukat olursan kâfirsin, hâkim olursan kâfirsin, polis olursan, asker olursan kâfirsin, ehliyet alırsan kâfirsin…” dedi bunların hocaları. Allah ne yaptı? Allah bir adamın helakini dilerse daha dünyada rezil eder. Bu adam, gitti hapse girmemek için avukat tuttu. Oğlum sen demiyor musun avukat kâfir, avukat müşrik? Avukata vekâlet verdiğin zaman kâfir olursun fetvasını sen verdin mi vermedin mi Vehhabi? Verdin. Daeşliler benim kardeşim dedin mi demedin mi? Dedin. Kerem Hoca müşrik, kâfir; Daeşliler senin kardeşin he. Dünyada Müslüman kesmekten, Yahudi ve Hristiyan’a hizmet etmekten başka, tek hiçbir gayesi yok. DAEŞ… Amerika’nın ve Yahudilerin, İngilizlerin yarattığı yeni bir Frankenstein. DAEŞ… Bunlar senin kardeşin; Biz, kelleyi koltuğa almışız 20 senedir İslam’ı anlatıyoruz, nasıl insanları cehennemden kurtarırız bunun planını yapıyoruz, ben müşrik. Allah, adamı daha dünyada rezil eder, yerin dibine sokar. Gitti avukata para verdi, “müşrik avukat kardeş beni kurtarır mısın?” dedi. Kurtarabildi mi? Kurtaramadı. Cezaevinde. Allah Teâlâ hidayet nasip etsin. Beddua etmiyorum. Onlar bize küfrediyor, biz onlara hidayet diliyoruz, hidayet duası yapıyoruz. Onlar bize lanet okuyor, biz onlara hidayet duası yapıyoruz. Allah Teâlâ bu kardeşime, bidat ehli olmasına rağmen Müslümandır, kardeşimdir, Orada, o dört duvar arasında hidayet nasip etsin. (Âmin) Şu kalbindeki Müslümanlara olan düşmanlığı, ümmet-i Muhammed’e olan düşmanlığı gidersin. (Âmin) Kinini yok etsin. (Âmin) Tekrardan on dört asırlık ana caddeye, ehlisünnet ve’l-cemaate döndürsün. (Âmin) Yahudi’nin, Hristiyan’ın kölesi olmaktan kurtarsın bu kardeşlerimizi. (Âmin) Kardeşim, biz sizin kurtulmasını istiyoruz ya. Fena mı olur o üç tanrıcılara köle olmaktan kurtulup da, Allah ve Resulüne itaat etmeniz, fena mı olur. Safları sıklaştırırız, gücümüz, kuvvetimiz artar. Ama üç tanrıcılarda para var, üç tanrıcılarda güç var. “Onlar bizi destekliyor, yerlerimizi tutmamız için kiralarımızı üç tanrıcılar veriyor.” diyorsunuz, onları destekliyorsunuz, bize kâfir diyorsunuz. Bunlar bize düşmandır. Bize, Ehli Sünnet olan kimse düşman olmaz. Bütün cemaatlerden hayır dua alıyorum. Bizim derviş kardeşlerden daha fazla etrafımdaki insanlar, sohbetlerimi izleyen insanlar bana dua ediyor. Allah hepsinden razı olsun. (Âmin) “Herkes sizi kötülediğinden dolayı korktum fakat sonra devamlı ve devamlı karşıma çıktığınız için videolarınızı izlemeye başladım.” Zorlen, zorlen… 🙂 Benim videolar devamlı çıkıyor orada karşısına. “Ya kim bu ya, tamam be…” en sonunda tıklamış bir tane. Zaten tıklayış, o tıklayış. Beni bir kere tıklarsan, daha bırakamazsın canım. Kardeş ne diyor? “En sonunda tıkladım hocam.” diyor. Sübhanallah. “Dini videolar izlediğim için konuşmalarınız çok akıllıca. Zaten örnekleriniz de harika. Allah sizden razı olsun hocam. Sizden öğrendiğim her bilgiyi aileme anlatıyorum. Çok memnun kaldım. Allah sizden razı olsun.” Kardeşim Allah senden razı olsun. Bak, şimdi bu kardeş önce bir toparlanmış, bir şekil değişimi olmuş, İslamiyeti yaşamaya başlamış, orada kalmamış artık bir davetçi… Ben halife olmak istiyorum diyor. Allah’ın, Rasulünün ve Kur’an’ın yeryüzündeki halifesi olmak istiyorum diyor. İslam davetçisi… Efendimiz Aleyhisselam buyurdu: “İslam davetçisi Allah’ın, Peygamberin ve Kur’an’ın yeryüzündeki halifesidir.” İşte sana halife olmak için bir yol. Öğrendiğin her şeyi komşuna anlat, arkadaşına anlat, pes oynadığın arkadaşına anlat, işe beraber gittiğin dostuna anlat, eve git hanımına anlat… Kapat o diziyi televizyondaki; tak kumandayı al, diziyi kapat. Hızlı bir şekilde, hızlı bir el hareketiyle pilleri çıkart. Tık tık tık. “Hay Allah ya bak pillerde… Neyse kapatalım” de. Bir numara yap ya, her şeyi ben mi öğreteceğim ya. Kapat o televizyonu, öğrendiğin meseleleri anlat. Anlattığın zaman sen Allah’ın ve Resulünün yeryüzündeki halifesi olursun. Bu kardeş de ne yapmış? Sadece öğrenmekle kalmıyor, öğrendiğim her şeyi diyor aileme anlatıyorum. “Recep bak, bugün şöyle öğrendim, hoca böyle anlattı falan dur şu videoyu izleyelim ya.” Oyun videosu izleyeceğine arkadaşına bizim videoları seyrettiriyor. Bu sefer o da bağımlı oluyor. İslam ilimleri öyle bir şeydir ki, öyle bir bağımlılık yapar ki bunun sonu yok. Devamlı daha fazlasını istersin. Dur şu kitabı da okuyayım, dur bu sohbeti de seyredeyim, dur şu bilgiden eksiğim, bunda da kendimi geliştireyim. Hep daha ileriye gidersin. Biz sekiz yaşında bu ilimleri okumaya başladık. Ve okudukça, öğrendikçe cahilliğimiz daha fazla arttı. Anladık ki biz olayın daha içine dahi girememişiz. İslam ilimleri çok derin bir okyanus, bize Allah’ın verdiği bir damla. Yirmi senedir ben o bir damlayı anlatıyorum, daha hâlâ bitiremedim, ikinci damlaya geçemedim. O kadar, o kadar derin bir damla ki, daha hâlâ o damlayı anlatıyorum. Ve her sohbetimde başka başkadır. Hep başka ayetleri anlatırım, hep başka hadis-i şerifleri zikrederim ve bitmez. Allah’ın ilmi; denizlerin tamamı mürekkep olsa, ağaçların tamamı kalem olsa Allah’ın ilmini yazarak bitirecek değildir. Mevlâ Teâlâ Hazretleri ibret almayı, idrak etmeyi, anlamayı bize nasip etsin. (Âmin) Âmin ya Muin. Aranan hazinenin yolunu gösterdim sana, belki sen kavuşursun biz varamadıksa da. Kardeşler, ben buna karşılık bir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak beni yaratana aittir. Velhamdülillahi Rabb’il âlemîn el-Fâtiha.

Adli Tıp Uzmanının ibretlik rüyası: “Beni erkeklerin yıkamasına izin verme kızım!

