MASKE TAKMAYI EMREDEN ALLAH’TIR!

Mü’min kardeşlerim, bugün belalara karşı bütün insanlardan daha fazla tedbir almakla yükümlü olan Müslümandır. Bir virüs endişesi varsa, bunu ilk defa müslüman tedbir alarak önlemek için uğraşan insandır. Çünkü bilir ki Müslüman, virüs denen şeyi de yaratan Allah’tır, benimle virüsü karşılaştıracak olan da Allah’tır, tedbir almamı isteyen de Allah’tır, ben de Allah’a itaat sözü vermiş olan kulum, tedbir alıyorum der. Ve böylece Mü’min, üzerine düşeni yapar. Mü’min’e, temiz olun, virüs sana bulaşmasın, demeye gerek yok. Tedbirli ol, virüs sana bulaşmasın demeye, hacet yok. Mü’min zaten öyle insandır. Mü’min’e bir sağlık kuralı öğretildiğinde, ona itaat eder. Doktorun sözünü, müftünün sözü gibi dinler. Mü’minlik böyledir. Buna rağmen kardeşlerim, Allah’tan afiyet istiyoruz. Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem Allah’tan afiyet isteyin buyuruyor. Allâhümme innî es-elükel âfiyete fiddünyâ vel âhirah Allahümme innî es’elüke’l ‘afve ve’l âfiyete fî dînî ve dünyaye ve ehlî ve mâlî böyle dua ederiz. Allah’ım dünya ve ahirette senden afiyet isterim. Ne demek afiyet? Dertsizlik demek, sıkıntısızlık demek. Allah’ım dünyam, dînim, çocuklarım, evim konusunda, senden afiyet isterim. Duamız böyle bizim. Dua budur. Bunu isteriz Allah’tan. Ama, Ebu Ubeyde İbnu’l-Cerrah radıyallahu anh şu toprakların üzerinde yürürken daha, Allah, Cebrail’i vasıtasıyla, ona, sen cennete gireceksin diye söz verdi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e, etten, kemikten duvar gibi oldular. dünyada Allah’ın rızasını kazanıp, öyle yaşadılar. Ama Amvas taununda, şehit oldu. Bir taunda, vebada, Rabbine kavuştu. Demek ki, bu musibetler, belalar, kafirler içindir, bizde ne işi var? diyemeyiz. Allah, onları helak etmek için yok etmeyi murad etmiş olabilir, Mü’min’i de, tertemiz yapıp huzuruna almak için yok etmeyi murad etmiş olabilir. Allah’ın işine, kul karışmaz. Kul tedbirini alır, ağlar sızlar belki, dualar eder, ilaçlar kullanır, işine karışmaz Allah’ın. Buna biz tevekkül deriz. Teslimiyet deriz. Bugün, bu işleri, çok fazla karıştırarak burnumuzu yanlış yerlere sokuyoruz. Oradan virüs kapacak burnumuz da, bir daha ıslah olmayacağız. Birileri kalkıp diyor ki, bu, Allah’ın azabıdır gâvurlara. Öbürü de diyor ki, bu Allah’ın azabıdır sözü yanlış. E Allah’ın rahmeti midir diyeceğiz? Azabı değilse rahmetidir o zaman diyelim. Olur mu öyle? Bu nesidir Allah’ın? Şimdi onu konuşma zamanında değiliz. Bu azab olduğu kesin. Çünkü Müslim’de Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem efendimiz Aişe anamıza buyuruyor ki, bu vebaları, taunları, Allah eski milletlere azab olarak gönderiyordu, Allah’ın kaderinde vardı bunlar. Dünya onun. Virüsü de o yaratıyor, Everest Tepesi’ni de o yaratıyor, okyanusu da o yaratıyor. Suyu da yaratıyor, mikrobu da yaratıyor. Allah bu, Celle Celâlühü. Eski ümmetlere, azab için bunu koydu Allah kaderine. İimdi Mü’min’e geldiğinde, Mü’min için mağfiret olur, günahlardan kurtulmak olur, cennet kazanmasına vesile olur, buyuruyor. Artık bu dünyada olmayacak buyurmuyor ama! sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz.

Cuma Namazının İptal Edilmesi Dine Uygun Bir Karar Mıdır?

