Türkiye’nin Konuştuğu Hasan’ın Hikayesi

Doğma büyüme Ankaralıyım ama aslen Çankırı Ilgazlıyım. Ben 1.5 senedir dışarda kalıyorum. Sokakta yaşıyorum evet, ben Yani param olursa otelde kalıyorum ama param genelde olmuyor. Şey, haftada bir kere falan anca oluyor. Allah’a çok şükür ama oluyor yani haftada bir kere de olsa otelde kalabiliyorum, sıcak bir battaniye yorganın altında yatabiliyorum. Duşumu alıyorum, çorap, çamaşır alıyorum. Allah insanları sınar ve Allah bana taşıyamayacağım yükü vermiyor. Ben şu an şey, genelde metronun dibinde yatıyorum. Kepenkler kapandığı zaman, gece 1’de kapanıyor. Yere karton seriyorum, havalandırma sıcak üflediği için orda yatıyorum ben. Allah insanlara taşıyamayacağı yükü vermez Ve benim de bir yerde hayatım değişecek Benim de evim olacak, işim olacak, düzenli bir hayatım olacak. Ben buna çok inanıyorum. Çınaraltı logosu Bir iki gün önce sosyal medyada Hasan’ın videosunu görmüşsünüzdür Hasan, bizim kendi şehrimizde -Ankara’da- yaşayan ve sokaklarda kalan, metroda kalan bir kardeşimiz. Ama o hikayede aslında bir cesaret, bir inanç, bir şükredişin bir nimetlendirilişin hikayesini de aynı zamanda görmüştük. Güzel Hasan kardeşimizin o videoda söylemiş olduğu iki tane kelimeyi hatırlatmak istiyorum size. Bunlardan bir tanesi: “Allah insanları sınar.” Diğeri de: “Allah insanlara taşıyamayacağı yükü vermez.” Evet, Bediüzzaman hazretleri Risale-i Nurda: İman tevhidi tevhid teslimi teslim tevekkülü ve tevekkül de saadet-i dareyni (iki dünya mutluluğunu) iktiza eder(gerektirir) diyor. Yani ne demek istiyor? Hasan öyle bir Cenab-ı Hakk’a iman etmiş ki onun varlığından ve birliğinden öyle bir emin olmuş ki kardeşim. Bu emin oluşu onu tevhide ve o tevhid de, -yani Allah’ı birlemek de- onu teslime götürmüş. Evet tevekkül eden adamın kalbi, aklı, ruhu, kardeşim rahat olur, sakin olur. Bütün yüklerini Cenab-ı Hakk’a bırakmıştır. Hasan’da ne vardı? Bakıyorsunuz, sanki bizim giydiğimiz kıyafetler gibi şeyler giymiyor bizim yaşadığımız evlerde yaşamıyor hatta otelde haftada bir gün kalıyordu. Peki o videoda Hasan’da gördüğümüz şey, o sıcaklık neydi? İşte Cenab-ı Hakk’a olan iman, Cenab-ı Hakka olan teslimiyeti, tevekkülüydü. Bu yüzden de işte kardeşim saadet içindeydi, mutluydu. Çünkü kalbi huzurluydu. Tevekkül neydi? Tevekkül peygamber efendimiz (aleyhisselatu vesselamın) hadis-i şerifinde bahsetmiş olduğu “Eğer siz, Allah’ı hakkıyla tevekkül ederseniz sabahları karınları aç olarak gidip akşamları tok olarak dönen kuşların rızıklandırılması gibi rızıklanırsınız.” diyor peygamber efendimiz (aleyhisselatu vesselam). Kuş demişken: Hiçbir kuş yoktur ki, çırpınmadan gökyüzüne ulaşmış olsun. Evet kardeşim, bazen çırpınmamız gerekiyor, mücadele etmemiz gerekiyor ki; hürriyete, tevekküle ulaşabilelim. Cenab-ı Hakk ne diyor: “Fefirrû ila(A)llâh.” ( Zariyat suresi 50.ayet.) Yani Allah’ a firar edin. Allah’a uçun. Evet, yükleri olan bir kişi nasıl uçabilir ki? Tevekkül işte böyle bir şey kardeşim “Yüklerini yere bırakmak.” “Yüklerini Allah’a bırakmak.” Hangi yükün varsa fark etmez Allah’a teslim olup Allah’a tevekkül eden kişi İşte Hasan’ın yaşamış olduğu hakiki -böyle- saadeti, mutluluğu kazanmış olur. Hasan, hem tevekkülü hem ümidi hem de kanaati, yani bu üç tane ana manayı çok iyi bir şekilde denklemine oturtmuştu. Hasan biliyordu ki Cenab-ı Hakk’a ellerini açtığı zaman, dua ettiği zaman Allah onun duasına icabet edecek. Çünkü Hasan umutluydu hem de ümitliydi. Kanaat demişken, kanaate Üstad ne diyor: “En büyük hazine, en büyük zenginliktir.” diyor. O videoda bahsetmiş olduğu otel odasında bir gün kalması veya yatacak yerinin soğuk olması, hava üfleyen klimanın orda yatması, Aslında Hasan bunlara kanaat etmişti ve şu anda da bu kanaatinin neticesini görmüştü Hasan. Birisi ona yardım elini uzatmıştı, Allah onun duasına icabet etmişti. Tevekkül böyle sadece olumlu manada değil, yani her halde, her anlamda Allah’ı kendine vekil kılmak kanaat etmektir yani. Çünkü sen biliyorsun sonucunu Allah’a bırakmışsın tevekkül etmişsin. Olumlu veya olumsuz olarak fark etmez o duruma kanaat etmek gerekiyor, o duruma şükretmek gerekiyor. Hatırlıyorsanız videoda Hasan ne diyor: “Allah beni şu an sınıyor.” “Allah benim yüzüme bakacak bir yerde.” “İnşallah ben de güzel bir hayat yaşayacağım.” Evet kardeşim, Hasan umudunu hiçbir zaman kaybetmemişti. Her gün belki her an Allah’a dua ediyordu. Üstad hazretleri Risale-i Nur eserinde: “Dua eden adam anlar ki birisi var, onun hatırat-ı kalbini işitir. Her şeye eli yetişir, her arzusunu yerine getirebilir. Aczine merhamet eder, fakrına medet eder. İşte ey aciz insan ve ey fakir beşer! Dua gibi hazineyi rahmetin anahtarı ve tükenmez bir kuvvetin medarı olan bir vesileyi elden bırakma. Ona yapış, ala-yı illiyine çık.” diyor. Evet, işte mesele bu abi. İman ettiysek, tevhide ulaştıysak, teslim olduysak, tevekkül ettiysek işte neticesinde saadet-i dareyne (iki dünya mutluluğuna) ulaşmış oluyoruz. Hasan da biliyor ki Cenab’ı Hakk var ve onu işiyor. Onun kalbinin sesini işitiyor Onun ihtiyaçlarını -giyecek olsun, barınak olsun, yiyecek olsun fark etmez- onun ihtiyaçlarını biliyor ve ona yardımını ulaştırdı. Ona yardımcı olacak vesileleri ulaştırdı. İşte kardeşim, aynen bunun gibi Hasan sadece önümüzde bir temsil. Burdan bizim ne almamız gerekiyor? Aynı şekilde duayı hiçbir zaman elden bırakmamamız gerekiyor. Duaya devam etmemiz gerekiyor. -Ki belki böyle dualarımız her zaman kabul olmayabilir ama duanın kaza vakti de vardır kardeşim. Senin duaların da şu an kabul olmayabilir ama kaza vakti gelmemiştir belki de. Onun için duayı devamlı etmek gerekiyor. Neticede kardeşim şöyle bir check-up yapalım bir düşünelim Sahip olduklarına bir bak. Acaba Hasan gibi gecenin soğuğunda bir kaldırımda mı yatıyorsun? Yoksa sıcak bir yatakta rahat bir döşekte mi yatıyorsun? Hasan bir klimanın altında ısınmaya çalışıyor, sen ise her gün her an her saniye sıcak bir odada yatıyorsun. Hasan sadece haftada bir gün otel odasında kalıp rahat edebiliyor, sen ise her gün rahat ediyorsun Şimdi soruyorum kardeşim: “Hasan’ın şükrettiği şeylerden sen şikayet mi ediyorsun?” Çünkü ne diyor bir sözde biliyor musun: “Nimet şükrü görmezse gider.” Hasan elinde bulundurduğu nimetlere şükretti ve Cenab-ı Hakk ona daha güzel daha latif daha çok imkanı olan nimetleri gönderdi. “HARABAT EHLİNİ HOR GÖRME ZAKİR, DEFİNEYE MALİK VİRANELER VAR.” Çınaraltı logosu

