Yeni Salgın: Mutsuzluk!

Bizler zamana bağlı varlıklarız. Zaman ise bizi dünya ile bağlamıştır. Evet, biliyoruz ki zaman geçtikçe zamanla beraber her şey yaşlanmaya başlar Ama insanın içindeki enaniyet ise hiçbir zaman yaşlanmaz. Tam tersine gençleşmeye başlar. Peki insanlar bu yeryüzünde ne yapıyorlar? Ne kadar insan var biliyor musunuz? 7.5 milyara yakın insandan bahsediyoruz. 7.5 milyar insanın diğeri de tam ayağımızı bastığımız yerin altındalar. Yani bu dünyadan o kadar çok medeniyetler o kadar çok toplumlar geçti ki biz de bu dünyadan bir gün geçeceğiz. Ama gelin bu dünyadan geçerken , bu dünyada neleri aradığımızı, neler yaptığımızı ve neler de kaybettiğimizi konuşalım. Peki 7.5 milyar tane insan bu dünyada ne yapıyorlar. Bu yeryüzünde yiyorlar, içiyorlar, giyiyorlar, üretiyorlar ve tüketiyorlar. Evet, maddi ihtiyaçlarımızın yanında manevi ihtiyaçlarımız da var. Ama maddi ihtiyaçlarımızın en başında ise tabii ki de barınma ihtiyacı karşılanması gerekiyor. Peki insanlar nasıl barınmışlar? İşte hikaye böyle başladı. Evet, insanın barınma ihtiyacından bahsettik ve bu barınma ihtiyaçlarını insanlar bu mağarada gerçekleştirmişlerdir. Evet, bu insanlar şu an gördüğümüz bu mağaranın içerisinde bir kısmı belki burada yattı , belki birçok ihtiyacını bu mağara içerisinde geçirdi. Evet, bu mağara içerisinde yaşayan insanlar da aslında hem maddi ihtiyaçlarını karşıladılar hem de manevi ihtiyaçları da vardı. Peki onların manevi ihtiyaçları neydi. Tüm insanların içindeki gibi aslında mutlu olmak, sevmek, üzülmek, hüzünlenmek gibi ihtiyaçlardı. Peki biz bu çağda yani 21.yy’da sizce mutlu muyuz? Yani şöyle bir hayatına bak bakalım ne kadar mutlusun. Halbuki burada yaşasak hiçbirimiz mutlu olamayacağız. Ama bunların katbekat üstünde kocaman binalarda, camekanlı içleri muhteşem eşyalarla dolu yerlerdeyiz. Peki gerçekten mutlu muyuz? Sor bakalım kendine ne kadar mutlusun? Barınma ihtiyacından bahsettik değil mi? Görmüş olduğunuz şu küçücük evlerde de insanlar bir dönem yaşadılar. Ve medeniyeti kendi içlerinde taşıdılar. Bizler de 21.yy’da büyük büyük plazalarda, lüks lüks evlerde, içleri şatafatlı, gayet geniş evlerde oturuyoruz. Ama mutlu muyuz sizce? Gerçekten mutlu musun? Ne kadar çok lüks bir evde otursan da… …o manevi içinde ki mutluluk duygusu var ya onu yakalayamıyorsun. Çünkü sen mutluluğu plazada, lüks bir dairede aradın. Ama hakiki bir mutluluk, hakiki bir muhabbet Allah’ı tanımakta ve onu anmakta olur. Bediüzzaman da diyor ki: ”Bir adam zindanda dahi olsa Allah’ı tanıdıktan sonra saraydadır. Ama bir adam da sarayda dahi olsa Allah’ı tanımıyorsa zindandadır, bedbahttır.” Bu dünyada kardeşim ne kadar plazalarda da otursan lüks dairelerde de otursan Allah’ı tanımıyorsan hakiki muhabbeti, hakiki mutluluğu bulamazsın. Her sabah melekler nida eder ”Şu insanın işine şaşılır şu dünyaya ölmek için gelirler ama yıkılacak , harap olacak binalar inşa ederler.” Evet, eşyalarımıza, çevremize baktığımız zaman hepsi harap olup gidiyor. Şu anda görmüş olduğunuz evlerde de insanlar