Peygamberimizin peygamberlik öncesindeki karakteri hakkında bazı temel bilgiler

Bismillâh elhamdülillah Vessalatu vesselamu alâ Resûlillah Peygamber Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem’in Peygamber olmadan önceki hayatını peygamberlikten sonraki ibadet ve Allah’a yakınlık ile ilgili kurallarla ölçmemiz mümkün değil. Çünkü namaz, vesaire bir şey bilmiyordu. Ama peygamberlikten önce de 1) Hiçbir putun önünde eğilmedi. 2) Şiirle bildiğimiz şiir ilgilenmedi. 3) İçki kullanmadı, çirkin söz kullanmadı. 4) Emindi, Emin insandı. Doğruluğu ile ve emaneti ile biliniyordu. 5) Sıla-i rahimi çok önemsiyordu. Yani akraba ilişkileri çok güçlüydü. Bu beş özelliğiyle Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem Peygamberliğinden önce de biliniyordu zaten Peygamber olduktan sonra da bize Allah sizi böyle görmek istiyor diye emir buyurduğu şeylerle kendisi donanmış oldu. Velhamdülillahi Rabbi’l-âlemin

Ateist genç neden intihar etti?

Bir kardeşim bir video yolladı. Oturdum, on dakika izledim. Bir adam neden intihar eder, bunun cevabını bulmak için. Otuz, otuz beş yaşlarında bir adam… İnternette kendisini öldürmeden önce, kendisini asmadan önce bir tane video koymuş. Videoda bazı arkadaşlarına selam yolluyor. Sıkıntılarda olduğunu söylüyor. Psikolojik sıkıntılarım var, diyor. Doktorlara gittim, tedavi görmek istedim ama kurtulamadım, diyor. Ve şöyle diyor: “Ben Allah’a inanmıyorum.” Yani bir ateist, Allahsız. Dolayısıyla ben öldüğüm zaman beni toprağa gömmeyin sakın. Bak kim benim cenazemle ilgilenecekse diyor, ölmeden önce adam vasiyet açıklıyor ya. “Kim benim cenazemle ilgilenecekse ondan ricamdır beni toprağa gömmeyin, toprak istemiyorum. Ya bedenimi balıklara atın, balıklar parçalasın, bir faydam olsun. Yahut da bedenimi kadavra olarak kullansınlar.” diyor. “Bilim çalışmalarında kadavra olarak kullansınlar, bilime bir faydam olsun.” diyor. Kendince azaptan kurtuluş şekli düşünmeye çalışıyor. Öyle kendisini tatmin etmeye çalışıyor. Kardeşler, konuşmasının arasında, o on dakikalık bölümde bir cümle aldım. Bir cümle… Cümlede şöyle diyor bu intihar eden vatandaşımız, kardeşimiz diyemem çünkü Kur’an Müslümanların kardeş olduğunu beyan ediyor. Ben Allah’a inanmıyorum dedikten sonra bizim kardeşimiz değildir, vatandaşımızdır. Aynı vatan için çalışırız, çabalarız, uğraşırız. Ama mümin kardeşimiz olamaz. Şimdi, cümlelerin içinde şöyle bir cümle kurdu bu adam, dedi ki: “Çalışıyorum, ediyorum, koşturuyorum, para kazanıyorum, eğleniyorum. Sonra geliyorum tekrar kendimi düzeltmeye çalışıyorum. Tekrar kendimi inşa etmeye çalışıyorum. Artık sıkıldım, artık yoruldum. Düzelirim diyorum, düzelemiyorum.” “Kendimi inşa etmeye çalışıyorum.” cımbızla çekmeniz gereken kelime bu. Kendini nasıl inşa edebilirsin? Bu bedenin, bu toprağın sahibi kim? Sen misin bunun sahibi? Bu gözleri sen mi yaptın? Bu saçları sen mi koydun oraya? Bak şekil veriyorsun sabahleyin kalktığın zaman, aynanın karşısına geçiyorsun, saçlarına şekil veriyorsun. Dükkana gittiğim zaman esnaf arkadaşlarım beni kötü görmesin, diyorsun. Sen mi yaptın, bu saçları oraya sen mi koydun? Ayakların yürürken sen mi diyorsun ayağım sağ adım at, ayağım sol adım, sağ ayak at, sol ayak at? Tramvaya doğru yürürken, arabana