Şimdi, şu ibret mesajını da okuyayım hem kapatayım. Kardeşim kaç dakikam var, ona göre kendimi ayarlamam lazım? “8 dakika.” Peki kardeşim 18 dakikada inşallah ben bu işi çözeceğim. Bismillah Bu, adli tıp uzmanı bir bayan kardeşimden gelmiş olan bir mesajdır. Sadece ibret almam için, anlattığım meselelerin tahakkuk ettiğini görebilmem için, imanımın nurunun artmasını istediği için, bu bayan kardeşim, bu mesajı bana göndermiş. “Hocam ben adli tıp uzmanıyım. Size başımdan geçen bir olayı anlatmak istiyorum.” Adli tıp ne yapar kardeşler? Cesetler gelir, otopsi yapar. Bu ceset eceliyle mi öldü yoksa içeride bir zehir var mı, bir darbe almış mı, boğazı sıkılmış mı falan, otopsi yapar bu. Şimdi diyor, başımdan geçen bir olay var diyor. Sana bunu nakledeceğim. “İşim gereği her gün ölüme bakıyorum.” Çok önemli bir meslek bu. Her gün ölüleri görüyor o morgda. “İnancımdan, inşallah Rabbim hoşnuttur.” İnşallah kardeşim. “Başım açık geziyorum ama 14 yaşımdan beri namazımı, orucumu bırakmıyorum.” Bakın, bu bayan kardeşimiz dinin bir emrini yani Allah’ımızın Kur’an’da örtünün dediği bir emri yerine getirmiyor ama diğer iki emri yerine getiriyor. İki emir ne? Oruç ve namaz. Tıpkı örtünmek de bu iki emir gibi farz olan emirlerdir. Bu kardeşim ikisini yapıyor. İnşallah Allah bu kardeşime örtünmeyi de nasip etsin. (Âmin) Bu kardeşimin etrafındaki arkadaşları eğer cahillerse şöyle derler: “Ya senin başın açık, senin namazın olmaz ki. Senin başın açık, orucu boşuna tutuyorsun, Allah kabul etmez ki.” Bu tamamen cahil zırvasıdır. İbadetlerde Allah, ya hep ya hiç demez. İmanda ya hep ya hiç vardır, ibadetlerde ya hep ya hiç yoktur. Yapabildiğin kadarını Allah değerlendirir, buna göre bizi hesaba çeker. Bu bayan kardeşimiz de; emir belki ağır geldi, zor geliyor yapamıyor ama 14 yaşımdan beri namazımı, orucumu bırakmam diyor. Allah şu ibadetlerin hürmetine kardeşime tesettürü de nasip etsin. (Âmin) “Geçen sene bir rüya gördüm.” “Başı açık kadından ne olur ya, o rüyamı görür, kalbi temiz olur mu…” Allah kime, ne rüyası vermiş. İnsanlara bakarken dış görünüşüne bakmayın. Aranızdan binlercesine gelmemiş bir rüyayı Allah bu kardeşime verdi, bakın. “Geçen sene bir rüya gördüm.” Yazılar kaymaya başladı. “Bir ses, “Kızım, beni erkeğe gösterme. Yarın beni getirecekler kızım, vebalim sende.” dedi.” Bir teyzenin sesini duymuş. “Kızım beni erkeğe gösterme. Yarın beni sana getirecekler.” “Beyaz, başörtülü, nur yüzlü bir teyze.” Teyzeyi de rüyasında görmüş. “Uyandım, hayırdır inşallah dedim. Sabah işe geldim. Cesetleri, ceset torbalarından çıkartmaya başladık.” Her gün üç, beş tane geliyor bunlara. Torbalarından çıkartıyorlar, faaliyete başlıyorlar. “Aaa! Bir baktım, rüyamda gördüğüm teyze. Huzurevinde ölmüş. Oğlu inceleme talep etmiş.” Biliyorsun, şüphe varsa aile inceleme talep edebiliyor. İnceleme talep edildiği anda otopsi. Bedenini kesiyorlar, biçiyorlar, araştırma yapıyorlar. Oğlu anasını bırakmış huzurevine. “Ölüm saatine baktım, rüyayı gördüğüm saatti.” Allahü Teâlâ rüyayı gördüğü saatte kadının canını almış ve ruhunu, bu ablanın ruhuna misafir olarak göndermiş ve konuşmuş “Ben yarın geleceğim sana.” diyor. “İçim kötü oldu.” O anda bir karıncalanma olur, bir heyecanlanma olur, kalbi normalden daha fazla atar çünkü anormal bir şey oluyor. Dünyevi şeylerle gördüğümüz algıların dışında anormal bir şey oluyor. Berzah âleminden ve ahiret âleminden bir şey başımızdan geçiyor; bunlar olduğu zaman kalbimiz normalden daha hızlı atar. Bu hafta, Rabbim nasip etti; Ankara’dan dönerken kardeşlerim beni Yunus Emre’nin kabrine götürdüler. Kabirde ne yaparsın? Beş dakika oturursun, Kur’an okursun, duanı edersin, çıkarsın. Kabrin başına geçtim. Ellerimi açtım, Kur’an’ımı okudum, hediyemi yaptım ama bir şey var. Gözlerimi kapatıp kabrin başında Yunus’un karşısında durmaktan kendimi alıkoyamadım, durmaya devam ettim. Yarım saat mübareğin karşısında gözlerim kapalı durdum. Buna, rabıta hâli denir. Rabıta iki türlüdür: Bir, ölüm rabıtası. Kişi öldüğünü hayal eder. İki, rabıta-i şerif, mürşit rabıtası. Bir sâdıkın, bir sâlihin ya da Peygamberimizin karşısında olduğunu hayal etmen. Orada, mübareğin karşısındayken, dualarımı okuduktan sonra rabıta yaptım Yunus Emre’nin ruhuna. Mübareğin karşısında; sanki karşıma geldi ve beni bir mıknatıs gibi çekti. Yarım saat boyunca ayakta, ellerim açık bir şekilde durdum. O kadar büyük bir lezzet aldım ki, haz aldım ki; bu olayı üç, dört farklı yerde daha yaşadım. Bir, Merkez Efendi’nin kabrinde. Benim çokça gittiğim cami, Merkezefendi Camii’dir. Büyük Bir Allah dostudur, Mûsâ Muslihuddin -Allah ona rahmet etsin (Âmin)- İki, Sivas’ta üstadım İhramcızâde İsmail Efendi’nin kabrinde. Orada da yarım saat, bir saat civarı rabıtadan çıkamadım. Üç, Muhammed aleyhisselâmın kabrinin yanında. Cennet bahçesinde kafayı bir gömdüm, bir saat. Kafayı bir kaldırdım bir saat geçmiş. Bana göre iki dakika, üç dakika ama saate bakınca bir saat geçtiğini fark ettim. Bakın, zaman donuyor o anda. Sevdiğim bir sâdıkın yanında olduğum zaman, aşık olduğun bir insanın yanında olduğun zaman, zaman donuyor. Şimdi, sen nişanlının yanına gittiğin zaman, evlendiğin hanımının yanına gittiğin zaman, çok sevdiğin, aşık olduğun hanımının yanına gittiğin zaman; yeni evlisin, cicim ayları iki gün, üç gün beraber olmuşsunuz sonra gitmişsin şehir dışına, bir hafta sonra tekrar dönmüşsün. Karın senin burnunda tüter mi tütmez mi? Daha yeni evlisin, cicim ayları, daha kavgaların başlamamış, gerçekçi ol. Kavgalar başlamamış, cicim ayları, hanımın senin burnunda tüter. Döndüğün zaman da onunla bir muhabbete geçersin iki saat, üç saat böyle ama zannedersin ki yarım saat, yirmi dakika geçti. Hâlbuki üç, dört saat geçti. Zaman su gibi akıp gidiyor onların yanında. Bu hâli yaşadım Yunus Emre’nin karşısında da. Bırakmadı. Ruhu, ruhumu bırakmadı. O kadar büyük lezzet aldım, haz aldım. Şimdi, bu ablamıza da ruhu gelmiş o teyzenin, haberdar ediyor. “Bak, yarın benim bedenim sana gelecek.” diyor. “İçim kötü oldu.” Bir değiştim diyor. “Erkek arkadaşlara, bu işlemi ben yapayım dedim ve teyzenin otopsisini yaptım.” Orada yine sınavdaydı. İstese başından savabilirdi, korkabilirdi. Ama imanı var, işareti de almış, fırsatı kaçırmamış. Abla uyanık çıktı. Erkeklerden birisine diyebilirdi, siz yapabilirsiniz. Ama kadın ne demişti: “Benim bedenimi erkeklere gösterme.” Çok namuslu, çok sâlih, çok sâliha