Zinaya Giden Kızın Hikayesi! (Sizden Gelen Mesajlar)

“Helal harama çok dikkat ederdim ama şeytana uydum sonra aldandım, nasıl olsa evleneceğiz diye yakınlaştık zina yaptım.” “Gönlüm birine bağlandı onunla da zina yaptım” diyor. “Ondan da ayrıldım bir başkasıyla…” Fotoğrafla tehdit ediliyor üniversitedeki kız kardeşimiz pazarlanıyor sağa sola annene babana, bu fotoğrafları her şeyi yayarız diye Allah o erkeklerin de bin belasını versin (amin) İnstagramdan onlarca yüzlerce mesajlar geliyor bize tabii Allah razı olsun diyen, teşekkür ediyoruz diyen, hayatım şöyle değişti diyenler bir kenara Allah razı olsun ama bir büyük çoğunluğu hep böyle problemlerle geliyor hep bir sıkıntıyla, yani bu da ateizm, deizm vs. değil genelde namazla alakalı sorular işte abi ben namaz kılıyordum bıraktım, namazlarımdan lezzet alamıyorum, yani ibadetsel anlamda sorular işte tesettüre girmek istiyorum tesettürden çıkmak üzereyim ne tavsiyede bulunursun bunlar gibi mesajlar geliyor biz de bunları cevaplıyoruz ama daha büyük bir problem var. Onlardan daha çok kalbimizi acıtan ve öyle kötü haller ki, bazen uykularımız kaçıyor hatta mesajlara bakan kardeşlerimiz diyor ki: “Abi mesajlara bakma görevini benden alır mısın? Ben bunu devam ettiremeyeceğim. Çünkü uykularım kaçıyor.” “Öyle mesajlar geliyor ki yani aklın çıkacak dereceye geliyor” diyenler bile var bizim mesaj ekibinde. dayanamıyor adam ya bunlardan çoğu zina ile alakalı abi zina ve flört. Çok gariptir,bir kaç tane böyle videomuz vardı bizim benim mahrem fotoğraflarımı çıplak fotoğraflarımı kullanıyor beni tehdit ediyor diye üniversiteli arkadaşlarımızdan hatta bir başka videomuzda da daha 8.sınıfa giden bir kız çocuğunun hamile kalma olayını konuşmuştuk. Bunlar yaşanıyor yani bunlara neden biz böyle gözümüzü kapatıyoruz ya! “Benim kızım yapmaz benim oğlum yapmaz” diye diye peki bunlar kimin oğlu kimin kızı abi? bunu kim sorgulayacak ya? yani böyle bir problem var ya onlarda aklını başına alsaydı ya böyle bir cevap verilebilir mi abi? Ya men dakka dukkadır ya bana dokunmayan yılan bin yaşasın hadisesi olur mu abi burada ya? Şimdi burada bakıyorsun, hani bu açık/kapalı durumu değil tesettürlü tesettürsüz değil, yani bütün hanım kardeşlerimiz bu tarz mesajları bize atıyorlar. Tesettürlü olanda, olmayanda bunun ayrımını yapamayız zaten. Bunun ayrımını yapmak kadar saçma bir iş olamaz. “Abi ben onunla evlenme niyetiyle görüştüm” diyor. Ya zaten herkes evlenme niyetiyle görüşüyor. Hangi gerizekalı kız vardır ki: ” Ya ben çıkayım, fotoğraflarımı çeksin, sağda solda beni ifşa etsin, sonra ‘annene/babana/çevrene gönderirim’ diye beni tehdit etsin ve beni erkeklere pazarlasın.” Ya bu düşüncede kimse konuşur mu birisiyle! Ama herkes ne niyetle konuşuyor? Evlenme niyetiyle. “Ben evlenmek istiyordum, safi niyetliydim.” Ya bunda bir şey yok tamam. Anladık senin safi niyetini ama; bu safi niyetini şeytan işlettiriyor işte! Karşının niyeti böyle mi! Yani işte ne biliyor musun? Şer’î hükümler dairesinin haricinde yaşanıldığı zaman Cenab-ı Hak demiş kardeşim: Zina yapmayın değil! “Zinaya yaklaşmayın” İsra/32 Yaklaşırsanız yaparsınız! Hislerin aklına ve kalbine perde olur! Bu kadar basit. Ki senin yaşayışında da şimdi sen nasıl bir yaşantı içindeysen; şeytan o yönden sana yaklaşıyor! Yani sen o tarafa doğru sevk olunmaya başlıyorsun. Günahların içinde oturuyorsan, günahların ortamında bulunuyorsan, elbette senin yönelimin o tarafa olacak! Ondan sonra:” Neden böyle oldu? Niye şöyle oldu?” Abi, ya bu riske alınacak bir şey değil! Sen bunu nasıl riske alabilirsin! Hani şunu yapabilir misin? “Evladım onuncu kattan aşağı atlasa, ölür mü? Ölmez mi?” Bunun riskini alır mısın sen? Peki bu yönden niye risk alıyorsun? Ya ebedi hayatı yönünden risk alıyorsun ya! Bu ne kadar saçma bir şey! Veya işte ileriye yönelik 15-20 dakikalık bir eğlence içinde hatta diyoruz ya işte 8-9 dakikalık bir zevk için bir lezzet için abi 9 ay karnında çocuğu taşıyorsun sonra ona bakmak zorunda kalıyorsun. Ya bunlarla çok karşılaşıyoruz, çok ütopik gelmesin size! onlarca, yüzlerce mesaj geliyor! Onunla alakalı ayrı bir videoda yapacağız. En son gelen mesajlardan bir tanesi. Ya bu bizim kalbimizi acıtıyor. Mesaja bakar mısın? Bak şöyle okuyum ben: “Abi ben hafız bir kız kardeşinizim. Helal harama çok dikkat ederdim. Ama şeytana uydum. Kursun yakınlarında biri benimle evlenmek niyetiyle görüşmek istedi.” Buraya kadar çok güzel değil mi? Çocukta namaz kılan birisi birader. Çok güzel yani. Şimdi hafız bir kardeşimiz alkol alan birisiyle evlenmek istemeyecektir yani doğru mu? Onun dini yaşantısına bakar yani çünkü niye? Diyor ki: “Biz olaya doğru başlayalım. Dürüstçe başlayalım. Allah’ın istediği tarzda başlayalım.” Allah’ın istediği tarzda niyet ediyorsun, şeytanın yolundan gidiyorsun. Nasıl olacak bu? Görüyor musun işte! Vusülde usulsüzlük diyoruz ya! Bak şimdi devam ediyor: “…Sonra aldandım. Nasıl olsa evleneceğiz diye yakınlaştık. Zina yaptık!” “Pişman oldum” diyor bak. “Pişman oldum. aradan zaman geçti. Ayrıldık zaten. Sonra bir daha başka birine gönlüm bağlandı.” Hacı abi nasıl olacak? “…Gönlüm birine bağlandı. Onunla da zina yaptım” diyor. Hadi bakalım! Ondanda ayrıldım , bir başkasıyla… Hafız olan birisi… Pişman mıydı? Birincide pişman anladık. İkincide pişman mı? Pişman Üçüncüde pişman mı? Pişman. Dördüncüde evlenmiş. Üç yıldır evli ve şuan kız çocuğu var. “Alnım secdeye gittiği anda beynime vuruyorlar sanki.. Zihnimden atamıyorum” diyor. Şimdi bu hanım kardeşimizin bu durumunu benim anlatmam batılı tasvir etmek değil. Çünkü niye? Biz bunu artık dizilerde görüyoruz kardeşim ya. Niye böyle? Aaaa böyle olur mu? Şöyle olur mu? Ya evine kadar girmiş zaten bu olay senin! Sen artık bu durumları bunlar gibi halleri çoluk çocuğunla, hanımınla oturup dizi olarak izliyorsun! Aynısı var! Orada “aaaa” diyor musun sen? Toplumun bir kuralı gibi gelmiş artık! Yani o kadar sıradanlaşmış ki! “Böyle olunmalı, insanlar hayattan böyle lezzet alıyorlar. Medeni olmak budur.” Zina yapılıyor televizyonda sen bunu izliyorsun. Niye bunu basitleştiriyorsun ya! Şimdi sen çocuğuna onu izletirsen, evde bunu izlediğinde sen aynı kafaya bürünmeyecek misin? Doğru mu kardeşim? Ah vah etmenin bir anlamı var mı? Moda olmamış mı şimdi? Yani öyle bir duruma gelmişler ki bakıyorsun abi evlenmeden hamile kalıyor, bak evlenmeden hamile kalmış, çocuğun doğumuna 2 ay var evleniyorlar. Çok mutlu bir şekilde düğünler falan etrafta yani bizim tarafta diyor ki: “Herhalde mutlu olmak için böyle yapmak lazım.” Boşanmak çok normal olmuş. Mesajı orada bıkakıyorum, parantez açtım daha mesaja geri döneceğim. Çok normal olmuş. Boşanıp ondan sonra el ele; “dostça ayrıldık. Şöyle yaptık.” Çocuk ne olacak? Allah aşkına bana söyler misin bu sanatçı dediğimiz tayfa, yani neyin sanatı? İnsanların ahlakını, toplumsal yapısını bozma sanatı mı? Ya bana bir tane katkısını söyler misin? Deki: ” Evet ya benim evladım onları izliyor. Şöyle yapıyor, böyle faydalanıyor.” “Hımm valla çok güzel ya. Nasıl olsa torun sahibi olacağız. Yani mutlaka düğün mü olması lazım.” Bak böyle sıradanlaşarak devam ediyor bunlar. Ve anne babası da katılıyor biliyor musun? Düğüne katılıyor! Ne kadar garip ya… Mesaja geri döneyim. O hanım kardeşimizin durumu, evet bizi üzüyor, kahrediyor… Ama Eyüp bak buradaki durum ne biliyor musun? Pişman oldum diyor ama, samimi tövbe ediyor musun? Tövbe etmek dediğin olay ne biliyor musun hacı abi? “Bir daha yapmayacağım Allah’ım.” Diye kalben onu hissetmek… Ağızda değil! Yani senin ağızda “pişman oldum” demen, o dehşetli günaha mola vermek oluyor mola! O kalbindeki ve aklındaki acısı zamanla diniyor. Doğru mu? Unutmaya başlıyorsun sonra his uyanmaya başlıyor, o hisler tekrar uyanıyor, aynı hataya bir daha düşüyorsun… Kalbinde ve aklında o olaya kilit vurmuyorsun sen! Vurma yolunda çalışmıyorsun. Çalışmadığın içinde hisler oradan işletiyor baba. Nefis oradan işletiyor. Tekrardan ortaya çıkıp, akıl ve kalbin önüne geçiyor. Tekrardan zina yapıyor! Şimdi, burada bize gelen mesajlarda biz kardeşimize şunu da soruyoruz, “Abi böyle oldu şöyle oldu” mesajlar geliyor ya bak buradaki durum ne biliyor musun? Senin pişman olma hadisene tamam biz inanıyoruz. Amma velakin senin bu pişmanlığın iki tane yönü var. Bak şimdi: 1. Böyle dehşetli, çirkin, Kur’an’da yasak edilen ve ebedi hayatını tehlikeye atan, senin edep perdeni, ailevi olarak yaşantını, eşine olan sadakatini her şeyini zedeleyen, mahfeden yırtan, parçalayan o olay oradaki pişmanlığın hakikaten Cenab-ı Hakk’a karşı mı? Yoksa, “evleneceğim ben ileride, işte eşim bunu öğrenir mi? Ona söylemek zorunda mıyım? Bir gün bir yerlerden duyulursa, bir gün ortaya çıkarsa!” Pişmanlığın bundan dolayı mı? iki tane Allah’tan dolayı mı? Yoksa yaşamsal olarak dünyevi korkular mı? Eğer dünyevi korkularsa o korkular gittikten sonra olay durulduktan sonra oradan taşınmışsın başka yere gitmişsin yine devam eder! Allah’a karşıysa, durum farklı olur işte. “İlk önce bunu kendine soracaksın” diyoruz. Çünkü gelen mesajlardan çoğu şu: “Abi, Allah beni afferder mi?” Evet var, bu samimi tövbeyi eden var. Bunun telaşını taşıyan var. Ama birde , birde dediğim mesele genelde şöyle: “Abi ben zina yaptım. İleride evleneceğim, eşim bunu öğrenirse! Eşime söylemek zorunda mıyım?” Ya senin pişmanlığın neyden? Onun kararını verememişsin! Görüyor musun Eyüp? Arada çok büyük fark var! Biz buna hiç değinmemiştik ha . Ama mesajlara bir baktık, yani pişmanlık Allah’a karşı değil! Genelde evlilik, yuva kurmayla alakalı… Şimdi buradaki mesele bu abi. Yani “Abi niye böyle oluyor? Neden böyle oluyor?” Şundan dolayı: Kalp ve ruh vazifesiz ve gıdasız kaldığı zaman, Cenab- Hakk’ın kaninatta yani tekvini ve teşri dediğimiz hem Adetullah hem Kur’an-i uhrevi yönden koyduğu kanunlar çerçevesinde Kur’an’ı kılavuz ederek Efendimiz (s.a.v)’i kendine rehber ederek yaşamazsa, böyle bir hayat sürmezse, kardeşim kalp bu sefer başka şeylerde lezzet aramaya başlayacak! Çünkü, Allah ile tatminini bulamamış. Haramlara yönelecek! Helal daireden uzaklaşan, küfür dairesine koşar! Ruhta vazifesiz kaldığı için boş işlerle uğraşacak, boş işlerle uğraştığı zaman şeytan gelecek ona şehvet yönünden, öfke yönünden, sevgi yönünden farklı farklı hissiyatlarını ona işlettirecek. Şeytan boş durur mu? Durmaz değil mi kardeşim! Demek ki ana mesele neymiş? “Def-i şer, celb-i nef’a racihtir.” Açayım mı bunu? Hayatında şerleri def edeceksin, faydaları kendine çekmeden önce, şerleri def et! Yani bir lağım borusu patlamış, sen lağım borusunu bir tane bezle silip kenara atar mısın? Aldın mendili sildin attın, sildin attın, mendil mi dayanır birader? Ne yaparsın? Orayı tıkarsın değil mi? Orayı tıkadığın anda bu sefer zaten fayda kendi kendine gelir. O yüzden ilk önce hayatında şu ortamlarını, takıldığın mecraları, bulunduğun zihin yapısını yani bir lağım olmuş artık oraları bir tıka kardeşim. Allah aşkına bir sabret. Sabret ya sabret! Helal dairede ya helal dairede evlenmeye çalış. Yani nasıl söyleyeyim bununla alakalı çok videomuz var çok uzatmak istemyorum ama bence çok açık, bunu yapan hanım kardeşimiz Allah affetsin. Yani inşaAllah samimi olarak kalbinde onun pişmanlığını hisseder. Bu dünya evet ona biraz böyle baskı yapar ama inşaAllah ahirete temiz gider. Çünkü “kusurunu itiraf eden, affa müstehaktır” diyor. Birde işte bu gelen mesajlardan yine kurtulmuş yani inşaAllah hakiki o pişmanlık kalbine düşer de bunu yaşar diyoruz. Ama birde fotoğraflarla tehdit edilenler var! Fotoğrafla tehdit ediliyor, üniversitedeki kız kardeşimiz pazarlanıyor sağa sola! Annene babana bu fotoğrafları, her şeyi yayarız diye! Nasıl uyuyacağız biz ya! Şimdi anlıyor musunuz, biz insanlardan dua istiyoruz ya “kardeşim dua edin Allah bizi dertsiz bırakmasın” diye “dua edin uykusuz kalalım” diye “belki bir gence daha ulaşırız” diye “o bataklığa düşmeden, o çirkin işlere bulaşmadan kalbine dokunuruz” diye bütün çabamız bu… Bak şuan şurada terliyoruz değil mi abi? Terliyoruz ya. Bütün mesele bu. Uykusuzda kalacağız. Bir genç için bir genç… Belki şu videoyu izlerde “aaa demek böyle oluyormuş” diye “önlemimi alırım” demesi için biz bu mücadeleyi veriyoruz. Yani şantaj yapmalarına gerek yok. Zaten bak evlenmiş, çoluk çocuğa karışmış ama şeytan beynine ve kalbine sürekli o şantajı yapıyor. Tehdidi yapıyor zaten. Cidden haddinden çok fazla mesaj geliyor. Yani kaç tane deyim abi? O kadar çok ki! Bazen yarısına kadar okuyup sonra cevap veriyorum devamını okumak istemiyorum çünkü tahmin ediyorum. Hep aynı senaryo aynı senaryo. Buradaki genelde işte o korku kısmı işte ” benim fotoğraflarım kullanılırsa, şöyle yaparsa, ona çıplak fotoğraf atmıştım, seviyordum” falan yani onun tehdit etmesinden ziyade senin ebedi hayatında tehdit ediliyor. Niye onu düşünmüyorsun ya? Buda ayrı bir gaflet ya! Pisliğin içinde ayrı bir pislik… Neye benziyor biliyor musun? Bataklığa düşmüş, “ay elbisem kirlendi, eyvah gözlerime çamur geldi” boğulacaksın sen! Şimdi gel üzerine çamur.. Dünyalık elbette dehşetli bir şey çirkin bu abi nasıl yaşayacaksın sen! Değil mi? Çok intihar eden var bundan dolayı. Ama birde ebedi tarafı var bunun. Senin boğan! Yani ondan korkarsan zaten abi elbiseni de temiz tutacaksın sen. Doğru mu hacı abi? Allah kardeşlerimize akıl fikir versin. İman ve izan versin. Önemli ya… Ya bir kardeşe daha inşaAllah şu videomuz ulaşır. Sizden rica ediyoruz paylaşın. Okullarda öğretmenler şu videoyu izletsinler! Abi izletsinler Allah aşkına izletsinler ya. İmam Hatiplerde, Düz Liselerde, Fen Lisesinde, Üniversitelerde her yerde izletilmesi lazım! Çünkü bak şuan bizim bu yaptığımız videoyu çürüten binlerce dizi var etrafta! Yabancısından tut Türkçesine kadar ya! Var. Biz o zaman neye uğraşıyoruz abi? İllaha senin kızının başına gelince mi! Şimdi burada biz kadınları mı suçluyoruz birader? Allah o erkeklerinde bin belasını versin! Bazen bilinçli yapıyorlar çünkü hatta şöyle bir şeyde var bak ağzımı bozuyorum hakkınızı helal edin ha beyler. Bak oradaki durum ne biliyor musun? Diyor ki: “Tesettürlüyüm ben. Güzelde bir kızım. Ama çocuk beni kandırmak için, tavlamak için benim olduğum mescide namaz kılmaya geliyor.” Halbuki şerefsiz adam namaz kılmıyormuş! Ona dindar gözükmek için kandırıyor! Yatağa giriyor, ondan sonra bırakıyor! Etrafa da “bu kızla yattım” diye yayıyor! Şimdi aferin mi deyim? Tebrik mi edeyim ha? “Aaa böyle bir olay mı vardı?” Deyim yani! Sinirlenmiyor musun sen? Abi işte bunlar oluyor ya… Gözümüzü kapatmayalım ya! Bu kadar ahmak olmayalım ya! Bir kendimize gelelim Allah aşkına… Ama şeytan işte mücadelemiz zor. O yüzden Rabbim inşaAllah, bu gençliğin bir gün gideceğini, ve sokakta yaşanan aşkın sokakata kalacağını, eğer ki sokakta yaşanan aşkla o iffet, edep erkek içinde söylüyorum kadın içinde! Hürmet ve sadakat çöp olduktan sonra eve bir şey kalmaz! Azap dolu bir evlilik olur. Hanımından lezzet alamazsın, erkek için söylüyorum. Hanımda erkekten keyif alamaz, mutlu olamaz. Hem muhabbette hem de evliliğin bir kanunudur kardeşim yani bu hem de yatak odasında. Alamazsın. Azap olacak, zihnine tecavüz edecek zihnine! Seni rahat bırakmayacak. Değer mi? Değmez abi. Bize imandan gelen sabır lazım. Bu gibi günahlar kalbide karartıyor. Kararttığı gibi, tevhidden gelen huzurdan da mahrum kalıyorsun. Huzuru gaflette aramaya başlıyorsun sen. Allah muhafaza. Bir kardeşmize daha ulaşmak için lütfen paylaşın abi. İzletin, bulduğun adama izlet. Bak en iffetli olan dahi bu videoyu izlemesi lazım yani. Böyle bir tehlikenin olduğunu anlaması lazım. Hakkınızı helal edin Bağırdık, çağırdık beyler. Ama hakikaten çok sinirleniyorum böyle O sinirde kişiye karşı değil. Şeytanın onu kandırmasına… Allah affetsin… Allah yardımcıları olsun inşaAllah.