doğru yürürken konuşuyor musun ayaklarınla? Konuşmuyorsun. Yemek yerken gırtlağına diyor musun, dişlerine söylüyor musun? “Bak iyi öğütün ha dişlerim, iyi öğütün. Gırtlağım çalış biraz, çalış. Yemeği aşağı al. Mide durma, öğüt biraz. Bir kısmını dalağa, bir kısmını akciğere hadi çalışın biraz.” diyor musunuz? Demiyorsunuz. Şu hâlde bu beden denilen fabrikayı kim yönetiyor, kim çalıştırıyor bunu? Sahibi, yaratıcısı kimse o çalıştırıyor. Şu hâlde bedeninin sahibi sen değilsin. Bedenin sahibi Allah, aklının ve ruhunun sahibi de Allah. O zaman bu ruhun sahibine kulak vereceksin. Gözlerini açacaksın ve onu dinleyeceksin. “Allah’ım, bu kendi kendimi inşa etmek istediğim ruhum, aklım, kalbim bozuk. Şu anda bende bazı problemler var. İnsanlarla diyaloglarım iyi değil. Sıkıntılarım var, huzurum yok. Param var, işim yerinde, gencim, yakışıklıyım. Kolum çolak değil, gözüm kör değil, tek kulağım sağır değil, her şeyim yerli yerinde. Benim problemim var, ruhi bir bunalımım var. Allah’ım ben bunu nasıl giderebilirim?” diye Allahu Teala’ya bir kere dönemiyor. Allah nasip etmiyor. Doktorlara gidiyor. O doktora bin dolar veriyor, bu doktora iki bin dolar veriyor. Ama bu buhrandan çıkamıyor, kendisini inşa edemiyor. Yine cümlelerinin arasında bir cümle, “Biraz daha yaşasam ne olacak?” Muhakkak beni izleyenler bana şunu diyeceksiniz, “Biraz daha devam et, belki düzelirsin.” diyor. Olmuyor, diyor. Biraz daha yaşasam şu olur diyor: “Birkaç partiye daha giderim, birkaç kızla beraber olurum, içki içerim ama evime döndüğüm zaman, sabah kalktığım zaman yine aynı buhran. Ben bunu istemiyorum artık. Yoruldum.” diyor. Partiye giderim, diyor. Bak adamın hayatının özeti bu. Partiye giderim! Parti ne demek? Bir partide üç şey yapılır: Bir, içki içilir, kusana kadar içki içilir. Kustuktan sonra rahatlar. Bir daha içer. Başı ağrıyıncaya kadar içmeye devam eder. Ondan sonra ne olur? Ot içmeye başlar. Partide içkinin tadını aldı mı sıra ot partisine gelir. Ot içer, kafalar uçar. Bu ikinci kısımdır. Sonra rütbe atlar ve zina başlar. Partilerde kızlar erkekler beraber, müzik son ses. Sonra ne olur? Sabahleyin bir kalkar, insanlıktan çıkmış. Başı ağrıyor, vücudunda kuvvet yok. Bitmiş. İçkiyle, uyuşturucuyla dolmuş beden. Bir de üzerine zina yapmış, efor sarf etmiş. Beden bitmiş. Tekrar işe gitmek için hazırlık yapar. Bu bedeni nasıl inşa edeceksin kardeş? Haramı doldurdun, doldurdun, doldurdun. Nasıl inşa edeceksin bu bedeni? Bu gencecik adam intihar ediyor. İntihar ediyor. Neden? Çünkü “Ruhu kim yarattı, kalbi kim yarattı, irade-i cüziyi kim yarattı?” bu soruların cevabını aramıyor. Sormuyor, soruşturmuyor, sorgulamıyor. Ya benim ülkem %99’u Müslüman olan bir ülke. Yetmiş beş milyon insan var, yetmiş dört milyon Müslüman var. Ya bu yetmiş dört milyonu aptal da bir ben ateist kafayla ben mi akıllıyım ya? Bunların hepsi ahmak mı, bunlar yanlış bir şey mi yapıyor? Sabahın köründe bu adam buz gibi suyla abdest alıp Allah’ın huzuruna durduğunu söylüyor. Bu adam niye bunu yapıyor? Dur bir araştırayım ya. Bir araştır be kardeşim ya. Zina etmeye vaktin var, içki içmeye vaktin var, kumar oynamaya, nefsini eğlendirmeye, nefsine tapınmaya vaktin var. Ama “Toprağın altına girdikten sonra bana ne olacak?” sorusunun cevabını