Cehenneme Götüren Komşu! (Komşu Hakkı)

Merhaba arkadaşlar. Öyle iki konu var ki insanlar bu iki konuda bir anda değişiveriyorlar yani. Kırk yıllık tanıdığınız insan bu iki hususta bir anda değişiveriyor. Bunlardan birisi trafik. Trafikte insanlar biliyorsunuz inanılmaz değişiyor. Gerçekten de trafik de yaa bazıları öyle hatalar yapıyor ki yani insan artık nasıl sinirleneceğini şaşırıyor. Her kes zaten trafikte kendini frenleyemeyecek derecede bir anda öfkeleniyor. Sebebini bilmiyorum. Ben de en çok mesela şuna sinirleniyorum Mustafa; hani böyle arabanın yanından geçerken bir anda şoför dikiz aynasına bakmadan kapısını açıyor ya? O sonsuza açılan kapı yani. (Gülüyorlar) Adam arabadan bir iniyor. Aaa nereye geldik böyle? Âlem değişmiş. Bir anda sonsuza açılan bir kapı. Yani insan böyle trafikte yapılan hatalara tahammül edemeyebiliyor. Bir diğer hususta komşularla ilgili meselelerde bakıyoruz ki insanımız çok fazla gerginleşebiliyor. Komşularıyla arasında gerginlik yaşayabiliyor. Şimdi madem ki karantina sürecinde bu durumlar biraz daha artmaya başladı. İnsanlar sürekli evde olduğu için komşularından gelen gürültülerden, seslerden sürekli rahatsız oluyor. Şu anda bizim de üst kattan (gülüşüyorlar) Mustafa:”Komşulardan.” Osman:”Evet herhalde at geziniyor. (Üst katta çınaraltı 🙂 ) şu an yani birisi herhalde bir şekilde 4. kata at sokmuş at gezdiriyor herhalde yukarda şu an. Hatta bir fotoğraf var onun da görüntüsünü verelim. Hani komşunun tam senin uyuduğun saatte çalıştırdığı bir duvarı delen matkap var. Normalde bir matkabın boyu mesela şu kadarken; komşunun çalıştırdığı matkap şu fotoğraftaki gibi işte! Devasa! Kocaman! Yani sanki senin beynini deliyor yani. Öyle o derece rahatsız oluyorsun. Şimdi bu süreçte de iyice insanlar komşuluk ilişkilerinde bazı sorunlar yaşayınca ben de dedim ki yaa bu mesele çok küçük görülüyor yani Allah’a iman, peygambere (s.a.v.) iman gibi meseleler konuşuyoruz. Bunlar külli meseleler. Ama sanki bu konuşmadığımız komşuluk meselesi çok önemsizmiş gibi insanlar komşuluk hakkına hiç riayet etmiyor. Hatta yani komşumuzu tanımıyoruz bile yaa. İnsanlar site hayatı yaşıyor artık. Her kes belki 40 tane kapının olduğu evde yaşıyor. Ama o 40 kapıdan belki bir tanesini o da hasbel kader tanıyor. Belki hatta yani böyle apartmana girip çıkarken, asansöre bindiğimizde selamlaşmıyoruz yaa. Ben insanlara selam veriyorum. Selamün aleyküm diyorum. Böyle suratıma bakıp geri dönüyorlar. Yani.. şimdi bu söylenecek laf mı der gibi yani. Yani bu çok enteresan Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam diyor ya “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki sizler iman etmedikçe Cennet’e giremzsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde “diyor ” birbirinizi seveceğiniz bir şey size söyleyeyim mi?” “Söyle Ya Rasulallah (s.a.v.).” diyor sahabeler. Diyor ki: “Aranızda selamı yayınız.” Evet yani gerçekten aramızda şu an selam yayılmadığı için, bu kadar İslam’ın büyük bir hâdisesi küçük görüldüğü için aslında bu küçük gibi görülen şeylerdedir İslam’ın güzelliği. O