FLÖRTÜMLE EVLENENE KADAR GÖRÜŞMEME KARARI ALDIK!

Bir tane hidayet mesajı okuyayım. Hem duamızı yapalım. “Hocam, iki aya yakındır sizi izliyorum. Sohbetlerinizin %40’ını izlemişimdir. Ve bir aydır da namaz kılmaya başladım.” Allah’a şükürler olsun. %40! Youtube kanalımızda beş bin tane videomuz vardır. Bu kardeş %40’ını izlemiş, elhamdulillah. İlme kendisini çok iyi vermiş. “Bir aydır salı günleri sohbetinize gelmekteyim.” Hamd olsun. Demek ki o dönemde sohbetimize de gelmiş. “Ortalama iki buçuk senedir görüştüğüm bayan arkadaşım var. Ve flörtün tam anlamıyla haram olduğunu idrak ettikten sonra dün yine sohbet sonrası, arkadaşımla evlenene kadar görüşmemeye, konuşmamaya karar verdik.” Elhamdülillah, flört zinasından da, flört belasından da bu kardeşim kurtulmuş. İlmi olmasaydı, sohbetlere gelmeseydi idrak edemeyecekti, anlayamayacaktı. Sohbete geldiği için, öğrendiği için son vermiş. Allahü Teâlâ hakkınızda hayırlısı ise, sizi ilerde evlenebileceğiniz, yuva kurabileceğiniz dönemde birleştirsin kardeşim. Sana böyle dua ederim. “Görüşmemeye, konuşmamaya karar verdik. Çünkü şu an için maddi ve manevi engellerimiz var.” Şu an için engellerin varsa, sen bu kızı isteyemeyeceksen hemen kopartacaksın. İleriye tehir edeceksin. “Bir yıl sonra şu zaman sana yazacağım.” diyeceksin. Durumun var mı, yok mu? Yoksa yine bir sene daha görüşmeyeceğiz, diyeceksin. Kıza talip çıktıysa o da durumunu bildirecek. “Talip çıktı, sözlendim. Olay bitti, bir daha beni rahatsız etme.” Bu olay bu şekilde kapanacak. Flört gitmeyecek. Sen zaten iki yıl içinde, dört yıl içinde evlenme durumun yoktur. Hâlâ okuyorsun. Kızla evleneceğim diye birbirinizi niye oyalıyorsunuz? Niye şehvetlerinizi tatmin ediyorsunuz? Bu bir nefs oyunu, şehvet oyunu. Flört dönemi… Nefsinizi tatmin ediyorsunuz, şehvetinizi tatmin ediyorsunuz. Evleneceğim yalanlarıyla birbirinizi kandırıyorsunuz. Üç yıl dört yıl bu şehvet oyunları süregidiyor. Zina, flört gırla gidiyor. Sonra kopuyorsunuz, ayrılıyorsunuz. Ve iki tarafta yaralı, parçalanmış bir şekilde hayatına devam ediyor. “Çünkü şu an için maddi ve manevi engellerimiz var. Yaza inşallah bu iş olacak. Sizden Allah nice nice razı olsun.” Amin kardeşim. “Sizi, Peygamber Efendimiz’e Rabbim komşu eylesin.” Amin sevgili kardeşim. “Şimdi sizden, ikimiz için bolca dua istiyorum.” Duanızı yaptım kardeşim. “Bizden duanızı esirgemeyin. Salı günü görüşmek dileğiyle. Allah’a emanet olun hocam.” Tabii bu hidayet mesajları çok geriden geldiği için, aylar önceden geliyor bazen. Ramazan geçmiş beş altı ay, ben ramazan hidayet mesajını o anda okuyorum, altı ay sonra okuyorum. Çünkü çok fazla birikmiş hidayet mesajı var. Ben sırası gelince, sıraya koydum. Karışma olmasın diye o şekilde okuyorum. Dolayısıyla sohbete geldiği dönemden bir hidayet mesajı bu. İnşallah, önümüzdeki salı değil ama ramazandan sonra, bayramdan sonra Allah nasip ederse, biraz rahatlarsak tekrar ilim meclisimizi açtığımızda, o salı seninle görüşürüm. Ve bana bu konuşmamızı hatırlatırsan kardeşim, sana güzelce bir sarılırım. Bir daha yüzüne güzel bir dua yaparım. Allah yuvanızı harekete geçirsin ve sizi nikahlandırsın, diye güzel bir dua yaparım kardeşim. Allah dualarımızı kabul etsin. (Amin) Gecemizi bereketli kılsın. (Amin) Bir dua edelim, hatimler var. Yasinler var, zikirler var. Bunların duasını yapmamız lazım bu gece için. Hastalarımız çok fazla benden talepte bulundu. Bu kardeşlerimiz için dua etmemiz lazım. Siz de “amin” diyeceksiniz kardeşler. Amin Elhamdülillahi Rabbil’âlemîn. Essalâtü vesselâmü alâ Resûlinâ Muhammedin ve ala Âlihî ve Sahbihî ecma’în. İlahi Ya Rabbi, Allah’ım, Efendim! Ya Rabbel Âlemin! Senin rızan için buraya geldik. İlim halkamızı, ilim meclisimizi kurduk. Bizlerden razı ol, hoşnut ol Allah’ım. (Amin) Hayatımızın sonuna değin, bize emekliliği nasip etme ya Rabbi! (Amin) Şu güzel işten, şu ilim öğrenme ve öğretme işinden, talebelikten ve hocalıktan bizi çekip alma Allah’ım! (Amin) Şu nimet üzere hayatımızı devam ettirmeyi ve son nefesimizi vermeyi bize nasip et ya Rabbi! (Amin) Allah’ım şu anda ülkemizin her tarafında ve dünyanın her tarafında Müslüman kardeşlerimiz, bu virüs belasıyla mücadele etmeye çalışıyorlar, hayatta kalmaya çalışıyorlar. Allah’ım sen en kısa zamanda, irade ettiğin en evvel, en acil, tez zamanda şu virüs belasını en başta ülkemizin üzerinden çekip al ya Rabbi! (Amin) Bizi eski rahatlığımıza, eski sıhhatimize kavuştur ya Rabbi! (Amin) Bu verdiğin beladan sonra ibret almayanlardan değil, ibret alan ve hayatına çeki düzen verenlerden et bizi Allah’ım! (Amin) Zinadan, fuhuştan, içkiden, kumardan, kulüpçülükten, faiz belasından bu milleti, bu devleti, bu ülkeyi kurtar Allah’ım! (Amin) Elimizi, ayağımızı bu pisliklerden çek ya Rabbi! (Amin) Nuh’un gemisini tekrar temizleyebilmeyi bize nasip et Allah’ım! (Amin) Ya Rabbi! Okuduğumuz ve anlattığımız şu ayet-i kerimeleri idrak edebilmeyi, kolay bir şekilde anlayabilmeyi ve yaşayabilmeyi, hayatımıza monte edebilmeyi bize nasip et Allah’ım! (Amin) Hastane köşelerinde şu anda can vermemeye direnmeye çalışan ne kadar Müslüman kardeşim varsa Şafi isminle tecelli et, hepsini şifaya kavuştur Allah’ım! (Amin) Başlarında bekleyen ya da evlerinde bekleyen, korku içinde evine sinmiş olan ne kadar Müslüman kardeşim varsa kalplerine iman nurunu ver. Şaban ve ramazanla beraber kalplerine ibadet etme isteği ver Allah’ım! (Amin) Bu insanlara namaz kılmayı kolaylaştır Allah’ım! (Amin) Bu insanlara zikretmeyi, oruç tutmayı kolaylaştır Allah’ım! (Amin) İslam’ı yaşamayı bu insanlara kolay kıl Allah’ım! (Amin) Nefislerini terbiye et. Şeytanlarını onlardan uzaklaştır Allah’ım! (Amin) Ya Rabbi! Bugüne gelinceye kadar okunmuş olan binlerce Yasin-i şerif var. Tebârake var, Amme var. Yapılmış olan zikirler var. Çekilmiş olan yetmiş binden fazla Tevhid var. Allah’ım! Okunmuş olan Hatm-i şerifler var. İnd-i ilahiyende bu kadar ibadetlerin, bu kadar okunmuş olan zikirlerin ve Kur’an ayetlerinin tamamını kabul et ya Rabbi! (Amin) Hasıl olan sevabın bir mislini en evvel Efendim Muhammed Aleyhisselam’ın ruhuna hediye ettim. Ulaştır, haberdar et Allah’ım! (Amin) Ebû Bekir Sıddîk, Ömer, Osman, Ali, Hasan ve Hüseyin Efendilerimiz’in ruhlarına hediye ettim. Sen vasıl et ya Rabbi! (Amin) Adem Nebi’den Efendim’e gelinceye kadar İslam’a hizmet etmiş bütün peygamberlerin ruhlarına ayrı ayrı hediye ettim. Sen ulaştır, vasıl et ya Rabbi! (Amin) Burada ellerini açmış Müslüman kardeşlerimin geçmişlerinin ruhlarına, ekran başında bizi izleyen Müslüman kardeşlerimin geçmişlerinin ruhlarına, hayattakilerin amel defterine hediye ettim. Sen ulaştır, haberdar et ya Rabbi! (Amin) Kabirlerinde azap gören hangi kulun varsa okunmuş olan ayetler hürmetine, azaplarını üzerlerinden kaldır Allah’ım! (Amin) Dünyada açlık çeken ne kadar Müslüman kardeşim varsa, ne kadar insan, kulun varsa hepsinin üzerindeki açlığı kaldır. Rızkımızı bol bol ver ya Rabbi! (Amin) Amin! Amin! Bi hürmeti Tâ-Hâ ve Yâsîn. Velhamdülillahi Rabbil alemin. El Fâtiha.

