SÜNNETE UYGUN YEMEK YEME NASIL OLUR? & NUREDDİN YILDIZ

Sünnet üzere olan yemek çeşidini söylüyor.. Yemekten önce, ve yemekten sonra elleri yıkamak sünnettir. Mümkünse de, havluya tutmadan sofraya gelmek lazım. Mümkünse. Besmele ile başlamak, mühim sünnettir. Önünden yemek sünnettir. Böyle çorbanın karıştırır gibi her tarafından almak mekruhtur. Yaslanırken yemek yemek sakıncalı, ve üçte bir yemek yenecek. Şimdi oturacaksın, ben ne kadar yiyebilirim? Bu böreğin mesela, üç parçasını yerim, bir parçasını yiyip kalkacaksın. öbür parçasına su içeceksin, öbür parçasını boş bırakacaksın. Yani, kapasitenin üçte birini yiyecek ve içecek olarak kullanmak sünnete uygun edebe uygun olan yiyecektir. Yemekten sonra hamd etmek elhamdülillah! demek sünnettir. Bir sayfalık uzun dualar yapmak diye bir sünnet yoktur yalnız. Ve sıvı içerken de 3 nefeste içilecek. Bir bardaksa, bir bardağı üç nefeste içeceğiz. Ve oturarak su içmek sünnettir. Yemek yemek de aynı şekilde. Fakat ayakta su içmek haram değildir. Çünkü Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem zemzemi ayakta içtiği görülmüştür ama edep, yani uygun olan, şeriat inceliklerine uygun olan, oturarak su içmektir. Fakat, her zaman oturma fırsatı olamayabilir, oturulacak yer uygun değildir mesela bir bayan oturursa, kalabalığın içinde, mahremiyet açısından dikkat çekebilir ayakta da su içilebilir, haram değildir.

KORONA’YI YENDİK, SIRADAKİ GELSİN(!) -Nankörlük

Bakınız! Yaşadığımız felaketler, ilk değil insanlıkta. Hani asırlar öncesinden, büyük felaketler oldu ne gördük, ne ettik tarih kitaplarından, Kur’an’dan duyduk sadece diyelim hani. Biz, son 50 senedir medyanın kontrolündeki bir dünyada, Afrika’da çıkan virüsü, salgın hastalıkları duyuyorduk görüyorduk. Çöllerde kalmış cesetleri görüyorduk. Hiçbir teknoloji, hiçbir tıp da Avrupa’da olmaz bu demiyordu bize. Herkes diyordu Avrupa’da da olur, dünyada olur bu. Virüslü bir bedenle yaşıyoruz diyordu herkes zaten. Biz, rabbimiz bizden ne istiyor ona bakacağız, ve bir konumuz daha var. Bu ibrete dönüşecekse, benim evimde dönüşecek. Şu kardeşimin evinde dönüşecek. Bu hanım kızımın evi, Allah’ın azabından ders almış eve dönüşecek. Toplumlardan çok şey beklemeyin. Neuzübillahi rabbil alemin. Rabbimin azametine sığınarak söylüyorum ki, tam aksini bekleyebilirsiniz. Madem Allah merhametliydi bu azabı niye bize yaptı deyip, bütün zinciri dağıtan kitleler de görebilirsiniz. Yogaya logaya sarılan yeni bir nesil görebilirsiniz. Aman Allahım! Ya erhamerrahimin. Ezan duyulmuş topraklarımızdan, bu tehlikeyi uzak tut Ya Rabbi! Yani Allah’tan intikam alma hastalığını. Ama ben sizlerle ciğerlerimi kemiren bir derdimi paylaşmak istiyorum. Kıyamet günü, kurtulmuş olmak için. Bir afete, hastalığa, koronaya yakalandığında, duadan unutmayın. Doktorlar ilacı yokmuş diyormuş bunun. Ne olursunuz dua. Diyenin, Allah’ın şifası ile Şafii ismi şerifi ile şifa bulup, daha önce namaz kıldığı için, anne duası aldığı için, Rabbim ona rahmet edip şifa bulduktan sonra, koronayı yendi, diyorlar ya. Kanseri yendi, diyorlar ya. Ne oluyor burada kardeşlerim? Elbette bunu söylerken o kastediyor, demiyorum ama, hastalığı Allah veriyor, belayı Allah veriyor, o yeniyor. Hiç şifa Allah’tan gelmiyor. İnsanoğlu değil mi bu ayağı yere bastı mı, elinden tutanı unutuyor. Ben de işte, buna bakarak, bu sıkıntıya bakarak, diyorum ki, ey Mü’min! ey Mü’min! Sen madem korona yenerdin, salgını yenerdin, niye yakalandın? Gelmeden savsaydın ya şunu bir gücünü bir görseydik senin. Bu mülkün, sahibinden, bari şifa hakkını almasaydık. Bari şifamızı o verseydi. Bu sözün pahalıya ödenmesinden korkuyor, Rabbime kasam ediyorum ki, ödüm patlıyor. Koronayı, gönderirken Allah gönderiyor, ama, yiğit adamlar, onu yeniyorlar (!) Doktorlar zaten, kurtarıyor (!) Değil vallahi değil. Sana yanaşırken uzay adamı gibi, maskeler, koruyucular, tulumlar giyip, sonra uzaktan uzaktan iğne yapmaya çalışan nasıl seni ondan kurtarsın? Hayır! Hayır! Ölü ağaçlar, üzerinde 3 ay kar kalmış don tutmuş ağaçları, baharda çiçek açtıran Allah, seni yataktan ambulanstan kaldırıp, pehlivan gibi evine getirdi. iman bunu gerektiriyor.

Namaz kılmamak, bir müslümanın kendisine yapabileceği en büyük zulümdür

Değerli dostlar, bir işin yanlış yere konmasına, zulüm denir. Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem Efendimiz, geçmişe ait bir hikayeyi naklederken buyuruyor ki; Adamın biri, öküzü ile tarlasını sürüyormuş. O arada da üşenmeye başlamış, hazır sürerken bu hayvan sırtına da bineyim ben yürümeyeyim düşünmüş. Öküzün sırtına binmiş, dehlemiş hayvanı. Öküz kafasını çevirmiş be adam Allah beni binmek için yaratmadı demiş. Adam da şaşırmış, sübhanallah öküz de konuşur mu demiş. Bir işi yanlış yapmak, binilmeyecek bir öküze binmek öküzü bile konuşturur. Çünkü zulümdür bu. Zulüm, bir işi, yerinde olmayacak şekilde yapmanın adıdır. Niye, filanca kırbaçla filancayı dövdü dediğinde, insanlar bu zulümdür diyoruz. Çünkü kırbaçla insana vurulmaz. Yanlış bir uygulama olduğundan dolayı kırbaçlanması bir insanın, zulümdür deriz. İblis, Allah’a secde etmesi gerekirken, dik kafalılık yaptığı için en büyük zulümlerden birisini yaptı. Çünkü kul, Allah’ın önünde kul olarak kalmalı. Dik başlılık yaparsan, zalim olursun. En büyük zalim, zulüm çetesi’nin başı İblis’tir. İlk ve en büyük isyanı o yaptığı için. Aynı şekilde, Allah’a secde etmesi gereken bir insan, secdeyi reddettiği zaman kulluk pozisyonunu yanlış yerde değerlendirdiği için o da zalimdir, her kafir, zalimdir. Her kafir neden zalimdir? Yanlış yerde duruyor bir defa ondan dolayı. Fasık, yani Allah’ın haramlarından birisini açıkça işleyen ve tövbe etmeyen, zalimdir. Çünkü, Mü’min de olsa insan, Allah’a itaat pozisyonunda kalması gerekir. Allah’a isyan pozisyonuna geçtiği zaman bir insan, o zalimdir. Çünkü yaptığı iş, evet, 2. insana bir zarara dönüşmüyor, ama kendine zarar ediyor. İnsan kendisinin de zalimi olur. İblis, kendisinin zalimi oldu. Ama firavun, hem kendine zulmetti, hem başka insanlara zulmetti, zulümde zirveyi yakaladı. Demek ki kardeşler zulüm, bir şeyi yersiz yapmanın adıdır. İnsan, boyun büküp Allah’a itaat etmesi gerekirken dik kafalılık yapar, isyan ederse, zalim olmuş olur. Bu zulmü, kendi kendini yakan bir zulümdür, ama zulümdür.