Elazığ Depreminin Perde Arkası

Bismillahirrahmanirrahim eşhedu en la ilahe illallah ve eşhedü enne muhammeden âbduhu ve resuluhu Selamun aleyküm arkadaşlar. Öncelikle Elazığ depreminden dolayı Ve ülkemizde son zamanlarda gerçekleşen depremlerden dolayı Eğer can kaybına uğrayanlar varsa Onlara Allah’tan rahmet temenni ediyoruz Bütün vatana’da buradan taziyemizi iletiyoruz. Cenab-ı Hak kalanlara sabrı cemil ihsan eylesin Cenab-ı Hak bazı musibet zedelere dair Bazı hakikatleri tabir-i caiz ise müjdeliyor Biz de dedik ki o kardeşlerimize bir teselli olsun Ve buradan bütün musibet zede kardeşlerimize Belki onların yüreklerini ısındıracak Belki onlara sevgimizi, muhabbetimizi, kardeşliğimizi tekrar hisettirecek Bir duygu paylaşımı olsun diye dedik ki bir video paylaşalım Kardeşlerim belki canınız sıkkın belki moraliniz bozuk Ama eğer bizi izleyen buradan sesimizi duyurabileceğimiz Orada kardeşlerimiz varsa üzülmeyin Sizlerle beraberiz zaten bu tarz musibetler Vatanımızın özellikle böyle kenetlenmeye muhtaç olduğu zamanlarda Sanki Cenab-ı Hak tarafından gelen bu imtihan Bir kenetlenme vesilesi oluyor o yüzden Bütün Vatan şuan da birlik ve beraberlik için de olmalı Ve bu birlik ve beraberliği bozmak isteyenlere de Fırsat verememeli, Acıları paylaşmalıyız yüklerini hafifletmeliyiz Ve unutmamalıyız ki; Evet bu hadiseler dünyevi olarak, bilimsel olarak Araştırıldığında bazı sebeplere dayanıyor Cenab-ı Hakkın bütün kanunları evet bir sebeple dayanır Ama bu kanunların arkasında kanun koyucuyu hatırlamak lazım Ve Cenab-ı Hak ne hikmete binaen bize bu musibeti verdi diye Sormamız aslında bize çok büyük faydalar sağlayacak. Neden? Çünkü insanlar vefat edenlere eğer Yokluk alemine gitti diye düşünürse O zaman kalanlara çok büyük bir ızdırap ve acı olacak Ve bir hakikatı çiğnemek olduğu için Aslında manevi bir cinayet olmuş olacak. Belki bir insan kaybından çok ciddi bir ebedi bir kayıp olacak. Öyle ise meselenin ahirete iman perspektifinden ele alınması lazım O vefat edenler İnşallah İslamı fıkıha göre şehit hükmüne geçtiler Allah’ın izni ile inşallah belki günahlarından azad olmuş bir şekilde Ahirete gittiler ki buna dair rivayetler var. İnşallah Cenab-ı Hak onların Şehadetlerini kabul eylesin. 20’den fazla kardeşimiz şehadet alemine bu vesile ile Geçmiş diye duyduk biz de onlara dualar ediyoruz ve ailelerine dualar ediyoruz İnşallah tabi zor bir psikolojidir ama Allah’a iman ile Tevekkül ile sabır ile atlatılabilecek bir imtihandır Bu dünya zaten imtihan dünyası biliyorsunuz. Zaten ecel hak. Benim de başıma gelecek Herkesin de başına gelecek bir ölüm hakikati var. Şu ve ya bu sebeple yani Cenab-ı Hak bu ölümü Bir kalp krizi ile de verebilir başka bir şekilde de verebilir esas mesele Gerçek depremden kendimizi korumak. Nedir gerçek deprem? İşte ” Esas musibetten korununuz.” diyor. Nedir esas musibet? Yani Cenab-ı Hak bize bu dünya’da bazı imtihanlar verir Ayağımız taşa çarpar ama karşılığında ahirette Eğer imanımız varsa isyanımız yoksa Büyük mükafatlar alacağız ki bu noktada şu hadisi aktarmak istiyorum Bil mana çok önemli bir hadis diyor ki; ” Bu dünya’da en fazla sıkıntı çeken, işkence gören En fazla azap gören, dünyevi olarak azap gören Müslümanı Allah cennetine daldırır çıkarır ” ve Ona sorar; ” Bu dünya’da sen bir musibet gördün mü? ” ” Hayır, vallahi görmedim ” yani mükafat o kadar büyük. Ve sonsuz ki şu kısa fani hayatı bakileştiriyor Ve o kadar büyük bir mükafata sebep oluyor ki Sizin bu dünya’da katlandığınız belki az bir musibet O yüzden sabredin kardeşlerim. Tevekkül edin, Allaha sığının bu Allah’ın bir takdiridir sakın isyan etmeyin. Kesinlikle bunu öncelikle söylemek gerekir. Evet bazı hadiseler oluyor, bu hadiselerin Fay hatlarıdır vesairedir fiziksel ve coğrafi izahları var. Zaten biz de okullarda, üniversiteler de bunları gördük öğrendik Ama mesela bu işin sadece bu yönünü görürsek Allah’a bakan yönünü görmezsek bakın şu misale benziyor; Yani arkadaşlar Cenab-ı Hak adeta yakamızdan tutup sarsıyor ” Kendine gel bu dünya fani bak dünya malına Dünya’ya çok yöneldin biraz bana yönel Ebedi hayatın var, Senin bir Rabbin var, Seni yaratan bir Zat var. ” Dercesine adeta Yakamızdan tutup sarsıyor. Peki insanın aklına geliyor; Nedne masunlara geliyor? Mesela bazı bi çare masumlar var, hiç günahsızlar var. Neden onlara da geliyor? Şimdi bir musibet gelse düşünsenize Dindarlara ve ya masunlara hiç uğramasa Bir bina yıkılıyor ve ya bir mahalle komple yıkılıyor Sadece dindarlar ve masumlar belki 15 yaş altında Küçük çocuklar kurtuluyor. Bu imtihan sırrını bozar yani perde yırtılır Bu dünya’da insanlar imtihan edilecek yani din bir imtihandır Akla kapı açar, ihtiyari iradeyi elden almaz. O yüzden Cenab-ı Hak bir imtihan getirdiği zaman Umumi bir musibet ise herkese isabet eder ama Mukafat alır, Sabretmeyen isyan eden ve ya ehl-i iman olmayanlarda Bu konuda musibetten olumsuz etkilenecektir. Aslında ne oldu biliyor musunuz? Bu depremler bize acizliğimizi hissettirdi Cenab-ı Hakka ne kadar muhtacız bunu farketttik Eğer malımız gittiyse, binamız yıkıldıysa Cenab-ı Hak bunları sadaka hükmünde saydı normalde veremeyeceğimiz kadar Ahiret azı, ahiret yatırımı yapmış olduk. Sadaka hükmüne geçti yani boşa gitmedi, Heba olmadı. Lütfen moralinizi bozmayın Allah’ın izni ile. Ama işte aklınıza şu takılabilir ” Allah sonsuz merhamet sahibi değil mi? Neden böyle bir şey veriyor? Arkadaşlar ahireti düşünmezsek alımıza bu gelebilir Ama ahiret var, ebedi bir hayatımı var oraya gideceğiz Ve Cenab-ı Hak böyle musibetler ile aslında bizi kendimize getiriyor Aslında Zilzal suresini bolca hatırlamak lazım Ben sizi Zilzal suresinin ayetleri ile baş başa bırakayım Siz de kalbinize manevi bir sarsıntı verin Yani iman sarsıntısı ile o gafletten sıyrılın Ve sorgulayın ebedi hayatım önümde bir şekilde bir gün bitecek Cenab-ı Hakkın kendini hatırlatmasına karşı ben acaba onu hatırlıyor muyum? Diye düşünün Bu şekilde inşallah ebedi kazanca uğrayın. Allah’a emanet olun. Bismillahirrahmanirrahim.

Corona Virüs Türkiye’ye Gelecek Mi? Kabe Kapatıldı!