detaylarda arkadaşlar. Yani o detaylardaki güzelliği biz eğer yerleştirebilirsek hayatımıza; bu şekilde İslam’ı tam hayatımıza adapte etmiş oluruz. Biz böyle din deyince, dindarlık deyince sürekli sadece namaz kılmaktan, oruç tutmaktan ibaret olarak algılıyoruz. O yüzden ticaretimizde dürüst davranmak gibi bir derdimiz olmuyor. O yüzden gürültü yaptığımız zaman aman komşularım rahatsız olur mu gibi bir düşüncemiz olmuyor. İyi bir insan olmak, iyi bir eş olmak, iyi bir baba olmak, iyi bir arkadaş olmak, iyi bir komşu olmak gibi bir derdimiz olmuyor. O yüzden bir pikniğe gittiğimiz zaman, doğaya gittiğimiz zaman; yerlere çöp atmaktan hiç çekinmiyoruz, korkmuyoruz. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın hayatına odaklanmamışız. Biz sadece şekilci davranıyoruz. Şekilleri tatbik etmeye çalışıyoruz. İşte şu kadar farz varmış, şunlar haramlarmış, şunlar sünnetlermiş. Yapabildiğimi yapayım. Bu mantık yanlış bir mantık. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın hayatına baktığımız zaman. Yani ben Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın hayatını uzun zamandır inceliyorum ve Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın hangi özelliği en çok gözüne çarpıyor derseniz ben kibarlığı derim. Hatta bunu hep söylüyorum Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın bu kibarlığını aslında milli eğitim bakanı olsam okullarda en az haftada, belki her gün bir saat olmak şartıyla okullarda ders olarak okuturum. Çünkü yani her şey böyle incelikten, insan kabalıktan kırılıyor. Toplumumuzun şu an en ziyade bu inceliklere ihtiyacı var.Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın hayvalara nasıl davrandığını, Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın çocuklara nasıl davrandığını bilmiyoruz ve hayatımıza o yüzden sokmuyoruz. Bu yüzden biz dedik ki bu komşuluk meselesini ele alalım ve komşu hakkının ne kadar önemli olduğunu, komşuluk ilişkilerinin ne kadar bizim için ebedî hayatımızda etkili olduğunu görelim. Bakın ben bu gün biraz böyle değişik bir tarz yapacağız. Hadisi okuyacağım, hadisle ilgili konuşacağız, hadisi okuyacağım, hadisle ilgili konuşacağız. Bu şekilde biraz daha iyi bir pencere açmış olacağız diye düşünüyorum. Çünkü hadislerin üstünde çok durmayınca sanki söylenip geçiliyor gibi. Bu .Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın sözleri. Yani Efendimiz (s.a.v.) size bir söz, nasihat bıraksa, emanet bıraksa; onu başınızın üstünde; canınız gibir korumaz mısınız, taşımaz mısınız? Bizler maalesef hadislere yeteri kadar önem göstermiyoruz diye düşünüyorum. Bu yüzden böyle hayatımızda ciddi problemler, eksiklikler var. Şimdi şu süreçte de özellikle bu ikili ilişkilerde, komşularla daha yakın bir alanda etkileşimde olduğumuz için bunlara çok ihtiyacımız var. O yüzden çok dikkatli dinleyelim ve o yüzden çevremize bunu yayalım ve şöyle de sizinle bir anlaşma yapalım. Yorumlara da yazarsınız. Bu konuyla ilgili görüşlerinizi mutlaka düşüncelerinizi yazın ve sizden şöyle bir ödev bekliyorum yani bir ödev verircesine, bu