bir kadın olduğu için Allah, ruhunu bu ablamıza işaretçi olarak gönderdi. “Her yerinden nur akıyor gibi geldi bana hocam.” Kadının yüzüne baktım diyor, sanki her tarafından nur akıyor gibi. Bu nasıl olur? İbadetle olur. Bu kadın ibadetli bir kadın. Kesin, başka bir yolu yok. “Hani ölüyü yıkarken, ölü yardım eder derler ya aynen öyle, teyze de sanki bana yardım etti.” İşlerimi yaparken, onu kesip, biçerken sanki bana yardım etti. “Masaya dökülen birkaç saç telini dahi topladım, teyzenin saçlarının içine koydum.” Sıkıştırmış saçlarının içine, dışarıda saç teli kalmasın diye. “Başörtüsünü ve kıyafetlerini kanun gereği torbaya koyarız.” Elbiselerini torbaya koyuyorlar. “Başında bırakamadım. İşlem bitti ve ceset torbasına koyup teslim ettik. Oğlu ve gelini vardı, “Başınız sağ olsun, mekânı cennet olsun.” dedim.” Oğlu ve geline gitmiş. Başınız sağ olsun, mekânı cennet… Her Müslümana bunu söylersiniz değil mi kardeşler? “Oğlu bana: “Bırakın bu safsatayı. Cennet, cehennem bu dünyada. Anneme bunu anlatamadık, bari siz anlayın.” tarzında bir şeyler söyledi.” Oğlu şimdi fıkha göre ne söyledi? Elfâz-ı küfür. Kâfir eden sözlerden bir tanesini söyledi. Safsata… Cennet ya da cehennem hakkında bir insan dese ki; cennet var, cehennem var ya da biri dese ki; cennet ayetleri, cehennem ayetleri… Karşısındaki adam da dese ki; bu safsata, ne olur o adam? Beş defa hacca gitmiş olsun, her sene 100.000 TL zekât vermiş olsun bu adam, bu kendisini Müslüman sanan kişi, bunu dediği anda, safsata dediği anda kâfir eder, dinden çıkmış olur. İşte bu oğul da ne yaptı? “Safsata bunlar. Anneme anlattım, anlattım, anlamadı ya…” O senin annen başkasının rüyasına girdi. Sen annene bakmadın. Annen senin rüyana girmesi lazımdı. Sen de Müslümanlık olsaydı ne olurdu, çocuğunun rüyasına girerdi. Ve derdi ki, anneme otopsi yapmanıza gerek yok. Ama gitti bu anne kimin rüyasına girdi? Müslüman kızın rüyasına girdi. Bize de büyük bir ibret oldu. “…tarzında bir şeyler söyledi. Anneniz neden huzurevindeydi, dedim.” Şimdi kız lafı sokmuş. Sen madem anneni çok seviyorsun, annene aşıksın neden huzurevindeydi annen. Bir Müslüman annesini huzurevine bırakır mı? Bu benim annem. Ben bebekken benim pisliklerimi annem temizledi; şimdi o muhtaç onun pisliklerini ben temizleyeceğim, diyeceksin. Huzurevi nedir ya! Onu batılılar yapar. Batılı adam, anası geldi mi 55 yaşına; maaşını alır huzurevine verir, al benim anama bak der. Müslüman bunu yapamaz. Anasını, babasını başkasının eline bırakmaz. Müslüman bilir ki kimse benim baktığım gibi bakmaz. Bir batılı baba, oğlu 18 yaşına geldiğinde der ki: “Seninle artık benim işim bitmiştir, sen artık reşit oldun. Ne hâlin varsa gör, evimden çık.” Bir Müslüman baba ise böyle bir şey söyleyemez. 18 yaşına geldiği anda babanın üzerine Allah bir mükellefiyet yükler. Nedir o? Ev dizecek ve oğlunu evlendirecek. Her baba, bu mükellefiyete sahiptir. Oğlu çalışırsa daha iyi. Babalar oğullarından destek alacak. Oğullar da, “Ya babamın üzerinde böyle bir mecburiyet var, ben çalışmam.” derse, babası tokadı basabilir. Hayır, çocuk da çalışacak baba da gayret gösterecek. Ve baba oğlunun imanının yarısını kurtarması için onu evlendirecek. Bu evladın babası üzerindeki hakkıdır. İslamiyet bunu emrediyor. Batılıların dininde, tahrif edilmiş dinde böyle bir şey yok. 18 oldu mu; “Hadi git, ne yaparsan yap, sen evleneceksin, banane.” diyor. Ama Müslüman baba mükellef bırakılmıştır. Oğlunu evlendirmek zorundadır. “Neden huzurevindeydi, dedim. Orada yaşıtlarıyla mutlu olsun diye, dedi.” Bak şimdi, bak, bak, bak… Ne kadar zeki bir adam. -Niye anneni huzurevine veriyorsun? -Yaşıtlarıyla orada mutlu olsun. Sen iki tane bayramda gideceksin annene, ya gideceksin ya gitmeyeceksin; adam ateist belli, bayramda falan da gitmez. Yılbaşında gider anca bu. Noel Baba kıyafeti ile annesine gider ziyarete kırmızı, kırmızı. Müslüman olsaydı bayramlarda giderdi. Yılbaşında bir kere gidecek, diyecek ki: “Anneciğim ben seni çok özledim, seni çok seviyorum.” -Ee, niye beni burada bırakıyorsun? -Yaşıtlarınla mutlu ol diye bırakıyorum. Kim yer bunu be, kim yer bunu. Sen anca bununla altı yaşında çocuğunu kandırırsın. Hiçbir Müslümanı kandıramazsın, Allah’ı kandıramazsın, meleklerini kandıramazsın. “…mutlu olsun diye dedi. Geldiği huzurevi de Ankara’nın en lüks huzur evi, çok pahalı bir yer.” Adam zengin bir adammış demek ki. “Ünlüler, zenginler falan var. Oğlunun Ostim’de fabrikası varmış. O kadar zenginlikte anacığını oraya terk etmiş hocam. Akşam eve gidince teyzenin ruhuna Yasin okudum.” Şimdi bu abla bir de eve gidiyor; vazifesini yaptı ya vazifesini bitirdi, şimdi Yasin okuma vazifesi yok, oğlunun yapmadığı şeyi bu abla yapıyor. Gidiyor evine, bir de Yasin okuyor ruhuna. Muhammed aleyhisselâm buyurdu: “Ölüleriniz üzerine Yasin okuyunuz.” Bu hadisten dolayı abla Yasin okuyor. Türk milletinde bu âdettir. Ölmek üzere olan ya da ölmüş kim varsa biz hemen Yasin okumaya başlarız. Delili bu hadis-i şeriftir. “…teyzenin ruhuna Yasin okudum. O gece teyzeyi rüyamda, annemle birlikte Kâbe’de gördüm hocam.” Elhamdülillâh. Elhamdülillâh. Bu nedir? Kadın imanı kurtarmış, bir. İki, anası da imanı kurtarmış. Allah yaptığı iş karşılığında annesi hakkında da bir delil veriyor. Annesini de Kâbe’de o teyzeyle beraber Kâbe’yi tavaf ederken görüyor. Kurban olduğum Allah’ım. Rabbim bize nasip etsin gitmeyi. (Âmin) Kasım’da inşallah umreye gideceğiz. Bakın, bazı yaptığımız işler vardır, mükâfatını daha dünyadayken alırız. Bu ablamızdan Allah bin kere razı olsun. Bir daha duamı tekrar ediyorum, Allah’ım sen şu sâlih ameller hürmetine bu ablama tesettürü nasip et. (Âmin) Âmin ya Muîn. Ne kadar güzel. “Annemle beraber Kâbe’de tavaf ederken gördüm.” diyor. “Annem iki sene evvel rahmetli olmuştu. Abdestini aldı, namaza duracakken fenalaştı ve kaybettik. Sizinle paylaşmak istedim hocam.” Kardeşim Allah senden bin kere razı olsun. (Âmin) Sadece bizimle değil, buradaki bütün genç kardeşlerimle ve bu videoyu izleyecek on binlerle, yüz binlerle bu hadiseyi paylaşmış oldun. İnşallah ibret olur. Yüzlerce, binlerce Müslüman kardeşimin de hidayetine vesile olmuş olur, inşallah. Âmin ya Muîn. Aranan hazinenin yolunu gösterdim sana, belki sen kavuşursun biz varamadıksa da. “Ben buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak beni yaratan Allah’ıma aittir.” (Hûd 51) Velhamdülillahi Rabb’il âlemîn. El-Fâtiha.