Tüm dünyanın dehşetle izlediği korona virüs salgınında ölü sayısı gün geçtikçe artıyor. İşin kötüsü daha da ağırlaşacak gibi görünüyor. Kapmızda bir salgın olduğunu biliyoruz. Peki Türkiye için risk ne? Bu süreçte bu virüsü taşıyan içimizde insanlar da olabilir. Merhaba arkadaşlar. Son günlerde bu korona virüsü üzerine pek çok spekülasyonlar yapılıyor. Ve insanlar merak ediyor. Dünya çapında bu kadar vakaya rastlanan Ve bu kadar çok kişinin ölümüne sebep olan bu virüs ”Acaba ülkemize de gelir mi ? Acaba bizim ülkemizde bizlere de bulaşır mı? Bizlerin de ölüm sebebi olur mu?” diye insanlar ciddi manada korkular yaşıyorlar. Hatta dükkanında maske satışı yapan bir arkadaşımla konuştum. Maskelerin fiyatları yani eskiden 7 TL sattıkları maskeleri şimdi 130 TL ye kapış kapış satıldığını hatta artık tedarik edemediklerini söyledi. Yani ciddi manada Türkiye’de de böyle bir korku var. Türkiye gündemine korana virüsü ocak ayında düştü. Ocak ayından beri , şimdi biz mart ayındayız hala gündemimizde. Neden bu kadar çok konuşuluyor? Neden bu kadar çok merak ediliyor? Çünkü ; Dünya çapında özellikle en sarsılmaz dediğimiz ekonomileri sarsacak , dünya çapında pek çok siyasi gelişmeye sebep olan bir virüs. Hatta biliyorsunuz son zamanlarsa Suudi Arabistan Umre’yi kapattı. Pek çok ülkeyi ilgilendiren pek çok hadise yaşanıyor. Zaten ufak ufak da onlardan da bahsederiz. Öncelikle bu virüs Çin’in Wuhan şehrinde yayıldı. Wuhan şehri 20 milyon kadar nüfusu bulunan bir şehir. Daha sonra virüs hızla yayılınca ve pek çok ölüme sebep olunca Pek çok şehir karantina altına alındı , şehirlere giriş çıkışlar yasaklandı, kara yolları , hava yolları kapatıldı ve insanlar bazen evlerinde hapsedildi bunu görüyoruz. Tabi bizim aklımıza hemen Doğu Türkistan’daki yapılan zulümler geldi. Buna yönelik Cenab-ı Hak’ın gönderdiği bir tokat olabilir mi? Evet olabilir. Ama bunun da ötesinde başka mesajları da var İsterseniz zaten onu da biraz sonra konuşuruz. Dünya çapında 92.000 görülmüş.Bu vakaların içinde 3.000 den fazla ölüm hadisesi var ve 48.000 kişi sağlığına kavuşmuş. Şimdi bakınca dünya nüfusuna oranla bazı insanlar çok az olduğunu söylüyor. Ama ilerleyen günlerde nasıl olacak tabi bunu gözlemlemek lazım. Daha önce de Dünya’nın 3’de 1’ini , her üç insandan birisini öldüren ”kara veba” salgını tarihte bundan belki 600 sene kadar evvel tarihe damgasını vurmuş büyük bir olay olarak yerini almıştı. O da enteresandır yine Wuhan kentinden çıkmıştı. Demek ki bir salgın olsan dünyaya yayılacağın ilk yer Wuhan olması gerekiyor herhalde. Avrupa nüfusunun da yarısı bu kara vebadan ölmüştü. Yani bu çok ciddi manada dünyayı sarsmıştı. Hatta pek çok edebi eserde yerini alan unutulmaz bir hatıra oldu insanlık tarihinde. Şimdi de yine” acaba benzer bir virüs , benzer bir tehlike insanları tehdit mi ediyor?” diye her yerde önlemler alınıyor. Çin gibi devasa ekonomiye sahip sarsılmaz, bizi kimse yıkamaz tarzında duruşu olan bir ekonominin bugün ne hale geldiğini görüyoruz. Ciddi manada dünya çapında bazı şeylerin yer değiştirdiğine şahit oluyoruz. Aslında bu bize şu mesajı veriyor Demek ki insan olarak biz ne kadar aciziz , gözle göremediğimiz mikroskopta ancak görebildiğimiz kadar küçük bir mikrop bizi ve yıkılmaz sandığımız şeyleri yıkıp geçiyor. Bu noktada aslında bazen Allah insanın acizliğini fark ettiriyor. Dünya çapında bu hastalık ciddi manada hızla yayılıyor. Acaba ülkemize ne zaman gelecek? Tabi öncelikle şunu söyleyelim. Genelde çocuk ve bebeklerde ölüm oranı şuan %1 civarında. Genellikle ölüm oranları yaşça 60’ın üzerindekilerde daha yüksek oranda gözüküyor. Şuan dünyada biliyorsunuz Çin’de en fazla ölüm vakaları var. Bakınca zaten o coğrafyada daha hızlı yayılıyor. Bize yakın olan coğrafyaya bakacak olursak İran’da 77 ölüm vakası var ve hastalığın hızla yayıldığını yani devlet görevlilerinin de yeteri kadar tedbir almadığını insanlar söyleyerek şikayette bulunuyorlar. Hatta enteresan bir durum. Korona virüsü ile ilgili açıklama yapan sağlık bakanı yardımcısı korana virüse daha sonra yakalanıyor. Hatta İran’da sanayi ve ticaret bakanı da korona virüse yakalanmış.Bu da enteresan bir bilgi yani. Gündemde sıkça adını duyduğumuz bir başka ülke de 79 ölüm vakası ile İtalya Avrupa’da da korona virüsü hızla yayılıyor.Her yerde tedbirler alınsa da Özellikle toplu taşımaların içinde, özellikle toplu kalabalığın yaşadığı yerlerde bu virüs hızla yayılıyor. Neden? Çünkü; solunum yolu ile insanlara bulaşıyor. İlk belirtileri neler? Öksürük ,yüksek ateş halsizlik gibi belirtileri var. Aslında ilk bakışta normal her sene yakalandığımız griplere benziyor. Fakat yüksek ateşiniz var ise veya çevrenizde de bu tarz belirtiler varsa hem kendinizin hem de çevrenizin sağlığı için hemen bir hastaneye,bir sağlık birimine başvurun. Çünkü; medyada çok fazla konuşulunca insanlarda bir tedirginlik oluşuyor. Bu tedirginlikten dolayı insanlarda ters tepki oluşabilir. Hastalığa yakalandığını fark edip hastaneye gitmemek gibi. Sakın böyle bir şeye kapılmayın derim. Şimdi esas konumuza da yavaş yavaş geliyoruz. Şimdi Türkiye’nin coğrafyasının etrafında hemen hemen her ülkede görüldü. Şimdi Irak’da , İran’da görüldü. Pek çok yerde görüldü. Şimdi ”acaba Türkiye’de görülür mü? Acaba Türkiye’de görülecek mi?” Ben bundan daha ötesi bir şey söyliyeyim. Zaten halihazırda bu salgının bir ayağı Türkiye’de yayıldı. Hem de ocak ayından beri. Nedir o ayak? Virüs gibi yayılan yanlış bilgiler. İnsanları paniğe itecek ,insanların korkuya kapılmasına sebep olacak , sürekli gelecek kaygısı duymalarına sebep olacak , huzursuz yaşamalarına sebep olacak bir korku insanlar arasında yayılıyor. Hani bir vesvese diyebilirim buna. Genellikle de komplo teorileri var bu işin perde arkasında. Sürekli komplo teorisi üreten ve bundan ne çıkarı var bilmiyorum ama zevk alan insanlar var. Peki Türkiye’ye tam anlamıyla ne zaman gelecek bu virüs. Allah belki bu virüsü Türkiye’ye hiçbir zaman sokmayabilir. Belki Türkiye’de görülebilir. Bu da mümkündür. Ne yapıcaz? Dikkat edeceğiz.Hem kendi sağlığımıza dikkat edeceğiz.Hem kişisel temizliğimize dikkat edeceğiz. Ama her şeyden öte şunu bileceğiz. ”İnsan bir kere ölür” derler ya hani. Ecel birdir değişmez. Kaderimizde ölüm bir sefer var. Biz bu işin korkusuna kapılırsak , Allah’a tevekkül etmezsek Üstümüze düşeni yerine getirme noktasında tembelliğe düştüğümüz gibi aynı zamanda çok fazla elimizdeki şu hayatın kaçacağına dair bir korku yaşarsın. Sanki hiç ahirete gitmeyecekmişiz gibi , sanki bu dünyada ebedi kalmamız gerekiyormuş gibi bir psikolojiye girersek biz bundan zarara uğrarız. Çünkü bir gerçek var. Evet. Hepimiz bir gün öleceğiz. Belki korona’dan öleceğiz , belki başka bir sebepten öleceğiz bilmiyoruz. Cenab-ı Hak bizim için kader planında bir ömür tayin etti. Ve bu ömür herhangi bir esbap ile bitecek. O yüzden aslında diyorlar ya ”Korkunun ecele faydası yok.” Çok fazla korkuya kapılıp da paniğe kapılıp da insan hayatını çekilmez ve yaşanmaz bir hale getirmesinin de her halde bir mantıklı tarafı yok. Şunu bileceğiz. Hey şeyin dizgini Allah’ın(c.c) elindedir. Biz üstümüze düşeni yaparız. Bunun aşısını , tedavisini tıbben , bilimsel olarak bulmaya çalışırız. Kendi temizliğimize dikkat ederiz ki insanlar zaten baktığın zaman uzmanlar tarif ettiğinde sanki o kişisel temizlik bizzat abdesti tarif ediyor gibi Evet. Bu bizi teşvik etsin. Abdest alalım namaza başlayalım. Çünkü arkadaşlar şu bir gerçek. Bakın kısacık hayatımız için bu kadar paniğe kapılıyoruz. Bu kısacık , hani en fazla yaşayacağımız kaç sene olabilir ki. Bunun da zaten 3’de 1’i uykuyla geçiyor , başka şeylerle geçiyor. Yani kısacık şu dünya hayatımızın muhafazası için bu kadar çalışıyoruz. O hayatımızı koruma , o hayatımızda düzgün yaşamak , zarar görmemek için bu kadar o hayatın muhafazasına koşturuyoruz. E karşımızda ebedi bir hayat var. Sonsuz bir hayat var. Onun muhafazasına , orada saadet içinde yaşamaya neden çalışmıyoruz. Aslında bu bize bir ders veriyor , bir mesaj veriyor. ”Ey insan kendine gel!”diyor. Bak ne kadar aciz olduğunu fark et seni ancak sonsuz kudret sahibi olan bir Allah(c.c) koruyabilir. Ve hayat senin kontrolünde değil. Sen ebedi bir aleme gideceksin. O alemde göreceğin rahat ve lezzet bu dünyada yaptıklarına bağlı. Hakiki lezzet ve saadet hep diyoruz ya kabrin öbür tarafındadır. Onun için çalışmak gerekir. Aslında şöyle kamuoyuna baktığımızda bize bariz bir ders olduğunu görebiliriz. İstikbalde Cenab-ı Hak bizi başka musibetlerle imtihan edebilir. Bütün hepsine karşı bizim Allah’a tevekkül edip Allah’a yönelmemiz gerekiyor. Bunları bir vesile olarak görüp ebedi hayatımıza yatırım yapmamız gerekiyor. Geç olmadan fırsat varken Allah’a koşun ”Fafirrū İlallāh”sırrınca Allah’a firar edin. Allah’a Emanet olun.