bulmaya vakit bulamıyorsun. Sen nasıl bir insansın kardeş? Sen nasıl bir insansın? Allah bir adamı delalette bırakmaz. Allah bir adam delalette bulunursa onu delalette bırakır. Bu adam nereden partilere alıştı? Bu adam parti arkadaşlarını nereden buldu? Bu arkadaşlarla takılmasaydı, sohbete giden bir iki arkadaşla takılsaydı bu adam sırf meraktan sohbete gidecekti. “Ne yapıyor bunlar orada ya, dur bir gideyim bakayım.” diyecekti. Gidecekti, bakacaktı. Bu sohbete gelen kardeşlerin yarısı kadar, yarısının yaptığı gibi “Ya ne kadar güzel bir yermiş.” deyip kalacaktı. Bu sohbete gelen bu kadar gencin yarısı “Dur bir bakayım, ne yapıyor bunlar?” diye geldi. Sırf meraktan… Neden geldi? Çünkü arkadaşı davet etti. “Kardeşim bir sohbet mekanına gidiyorum, ilim öğreniyoruz. Toprağın altında da bize lazım olan ilimlere ihtiyacımız var. Bunları tahsil ediyoruz. Gelmek ister misin?” dedi. Bu kardeş de davete icabet etti ve sonuçta “Allah dilediğine hidayet eder.” (Kasas, 56) ayeti tezahür etti. Dilediğine… Niye diliyor? Niye Allah bazısına diliyor, bazısına dilemiyor? Soruyu tekrar soruyorum. Niye Allah’ımız bazılarına hidayet diliyor, bazılarına da delalet diliyor? Allah’ın suçu mu bu? Haşa ve kella. Sen delalet ortamlarında bulunursan, sapık ortamlarda bulunursan Allah sana delalet eder ve seni sapıklıkta bırakır. Sen Hadi ismi şerifi hürmetine hidayet edebileceği, hidayet edeceği ortamlarda bulunursan Allah sana hidayet eder. Sohbet meclisine gelip de ruhu bunalan adam olur mu? Çıktığın anda fesferah çıkarsın. Başlangıçta tövbe ediyorsun. Sohbet içinde boyuna ilim tahsil ediyorsun, her saniyen ibadet. Melekler akın akın geliyor hadis-i şeriflerin deyimiyle. Sana dua ediyorlar, semada Allah’a seni methediyorlar. Sen daha ne istiyorsun? Bu adam buradan çıktığı anda kuş gibi çıkar. Yeni Müslüman olmuş adam gibi çıkar. Bu adamda psikolojik sıkıntı kalır mı? Bu adam psikolog doktora para verir mi? Kardeşim benim psikolojik sıkıntım yok. Ben her hafta sohbete giden bir adamım. Müslümanın her türlü hastalığı olur ancak ruhi bunalım hastalığı olamaz. Depresyon hastalığı olamaz. Dikkat buyurun, her hastalık için Müslüman, doktora gidebilir. Ama depresyon denilen, bunalım denilen bir hastalık için doktora gidemez. Böyle bir hakkı yok. Çünkü Müslümanın Kur’an’ı var, Müslümanın zikri var, Müslümanın peygamberi var, Müslümanın sohbeti var. Bunlar varken; ruhu genişletecek, kuvvetlendirecek, göğsü genişletecek bu hasletler, özellikler varken, bu hayırlılar varken Müslüman nasıl bunalıma girer? İntiharı nasıl düşünebilir? Şeytan takmış kancayı, boyuna nefsine çalışmış. Nefsini tatmin etmiş, etmiş, şımartmış. Arkadaşın tavırlarından, hareketlerinden şımartılmış ve şımarmış bir adam olduğu belli. Mimikler, jestler şımarık bir adamın usulü. Bir Müslüman böyle konuşamaz. Bu, bir tek örnektir. Şu anda ülkemizde ateist olmak üzere olan ve ateist olmuş olan bir sürü genç vardır. Neden ateist oluyor? Çünkü kolayına geliyor. İbadet yok, namaz yok, zikir yok, sohbet yok, ilme ihtiyacım yok. Zina serbest, içki serbest, uyuşturucu serbest. Her şey serbest, ateist oldum, diyor. Allah Teala bu gençleri girdikleri sapkın yollardan kurtarsın. Amin. Hadi ismi şerifiyle bunlara hidayet nasip etsin. (Amin) Amin.