Bir virüsten dolayı camiileri kapatmayı hatta ve hatta cuma namazını iptal etmeye değer miydi ? (cuma namazı basta .. olmak üzere ) ..(camii ve mescidlerde.. ..cemaatle namaza.. ara verilmesi gerekli hale gelmiştir ) (cemaatle kılınan namazların özellikle de cuma namazının bu süreçte camiide değil evde kılınması yönünde karar verdi) Efendimiz(sav) soğan ve sarımsak yiyen bir insanın kötü ağız kokusuyla etrafındakileri rahatsız etmesini istemediğinden dolayı onları yediği zaman camiiye gelmemesini ve namazı evde kılınmasını istemiş Ölümcül bir virüsü kapma veya bulaştırma ihtimali soğan ve sarımsak yemekten daha mı önemsiz acaba ? Aklınıza şu gelebilir : Bu iki konu kıyasa medar değildir birisinde koku bulaşma ihtimali kesinken ötekisinde virüsün bulaşma ihtimali zanna dayalı’ diyebilirsiniz. Ancak dünyadaki hastalığın yayılma hızına bakıldığında bu zannın , zan-ı galib olduğu anlaşılır. yani , kesin bir bilgi . Allah (c.c) her şeyin nasıl olacağını bir takım kurallara bağlamıştır . Ancak o kural gerçekleşince, beklenen sonuç olur. Mesela.. su, 100derecede kaynar .0 derecede donar Aynen öyle mikrobun bulaşmasının ve bulaşmamasının da Belli başlı sebeplere bağlılığı vardır . İşte bundan ötürü bizler bulaşmamasına gayret edeceğiz. Elbette her şeyi Allah (C.C.) yaratıyor , ama bu yaratmaları rastgele bir şekilde değil belli başlı kurallara bağlı bir şekilde yaratıyor.Mesela korona virüsün bulaşması bile Çin’de birisi önce bir yarasayı yedi ordan başka bir insana intikal etti ve o şekilde bütün dünyaya yayıldı.Baktığında adeta bu virüs de belli başlı kurallar hükmünde yayılmış’ diyebiliriz.Alimlerin fetvalarına göre virüs gibi,salgın gibi, bulaşıcı hastalık gibi risk zamanlarında ; Devletin belirleyeceği kurallar arasında Cuma ve bayram namazlarının kılındığı camiileri kapatmak gibi tedbirler alınabilir. Cuma ve bayram namazları kılınan camiilerin kapatılması gibi tedbirler uygulanıyorsa eğer , biz de cuma namazını öğle namazı olarak evimizde eda edebiliriz. Bulaşıcı hastalık kendisine isabet etmiş bir kimse , Buhari ve Müslimin ittifakla naklettiği bir hadis Bulaşıcı hastalıklar karşısında , tedbirimizin ne olması gerektiğini bize gösteriyor.İbn-i Abbas anlatıyor : Ömer b. Hattab Şam’a gitmek üzere yola çıkmıştı. Ser denilen yere vardığında onu ordu komutanları karşıladı ve Şam’da salgın bir hastalığın yayıldığından bahsetti. Hz.Ömer ilk olarak bana muhacirleri çağırın dedi. HZ.Ömer onlarla istişare etmeye çalışsa da bazıları ona karşı geldi.Ey Ömer sen bir iş için yola çıktın , ve bizler senin geri dönmeni uygun bulmuyoruz dediler. Diğer kısmı ise insanları tehlikeye atmanı uygun bulmuyoruz dediler. Hz.Ömer muhacirlerden sonra ensarı çağırdı ve onlarla da istişare etti,aynı ihtilaf ensarın arasında da çıktı.Onlarla da istişare bittikten sonra ‘Bana Mekkenin fethinden önce hicret eden Kureyşin yaşlılarından çağırın’dedi.Onların arasında hiçbir ihtilaf çıkmadı. Biz senin insanlarla birlikte geri dönmeni ve onları veba salgınına atmamanı uygun görüyoruz ey Ömer dediler . Hazreti Ömer buna karşılık ”Ben sabahleyin bineğimin üstünde olup döneceğim , sizler de bineklerinizi hazır edin ” dedi. Ebu Ubeyde bin Cerrah ; SEN ALLAHIN KADERİNDEN Mİ KAÇIYORSUN EY ÖMER ‘ deyince Hz.Ömer onun bu muhalefetinden hoşlanmadı ve şu cevabı verdi : EVET, BEN ALLAH’IN BİR KADERİNDEN ALLAH’IN BAŞKA BİR KADERİNE KAÇIYORUM . SÖYLESENE SEN DEVELERİNLE BİR VADİYE İNSEN, VADİNİN BİR TARAFI BEREKETLİ ÖBÜR TARAFI ÇORAK OLSA , SEN ONDA DA OTLATSAN ONDA DA OTLATSAN İKİSİ DE ALLAH’IN KADERİ OLMAZ MI ? SÖYLESENE dedi. Bir virüs insanlığa ne anlatabilr? Temizliğin ne kadar önemli olduğunu , tedbirin ne kadar gerekli olduğunu, sağlığın ne büyük bir hazine olduğunu , İnsanın ne kadar aciz olduğunu , Dünyanın ne kadar fani olduğunu.. Ölümün ne kadar ani olduğunu.. Ve Allah(C.C.)ın ne kadar büyük olduğunu.. Meselemiz böyle yani tedbir ve ihtiyat almak bizler için elzem,ama bunlardan korkmak değil. Biz bütün korkularımızı (bu konuda dahi olsa) tedbir aldıktan sonra yine yalnız ve yalnız Allah’a sunmak zorundayız.Ondan gayrı neyden korkarsak bu meselenin temel esprisini anlamamış oluruz . Bütün korkularınızı bi köşeye bırakın , tedbirlerinizi alın evet tamam ama bütün korkularını bi köşeye bırakın ve bütün başınıza geleni şöyle bi film gibi düşünün. Babanın,evladından kadının kocasından arkadaşın arkadaştan kaçtığı şu günler acaba size neyi hatırlatıyor ? (cızırtılar,ürkütücü sesler) KIYAMET SURESİ… …mahşer alanı .. Tam böyle hesap ve sorguya çekileceğimiz zaman değil mi ? Şimdi herkes birbirinden kaçıyor . Sanki bi şeyin provası var gibi..Neyin? Mahşer.. Kafirlerin,inanmayanların bile kabul ettiği bi ayet var , ölümle ilgili.. HER NEFİS .. ÖLÜMÜ TADACAKTIR . VE BU GÜN , YAŞANACAKTIR ..