mesele, bu hakikat bize bir ödev versin. Nedir? Komşumuzun kapısını çalalım. Komşumuza, yani sosyal mesafeyi korumak şartıyla, komşumuza hediye verelim, tatlı verelim. Şimdi her kes evlerinde ekmek yapıyor değil mi? (gülüyor) Madem bu kadar herkesin fırıncılığa hevesi vardı o zaman biraz komşusuna da götürsün değil mi her kes. Çünkü Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam bir gün Ebu Zer’e (r.a.) diyor ki: “Ey Ebu Zer (r.a.) çorba yaptığın zaman suyunu fazla koy.” diyor. Neden? “Çünkü komşunun da onda hakkı vardır. Götür komşularına müsait olduğu vakit ikram et.” diyor. Bu ne kadar güzel, ne kadar hassas bir düşünce değil mi? Tam bir Müslümana yakışır düşünce. Hatta bizim Almanya’da bir arkadaşımız var; inşallah onunla bie video hazırlığı içindeyiz. Alman kardeşimizin Müslüman oluş hikayesinde komşusunun ona gösterdiği iyilik var, güzel ahlak sayesinde Müslüman oluyor yaa. Demek ki burdan Avrupa’da yaşayan, yurt dışında yaşayan Müslüman kardeşlerime bir mesaj: Demek ki sizin sözünüzden daha kuvvetli olan yaşantınız. Haliniz insanlara ders verecek ve insanları İslam’a ısındıracak en önemli şey. Bakın Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam bir Buhari hadisinde ne diyor: “Allah’a ve ahirete inanan komşusunu incitmesin.” diyor. Yani iman eden bir insan, komşusunu incitmesin. Eğer iman varsa, imanın gereği budur demektir. Allah’a inanıyorsan, ahiret hesabına inanıyorsan; Allah elbette sen tövbe ettiğin sürece senin günahını affedecektir. Bu günaha geri dönmediğin sürece günahını affedecektir. Fakat kul hakkını Allah affetmiyor. (Gümleme sesi) Kul hakkı kulda kalıyor. İşte komşu da kul hakkında belki en zirvede gelenlerden. Bakın ne diyor: “Cebrail Aleyhisselam komşuyla ilgili, komşu hakkı öneminden o kadar bahsetti ki; komşuyu komşuya varis kılacak zannettim.” diyor Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam. Yani komşu komşunun mirasçısı olur mu? Kan bağı yok. İşte bu kadar komşu komşuya zimmetlenmiş İslamiyet’de. Demek ki ne kadar önemli ve İbn-i Hibban’da geçen bir rivayette diyor ki: “4 koldan” sokak anlamında düşünürsek veya arkası önü olmak üzere “40 kapıdan ibarettir.” diyor. Şimdi bir sitede yaşayanın zaten aşağı yukarı 40 kapısı vardır değil mi? Komşu dediğimiz kavram yani tebliğle vazifeliyiz ya. Komşularımıza Allah’ı anlatmakla vazifeliyiz artık arkadaşlar. Bunu bilmiyorsanız artık bir yerlerden başlamaya çalışın. Özellikle bu tatlı götürme, hediye götürme, kapısını çalma, selam verme bunun bir parçası olsun. Tebliğ yapın, İslam’ı insanlara anlatın, ısındırın. Bu 40 kapı meselesi çok önemli yani. Kime tebliğ yapacağım komşu olarak? 