Kadın, evinde sultanken, çarşıda hizmetçi olmak için yalvarmaya başladı!

Ama şimdi ne yaptılar? Çok yanlış politikalardan bir tanesi; kadınları ticarete, kadınları iş hayatına sevk etmeye başladılar. Ve ne oldu? Erkekler işsiz kalmaya başladı, kadınlar çalışan oldu. Bir milyon kadına iş verdiler, bir milyon adamı işsiz bıraktılar. Şu dengesizliğe bakın! Sonuç ne oldu? Bir milyon kadın, bir milyon işsiz erkeğe bakmaz. Çalışan kadın çalışmayan erkekle evlenir mi? Evlenmez! Ama bir milyon çalışan erkek, dört milyon çalışmayan insana bakar. Bir karısı iki tane de çocuğu, dört kişilik bir aileye bir milyon çalışan erkek bakar. Ama bir milyon çalışan kadın, bir milyon çalışan kendisinden başka kimseye bakmaz. Dengeyi bozdular. Sonra ne oldu? Fuhuş arttı, zina arttı, kumar arttı, evliliklerde boşanmalar arttı. Adam hayatı boyunca çalışmış, işten çıkartmışlar. Kadın başka bir işe giriyor bu sefer. Adam iki ay evde duruyor, çalışmıyor. Kadın çalışıyor. Zoruna gidiyor sabah erken kalkmak, işe gitmek. Adam evde yatıyor ya, zoruna gidiyor. “Ben boşanma davası açacağım.” diyor. “Hayırdır hatun!” “Sen evde yatıyorsun, ben çalışmaya gidiyorum.” diyor. “Ya hatun, on sene ben çalıştım, bu eve on sene ben baktım. Ee çıkarttılar işten. Ben mi sana dedim git çalış, işe gir diye? İşe girdiğin zaman kibirleniyorsun, beni aşağılıyorsun ve şimdi boşanma davası açıyorsun.” Dengeyi bozdular! Dengeyi bozdular! Bir de demezler mi zeki kayınvalideler, İslam ilimleri okumamış zeki kayınvalideler, İslamsız kayınvalideler? Demezler mi? Çalış kızım çalış kocanın parasına muhtaç olma! Kızlarının evde çocuklarına bakmasını istemiyor. Oraya yönelmesini istemiyor, çalış diyor. Dışarıya git, bir iş bul, çalış diyor. Kocanın parasına muhtaç olma, muhtaç olma ona! Bizim gururumuz var, yediremeyiz gururumuza. Peki! Çalış diyorsun, kızına boyuna gaz veriyorsun. Sonra çalıştıktan sonra biraz köşeye birikim yapıyor, kibirleniyor, kocayı boşuyor. Ondan sonra kocadan tazminat alıyor. On sene tazminat alıyor. Evli olduğun adamın parasını almak ağırına gidiyor. Evli olmadığın, boşadığın adamın parasını almak ağırına gitmiyor. Şu çarpıklığa bakar mısınız Allah aşkına ya! Biliyorsunuz ülkemizde bir kanun vardı. Değiştirmişler elhamdülillah, biraz daha yumuşatmışlar onu. Nafaka, süresiz nafaka kanunu vardı. Bir erkekle bir kız, altı ay evli kalsa, üç ay evli kalsa, boşasa erkek bunu; o kız kırk yıl boyunca evlenmese başka birisiyle, bu erkek kırk sene boyunca o kıza nafaka ödemek zorunda. Şu rezalete bak, tamamen haram! Kul hakkı! İslam’da iddet dönemi kadar, o üç aylık dönem kadar nafaka verirsin. O dönem kadına bakarsın. İddet bittiği anda kadına nafaka verilmez. Mehir vardır İslamiyet’te. Mehrini verirsin bağlar kopar, bağlar biter. Ama böyle saçma sapan kanunlar çıkarttılar. Şimdi onu biraz daha yumuşatmışlar. Kaç sene evli kalırsan o kadar nafaka vereceksin. Yirmi sene mi evli kaldın? Yirmi sene nafaka vereceksin gibi bir sisteme getirmişler. Hâlâ kul hakkı! Hâlâ kadınlarımıza haram para yedirmeye devam ediyorlar. Allah bu başımızdakilere izan versin. İslam ilimlerini öğretsin ki bu yanlış kanunları değiştirsinler. Burada arıza var. Nasıl ki güzel işlerini takdir ediyorsak… On işlerinden dokuz tanesi güzel. Ama arada İslamiyet’e uymayan işlerini de bildirmek zorundayız. İnşallah Rabb’im ilimlerini arttırsın ki bu yanlışlarını düzeltsinler. İnşallah. Yani Muhammed Aleyhisselam şahit, Allah’ın bir olduğuna şahit. Sahabeleri de şahit olan insanı görmüş, sevmişler ve ona benzemeye çalışıyorlar. Benzedikçe muhabbetleri ve aşkları artıyor. Bize düşen ne burada kardeşler? Bize düşen de Muhammed Aleyhisselam ve sahabilerini okumak, dinlemek ve benzeşmeye çalışmak. Benzemezsek huzuru asla bulamayız. Mümkün değil bulamayız.

Yağmur ve kar, ölçüyle indirilir…

Rabbimiz şöyle buyurdu: “Ve-in min şey-in.” “Hiçbir şey yoktur ki” “illâ ‘indenâ ḣazâ-inuhu” “hazinesi bizim yanımızda olmamış olsun.” Sandıkları, kökü, menşei bizim yanımızda olmamış olsun. Ne varsa bizim dağıttığımız, ne varsa bizim kullara verdiğimiz gökten zemine, arza indirdiğimiz hiçbir şey yoktur ki hazinesi bizim yanımızda olmamış olsun. Arkadaşlar iki gün önce kar yağdı burada. Normalde, İstanbul’da biliyorsunuz mart ayında falan asla kar yağmaz. En çok ocakta yağar, en çok şubatta yağar. Martta falan olmaz. Allahü Teâlâ ol dedi mi oluyor mu kardeşler? Oluyor. Arabistan’da senede iki defa yağmur olur, üç defa yağmur olur. O da hep biz umreye gittiğimize denk gelir. Bu sene de umreye gittik, Arabistan’da yine şırk olduk. Müthiş bir yağmur yağdı. Allah ol dedi mi oluyor. Peki bu yağmurların miktarı, bu karların miktarı Allah’ın indinde belli midir? Bellidir. Bu ayeti tefsir eden Abdullah ibni Abbas, Allah ondan razı olsun (amin) ne diyor? “Allah’ın her sene yeryüzüne indireceği yağmur miktarı bellidir. Bu onun hazinesinde gizlenmiştir ve onun verdiği taktirden bir damla fazla ya da eksik bu yağmur inmez. Bu miktarı Allah belirlemiştir. Kulların ne kadara ihtiyacı varsa Allah o kadar indirir. Bazen de bazı beldesindeki kullar faizle uğraşır, kumarla uğraşır, içkiyle uğraşır, zinayla uğraşır, zekâtlarını vermezlerse Allah o beldeye indireceği yağmuru kısıtlar.” Buna halk arasında ne diyoruz? Kıtlık! Kıtlık! Yağmur olmadığı zaman ne olur? Ekinler bitmiyor. Ekinler bitmediği zaman iki kiloluk domatesi kaç liraya alıyorsun? Yedi liraya alıyorsun. İki kiloluk domatesi yedi liraya alıyorsun. “Bu sene domates çıkmadı abi.” diyor. Yağmuru kısar! Sen Allah’ın kullarına zekâtı kısarsan, Allah da yağmuru kısar. O karı, iki gün yağdırdı. İstanbul’a yirmi gün boyunca o karı yağdırdığını düşünün. Hayat durur mu durmaz mı kardeşler? Kitlenirsin. Yok işim vardı, yok gücüm vardı, yok ben Fener’in maçını seyretmeye gidecektim. Gidemezsin! Bir karla Allah bütün maçları tatil eder. İşini, gücünü iptal ettirir sadece bir karla. Teknolojimiz çok üstün hocam, bizim belediyeler çalışıyor bütün yolları açarız. Açamazsın! Açamazsın! Bir yağmur oluyor, seller götürüyor her tarafı, iki gün hiçbir tarafa çıkamıyorsun. Yağmur bu daha kar değil. Türkiye’nin birçok yerinde haftalar boyunca insanlar bakkala gidemiyor. Doğu bölgeleri, Güneydoğu bölgelerini biliyorsunuz. Kar bir yağıyor iki hafta, üç hafta durmaksızın! Evlerin kapıları kapanıyor kardan. Tabii hepsi tedariklerini ona göre yapmışlar. Bu Allah’ın hazinesindendir kardeşler! Çocuk! Herkes istiyor ki çocuk sahibi olayım. Kökü Allah’tadır. Kime çocuk vereceği onun hazinesinde saklıdır. Kime çocuk vermeyeceğine O karar vermiştir. Takdir bellidir. Sen istediğin kadar ben sağlıklıyım de, ben kuvvetliyim, ben güçlüyüm de. Allah sana kısır bir eş verir ve çocuk sahibi olamazsın. Tam tersi de olabilir. Kadın çok sağlıklıdır. Allah senin spermlerinin canlılığını bitirir ve çocuk sahibi olamazsın. Bunların tamamı Allah’ın indindedir, Allah’ın hazinelerindedir.