AYASOFYA AÇILDIĞI GÜN GÖKLERE YÜKSELECEĞİZ!

Üç isim, üç şehir. Kudüs, Endülüs, İstanbul. Mescid-i Aksa, Kudüs ve Ayasofya. Bunlar şehir veya beton isimler olabilir. Minare ismi olabilir. Bizim için öyle değil. Kudüs de, Endülüs de, Ayasofya da, ayaklarımıza vurulmuş prangalardır. Ümmetimizin 1400 senelik tarihi içerisinde, 3 büyük kaybettiğimiz kalenin adıdır bunlar. Kudüs kurtulduğu gün, imanımız şahlanacak. Endülüs’e, inşallah geri döndüğümüz gün yeniden Tarık olacağız. Ayasofya açılmayacak. Biz, göklere yükseleceğiz o gün açıldı diye sevindiğimiz zaman. Kim Ayasofya’nın yanındaysa, Endülüs derdiyle yaşıyorsa, Kudüs’te yüreği vuruyorsa o Mü’mindir. Velhamdülillahi Rabbi’l-âlemin.

ALLAH’INI SEVİYORSAN HADDİNİ BİL!

Tarık suresinin, 5. ve 10. ayetleri, bütün insanlığı haddini bilmeye davet ediyor. Bütün insanlığa, gerçeği hatırlatıyor. İnsan, neden yaratıldığına bir baksın. O atılan bir sudan yaratıldı. O su bel ve göğüs kafesi arasından çıkar. Şüphesiz Allah, onu öldükten sonra, tekrar yaratmaya elbette Kadir’dir. Bütün sırların, ortaya dökülüp de insanın ne bir gücü, ne de yardımcısının bulunacağı gün, her şey ortaya çıkacak. يَوْمَ تُبْلَى السَّرَٓائِرُۙ O gün, yardıma çağırabileceği hiçbir acil ekip olmayacak insan için. Ama bugünkü dik başlılığı, bugünkü ayak sürtmesi, bugünkü Allah’a şu bu noktada, ortak koşma hastalıkları, başının belası olacak insanın. Mü’min insan, Allah’ın kuludur. Allah’ın kulu, iki sağlam bağla bağlıdır. Bir, yüzde yüz Allah’ın önünde, boynu büküktür ve sınırsız bir şekilde Allah’ı sevmektedir. Hem Allah’ı sever, hem Allah’ın sevdiğini sever. Allah, Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem’i seviyordu diye onu sever. Kur’an Allah’ın sözüdür diye Kur’an’ı sever. Salih kulları, Allah seviyor diye onları sever. Çünkü o, Allah’ın kuludur. Kul, boynu büküktür ve aşıktır. Aşkı da, sözle değildir. Tavırlarıyladır, umuduyladır. Allah’ın sevgisinin doldurduğu bir yürekte, cennet umudu vardır. Peygamber Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem’in şefaatinin umudu vardır. Allah’ın affına dair, büyük bir umut vardır. Bir Mü’min’e, Allah’ın seni affetme ihtimali ne kadardır? dendiğinde, yüzde yüzdür der. Peki senin, cezanı çekmen günahlarının cezasını çekme ihtimalin ne kadardır? O da yüzde yüzdür der. Neden? Çünkü Mü’min, sevgisi ile bağlandığı Allah’a, o sevgiye layık olmayan bir iş yapma korkusuyla da bakar. Ortadaki denge de onu Allah’ın izni ve lutfu ile cennete koyar. Kardeşlerim, bunun için gerçekten Allah’ı seven, Allah’a kulluktan lezzet alan bir Mü’min, Allah’ı zikreden Mü’min’dir diyoruz. Hatalarından istiğfar eden mü’min’dir diyoruz. Haline şükreden Mü’min’dir diyoruz. Ve Mü’min iyi bilir ki, biz muhtaç olduğumuz için Allah’a kulluk ediyoruz. O haşa, bize muhtaç değil. Bütün insanlar, Allah’a asi olsalar, hiç kimse Allah’a, secde etmemiş olsa, Allah’ın bundan bir zararı yok ki. Bütün mahlukat, secdeye kapansa, insanlar hep secdede kalsalar, Allah’ın bundan bir kazancı, kârı yok ki. Biz bizim için secde ediyoruz, biz bizim için haramlardan, günahlardan kaçıyoruz. Çünkü biliyoruz ki, günaha bulaştığımız kadar imanımız sallanmaya başlayacak. Ve günahlar bir gün mazallah, bizim imanımızı kökten giderebilecektir. O sebeple, haramlardan kaçıyoruz.

ERKEK ÇOCUK BEKLEYEN ANNE BABALAR İZLESİN!

Anne ve babaların, bu bahsettiğim, büyük projeye, bir çocuk doğurma projesine ters düşecekleri ilk nokta, çocuğun erkek çocuk mu, kız çocuk mu olduğunu ultrasonla öğrenmeleri ile başlar. Veren Allah olduktan sonra, doktora bak bakalım, bu kız mıdır, erkek midir sormaz bir Mü’min. Bir şey değişecek mi? Erkek olsa, kız olsa, ne fark edecek? Orada zafiyet başlıyor. Doktor kendisi söyledi. Sen merak etmeseydin söylemezdi. Doktor aslında müjde almak için bunu sana söylüyor, müjde oğlunuz olacak diyor. Hanım kardeşlerim, bu bir çocuk doğurup, doğurduğunu cennete göndererek kendisi de peşinden onun şefaati ile gidecek diye umut besleyen bütün hanım kardeşlerim, ilk muayeneye gittiğinizde, doktora tembih edin bana cinsiyetten söz etmeyin, Rabbim sağlıklı mı yarattı onu söyleyin. Aişe anamız, Radıyallahu Anha, Medine-i Münevvere’de çocuk doğduğu müjdesi verildiğinde filanca Mü’min’in çocuğu doğdu dediğinde, sağlam mı vücudu? Anası sağlıklı mı? diye sorarmış. Evet sağlam dendiğinde, Elhamdulillah! Elhamdulillah! der, kız mı erkek mi sormazmış özellikle. Çünkü ona, bu ümmetin çoğalacağı bir doğum müjdesi lazım. Bizim ağabey hazretlerine ise, oğlunun oğlu lazım. Allah’ın verdiği değil, onun beğendiği. Çünkü marketten alıyor ya. Zaten o çocuk yapmaya karar vermişlerdi ya en başta, kendileri üretiyorlar zaten. Hasbinallahu ve nimel vekil. Allah’a iman, Allah’a tevekkül, gaybı bilen Allah’ın bilgisine teslim olmak başka şey. Mü’min ana, Mü’min baba, cinsiyet tanımaz. Allah’ın emanetini tanır. Erkek, erkek. Kız, kız. Rabbimin emaneti dedikten sonra, Rabbimin, kaderine ben razı olduktan sonra, bu imtihanı kazanayım, ondan sonra, ister kız olsun, ister erkek olsun, ister bir kolu olsun, ister dört tane kolu olsun, ister kör doğsun, ister büyük gözlü doğsun. Kıvırcık saçlıymış, sarı saçlıymış, bana ne. Ben mi hesap yaptım? Ben mi boyasını döktüm de, eyvah fazla boya döktük çok koyu saçlı oldu bu diyeceğim? Ne verdiysen Ya Rabbi, hamden leke ya ya Allah! Bitti. Rabbim sana hamd ederim, sen ne verdin? Sakatsa sakat. Acaba Allah, özürlü bir çocuk verdikten sonra, o ananın sevabını, normal ana gibi mi tutuyor ki, merak edeceğim niye bana özürlü çocuk verdin diye? Sağlam çocuğu olanlar kıyamet günü yüzleri gülecek diye bir garanti mi var? Niye boşuna eziyet çekiyorum diyeceğim ben o zaman. Üç günlük dünyada kalmamı, arzu ediyorum ben, böyle hep burada kalacağım diye mi bir, kararım var ki, ahiret hesaplarımı altüst edecek kader itirazı yapayım ben.