40 kapı Yoksa bunun sınırı olmaz yani, gittikçe gider. Sürekli yani dünyanın etrafını dolaşıp geri gelene kadar (gülüyorlar) sürekli gezmen lazım olur. Evet 40 kapı bunun ölçüsü. Komşularımıza ihsanda bulunmayı bir kenara bırakalım artık komşularımızı tanımıyoruz bile. Yani komşunun kim olduğunu bilmiyoruz. Hatta Of’lu Ali anlatıyor. Diyor ki ben diyor komşularımı tanımıyorum, kapıdan girip çıkarken bazen selamlaşıyoruz ama bazısı selamıma bile cevap vermiyor. Az önce benim de dediğim gibi işte. Bir gün baktım ki diyor bir komşu böyle eşyalarını taşıyor. Ben de dedim komşum bir yardım edeyim sana istersen. Yok gerek yok falan dedi. Yok yardım edeyim dedim. İyi tamam dedi. Eşyaları taşıyoruz. Hani bu vesileyle tanışmış oluruz diye düşündüm diyor. Yardım ettim diyor işte bazı televizyon gibi bir kaç tane eşyayı taşımasına yardım ettim diyor. Sonra gittim diyor böyle mutlu mesut bir şekilde “komşuma yardım ettim” düşüncesiyle. Gittim 1-2 saat sonra geri geldim bir baktım diyor. Evin her tarafında polis var diyor. Ne oldu diye sordum diyor. Yardım ettiğim meğerse hırsızmış diyor. (Ekiple gülüyorlar) Yani işte komşuyu tanımazsan, hırsıza da yardım etme ihtimalin var. O yüzden komşuluk hakkı çok önemli yani. Cebrail (a.s.) buna o kadar çok vurgu yapmış. “Allah’a ve kıyamete inanan komşusuna iyilik etsin.” diyor. Birincide ne demişti? Onu incitmesin, ona eza, cefa çektirmesin. İkincide şimdi ne dedi? Ona iyilik etsin. Kötülük etmemekle beraber komşumuza iyilik etmemiz gerekiyor. Zaten ben annemden hatırlıyorum böyle eski zamanlarda sürekli evde ne pişse komşulara götürülürdü. Ben hatta böyle çocukluk nefsiyle, mesela evde bir çiğ köfte yoğuruluyor, gözüme az geliyor, böyle komşulara verildikçe azalıyor, verildikçe azalıyor. Ben artık vermek istemiyorum, itiraz ediyorum. O manzaralar aklıma geldi. Eskiler böyle sürekli yardımlaşırmış. Ben hatta hatırlıyorum bizim evin bahçesinde sürekli böyle komşular bir araya gelir; anneler böyle, sürekli gün ortamı. Kısırlar yapılır, patatesler kızartılır. Biz orda oynardık.sonra komşular hep beraber bakıyorum açmışlar Risale’den bir ders yapıyorlar, okuyorlar. Annem tabi Risale okuduğu için onlara ders yapıyor; ondan sonra beraber Kur’an okuyorlar, cüz okuyorlar, mukabele okuyorlar. Çok güzel bir komşuluk havası oluşuyor. Yani özellikle hanımlar bu konuda çok güzel eskiden yapıyorlardı. Ama şu an maalesef yapılmıyor. Hatta bayramlarda da sarmalar yapılır, götürülür, getirilir; baklavalar, ev baklavaları falan. Eskiden bu alışkanlıklar çok iyiydi. Ama şu an çok zayıfladı. Özellikle büyük metropollerde. Hani küçük yerlerde yaşayanlar diyecekler biz bunları hala yapıyoruz, hepimizin kapısı açık, beraber yaşıyoruz. Hani çocuklar oynadığı zaman, lavaboya gideceği zaman hangi ev yakınsa hemen koşup giriyor, sormuyor bile. Eskiden böyleymiş. Ama şimdi öyle değil yani. Bazen babam filan anlatıyor. Bakın bir başka rivayet ne güzel: “Komşuya da ana babaya hürmet eder gibi hürmet etmek gerekir.” diyor Kur’an ne diyor? Anneye babaya karşı öf bile demeyin diyor. Bu bir emir. Allah’ın emri. Anneye babaya bu kadar hürmet gösteriyoruz. Şimdi bizden Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam istiyor ki annene babana nasıl hürmey gösteriyorsun aynı öyle komşuna da hürmet etmen lazım. Tabi annesine babasına hiç hürmet göstermeyenler, annesine böyle sert konuşanlar; rast geldiğim zaman çok üzülüyorum. Kesinlikle öncelikle bunu tamir etmek lazım. Çünkü anneye babaya hürmet, anneye babaya itaat Allah indinde en önemli ibadetler arasındadır. Ve Tirmizi hadisi: “Güzel komşuluk et ki hakiki mü’min olasın.” Demek ki hakiki mü’min olmanın bir göstergesi güzel komşu olmaktır. Çünkü Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam baktığınız zaman komşuların en hayorlısı olduğunu görüyoruz. E Cennet’de ona komşu olmak istiyor musun? Cennet’de komşu olmak istiyorsan sen yanındaki komşuyu bunun anahtarı olarak görmelisin. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ı üzmek ister miydiniz? Yani böyle onu üzeyim, canını acıtayım ister miydiniz? Yani Müslüman olan, kalbinde zerre kadar iman bulunan kimse bunu istemez. Ama bakın Efendimiz ne diyor: “Komşusunu üzen beni üzmüş olur. Bana eziyet eden Allah’a eziyet etmiş olur. Komşusu ile kavga eden benimle kavga etmiş olur. Benimle kavga eden Allah ile kavga etmiş olur. Kazanabilir miyiz bu kavgayı? Kazanamayız! Ama ne kadar rezil duruma düşeriz değil mi? Demek ki komşumuza karşı göstereceğimiz hal ve tavırlar nereye uzanıyor. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’a ve Allah’a karşı yapılmış bir davranış gibi. Onlara yapılan kötülük sanki Allah’a, Allah’ın dinine yapılmış bir kötülük gibi Bakın Hâkim’in Müstedrek’inde geçen çok güzel bir hadis: “Namaz kılan, oruç tutan, sadaka veren” namaz kılan, oruç tutan, sadaka veren yani ne kadar önemli ibadetler değil mi? “fakat diliyle komşularını inciten nice kimseler vardır ki gidecekleri yer Cehennemdir.” Buyuruyor. (Gök gürültüsü) Yani Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’a bir gün bir kadından haber veriyorlar. “Ya Rasulallah (s.a.v.) bu kadın geceleri ibadet eder, gündüzleri de oruçla geçirir.” diyor Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam ne soruyor? “O kadının komşularıyla olan ilişkisi nasıldır?” diye soruyor. Nebevî bir ufukla soruyor bunu. Sahabeler ne diyor? Diyor ki: “Ya Rasulallah (s.a.v.) o kadının komşularıyla ilişkisi çok kötüdür. o kötü ahlaklı bir kadındır.” Efendimiz ne diyor? (Yankılı sesle) “Onda hayır yok. O Cehennemliktir.” diyor. (giyotin sesi) Demek güzel ahlaka ne kadar önem veriyor. Özellikle komşumuzla olan ilişkimiz İslâmiyet’in ne kadar merkezinde duran bir durum. “Komşun yardım isterse yardım et. Borç isterse ver. Fakir ise gözet. Hastalanırsa ziyaret et. İyi şeylerini tebrik et. Felaketlerinde sabır dile. Ölünce cenazesine git.” diyor Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam. Bu beni en çok etkileyen hadislerden birisi. Zaten hem Buhari’de geçiyor hem Müslim’de geçiyor. Çok yerde böyle rivayet var. Diyor ki: “Şerrinden komşusunun emin olmadığı kimse Cennet’e giremez.” Bakın şerrinden komşusunun emin olmadığı kimse. Yani bazı insanlar komşularına çok eza, cefa çektiriyorlar. Bu kimseler zaten hadiste de belirtiliyor. Allah Teala tarafından sevilmez deniliyor bir rivayette. Hatta diyor ki: “Kötü komşuya kıyamette Allah rahmet nazarıyla bakmaz.” diyor. Bu da Deylemi’de geçen bir rivayet. Evet! “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” diye hani sürekli söylenir. “Komşusu açlıktan kıvranırken