Dertlerini Sana Sevdirecek 11 Yöntem! – Serkan Aktaş

Çayımı bekliyorum. Kusura bakmayın Sen kralsın. Sen kral, biz .. paketçi O zaman başlayalım. Derdin sana dermandır. Yetmez mi? Bunu konuşacağız. Harbiden derdimiz bize dermanmış. Biz derman olan şeyi başımızdan defetmeye çalışıyoruz Bu yaptığımız acaba doğru mu ? Onun üzerine konuşup İnsan tabi bu dünya hayatında, nasıl ki nefes alıp veriyor Yiyor içiyor. Değil mi ? uyuyor – yatıyor kalkıyor bu hayatta Herkesin yaptığı ve yapmak zorunda olduğu işler E şimdi. Bunun gibi Aynı şekilde insanın hayatı Dertlere, sıkıntılara, musibetlere hastalıklara da maruz kalıyor Bu da aslında yaşamın şartlarından birisi Çünkü niye? Çoğu derste diyoruz ya Tek düze bir yaşam, yaşam değildir İnişli çıkışlı olursa, o hayat kaliteli olur diye. ve şu da çok önemli Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam buyuruyor. ve üstad da bunu Mehmet almış Risale-i Nur da bi’ yerde bir abiye mektupta söylüyor ya. Tabi bu küsme meselesi Kesben değil. Kalben küsme.. Kalben küstürme. Çünkü niye? Abi Adetullah dairesinde bi sebeplere müracaat etmek zorundayız. Onlarla yaşamak zorundayız. Buradaki mesele, Kalben Bağlanmamak Yani dünyayı sabit görmemek. Kendini de dünyada sabit görmemek. ve dünyaya Cenab-ı Hak tarafından bakıp öyle kıymet vermek İşte Böyle kıymet verelim diye Bazen sıkıntılara, musibetlere, hastalıklara giriftar oluyoruz dertlere giriftar oluyoruz. O yüzden Bu dertlerden Nasıl sıyrılırız? Acaba sıyrılmak doğru mu? ve ya bunlarla mücadele noktasında Sabır noktasını nasıl kullanmalıyız. Hakikat tarafından nasıl bakmalıyız. Onu Konuşacağız Allahın(c.c) varlığına ve birliğine iman etmek Yani Cenab-ı Hakkın bir olmasındaki hikmet nedir ? Bir olması ve benim sıkıntılarımın olması nasıl bağdaştırılır Burası Çok Önemli Diyor ki; İnsan, Allahın bir olduğuna inanırsa Şöyle söyler Vahdehû Allah birdir. Başka şeylere müracaat edip yorulma, Onlara tezellül edip minnet çekme, Onlara temelluk edip boyun eğme, Onlara dalkavukluk yapma Kendini onlara beğendirmeye, minnet altına giripte kendini rezil etme. Dikkat et! Onların arkasına düşüp zahmet çekme, Onlardan korkup titreme. Çünkü Sultan-ı Kainat birdir, herşeyin anahtarı O’nun yanında, Her şeyin dizgini O’nun elindedir, her şey O’nun emriyle halledilir. O’nu bulsan, her matlûbunu (isteğini) buldun; hadsiz minnetlerden, korkulardan kurtuldun. İşte insan, bunu hayatına bir rehber yapması lazım. Yahu, Evet ya benim sıkıntılarım var ve bu sıkıntılar kimin elinde? benim derdim var bunlar kimin elinde ? Bu kainatın dizgini kimin elinde? diye insan bunu tahayyül ederek yaşasa Zihnine yerleştirse Hayat felsefesi yapsa Sıkıntılara ve dertlere bakış açısı hemen birden değişecek zaten. Bir kul. Namazında ne diyor kardeşim ? ” Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne muhammeden resulullah ” hah. Eşhedü enla ilahe illallah Sen. Gerçekten şahitlik ediyor musun? Cidden görür gibi bunu söyleyebiliyor musun? Eğer bunu görür gibi söylüyorsan, o zaman şöyle demen lazım. ”HALIK ve REZZAK ONDAN BAŞKA YOKTUR” Çünkü sen şahittin Allah’ın var olduğuna O’ndan başka ilah olmadığına. Halık ve Rezzak ”O” ise İnsanın hayatında zarar ve menfaat vardır. o zarar ve menfaat kimin elindedir? Allah(c.c) ‘nın elinde değil mi? O zaman sana gelen zararın menfaat kısmı Allah’ın elinde ise Sen niye tevekkül edip, Allah’a teslim olup, duayla o kapıyı çalmıyorsun? Kalbi imanla bezenmiş olan bir adam, bir sıkıntı geldiği zaman şunu söyler: Bu sıkıntı Rabbimden geliyor. Rabbimden gelmişse Derdi veren oysa Dermanı da ondadır diye Safi, darasız bir şekilde ona teslim olmaktır. Elhamdülillah. Mesela bir terzi örneğini veriyor Bediüzzaman Hazretleri. Hastalar Risalesinde de bunu söylüyor dimi mi? 24.Mektupta da söylüyor. Bunu ordan isteyen kardeşlerim okuyabilir. Şimdi şurası çok önemli. Mesela ben bir terzi olayım. Terziyim ama herkes tarafından tanınan bir terziyim. Kainattaki değerli taşlarla, Altınıdır, zümrüttür, elmastır Bunlarla, süslendirilmiş bir gömlek dikiyorum. Bir elbise dikiyorum Tamam mı bir ceket dikiyorum, artık ne diyorsan ve bundaki o sanatları görmek ve göstermek istiyorum ben Bunun içinde bana bir model lazım. O model de kim olsun. Mehmet olsun Mehmette miskin, cebinde beş kuruş parası olmayan, avare bir şekilde gezen bir şahıs olsun. Ona diyorum ki ”Gel. bana bir saatlik modellik yap. Sana 10.000 TL vereyim İyi paramı ? bir saatlik. Çok zor bi iş değil dimi? (Mehmet: Çok iyi para) İyi para Sonra bak o elbiseyi ona giydir. Sana giydirdim. Yani seni ileri geri yaptırıyorum, otur kalk diyorum Bazen bakıyorum Bir yerler uzun kalmış orayı kısaltıyorum tekrar dikiyorum falan filan Sana biraz zahmet veriyorum. Biraz meşakkat çekiyorsun Haa bu arada Parasını peşin almış ha. Tak 10.000 TL yi vermişim. Bana dese ki : ”Bana zahmet verdin, oturup kaldırmakla beni perişan ettin beni güzelleştiren bu elbiseye zarar verdin” demeye hakkı var mı? Yok Neden? Çünkü ücretini aldı. Oraya modellik yaptı. Doğru değil mi kardeşim E şimdi. İnsan kendine baksın Cenab-ı Hak ta isimleriyle esmalarının sıfatlarını bizde göstermiyor mu? Bizde kainat sergisinde, Cenab-ı Hakkın isimlerine, o esmasına bir model değil miyiz kardeşim? Ve bize ücret olarak zaten yokluk aleminden varlık alemine getirerek hayatı vermemiş mi? Bu kadar güzellikleri bize vermemiş mi? Sen sadece bir iki hadiseden dolayı neden şikayet ediyorsun? Öyle değil mi Açlıkla neyi anlıyoruz biz? Onun Rezzak ismini anlıyoruz. Aynı şekilde hastalıklarla gelen sıkıntılarla Cenab-ı Hakkın Şafi ismini tanıyoruz biz. Olaya böyle bakmak lazım. O Nefret ettiğin hadiselerin arkasında o kadar güzellikler saklı ki İnsan keşke bunu görebilse Olaya da şöyle baksana Mesela bu elimdeki bir ayna olsa Mehmet, Bu ayna, Güneşe tutsan kaç tane ayna görürsün bunda? 