İngilizce

EVDE KALANLARI BEKLEYEN TEHLİKE – CORONA

Evde kalanları bekleyen teklike, Corona Dünya da ölüm sayıları hızla artıyor. Her geçen gün doktorlar yoruluyor ve hastahane ekipmanları azalıyor. Fakat bunlardan daha da endişe verici bir durumla karşı karşıyayız. Evde kalarak virüsten korunacağını sanan insanlar, aslında hastalanmaya mı başlıyor? Dünya da bu yeni hastalığa yakalanan insan sayısı tam olarak 8 Milyar Yani gezegenin tamamı Bu virüsün adı, psikolojik Corona. Uzun süredir yetkililerin uyarılarıyla evlerimizdeyiz. Mecburi çıkışlarda sosyal mesafeyi koruyor, maske ve eldiven kullanıyoruz. Peki tekrar eve döndüğümüzde artık ne kadar güvendeyiz? Her sabah defalarca duş’a giriyoruz. Litrelerce kolonya ve dezenfektan kullanıyor, ve ellerimiz tahriş olana kadar buna devam ediyoruz. Çöpümüzü dahi dökmekten korkar hale geldik. Birbirimizle konuşmayı dahi bıraktık. Sanki virüs ses dalgalarıyla yayılıyormuş gibi. Eskiden hasta akrabalar aranırken, şimdi ise aile bireyleri kendi aralarında bile konuşmuyorlar. Herkes twitter da Avrupa ülkelerinin ve ülkemizin anlık durumunu takip ediyor. Bunlarla iyice paranoyak olmaya başladık. Önlemleri aldıktan sonra evdeki sosyal hayatımızı coronalamamıza gerek yok. Gereğinden fazla dezenfektan kullanımı, kimyasal temizlik malzemeleri kullanımı, sizin ve ailenizin sağlığını olumsuz etkiler. Daha da önemlisi sürekli Coronadan, karantinadan ve ölümlerden bahsetmek de ruh sağlığınızı olumsuz etkiler. Hayatı çekilmez hale getirmeye gerek yok. Bu kesinlikle tedbirlere uymayın demek değil. Fakat işi abartıp paranoyaklaşırsak, durum daha kötü bir hal alır. Zaten annelerimiz komşuya gidip deşarj olamıyor. Babalar yoğun iş hayatından bir anda emekliliğe geçtiler. Aile içi geçimizlik, marketlerde yağmalama ve hatta toplu göçler. Toplumsal anksiyet oluşabilir. Halbuki bunlar yerine tüm önlemlere uyarak durumu fazlaca abartmadan dengeli olmalısınız. Örneğin, evinizde çocuğunuzla kitap okuyun. Yeni şeyler öğrenin, mesela bilmiyorsanız Kur’an alfabesi. Eşinize ev işlerin de ve temizlikler de yardım edin. Ve en önemlisi de zamanım yok diye ertelediğin Rabbinin kendini tanıttırmak için sana zaman açması Bir mesaj olabilir mi?


İngilizce

The danger that awaits those in their homes, Corona… The death rate is increasing rapidly across the globe Doctors are working tirelessly and are running out of medical equipment But we’re saying even a bigger threat! Those who think they’re saved from the virus by staying at home Are getting even more sick The number of people who are cathing this new disease is… 8 billion… The entire universe The name of this virus: “Psychological Corona” We’re staying home by following officials orders When we’ve to leave, we keep a social distance and use gloves Are we really safe when we return home? We’re showering numerous times every morning We’re using gallons of hand sanitizers and disinfectants We’re doing this until our hands are completely dried out We’re even scared of throwing the garbage out We even stopped talking to each other Almost as if the virus spreads through soundwaves We used to call our sick family members but Now we don’t even talk to one another in the house Everyone is following the situation in Europe and in our country We’re starting to get very paranoid After taking precautionary steps, we don’t have to abandon our social lives in the house Using excessive amounts of hand sanitizers… Bleach and cleaning supplies… Will damage your health. More importantly, Talking about the virus and the deaths will also damage… our psychological health. We don’t have to make life miserable This does not mean don’t take any preventative steps But exaggerating the situation and becoming paranoid… Will make everything much worse. Already, our mothers can’t go to the neighbor to steam off… Fathers have retired after being involved in busy schedules Inner family issues, market raids And even mass migrations could cause social anxiety… Instead of all of this, by taking necessary measures… we shouldn’t exaggerate the situation any further For example, read a book with your kids Learn something new, if you already don’t know it, learn the Quranic alphabet and scripture Help your spouse with cleaning and house errands Most importantly, don’t you think that the God you’ve been ignoring Is emptying up plenty of free time, Could that be a message/sign?

Corona Virüs Türkiye’ye Gelecek Mi? Kabe Kapatıldı!