Dükkan açtım, battım! Neden Allah yardım etmedi?

Allah Teala Hazretleri buyurdu: “Fe men yuridillâhu…” “Allah kime dilerse, Allah kim hakkında dilerse, kim için dilerse” “en yehdiyehu…” “kimin hidayete ermesini dilerse” (En’am, 125) Hidayet kelimesi Kur’an’da çok geçer kardeşler. Türkçe’mizde de hidayeti kullanırız. “Ya! İsmail vardı bizim mahallede adam yirmi sene içti. Yirmi sene sonra bir sohbete gitti, adam hidayete erdi be! Adam ne vaaz veriyormuş. Yirmi sene içti adam, yirmi sene sonra hidayete erdi.” Dersiniz bunu. Türkçe’de kullanırız hidayet kelimesini. Ne demek hidayet? Doğru yol demektir. Arapça “doğru yol” anlamına gelir. Allah’ın istediği yol, Allah’ın emrettiği yol doğru yol demektir. Şimdi Allah’ımız burada diyor ki: “Allah kim hakkında doğru yola girmesini dilerse…” Biliyorsunuz, akidemizde, İslamiyet’te Allah herhangi bir şeye bakın, zerreden kürreye herhangi bir şeye “ol” demedikçe o harekete geçmiyor, o olmuyor. Hani bu kitap diyor ya bize Allah izin vermedikçe toz zerreleri bile harekete geçmez. Bakın toz zerreleri. Nedir toz zerresi ya? Camiye gittiğinizde biraz güneş çıktığı zaman, camlardan vurduğu zaman, namaza duracağınız esnada sağda solda toz zerreleri görürsünüz güneş ışığı ile beraber. Bunlara zerrecikler denir, toz. Bu toz zerrelerinden teki bile, bir tanesi bile Allah izin vermedikçe yerden havaya kalmıyor. “Hiçbir dişi hamile kalamaz.” (Fussilet,47; Fatır,11) Bu da başka bir ayettir. Hiçbir dişi hamile kalamaz Allah izin vermedikçe. Hayvanlardan ya da insanlardan ya da cinlerden hiçbir dişi Allah “ol” demedikçe hamile kalamıyor. Erkeğin spermleri ne kadar kuvvetli olursa olsun. Yahut da erkeğin para kuvvetti ne kadar kuvvetli olursa olsun. Allah o çocuk orada olsun demedikçe o olmuyor. Hidayet de aynen bu olaylar gibidir. Adam dört tane farklı dükkan açıyor, tutturamıyor. Dört ayrı dükkan, dört ayrı dal. Tutturamıyor, işi batırıyor. Neden? Allah “ol” demiyor, “yürü” demiyor. Senin işin buradan değil başka bir şey bakacaksın, diyor. Beşinci dükkanı açıyor. O beş dükkandan beş ayrı şube açıyor. İşleri yolunda gidiyor. Buna “ol” dedi bak, diğerlerine “olma” dedi. Buna “ol” dedi. Bütün iş Allah’ta bitiyor. Şimdi mesele şu; açtığım dükkan benim hakkımda hayırlı mı değil mi? Ben mi daha iyi bilirim o mu daha iyi bilir? Kim daha iyi bilir? Allah daha iyi bilir. Sen şimdi diyorsun ki ben bu dükkanı açtım. Burada benim işlerim çok güzel giderse ben zekât vereceğim, ben derneğe dergaha yardımda bulunacağım ben fakir fukaraya bakacağım. Bu niyettesin. Ama Allah sana bir zenginlik veriyor, bırak derneği dergahı, fakir fukarayı namazı bırakıyorsun! Bu dükkanda yaptığın iş senin hakkında hayırlı mıymış şerli miymiş? Ona göre dünyayı kazandığı için hayırlı gibi. Hâlbuki ahiretten uzaklaşıyor. Hâlbuki Allah’ın dininden uzaklaşıyor. Uzaklaştıkça ebedi yaşamını kaybetme ihtimali çok daha yükseliyor. Bu yüzdelerle alakalı. Allah’tan uzaklaştıkça dünyaya fazlaca bağlanırsın. Ölüm sana daha bir korkunç gelir. Kime ölüm çok korkunç geliyorsa dünyaya dört elle sarılmış demektir. Herkes kendisini check etsin. Kalbinde ölüme karşı bir soğukluk var mı? Korkunç geliyor mu? Korkuyor musun ölümden? Dünyaya dört elle sarılmışsın. Sende problem var! Dört elle sarılma ya. İki elle tut yeter. Niye dört el? Ayaklarınla da işin var. Yani tamamen bir direği kavramış gibi ayaklarınla, ellerinle kavramışsın dünyayı. Niye böyle yapıyorsun? Yapma bunu gerek yok! Her şeyi dengede yaşayacaksın. Müslüman hem dünya için çalışır… “Bütün gücünü, bütün kuvvetini ahireti kazanmak için sarf et…” ayettir. “Ama dünyadan da nasibini unutma.” (Kasas, 77) Bak Allah’ımızın söylediği sözü görüyor musun? Dengeyi kur diyor yani. Ben dünyayı terk ettim, sırf namaz kılacağım, sırf sohbet dinleyeceğim, sırf ilme verdim kendimi olmaz! Dengeyi kuracaksın. Bu ailenin geçime ihtiyacı var, helal rızka ihtiyacı var. Bu fakir fukaranın nimete ihtiyacı var, gıdaya ihtiyacı var. Sen çalışacaksın, fakir fukaraya zekât vereceksin. Bunun yanında ilmi gelişimini de sağlayacaksın. İki kanatlı bu işi yapacaksın. Ben yapabiliyorsam, buradaki dervişler iki tarafı da yapabiliyorsa sen de yapabilirsin bu çok basittir. Hem dünya hem ahiret. Şimdi, dünyayı kazanmak böyledir. Allah müsaade etmedikçe bu dünyayı kazanamazsın. Allah “ol” dediği zaman da bu dünyayı akın akın üzerine verir. Eyüp aleyhisselama vermedi mi? Dünyanın gördüğü en büyük sürüler Eyüp aleyhisselamda, en büyük servet Eyüp aleyhisselamda. En büyük zenginlerden bir tanesi kim? Süleyman aleyhisselam. Bak Allah birisine diliyor, zengin yapmak diliyor ve ona veriyor. Bir anda “ol” dedi mi oluyor. Eyüp aleyhisselama Allah gökten altın çekirge yağdırdı. Kütüb-i Sitte hadisidir. Altından çekirge yağdırınca Eyüp aleyhisselam elbisesini kaldırdı. Çekirgeleri toplayayım diye. Hani yukarıdan bir yerden bir para yağsa ne yaparsın? Elbiseni falan kaldırırsın, şemsiyen varsa ters çevirirsin. Toplayabildiğim kadar toplayayım dersin değil mi kardeş? Allah’ın peygamberi, dünyayı hiç sevmeyen bir zat Eyüp aleyhisselam elbisesinin önünü açınca Cebrail aleyhisselam diyor ki: “Allah Teala sana dedi ki:” Ey Eyüp! Altınlarla senin ne işin var? Sen bir peygambersin. Peygamberler altın, para, gümüş bunları sevmez ki. Sen bunları niye istiyorsun? Niye toplamak için can havliyle hamle yapıyorsun?” Eyüp aleyhisselam dedi ki: “Ya Rabbi senden gelen rahmeti istememezlik yapmam ki. Yapamam ki. Bu senden gelen bir rahmet. Neden istememezlik yapayım?” Allah verirse alacaksın. Anla ki seni, zenginlikle sınayacak, seni bollukla bereketle sınayacak. Sakın ters yapma. Ben