DAYANAMADIM PATLADIM, HEMEN VAHABİ OLDUM!

Bir düğünde bir uyarı yaptım. Oradakilerin çok ağrına gitti. Şimdi düğünde, hoca olarak beni ayet-hadis konuşturacaklar, benden önce skeç yaptılar. Ne demekse skeç işte çıktılar birine uyduruk birşeyler giydirdiler. Bir defa insanları eğlendirmek için, Kanuni’nin Viyana’ya giderken giydiği kıyafetler, Osmanlı kıyafetinden birşey giydiriyorlar adama, palyaço olarak onu çıkarıyorlar. Yazıklar olsun! Benim ecdadımın, Balkanlarda şurada burada cihad için giydiği elbiseyi, senin düğününde eğlence malzemesi olarak giydiriyorlar palyaçolara. Bir defa orada hata başlıyor. Ondan sonra çıktı adam, milleti güldürmek için, damat adayını çağırdılar. İşte 3 çocuğun olsa ne yaparım? Ona dedirtmeye çalışıyor ki eve daha gelmem. 4 çocuğun olsa karıyı boşarım. Böyle birşeyler söylüyorlar. Diyelim 6 çocuğun oldu ne yaparsın? Damat orda daha önce anlaşmışlar. 6 çocuk mu diyor, bayılıyor damat. Yani öldüm gittim manasında. Tabi ben, bana söz verdiler çıktım. Bu kadar dalaleti gördüm, ondan sonra bana da konuş diyorlar. Ben de çıktım. Önce düğün sahibine dedim ama, ben hür bir adamım, diyanet memuru değilim çok rahat konuşurum dedim. Tabi hocam seni biz hususi çağırdık dediler. Tabi çıktım dedim ki; Kardeşler, düğününüzü karıştırmak istemezdim. Ama Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem, “Çoğalın iftihar edeyim! Ümmet-i Muhammed büyüsün” diyor. O biliyordu çünkü bir gün Amerika gelecek, ümmetin 6 milyon çocuğunu 3 senede yetim bırakacak, bari çok çocuk olsun bunu biliyordu Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem. Ümmeti Muhammed’in çoğalmasını iftihar edecek siz ne hal lan bu? Oturmuşsunuz ümmet çoğalacak diye adamları ürkütüyorsunuz. Burada gençler var kadınlar kadınlar zaten onlar öbür tarafa, iki çocuktan fazla doğurunca intihar ediyorlar. Bir hocanın bulunduğu bir yerde, Kur’an ile başlamış bir düğün merasiminde siz oturuyorsunuz, çok çocuğu olanın ölmesi lazım mesajını veriyorsun, bu da İslami düğün oluyor değil mi? Beni de şahit mi getirdiniz bu işe? Ben biraz daha konuşursam aleyhinize olur dedim indim oradan. Tabii hemen vehhabîlik geldi peşimden. Vehhabî! Vehhabî! Vehhabî! Bir yerde bir müftü efendi ile oturuyoruz, müftü efendi dedi ki: Hoca dedi seni televizyonda gördüm dedi sen dedi biraz vehhabîlik var değil mi sende dedi. Dedim ki: Hoca efendi dedim. Bende biraz vehhabîlik olsa Allah’a sığınırım. Ben İmam-ı Azam’ın kapısının paspasıyım. Mezhebim belli benim. Sen bende biraz laiklik yok desene dedim göreyim seni. Hadi bakalım. De ki bana bende laiklik yok biraz. Kimseye de söylemeyeceğiz telefonlarda kapalı şakasını söyle bu sözün dedim. Dedi hakikaten bu vehhabîler çok konuşuyor dedi. Konuşma bu..

Rızkı çoğaltmak mümkün mü?

Abdulkadir Geylani Hazretlerinin devesi, Bağdat’ta bulunmayan bir deveydi. En güzeline biniyor. Abdulkadir Geylani Hazretlerinin elbiseleri, bulunduğu beldede kimsede bulunmayan elbiselerdi keza İmam-ı Azam, Allah onlardan razı olsun. Bunlar en güzele biniyorlar, en güzel evde oturuyorlar, en güzel elbiseleri giyiyorlar fakat hiçbir koşturmaları, gayretleri, ekstra bir çalışmaları yok. Neden? Çünkü biliyorlar ki rızık ezelde taksim edilmiştir. Ben ne kadar çok koşturursam koşturayım Allah’ın bana taksim ettiğinden fazlasını alamam. Bu kesindir. “Er-rızku Al’Allah” “Rızık Allah’tadır.” Şu hâlde ben niye kendimi yıpratayım ki? Namazımdan keseceğim, ilimden keseceğim, sohbetten keseceğim, zikirden keseceğim, hacdan, umreden keseceğim para biriktireceğim de sıfır arabaya bineceğim, 200.000 TL’lik arabaya bineceğim. Neden bunu yapayım ki? Ahiretimi neden tehlikeye atayım. Ama şeytan geçici olanı kalıcı olanın önünde gösteriyor. Bu daha kıymetli diyor. Öbür tarafta kalıcı olan var. Gitmeyecek, elinden gitme ihtimali yok. Ama o 150.000 TL verdiğin arabayı 6 ay sonra elinden alabiliyorlar. Bir deprem oluyor, ev arabanın üstüne yıkılabiliyor. Bu dünyada her şeyi gördük kardeşler. Her şey olabilir.