Tüm dünyanın dehşetle izlediği korona virüs salgınında ölü sayısı gün geçtikçe artıyor. İşin kötüsü daha da ağırlaşacak gibi görünüyor. Kapmızda bir salgın olduğunu biliyoruz. Peki Türkiye için risk ne? Bu süreçte bu virüsü taşıyan içimizde insanlar da olabilir. Merhaba arkadaşlar. Son günlerde bu korona virüsü üzerine pek çok spekülasyonlar yapılıyor. Ve insanlar merak ediyor. Dünya çapında bu kadar vakaya rastlanan Ve bu kadar çok kişinin ölümüne sebep olan bu virüs ”Acaba ülkemize de gelir mi ? Acaba bizim ülkemizde bizlere de bulaşır mı? Bizlerin de ölüm sebebi olur mu?” diye insanlar ciddi manada korkular yaşıyorlar. Hatta dükkanında maske satışı yapan bir arkadaşımla konuştum. Maskelerin fiyatları yani eskiden 7 TL sattıkları maskeleri şimdi 130 TL ye kapış kapış satıldığını hatta artık tedarik edemediklerini söyledi. Yani ciddi manada Türkiye’de de böyle bir korku var. Türkiye gündemine korana virüsü ocak ayında düştü. Ocak ayından beri , şimdi biz mart ayındayız hala gündemimizde. Neden bu kadar çok konuşuluyor? Neden bu kadar çok merak ediliyor? Çünkü ; Dünya çapında özellikle en sarsılmaz dediğimiz ekonomileri sarsacak , dünya çapında pek çok siyasi gelişmeye sebep olan bir virüs. Hatta biliyorsunuz son zamanlarsa Suudi Arabistan Umre’yi kapattı. Pek çok ülkeyi ilgilendiren pek çok hadise yaşanıyor. Zaten ufak ufak da onlardan da bahsederiz. Öncelikle bu virüs Çin’in Wuhan şehrinde yayıldı. Wuhan şehri 20 milyon kadar nüfusu bulunan bir şehir. Daha sonra virüs hızla yayılınca ve pek çok ölüme sebep olunca Pek çok şehir karantina altına alındı , şehirlere giriş çıkışlar yasaklandı, kara yolları , hava yolları kapatıldı ve insanlar bazen evlerinde hapsedildi bunu görüyoruz. Tabi bizim aklımıza hemen Doğu Türkistan’daki yapılan zulümler geldi. Buna yönelik Cenab-ı Hak’ın gönderdiği bir tokat olabilir mi? Evet olabilir. Ama bunun da ötesinde başka mesajları da var İsterseniz zaten onu da biraz sonra konuşuruz. Dünya çapında 92.000 görülmüş.Bu vakaların içinde 3.000 den fazla ölüm hadisesi var ve 48.000 kişi sağlığına kavuşmuş. Şimdi bakınca dünya nüfusuna oranla bazı insanlar çok az olduğunu söylüyor. Ama ilerleyen günlerde nasıl olacak tabi bunu gözlemlemek lazım. Daha önce de Dünya’nın 3’de 1’ini , her üç insandan birisini öldüren ”kara veba” salgını tarihte bundan belki 600 sene kadar evvel tarihe damgasını vurmuş büyük bir olay olarak yerini almıştı. O da enteresandır yine Wuhan kentinden çıkmıştı. Demek ki bir salgın olsan dünyaya yayılacağın ilk yer Wuhan olması gerekiyor herhalde. Avrupa nüfusunun da yarısı bu kara vebadan ölmüştü. Yani bu çok ciddi manada dünyayı sarsmıştı. Hatta pek çok edebi eserde yerini alan unutulmaz bir hatıra oldu insanlık tarihinde. Şimdi de yine” acaba benzer bir virüs , benzer bir tehlike insanları tehdit mi ediyor?” diye her yerde önlemler alınıyor. Çin gibi devasa ekonomiye sahip sarsılmaz, bizi kimse yıkamaz tarzında duruşu olan bir ekonominin bugün ne hale geldiğini görüyoruz. Ciddi manada dünya çapında bazı şeylerin yer değiştirdiğine şahit oluyoruz. Aslında bu bize şu mesajı veriyor Demek ki insan olarak biz ne kadar aciziz , gözle göremediğimiz mikroskopta ancak görebildiğimiz kadar küçük bir mikrop bizi ve yıkılmaz sandığımız şeyleri yıkıp geçiyor. Bu noktada aslında bazen Allah insanın acizliğini fark ettiriyor. Dünya çapında bu hastalık ciddi manada hızla yayılıyor. Acaba ülkemize ne zaman gelecek? Tabi öncelikle şunu söyleyelim. Genelde çocuk ve bebeklerde ölüm oranı şuan %1 civarında. Genellikle ölüm oranları yaşça 60’ın üzerindekilerde daha yüksek oranda gözüküyor. Şuan dünyada biliyorsunuz Çin’de en fazla ölüm vakaları var. Bakınca zaten o coğrafyada daha hızlı yayılıyor. Bize yakın olan coğrafyaya bakacak olursak İran’da 77 ölüm vakası var ve hastalığın hızla yayıldığını yani devlet görevlilerinin de yeteri kadar tedbir almadığını insanlar söyleyerek şikayette bulunuyorlar. Hatta enteresan bir durum. Korona virüsü ile ilgili açıklama yapan sağlık bakanı yardımcısı korana virüse daha sonra yakalanıyor. Hatta İran’da sanayi ve ticaret bakanı da korona virüse yakalanmış.Bu da enteresan bir bilgi yani. Gündemde sıkça adını duyduğumuz bir başka ülke de 79 ölüm vakası ile İtalya Avrupa’da da korona virüsü hızla yayılıyor.Her yerde tedbirler alınsa da Özellikle toplu taşımaların içinde, özellikle toplu kalabalığın yaşadığı