Nasuh tövbesi nasıl yapılır?

Tövbe-i nasuhu da anlatayım. Çünkü sabaha temiz çıkmamız lazım. Tövbe-i nasuhtan bahsetmem lazım. 2 saat içinde bitiriyorum İnşallah! Tövbe-i nasuhu tarif edeceğim kısaca. Ve bu işi bitireceğiz İnşallah Nasuh tövbesi vardır Kur’an’da, Nasuh tövbesi. Alllah Teala Hazretleri ne buyuruyor: “Ey İman edenler Allah’a nasuh tövbesi ile tövbe edin ki Allah günahlarımızı affetsin. Ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlerine koysun.” (Tahrîm Suresi 8. Ayet) (Amin) Allahımız bize bir tövbeyi tavsiye ediyor Nasuh tövbesi Ama ayetin sonunda bize bir mükafattan bahsediyor: Altlarından ırmaklar akan cennetler Bu ne ola ki? Bizi iştahlandırmak istiyor Mevla Teala hazretleri. Ben ne zaman bu ayeti okusam… Kardeşler beni bir gün bir çay bahçesine götürmüştü. Tahtadan yapılmış bir çay bahçesi altından ırmak akıyor. Ne zaman bu ayeti okusam bu çay bahçesi aklıma geliyor. Hayal gücüm ancak buraya kadar gidebiliyor. Daha ötesini hayal edemiyorum. Ama Allah Teala altlarından ırmaklar akan çay bahçesi demiyor. Cennetler diyor. Bir ev düşünün. Havada duruyor ve altından ırmaklar akıyor. Irmak… Şu kudrete bak. Güce bak. Ama aklım buraya erişemiyor. Bunu kazanmak için Mevla Teala bizden bir şey istiyor. Nasuh Tövbesi Yapın! Nesheden tövbe yapın. Nesh eden Kaldıran demektir. Neyi kaldıran? Geçmişini kaldıran tövbe Tarikatta buna biat tövbesi denir. Sünnetten gelir. Bütün sahabeler Resullah aleyhisselamın karşısına geçerler. Elini tutarlar ve şöyle derler: “Geçmişte yaptığım tüm günahlara tövbe ediyorum senin huzurunda Ey Allah’ın Resülü! Allah’ımın beni affetmesini diliyorum. Ve sana söz veriyorum. Bundan sonra içki içmeyeceğim zina yapmayacağım faiz yemeyeceğim günah işlemeyeceğim. Mümkün olduğu kadar haramlardan sakınmaya çalışacağım. Sana söz veriyorum.” Buna “nasuh tövbesi” denir. Sahabe bunu Efendimiz aleyhisselamın karşısında yaptı. Biz de karanlık bir gecede kıbleye döneceğiz. Allah’ımızın karşında yapacağız. Ama hayalimizde Efendimiz aleyhisselamı karşımıza alacağız. Hayal edeceğiz ki Efendimiz aleyhisselam karşımızda Dizlerini dizlerimize vurmuş. Ellerimizle onun ellerini tutmuşuz, kavramışız. Musafaha etmişiz. Bu musafahadır. Hayalimizde Efendimizle musafaha ettiğimizi düşüneceğiz o karanlık gecede. Ve Peygamberimize söz vereceğiz. Ve Allah’ımıza şöyle diyeceğiz: “Ya Rabbi Peygamberin hürmetine beni affet.” “Bu gece beni temize çıkar.” “Yeni bir hayata başlamam için bana güç ver.” Amin Buna “Nasuh tövbesi” denir. Bu tövbe nasıldır bilir misiniz? Geçmişi temizler. Geçmişi 0 yapar. Kişiyi yeni bir hayata başlatır.

Tatile gidecek olanlara tavsiyeler: Günah yüzdeni arttırma!