bunu istemedim senden Allah’ım, deme! Allah’ın senin hakkında neyin daha iyi olduğunu sen ondan daha iyi bilemezsin. O bilir. Şu hâlde; Dünya için, dünyayı kazanmak için çalışıyorken şunu unutma! Benim hakkımda ne hayırlısıysa Allah bana onu versin. Bu duayı devamlı yapacaksınız kardeşler. Bak, ben çok zenginlik istiyorum değil ha. Hakkımda hayırlı olan ne ise sen biliyorsun. Senin ilmin ezeli ve ebedidir Allah’ım. Ben bir dakika sonrayı bilemiyorum. Bir dakika sonra başıma ne gelecek bunu bilmiyorum. Dolayısıyla sana akıl verecek durumda değilim, kulunum. Benim hakkımda ne hayırlısıysa sen bilirsin Allah’ım. Fakirlik hayırlısıysa, beni böyle sınayacaksan, nefsim böyle azıtmayacaksa, sabit duracaksa bana fakirlik ver. Yok, benim için zenginlik hayırlısıysa bana zenginlik ver. İşte bu dua, çok güzel bir duadır. Hidayette aynen bunun gibidir. Dünyevi kazanç ya da kayıp gibi. Hidayet ve dalalet, iki kelime vardır. Dalalette o, Ahmet çok dalalette. Yine Türkçe’de az kullandığımız. Osmanlı’da çok kullanılırdı. Bizim son zamanlarda gençlerimiz çok az kullanır. Sapık der gençler daha çok sapıttı o. Hâlbuki kelimenin orijinali dalalettir.

Evrenin genişlemesini 14 asır önce bildirmesi, Kur’an’ın Allah kelamı olduğunun en açık delili

“Ben yaptım diyor. Ben” Bu kitapta Allah Teala Hazretleri Kur’an’ın Allah kelamı olduğunun en büyük delillerinden bir tanesini zikrediyor. Nedir o delil kardeşler? Genişleme… “Muhakkak ki göğü biz yarattık.” “Muhakkak ki göğü, kudretimizle biz inşa ettik.” “Ve biz onu genişletmekteyiz.” Bu bir Ayet-i Kerimedir. Zâriyât Suresi 47. Ayet-i Kerime: “Ve innâ le mûsiûn” diyor Kur’an’da, Allah Teala. Genişletici, Arapça’da (musiun-genişlettik), yaydık, yaydık diyor. Ne demek yaymak? Bir balon düşünün Kardeşler. Balonun üzerine 20 tane nokta koyun, 20 tane tükenmez kalemle nokta koyun, Sonra, ağzınıza götürün ve balona hava verin. Balon şiştikçe o noktalar da birbirinden ayrılır, değil mi kardeşler? Uzaklaşır. Balon şiştikçe noktalar birbirinden uzaklaşır. İşte Allah Teala; “her şeyi, yerler ve gökler bitişik iken biz onları ayırdık” diyor. Buna büyük patlama deniyor bilimde, büyük patlama. Allah yerler ve gökler bitişik iken onları ayırdı. Sonra galaksilere böldü. Yüzbinlerce, milyonlarca, trilyonlarca galaksi var. Galaksilerden bir tanesi dünya’nın ve güneşin içinde olduğu bizim galaksimiz. Samanyolu galaksi deniyor. Bu galaksiler gibi trilyonlarca galaksi var, yıldız var; Ve bunların devamlı surette mesafeleri birbirinden açılıyor. Ve Allah bu bilgiyi bize ne zaman verdi kardeşler? 14 asır önce verdi. Bu kitapta, Zâriyât Suresi 47. Ayet, okuyun. Allah aşkına, bir tefsirine bakın. İmam Razi açın bakın, Ömer Nasuhi açın. Diyanet tefsirine bakın. Diyanet tefsiri benim 3. Ve 4. Baktığım tefsirdir ve sevindiğim mesele şu; İlk alıntıyı her zaman İmam Razi’den yaparlar. Bu çok güzel bir gelişmedir. Ehl-i Sünnet Alimi’ni öne atıyorlar. Hemen tefsirlerde, eskilerden ilk alıntıyı İmam Razi’den yapıyorlar. Bu benim çok hoşuma gitti. Allah onlardan razı olsun. AMİN Ne zaman kabul edildi bu biliyor musunuz bu göğün genişlemesi meselesi? 1924’te Hubble denen bir adam bir teleskop icat etti. Devasa bir teleskop. Youtube’da bile görüntüleri var. Hubble yazın teleskobu görürsünüz. Teleskopla yıldızları incelediğinde fark etti ki; Yıldızlar devamlı birbirinden uzaklaşıyor. Gezegenler devamlı birbirinden uzaklaşıyor. Galaksiler devamlı birbirinden uzaklaşıyor. Mesafe gitgide açılıyor. 1924’te bunu fark etti, 1960’larda bu görüş kabul edildi. Teknik ilerlediği için evrenin genişlemesi görüşü kabul edildi. 1980’de de resmi olarak bütün bilim insanlarının kitaplarında evrenin genişlemesi görüşü ispat edildi. Allah bu kitapta (Kur’an’da) 14 asır önce söyledi bunu Ey Müslümanlar! Kur’an’ın Allah Kelam’ı olduğunun en büyük delili nedir? Bu Ayet’tir. Bunun gibi onlarca delil ortaya koyabiliriz. Ama en önemli delillerden bir tanesi bu; Göklerin genişlemesi. “Göğü biz inşa ettik.” “Ve inna le musiun”. “Ve biz onu genişleteceğiz.” Bunu bize bildiren insan kim? Muhammed Aleyhisselam Bir adam size bu bilgiyi yüzlerce yıl önceden verebiliyor ise, Bunun iki tane açıklaması var. Üç yok, iki açıklama… Bir; ya bu insan uydurdu. Bu olayı uydurdu! Yahut da biri buna söyledi! Allah’ın selamı Efendimiz Aleyhisselam’ın üzerine olsun. AMİN. Bu kitabı kim bana vahyetti dedi Muhammed Aleyhisselam? Allah Celle Celaluhu vahy etti. İşte Allah’ımız bu bilgiyi O insana verdi. Okuma yazma bilmeyen bir insana bunu ezberletti. Ezberletti! Peki derse ki insanlar tesadüfen yazmış olamaz mı? Yani uydurma bilgi bu kitaba bunu da koyayım. Nasılsa bunu kimse bilemez anlayamaz. Kim yıldıza çıkacak bakacak genişliyor mu, genişlemiyor mu? Uydurma olarak Muhammed Aleyhisselam bunu koyabilir mi? Olur mu öyle şey? Allah Teala Hazretleri Necm Suresi’nde O, hevasından konuşmaz diyor. Peygamberimiz hakkında, O asla hevasından konuşmaz diyor. Onun söylediği her şey bizim bildirdiğimiz bir vahiyledir. Madem bu tesadüfle oldu diyorsun. Ateistler bu Ayeti okuduğumuz zaman diyorlar ki, ‘Tesadüfen koymuşlardır kitabın içine.’ Oğlum! Evladım! Tesadüfen olur mu bu iş ya? 14 asır geçmiş, o kadar bilim insanı geldi geçti. Sizin deyiminizle milyonlarca yıldır insanlar yaşıyor. Hayır! Milyonlarca yıl değil! On bin yıldır Adem Aleyhisselam’dan bu güne on bin yıldır. İmam Rabbani Hazretleri böyle söylüyor. Şimdi bilim insanlarının deyimi ile; insanlar milyonlarca yıl önceden yaşıyor diyor. Hayır! Dünya’nın tarihi milyonlarca yıl olabilir. Gezegenlerin tarihi milyonlarca yıl olabilir. İnsanlık tarihi o kadar yoktur. O kadar yıl, sizin deyiminizle milyonlarca yıl boyunca insanlar gelmiş geçmiş. O kadar da gökbilimci adam gelmiş. Gökbilimci adamın mesleği bu yani, gökteki yıldızlarla ilgileniyor. Bu adamların bir çoğu yüzlerce kitap yazmış. Bir kitabın içinde tesadüfen bile olsa bu bilgi geçmez mi ya? “Belki gökler genişleyebilir.” diye bir varsayım bir hipotez bile koyar be… Ama yok, çünkü anormal bir durum. Bunu hayal etmesi aklının ucundan bile geçirmesi mümkün değil. Allah bırak hayal etmeyi, Allah tespit yapıyor. “Biz onu genişletiyoruz, devamlı olarak genişletiyoruz.” diyor. Bu Allah’a iman etmen lazım gelmez mi? Senin bu Allah’a şükretmen lazım gelmez mi? Şu Allah’ın şirk koşma diyen Allah’ın yanına hiçbir ilah koymaman, hiçbir şeyi denk tutmaman lazım gelmez mi? Sıkıştığın anda hemen onu anman lazım gelmez mi? Şöyle bir kitabı sana veren, okuma yazma bilmeyen bir Peygamber’e ezberleten bir Allah’a, Senin her gün şükür secdesi yapman lazım gelmez mi? Ama hep aklın fikrin başka yerlerde. Allah bize hidayet versin Kardeşler! AMİN

Neden biz sınav ediliyoruz da Adem ve Havva sınav edilmeden Cennete konuldu?

Bir tane daha elbiseden bahsediyor şimdi Allâh-u Teâlâ. Velibâsu-ttakvâ Bir de takva elbisesi indirdik. Avret mahalini örten elbise, iç giyim Ziynet elbisesi, dış giyim. Her zaman dış giyim, iç giyimden daha pahalıdır. Sonra bir de takva elbisesi indirdik diyor. Peki bu Darwinistlere, bu evrimcilere bu ateistlere, deistlere ne oluyor ki diyorlar ki ilk insanlar yüzyıllar boyunca hep çıplak gezdi. Elbise nedir bilmiyorlardı. İlk insan Adem nebidir. Adem nebi. Ateistin bir tanesi sormuş. Hoca hoca! Biliyorsunuz bunlar bize ”hocam” diye hitap etmiyor. Hoca hoca diye hitap ediyor. Sonda ki A’lar devam ediyor. Hocaa, hocaa! diye devam ediyor. Kendince böyle aşağılama tarzında bize sual soruyorlar. Yazmış. Hoca hoca! Neden Adem ve Havva direk cennete konuldu. Hiç imtihan edilmediler. Biz imtihan ediliyoruz. Kazanırsak cennete gidiyoruz. Hadi bakalım sen bana bunun cevabını ver! Allah’ım bu insana hidayet nasip etsin. Amin! Adem Aleyhisselam cennette imtihan edildi mi edilmedi mi? Sınavı kaybetti mi kaybetmedi mi kardeşler? Ayeti hatırlatayım size. Ey Adem! Sen ve eşin beraber cennete yerleşin. Beraber cennete yerleşin. Sonra.. İstediğiniz her yerden, nimetlerimden bol bol yiyin. Lâkin, şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz. Bu ayettir. Bakın! Bütün cennet! Gözünün, aklının, hayalinin alamayacağı kadar büyük bir cennet! En pasif müslümana 10 dünya büyüklüğünde cennet vardır diyor Hadis-i Şerif’te. En pasif müslüman. Dolayısıyla peygamberi Adem Aleyhisselam’a verdiği cenneti bir düşünün. Her taraf, her yerde yiyip içmek serbest. Ama bir tane ağacı koymuş cennetin tam ortasına. Demiş ki, bak. Ey Adem! Ey Havva! Size her taraf serbest. İstediğiniz kadar yiyin için ama buraya yaklaşmayın. Bakın, dikkat edin! Yemeyin demiyor. Bu ağaçtan meyve yemeyin demiyor. Yaklaşmayın diyor. Oraya yaklaşmak sıkıntılı. Yaklaştığın anda düşme ihtimalin fazla. Yaklaşmayın diye bizi uzak tutmak istediği başka bir günah hangisi kardeşler? Allah sizden razı olsun. Bak, benim meclisime gelenler cahil adamlar değil görüyorsunuz. Hepsi bir ağızdan zina diyor. Bak, zina yapmayın demiyor Kuran’da yine. Her zaman söylerim bu ayeti. Ve lâ tekrabu’z Yaklaşmayın… ez-Zina Zinaya yaklaşmayın. Çünkü yaklaştığın anda hacısı da olsa hocası da olsa düşer. Sizin burada gördüğünüz en takvalı adam kim? Bu.. En takvalı adam bu. Şimdi bu adamı bir punduna getirseler, bir tiyatro yapsalar, hayat kurtaracaksın hocam, şöyle tebliğ, böyle tebliğ.. Evin içine tıksalar beni, bir tane kadın gelse karşıma..! Ve kandırmak için bazı tavırlarda bulunsa.. Şunu diyebilir miyim ben? Ben hayatta kanmam. Beni kandıramaz kimse. Ben asla zina etmem diyebilir miyim? Muhammed Aleyhisselam bizi uyarıyor! Sakın sizden kimse, ben zina etmem demesin! Ben Allah’ın izni ile zinadan kaçarım desin. Kaçmak… bugüne kadar bu günaha Elhamdülillah düşmedik. Düşmememizin bir tek sebebi var. Çağrıldığımız hiç bir yere gitmedik. Gitseydik muhakkak çok defa zina yapmıştık. Bundan sonrada Allah, bu tuzağa düşmeyi bize nasip etmesin kardeşler. Amin! Amin İşte, ağaca yaklaşmayın diyor. Zinaya yaklaşmayın diyor. Çünkü, biliyor ki Allâh-u Teâlâ, o sınırda o mayın tarlası içinde olursan, orada bir iki sek sek oynayayım falan dersen Senin bacağın mayına patlar, mayını bulur ve bacağını kaybedersin. İşte.. Bu iş böyledir kardeşler. O Adem nebi ve Havva anamız cennette elbiseli miydi değil miydi? Cennet elbiselerini giyinmişlerdi. O elbise yok diyenler! Bu ateiste de cevabı bu şekilde verdik. Adem ve Havva anamızın sınavı neydi? Tek bir sınavı vardı. Bizim bu dünyada bir sürü sınavımız var. Onların bir tek sınavı vardı. Her şey serbest, bu yasak! Ama onlar ne yaptılar? Şeytanın dışarıdan vesvesesi ile merak ettiler ve aldatıldılar. Çünkü şeytan onlara dedi ki; “Bu ağacın meyvesinden yerseniz ebedi olarak cennette kalacağınız için…” Allah da sizi burada ebedi olarak tutmamayı murad ettiği için onu size yasakladı. Sizi buradan çıkartacak. Siz en iyisi o ağaçtan o meyveyi yiyin dedi. Bu şekilde vesvese vererek kandırdı. Müthiş bir ters psikolojiyle, ters psikoloji. Ve aldandılar, meyveyi yediler. İşte onların da sınavı buydu ve sınavı kaybettiler. Dünyaya geldiler ve soyları soylandı. Boyları boylandı ve biz dünyaya geldik. Şimdi sınav sırası bizde. Onlar sınavlarını verdi. İmanla gitti. Sınav sırası bizde kardeşler. Bizim bu sınavı kaybetmememiz gerekiyor. Kaybetmemek için de nasıl giyineceğiz ne yapacağız bunu bilmemiz gerekiyor. Bugün sokağa çıktığınız