yerlerde bu virüs hızla yayılıyor. Neden? Çünkü; solunum yolu ile insanlara bulaşıyor. İlk belirtileri neler? Öksürük ,yüksek ateş halsizlik gibi belirtileri var. Aslında ilk bakışta normal her sene yakalandığımız griplere benziyor. Fakat yüksek ateşiniz var ise veya çevrenizde de bu tarz belirtiler varsa hem kendinizin hem de çevrenizin sağlığı için hemen bir hastaneye,bir sağlık birimine başvurun. Çünkü; medyada çok fazla konuşulunca insanlarda bir tedirginlik oluşuyor. Bu tedirginlikten dolayı insanlarda ters tepki oluşabilir. Hastalığa yakalandığını fark edip hastaneye gitmemek gibi. Sakın böyle bir şeye kapılmayın derim. Şimdi esas konumuza da yavaş yavaş geliyoruz. Şimdi Türkiye’nin coğrafyasının etrafında hemen hemen her ülkede görüldü. Şimdi Irak’da , İran’da görüldü. Pek çok yerde görüldü. Şimdi ”acaba Türkiye’de görülür mü? Acaba Türkiye’de görülecek mi?” Ben bundan daha ötesi bir şey söyliyeyim. Zaten halihazırda bu salgının bir ayağı Türkiye’de yayıldı. Hem de ocak ayından beri. Nedir o ayak? Virüs gibi yayılan yanlış bilgiler. İnsanları paniğe itecek ,insanların korkuya kapılmasına sebep olacak , sürekli gelecek kaygısı duymalarına sebep olacak , huzursuz yaşamalarına sebep olacak bir korku insanlar arasında yayılıyor. Hani bir vesvese diyebilirim buna. Genellikle de komplo teorileri var bu işin perde arkasında. Sürekli komplo teorisi üreten ve bundan ne çıkarı var bilmiyorum ama zevk alan insanlar var. Peki Türkiye’ye tam anlamıyla ne zaman gelecek bu virüs. Allah belki bu virüsü Türkiye’ye hiçbir zaman sokmayabilir. Belki Türkiye’de görülebilir. Bu da mümkündür. Ne yapıcaz? Dikkat edeceğiz.Hem kendi sağlığımıza dikkat edeceğiz.Hem kişisel temizliğimize dikkat edeceğiz. Ama her şeyden öte şunu bileceğiz. ”İnsan bir kere ölür” derler ya hani. Ecel birdir değişmez. Kaderimizde ölüm bir sefer var. Biz bu işin korkusuna kapılırsak , Allah’a tevekkül etmezsek Üstümüze düşeni yerine getirme noktasında tembelliğe düştüğümüz gibi aynı zamanda çok fazla elimizdeki şu hayatın kaçacağına dair bir korku yaşarsın. Sanki hiç ahirete gitmeyecekmişiz gibi , sanki bu dünyada ebedi kalmamız gerekiyormuş gibi bir psikolojiye girersek biz bundan zarara uğrarız. Çünkü bir gerçek var. Evet. Hepimiz bir gün öleceğiz. Belki korona’dan öleceğiz , belki başka bir sebepten öleceğiz bilmiyoruz. Cenab-ı Hak bizim için kader planında bir ömür tayin etti. Ve bu ömür herhangi bir esbap ile bitecek. O yüzden aslında diyorlar ya ”Korkunun ecele faydası yok.” Çok fazla korkuya kapılıp da paniğe kapılıp da insan hayatını çekilmez ve yaşanmaz bir hale getirmesinin de her halde bir mantıklı tarafı yok. Şunu bileceğiz. Hey şeyin dizgini Allah’ın(c.c) elindedir. Biz üstümüze düşeni yaparız. Bunun aşısını , tedavisini tıbben , bilimsel olarak bulmaya çalışırız. Kendi temizliğimize dikkat ederiz ki insanlar zaten baktığın zaman uzmanlar tarif ettiğinde sanki o kişisel temizlik bizzat abdesti tarif ediyor gibi Evet. Bu bizi teşvik etsin. Abdest alalım namaza başlayalım. Çünkü arkadaşlar şu bir gerçek. Bakın kısacık hayatımız için bu kadar paniğe kapılıyoruz. Bu kısacık , hani en fazla yaşayacağımız kaç sene olabilir ki. Bunun da zaten 3’de 1’i uykuyla geçiyor , başka şeylerle geçiyor. Yani kısacık şu dünya hayatımızın muhafazası için bu kadar çalışıyoruz. O hayatımızı koruma , o hayatımızda düzgün yaşamak , zarar görmemek için bu kadar o hayatın muhafazasına koşturuyoruz. E karşımızda ebedi bir hayat var. Sonsuz bir hayat var. Onun muhafazasına , orada saadet içinde yaşamaya neden çalışmıyoruz. Aslında bu bize bir ders veriyor , bir mesaj veriyor. ”Ey insan kendine gel!”diyor. Bak ne kadar aciz olduğunu fark et seni ancak sonsuz kudret sahibi olan bir Allah(c.c) koruyabilir. Ve hayat senin kontrolünde değil. Sen ebedi bir aleme gideceksin. O alemde göreceğin rahat ve lezzet bu dünyada yaptıklarına bağlı. Hakiki lezzet ve saadet hep diyoruz ya kabrin öbür tarafındadır. Onun için çalışmak gerekir. Aslında şöyle kamuoyuna baktığımızda bize bariz bir ders olduğunu görebiliriz. İstikbalde Cenab-ı Hak bizi başka musibetlerle imtihan edebilir. Bütün hepsine karşı bizim Allah’a tevekkül edip Allah’a yönelmemiz gerekiyor. Bunları bir vesile olarak görüp ebedi hayatımıza yatırım yapmamız gerekiyor. Geç olmadan fırsat varken Allah’a koşun ”Fafirrū İlallāh”sırrınca Allah’a firar edin. Allah’a Emanet olun.