Yaz zamanı geldi, çıplaklar çıplaklığını yüzde elli daha arttırdı. Aranızdan bir çoğu tatile çıktı, birçoğu tatile çıkmak üzere. Allah Teala sıhhat verirse çıkacak inşallah. Ama bu kardeşiniz sizden bir şey rica eder. Tatile çıkacağınız zaman güneybatı kesimlerini tercih etmeyin, rica ediyorum. Çünkü itikadı, İslam’ı yaşama konusunda zayıf kesimler olduğu için çıplaklık orada buradan daha fazla. Bir Müslüman güneybatıya gitmemeli. Çünkü oraya gittiğin zaman muhakkak günaha düşeceksin. Muhakkak! Ben askerliğimi orada yaptım. Allah Teala bizi çıplaklar kampına yolladı. Her işte bir hikmet vardır, bir hayır vardır. Elhamdülillah bozulmadan, namusumu korumuş bir şekilde buraya gelmek nasip oldu çok şükür. Bundan sonra da bozmasın Mevla’m. (Amin) Oradan geldikten sonra on üç sene oldu askerliği bitireli, daha bir kere gitmedim. Tatile çıkma hakkımız var, çıkabiliriz ama gitmedim. Niye tercih etmiyorum? Çünkü bozuk mekan. Günah işleme ihtimalinin yüksek olduğu mekan, yüzdem artıyor orada. Ne kadar fazla çıplaklık, o kadar fazla günah yüzdesi. “Hocam, ben Allah’ın yarattığı güzellikleri görmeye gidiyorum.” Kardeşim, Allah’ın yarattığı güzellikler her yerde var. Git Karadeniz’e. Yeşillikleri bir gör bir için açılsın ya. Bir tane çıplak kız göremezsin. Fesferah olur gelirsin. Git umreye, orada harcadığın paranın yarısını harcarsın umrede. “Hayatımda görüp görebileceğin şu dünya denen gezegende en güzel yer neresi hocam?” Ben çok yere gittim. Kabe ve Ravza kadar güzel bir yer yok kardeşim, yok. Kimse bana laf anlatmasın. Git oraya, bak tatil nasılmış görürsün. Tatil yeri buralardır, güneybatı tehlikeli mekandır kardeşim. Aman dikkat et. “Hocam, yani oraları da görmek lazım. Bu dünyada bunu da yapmadım dememek lazım.” Bunlar yanlış fikirler kardeşim. Bak… Rabb’ime hamdolsun hayatımda hiç zina etmedim. Rabbime hamdolsun hayatımda bir damla içki içmedim. Rabbime hamdolsun hayatımda bir kere kumar oynamadım. Üç tane Allah’ımızın çok kötü dediği şeyi hiç yapmadım. Ve bugüne kadar hayatımda böyle bir eksiklik hissetmedim. Yani, “Bunları yapsam mı acaba? Bir deneyeyim ya, tövbe kapım da açık. Ölmeden önce tövbe edebilirim, bir deneyeyim.” Hiç böyle bir eksiklik hissetmedim. Ne gereği var ya. Allah Teala bu üçü hakkında Kuran’da bahsediyor mu? Bahsediyor mu? Ediyor. “Ve lâ takrabûz zinâ” (İsra, 32) Zinaya yaklaşmayın, o hayasızlıktır. Allah Teala bir şeye hayasızlıktır diyorsa bunda pislik var demektir, yapmayacağım. Allah Teala bana bundan sonra nasip etmesin inşallah. (Amin) Amin ya Muin. Allah Teala Kuran’da içki ve kumara, “Şeytan işi birer pisliktir.” tabirini kullanıyor mu, kullanmıyor mu? Kullanıyor. Allah pislik diyorsa ben bunu yapsam ne olur, yapmasam ne olur? Belli bunun ne olduğu, pislik diyor. Bunu yaratan Allah olduğuna göre benden daha iyi bilmez mi? Ben mi daha iyi bilirim, Yaratıcım mı da iyi bilir? Ayetle cevap vereyim. “Allah bilir siz bilemezsiniz.” (Bakar, 216) O zaman bunları yapmayacaksın kardeşim. Sabredeceksin, sabırla hareket edeceksin ve ahirette hiç kimsenin görmediği nimetleri göreceksin. Allah Teala bize nasip etsin inşallah. (Amin)

Mucizeler Ayettir; İnkâr eden kâfirdir!