1 tane görürsün. Peki 2’ye bölsem bunu? 2 tane görürsün bin parçaya bölsem yere koysam bin parçayı Bin tane güneşim olmuş olur. İşte aynı şekilde Cenab-ı Hak seni dertlerle sıkıntılarla bazen böyle bin parçaya bölüyor Her parçada sende ismini gösteriyor. Senin sevinmen lazım Cenab-ı Hakkın isimlerine esmasına model oldun. Beni ne kadar çok sıkıntıya sokarsa o kadar çok ismi bende tecelli ediyor. Elhamdülillah ya! İnsan böyle baksa, insanda dert sıkıntı kalır mı kardeşim? Yani iman gözlüğünü takıp ta o pencereden baksa insan neye üzülür ki? Buna sabredemediğine üzülür. Ha bu arada musibet istenilmez. Verildiği zaman da ona şükredilir. Hamdolsun! Çünkü neden Bazı evliyalar musibet sıkıntı gelmeyince, ”Acaba biz ne yaptıkta bize böyle sıkıntı gelmiyor? ” Çünkü onlardaki sıkıntılar musibetler yani bir şükür vesilesi Allah’ı tanıma vesilesi O yüzden sana gelen sıkıntılar musibetlerle o dertlerle Haa demek ki bazı şeyleri hatırlama zamanı değil, olaya bu pencereden bakmak lazım Elhamdülillah İşte insan bunu anlaması lazım biz biraz hoddam, biraz bencil olduğumuz için hep kendi nefsimize bakan tarafıyla bakmak istediğimiz için öyle görmek istediğimiz için Hemen olayları görünen yüzüyle değerlendiriyoruz. Abi sen bunu bilemezsin ki Cenab-ı Hakkın Kader planında Senin görebildiğin yer belli olduğu için Senin o hayır zannettiğin şer olabiliyor. Ama Cenab-ı Hak bunu görüyor. Seni o yoldan kurtarıyor seni o yoldan çeviriyor bu sıkıntılarla Ama önemli olan zaten bunun farkına varmak İşte sıkıntılar musibetler, başımıza gelen o haller bunun bir nevi bize habercisi oluyor aslında Ve bir diğer kısmını söylüyorum. o da Asıl musibet dine gelen musibettir diyor abiler. Diğerleri Rahmani bir ikazdır. Cenab-ı Hakkın Şefkatli bir şekilde bize uyarısıdır. Şimdi asıl musibet dine gelen musibetse diğerleri neydi? Tekrar ediyorum orayı çok önemli Cenab-ı Hakkın şefkatli bir şekilde Rahmani ikazlarıdır. Bu Rahmani ikazlarıda bize nerde anlatıyor Koyun örneğini vermiyor mu abi? Bugün düşünsene burada mesela böyle koyunlar olsun ben çoban olayım O koyunlar uçuruma doğru giderken ve başkasının tarlasına hücum vaziyetinde olduğunda çoban bunları görürse Onlara taş atar değil mi? Taş atar ki uçuruma gitmesinler ve başkasının tarlasına hücum etmesinler tecavüz etmesinler diye Şimdi! Burada çok önemli bir kavram var Bu olayı zaten oturtursak hayatımıza çoğu şey çözülecek Kardeşim uçuruma doğru giden koyunlara Hani başları önde otlanıp gidiyorlar ya Çobanda ben olsam. Tak diye taş atsam. Şimdi taş kafana gelse , kafan kanasa bacağın incinse, belin incinse N’aparsın? Ama o anda devam eder misin yoksa nerden taş geldi diye arkanı dönüp bakar mısın? İşte o taş gelenler uçurumdan kurtuluyorlar arkalarına dönüp bakıyorlar taş nerden geldi diye Ve o büyük uçurumdan kurtuluyorlar. Ölümden kurtuluyorlar. Bir kısmına taş gelmiyor onlara hiç. Hiç sıkıntı gelmiyor, musibet gelmiyor Onlarda diyor ki Bak gördünüz mü siz ona itaat ediyorsunuz onun sözünü dinliyorsunuz.. Onun her dediğini yapıyorsunuz bak başınızdan sıkıntı musibet eksik olmuyor. Bak bize. Biz onu dinlemiyoruz. Ona itaat etmiyoruz. Hayatın her türlü keyiflerini lezzetlerini alıyoruz. ve tadıyoruz, tattırıyoruz. Bak ne kadar keyifliyiz. Siz öyle perişan olun diyorlar Halbuki nereye gidiyorlar? Uçuruma doğru gitmiyorlar mı ? İşte insan. Aynı şekilde. O Allah yolunda gitmeye çalışan insanların başına sıkıntılar gelmiyor mu? Geliyor. Ve işte bazen de biz isyan ediyoruz Diyoruz ki: Allah’ım biz sana n’aptık ki bunlar bizim başımıza geliyor? Biz ne yaptık ta.. Yani biz o sana inanmayanlar, sana itaat etmeyenler gibi değiliz. Biz güzellikler içinde yaşamaya çalışırken sen bize her türlü sıkıntıyı veriyorsun. Bir önceki Ayet i hatırla. İleri tarafını bilmiyordun işte uçuruma gidiyordun Allah seni ondan kurtardı. Başına sıkıntı gelmeyenler nereye gitti? Bu dünya hayatını güzel gördüler değil mi kardeşim. Hastalanmayarak, sıkıntı çekmeyerek… Bu dünyada kazanmış gibi görünüpte asıl kaybedenler onlar olmadı mı? Varsın dünya onların olsun. Ahiret bizim olsun. Varsın onlar çok böyle mutlu mesut hiç bir şekilde derdi musibete sıkıntıya giriftar olmadan yaşasın Ama biz bunlardan mahrum kalmayalım. Çünkü bir demirin dahi bir sanat eseri olması için Dövülmesi lazım, ısıtılması lazım yakılması lazım, soğutulması lazım değil mi? Belki kırılması lazım. Belki ikiye bölünmesi lazım Aynı şekilde.. Kum tanelerinden oluşan o cam parçası o vazolar O zaman demekki İnsan da İnsan-ı Kamil olması için bu gibi hallere giriftar olmak zorunda. Bunları yaşamak zorunda çünkü o zorluklar bizi insan yapıyor. O meşakatler bizi insan yapıyor. O sıkıntılar Allah’ın kapısına bizi itiyor. o yüzden İnsan şikayet etmeyecek. İnsan sabredecek. Bütün mesele bu zaten Elhamdülillah! Ve şunu da söyleyelim. Asıl musibet dine gelen musibet demiştik ya O zaman bu dine gelen musibet ne? Dünyevi musibetler dünya hayatımızı bize kaybettirirken Öyle görünüyor da. Halbuki o da değil. dünya hayatını da bize kazandırıyor. Amma velakin İnsan, namazını kılmazsa.. Günahlara girdiği zaman pişmanlık hissetmezse ve Allah’a karşı tövbe etmezse o üzüntüyü duymazsa bundan daha büyük musibet yok. Çünkü o musibet ona ebedi hayatını kaybettiriyor. O yüzden sendeki musibet hangisi Daha hayatında haram helal seçemiyorsan Daha namazlarını kılamıyorsan Başka musibet arama zaten. Başka dert arama Dünyanın en büyük derdi, en büyük musibeti senin başına gelmiş farkında değilsin sen Yaa.. Beterin beteri var. Böyle bakmak lazım. Yani diyor ya: Senin kolun kırıksa kolu olmayana bak. Senin bir gözün görmüyor, İki gözü görmeyene bak Onunla alakalı da çok güzel bir yer var onu da okumak istiyorum Risale-i Nur dan Sen, kendinden yukarı mertebelerdeki sıhhatli olanlara bakıp şikayet edemezsin. Belki sen, kendinden sıhhat (sağlık) noktasında aşağı derecelerde bulunan biçare hastalara bakıp şükretmekle mükellefsin (sorumlusun) Senin elin kırık ise, kesilmiş ellere bak. Bir gözün yoksa, iki gözü olmayanlara bak ve Allah’a şükret. Bak kendi hayatına. Her zaman senden daha kötüsü var Senden yukarıda olanlara bakıpta şikayet etme, Aşağıda olanlara bak haline şükret. Evet bu dünya çünkü geçici. Yerinde durmuyor. Hayatı veren O’dur. Buna biz iman ettik. Hayatı veren O’dur dedik. O zaman hayatı veren O’ysa, bu hayatı rızık ile idame eden de O değil midir ? Cenab-ı Hak değil mi? Hayata lazım olan şeyleri izhar eden bize veren de O değil mi Ve hayatın, meyvelerinin yüzde 99’u neticesi Cenab-ı Hak’ka bakmaz mı? Amenna Hayatımız O’nun elinde mi, Buna inandık mı biz. İnandık O zaman fani ve aciz olan beşer şunu anlaması lazım ‘ki bize hitabı da öyle oluyor zaten Ey insan! Hayatın ağır tekâlifini ağır tekliflerini işlerini, o sıkıntılarını omuzuna alıp zahmet çekme Hayatın fenâsını düşünüp hüzne düşme Yalnız dünyevî, ehemmiyetsiz meyvelerini görüp, dünyaya gelişinden pişmanlık gösterme Bunları yapma diyor. Belki, o sefine-î vücudundaki hayat