Dua edin, kalp gözüm açılsın! – En karlı meslek: İslam’ı öğretmek / Kerem Önder

Bir kula iki tane nimet verdi mi ona her şeyi vermiş demektir. Bu nimetlerden bir tanesi şudur: Allah’ın sevdiği dostlarını tanımak. Bak! Bilmek değil, görmek değil, tanımak. Görmek olsaydı, Resulullah’ı gören bir sürü müşrik vardı. Ama onu tanımadıkları için kâfir gittiler. Örnek, amcası, öz amcası Ebu Leheb. Gördü, bildi ama tanımadı. Tanımak istemedi, anlamak istemedi, konuşmak istemedi. Nerede İslam’ı tebliğ ettiğini görse yerden bir parça toz aldı, toprak aldı, yeğeninin suratına attı. “Ellerin kurusun Ya Muhammed!” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem. Ama “Tebbet yedâ ebî lehebin…” (Tebbet, 1) oldu. “Ebu Leheb’in elleri kurusun.” Sen Allah’ın peygamberine beddua edersen… O peygamber sahipsiz mi? O peygamberin Rabbi var, onu kim görevlendirdi? Anlattığı cennet ve cehennem o peygamberin mi? Cennetin, cehennemin ve senin bir sahibin var, Allah Teâlâ var. Allah peygamberini sahipsiz bırakmaz. Ebu Leheb kuruya kuruya ölmüştür cüzzam hastalığından. Burnu düştü, kulağı düştü, parmakları düştü, tırnakları düştü. Bunu görüyor, yeğenine ettiği beddua da aklına geliyor. Ben beddua ettim yeğenime, bak Allah bana ne verdi, diyor. Ama elinden bir şey gelmiyor. Parası var, şöhreti var, tabipler çare bulamıyor. Neden? Allah seni helak etti mi ne yapabilirsin ki? Ne yapabilirsin? O gelişmiş Avrupa yüz binlerce insanı vebaya kurban verdi. Yüz binlerce insan! Veba nasıl yayıldı? Allah Teâlâ farelere bir hastalık verdi. Farelerin ısırdığı adam veba oluyordu. Avrupa’nın ilmi, Avrupa’nın tekniği karşı koyamadı. Yüz binlerce insan fare pisliğiyle yok olup gittiler. Şu hâlde Allah Teâlâ Hazretleri bir kuluna, sevdiği kullarını tanıma nimetini verirse ona her şeyi vermiştir. Üstadım İhramcızade İsmail Efendi’ye bir dervişi geliyor, diyor ki: “Efendim! Bu ihvanınıza, bu dervişinize bir dua eder misiniz? Allah benim kalp gözümü açsın.” Üstadım diyor ki: “Evladım, bu nasıl bir söz? Kalp gözümü açsın demek nasıl bir söz? Sen Mevlana Halid-i Bağdadi’yi tanıyor musun?” “Tanıyorum efendim.” “Onu seviyor musun?” “Seviyorum efendim.” “Sen İmam Rabbani’yi seviyor musun?” “Seviyorum efendim.” “Sen Beyazid-ı Bistami’yi seviyor musun?” “Seviyorum efendim.” “Sen Ebu Bekir Sıddik’i seviyor musun?” “Seviyorum efendim.” “Sen Muhammed Aleyhisselam’ı seviyor musun evladım?” “Seviyorum efendim.” “Evladım senin kalp gözün açılmış, sen farkında değilsin.” Kimleri sevdiğine bak, kimleri tanıdığına bak. Eğer tanıdığın ve sevdiğin insan Karl Marx ise ayvayı yedin. Kalp gözün kirlenmiş, mühürlenmişsin. Marx’ı sevebilir mi bir Müslüman? Marx, “Din afyondur.” diyen bir adam. “Bütün inançlar afyondur, uyuşturucudur. İnançlardan kaçın” diyen bir adam. “Allah diye bir şey yok. Uydurma, binlerce yıllık bir uydurma.” diyen bir adam. Eğer sen Karl Marx denilen adamı seviyorsan, Darwin’i seviyorsan, Stalin’i, Lenin’i seviyorsan sen mühürlenmişsin, senin kalp gözün kirli, kapalı. Ama sen Ebu Bekir Sıddık’ı seviyorsan, dava arkadaşı Muhammed Aleyhisselam’ı seviyorsan Allah sana en büyük nimetlerden bir tanesini vermiş. En büyük nimetlerden bir tanesi, onun dostlarını sevmektir. Rabbime hamdolsun ki siz de onun dostlarından bazılarını seviyorsunuz, o sevgi sizi buraya getiriyor. Bir adam sevmeye sevmeye sinemaya gitmez. Sinemaya gitmesi bir işkence olursa, bir sıkıntı olursa oraya gitmez. Bir adam sevmeye sevmeye halı sahaya gitmez. Bir hafta gider, ikinci hafta “Ben gelmiyorum artık.” der. “Sevmediğim adamlar orada.