zaman özellikle yaz aylarında, Bütün genç kardeşlerimden aldığım mesajdır. Yazın sokağa çıkmak istemiyorum hocam. Adam bekar adam. Cinsel gücünü dışarıya atma gibi bir durumu da yok. İstimna caiz değil. Zina yapmak da caiz değil, haram. Ee bu adam da ne yapıyor? Evde kalmaya çalışıyor. Çıktığım zaman diyor, kadınların büyük bir çoğunluğunu çıplak olarak görüyorum. Çıplak olarak gördüğüm zaman da kalbim kalıyor, gözüm kalıyor. Namaza durduğum zaman bile karşıma çıplak kadın suretleri gelebiliyor. Bunlar hep bugünde genç kardeşlerimizin çektiği sıkıntıların büyüklerindendir. Allah bize dayanma ve sabır gücü versin kardeşler. Amin! Bu kızlarımıza da, bu ablalarımıza da Allah hidayet nasip etsin. Amin! Muhammed Aleyhisselam buyurdu ki, cehennemde kadınların sayısı, erkeklerin sayısından fazladır. Bir daha söylüyorum. Cehennemde kadınların sayısının erkeklerin sayısından fazla olduğunu gördüm diyor miraç gecesinde. Sahih bir hadistir. Neden böyle? Çünkü vesile oluyorlar, çok vesile oluyorlar. Erkeklerin de günaha girmesine vesile oluyorlar. O çıplak olduğu için biz bakma hakkına sahip miyiz? Kesinlikle değiliz. Ama vesile oluyorsun. Benim için bunu kolaylaştırıyorsun. Haram yapmamı kolaylaştırıyorsun. Rabbim, bu insanlara hidayet nasip etsin. Amin! Bizi de korusun. Amin! İşte kardeşler.. velibâsu-ttakvâ Bu da üçüncü elbise. Takva elbisesi öyle bir elbise ki, Bu elbiseyi giyen, bunu da Allak gökten indirmiştir. Nasıl indirmiştir? Yağmur ile değil bu. Bu takva elbisesi de bununla inmiştir. Allah’ın kitabı. Ve peygamberimizin sünneti. Kitabı ve sünneti yaşayan bir adamda takva kendini ortaya çıkartır. O adamın görünüşü, duruşu nur saçar. Tesiri çok fazla olur. İbadetten çok lezzet alır. Ve etrafındaki insanların kalbinde ona karşı bir güven ortaya çıkar. Takvanın işaretleridir bunlar. Etrafındaki insanlar anasına, babasına, kardeşine açıklayamadığı sırları söyleyemediği sırları o takvalı olarak gördüğü adama söylerler. Bu konuda İslam’ın görüşü nedir? Bak sana anlatıyorum bu durumu. Bu günahtan kurtulmam lazım ama akrabamdan kimseye söyleyemiyorum. Senin Allah’a benden daha yakın olduğunu düşündüğüm için ilmi olarak da benden daha ilerde olduğuna hüsnü zan ettiğim için Bu meselemi sana açtım. Bana ne yapmam lazım İslam’a göre bildir der ve ondan yardım isterler. Bu adam takva elbisesini giymeye başlamış demektir. Diğer gelen insan ne yapıyor? Ben de bu elbiseyi giymek istiyorum diyor. Sabah ezanı okunduğu zaman ben yatakta fosur fosur uyuyorum. Ama sen, sanki bir askerin koğuş kalk emrini alması gibi, fişek gibi havaya kalkıyorsun. İkimiz de insanız, ikimizin de aklı başında. İkimizin de gözleri çalışıyor, kafası çalışıyor, elleri var. Ama ben kalkamıyorum. Üstümdeki o yorganı, pikeyi atamıyorum. Ama sen bıçak gibi kalkıyorsun. Bende bir şeyler eksik. Benim, benim bedenim çıplak. Dışarıya çıktığım zaman senin gibi, elbise giymiş gibi görünebiliyorum, görünebilirim. Ama hakikatte iç alemim çıplak. çıplak.. Dünya elbisesi, insanları hayvanlar alemine katılmaktan korur. Bizim hayvanlar ile aramızdaki fark nedir kardeşler? Elbise giymek. Hayvanlar elbise giymez. İnsanlarsa, beden azaları görünmesin diye elbise giyerler. Bu bizi hayvanlardan ayırır, dünya elbisesi. Bir de takva elbisesi vardır ki, takva elbisesi ise bizi meleklerin derecesine çıkartır. Mesele bu elbiseyi giyebilmektir. Allah bize bunu nasip etsin kardeşler. Amin!

Nasıl yaşarsan, öyle ölürsün! İşte şok edici iki olay…

Şimdi iki tane haber okuyacağım kardeşler. Lütfen iyi dinleyin. Ama bu haberleri dinlerken… Şu Hadis-i Şerif aklınızın bir köşesinde dursun. Rasulullah buyurdu (sallallahu aleyhi ve sellem); “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz…” Mealen bir hadis söyledim. Mana rivayeti yaptım. Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Bu Hadis-i Şerifi aklınızda bulundurun. Şimdi iki tane okuyacağım haberi iyi dinleyin. Artvin’de cami imamı, arızalı hoparlörün onarımı için çıktığı minarede, kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Cami imamı bu, minareye çıkıyor ki; hoparlörü düzelteyim diye. Artvin’in Şavşat ilçesine bağlı Yaşar köyünde… Cami imamı, minarede kalp krizi geçirdi. Cami imamı Özgen GÜL; bozulan cami minaresine bağlı hoparlörü onarmak için çıktığı minarede aniden kalp krizi geçirdi. Hayatını kaybettiği anlaşılan imamın cansız bedeni çıktığı minareden olay yerine gelen vinç vasıtasıyla indirildi. Şimdi kardeşler! Bu adamın vazifesi değil hoparlörü onarmak. Normalde teknik ekibin işidir, fakat belki adamın elinden bu işler de geldiği için Para vermeyeyim caminin parasını boşuna, ben çıkayım yapayım demiştir. Şimdi bu adam; Minareye çıkarken ezan okuma niyetiyle çıksa ve o anda ölseydi ne olurdu? Yine şehit olurdu. Bu adam, minaredeki herhangi bir arızayı gidermek için çıktığından ne oldu kardeşler? Yine aynı şehittir. Camideki herhangi bir hizmet… En ufak bir hizmete karşı… En ufak bir iş yapma niyetiyle orada hareket yaptın. Mesela camide… Gittin imama dedin ki, bana elektrik süpürgesini ver, cuma namazından önce şurayı bir süpüreyim. Benden! Vaktimin, yarım saatini, bir saatini buraya vermek istiyorum. Allah yoluna hizmet yapmak istiyorum. Allah’ın mescitlerini ancak; Allah’a iman edenler temizlerler, ve imar ederler diyor Kur’an da Mevla Teala Hazretleri. Bu da iman etmiş bir genç olduğu için bana müsaade et, şu camiyi bir temizleyim dedi. Kalp krizi, bunun yaşı yok. 18 yaşındaki genç kardeşime de, halı sahada vuruyor kalp krizi, ölüyor. 