tok yatan kimse iman etmiş olmaz. diyor Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam. Ve hatta “Sıkıntıya düşen komşusuna yardım eden, sıkıntısını gideren kimseye Allah kıyamet günü kıymetli elbiseler giydirecektir.” diyor. “İyi komşu, komşusunu Cennet’e sokar.” “İyi komşuluk ülkeleri mamur eder ve ömrü uzatır.” diyor. “Bir sâlih Müslümanın hürmetine komşularına gelecek yüzlerce bela önlenir.” Demek ki sizin komşularınıza göstereceğiniz iyi ahlak, onlara imanı anlatmanız, onlara Allah’ı anlatmanız; onlara gelecek belayı da önlemenize sebep oluyor. Hem dünya belalarını hem ahiret belalarını Yani demek ki yani bir mahallede bir sâlih insanın bulunması ne kadar etkili. “Allah’a yemin ederim ki” diyor Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam “bir kimse kendisi için sevdiği şeyi komşusu veya arkadaşı için de sevmedikçe hakiki manada iman etmiş olmaz.” Yani nefsin için ne istiyorsan, onun için de istemedikçe gerçek manada kâmil imana erişmemiş oluyorsun. Demek ki Cenab-ı Hak bu konuda bencilliğimizi kabul etmiyor. Bizim komşularımızı da bu konuda düşünmemizi istiyor. Ama biz sürekli kendimizi düşünür olmuşuz, menfaatperestleşmişiz. Ama halbuki bakın ölümümüzle ilgili komşularımızın tavrı ne kadar önemli. “Kendisinin iyi mi kötü mü olduğunu anlamak isteyen kimse sâlih komşularının kendisi hakkında ne dediklerini öğrensin. ‘iyi’ diyorlarsa Allah indinde iyi olduğunu anlasın.” “İki kişi ölen komşusu için ‘Biz bunu iyi biliyoruz.’ derse o kul öyle olmasa da Allahü Teala meleklerine buyurur ki: İki komşunun şahitliğini kabul edin ve ölenin ilmimdeki durumuna bakmayın!” diyor. Şimdi arkadaşlar, bizler bir Müslüman olarak eğer bu güzel ahlakı ortaya koyarsak, komşularımıza onların şaşıracağı düzeyde iyilikte ve ihsanda bulunursak, komşularımız İslam’a ısınmaz mı? Bazen yurt dışında böyle bazı kişilerle denk geliyoruz. Mesela birisi var böyle 300 kadar farklı ailenin İslam’a girmesine vesile olmuş hem de anlatma kabiliyeti, hitabeti çok yüksek olmamasına rağmen. Nasıl bunu başarmış? İnsanlara sürekli iyilikte bulunarak, sürekli çocuklarıyla ilgilenerek, bahçeleriyle ilgilenerek. Onlara karşılıksız yardımlar yaparak. Demek ki güzel komşuluk bizim Cennet biletimiz veya Cehennem Vesikamız olabilir. Rabbim hepimizin hayırlı komşu olanlardan eylesin. Öyle komşularına sıkıntı çektirmeyen; yani ne bileyim gecenin bir yarısı sandalyeyi çekerken böyle yerde sürterek, ses çıkartarak değil de aman komşuma ses gitmesin diyerek, yavaşça çekerek. Veya müziğin sesini açtığında çok fazla açmayarak mümkün mertebe komşularına sıkıntı yaşatmayanlardan olmayı nasip etsin. Gerçekten de komşumuza göstereceğimiz ikramlar, izzetler, ihsanlar; Cenab-ı Hak indinde çok önemli. Belki de onların ebedî saadetini, imanını kazanmasına vesile olacak, o kalplerinin ısınmasını sağlayan hareket olacaktır. Rabbim bizi Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’a Cennet’de komşu eylesin. Allah’a emanet olun. Altyazı M.K.

Menzil, İsmailağa ve gerçek Süleyman Efendi cemaati ihvanlarının selamlarını getirdim!