ÇOCUĞUNA EL KALDIRAN ANNE BABALAR MUTLAKA İZLESİN!

Bir anne baba, 7 yaşında çocuğunu mesela, bir hocaefendiden Kur’an öğrenmek için götürürken, veya, ilköğretimde okusun diye götürürken, annesine, şu Allah’ın emanetini hazırla, götüreyim bugün okula veya medreseye diyorsa, diyebiliyorsa, ve okulda kayıt yaptırırken benim çocuğum çok özeldir. dikkatinizi çekerim diyebiliyorsa. Ama bu anlattığım anlamda çok özel. Hatta, eşler birbirleri hakkında, konuşurken, eşler çocuklarını değerlendirirken, bizim çocuğumuz çok özel hanım biliyorsun. Bize mahsus. Nüfus kağıdından önce levh-i mahfuzda kaydı vardı bu çocuğun. Bugünkü yaptığı yaramazlık listesini sayarken annesi, baba bu cevabı verebiliyorsa. Baba, sinirlenip, elini tersini çocuğa göstermeye çalışırken anne elini tutup, levh-i mahfuzdaki kayıtlarla oynuyorsun dikkat et! diyebiliyorsa, 950 sene Allah için kainatı santim santim dolaşan Nuh aleyhisselam, senin Allah’ın beni boğamaz diye, edepsizliğin zirvesine çıkmış çocuğuna bile yavrum diye bunun için hitab etmişti baba unutma bunu, diyebiliyorsa eş eşine. Çünkü, Nuh aleyhisselam iyi biliyordu ki, bu çocuk, özellikle Nuh’a emanet edilmişti. Nuh için özel yaratılmıştı. Terbiyesizliği ve Allah’a isyanı Kur’an ayetlerine intikal edecek kadar hırçın bir çocuk olmasına rağmen, bu sana özel, özel sana bu denmişti. Mendebur çocuk, evlatlıktan kovdum seni niye demedi Nuh Aleyhisselam? Lut Aleyhisselam niye bunu diyemedi? Evlatlıktan niye kovamadılar? Çünkü biliyorlardı ki, her çocuk özeldir. Ve bunun bir sonucu var kıyamet günü. Biz, daire alır gibi çocuk alamadık bu kainatta öyle birşey yok. Araba beğenir gibi çocuk beğenmedik. Allah’a kul olduğumuz için, kulluğumuzun sonucu gereği Allah kucağımıza çocuklar koydu. Onun için Mü’min baba ve anne şuna iman eder.. İman eder diyorum! Düşünür, beğenir, not tutar değil. İman iman. Amentü billahi ve melaiketihi ve kütübihi der gibi. Şuna iman eder; Her çocuk benim için bir imtihandır. Tıpkı sabah namazı her gün imtihan olarak karşıma çıktığı gibi. Her günün, sabah namazının toplamından kıyamet günü, şu kadar 1000 kere güneşin doğduğu gün yaşadın sen, o sınama namazlarının toplamına göre namazlı kul veya namazsız kul olarak dirileceksin diye düşündüğü gibi, her gün yatağından kaldırdığım çocuğumu, kucağıma aldığım bebeğimi, bu duyguyla karşılamam, tıpkı bir sabah namazı gibi, Allâh-u Teâlâ’nın beni imtihan ettiği bir imtihan konusu olarak gördüğüm zaman, melekler benim yardımımdadır. Nuh Aleyhisselam’a yardım ettikleri gibi.

Sevgi arttıkça imtihanın seviyesi de artıyor

Allah’ın bu kanunundan muaf bir insan yoktur. İlk insan Adem aleyhisselam, dünyaya gelmeden, bu imtihana muhatap oldu cennetteyken. Geldi, imtihanı bitmedi devam etti. İmtihanla öldü, imtihanla yaratıldı imtihanla öldü. Onun çocukları olarak, aynı imtihana biz de devam ediyoruz. Allah imtihandan muaf tutacak olsa yani seni imtihan etmeyeyim, diyecek olsaydı bir insana, herhalde bunu Peygamberlerine derdi. En çok sevdiği, Allah’ın beş kuludur, sevgili Peygamber Aleyhisselam Efendimiz, başta olmak üzere İbrahim aleyhisselam, Musa aleyhisselam, ve Nuh aleyhisselam, ve İsa aleyhisselam. Bu beş kulunu Allah, çok seviyor. Hepsinden çok da Muhammed aleyhisselam’ı seviyor. Şu beş kuluna bir dikkat ediniz. Biri, asıldı asılacak diye İsa aleyhisselam, güya asıldı asılacak meşakkatler ile yaşadı. Musa aleyhisselam çölde yapayalnız insanların arasında yapayalnız ölmek zorunda kaldı. Nuh aleyhisselam’ı konuşmaya gerek yok. İbrahim Aleyhisselam’a bak, Peygamber efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem’in dedesi. Bir bak, Kur’an çok açıkça diyor ki وَاِذِ ابْتَلٰٓى اِبْرٰه۪يمَ رَبُّهُ بِكَلِمَاتٍ فَاَتَمَّهُنَّۜ İbrahim’i pek çok şeylerle imtihan ettik biz diyor. Hepsini kazandı İbrahim. En az 70 yaşındayken Allah kendi kendine sünnet etmesini emretti ona imtihan olarak. Bildiğimiz çocuklara yapılan sünnet. İmtihanlarından biriydi İbrahim Aleyhisselam’ın Ateşe atılmayı falan çok meşhur biliyoruz, o da bir imtihandı. Sevgili Peygamber Aleyhisselam Efendimizi konuşmaya gerek yok. Muafiyet, yani yok sen, sen hariç. Sen hariç bu dünyada var. Torpilin varsa sen hariç. Allah torpili olan kullarına sen daha fazla diyor. Torpil arttıkça, sevgi arttıkça, yani Allah daha çok sevdikçe daha çok imtihan, neden? Daha çok sevmek demek, daha yukarılara çıkmak demek. Daha yukarılara çıkmak için yakıtın daha fazla olacak. Motor kapasiten daha yüksek olacak o zaman. Daha yüksek kapasite daha çok yakıt demek, daha çok yakıt daha çok meşakkat demek. Bu beş kulu Allah’ın, en çok meşakkate düşen kullar. Çünkü en sevgili kulları. Bunların aralarındaki sevgi, Allah’ın sevgisindeki farklılık da meşakkatlerindeki farklılığı yansıtıyor. İsa Aleyhisselam’ı da Allah çok seviyor, ama, çok uzun zaman uğraşmadı ümmetiyle. Kısa bir dönem geçti gitti, Rabbine kavuştu. Peygamber Aleyhisselam Efendimiz’in meşakkati, tam 63 sene sürdü. Yetim doğdu, dedesi sahipleniyordu, dedesi gitti. Amcası sahipleniyordu, amcası gitti. Hanımı yanındaydı, hanımı gitti. Ümmetiyle derdi oldu. Düşmanlarıyla dert.. Bir gün rahat edemedi bu dünyada. Çünkü ebedi olarak Allah’ın misafiri olacağı cennette kalmanın bedeliydi bunlar.