yaşadı, medeniyetler yaşadı ve onlar da birtakım eşyalar, yiyecekler, mallar biriktirdiler. Şimdi soruyorum; hangi birisi burada var! Hangi biri ebediyete kadar yaşamış! Hangisi topladığı malı buralarda biriktirebilmiş! Hiçbirisi Kuran’ın ifadesiyle Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor; “Yeryüzünde dolaşıp bakın, önceki kavimlerin akıbetlerini görün.” Evet, onlarda da bir akıbet görünüyor. Onların da bize vermiş oldukları hikayeler burada mevcut. Yani demek istiyorum ki kardeş, topladığın o eşyalar var ya… …hani kalbini bağladığın tüm bu mallar, …hepsi helak olup gidici. Ahirette ise seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde… …bu dünyadaki topladığın hiçbir esere kıymet verme çünkü hepsi fani. Burada gördüğümüz gibi. Burada da insanlar yaşadı ve hepsi faniydi, gitti. Sanıyor musun ki ebediyete kadar yaşayacaksın, Sanıyor musun ki topladığın bütün mallar seni kurtaracak? Hayır! Hepsi zeval ve fenaya maruz. Ebü-Derda şam hutbesinde bir keresinde şöyle söylemişti: “Siz, dinde kardeşlerimiz, mahallede komşularımız ve düşmanlarımıza karşı da yardımcılarımızsınız. Fakat neden böyle utanmaz, sıkılmaz hareketlerle karşıma çıkıyorsunuz? Yemeyeceklerinizi biriktiriyor, oturmayacağınız evler yapıyorsunuz, …ulaşamayacağınız şeyleri istiyorsunuz. Evet, sizden önceki topluluklar da böyleydi; topluyorlar ve daha da çok toplamak istiyorlardı. Ne yazık ki gelecekle ilgili isteklerle hayallere dalıyorlardı ve ev yaparak dünyaya iyice bağlanıyorlardı. Topladıkları yok oldu gitti. İstedikleri aldanış ve evleri de kabir oldu. İşte onlar Ad kavmine mensup insanlardır.” Aden ve Amman arasını mal ve evlatlarla doldurmuşlardı. Akabinde Ebü-Derda’nın dudaklarında alaycı ve kaygılı bir tavır ortaya çıktı. Koluyla gaflet içerisindeki bütün topluluğa işaret ederek keskin bir alayla haykırdı; “Ad kavminin mirasını iki dirhem karşılığında benden kim satın almak ister? ” İşte Ebü-Derda’nın bu söylemiş olduğu söz bugün bizlere çok büyük örnekler… …hikayeler gösteriyor. Biz de acaba o toplumlar gibi mal biriktiriyoruz… …ulaşamayacağımız hedeflere mi yöneliyoruz? Eğer böyleysek büyük bir hüsrana uğramak muhtemeldir. “Güzel değil batmakla gaib olan bir mahbub. Çünkü: Zevale mahkûm, hakikî güzel olamaz. ” Bir matlûb ki, gurûbda gaybûbet etmeye mahkûmdur; kalbin alâkasına, fikrin merakına değmiyor. Evet, ne zaman güneş batsa… …ateşlere atıldığı halde yanmayan Hz.İbrahim (a.s.) geliyor aklımıza. Ne demişti İbrahim a.s: “La uhibbul afilin” Yani “ben batıp gidenleri sevmem” Evet kardeşim, sen de aynen bu güneşin battığını gördüğün gibi… …sanma ki bir gün o lüks evin, sevdiklerin, kalbinle bağladığın her şey ebedi kalacak. İşte bu güneş gibi hepsi batacak kardeşim. O halde gerçek muhabbeti kime göstereceksin, gerçek mutluluğu nasıl bulacaksın? Gerçek mutluluğu bunların hepsini yaratan ve beka sahibi olan Allah’ta bulacaksın. O halde neden yönünü ona dönmüyorsun… …neden bunun için çabalamıyorsun? Sakın zevale mahkum olanlara yönelme. Allah’a emanet olun!

Şehvet duygumuz olmasaydı ne olurdu?