2-3 haftadır söyleyeceğim söyleyeceğim, sohbete dalıyorum unutuyorum. Üzerimde borç olarak kaldı. İnternetten devamlı bize, farklı cemaatlerden Farklı Müslüman kardeşlerimizden, farklı cemaatlerde, mezheplerde bulunan, Şafii’si, Hanbeli’si, Maliki’si… Bu kardeşlerden Farklı tarikatlarda bulunan Müslüman kardeşlerimizden, mesajlar geliyor. Mesajların içeriğinde hep şu söyleniyor: Hocam sohbetinize gelen bütün kardeşlerimize selam edin. “Aleyküm Selam” Süleyman Efendi cemaatinden, derviş kardeşlerinizin size selamı var. Üzerimde kalmasın! Menzil cemaatinden derviş kardeşlerinizin, size selamı var kardeşler. İsmailağa cemaatinden, en çok da bunlar mesaj yolluyor bana. İnternetten devamlı sohbetlerini seyrediyoruz hocam. “Allah, sizden razı olsun. Ehli tarik hocaların böyle sohbetler vermesi bizi çok keyiflendiriyor”, diye mesajlar yolluyorlar. Ama sanki sözleşmişler, hepsi sözlerinin sonunda “Sohbetinize gelen bütün Müslüman kardeşlerimize selam edin” diyorlar. Ben de bu selamı ulaştırdım kardeşler, borç üzerimden gitti. Şimdi bakın! Bu bize selam verenler var ya! O size, selamını ulaştırmamı isteyenler var ya… Bunlar bizim birçok yerden kardeşimiz oluyor. 1) “İnnemel mü’minune ihvetün” diyor. Müslümanların tamamı kardeştir. Kur’an ayetiyle sabittir. Hocam, Şii ve Vehhabi olsa bile mi? Mutezile olsa bile mi? Mücessime olsa bile mi? Evet kardeşler. Sapık fırkada bile olsa! Ben Müslümanım diyorsa ve Kabe’ye yöneliyorsa. Buna, Ehli Kıble denir. Bunlar bizim kardeşimizdir ama hayırsız kardeştir. Ne gibi? Kabil gibi. Şimdi, Adem aleyhisselamın iki tane oğlu var. Biri hayırlı evlat, Habil Biri çapulcu, Kabil. Kardeş mi bunlar? Kan bağı var. Kardeş. Ama hayırsız kardeş. Ağabeyine taş kaldıracak kadar, el kaldıracak kadar hayırsız kardeş… Kabil. Bu ehli sünnet dışı, sapık fırkalardaki kardeşlerimiz de kötü kardeştir, ama kardeştir. Asla reddetmeyeceğiz, hidayetleri için devamlı dua edeceğiz. Beddua etmeyeceğiz, lanet okumayacağız. Allah’ım şeytan vesilesiyle kalplerini batılda sabit tuttuğun gibi… Bu senin için çok kolaydır. Bizim duamız vesilesiyle, Muhammed Aleyhisselam, vesilesiyle, bu sapkın kardeşlerimizin, Bu senin peygamberinin yolunu terk eden, kardeşlerimizin kalbini yoluna döndür. Amin Ya Muin. 73 fırka, Muhammed Aleyhisselamın ümmeti. 1400 sene önce söyledi ve sözü yine çıktı. 72 tanesi cehennemdedir, 1 tanesi cennettedir. Cennet’te olan kimlerdir, Ey Allah’ın Resulü? Benim ve Eshabım’ın gittiği yolda gidenlerdir. Allah Teala, bu yoldan ayaklarımızı kaydırmasın. Amin. Bu kardeşler birinci olarak, ayeti kerimeyle kardeşlerimizdir. 2) Bu dervişler nereden kardeşimiz oluyor? Ehli sünnet itikadında. Dünyadaki Müslümanların %90’ı On Müslüman’dan dokuzu, Ehli sünnet vel cemaat’tir. Dört mezhep’ten birisine tabidir. Buna, Ehli Sünnet Müslüman’ı denir. 3. noktada nereden kardeş? 