ŞİRK NEDEN EN BÜYÜK TEHLİKEDİR

Aziz kardeşlerim, bir insan, ve Müslüman, ne kadar bu kulluk kelimesinden, haz duyuyorsa, Müslümanlığı o kadar iyidir. Müslümanlık, Allah’a kul olduğunun tadını almakla başlar. Bu tadı alamayan, gerçek bir Müslümanlık yaşayamaz. Tadamaz ondan birşey. Bu nedenle bizim, kelime-i şehadet söylerken, ben şahitlik ederim ki, derken Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem’i bile, Allah’ın, kulu olarak tanıttığımızdan başlayıp, kendimizi de, ben senin kulunum Allah’ım değişteki dudaklarımızdan çıkan ifadenin kalitesi, bunu söylerken duyduğumuz lezzet, biiznillahi teala cennet ırmaklarının kulaklarımızda yankılayan sesidir. Ben, Allah’ın, kuluyum. O, benim rabbim, ben onun kuluyum sözünü ne kadar samimi, ne kadar ciddi, ve ne kadar içten, heyecanlı söyleyebiliyorsan, o kadar sabah namazına ciddi kalkabilirsin. O kadar, faizden, zinadan, piyangodan, haramdan, kul hakkından, kaçabilirsin. Çünkü insandaki enerjinin adı, Allah’a kulluk hattından bağlanabiliyor olmaktır. Neden insanoğlunun işleyebileceği, en büyük cinayet, şirk cinayetidir? Yani Allah’a ortak koşmaktır. Çünkü şirk, yani Allah’a ortak koşmak ki bunu hep, mekkeli müşrikler, yapıyor, zannediyorduk. Halbuki, bütün çağlarda kıyamete kadar şirk vardır hep. Ve en büyük tehlikedir. Şirk neden en büyük tehlikedir? Çünkü, şirkte Allah’a kul olma itirafını, aşağıya çekme vardır. Allah’ın tek ve yegane yaratan, rızık veren, idare eden, kerem sahibi olan, lütuf sahibi olan, her şeyin mütebbiri, yan idare edicisi, olan bir Allah olduğu anlayışı, ben kulum, bütün insanlar da Allah’ın kullarıdırlar, bütün cinler, Allah’ın kullarıdırlar, her mahluk, Allah’ındır neticede gerçeğini ne kadar yüksekten kabullenirse Mü’min, o kadar imanı güçlü olur. Bu gerçek ne kadar darbe yerse, o kadar mü’min olma gerçeği de aşağıya düşmüş olur. Bunun için şirk en büyük günahtır. Neuzübillahi teala..

KIYAMETİN EN BÜYÜK ALAMETİ GELDİ (Soru-Cevap)