Batı, kadının özgürlüğünü istemiyor; Kadına ulaşmanın özgürlüğünü istiyor…

‘Batı’ nedir? Size özetleyim Batı’yı. Hollanda’dan Müslüman kardeşim mesaj gönderdi.Hocam Hollandalı kızların bekaretini kaybetme yaşı on iki ile on dört arasıdır. Bir Hollandalı kız okulda ya da okulun dışında seyahatte flörtü ile gezmede bekaretini kaybettiği zaman evine gelir annesine babasına durumu anlatır. Anne ve babası bekaretini kaybetmesi şerefine parti verir. İşte senin övündüğün senin taklit etmek istediğin batı budur. Hangi aklı başında bir Müslüman o yaştaki bir kızının nikahsız bir şekilde cinsi beraberlikle bir tecrübe kazanmasını ister? Böyle berbat bir ilişki ile hayata en önemli anına adım atmasını ister? Hangi aklı başında Müslüman bunu ister? Ama Batılılar İçin bu parti yapılacak bir şeydir. Bir mezedir. Taklit etmek için koşturduğun çalıştığın Batı budur. Batı kadının özgürlüğünü istemez! Kadına ulaşmanın özgürlüğünü ister.Perdeler arkasından bunu söyler. Kadın özgür olsun bırakın kadını çıplak gezsin. Hayır. Onun tek bir istediği şey var. İstediği kadınla istediği anda zina edebilmek. Batılıların baktığı tek şey budur!

Adnan Oktar örgütü çöktü! Kedicik her şeyi itiraf etti!