“ der. Bir adam seviyorsa her hafta halı saha maçını aksatmaz. Çünkü sevdiği insanlar orada. Onlarla beraber ter döküyor, onlarla beraber hareket yapıyor, aksiyon yapıyor. Çünkü seviyor. Allah yolu da bunun gibidir. Sevdiğin insanlar varsa, sevdiğin âlimler, veliler anlatılıyorsa, sevdiğin peygamber, aşık olduğun peygamber tanıtılıyorsa Allah sana nimetlerin en büyüklerinden bir tanesini vermiştir kardeşim. Nimetlerin en büyüklerinden ikincisi nedir? Allah bir kuluna iki nimet vermişse ona her şeyi vermiştir. İkincisi, güzel bir işte çalışmak. Güzel bir işte çalışmak! Bir Müslüman için bu dünyada en güzel iş nedir? İslam’ı öğretmektir. Peygamberin işidir. Sâllallahu aleyhi ve sellem. Allah’ın peygamberlerinin işi nedir? İslam’ı öğretmek; Allah’ın dinini ücretsiz, parasız, karşılıksız, menfaatsiz insanlara yaymaktır. Bunlar peygamber mesleğidir. Şu hâlde, aramızdan herhangi bazıları; ilme meraklı olan, sohbetlerden ve okuduğu ehl-i sünnet âlimlerin kitaplarından öğrendiği bilgileri kayıtsız, şartsız, karşılıksız insanlara aktarma isteğinde olanlar kimin mesleğini almış oluyor? Kimin meslektaşı? Peygamberlerin meslektaşı oluyor. Kardeşler, İslamiyet’te bir kaide vardır. Bir kula, bir Müslüman’a İslam’dan bir tek meseleyi öğrettiğimiz zaman bir tek mesele hürmetine yüz umre sevabı vardır. Bakın, kardeşlerimiz şimdi umrede. Cemaatimizden üç beş kardeş gitti. İnşallah kavuşmak nasip olacak. (Amin) Hurmalarını, zemzemlerini yiyeceğiz, içeceğiz. Bu kardeşlere soracağım şimdi geldikleri zaman “Kardeş kaç tane umre yaptın?” Bunlar şimdi derviş ya “Dört tane yaptım hocam, beş tane hocam.” Mirsad kardeş biraz dengesizdir, sekiz on taneye çıkabilir. Bakalım, ben merak ediyorum. Ama işaret vermeyin, kimse işaret vermesin. Geldiği zaman soracağım. Bakalım. Yedi sekiz maksimum, yirmi günde yedi sekiz tane umre yapar. İslam’dan bir meseleyi öğretirsen bir Allah’ın kuluna yüz umre sevabı vardır kardeşler. Bakın bu fıkhi bir kaide olabilir, bir ahlak kaidesi olabilir, Resulullah Aleyhisselam’dan bir menkıbe olabilir, bir hadis olabilir, bir ayet olabilir. Bir tek mesele… Öğrettin mi? Yüz umre sevabı burada. Bundan büyük nimet var mı? Şimdi… Bir tek meseleyi öğretmek bu kadar sevapsa, İslam’dan bir tek meseleyi bir kula karşılıksız öğretmek bu kadar mükafatlıysa ya bir kulu namazsızlıktan namaza başlatmak nasıl bir mükafattır? Bak daha buraya geçmedim, sadece bir tek meseleyi öğretmekten bahsediyorum. Adam namaz kılmıyor. İki üç sohbete geliyor, beş vakit namaza başlıyor. Bunun mükafatı diğeriyle kıyas yapılamaz. Bir Şii’yi ehl-i sünnete döndürmek nasıl bir mükafattır? Düne kadar sahabe efendilerimize, Kur’an’ın “Peygamberin hanımları sizin annelerinizdir.” (Ahzâb, 6) dediği Resulullah’ın hanımlarına küfür eden bir Şii’yi Ehl-i sünnete döndürdün, vesile oldun. İslam’ı öğrettin, ana caddeyi öğrendi. Ehl-i sünnet vel cemaati öğrendi, tövbe etti. Bu adamı döndürmek, bir adamı namaza başlatmaktan çok daha büyük mükafatlıdır. Ehl-i bid’atten yani cehenneme doğru koşturan bir adamdan cennete doğru koşturan bir adam oldu. Bir Vehhabi Selefiyi Ehl-i sünnete döndürmek nasıl bir şeydir? Adam tekfirci, adam harici, önüne geleni kesen bir adam… Önüne gelene kâfir damgası vuran bir adam ama Ehl-i sünnet oldu, döndü, tövbe etti. Bunun mükafatıyla ölçülebilir mi kardeşler? Şu hâlde bizim için en büyük nimet çalışmaktır. Bizim için en büyük nimet bu salihleri, bu âlimleri, bu Ehl-i sünnet âlimlerini tanımak; orada kalmayıp onlara benzemektir. Sonra, onlar gibi peygamber mesleğini sahiplenmektir. Ebu Hureyre radıyallāhu anh Resulullah’ın mescidine girdi koştura koştura. Yok, çarşıya gitti çarşıya. Ticaret yapılan çarşıya gitti koştura koştura. “Ne yapıyorsunuz siz burada ey ahali? Ey peygamberimin ümmeti! Sâllallahu aleyhi ve sellem. Ne yapıyorsunuz siz burada?” “Ticaret yapıyoruz ya Ebahir.