Bütün dünya sizin cümlelerinizi, kelimelerinizi duymasını isteseydiniz ne söylerdiniz? “La İlahe İllallah Muhammedür Rasulullah” derdim Bütün dünyanın buna şahit olması ne demek biliyor musun sen? Senin adın ne? Tekin? Pek Tekin biriymişsin sen, güzel. Sen de öyle yap. ‘Muhammedür Rasulullah’ de gökler bile duysun. Taşlar duysun, denizde balıklar duysun Onlar da sana şahit olsun. Kur’an-ı Kerim’imiz gençler ne diyor? Firavun boğulup gittiğinde, Rabbimiz buyuruyor ki; “Fema beket aleyhissemaü vel ard” (Ne gökler ne yerler ağlamadı onun için) diyor (Duhan 29) Zaten gök kime ağlar ki diyemiyorsun. Toprak ağlar mı? Meğerki mesele şuymuş Bir mü’min bir yerde secde ettiyse o toprak kıyamet günü o mü’mini arar şahit olurmuş. O mü’min bir daha gelmediği anlaşılınca toprak aleminde, gökteki hava cisimlerinde “o mü’min öldü, benim üzerimde namaz kılacak, Allah diyecek insan kayboldu” diye toprak ağlarmış Firavun böyle bir şey yapmadığı için kimse ağlamamış Ben isterim ki sesim bütün dünyada duyulsun da peşimden dağlar ağlasın isterim ben. Sen de öyle yap Tekin. Bu güzeldi ya başka güzel sorusu olan yok mu? Günümüzde 2000’li yıllar dedik, müslümanların gidişatını nasıl görüyorsunuz? Ben uzaydan bakmıyorum dünyaya. Dolayısıyla sen ne görüyorsan ben de onu görüyorum Benim kuşbakışı görüşüm yok. Amma… Gençler, Rasulullah (sav)’in hadisi şeriflerini okuyanlar bugünü film izler gibi izlerler. Bugün sizin sıkıntı gördüğünüz şeyler hadislerde uyarı olarak var. Dolayısıyla çok şaşmıyorum. Bundan daha beterini de bekliyorum. Bu görüntünün daha beterini de bekliyorum. Ama umudum da artıyor bu arada. Neden artıyor? Çünkü ne olursa olsun, durum ne kadar kötü olursa olsun Allah, O’na koşanı geri göndermiyor. Beni de gerisi ilgilendirmiyor zaten. – Şimdi hocam ahir zamandayız dedik, – hani 2000’li yıllardayız dedik… – Genelde bu yılları ahir zaman olarak kullanıyoruz. – Sizin gerçekleştiğini düşündüğünüz kıyamet alametleri var mı? En büyüğü, bir numaralı kıyamet alameti Peygamber Efendimizin (s.a.v.) gönderilmesidir. Kıyamet Peygamberi Ve buyuruyor ki Peygamberimiz (s.a.v.) “Benim gönderildiğim zamanla kıyamet arasındaki mesafe, ikindi vakti ile akşam namazı arasındaki mesafe kadardır.” diyor. Rakam vermiyor ama 24 saatlik günde ikindi ile akşam arasında ne kadar vakit var? Yaz aylarında üç saat var. Üç, üç buçuk saat 24 saatin hadi dört saat diyelim. Yirmisi geçmiş dördü kalmış Efendimiz (s.a.v.) geldiğinde. Onun üzerinden de 1400 sene geçmiş Kıyamete yirmi sene var diyenin aklına şaşarım. Ne karışıyorsun Allah’ın işine Ama on bin sene var diyende de akıl yok. Gayba ait bir konu Ama kıyametin, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kadar net bir alameti yoktur. Onun dışında o düzeyde olmayan alametler var. Mesela; kadınların iş yeri açmaları, kocalarının parasına karışmaları kıyamet alametleri olarak Buhari’de hadis diye geçiyor. Bunun gibi pek çok alametler ne yazık ki gözümüzün önünde olduğu halde ibret alamıyoruz. Arkadaşlar alametinden çok benim ona hazırlığım önemli Hiçbir alameti de olmasa ben hazır olmalıyım çünkü en büyük kıyamet benim ölümümdür Benden sonra banane kıyametten Diye düşünmemiz lazım – Hocam şimdi hane içinde eşlerin birbiriyle olan tartışmaları illaki her evde oluyordur Bu kadar bekarın sorusu mu bu? Gençleri ürkütme sen ona göre dikkatli sor. – İşte ben onun çözümü için bir soru sormak istedim. Bu garibanların tezgahı yok nesini soruyorsun – Ona göre önlem alırlar hocam onlar da Zenginin malı züğürdün tesellisi olurmuş neyse sor sor hadi. Söz sende kaldı – Hocam bu öfke problemini nasıl çözebiliriz? – En ufak bir şeyden tartışma çıktığında bunu büyütüyoruz – Evet bunla alakalı durumlar var – Hani yok mekanı terk edin, susun vs. ama; bunu da beceremiyorsak ne yapabiliriz bununla ilgili? Arkadaşlar bekarlar beni dinlesin. Evliler laf dinlemez. Bunlar her şeyi bildiğini düşünüyorlar. Bekar var mı, parmaklarını bir göreyim bekarların Aman Allah’ım ya Aman aman aman Hiç sormadım kabul edin Bekar kardeşlerim bu ağabeyiniz İnşallah uzun yıllar yaşar, sizin evinize bir çorba içmeye gelir. Ama görünen köy kılavuz istemez Fatihadan unutmayın bu ağabeyinizi Şu sözümü hatırlayın o gün Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyuruyor ki; “Saliha bir kadınla yani Allah’tan korkarak yaşayan bir kadınla evlenen, dininin %50’sini tamamlamıştır.” diyor Gerisinde de Allah’tan korksun cennete girsin diyor. Arkadaşlar Bana bir İslamiyetin emirlerini sayın desem Namaz, oruç, haç, zekat, anaya babaya itaat Kur’an okumak, kurban kesmek, sadaka vermek, fitre vermek, itikafa girmek, Teravih kılmak, cuma namazı kılmak, tesettüre girmek… Yav sayıyorsun sayıyorsun kaç tane emir var. Kadın %50’sini oluşturuyor bunların. Ben o zaman diyorum ki sana Ey bekar Başka kimse yok da burada, hey hepiniz İslamiyet adına yapacağın her ne varsa onların toplamı kadar aile seni yoracak. Buna hazır değilsen evlenme. Namazdan, oruçtan ne biliyorsan İslam olarak, yaz bir kenara. Onların toplamının psikolojik veya biyolojik ağırlığını ölç, fiziksel ağırlığını ölç. Evlilik o kadardır. Neden? Allah buna Cennet veriyor. Ucuz değil ki cennet, boşuna da değil bedava da değil. Cehennem de boşuna değil tabi. Dolayısıyla evlenenler “Ey Allah’ım! Bu kadından bu erkekten yani karı koca kimse, ben bir şey istemiyorum. Ben senin adına nikahlandım. Senden isterim ben.” derse karşısındaki kim olursa olsun Allah’ın izniyle o yuva dağılmaz. Şimdi çok önemli olarak bir sorunumuz var bizim. Cep telefonu diye bir şey icat oldu. Yemeği oradan sipariş veriyorsun, okul puanını oradan öğreniyorsun, üniversite sonuçları oradan çıkıyor, hesabı oradan yapıyorsun, dııınk karşına çıkıyor. Kadını da öyle zannediyor erkekler. Kıyamete kadar öyle bir kadın olmayacak, Cennette huriler öyle olacak. Beklenti yanılgısı bu. Bundan tövbe et sen. Kardeşlerim, Peygamber Efendimiz (sav) kainatın efendisi, ama hanımlarıyla sıkıntıları oldu. Hatice anamızla olmadı sadece. Kapıya atmadı onları Bir şeyi unutmayın. Kur’an-ı Kerim insanlığın en kötüsü olarak iki kişiyi gösteriyor. En kötü insan onlar diyor: Nuh(a.s)’ın karısı, Lut(a.s)’ın karısı Allah 25 insanı örnek gösteriyor bize. Nuh (a.s) bu 25’in ilk beşinde. Asırlarca karısı baş belası olmuş. Lut (a.s)’ın karısı en kötü kadın, zalimlikte. Ahlakta değil ama. Bir Peygamberin karısı için öyle aklınıza gelen kötü kadın rolü olmaz. Ama boşarım seni sözünü duymamış bu kadınlar kocalarından. Nuh (a.s) boşamak kelimesini kullanmadı hiç. Düşünmeye değmez mi bu? Kafirlere sabrettiği gibi karısına da sabretti. Müslümanlar olarak israil ve amerika ile boğuşmaya hazır, evdeki kadınla sabırda boğuşmaya hazır değilsen bir çelişki yaşıyorsun demektir. İşte buna ben beklenti yanılgısı diyorum. Öyle bir evlilik yok. Öyle bir evliliği Peygamberler yapamadı ki sen yapacaksın. Bir şeyi size anlatayım Nikah yapılırken hiç bulundunuz mu, dini nikah kıyılırken? Nasıl dua ettiklerini gördünüz mü hiç? İman mısınız? (Evet) Nikah kıydın mı hocam hiç? (Yani) Duanda; “Yarabbi, Ali ile Fatıma arasındaki mutluluğu bunlara nasip et diyor musun? (Diyorum) Duyuyor musunuz? Ali’ye Ebu Turab deniyor mu? Ne demek Ebu Turab? Topraklı adam demek. Niye öyle demişler ona? Çünkü gelmiş mescitte yüz üstü yatmış toprağın üstüne, sinirden patlıyor kafası Efendimiz (s.a.v) gelmiş; “Ey toprak baba, burada ne yatıyorsun.” demiş. Niye? Fatıma ile kavga etmiş, camiye kaçmış. Hoca da dua ediyor, “Ya Rabbi Ali ile Fatıma arasındaki mutluluğu nasip eyle.” Doğru, mutluluk vardı ama öyle olmadı hep. Mescide kaçtı Ali. Bunu da nereden öğrendi Efendimiz? Kızını ziyarete gitti. ‘Damadım nerede?’ dedi, “Camiye gitti.” dedi. Hayat bu çünkü, hayat. Medine’de de hayat yaşandı. Ali de olsan hayatı yaşayacaksın. Hangisi haklıydı hangisi haksızdı, onu boşver sen Fırtına koparmadılar buna. Efendimiz onu orada uyardı, gitti evine. Selamünaleyküm. Kapandı o iş. Biz bunun mücadelesini, yoğunlaştırıyoruz ki böyle şeytan bayram etsin diye. Bu beklentiden vazgeçen en sevimsiz, geçimsiz kadınla ve kocayla yaşar Allah’ın izniyle. Ama işte telefondan, internetten her şeyi sipariş verir gibi mutluluk sipariş vereceğine inanıyorsan sen bekle biraz. Biraz şöyle bekle; İsrafil (a.s) bir üfürecek dünya yıkılacak. Sonra bir daha üfürecek insanlar mezardan kalkacak. Ondan sonra mahşer kurulacak. Milyonlarca sene sıraya girilecek. İnşaallah imanla öldüğün için cennete gideceksin. Huriler öyle tam aradığın gibi. Biraz bekleteceğim ama sabır. Kardeşler, Allah sizden razı olsun Dilerim Rabbimden Cennette de böyle buluşalım (İnşallah) Orada Allah’ın dostlarını gidelim, görelim, Onlar bizi davet etsinler, Ali’yi görelim, Fatıma’yı görelim… Orada mahremiyet olmayacak, değil mi? Fatıma annemizin elini öpebilecek miyiz mesela? Ne demek ”Bilmiyoruz”? Gençler, şeriat burada var orada yok Orada yok Allah’a emanet olun. Selamünaleyküm.