Bu kalbi güzel meclislerde bulundurmaya çalışırsak, hayır dua alırız inşallah. İnşallah. Ama bozuk meclislerde de bulundurursak, hiç farkına varmadan küfre girebiliriz. Allah muhafaza. Mesela, kalp arkadaşa meyleder. Arkadaş seni bir sohbet meclisine çağırdı. “Gel kardeşim! Oturacağına burada, gel bir sohbet mekanına gidelim. Seni götüreyim. Falanca yerde bir profesör var, sohbetine gidelim.” dedi. Sen de boş bulunmayayım, boş durmayayım dedin ve sohbete gittin. Sohbeti anlatan kişi, lafın arasında şöyle dedi: ”Mucize diye bir şey yoktur, Kur’an’da mucize yoktur, mucizelere inanmak zorunda değilsiniz. Bu uydurmadır. Hep hadislerde geçer, ayetlerde mucize yoktur.” dedi. Senin de ilmin olmadığı için ”Ya, bu adam koca profesör. Mucize yoktur diyorsa demek ki mucize yoktur.” dedin. Onun söylediği batıl şeye tasdik getirdin. “Tamam ya, mucize yokmuş demek ki.” dedin ve dille ikrar ettin. İslam’da mucize yoktur diyen adamın hükmü nedir? Küfürdür, dinden çıkmıştır! Elfaz-ı küfür derslerinde işlediğimiz konulardan bir tanesi nedir? Mucizeyi inkâr, küfürdür. Muhammed Esed gibi sapık mealcilerin kitaplarından dini öğrenmeye kalkanlar, mucizeyi inkâr ederler. Hâlbuki mucize ve keramet ayetlerle sabittir. Ama bu adamın kötü bir niyeti yoktu. Bu adam sohbete davet edildi. İlmi olmadığı için, ilmi olmayan adam küfre düşme konusunda çok kolaydır, çok savunmasızdır. Hemen düşebilir. Gözü görmeyen bir adamın çukurlu bir yerde yürümesi gibidir. Belediye çukurlar kazmış, bu adamın da gözü görmüyor. Bastonla yol bulmaya çalışıyor. Bu adam düşer. Düşer bu adam, ilmi yok çünkü. İlim nur demektir, gözlerin açılması demektir. Bu adam da davet edildi, davet edildiği yere gitti. Ama davet edildiği yer, ehl-i sünnet dışı sapık bir yerdi. Ve şöyle dedi: ”Mucize diye bir şey yoktur.” Ama Allah Kur’an’da böyle söylemiyor. Allah Teâlâ Kur’an’da bazı peygamberlere verdiği mucizelerden bahsediyor. Siz bu Kur’an’ı nasıl okuyorsunuz? Siz bu Kur’an’ın neresine bakıyorsunuz? Eğer niyetiniz hakikaten dini bozmak, reformist bir kafayla tahrif etmekse, açık açık söyleyin. “Biz yeni bir Kur’an yapmak istiyoruz.” deyin. Biz de bilelim dostu düşmanı. Ama siz diyorsunuz ki: “Bugüne kadar gelmiş olan Müslümanlar, dört mezhebe tabi olan Müslümanların tamamı yanlış bir Kur’an okudu. Yanlış bir inanışta, bunlar bozuk yolda. Biz bu dört mezhebi lav ediyoruz. Biz bu sahabeyi lav ediyoruz, sadece Kur’anla hükmetmeye başlayacağız.” diyorsunuz. Ve insanları Kur’an bize yeter deyip, aldatmaya çalışıyorsunuz. Şu sözümü kaydedin, aklınıza kaydedin. Bu ülkedeki en büyük sahtekârlar, Kur’an bana yeter diyenlerdir. Herhangi bir yere gittiniz. Birisinin ağzından şu söz çıktı: “Kur’an bize yeter.” Bu adam sahtekârdır. Bu adam en büyük sahtekârdır, yalancıdır bu adam. Çünkü Kur’an yetseydi, Allah peygamberler göndermezdi. “Yüz yirmi dört bin peygamber gönderdi.” diyor Efendimiz Aleyhisselam. Bu peygamberlerin ne işi var o zaman ya? Madem vahiyler, İncil, Tevrat, Kur’an bize yeterdi. Bu peygamberler niye geldi? Ne işi vardı bunların bizim yanımızda? Niye Allah bizim nefsimizden, bizi ikaz eden insanlar gönderdi? Ne gereği vardı? Cebrail gökten inerdi. Bir kanadından bir kitap uzatırdı bize: ”Ben Allah’ın meleğiyim. Hiçbir aracısız Allah Teâlâ size bu kitabı uzattı. Alın, okuyun. Namazı