makinesi Bak. Sefine-î vücud ne demek? Vücut gemisindeki bu hayat makinesi, kime aittir ? Hayy-ı Kayyûma aittir Cenab-ı Hakka aittir Senin hayatına lazım olan şeyleri tedarik eden de yine O’dur. O zaman sen kendi üstüne düşen vazifeyi yap. Acizliğini anla fani olduğunu anla. O sıkıntıların da Allah’ın elinde olduğunu anla. O’na teslim ol be kardeşim. O’na teslim olduğun zaman zaten ardı gelecek bunun ama Sen gerçekten teslim oluyor musun? Yani sebeplere müracaattan sonra Cenab-ı Hakka teslim oluyor musun Yoksa yine neticeleri sebeplerden mi bekliyorsun? Böyle olduğu zamanda zaten asıl tevekkül olmuyor. Şöyle bir ibare geçiyor Risale-i Nur da diyor ki: Çok güzel birşey değil mi? Yani insan sıkıntılara, musibetlere giriftar olduğunda Haa demek ki ben bazı şeyleri yanlış yapıyordum belki de Hatalar yapıyordum. Cenab-ı Hak beni Ahirette yanına temiz almak için bu dünyada bedelini ödetiyor bu sıkıntılara o yüzden ben düşüyorum. Ve ardından şunu söyleyecek: ”Haa ne kadar büyük bir sıkıntı geliyorsa, ardından gelecek mükafatta o nisbette büyük oluyor.” Bazen o hayır cihetindeki o büyük mükafatlar Dünya gözüyle görünmeyebilir. ‘ki zaten dünya gözüyle görünse ne olur ki abi kısacık bir hayatta ahiretin meyvesini yemek olmaz ki bu adama kaybettirir. Ama ahirette o meyveyi yemek Baki dir. Bitmez, sürekli devam eder. O yüzden insan sıkıntıya düşünce kendinde hata araması lazım. Yani demek ki birşeyler yanlış gidiyordu. Kader benim bunu yaşamama fetva verdi Ben kadere teslim olmalıyım. Sonuçta bu sıkıntıyı veren Allah’tır Demek zaten insana kazandırıyor. Elhamdülillah! Mülk sahibi mülkünde istediği gibi tasarruf eder değil mi? Burası benim olsa, buraları istediğim gibi maviye de boyayabilirim yeşile de boyayabilirim. Kimse gelip bana hesap soramaz. Hesap sorsa tapusunu gösteririm. Orada tasarruf hakkının bende olduğunu ispat ederim. E şimdi insan kendi hayatına bakması lazım. Bu mülk senin mi? Bu mülk sana emaneten verilmiş Elini, ayağını, gözünü, burnunu bir tezgahtan satın almamışsın bir yerde yaptırmamışsın. Biri kaybetmişte yolda bulmuş değilsin. Sana emaneten verilmişse emanet verenin izni dairesinde kullanmak lazım. ve bazende bize verdiklerinin kıymetini anlamamız için N’apıyor ? Elimizden alıyor İnsan çünkü; Kaybettiği zaman bazı şeylerin değerini anlıyor. O yüzden insan şunu diyecek. Evet ya! Yeme içme gibi basit bir şeyde dahi senin tasarrufun ne kadar ki? Tek bir tasarrufun var ha.. ”Yemek yemeyi ve içmeyi istemek” Gerisindeki fiiliyatları yaratan Allah Yediğin gıdalarda vücudunun istenilen yerlere dağılımını sen yapmıyorsun, yapamazsın zaten Nereye ne lazım bunu sen bilmiyorsun. Karaciğerin 500 ‘e yakın görevi var. Bunlardan Allah aşkına bana 30 tanesini say desem Kaç tanesini sayabileceksin? Demek ki bu beden senin değil sana emaneten verilmiş. Bir damla suyun içinden yaratılmışsın sen. Bir damla suyun içinde 80 yıllık – 100 yıllık hayatın derç edilmiş. E bırakta bu hayatı oraya derç eden hayat onun olduğu için gerisini de o sana ayarlayacak zaten. Sen yeter ki Teslim ol. Abi Ölüm! Mehmet ölüm gibisi var mı kardeşim ya? İnsan harbiden böyle, ölümü düşününce çok rahatlıyor. bazen biz hanımla konuşuyoruz böyle Dertler sıkıntılarımız olduğundan değil ha. Çevreye bakıyoruz, dışarıya bakıyoruz. Tabi kendimize de bakıyoruz. Diyoruz ki: ”Bir insan, ne kadar dertli olursa olsun Dünya, bütün hepsi dert olup o adamın başına yüklense dahi Hepsini sıfırla çarpacak bir kavram var bir hakikat var.” Ölüm bütün sıkıntılarını sıfırla çarpacak Ama işte o ölüme doğru hazırlanmak, düzgün hazırlanmak.. Burası senin elinde. O yüzden bence, ölüm çok büyük bir nimet ‘ki öyle zaten Bencesi yok bu işin ve en büyükte sebepler dairesinde bir kurtarıcı. Beni ferahlatıyor ya ölümü düşünmek. Tek korkumuz işte Cenab-ı Hakkın huzuruna lâyıkıyla gidebilcez mi Bir mü’min zaten ölümden hangi cihetten korkar? O’nun huzuruna temiz gidebilmek Emanete hîyanetlik etmeden gidebilmek Budur derdimiz zaten. Dedik ya: Derdi veren Allah olduğu gibi, dermanı veren de Allah tır. Demiyor mu: (Bakara, 2/286) Allah sabredenlerle beraber midir? Allah sabredenlerle beraber ise, biz buna iman ettiysek Burada şu oluyor bu sefer Abi ben sabrediyorum sabrediyorum. Olmuyor Hayır. Sen sabrı yanlış kullanıyorsun. Sen, o sabır noktasını geçmişe ve geleceğe dağıttığın için Hali hazırdaki sıkıntıya veremiyorsun. Öyle değil mi? Bak burda nasıl oluyor biliyor musun Semme, burdan bir saldırı oluyor sana Bütün kuvvetini oraya doğru vermen lazımken, sen diyorsun ki ya soldan da, ve ya işte ya sağdan da gelirlerse diye ordunu oralara dağıtıyorsun Merkez zayıf kalıyor. İşte Sabır kuvveti de böyle. O yüzden senin hakiki ömrün, bulunduğun gündür. Sen bir sıkıntın bi musibetin varsa bulunduğun ana bakacaksın Hepsini bulunduğun ana sarfetmeye çalış. Geçmişe ve geleceğe dağıtma. Dağıtırsan, Sende malesef dağılırsın kardeşim. Şunu demek istiyorum Yani insanın bazen böyle manevi cephesi zayıflayabilir. Sıkıntılara düşebilir. Bu sıkıntılar onu ümitsizliğe de götürebilir. O zaman da Zümer Suresi 53.Ayet Zümer Suresi 53.Ayet Bunu Hatırlamak lazım. O’na sığınıyorum ben. Kalbim huzur buluyor ya. Elhamdülillah! Birde bu sıkıntılar içindeyken Allah(c.c) ‘ı unutmamak. Namazlarını kılmak, İbadetlerini etmek, Allah ‘la irtibatını artırmak Çünkü bu sıkıntılar, musibetler hep Allah ‘la olan irtibatımızı artırmak için Hiç sıkıntıda olmayanlar Allah ‘ı unutuyorlar ya Bu dünyayı lezzetli görüyorlar. Ahireti unutuyor. Kabri unutuyor Vazifesini unutuyor. Bu insanlara özenme, Bu insanlara özenme çünkü Eğer hastalık kötü birşey olsaydı, sıkıntılar kötü birşey olsaydı En sevdiği abidi olan, kulu olan Habibi olan Efendimiz aleyhissalatu vesselam ‘a hastalık vermezdi. Ona sıkıntı vermezdi Değil mi kardeşim, Müşrikleri ona bela etmezdi başına. Ama ne yaptı? O, İşin maiyetini bildiği için sabretti. ‘ki evliyalar asfiyalar ve diğer peygamberler de buna giriftar olmuşlar. O yüzden musibet istenilmez. Verilirse de şükredilir. Video yu izlediysen kardeşim Kendine faydalı taraflarını gördüysen Ve ya işte Ben bunları biliyordum da diyebilirsin Belki bilmeyenler vardır. Belki ihtiyacı olanlar vardır. O yüzden video nun daha farklı kitlelere ulaşması için video yu beğenmeyi ve yorum yapmayı unutma. Çok mu şey istedik? Değil de mi? O zaman varsa imkanın Ne diyelim bi de paylaşın artık ÇAY HOUSE SİZİN KANALINIZ!