İnsanın fıtratında Allah Teâlâ, hem erkekte hem bayanda, dişide cinsi münasebet isteği koymuştur. Bizim içimize Allah Teâlâ bu isteği vermiştir. İsteseydi böyle bir imtihan vermeyebilirdi. Şehvet denilen sınavla bizi sınav etmeyebilirdi. Ama Rabb’imiz böyle bir sınav verdi. Bu kuvveti içimize koydu, birbirimize mecbur olalım diye. Kadın ve erkek birbirine mecbur olsun diye. Şimdi, erkeğin önünde eğer İslam fıtratına uyarsa bir seçenek var. Bu şehvet isteğini kapatabilmek, örtebilmek, tatmin edebilmek için bir seçenek var. Tek seçenek. Nedir o? Nikah. Nikah helaldir, zina haramdır. Ama erkek fıtratının bozulmasını müsaade ederse, kötü arkadaşlarla beraber olursa, karşı cinsle yakın irtibat halinde bulunursa başka iki yolla bu cinsi isteğini ortadan kaldırabilir. Bu serbestliği de vardır. Bu iki yol nedir? Bir; zina, bedeni zina. İki; el zinası, istimna. Bedeni zina, bildiğiniz karşı tarafla anlaşmalı olaraktan birbirini tahrik etmeler ve ondan sonra nikahsız bir şekilde cinsi münasebete girmeler. Büyük günahlardan bir günah işleme. Fıtratını bozmuş demektir bu adam. Allah’ın dediği meşru yolu seçmedi, şeytanın dediği naneyi yedi. Çok kötü bir yola girdi, fıtratını bozdu. Zina öyle bir tatlı gelir ki bu adama artık evlenmek istemez. Çünkü haram, haramdaki ilişki, haramdaki şehvet duygusu; helalinle yaptığın şehvetten, birleşmeden, cinsi münasebetten daha lezzet vericidir. Daha fazladır. Bu şeytandan gelir. İkinci yol nedir? İstimna. Yani kadın ya da erkeğin kendi kendini tatmin etmesi duygusu. Bu da İslam’da caiz olmayan bir meseledir. İnsanlar bu yola tevessül edip fıtratını bozarsa yine evlenme ihtiyacı ortadan kalkar. Allah neden yasak etti bunları? Çünkü bu yola tevessül etme. Şehvetin biriksin, şehvetin kuvvetlensin, kendini evlenmek zorunda hisset. Yükün altına gir ve bir kadınla nikahlan. İşte bu İslam fıtratıdır. Bu fıtratı yerine getirmezsen sapıtırsın, bozulursun. Bozulduktan sonra bir gün sen de toprağın altına gireceksin. O toprağın altında nice yiğitler var. Nice ağalar paşalar var, belinde iki tane silahla gezen adamlar var, nice reisler var toprağın altında. Solucanlar tarafından yeniyor şu anda, solucanlar parçalıyor. Dur reis şuradan da biraz kopartayım, diyor. O ağalar paşalar, o belinde silahla gezenler de hiçbir şey diyemiyor. “Aman akrep kardeş beni sokma, beni sokma, ben çok itibarlı bir adamdım.” diyemiyor. Toprağın altında nice paşalar var, nice başbakanlar var. Nice cumhurbaşkanları var, kemiriliyor. Çıyanlara karşı gelemiyor. Efendiler, bu bizim de başımıza gelecek. Bu toprağın altına girecek miyiz, girmeyecek miyiz? Gireceğiz. O zaman buraya bir hazırlık lazım gelir. Bu hazırlık İslam’a uymaktır. İslam’a uymadığın zaman Twitter Müslüman’ı olursun, Facebook Müslüman’ı olursun. Hafta arası haberleri seyrettim. İntihar vakası gördüm. Onu da anlatayım, kapatalım. İki tane kız, bir su kanalının yanında oturuyorlar. Okuldan çıkıyorlar. Okul çantalarının içine… İnşallah onlar bizim yaptığımız okul çantaları değildir. Okul çantalarının içine not bırakmışlar. “Mutsuzuz.” İkisi de aynı notu bırakmış, çantalarının içine atmışlar. Hani boş gitmeyelim, bir iki mesaj bırakalım muhabbeti. İkisi de beraber ya Allah bismillah kanala atlamışlar. Tabii sesi duyunca, bağırış çağırışı duyunca… İntihar eden herkes pişmandır. Kesin ve kesin intihar etmeye teşebbüs eden herkes intihar işini yaptıktan sonra pişmandır. Bunlar da başlamışlar bağırmaya. Bağırırken oradan birileri duyuyor. Koştura koştura onlar da suya atlıyorlar, kızlardan bir tanesini çok şükür kurtarıyorlar. Kız dışarı çıkıyor ama diğerini kurtaramıyorlar. Diğeri suda sürükleniyor, boğularak ölüyor. İntiharla gitmiş oluyor. Bıraktıkları not ne? Mutsuzuz! Niye mutsuz? Çünkü kalbini İslam’la tatmin etmemiş. Kalbini boş şeylerle tatmin etme peşinde. O gün o erkekle gezmiş, öteki gün öbür erkekle gezmiş, o ona kızmış, bu buna küsmüş. O ona demiş ki: “Niye o erkekle gezdin?” Hiçbir nikah