“ “Resulullah’ın mescidinde miras dağıtılıyor. Peygamberin mirası dağıtılıyor. Ne yapıyorsunuz siz burada? Bırakın işinizi gücünüzü.” Mirası duyunca insanlar tabii hemen işi gücü bıraktılar, koştura koştura mescide gittiler. Bir baktılar ne para var ne altın var ne bir şey. “Ya Ebu Hureyre hani miras, nerede para, nerede altın?” Ebu Hureyre ne buyurdu? “İlim meclisi var burada. Abdullah ibni Mesud burada sohbet yapıyor. Abdullah ibni Abbas burada sohbet yapıyor. Musab bin Umeyr burada sohbet yapıyor. Biri fıkıh anlatıyor, biri hadis anlatıyor, biri tefsir yapıyor, biri akaid konuşuyor. Siz ne yapıyorsunuz orada? İşte bu, peygamberin mirasıdır. Alın bunu, kaçırmayın.” Kardeşler, şu anda ülkemizin birçok yerinde peygamberin mirası sahipsiz. Övgüler ve selam üzerine olsun. (Amin) Kimse bunun peşinde değil. Herkes nasıl daha çok, kolay zengin olabilirim. Şimdiki dervişler çok değişti, çok değişti! Hepsi para peşinde. Napolyon’un tarikatından; para, para, para… Napolyon’un tarikatına girmeyin kardeşler. Bu tarikat sapık tarikattır. Para tarikatı olur mu? Bir derviş tasavvuf yoluna girdiği zaman dünya ona hep ikinci plandadır. Önce Allah yolu… İşinde çalışırken bile bugün nasıl bir Müslümanın ağzındaki küfrü iptal edebilirim? Bunun hesabını yapar derviş. İşinde çalışırken bile bugün nasıl birisine bir ayet öğretebilirim? Bunun hesabını yapar derviş. Para sonraki iştir. Çünkü toprağa girdiğin zaman seninle giriyorsa tamam, ben senden daha çok çalışayım. Toprağa girdiğimde şu anda cebimdeki elli lira benimle beraber girecek mi? Soru basit… Fıkhi bir kaide sormuyorum kardeşler. Cebimdeki elli lira toprağa girdiğimde benimle beraber toprağa girecek mi? Hocam senin çocuğun seni çok sever, sokar o elli lirayı. Kefenin içine sokar. Sokmaz, sokmaz. Caiz değil, uygun değil, bid’at olur. Kefenden başka hiçbir şeyle beni koyamazlar toprağa. O zaman ne yapacaksın? Toprağın altında bize faydalı olan şeylere bakacağız. Öncelik bu olacak. Nedir o öncelik? İslam’ı öğren ve öğret. Öncelik budur.

Tedbir Almayan İnsanlar, Fırsat Bekleyen Korona ve Doktorlar

kardeşlerim akşam gece yarısıydı baktım bir mesaj var burada tıpçı kardeşlerimle haftada bir sohbet ederdim bir ara derslerden vakit bulup gelirdi buradan, fakülteden kardeşlerimiz çarşamba akşamlarıydı epey zamandır yapamıyoruz oradan derslere gelen bir kardeşim şimdi büyük bir vilayette doktor yoğun bakım doktoru baktım mesaj hocam diyor benim testim de pozitif çıktı işte dua buyurun diyor aradım hayırdır buyur kardeşim dedim evli eşi hamile ailesini Konya’ya göndermiş Konyalı bir kardeşim başka bir yerde görev yapıyor büyük bir vilayette hocam diyor bir hasta geldi üç arkadaş acil müdahale ettik aslında diyor hekimlikte imkân, koruma, bütün bu tedbirler alınır ama diyor hastanın hali çok garipti diyor hemen biz müdahale ettik 3 tane doktorduk diyor hepimize de hastalık isabet etti hasta da bir şey yapamadık diyor yürüyerek geldi yoğun bakımda vefat etti diyor bir anda kuşattı ciğerlerini kuşattı şimdi evdeyiz diyor kardeşlerim yoğun bakımda tabii yoğun bakımdaki hallerden anlattı şu an bir artış var dedi siz de görüyorsunuz Sağlık Bakanı açıklıyor bilmiyorum bugün ne oldu? veriler nedir? bir artış var biz Müslümanız Resûlullah Aleyhisselâm zamanında Medine-i Münevvere’de veba yoktu ama buyurmuştu ki.. siz bir yerde.. taunu işittiğiniz zaman.. oraya girmeyin! Bir yerde bulunuyorsunuz.. orada da bu hastalık varsa.. oradan dışarıya çıkmayın yani Efendimiz Aleyhisselâm karantinayı öğretiyor Dünyaya ne zaman? 15 asır önce yaklaşık yokken bu hastalık orada daha sonra sahabe döneminde, Hz Ömer döneminde zuhur ediyor, Şam taraflarında Ürdün civarında oralarda zuhur ediyor ama Resûlullah Aleyhisselâm nasıl korunulacak bütün Dünyaya bunu o zaman telkin ediyor peki kardeşim şimdi Devlet diyor ki evinden çıkması gerekenler çıksın ama maskeler ağızlarda olsun o halde çıkın aralarda mesafeler olsun bu halde olmuş olduğunuz mekanlarda olun şimdi efendim bir araya geliyor eğlence merkezine gidiyor eğleniyor orada, zıplıyor, içiyor, içiyor kucaklaşıyorlar ya da başka yerde, neredeyse.. tabii sadece orada değil, başka yerde yapıyorlar, kucaklaşıyorlar ya da Müslüman kardeşim, ben, sen, hepimiz.. buna riayet etme mecburiyetindeyiz mecburiyetindeyiz başkalarının ölümüne sebep olursan, bunun da vebali var elbette eceli takdir eden Cenab-ı Hak ama biz bu önlemleri almaya mecburuz onun için, Allah rızası için, Peygamber Aleyhissâlatü Vesselâm’ın tembihatıdır onu da dikkate alarak bu kurallara uyalım riayet edelim inşallah