MUTLU İNSANLARIN UYGULADIĞI 4 VAZGEÇİLMEZ KURAL! (İMMEA)

Geçenlerde bir cafeye gittim.Tabi orada kardeşimle beraber çay içiyordum , muhabbet ediyordum. Bir tane abinin, bir bardak çay içiyor ve karşısında kimse yok, kendi kendine böyle; hee…heee deyip böyle şey yaptığını gördüm, çok mutlu olduğunu gördüm. Adamın karşısında kimse yok hal bu ki Ama o kadar mutlu ki! Dediğim gibi dünyanın en zengin insanını getir En varlıklı insanı yani Cristiano Ronaldo’yu mesela getir Bu abimizin güldüğü kadar güzel gülemez Çünkü abimizin gözlerinin içi gülüyordu.Yani burasıyla(Yüzü ile) gülmüyordu! Burasıyla (Kalbi ile).Sonradan baktım ki abimiz down sendromlu, bir abimiz Kendi kendime şunu sordum “Dedim ki; O kadar malımız var, mülkümüz var, arkadaşlarımız var, çevremiz var, aktivitelere katılıyoruz, sosyal bir hayatımız var ama bu abi kadar mutlu olamıyoruz” diye bunu sordum Bazı zengin insanlarda mesela bu kadar mutlu olamıyor Yani tabi Salih Abi bu fakir tesellisi değil. Cristiano Ronaldonun milyar dolarları var Ama benim yediğim makarna daha lezzetli.Bu manaya gelmiyor bu Hakikaten o abiyi gördüğümde dedim ki” Ben bu abi kadar neden mutlu olamıyorum” Dedim bir araştırma içerisine girdim İşte bu gün konuşaçağımız konu bunun ile alakalı 4 tane madde karşıma çıktı.Biz neden mutlu olamıyoruz? Malımız var, mülkümüz var, sosyal bir hayatımız var Ve bu abi kadar mutlu olmak için ne yapabiliriz. 4 Tane madde var.Bunları uygularsak İNŞALLAH bu abimiz kadar mutlu olabilir.Mutluluğun formulü çok açık 4 tane formülü var.Hemen bahsedelim. Girelim..! 1. Maddemiz “RIZÂ-İ İLAHΔ yani sade ve sadece amellerimiz de Allah’ın rızasını gözeterekten hareket etmek demek manasına geliyor Abdullah İbn-i Mesud (r.a) sahabelerle beraber oturur iken Şu ifadeyi dile getiriyor Diyor ki sahabelere” Sakın biriniz İMMEA olmasın” Orada bulunan sahabeler diyolar ki; “İmmea nedir?” Abdullah İbn-i Mesud (r.a) diyor ki :” İmmea uydum kalabalığa hastalığıdır” diyor. Bakın çok tehlikeli bir hastalık, uydum kalabalığa hastalığı Günümüze vuracak olur isek, el alem ne der hastalığı Malesef bizler el alem ne der diye hareket ettiğimiz için Hakiki mana da bulunduğumuz anın tadını çıkartamıyoruz Hakiki ömrümüzü bulunduğumuz gün bilemiyoruz Ve el alemin rızasına göre hareket ediyoruz Bu da toplumumuzu, bizleri bir çok günaha sevk edebiliyor Mesela bakıyoruz. Babası oğluna para veriyor. Neden para veriyor “Al oğlum bu parayı, bu parayı al ki git kız arkadaşınla bu parayı harca Çünkü benim arkadaşlarımın oğullarınında sevgilisi var Sende bu para ile beraber git sevgilinle ne yapıyor isen yap” Diye oğluna bu parayı veriyor.Ne kadar tehlikeli Neden çünkü diyor” Toplumumuz bunu yapıyor herkesin sevgilisi var benim oğlumunda olsun” diyor. E tabi oğluda Oğlununda tabi işine geliyor parayı alıyor,kız arkadaşı olucak, çünkü onunda arkadaşları öyle Kalabalıkları uydukları için Malesef Allah’ın rızasının dışına çıkıyorlar Faiz meseleside öyle Mesela diyorlar ki aileler Bizim koltuk takımımız eski Komşumuz koltuk takımını yeniledi Akrabalarımız koltuk takımını yeniledi Bey bizede “Al sana”diyo eşine mesela hanım ablalar Eşide ne yapıyor, parası olmadığı için o koltuk takımını karşılayamayacağı için Faize girerekten koltuk takımı alıyorlar , televizyon alıyorlar Vs .Ev alıyorlar faizle Bi tanıdığım var benim, ev aldılar yakında 30 Yıllık takside girdiler, hemen hemen yalan olmasın tabii 30 yıla yakın bi rakamdı 30 Yıllık takside girdiler Ve faizli bir ev aldılar Ve bu anlattığım kişilerin yaşları 30-35 arasında yaşları var Zaten 30 yıl sonra 65 yaşına gelecekler kullandıkları faiz de çabası Namaz meselesi de aynı, bi ortama giriyoruz. Ben mesela diyorum “Namaz kılacağım” Ya sen “Namaz mı kılıyorsun?”diye o ifadeleri mesela görebiliyoruz Şaşırıyorlar Hal bu ki benim şaşırmam lazım.” Yaa siz namaz kılmıyor musunuz? Allah Allah..! Bir müslüman olarak Allah’a karşımı geliyorsunuz” Diye benim tepki göstermem gerekir iken Malesef Onlar bana aynı tepkiyi gösteriyorlar Çünkü bunun kaynağı İnmea hastalığı Uydum kalabalığa hastalığı Kalabalıklar Namaz kılmadığı için, namaz kılmamak normal bir şeymiş gibi algılanıyor Hal bu ki namaz kılmamak bırak normal bir şeyi Bir Müslümanın ahirette cennete girmesini engelleyebilecek Çok sıkıntıya düşürebilecek bir mesele Bunun ile alakalı bir ayet var çok sevdiğim bir ayet onuda okuyayım Onlara “Allah’ın indirdiğine (Kur’ân’a) ve Resûl’e gelin.” denildiğinde;”Babalarımızı üzerinde bulduğumuz şey (dîn) bize yeter( kâfi)” derler. İşte toplumsal olarak düşülen sıkıntıda bu zaten Babalarımızı, Atalarımızı, akrabalarımızı, toplumumuzu üzerinde bulduğumuz din bize yeter Yaa faiz” Faiz haramdır kardeşim diyorum mesela” Yaa diyor ki” Herkes faize giriyor” Kardeşim namaz kıl..! “Tek benmiyim herkes namaz kılmıyor” Kur-ân’ı Kerim’de Cenab-î Allah “Herkesin sevgilisi varsa sizinde olabilir diye” buyur muyor ki HAŞA!” İşte bu İmmea hastalığından ötürü bizler Allah’ın rızasından uzaklaştık ve asıl mutluluğu kaçırdık..! 1. Maddemiz neymiş Hamit! “RIZÂ-İ İLAHΔ Yanlızca ve yanlızca Allah’ın rızasını gözeteceğiz Çünkü Bediüzzaman diyor ki; “O RAZI OLSA BÜTÜN DÜNYA KÜSSE EHEMNİYETİ YOK” “O razı olduktan ve kabul ettikten sonra Hikmeti iktiza ederse, halklara da kabul ettirir” buyuruyor. Ben bunu bizzat yaşadım etrafımda ki bazı kişiler benim bu durumundan, Çay Hause’ da bulunup bu hizmet içerisinde bulunmamdan rahatsızlardı Ben onları razı etmek için uğraşmadım. Allah’ı razı etmek için uğraştım ve Elhamdülillah etrafımda ki o kişilerde benim burada olmamdan gayette razılar Allah Onlarıda Razı Etti Önce Razı et el alem derdine düşmeden Hakkı, sen istemesende o kabul ettirendir halkı..! Şuan da ben burda gülüyorum, kendi kendime konuşuyorum Elalem bana ne der ve yahut elbiselerim şu an kötü olabilir, şu an para olmayabilir Ama dışarıda ki insanlar benim hakkımda ne der diye düşünmediği için O abimiz dünyanın en mutlu insanından bile daha mutlu bi hale girmiş Dedim gibi gözlerinin içi gülüyordu Vallahi biz böyle gülemiyoruz O abimiz gibi olmak için ne yapıyoruz Hamit? Tekrar edelim Rızâ-i İlâhî gözetiyoruz Elalemi bi kenara bırakıyoruz 2. Maddemiz nedir Hamit? Teslim olmak “Cenab-ı Allah’ teslim olmak demek” ne demek? Sebepleri bir araya getirdikten sonra İşi Allah’a bırakmak demek değil. Biz teslimiyeti yanlış anlamışız Teslimiyet sebepleri bir araya getirmeden önce Allah’a teslim olup, sonra sebepleri bir araya getirmek TEVEKKÜL etmek demektir Burada bir ayrım var! Yani işini hallediyor adam mesela Hamit Hallet hallet işini ondan sonra Allah’ım gerisi sende, yani ben yaptım yapacağımı Bu değil..! Sen en başta Allah’a sığınacaksın “Rabbim ben sana güveniyorum, birazdan gerçekleştireceğim işimde bana başarı nasip et, Hayırlısı ise” diyorsun Sonra sebepleri bir araya getiriyorsun Asıl tevekkül budur zaten Bu kafirlerde olmadığı için mesela onlar mutlu olamıyorlar İşte o Down sendromlu abimiz, inanılmaz bir teslimiyet içerisine girdiği için Yine böyle mutlu olabiliyor Yani ben yarın aç kalırmıyım Ondan sonra ki acaba evim olur mu?, arabam olur mu? İşte çoçuklarım aç kalır mı gibi bir derde bürünmemiş O yüzden mutlu Ama bakıyoruz bizim toplumumuza mesela dolar bir yükseldi, inanılmaz bir teslimiyetsizlik ortaya çıktı Aslında doların yükselmesi bir çok insana imtihan oldu Aç mı kalacağız? Çoçuklarımızı nasıl doyuracağız? Nasıl yapacağız? Evimiz olmuyacak mı? Arabaların benzinleri daha fazla zamlandı falan, filan derken İnsanlar Allah’a olan teslimiyeti unuttular Kardeşim hani biz müslümandık Hani biz Mümin idik Hani biz Allah’a teslim olucakdık Bu arada buraya not geçeyim de sonra buraya eleştiri gelmesin Doların yükselmesi ve onunla alakalı siyasi bir şey söylemiyorum.Burada biz Müslümanların nasıl bir duruş sergilemesi gerektiğinden bahsediyorum Mesela arabanın yanından