Almanca

Wenn sie wollen würden, dass die ganze Welt ihre Sätze, Wörter hört, was würden sie sagen? Ich würde: “La İlahe İllallah Muhammedür Rasulullah” sagen (“Ich bezeuge, dass es keinen anderen Gott gibt außer Allah, und dass Mohamed sein Diener und Gesandter ist.”) Weißt du, was es heißt, dass die ganze Welt das hört? Was ist dein Name? Tekin? Du bist wohl ein sehr Ruhiger (tekin = ruhig), schön. Mach du es auch so. Sag “Muhammedür Rasulullah” (Mohamed ist sein Diener und Gesandter), das soll der Himmel hören. Das sollen die Steine, die Fische im Meer hören, und die sollen Zeuge für dich sein. Was sagt unser Koran? Als der Pharao ertrank, sagt unser Herr: “Fema beket aleyhissemaü vel ard” (Weder Himmel noch Erde weinte über sie”; Duhan 29) Du kannst nicht sagen: “Für wen würde der Himmel denn schon weinen? Kann die Erde weinen? Indessen ist die Sache aber eigentlich folgende: Wenn ein Gläubiger auf einem Boden gebetet hat, wird dieser Boden am Tag des Jüngsten Gerichts diesen Gläubigen suchen und Zeuge für dich sein. Wenn bei der Welt der Erde und bei der Materie im Himmel gemerkt wird, dass ein Gläubiger nicht mehr kommt, wird die Erde “Der Gläubige ist gestorben, der Mensch, der auf mir sein Gebet verrichtet und Allah sagt, ist verschwunden”, sagen und weinen, Weil der Pharao solche Sachen nicht getan hat, hat niemand geweint, Ich würde wollen, dass meine Stimme von der ganzen Welt gehört wird und Berge mir hinterher weinen. Mach du es genau so, Tekin. Das war schön, hat niemand noch eine schöne Frage? Heutzutage, wir haben die 2000er erwähnt, wie sehen sie die Entwicklung der Muslime? Ich gucke nicht vom Weltall aus auf die Welt. Daher sehe ich genau das, was du auch siehst, ich habe keine Vogelsicht. Aber… Die Leute, die die Hadithe des Gesandten lesen, schauen dem Heute wie ein Film zu. Das, was ihr heute als Mangel seht, gibt es als Warnung in den Hadithen. Deswegen wundere ich mich nicht sehr. Ich erwarte auch Schlimmeres als das. Ich erwarte eine noch schlimmere Aussicht. Aber gleichzeitig steigt auch meine Hoffnung. Warum steigt sie? Weil, Egal was passiert, wie schlimm die Lage auch ist, schickt Allah denjenigen, der zu ihm rennt, nicht zurück. Der Rest interessiert mich eh nicht. – Nun, wir haben das Ende der Welt erwähnt, – wir haben eben die 2000er gesagt… -allgemein nutzen wir diese Jahre als das Ende der Welt. – Gibt es Zeichen für den Jüngsten Tag, bei denen Sie denken, dass diese sich bereits bewahrheiten? Das größte, das erste Zeichen für de Jüngsten Tag ist, dass unser Prophet (s.a.v) weggeschickt wurde. Der Prophet des Jüngsten Tages, und unser Prophet (s.a.v) sagt: “Der Abstand zwischen der Zeit, zu der ich geschickt wurde und dem Jüngsten Gericht, ist wie der zwischen dem Nachmittagsgebet und dem Abendgebet.” Er erwähnt keine Zahl, aber wie viel Zeit ist an einem 24-stündigen Tag zwischen Nachmittag und Abend? In den Sommermonaten sind es drei Stunden. Drei, dreieinhalb Stunden, von 24 Stunden, sagen wir mal es sind vier Stunden. 20 davon sind die Vergangenheit und vier sind übrig geblieben, als unser Prophet gegangen ist. Das ist 1400 Jahre her, Ich wäre überrascht über die Intelligenz jener, die sagen, dass der jüngste Tag in 20 Jahren ist. Was mischst du dich in die Arbeit Allahs ein, aber auch die, die sagen, es sind noch 10 000 Jahre, haben keinen Verstand. Es ist ein Thema, das dem Ungesehenen zugehörig ist, aber der jüngste Tag hat kein so deutliches Zeichen wie unseren Propheten. Abgesehen davon gibt es Zeichen, die nicht auf demselben Niveau sind. Zum Beispiel: dass Frauen Arbeitsstellen öffnen und sich in Geldangelegenheiten ihrer Männer einmischen, steht in den Buhari Hadithen. Obwohl in solcher Art sehr viele Zeichen vor unseren Augen sind, können wir leider keine Lehre daraus ziehen. Freunde, wichtiger als die Zeichen sind die Vorbereitungen, die man dafür trifft, selbst, wenn es keine Zeichen gibt, die zu sehen sind, muss ich vorbereitet sein, denn der größte jüngste Tag ist mein Tod, was juckt mich der Tag des jüngsten Gerichts nach meinem Tod, so müssen wir denken, – Nun gibt es im Haus sicherlich Streitereien zwischen Ehepartnern, Ist das die Frage von so vielen Singles hier? Erschrecke die Jugendlichen nicht, frage demnach vorsichtig. – Ja ich wollte etwas für die Lösung davon fragen. Diese Armen haben keine Theke (im Sinne von sie sind nicht mal verheiratet), was fragst du darüber – Sie können sich ja dementsprechend darauf vorbereiten Die Ware der Reichen ist wohl der schwache Trost, wie auch immer los frag. Das Wort ist bei dir, – Wie kann man das Wut-Problem lösen? – Bei der kleinsten Streiterei komplizieren wir es, – Ja es gibt solche Situationen – Man kann zum Beispiel den Ort verlassen usw., aber wenn wir auch das nicht hinkriegen, was können wir dann machen? Freunde, die Singles sollen mir zuhören. Die Verheirateten hören nie zu. Sie denken, dass sie alles schon wissen. Gibt es hier Singles, zeigt auf, Oh mein Gott, oh man Nehmen wir an ich hab das erst gar nicht gefragt, Meine ledigen Brüder, ich als euer Bruder werde – so Allah will -lange Jahre leben, und zu euch nach Hause kommen, um bei euch Suppe zu essen. Aber was man von Weitem erkennt, bedarf keiner Erklärung, Vergisst bei euren Fatihas nicht diese Bruder, und erinnert euch an dem Tag an folgenden Satz: Unser Prophet (s.a.v) sagt; “Wer mit einer gerechten Frau, also einer Frau, die ihr Leben mit Gottesfurcht lebt, heiratet, hat 50% seiner Religion vervollständigt.” Und für den Rest soll er gottesfürchtig sein und ins Paradies eintreten. Freunde wenn ich sagen würde, dass ihr mir die Befehle des Islams aufzählen sollt Das