kılın, orucu tutun.” derdi, olay biterdi. Allah böyle murad etmedi. Allah bizim gibi namaz kılacak bir varlık, bir insan gönderdi bize. Bize namazı tarif ederken biz baktık, o da namaz kılıyor. Bize içki içmemeyi tarif ederken, bizi ondan men ederken biz baktık, peygamber de içki içmiyor. Bize güzel konuşmayı, yumuşak konuşmayı anlatırken biz baktık, bizden çok daha yumuşak konuşuyor. Bize bizim nefsimizden bir insan gönderdi O. Allah’ın adeti böyledir. Bütün kavimlere peygamber göndermiştir. O zaman bize Kur’an yeter sözü nereden çıkıyor? Bu ne sapıklık? İşte bize Kur’an yeter dediğin zaman Kur’an’daki açık mucize ayetlerini de inkâr ediyorsun ve kâfir oluyorsun. Hocam delil getirir misin? Getiriyorum. Kamer suresinin ilk ayetinde, Allah Teâlâ bizim Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselam’ın bir mucizesinden bahseder. Nedir o? ”İkterabeti-ssâ’atu venşakka-lkamer.” (Kamer, 1) Vakit geldi. Zaman yaklaştı. İşaret etti ve ay ikiye bölündü. İşaret etti. Allah Allah? Kim işaret etti? Cebrail mi işareti? Allah’ımız mı işaret etti? Hayır! Müşrikler geldiler Efendimiz Aleyhisselam’ın yanına. ”Bize bir mucize gösterirsen sana iman edicez ya Muhammed” dediler. Sallallahu aleyhi ve sellem. Efendimiz Aleyhisselam ne dedi? “Ne istiyorsunuz, nasıl bir mucize istiyorsunuz?” “Şu ayı ikiye bölebilirsen, biz de sana iman ederiz.” Dünya’nın dışında bir yerden bir delil istediler ki, büyücüler dünya içinde herhangi bir şeyi, bir şey yapabilirler. Ama bunlar ne istedi? Dünyanın dışında bir cisme işaret yapabilir misin? Efendimiz Aleyhisselam, işaret parmağı ile ayın ortasını çizdi. Ve ay üç gün, üç gece boyunca ayrı kaldı. Ayrı! Dikkat buyurun, ayrı kaldı! Bu, Kamer suresinin ilk ayetidir. Peygamberimizin açık mucizesini Allah Teâlâ bu surenin başında zikretmiştir. Ancak bu olayı görmelerine rağmen bu müşrikler: ”Senin kadar büyük bir büyücüyü hayatımızda görmedik!” dediler. Ama bu sapıklar diyor ki: “Mucize yoktur.” Allah diyor ki: “İşaret etti, ayı ikiye böldü.” Bunlar diyor ki: “Yok öyle bir şey!” Küfürdür! Gittiğiniz yerlere dikkat edin. Başka bir peygamberden delil getireyim. Allah Teâlâ Kur’an’da Süleyman Aleyhisselam’ı anlatırken şöyle der: “Biz rüzgârı Süleyman’ın emrine verdik.” (Sebe, 12) Süleyman Aleyhisselam’ın en büyük mucizelerinden bir tanesi neydi? Rüzgâra hükmederdi. Ordularını taşısın diye büyükçe gemiler yaptırmıştı. Bir yerden bir yere seyahat edeceği zaman, ”Ey rüzgâr, gel ve bizi falanca beldeye götür.” derdi. Ayetle sabit, ”Bir aylık mesafeyi bir günde giderdi.” (Sebe, 12) diyor Mevla’mız. Bu bir mucizedir. Bir peygambere Allah’ımızın verdiği açık bir kuvvettir. Mucize! Mucize, acizde bırakan demektir kelime itibarıyla. Hâlbuki “Allah’ım sen bunu yap.” derdi. Kendisi hiç olaya müdahil olmadan Allah Teâlâ kudretiyle o işi yapardı. O zaman, Allah yapınca o işe mucize denmez. Allah’ın kudreti denir. Ama bu olaylar mucize diye zikredilir. Neden? Çünkü peygamberin elinden ya da dilinden, bir işaretle o olay ortaya çıkarsa, buna mucize deniyor. İşte, mucizeyi inkâr bu sebeple küfürdür. Nasıl iş, nasıl inkâr edersin? Nasıl yaparsın? Bismillahirrahmanirrahim Bir örnekte İsa Nebi’den vereyim. Bu konuyu atlayacağım. Allah’ımız Kur’an’da İsa peygamberden bahsederken, onun ağzından şöyle diyor: “Ben, Allah’ın