geçerken “Ya bu araba keşke benim olsa, keşke paramı biriktirsem de bu arabayı alabilsem” Gibi bir dertde bürünmemiş Onda var olan şeylerine şükrediyor Neyi varsa o an Mesela 2 tane Tişörtü mü var, 1 tane pantalonu mu var ona şükrediyor abimiz Orada bir çay içiyor onunla mutlu oluyor Ama biz öyle değiliz.Asrımız bizi tamahkar hale getirmiş Hayatımıza o kadar çok madde sokmuşuz, madde perest olmuşuz ki Yetmiyor bize artık maddeler 3’ü alalım, 4’ü alalım, 5 gelsin veya arabamız daha iyi olsun Evimiz, çünkü akrabalarımızın evi 4 oda 1 salon, bizim ki 3 oda 1 salon Bizim ki de 4 oda 1 salon olsun Daha Fazlası olsun derken! Allah’a(c.c) olan teslimiyetimizi unutmuşuz Aldığımız maaş bize yetersiz bir hale gelmiş Aynı durumun daha kötüsü kafirlerde de geçerli Kafirler yerin kilometrelerce altına inip Kıyametten korunmanın yollarını arıyorlar veya işte Mars’a çıkıyorlar mesela Mars’a çıkmakta ki sebep ne Nedir? Kıyametten korunmak Dünyada yarın öbür gün bir sıkıntı olur Yani bizde salağız zaten, fakirler kalsın dünyada Çay House’de kiler kalsın, Türkiye kalsın Biz Amerika olarak hep beraber Mars’a taşınalım, oradan çekirdekle beraber dünyada kıyametin kopuşunu izleyelim Mars Cennet Mars Güzel, Mars’ta hayat var, Türkiye’de hayat yok Böyle saçmalık olabilir mi? Biz fakirler burada, kıyamet bize kopacak, siz orada rahat edeceksiniz ohh..! Yerler mi? Yemezler, Yer mi Anadolu çoçuğu Heyy Yavrum O yüzden teslim olamadıkları için, Benim burada kastettiğim şey, bilimsel araştırmalara girmeyelim değil! Elbette girelim Ama adamlar o kadar çok bu meseleden korkuyorlar ki! Yerin altına kaçmaya çalışıyorlar Yerin dibine inmeye çalışıyorlar Ama biz müslümanlar Ne yapmalıyız? Allah’a (c.c) öyle bir teslim olmalıyız ki! Kıyamet kopsa bile yani, kıyameti koparan kim Cenab-ı Allah Eee Bu musibetleri gönderen kim bana Cenab-ı Allah O zaman teslim olacağız kardeşim Allah’ın bir bildiği vardır. Hani İbrahim Hakkı’nın çok güzel bir sözü varya; “Mevla görelim ne eyler, Ne eylerse güzel eyler” Pencerelerden seyredip içlerine girmememiz lazım İşte o Down sendromlu abimiz Cenab-ı Allah’a böyle teslim olmuş gibi davrandığı için Mutlu 3. Maddemiz ve en önemlilerinden bir tanesi gündemi takip etmeği bırakacaksınız O abimiz gibi mutlu olmak istiyorsanız Kafaya bir şey takmamayı istiyorsanız, gündemi takip etmeyi bırakacaksınız Yaa kardeşim öyle şey mi olur? Haberleri izlemeyelim mi biz yani o zaman dünyadan nasıl haberimiz olacak? Diyenler olabilir Merak etme bir şekilde dünyadan haberin olur Haberlerde mesela çok büyük bir olay olduğunda, yakınında ki etrafında ki insanlardan olayların nasıl gerçekleştiğini duyabiliyorsun Ama sen gündemi ne kadar çok taki edersen Kalbin ve ahvalin ve imanın kadar çok bozuntuya uğruyor Bunun içine siyaset geçerli, futbol geçerli Gündemden kasıt sadece haberler değil Bazen akrabaları mı ziyaret ediyorum Haberler çıkıyor karşıma Ya o kadar çok içinde kalbi böyle ifsad edecek insanın moralini bozacak haberler geçiyor ki! O yüzden bir adamın ne yapması lazım mutlu olabilmesi için? Bu gündem takibini bırakıp Asıl gündemi olan ben imanımı nasıl kurtarabilirim Yani yarın öbür gün benim hayatım son bulacak, Ben bu dünyada geçiçiyim O zaman bu dünyadan ahirete imanlı göçebilmem için Nasıl imanımı kurtarabilirim Nasıl cennete girebilirim Allah’ın rızasını nasıl kazanabilirim diye Bunun derdine girip En önemli gündemine bunu taşıması lazım insanın ki! O down sendromlu abimiz gibi mutlu olsun Çünkü o down sendromlu abimiz gündem takip etmiyor, dolar ne olacakmış, Galasaray Fenerbahçe ne yapmış İşte şu dizilerde ne olmuş gibi bir derde düşmemiş Tek gündemi o içtiği çaydan almış olduğu lezzet ve o an ki mutluluğu Bedüizaman Hz. Diyor ki; “Hakiki ömrünü bulunduğun gün bil” diyor Bizler hakiki ömrümüzü bulunduğumuz gün, an bilemediğimiz için Yarını düşündüğümüz, gündemi düşündüğümüz için, yaşadığımız andan Şu anda bulunduğumuz andan lezzet alamaz hale gelmişiz O yüzden hakiki anlam da mutlu olamıyoruz Kafamız çünkü hep başka yerlerde Hep gündemde Bu arada gündemi takip etmeyin derken Demek istediğim şey şu; Elinizin yetişemediği şeyleri takip etmeyin, irdelemeyin Bi haberden haberin oldu mesela, dolar 7 olmuş öğrendin bitti Bunu oturup saatlerce konuşma abi Veya Gs-Fb maçını izledin bitti, bunu saatlerce konuşma Onun yerine konuş de ki ; Ben Allah’ı nasıl tanıyabilirim Marifetullah ilminde ilerle Allah’ı tanıma ilminde ilerle Senin tanıdığın, şu an tandığın Cenab-ı Allah acaba gerçekten tanıdığın gibi mi Maçtan sonra bakıyorum spor yorumcuları oturmuşlar saatlerce konuşuyorlar Talisca şunu yapmış, Sabri Sarıoğlu şunu yapmış falan filan konuşuyorlar böyle Abi bu topa girme ne gerek var İzle maçı bitir orada, ondan sonra Çay Hause gibi yerlere sohbete git veya kitap oku Kuran-ı Kerim oku, hadisleri araştır Kastetdiğim şey bu anlaşılmıştır, İnşAllah burası da Ve 4. Maddemiz en önemli maddemizde diyebiliriz NAMAZ KILMAK Hakiki manada mutlu olmak istiyorsak namaz kılacağız Namaz kılmayan bir insan hakiki manada mutluluğu yakalayamaz Bazen görüyoruz ama öyle diyorsun ama kardeşim adam namaz kılmıyor çok mutlu Mesela bana bunu annem demişti Demişti ki; “Bak şunlar çok mutlular” demişti Ben demiştim ki; -Anne, o mutlular dediğin kişiler, namaz kılıyorlar mı? -Yoo -Tesettürüne dikkat ediyorlar mı -Yoo -Çoçuklarına Ahlaki değerlerden bahsediyorlar mı? -Yoo -Ehli Dünya bir Hayat mı yaşıyorlar -Evet O zaman anne dedim kusura bakma, onların maddi durumları iyiler ama Onlar mutlu değiller, sadece yapmacık bir mutlulukları var Böyle burada gülüyorlar ama Kalpleri mutlu değil Çünkü yine Bedüizaman Hz. Diyor ki” Nasıl ki bizim bedeni olarak ihtiyaçlarımız var” Mesela su gibi, su olmazsa yaşayamayız İşte ekmek olmazsa yaşayamayız Hava olmazsa yaşayamayız Öyle değil mi bunlar bizim zaruri ihtiyaçlarımız Aynı şekilde Namazda bizim ruhumuzun gıdası Bu bedeni ihtiyaçlarımızın olduğu gibi Ruhumuzunda bir ihtiyaçı var O olmazsa Allah muhafaza bizler mutlu olamayız Ve iş intihara kadar gider Baktığımızdabazı zenginlerin çoçukları Mesela Henry Ford’un oğlu adam fabrikalar bırakıyor Ford’un oğlundan bahsediyorum Ama intihar ediyor İntihar etmesinde ki sebebi de diyor ki mektubunda; “Baba Sen bana ulaşabileceğin her şeyi bıraktın ben artık bunlardan ötürü mutlu olamıyorum” diyo O yüzden her şey maddeden ibaret değil Bide bizim ruhumuz var Ruhumuzu gıdalandırmamız lazım Ruhumzu gıdalandırmamızın da, en büyük bir yolu Namaz kılmaktan geçiyor Bazen ruhi bir sıkıntı içersine girebiliriz Psikolojik olarak, ruhi olarak böyle daralıyorum, içim sıkılıyor dediğimiz anlar olabilir İşte o anları sebebi bizim namazsızlığımız Ruhumuzun gıdasız kalması Ruh diyor ki ” Ben açım beni doyur, aç kaldım ” diyor Bedenimi doyuruyorsun diyo ruh, benide doyur diyor O zaman ne yapacağız Namazımızı kılacağız, ibadetimizi gerçekleştireceğiz İphone’u en iyi kim bilir (insanlar arasında) Onu tasarımcıları bilir değil mi? Bizi en iyi kim bilir? Cenab-ı Allah biliyor O zaman namazımızı kılıp inşAllah mutlu olacağız Ama ben namaz kıldığım halde mutlu olmuyorum diyenler olabilir Evet olamayabilirsin işte buda işin intihamı Demek ki sen ruhunu tam manasıyla doyuramadın ki mutlu olamıyorsun O zaman daha fazla namaz kılman lazım Marifetullah’ ta daha fazla derinleşmen lazım O zaman saydığımız diğer maddeleri Neydi diğer maddeler Rıza-i İlahi’yi gözetmen lazım Allah’a tevekkül etmen lazım Gündem takibini bırakman lazım Namaza sımsıkı sarılman lazım ki Hakiki mutluluğu yakalayabilesin Ve şunu da sormadan edemeyeceğim Acaba Tonlarca malı olduğu halde,sosyal hayatı, mülkü, arsası, arabası, parası, çevresi olduğu halde Gülmeyi beceremeyen bizler mi engelliyiz Yoksa hiç bir şeyi olmadan sadece 1,5 Liralık çay içerken mutlu olabilen o abimiz mi engellli? Yalvarıyorum Engellerimizi kaldıralım Vesselam