3. noktada Nakşi kardeşidir, tarikattan kardeş. Manevi yoldan kardeş. Tarikat imamlarımız silsilemiz, aynı insanlardan oluşuyor. Buradan da tarikat ihvan kardeşimiz, mesela… İsmailağa cemaati, Menzil cemaati, Süleymanefendi cemaati, İhramcızade cemaati. Bunlar hangi tarikatta? Nakşibendi tarikatında. Bu kardeşler, bizim üç yerden kardeşimizdir. Bu kardeşlerimizin selamını size ulaştırdım, borç üzerimden gitti. Bundan sonra gelirse yine ara ara, selamları biriktirip biriktirip size söyleyeceğim haberiniz olsun. Selam borçtur kardeşler. Nakledilmek zorundadır. Bir adam size derse ki, Ahmet’e selam söyle, o borçtur. Ve aleyküm selam demezsen, bir adama Sana selam veren bir adama, ve aleyküm selam demezsen nasıl borç içindesin. O sünneti işledi, sen farzı işlemek zorundasın. Ve aleyküm selam demedin, inat yaptın. Demedin! Farzı yerine getirmedin anlamına gelir, hesap vereceksin. Bir adam sana dedi ki: Kubilay’a selam söyle hocam. Tamam kardeşim, dedin mi? Dedin. Borçlusun. Kubilay kardeş! Bak aklıma geldi, İsmail sana selam söyledi haberin olsun. Aleyküm selam hocam. Allah razı olsun. Sen de selam söyle hocam, dedi o şimdi. Şimdi, boyuna git gel. Boyuna git gel. Ama ne oluyor biliyor musun? İslamiyette asla ve asla hiç bir sünnet, farzın yerine geçmez. Ama bir ibadette, sünnet farzın ötesine geçer. Sünnet, farzdan daha fazla sevaptır. Bir ibadette. Hangi ibadet bu? Selam vermek. Selam vermek sünnet, almak farzdır fıkıhta. Peki hocam niye selam veren, alandan daha çok sevap işlemiş oluyor? Veren sünnet işliyor, alan farzı işlemiş oluyor. Alan daha fazla sevap alması lazım. Selam veren, karşı tarafın farz işlemesine vesile oluyor. Sebep olan işleyen gibidir, Hadis-i ortaya çıkıyor burada! Aracı ne burada, aracı? Aracı, boyuna getirip götürüyor ya! Bütün bu sevap alanların, sevabının bir misli de kime geliyor? Aracıya geliyor. Bu İslam böyle bir din! Allah Teala bizi Cennet’e koymak için, bin türlü bahane uyduruyor. Bin türlü bahane. Bir taraftan gir be, kulum diyor! Tutturamıyoruz kardeşim. İşimiz yok, yani sonsuz yaşamla uğraşmıyoruz. İşimiz gücümüz bu dünya! Kaptırmışız gidiyoruz. Allah bizi kurtarsın ya! Amin.

Biz geyik miyiz, kafa tokuşturuyorsun? Ülkücü kardeşim? ????

Geçen bir müşterim geldi. Musâfaha ettik. Musâfaha ettiğimiz zaman ne diyeceğiz? ”Allahümme salli alâ seyyidina Muhammed.” Bununla tak Musâfaha ettik. Bu böyle yaptı. Tak! (Gülüşmeler) Beynimde şimşek çaktı. “Hacı abi, Allah aşkına yapma.” dedim. “Sünnettir hocam.” dedi. Bana sünneti öğretiyor. Tak diye kafama çaktı. Öteki tarafa geldim, bu tarafa omzumu uzatmaya çalışıyorum. Kurtarayım, kafamı çekiyorum. Tak kafayı koydu yine. (Gülüşmeler) Kardeşim, biz geyik değiliz. Biz Müslümanız. Kafa tokuşma var mı bizim İslam’ımızda? Bizim dinimizde var mı böyle bir şey? Bilmediğin zaman sünneti, edebi bilmediğin zaman, kafana göre şeyler uydurursun. Hocam bizim ceddimiz böyle. Ya bizim ceddimizi bana anlatma, bizim ceddimiz bunu yapmaz. Bizim ceddimiz Osmanlı sünnete göre hareket eder. Sünnette bu yok! Bana bir tane rivayet göster, iki tane sahabenin tokuştuğu rivayet. Yok böyle bir şey! Biz koç değiliz, biz geyik değiliz. Allah aşkına efendiler! Musâfaha edeceğiz, ondan sonra omuzlar birbirine değecek, öpüşmek olmayacak. Sarılmak da, uzun zaman görüşmezsek yahut kardeşimiz uzun bir mesafeden gelirse sarılmak olacak. Her zaman sarılmak uygun değildir.