izniyle körleri gördürürüm. Ben, Allah’ın izniyle ölüleri diriltirim.” (Mâide, 110) Dikkat buyurun! Ayette Allah diriltir demiyor. “Ben ölüleri diriltirim.” diyor. Ama ”illa bi iznih” Allah’ın izniyle. Şimdi, olayı yapan, yaparım dediği için buna ne deniyor İslam’da? Mucize. Allah’ın seçtiği peygamberden sadır olduğundan dolayı, buna mucize deniyor. Bu mucizelerden herhangi bir tanesini inkâr eden yani hiçbir insan, hiçbir insanın gözlerini açmamıştır diyen kâfir olur. Ayetle sabit çünkü. Ben açarım, diyor! Açtı mı? Bütün tefsir kitaplarına bakın. İsa Aleyhisselam’ın körlerin nasıl gözlerini iyileştirdiğini görürsünüz. Yine ayette ne diyor? “Sen, eline bir çamur aldın. Çamura üfledin ve biz onu bir kuş ettik, dirilttik.” (Mâide, 110) Çamurdan kuş olur mu? Kardeşim biraz aralar mısın burayı? Çamurdan kuş olur mu efendiler? Çamurdan kuş şekli yapabilirsin, hadi uçur bakalım! Uçuramazsın! Çünkü sen ve ben sıradan insanlarız. Peygamberler Allah’tan yardım istediği anda anormal şeyler yaparlar. Tıpkı kim gibi? Musa Aleyhisselam’ın denizi ortadan ikiye yarması gibi. Ama siz bu olayı Muhammed Esed’in mealine baktığınız zaman, bu gibi sapık hocaların, sapık reformistlerin kitaplarını okuduğunuz zaman nasıl görürsünüz? “Musa Aleyhisselam Kızıldeniz’in oraya geldiği anda, asasını suya vurduğu yerde, hâlbuki orada fazla su yoktu, kara vardı. Gelgit, medcezir olayları çok fazla olduğundan dolayı sular çekilmişti zaten. Dolayısıyla bir mucize söz konusu değildir.” Dersiniz ve Allah’ın açık ayetlerini inkâr edersiniz. Neden? Çünkü siz sapık reformistlerin peşinden koşuyorsunuz. Siz ehl-i sünnet hizmetkârlarının peşinde değilsiniz. Ehli sünnet yolundan karış kadar ayrılan, cehenneme gitmekten kurtulamaz. İşte delil! Mucizeyi inkâr ediyor. Kerameti de inkâr ediyor. Ya hadi o bir tarafa. Kerameti inkâr etmesi ayrı bir sapıklık. Ama mucizeyi inkâr etmek açık küfürdür. Kerametten de Kur’an’da deliller vardır. Konum değil, meselem değil başka bir zaman girmem lazım. Efendiler! Çağrıldığınız yerlere dikkat edin. Çünkü kalp meyleder. Kalp meylettiği anda Allah’ımızın buğz edeceği bir ameli işlersek bir daha da geri dönemezsin. Siz görmüyor musunuz? Mahallenizde bazı arkadaşlarınız da sohbete gidiyor. Ve size şöyle diyorlar: “Yahudi ve Hristiyanlar da cennete gidecekmiş. Öyle değil mi?” Ya kardeşim! Bu nasıl sohbet? Sen nerede hizmet görüyorsun? Bin dört yüz yıldır bir tane İslam âlimi Yahudi ve Hristiyan’ı cennete sokamamış. Sen nasıl bunların cennete gireceğini söylüyorsun? Allah Teâlâ ayetlerinde onlara kâfir diye hitap ediyor. Sen kimi cennete sokmak gayretindesin? Allah’a akıl verme gayretinden ne zaman ayrılacaksın? Nasıl bir sapık mantıktasın ? Allah Teâlâ bunların kalbini çevirmiştir. İnşallah tekrar İslam’a geri döndürür. Çünkü bu sözü söyleyen, Allah’ın ayetlerinin tersini söylüyor demektir. Allah Teâlâ Kur’an’da herhangi bir şeye ak demişse, bir kul da buna kara derse ona kâfir denir. Söz onun sözüdür. Hüküm ona aittir. Allah sözünden dönmez. Allah’ın vaadi haktır, bunlar iki ayrı ayettir. Ahmet sözünden döner, İsmail sözünden döner. Münafıklık alametidir. Ama Allah sözünden dönmez! Allah Teâlâ yapacağımız işlerimizin neticesinde ayağımızı dini üzere sabit kılacağını vadetmişse, kılar. O sözünden dönmez. Allah bizi bozmasın.