Gebet, Fasten, Pilgern, Spenden, Gehorsam gegenüber Mutter und Vater, den Koran lesen, opfern, Almosen geben, in die Itikaf gehen, Teravih beten, das Freitagsgebet verrichten, sich bedecken… Du zählst und zählst, man wie viele Befehle es gibt. Die Frau bildet 50% von diesen. Und ich sage dir demnach, Oh du Lediger, hier gibt es niemand anderen, Oh ihr alle so viel es im Namen des Islams gibt, das du machen kannst, so viel wie die Summe all dieser, so sehr wird deine Familie dich ermüden. Was du vom Gebet, vom Fasten weißt, schreibe es auf. Messe die Summe der psychologischen und biologischen Last, die physische Last dieser. Die Ehe ist so viel. Warum? Allah gibt für sie das Paradies. Das Paradies ist doch nicht günstig, sie ist auch nicht umsonst und gratis. Die Hölle ist natürlich auch nicht umsonst. Wenn diejenigen, die geheiratet haben also “Oh Allah! Ich möchte von dieser Frau, diesem Mann – Je nach dem, wer Mann oder Frau ist – nichts haben. Ich habe in deinem Namen geheiratet. Ich möchte von dir.” sagt wird, egal wer ihm gegenüber steht, mit der Erlaubnis Allahs dieses Nest sich nicht auflösen- Nun haben wir ein sehr wichtiges Problem. Es wurde etwas namens Handy erfunden. Du bestellst dein Essen von dort, erfährst deine Punkte in der Schule von da, die Ergebnisse in der Universität werden dort veröffentlicht, du siehst alles sofort. Männer denken, dass auch Frauen so sind. Bis zum Jüngsten Tag wird es nicht so eine Frau geben, Die Jungfrauen im Paradies werden so sein. Das sind Fehleinschätzungen der Erwartungen. Bereue dies. Meine Brüder, unser Prophet (sav), ist der Gebieter aller Welt, aber er hatte Probleme mit seinen Frauen. Nicht nur mit unserer Mutter Hatice. Er hat sie nicht vor die Tür geschmissen, vergisst eines nicht. Der Koran zeigt als das Schlimmste der Menschheit zwei Menschen auf. Er sagt, dass sind die schlechtesten Menschen. Die Frau von Noah (a.s) und die Frau von Lot (a.s), Allah zeigt uns 25 Menschen als Vorbild. Noah (a.s) ist von diesen 25 in den Top Fünf. Seine Frau war Jahrhunderte lang ein Unglück. Lots Frau ist die schlimmste Frau bezüglich Grausamkeit. Aber nicht bezüglich Moral. Zu einer Frau eines Propheten passt nicht die Rolle einer bösen Frau, die euch mal so einfallen würde. Aber diese Frauen haben von ihren Männern nicht den Satz “Ich werde mich von dir scheiden” gehört. Noah (a.s) hat das Wort scheiden nie benutzt. Ist das nicht Wert, darüber nachzudenken? Er hat genau so wie er die Ungläubigen ertragen, seine Frau ertragen. Wenn du als Muslim dazu bereit bist, dich mit Israel und Amerika zu raufen, aber nicht dazu bereit bist mit deiner Frau zu Hause mit der Geduld zu raufen, dann heißt das, dass du in Widerspruch gerätst. Und das nenne ich auch Fehleinschätzung der Erwartungen. So eine Ehe gibt es nicht. So eine Ehe haben nicht mal die Propheten geführt, wie sollst du sie führen. Ich werde euch etwas erzählen, Wart ihr schon mal dabei, als eine Ehe geschlossen wurde, als eine islamische Eheschließung stattgefunden hat? Habt ihr schon mal gesehen, wie sie beten? Sind Sie ein Imam? (Ja) Hast du schon mal eine Ehe geschlossen (Ja) Sagst du in deinem Gebet “Allah, lasse ihnen das Glück, das Ali und Fatma unter sich hatten, zuteil werden”? (Ja, sage ich) Hört ihr das? Wird Ali nicht Ebu Turab genannt? Was heißt Ebu Turab? Es heißt Mann mit Erde. Warum haben sie ihn so genannt? Weil er in den Gebetsraum gegangen ist, sich auf die Erde mit dem Gesicht nach unten gelegt hat, sein Kopf platzt vor Wut, Unser Prophet (s.a.v) kommt; “Oh Vater der Erde, warum liegst du hier”, sagt er. Warum? Er hat mit Fatima gestritten, ist in die Moschee geflüchtet. Und der Hoca betet “Allah, lasse ihnen das Glück, das Ali und Fatma unter sich hatten, zuteil werden” Stimmt, da gab es Glück, aber es war nicht immer so. Ali ist in den Gebetsraum geflüchtet. Und wie hat es unser Prophet erfahren? Er ist seine Tochter besuchen gegangen. “Wo ist mein Schwiegersohn?”, hat er gesagt, Sie hat “Er ist in die Moschee gegangen”, gesagt. Das ist nämlich das Leben. Auch in Medina wurde das Leben gelebt. Selbst wenn du Ali bist, wirst du dein Leben leben. Wer Recht hatte und wer nicht, mach dir nichts draus, sie haben dafür kein Skandal gemacht. Unser Prophet hat ihn dort ermahnt, er ist nach Hause gegangen. Selamünaleyküm. Die Sache war gegessen. Wir erschweren uns die Auseinandersetzung dafür, damit der Teufel feiert. Wer diese Erwartung aufgibt, kann auch mit der unfreundlichsten und ungeselligsten Person leben, so Allah will. Aber wenn du daran glaubst, dass du genau so wie du vom Handy im Internet alles bestellst, auch Glück bestellen wirst, dann warte du noch ein bisschen. Dann warte noch; Israfil (a.s) wird einmal pusten und die Welt wird untergehen. Und dann wird er noch einmal pusten und die Menschen werde von ihren Gräbern auferstehen. Dann wird der Ort des jüngsten Gerichts aufgebaut. Millionen von Jahren werden sich anstellen. So Allah will, wirst du, weil du im Glauben gestorben bist, ins Paradies gehen. Die Jungfrauen im Paradies sind genau so, wie du willst. Ich werde euch warten lassen, aber Geduld. Brüder, möge Allah mit euch zufrieden sein, Ich wünsche mir von meinem Herren, dass wir uns im Paradies auch so versammeln werden (so Allah will) Lasst uns dort zu den Gesandten Allahs gehen, lasst uns sie sehen, sie sollen uns einladen, lasst uns Ali sehen, Fatima sehen… Dort wird es keine Geheimhaltung geben, stimmt’s? Können wir zum Beispiel die Hand unserer Mutter Fatima küssen? Was soll das heißen “Wir wissen es nicht”? Die Scharia gibt es hier, dort nicht dort gibt es sie nicht Allah segne euch. Selamunaleyküm.