Herkes gittiği yolu çek edecek. Benim gittiğim bu sohbet meclisi: 1-İslama uyuyor mu?, 2-Ehl-i sünnet mi ehl-i bid’at mı? Vehhabi seleficisi var, şiicisi var, mealcisi var, sahte peygamberi var, sahte mehdisi var. Muhammed aleyhisselam on dört asır önce söyledi: ”Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak, yetmiş ikisi cehennemde.” Bunları kontrol edeceksin, çek edeceksin. Ben nereye gidiyorum. Ben kimden ilim öğreniyorum. Kedicik her şeyi anlattı: ”Çıplak namaz kıldırmışlar.” Biliyorsunuz, fetöcülerde üç noktaya bakarak namaz fetvalarını burada anlatmıştım. Askerlere, avukatlara, hakimlere fetva vermiş hocaları. Namazları üç noktaya bakacaksınız orada, olduğunuz yerde bakacaksınız böyle üç noktaya 1- kıyam, 2- rükû, 3- secde. Tesbihatları içinizden söyleyeceksiniz. Abdest almakta suya gerek yok, botları falan çıkartmaya gerek yok; duvara elinizi sürün, teyemmüm edin yeter. Gizleyin kendinizi diye Allah’ın dinini tahrif ettiler. Bunlar ne yaptı? Bunlar bir adım ileriye gitmiş Adnan grubu. Çıplak namaz kılabilirsiniz. Fantezinin bir üst kademesi artık. Fanteziler devamlı artıyor. Subhanallah! Allah’ım ya Rabbim. Milliyet’ten aldım bu haberi. Adnan hoca soruşturması bütün hızıyla sürerken bu yapıya ilişkin geçmiş dönemde açılan soruşturmalardaki bilgiler de ortaya çıkmaya devam ediyor. Adnan Oktar ve adamları hakkında açılan ancak 2013’de zaman aşımından düşen davanın dosyasındaki gizli tanık ifadeleri örgütün o dönemdeki faaliyetlerinde ışık tutar mahiyette. Biliyorsunuz, 2013’te buna bir daha açtılar. Şikayetler, toplamaya çalıştılar bilgileri, yeterli gelmedi. Yargıda bir çok hakimi ve avukatı olduğu için zaman aşımına uğrattı, farklı davalar açtı. Kendisine dava açanlar aleyhine. Zaman aşımına uğruyor, çakıştırıyor davaları, zaman geçiyor beş sene ve davalar düşüyor; sistemi bu. Bu olmasın diye bir daha bu sefer devlet yetkilileri daha sistemli, daha ince teknik takip yaptılar. İki yıldan beri araştırmışlar, bütün bilgileri, delilleri toplamışlar, bütün ifade ve şikayetleri birleştirmişler ve davayı şimdi açtılar. Ben üç dört tanesi okudum en çarpıcı olanı, en şaşırdığımı buraya getirdim gizli tanık ifadesi. Cemaatin içinde bir süre kalmış ve kaçmış. Bu soruşturmada üç numaralı gizli tanık olarak ifaden veren bir mağdur, Adnan hoca grubunun içinde kaldığı dönemde yaşadıklarını bütün ayrıntılarıyla anlatıyor. ”Telkinlere inandım.” İfadelerdeki detaylar yapılanmanın içendeki çarpık ilişkileri ve yapının nasıl işlediğini de ortaya koyuyor. Örgüte çocuk yaşta girdiği anlaşılan ve örgüt içindeki kırktan fazla kişiyle ilişkiye girdiğini söyleyen gizli tanığın ifadeleri şöyle. Bu kız örgüte giriyor çocuk yaşta sonra kırktan fazla erkekle ilişkiye giriyor. İfadeye başlıyor: ”On altı yaşımdayken sonradan Adnan hoca grubundan olduğunu öğrendiğim bir şahısla tanıştım.” ”Bana dini telkinlerde bulundu, ibadet etmem gerektiğini ve bu ibadeti herkes tarafından bilindiği şekilde değil de günde iki vakit; sabah akşam ikişer rekat halinde ve her rekatta birkaç kelime söyleyerek yapabileceğimi söyledi.” Sapıklık, bir. Normal, aklı başında bir müslüman olsa biraz sohbet dinlemiş, biraz kitap okumuş, biraz mürekkep yalamış bir müslüman olsa bu kendisine ibadet etmesi gerektiğini söyleyen kişiye ne der? Tamam. İbadet önemli bir şey yaratılış gayemiz. Peki, nasıl ibadet etmem lazım? Ne diyor: İbadet, böyle insanların yaptığı gibi değil günde beş vakit falan yok ibadet. Bu, yanlış. On dört asırdan beri gelen ibadet sistemi yanlış. Bizim hocamızın ve bizim yaptığımız gibi ibadet yapacaksın. Nasıl yapacağız? Sabahleyin bir namaz, akşamleyin bir namaz. Birkaç kelime bile şükretsen, orada bir şeyler söylesen sen namazlarını kıldın mı kıldın, Allah seni sever diyor. Bu kardeşimiz, bu kız kardeşimiz biraz akıllı olsa yahut da etrafından birisine danışsa ya böyle bir namaz var mı hocam? Bir mesaj gönderse ya. Kardeşim, böyle bir sapıklık yoktur, kaç. Size dünyada kim diyorsa ki namaz beş vakit değildir üç vakittir, namaz iki vakittir. Vallahi Allah’ın ve peygamberin yolundan sapmıştır. On dört asırlık dini değiştiriyor demektir. Hatta çırılçıplak da yapabileceğimi söyledi. Bak! Bak! “Senin kalbin temiz olsun, için temiz olsun yeter ki namazı kılmak iste, çırılçıplak bile olsan namazı kılabilirsin.” demişler. Peki, İslamiyet’in hükmüne bakalım. Bir kadın tesettürünü giydi namaz kılarken, biliyorsunuz, kadınlar dış elbisesi giyerler, hatları belli olmayacak şekilde giyinirler, saçlarının tamamı kapalı olmak zorundadır, saçının bir kısmı bile görünse namazı bozulur; iade lazımdır. Kadın, diyelim ki namaz kılarken namazı bitirdi. Bir baktı saçının bir kısmı açıkmış; aynada gördü, gider hemen namazını iade eder. Olay, bu kadar ciddi iken bu, ne diyor? Çıplak bile kılabilirsin, Allah ona bakmaz. Oooo ne kadar güzel. Sevgi dini. Bizim dinimiz sevgi dini. Vay be! Bana mantıksız gelmişti ama yapılan telkinlerle ben de buna inanmaya başladım. Başlangıçta mantıksız geliyor ama sonra devamlı telkin, öbür genç geliyor böyle söylüyor, biliyorsunuz, Adnan Oktar grubunda on beş yirmi tane genç var: kız tavlama grubu bunlar. Bunların tek bir işi var, çalışmazlar. Gençlere altlarına en kaliteli arabalardan Yahudilerden aldıkları paralarla (en büyük maddi desteği Yahudiler veriyor), birer tane en pahalı saat, en kalite takım elbiseler ve en üst kalite arabalar. “Bunlarla gezeceksiniz. Okul giriş çıkışlarına bakacaksınız, dershane giriş çıkışlarına bakacaksınız, özellikle zengin kızları, bunları tavlamaya çalışacaksınız.” diyorlar. On altı yaşında kıza gelmiş arabasıyla bir iki tur atmış, yemeğe çıkartayım, kahve içelim falan kızı tavlamış. Peşinden de dini yüzünü kullanıyor. Bu gibi yapılar insanların kalbine girebilmek için, etki edebilmek için dini kullanıyorlar. Hocam, neden din konusunda hassasız? Çünkü Allah bizi dini arayış içinde yarattı. Dünyanın neresinde olursan ol, hayatında hiç İslam namına, din namına bir şey duymamış ol, kalbinde bir yaratıcıya açlık hissedersin. Ruhunda var bu açlık, Allah bizi böyle muhtaç yarattı. Muhakkak bir arayış içindeyiz. Allah bize her şeyi vermiş olsun, bütün nimetler önümüzde olsun, tatmin olmayız. Çünkü biz Allah’a kulluk için yaratıldık. Bu, içimizdeki boşluğu ya hak din İslamı yaşayarak dolduracağız ya da böyle sapık sapık cemaatlere, tarikatlara gireceğiz ve ebedi hayatımızı helak edeceğiz. Erkek arkadaşımın telkinleri sonucunda kendisinin grubundaki diğer arkadaşlarıyla birlikte olmamın sevap olacağına inanmaya başladım. Arkadaşı şimdi buna ne yapıyor: üç gezme, beş gezme cinsel ilişkiye giriyorlar. Sonra, artık şimdi benim cemaatimdeki diğer erkeklerle de cinsel ilişkiye girmen lazım, bu çok sevaptır. Nikahsız bir şekilde cinsi münasebet zina mıdır? Kur’an’da büyük günahlar anlatılırken zinadan bahsedilir. Her günahtan kaçın der Allah. Her günahı yapmayın, haramdır, cezası vardır der, zina için sadece der ki: “Yaklaşmayın.” Kaçın falan demez, yaklaşmayın bile. Çünkü onun yanına yaklaştığın anda mıknatıs etkisinin, o cinsel çekimin seni içeri düşürmesi ihtimali çok yüksek olur ve düşersin. Hacısı, hocası bile düşer. Bu yüzden ne yapacaksın? Uzak duracaksın, yaklaşmayacaksın. Bu ne yapıyor? Bir kere o çocukla zina ediyor, artık bir kere kapı açıldı diyor, nasılsa bir kere zina ettik. Devamlı zinanın peşi sıra devamlı geliyor. Sonra onunla bitmiyor. Benim cemaatteki diğer kardeşlerle de zina et. Bunlar, senin ahiret kardeşindir. Çok büyük sevap kazanacaksın diyor. Hastalık kaptım. Bu dönemde arkadaş grubunun üyesi olan birçok kişiyle çeşitli şekillerde ilişkiye girdim. Çeşitli şekilleri artık hayal gücünüze bırakıyorum. Her şekilde ilişkiye girmiş. Bu ilişkiler sebebiyle cinsel hastalıklara yakalandım. Farklı farklı insanlarla. Neden İslam tek evliliği tavsiye ediyor? Hastalık kapmamamız için, sağlık açısından da bu en önemlisi. Allah, Kur’an’da tek eşliliği tavsiye eder. Çok eşlilik ancak bir ruhsattır. Sıkıntı olursa, hanımında bir hastalık olursa. Cinsellikten kesilirse zinaya düşmemen için adaleti sağlayabileceğine inanıyorsan ikinci bir hanım alabilirsin. Büyük şartları var, ağır şartları var. Bu yüzden yüz tane Müslümanın doksan sekizi tek eşlidir. Hastalıklara yakalandım. Tedavi gördüm. Bu hastalıklara diğer bazı kızlar da yakalanmıştı. Doktor, bu hastalığın sebebini çok eşlilik olarak açıklamıştı. Grubun içinde cariye olarak bilinen kızların evine gidip gelmeye başladım. Abi olarak nitelendirilen Adnan hocanın yazdığı iddia edilen kitaplar sürekli okutuluyordu. Ben on beş yirmi sene kadar önce (o zaman Adnan diye ismi yoktu, Harun Yahya diye isimler vardı. Kitaplar basılıyor ve ücretsiz dağıtılıyordu her tarafta.)