60 yaşındaki adama da vuruyor. Ölüyor, kalp krizi! Ani ölüm… Bu güzel bir ölümdür Müslüman için. Bu kardeşimiz camiyi temizlerken, süpürgeyle camiyi süpürürken; kalp krizi vurdu ve öldü. Bunu hükmü nedir kardeşler? Afrin’de savaşan Müslüman kardeşim var ya, o askerler var ya; Öldürülürse, ne olursa bu da aynıdır. İslam yolunda, Allah yolunda çalışırken; Herhangi bir şey gelirse başına… Kalırsa Gazi’dir, ölürse Şehittir. Bu, İslam’ın verdiği bir nimettir. Mesela şurada İslami bir vaaz yapıyoruz, ilim meclisindeyiz. Muhammed Aleyhisselamın halkasını devam ettiriyoruz. İnşaAllah kıyamete kadar devam edecek. Bir şey olsa, başımıza bir şey gelse ve buradan aramızdan birkaç tane kardeşimiz ölse, öldürülse… Hükmü nedir kardeşler? Şehittir. İlim öğrenme yolunda, atılan her adım cihat sevabıdır diyor, Efendimiz Aleyhisselam. Sen yolda gelirken, buraya gelirken bile öldürülsen; Başına bir iş gelse, Şehitsin. Burada da ölsen, Allah burada ruhunu alsa, Şehitsin. Buna hükmi şehit deniliyor. Dünya’da tabutunun üzerine Türk bayrağı asmazlar Ama ahirette, şehitler gibi karşılanırsın. Çünkü Allah yolunda gittin. İşte, bu imam kardeşimiz ne kadar nasipli bir adam ki, Camiye hizmet ederken öldü. Camiye hizmet yaparken, Allah’a hamdolsun. İnşaAllah, Muhammed Aleyhisselamın komşusu olur. Bu bir olay, bir tane daha olay var… Hiç yerinde olmak istemeyeceğiniz bir adam bu! Genelevde fenalaşarak hayatını kaybetti. İki uç, bakın! Birisi şehit gidiyor, öbürü geneleve giderken… Zina etme isteği var. Geneleve gidiyor. Orada, nasıl yaşarsan… Su testi’si su yolunda… Hadisin, ata versiyonu bu. Su testisi su yolunda kardeşler. Alışkanlık haline getirmiş, zina etmeyi… Geneleve gitmiş, orada takla! İstanbul Karaköy’de, geneleve giden 60 yaşındaki adam… Yaş kaç? Kardeş. (Gülüşmeler) 60 Allah, zina eden ihtiyara mahşer günü asla rahmet nazarıyla bakmaz. Hadis-i Şeriftir. Bak! Genç demiyor ha. Genç zaten, şehveti çok kuvvetli olduğu için; zina eder tövbe eder… Uzak kalır, bir daha da yapmaz. Allah onu affeder, rahmet nazarıyla bakar. Ama ihtiyar bu adam ya! 60’ı görmüş, 70’i görmüş, ama hala zinadan kaçamıyor. Hala nefsini tatmin etmenin peşinde. Bundan dolayı, Muhammed Aleyhisselam diyor ki; Allah zina eden ihtiyara, asla rahmet nazarıyla bakmaz. Fenalaşarak yaşamını yitirdi. Karaköy’deki genelevden bugün 02:00 sıralarında, 112 acil servisi arayan çalışanlar; Bir müşterinin fenalaştığını söyleyerek yardım istedi. Acaba merak ediyorum oradaki çalışanlar, o genelevde hizmet yapan kadınlar, hayat kadını falan diyorlar… Hayatını fuhuştan kazanan kadınlar! Vallahi yaptırdığınız her zinanın, 1 günahın 1 misli size yazılıyor. Şimdi, bir kere kendi bedenini kullandığın için; Kendi bedenini haram bir yolda kullandığın için, bunun bir zina günahı var kadına. Bu, birinci. İkincisi; Adama da kapı açıyorsun. Para karşılığı, adamı da günaha sokuyorsun! Sen bu işi yapmazsan, öbür kadın yapmazsa… Bu adam, zina yapacak bir yer bulamayacak. Ne yapacak? Mecbur gidecek, birisiyle evlenmek zorunda. Birisinin gönlünü yapmak zorunda, nikah teklif etmek zorunda. Taşın altına, elini koymak zorunda. Ama ne yapıyor? Bu olmadığı için, kolay yola gidiyor. 50-100 TL veriyor, nefsini tatmin ediyor ve evlenmiyor. Taşın altına elini koymuyor. Kadınlar da evde bekar bekar oturuyor. Evlenmeyi bekleyen binlerce, on binlerce kız var. Neden? Erkekler diyor ki; Zina 50 TL ben niye evleneyim ki, 50-100 bin TL borca gireyim diyor. Olay bu kadar kötü! Bu kadar zor. Acaba adam son nefesini verirken… O kadınlardan bir tanesi, şehadet getir! Şehadet getir! Demiş midir? Ben de bunu merak ediyorum. Orada kadının aklına bu gelir mi acaba? Ya da sadece kalp masajı falan mı yapar? Dur ya! Müşteriyi kaybetmeyelim falan 🙂 Ya SübhanAllah Ya. Acaba kadın şehadet mi getirtir? Yoksa… SübhanAllah! Şehadet mi getirtir? Yoksa kalp masajımı yapar kadın, ne yapar acaba? Bence dünyayı çok seven bir kadın olduğu için şehadet filan aklına gelmez onun. Direk kalp masajına gider, müşteriyi kaybetmeyelim muhabbeti. Bunun üzerine, olay yerine gelen sağlık ekipleri; A.K.S. adlı müşterinin, (A.K.S. adamın ismini vermiyorlar.) Hayatını kaybettiğini tespit etti. Sağlık ekipleri bir geliyor oraya, bir bakıyor yanında çıplak kadın… Bu da orada yatıyor, ne diyor? “EX!” Onların bir tabiri var. Öldü demiyor, Ex diyor Ex. Hayat kadınının ifadesi alındı. Hayatını kaybeden kişiyle ilişkiye giren hayat kadını, ifadesi alınmak üzere polis merkezine götürülürken… 60 yaşında olduğu öğrenilen müşterinin, kesin ölüm nedeni; Adli tıp incelemesi sonunda belli olacak. Şimdi; kalp midir, böbrek midir? Ne olduğu adli tıp’ta belli olacak da… Bir şey net belli! Ne o? Zina üzere öldü bu adam. Zina üzere… Yani büyük bir günah üzere öldü. Hangi büyük günah üzere ölürsen, öyle diriltilirsin. Muhammed Aleyhisselam, mahşer gününü anlattığı Hadis’inde ne diyor; Zina eden insan mahşere pis kokularla çıkar. Öyle pis kokularla çıkar ki etrafında ki bütün insanlar ondan kaçarlar. Zina eden insanın çıkartacağı koku… İçki içen de aynıdır. Faiz yiyen de aynıdır. Adam, zina üzere öldü. Bunun cenaze namazı kılınır mı? Kılınır. İçki üzere ölse, zina üzere ölse, faiz üzere ölse… Bunların cenaze namazı kılınır. Yeter ki onun haram olduğunu kabul etsin. Reddetmesin. Ama bu ihtiyar derse ki etrafına, o zina evine gitmeden “Ya bu zamanda da zina mı var kardeşim. Bana göre günah değildir ya!” “Bana göre!” diyorsa İslam’ın açık hükmünü inkar ettiği için, bu adamın cenaze namazı kılınmaz. Sen de bunu duyduysan bu adamın cenaze namazına gidemezsin. Aradaki fark budur kardeşler. Allahu Teala, bizlere hidayet nasip etsin. Ruhumuzu vermek istediğimiz hal üzere yaşamayı, devamlı bu surette yaşamayı bize nasip etsin. Amin.