bağı olmadan hep birbiriyle gezen erkekler ve kızlar… Kadınlı erkekli gezmeler… Nikah bağı yok, bu görüşmeler haram! Kalp devamlı kirleniyor, fıtrat devamlı bozuluyor. Sonra ne oluyor? Ondan sonra mutsuzum! Çünkü kalp haramla tatmin olmaz, kalp Allah’ın diniyle tatmin olur. Onu tatmin etmenin başka bir yöntemi yoktur. Mutsuz oluyor, keyifli olmuyor, kaygılı oluyor. Ne yapalım, nasıl kurtulalım? İntihar edelim. Şeytan geliyor, kuruntuyu kafasından veriyor, diyor ki: “İntihar edelim.” Kızlar da karar veriyor intihar etmeye ve atlıyorlar. Atlamadan önce bir tanesi Facebook’una mesaj yazmış. Bak mesajı getirdim, ne kadar hikmetli. ”Varlığımla terbiye olmayanı, yokluğumla terbiye ederim.” Vay be! Ne kadar ibretlik bir söz değil mi? Tamam bütün dünya terbiye oldu. Bravo, intihar ettin, çok güzel bir mesaj bıraktın. Bunu gören erkek, bunu gören o çocuk, bunu okuyacak biraz üzülecek. “Vay be! Hakikaten beni terbiye etti.” diyecek. İki gün sonra üç gün sonra unutacak seni. Sen öldüğünle kalacaksın. Kabrinde kıyamete kadar Hadis-i şeriflerle beyan edilmiş üzere, beyan edilmiş olduğu üzere, kıyamete kadar intihar ediş şeklinle yani boğulmayla azap göreceksin. Eğer imanlı olarak öldüysen inşallah af olursun. İnşallah. Ama imansız gittiysen kimse seni kurtaramaz. Bu sözü yazmış Facebook’una üç beş dakika önce. Tamam, mesajımı da bıraktım. Er odur ki dünyada koyar bir eser, esersiz kişinin yerinde yeller eser. ”Benim de eserim bu, terbiye ettim milleti, mesajı da bıraktım, boş gitmedim.” diyor. Lup! Suyun içine atlıyor. Ondan sonra? Ondan sonra intihar etmiş olarak gidiyor. Bütün millete haberlerde konu oluyor. İki gün sonra herkes unutur. Mesele şudur: Fıtratını bozduğun zaman sapıkça fikirlerde olursun. Fıtratını bozduğun zaman tatmin olmazsın. Kendini dünyevi şeylerle tatmin etmeye çalışırsın ama tatmin olmazsın. Geçen hafta ateş misalini verdim. Hiçbir erkek kalbini haram zina işleriyle tatmin edemez. Bütün bu haram zina işleri, bütün bu karı kız işleri, odun demektir odun! Odunu istediğin kadar ateşe koy, tatmin olmazsın. Siz hiçbir orman yangını gördünüz mü, ateş şöyle desin: “İsmail, tamam kardeşim bak ormanın yarısına kadar yedik, içtik, ormanı bitirdik, bundan sonrasını yemeyelim yeter be! Bir dahaki yaza artık, bir dahaki yaza yeriz kalanını.” Böyle bir ateş gördünüz mü? Ateş yakaladımı ormanı bitirir, kül eder. Ateş yakaladı mı bir yeri bitirir, yok eder. Bu ateştir. Nefis böyle bir şeydir, doymaz, tatmin olmaz. Üç tane kız arkadaşın olsa dördüncüyü ister. Gözü hep dışardadır. Bu nefsi tatmin edemezsin, iş sapkınlığa gider. Avrupa’da niye aile içi ilişkiler arttı? Niye eşcinsel ilişkiler arttı Avrupa’da? İki tane kız arkadaşı oluyor, üçüncü kız arkadaşını buluyor. İstediği her zaman zina yapabiliyor. Tatmin olmuyor, daha ötesini istiyor. “Dur ya, bir erkek erkeğe deneyeyim, bakayım.” diyor. Fıtrat bozulmuş kardeşim. Bu adamların fıtratı bozuldu. Avrupa’nın fıtratı bozuldu. Yahudi’nin fıtratı bozuldu, ateistin fıtratı bozuldu. Müslümanlar, bizim fıtratımız bozulmasın. İslam’ı yaşayalım ki Allah bizi bozmasın. (Amin) Allah’ımız ayeti kerimede buyuruyor ki: “Ey Habibim sen onların üzerine bir muhafız değilsin.” (En’âm, 107) Bak bu ayet-i kerime çok önemlidir. “Sen onların üzerine bir vekil de değilsin.” (En’âm, 107) Ne demek bu? Bize tebliğini yaptı mı? Vallahi yaptı, şahidiz. Ayet ortada, binlerce hadis ortada, binlerce mucize ortada, tebliğ açık. O görevini yaptı ama Allah’ımız diyor ki: “Sen kendini yıpratma. Boşu boşuna kendini yıpratma, sen muhafız değilsin ki onların başına. Tebliğini yaptın, onlar nasıl yaşarsa yaşasın.” Allah’ın Peygamberi Aleyhisselam görevini yaptı. Soru şu? Ey Müslüman, sen görevini yapıyor musun? Sen Allah’ın peygamberinin sana tebliğ ettiğini insanlara karşılıksız, çeksiz, senetsiz, menfaatsiz tebliğ ediyor musun? Allah Teâlâ bizleri, hayatının sonuna kadar İslam’ı karşılıksız olarak tebliğ eden kullardan etsin. (Amin) Amin.