… …elime bunun yedi sekiz tane kitabı geçti ve hepsini okudum. Kardeşler, kitapları tamamen ehl-i sünnet alimlerinin kitaplarından, nakillerinden oluşuyor. Ehl-i sünnet alimlerinden ne okuduysam bunun kitaplarında da nakilleri gördüm, hep oradan almış, alıntılar yapmış. Hiç bize aykırı bir şey yok. Ama son dört beş seneye geldiğimizde adam tamamen bir evrim geçirdi, cemaat tamamen bir evrim geçirdi ve dış güçlerin maşası haline geldi tamamen. Kardeşler olarak nitelendirilen grubun evlerinde de sürekli ilişkiler oluyordu. Buradaki falanca falanca adlı kızlar da aynı şeyi yapıyorlardı. Tevrat, Antalya’dan çıkacak. Adnan hocadan yüz senede bir gelen kurtarıcı olarak bahsediliyordu. Biliyorsunuz, kendi cemaatinin içinde bu adama ne diyorlar? Mehdi. Spiker diyor ki buna: “Sen, mehdi misin?” “Hayır ama öyle diyorlar.” diyor. “Ben mehdiyim demiyorum ama bana da öyle diyorlar” diyor. “Bakın mesela alnım şöyle, gözüm böyle, duruşum şöyle.” diyor. Yani ben istemem ama yan cebime koy demek gibi. Ben demiyorum mehdiyim ama sen diyorsan da olur yani, olur yani. “Ne bir ayete uyuyor ne bir hadise uyuyor, ben mehdiyim.” diyor. Yüzyılda bir gelen kurtarıcı! Erkeklerle ilişkilerin kardeşlere ve Adnan hocaya itaatin bir gereği olduğu, bunun bir hizmet olduğu ve karşılığının da öbür dünyada görüleceği söyleniyordu. Fetöyü hatırlayın. “Halkı öldürürseniz hem onlar şehit olur hem de siz, bu öldürmenizin karşılığında öbür dünyada büyük mükafatlara nail olacaksınız.” demediler mi bunlar on beş temmuzda? Emirler gelmedi mi komutanlarından? Büyük mükafat var, öldürebildiğiniz kadar öldürün. Tankların altında yüzlerce adamı ezmediler mi bunlar? Arabaları falan eziyorlar, o görüntüler gözümün önünden gitmiyor. Koca tank arabanın üstünden geçiyor, arabanın yarısında insanları eziyor, öbür yarısında kalanlar ezilmiyor. Sağ tarafında ezilen arkadaşını görüyor, paramparça olmuş, tank ezmiş. Bunları, Allah rızası için yapıyorlar kardeşler! Tıpkı vehhabi seleficilerin Allah rızası için canlı bomba olması ve müslümanları katletmesi gibi. Allah rızası için! Onların arasından ayrılanın da cehenneme gideceği söylenerek sürekli baskı yapılıyordu. Hangi cemaat size diyorsa ki: “Bizim cemaatten ayrılırsan cehenneme gidersin.” Bu, cemaat değildir artık. Artık mafyadır o. Mafya! Bu işi mafya yapar. Bizim gruba girersen bir daha çıkamazsın. Bunu mafya yapar. Dünyada sadece senin cemaatin mi var ya? Muhammed aleyhisselama tabi oluyorsa, onun ümmetiyse, ehl-i sünnet olan hangi cemaate gitse kurtulur. Kur!an ve sünnet bizi cemaatlere sevk eder her zaman ama ille bu cemaat demez. Kur’an ve sünnete uysun, bulun orada, kurtulursun. Ama orada anlaşamadığın bazı insanlar var, ayrılırsın başka bir cemaate gidersin. Kriter şudur: ehl-i sünnet olsun yeter, kurtulursun. Doğru yerdesin. Ama bulunduğun yer sana diyorsa ki: “Bizim cemaatten ayrılırsan ayvayı yedin, kesin cehennemdesin.” Sen, sapık bir yerdesin, sapık bir yerdesin. Grup üyelerine ağırlığın cinselliğe değil dini bilgilere verilmesi gerektiğini söylediğimde, abinin bu konuları daha iyi bildiğini, sadece itaat etmem gerektiğini söylediler. Şimdi kız da tereddüt ediyor: boyuna ilişkiye giriyoruz bu nasıl tarikat ya, boyuna zina yapıyoruz ya. Daha fazla biraz sohbet edelim, biraz bir şey yapalım, dini bilgiler konuşalım. Hayır, bizim hocalarımız bu işi daha iyi bilir, bunda büyük bereket var, sen gel benimle. Allah’ım yarabbim. Oyuncak ettiniz Allah’ın dinini, oyuncak ettiniz. Lüksün cazibesi. Evlerdeki koltuklar, genelde altın varaklı aynalar, plazma televizyonlar, şirketlerde de genelde deri koltuklar kullanılarak lüks ve cazip bir hava oluşturuluyordu. Özellikle yatak odalarında, yatağın karşısında aynalı bir dolap olurdu. Yatağın tam karşısında aynalı bir dolap oluyormuş. Kişinin kendi boyun bölgesi ve bazı mahrem noktalarına bakması haram kabul edildiğinden, bu bölgelerin ancak aynaya bakılarak görülebileceği söyleniyordu. Kendi boynuna bakması kişinin haram mıdır kardeşler? Değildir. İslamiyette böyle bir şey yok. Nereden çıktı bu? Ama aynadan bakıyorsan o zaman helalmiş. Yani kendi boynuna bakmak, kendi bazı bölgelerine bakmak haram ama aynadan bakıyorsan helal oluyormuş. Sapık sapık fetvalar. İslamı bilmezsen din uydurursun. Dine uymazsan din uydurursun. Bir gün Orta Doğuya hakim olunacağı, Antalya bölgesinden Tevratın en eski halinin çıkacağı, bunun da bizim kutsal kitabımız ile aynı olacağı söyleniyordu. Bak! Bak! Tevratı bekliyorlar. Kim bekliyor Tevratı? Gerçek Tevratın ortaya çıkmasını kim bekliyor? Yahudiler, şimdiki İsrail, Siyonistler. Bekliyorlar ki o ahid sandığını bulalım, gerçek Tevrat da orada olsun, dünyaya hakim olalım, onu bekliyorlar. Bu grup da kimin hizmetkarı? Yahudilerin hizmetkarı olduğu için, biliyorsunuz, canlı yayında otuz üçüncü derece italyanlardan masonluk beraatı almış bir adamdır bu. Otuz üçüncü dereceye herkesi getirmezler. Çok büyük fedakarlıklar yapmış olması lazımdır. Şimdi, bunların beklentisi ne? Antalya’dan Tevrat çıkacak, Kur’an’ın hükümlerini terk edeceğiz, Tevrata uyacağız ve dünyaya hakim olacak Adnan hoca cemaati. Kardeşler, abiyi hayvanlarla konuşurken gördüklerini söyleyerek onu gözlerinde büyütmeye çalışıyorlardı. Abi – Adnan hoca. Bir gün hocamız bahçede oturuyorken, yanındaki çıtırlarla çay, kahve içiyorken yanına bir kedicik geldi, küçük kedi geldi. Kedici kucağına aldı hocamız ve onunla konuşmaya başladı. İnanır mısınız, hocamız konuşurken kedi ağladı. Böyle böyle, saçma sapan kerametler uyduruyorlar. Etrafındaki insanlara da yedirmeye çalışıyorlar. Son paragraf: ince bel kontrolü. Evdeki beş kişiyle birlikte Adnan hocanın vani köydeki evine gittik. Gitmeden önce kardeşlerden birisi bana: “Açık, dekolte bir elbise giyerek gitmemi” söyledi. “Hocamızın karşısına çıkacaksın; normal bir elbiseyle çıkmaman lazım açık, dekolte, çekici ve alımlı olman gerekiyor.” demişler. Ancak ben kapalı bir kıyafetle gittim. Adnan hoca geldiğinde yine kardeşlerin telkiniyle ayağa kalktım. Adnan hoca oturduğu yerden beni yanına çağırdı. Elleri ile bellerimizin inceliğini kontrol etti. Gelmiş, kızı yanına çağırmış, kıza bakmış, belini tutmuş eliyle: “hımm yeteri kadar ince olduğunu düşünmüyorum, biraz daha zayıflaman lazım.” demiş. İstediği gibi kontrol yapabiliyor kızlarla yani. Cansız mankenler gibi ve bu adama hoca diyorlar. Ve bu adama din önderi, dini önder diyorlar. Yıllar boyu televizyonunda ahlaksızlık satan bir adam. Dudağımı eliyle aşağı yukarı ittirip, ağzıma baktı. Almış dudağını, çekmiş şöyle aşağı yukarı, ağzının içene bakmış. Kitaplarını okumamızı, kardeşleri dinlememizi, şirket işlerinde yardımcı olmamızı söyledi. Bir kadın ve erkeğin yalnız oldukları zaman ilişkiye girmeleri yasaktı. Dikkat buyurun. Kadın ve erkek yalnız oldukları zaman ilişkiye girmeleri yasakmış. Yani teke tek kaldılar mı burada haremlik selamlık meselesi var, mahrem bir durum söz konusu; teke tek kalmaları yasak. Eeee. İlişki sırasında bir erkek odaya rahatlıkla girip çıkabiliyordu. Başka bir erkek girip çıkabilirse orada serbest. Bu sefer haramlık ortadan kalkıyor. Yani toplu cinsellik, toplu sex serbest ama teke tek olmaz. Bizim edebimize, ahlakımıza uymaz. Utanmaz herif. Ya böyle bir şey olabilir mi ya! Allah’ım neler duyacağım yarabbim ya. Bizi ailelerimizden soğutmak için ailelerimizin münafık olduğu söyleniyordu. Aynı usul kimde var bugün? Aynı usul. Ailen münafık, ailen müşrik, ailen kafir usulu kimde var? Vehhabi selefiler. İlk telkinleri ne? Senin baban, annen üç defa hacca gitmiş olmasına rağmen oy kullandığı için müşriktir, artık onlara itaat etmek zorunda değilsin, ayrıl onlardan, gel bize. Bir iki aylık bir eğitimden sonra seni Suriye’ye göndereceğiz, DAEŞ’in hizmetine gireceksin, şehitlik kesin, kesin şehitsin. Vallahi niyazi olursun. Şehit olmazsın. İslam düşmanlarının tamamı cehenneme gider. Daeş dediğimiz terör örgütü tıpkı pkk gibi, tıpkı fetö gibi batı menşeli, batının kulu kölesi bir terör örgütüdür. Tek amaçları vardır: İslam’ın parçalanması, bölünmesi ve son kale olan Türkiye’nin de Irak gibi, Suriye gibi paramparça olmasıdır. Amaçları bu. Elhamdülillah. Zeytin Dalı, Fırat Kalkanı falan bunların planları bozduk. Daha doğuya doğru devam edeceğiz. Şimdi Münbiç var sonra daha doğusu var. Üç tanrıcıları, ateşe tapanları ve daeşlilerin tamamını temizleyeceğiz bu dünyadan, hepsini cehenneme göndermeyi Allah bu ellere nasip etsin inşallah. Amin Ya Mu’în. Birinin tercih edilmesi gerekirse kendilerinin tercih edilmesi gerektiği ancak aileler tarafından para verilir ve bu paralarda kardeşler için harcanırsa ailelerin sevaba gireceği anlatılıyordu. Şimdi aileler bunlara para veriyorsa, aileniz çok zengin olduğu zaman, size para verdiği zaman paraların büyük kısmını kardeşlerinize bölüştürün, onlara verin. “Bu, çok büyük bir sevaptır.” diyorlar. Adamlık dini diye bir kitapları vardı. Bizim için ölçü bu kitaptı. Dış dünyayla temasa geçmeye başladığımda, yaptığım şeylerin ne kadar korkunç şeyler olduğunu anladım. Bu şahıslarla irtibatı koparttım. Milliyet.com.tr nin haberi. Allahu Teala ne kadar içine düşmüş olan, tuzağa düşmüş olan müslüman erkek ve kız kardeşimiz varsa hepsini bu sahte tarikatlardan kurtarsın.