Azerice

Bütün dünyadakı ifadələrinizi və sözlərinizi eşitmək istəsəydiniz nə deyərdiniz? “La Ilahe Ilalallah Muhammadur Rasulullah” deyərdim Bütün dünyaya bunun şahidi olmağın nə demək olduğunu bilirsinizmi? Adın nədir Tekin? Sən çoxlarından, gözəlisən. Sən də bunu edirsən. Hətta Məhəmmədur Rəsulallahın səmaları da eşidilməlidir. Daşları eşit, dənizdəki balıqları eşit Qoy sənə də şahid olsunlar. Quranımız gənclərə nə deyir? Firon boğulanda Rəbbimiz buyurur: “Fema beket aleyhissemaü vel ard” (Nə göylər, nə də yerlər onun üçün ağlamadı) deyir (Duha 29) Göy kimin ağladığını deyə bilməzsən? Torpaq ağlayacaqmı? Görünən budur Mömin bir yerə səcdə edərsə o torpaq qiyamət günü möminini axtaracaqdı. Möminin yenidən gəlmədiyi, yer aləmində, göydəki hava cisimlərində olmadığı başa düşüldükdə Torpaq “bu mömin öldü, mənim üçün dua edəcək insan, Allah yox olar” deyərək ağlayardı. Firon belə bir iş görmədiyi üçün heç kim ağlamadı Səsimin bütün dünyada eşidilməsini istəyirəm, amma məndən sonra dağların ağlamağını istəyirəm. Sən bunu et, Təkin. Gözəl idi, yoxsa başqa yaxşı suallarınız var? Bu gün 2000-ci illər dedik, müsəlmanların tərəqqisini necə görürsən? Mən dünyaya kosmosdan baxmıram. Beləliklə, gördükləriniz mənim gördüyüm şeydir Quşun gözü yoxdur. Amma … Gənclər, Rəsulallahın (s.ə.v) hədis şeriflərini oxuyanlar bu gün sanki bir filmə baxırlar. Bu gün çətinlik içində gördüyünüz şeylər hədislərdə bir xəbərdarlıq olaraq var. Buna görə çox təəccüblənmirəm. Bundan daha çox şey gözləyirəm. Bu görüntünün daha pis olacağını gözləyirəm. Ancaq ümidim, getdikcə artır. Niyə artır? Çünki vəziyyət nə qədər pis olsa da Allah Ona tərəf qaçanları geri qaytarmaz. Qalan hər halda mənə aid deyil. – İndi müəllim, axır vaxtlar dedik, – 2000-ci illərdə olduğumuzu dedik … – Biz ümumiyyətlə bu illəri son dövrlər kimi istifadə edirik. – Düşündüyünüz apokalipsis əlamətləri varmı? Ən böyük, bir nömrəli apokalipsis Peyğəmbərimizin (s.ə.v) göndərilməsidir. Qiyamət Peyğəmbəri Və buyurur ki, Peyğəmbərimiz (s.ə.v) “Göndərilən vaxtla apokalipsis arasındakı məsafə günorta vaxtı və axşam namazı arasındakı məsafədir.” deyir. Bu rəqəm vermir, amma 24 saatlıq bir günorta və axşam arasındakı müddət necədir? Yazda üç saat var. Üç, üç yarım saat 24 saatınız dörd saat deyək. Ustadımız (s.ə.v) gələndə onlardan iyirmi dördü qalır. 1400 il keçdi İyirmi il əzab var deyənlərin ağlına heyranam. Allahın işinə nə ilə qarışırsan Ancaq on min il var deyənlərdə ağıl yoxdur. naməlum bir mövzu Lakin apokalipsisdə Peyğəmbərimiz (s.ə.v) qədər açıq bir qüsur yoxdur. Bundan başqa, o səviyyədə olmayan əlamətlər var. Məsələn; Qadınların iş yerlərinə və ərlərinin pullarına açılması Buxaridə apokalipsis əlaməti olaraq hədis adlanır. Təəssüf ki, bu kimi əlamətlər gözlərimizin önündədir, amma imza ala bilmirik. Ona hazırlaşmağım dostlardan daha vacibdir Heç bir işarə olmasa da hazır olmalıyam çünki ən böyük apokalipsis mənim ölümümdür Məndən sonra apokalipsisdən banan Düşünməliyik – Xoca, indi ev təsərrüfatındakı həyat yoldaşlarının mübahisələri hər ailədə baş verir. Bu qədər təkbaşına sual? Gəncləri qorxutma, diqqətlə soruş. Burada onun həlli üçün bir sual vermək istədim. Bu baqotlarda sayğac yoxdur, nə istəyirsən – Ona görə tədbir görürlər. Varlıların varlılarının təsəllisi olduğunuzu soruşun. Söz sənindir – Xoca, bu qəzəb problemini necə həll edək? – Mübahisə bir şeydən çıxanda bunu böyüdürük – Bəli, bununla bağlı vəziyyətlər var – Yer yoxdur, yeri tərk et, bağla və s. amma; Bunu da edə bilmiriksə nə edə bilərik? Dostlar məni dinləyir. Evlidir qulaq asma. Hər şeyi bildiklərini düşünürlər. Tək var, qoy barmaqlarını görüm Ey allahım Vallah Heç vaxt soruşmadım, qəbul et Qardaşlarım sənin qardaşındır Ümid edirəm uzun illər yaşayır, sənin evinə bir şorba üçün gəlir. Ancaq görünən kənd bələdçi istəmir Unutma bu qardaş O gün sözümü xatırla Peyğəmbərimiz (s.ə.v) buyurur; “Saliha, bir qadınla, yəni Allahdan qorxan bir qadınla evlənərək, dininin 50% -ni tamamladı.” deyir Allahdan qorxaraq arxasındakı cənnətə girməli olduğunu söyləyir. Dostlar Mənə İslamın əmrlərini desəm Namaz, oruc, çarmıx, zəkat, ana və ataya itaət Quran oxumaq, qurban vermək, sədəqə vermək, fitrə vermək, qeydiyyatdan keçmək, Təravih qılmaq, cümə namazı qılmaq, hicaba girmək … Neçə sifarişiniz olduğunu hesablayır. Qadınlar bunların 50% -ni təşkil edir. Sonra sənə deyirəm Ey subay Burada başqa heç kim yoxdur, hamınız İslam adı ilə nə edə bilərsən Ailəni cəmi qədər yorursunuz. Buna hazır deyilsinizsə, evlənməyin. İslam olaraq, namazdan və orucdan nə bilirsənsə, yayı bir kənara qoy. Onların cəminin psixoloji və ya bioloji çəkisini ölçün, fiziki ağırlığını ölçün. Evlilik bu qədərdir. Niyə? Allah bunu Cənnətə verir. Cənnət ucuz deyil, heç bir şey üçün deyil, pulsuz da deyil. Əlbəttə, cəhənnəm boş yerə deyil. Beləliklə, evlənənlər “Allahım! Mən bu qadından, bu kişidən, ər-arvaddan bir şey istəmirəm. Heç bir şey istəmirəm. Mən sizin üçün evliyəm. Səndən istəyərdim. ” desə kim olursa olsun Allahın izni ilə o yuva dağılmır. İndi çox vacib bir problemimiz var. Cib telefonu kimi bir şey icad edildi. Oradan yeməyi sifariş edirsən, oradakı məktəb hesabını öyrənirsən, universitet nəticələri oradan gəlir, hesablamanı oradan, xaricdən edirsiniz. Kişilər də qadınları belə düşünürlər. Qiyamət gününə qədər belə bir qadın olmaz. Cənnətdəki Huris belə olacaq. Bu gözləmə səhvidir. Tövbə etdin. Qardaşlarım, Peyğəmbərimiz (s.ə.v) kainatın sahibi, ancaq xanımları ilə problem yaşadı. Xədicə yalnız anamızla baş vermədi. Onları qapıya atmadı Bir şeyi xatırla. Quran iki insanı bəşəriyyətin ən pis tərəfi olaraq göstərir. Ən pis insan deyir: Nuhun (ə) arvadı, Lutun (ə) arvadı Allah bizə 25 nəfəri nümunə göstərir. Nuh (ə.s) həmin 25 nəfərin ilk beşliyindədir. Əsrlər boyu həyat yoldaşı narahatlıq keçirib. Lutun (ə) həyat yoldaşı ən pis qadın, qəddardır. Əxlaqda deyil. Bir Peyğəmbərin həyat yoldaşı üçün ağlınıza gələn pis qadın rolu yoxdur. Ancaq səndən eşitməmiş bu qadınları ərlərindən boşam. Nuh (ə.s) heç vaxt boşanma sözünü işlətməmişdir. Düşünməyə dəyər deyilmi? Həyat yoldaşına səbri ilə yanaşı səbir edir. Müsəlman olaraq, İsrail və Amerika ilə vuruşmağa hazır deyilsinizsə, evdə olan qadınla səbirlə mübarizə etməyə hazır deyilsinizsə bir ziddiyyət yaşayırsınız. Gözləmə xətası dediyim budur. Belə evlilik yoxdur. Peyğəmbərlər belə bir evlilik edə bilmədilər ki, sənin edəcəksən. Sizə bir şey deyim Heç toyda olmusunuz, Dini toy doğranarkən? Onların necə dua etdiyini görmüsən? İnanırsınız? (Bəli) Heç toyun olubmu, müəllim? (Yəni) duanda; “Vallah, sən onlara Əli ilə Fatıma arasındakı xoşbəxtliyi deyirsən? (Diyorum) Eşidirsən? Əli Əbu Turab adlanır? Əbu Turab nə deməkdir? Yerə düşmüş adam deməkdir. Niyə ona dedilər? Məscid yerdə üz-üzə gəldiyi üçün baş əsəbdən qopdu Ustadımız (s.ə.v) gəldi; “Ey yer atası, burada nə yatırsan?” demiş. Niyə? Fatimə ilə vuruşub məscidə qaçdı. Xoca, “Rəbbi Əli ilə Fatimə arasındakı xoşbəxtlik necə olur?” Düzdür, xoşbəxtlik var idi, amma həmişə deyil. Əli məscidə qaçdı. Ustadımız bunu haradan öyrəndi? Qızını ziyarətə getdi. ‘Mənim kürəkənim haradadır?’ dedi, “Məscidə getdi.” dedi. Bu həyatdır, çünki həyat. Mədinədə də həyat var idi. Əli olsan da həyatı yaşayacaqsan. Hansı doğru, hansının səhv olduğunu heç düşünməyin Fırtına ilə aparmadılar. Ustamız orada xəbərdarlıq etdi, evə getdi. Selamünaleyküm. Bağlanıb. Bunun mübarizəsini gücləndiririk ki, belə bir şeytan ziyafət versin. Bu gözləntini vermək Allahın izni ilə ən xoşagəlməz, uyğun olmayan qadın və ər ilə yaşayır. Ancaq xoşbəxtliyə əmr verəcəyinizə inansanız, sanki hər şeyi telefondan, internetdən sifariş verərsiniz biraz gözləyin. Bir az belə gözləyin; Bir İsrafil (əs) üfürəcək bir dünya məhv olacaq. Sonra yenidən üfürəcək insanlar qəbirdən qalxacaqlar. Bundan sonra xestelik qurulacaq. Milyonlarla il növbəyə qoyulacaq. Ümid edirəm cənnətə gedəcəksən, çünki imanla ölürsən. Huris sənin adını çəkdiyin kimi. Bir az gözləyirəm amma səbr edirəm. qardaşlar, Allah rəhmət eləsin Rəbbimdən diləyirəm Göydə belə görüşək (İnşallah) Artıq Gəlin Allahın dostlarını görək, Bizi dəvət etsinlər, Görək Əli, Görək Fatıma … Orada gizlilik olmayacaq, deyilmi? Məsələn, anamın əlindən öpə bilərikmi? “Bilmirik” nə demək istəyirsiniz? Gənclər, şəriət buradadır, yoxdur Orada yoxdur Allaha əmanət olun. Selamünaleyküm.