Bi kereden ne olacak deme? İlk zinayı dinle…

“…ve lâ yegurrennekum billâhil garûr.” (Fâtır, 5) O, çok aldatıcı olan; sizi, Allah ile aldatmasın. Ayet böyle bitiyor kardeşler. Bir: Dünya hayatı sakın sizi aldatmasın. Bu birinci kısım. İnsanlığın kurtuluşunu Allah böyle anlatıyor. İki: O, çok aldatıcı olan var ya o da sakın sizi aldatmasın. Ama ne ile aldatmasın? Allah ile aldatmasın. Hee, bunu açmamız lazım. Allah ile aldatmak ne demek kardeşler? Bir, Çok aldatıcı derken Allah burada kimi söylüyor? Bütün müfessirler icmâ etmiş gibi sanki diyorlar ki: “Buradaki çok aldatıcı, şeytandır.” Aldatmakta mahirdir. Usta bir aldatıcıdır o. Bizi ne ile aldatıyor bu ayette? Allah ile aldatıyor. Sen, yaşın şu anda yirmi beştir. Namaza başlaman için erkendir. Boşver namazı! Elli, elli beşi gördüğün zaman yavaş yavaş bir tövbe etmeye başlarsın. Altmışta bir hacca gidersin. Ondan sonra Allah yoluna girersin. Şeytan bizi ne ile aldattı burada? Hiç kılma demiyor bak! Tövbe etmezsin demiyor! Bize diyor ki: “Sen tövbe edeceksin, tövbe güzel bir şey. Ama bunu ilerde yap. Elli beş yaşında, altmış yaşında yap. Şu an için çok erken, daha gençsin.” Ne ile aldattı bizi? Allah ile aldattı. Başka… Bu günahı işle. Bak şimdi! “Şu anda karşı cinsten bir insanla baş başa kaldın. Kalmaman gerekiyordu ama bir kere düştün. Madem bir kere düştün, kaldın baş başa bari zinayı da yapıver. Bu fırsat bir daha ele geçmeyebilir. Nasılsa tövbe edersin, Allah’ın rahmeti sonsuzdur.” Ne ile aldattı bizi şeytan? Allah ile aldattı yine. O’nun rahmeti ile kandırdı. O’nun rahmeti ile aldattı. Bu da ne diyor? “Ya tabi ya! Allah’ın rahmeti sonsuzdur. Bir kere yapayım, ne olacak ya?” Hâlbuki bilmiyor ki, elbisenin bir tarafı ufak bir kir alırsa o kir orada durmaz. Artık elbisene karşı titiz davranmazsın. Bİr kere çamur bulaştı mı, yoldan geçen araba üstüne çamur bulaştırdı mı senin? Bulaştırdı. Artık dikkat etmezsin elbisene. Nasılsa bir kere çamurlandık, dersin. Zina günahına bir kere düşersen bu ilk kapıdır, ilk adımdır. Artık o, senin için normal hâle gelir. Ve devamlı yapmak istersin. Evinde hanımın seni bekler, sen hanımına gitmezsin. Bak helalin orada! Aynı ilişkiyi ve aynı hazzı ondan da alacaksın. Ama sen harama gidersin. Çünkü zinanın hazzı, zinanın gösterişi ve illüzyonu şeytandandır. Ayrı bir lezzet, ayrı bir zevk katar buna. Sen ona bağımlı olursun. Zina kadınlarına, şimdi hayat kadını falan diyorlar, beden işçisi, zina kadınları bunlara bağımlı olursun ve evindeki hanımını bırakırsın. Her şey ilkle başlar. Bir kere yaparsan o orada kalmaz, devamı gelir. O yüzden o ilki yapmayacaksın. O fırsatı şeytana vermeyeceksin. Ya ben bu kadar ilim sahibiyim. Tövbeyi de çok iyi biliyorum. Nasuh tövbesini de biliyorum. Bu kadar senedir hocanın sohbetlerine gidiyorum. Yaparım bir kere, nasuh tövbesini yaparım ya. Bir kere verdin mi yakayı şeytana, kopartır. O, orada bırakmaz. Elini verdin mi kolunu kaptırırsın.

Karı koca ve cinsel yaşam… – Batı, aileyi yok etmek istiyor!

Muhammed Aleyhisselam Allah’ın Peygamberi. Daha üstün bir rütbe yok. Devamlı ibadette, bacakları devamlı şişinceye kadar namaz kılıyor, ümmetim, ümmetim diyor. Ama sende kendini affettirmek için hiçbir gayret yok, hiçbir telaş yok. Hep bir batılılaşma, hep bir batıya özenme… ‘Biz batılı olacağız, onlara benzeyeceğiz.’ Batı nedir, size özetleyeyim batıyı. Hollanda’dan Müslüman kardeşim mesaj gönderdi: “Hocam…” “Hollanda’da kızların bekâretini kaybetme yaşı on iki ile on dört arasıdır.” Hollandalı kızların bekâretini kaybetme yaşı on iki ile on dört arasıdır. Bir Hollandalı kız; okulda ya da okulun dışında, seyahatte, gezmelerde erkek arkadaşıyla, flörtüyle gezmede bekaretini kaybettiği zaman evine gelir, annesine ve babasına durumu anlatır, annesi ve babası bekâretini kaybetmesi şerefine parti verir. İşte senin övündüğün, senin taklit etmek istediğin Batı budur. Hangi aklı başında bir Müslüman, kızının, o yaştaki bir kızının nikahsız bir şekilde cinsi beraberlikle bir tecrübe kazanmasını ister? Böyle berbat bir ilişkiyle hayata, en önemli anına adım atmasını ister? Hangi aklı başında Müslüman bunu ister? Ama Batılılar için bu parti yapılacak bir şeydir, bir mezedir. “Aa kızım, aferin kızıma be, kim bilir ne kadar zevk almıştır benim kızım.” Batı budur. Batı’nın gelişimi budur işte. Taklit etmek için koşturduğun, çalıştığın Batı budur. Batı, kadının özgürlüğünü istemez, kadına ulaşmanın özgürlüğünü ister. Perdeler arkasından bunu söyler. “Kadın özgür olsun, bırakın kadını çıplak gezsin.” Hayır, onun tek bir istediği şey var: İstediği kadınla, istediği anda zina edebilmek. Batılıların baktığı tek şey budur. Girdiği her ortamda çıplak kadın görmek ister. Onun vücudunun her tarafına rahat bir şekilde bakabilmek ister. İşte Batı’nın özgürlük anlayışı budur. Kadınların bedenlerini bir teşhir aracı olarak kullanmayı çok sever batı. Kardeşler, bu Müslüman kardeşiniz her inanıştaki adamın inanışına saygı duyar, asla rencide etmez, hakaret etmez, küfretmem. Ateist, deist, agnostik fark etmez benim için. O adam bana İslam’dan konu açmadıkça ben ona baskı yapmam. Tercih onun. Allah kafasından şimşek çaktırmıyor, kafasından aşağı bir şimşek indirmiyor ateist olduğu için. Ben mi onu döveceğim ya. Ben onu Müslüman etmek zorunda mıyım? Hayır. Hidayet Allah’tan. İster kabul eder ister etmez. Bana din hakkında bir sual sorarsa, ben açıklamasını yaparım. Tereddütlerini, şüphelerini gidermek için İslam’ın hükümlerini bildiririm kendisine. Ama baskı yapmam. Çünkü dinde zorlama yoktur. Ateistlere, komünistlere falan bu şekilde saygı gösteren, inanmamalarına bile saygı gösteren biz; kadın teşhircilerine karşı ve İslam’a küfredenlere, İslam’a hakaret edenlere karşı bir o kadar şiddetliyiz. Nükleer bir öfkemiz vardır bunlara karşı. Özellikle kadın teşhircileri, benim en sevmediğim adamlardır. Bu adamların dillerine pelesenk olmuş cümle şudur: “Biz, kadınların özgürlüğünü istiyoruz.” “Daha rahat hareket etsinler, kendileri çalışsınlar, çıplak gezsinler, rahat giyinsinler…” “İnsanlar onlara karışmasın.” “Sadece kocalarının kadını olmak yerine, bütün erkeklerin kadını olsunlar.” diyorlar. İşte ben, bu adamlardan tiksiniyorum. Kadının sahibinin bir koca değil, onlarca kocası olması gerektiğini söyleyen zihniyetten tiksiniyorum. Hayatımın sonuna kadar bunlara reddiye yapmaya devam edeceğim. Nikaha karşı olanlar, on yedi yaşında, on altı yaşında, on sekiz yaşında, yirmi yaşında bir kızı dini nikah ile alan bir adama hakaret edenler, nikah ile ilişkiye girenlere hakaret edenler, aşağılayanlar, bu kitabın hükümlerini reddedenler ama on beş yaşında on dört yaşında bir kızla, bir flörtle cinsi münasebette bulunan ve zina eden çocukları kutsayanlar, buna özgürlük diyenler, buna gelişmişlik diyenler, işte bu adamlarla hayatımızın sonuna kadar mücadele etmeye ve savaşmaya devam edeceğiz. Kadını aşağılayan bu insanlarla mücadeleye devam edeceğiz. Bir erkekle bir kadın evlenirken, nikah sözü verirken bir şeyde daha söz verirler. En zor gününde seninle beraber olacağım, namazımızı beraber kılacağız, aç kalsak beraber aç kalacağız, çocuğumuza beraber bakacağız, hayatımın sonuna kadar senden başka hiçbir kadına elimi uzatmayacağım, zina yapmayacağım söz veriyorum. Kadın da aynı sözü erkeğine verir. Bir şeye daha söz vermiş olurlar. Nedir o? “Hayatımın sonuna kadar seni zinadan koruyacağım ey karıcığım.” “Hayatımın sonuna kadar seni zinadan koruyacağım ey kocacığım.” Buna da söz vermiş olurlar. Evliliğin temelinde aslında ne vardır? İki taraf da birbirini zinadan korumak zorundadır. İki taraftan herhangi birisinin şehveti o anda fazla olursa, diğeri onu reddetmemelidir. İslamiyette bu, büyük günahlardandır. Kocanın şehveti fazla olduğunda kadın onu reddetmeyecek. Kadının şehveti fazla, kocaya ihtiyacı var; eve gel işim var diyor kadın. Telefon açıyor. Koca ne diyor? “Ya maç var, maça gideceğim ya.” Ya ne maçı? Kemal Sunal’ın bir filmi vardı. Şimdi, çok eskiden izlediğim için tam olayı hatırlamıyorum fakat bir kısmını hatırlıyorum, sadece bir an var. Bu bir harami. Dağda karısıyla evlenmiş fakat daha cima yapamamış. Zifaf gecesine girememiş, dağa kaçmış. Haramilerle beraber dağda yaşıyor. Bu bir şarkı söylüyor orada. Çok dertlenince harami arkadaşları diyor ki o yol kesenler: “Hadi be gidelim köye, senin kadınını alalım, seni de zifafa koyalım.” diyor Kemal Sunal’a. Bu da diyor ki: “Tamam be hasret bitsin artık.” diyor. Köye bir gidiyorlar; köyde bunları, bu haramileri kahvehanenin önünde karşılıyorlar. “Oo hoş geldiniz” falan… Haramilere, teröristlere müthiş bir karşılama yapıyorlar. Oturuyorlar orada biraz muhabbet, sohbet falan; çay içiyorlar orada bir tane. Şimdi, Kemal Sunal zifafa girecek az sonra, çayı içiyor, bir tane çayı bitiriyor tam kalkacak; “benim gitmem lazım” diyor, “acil işim var” diyor, “eve gitmem lazım” diyor. Şimdi, yanındaki arkadaşı diyor ki: “Ya otur” diyor, “çay var burada ya” diyor, “çay var burada” diyor. “Ya ne çayı kardeşim çayla bir mi ya. Evde hanım beni bekliyor ya.” diyor. Şimdi, kadın kocasına telefon açıyor, diyor ki: “Bey, eve gelmen lazım. Enerjim yüksek boyutta, spor yapmamız gerekiyor.” Bey, ona ne dese beğenirsin? “Hatun, halı saha maçımız var. İddialı bir maç bu ya, halı sahada maç yapacağım.” diyor ve evine gitmiyor. Hadis-i şeriflerde kadının kocasına sırtına dönmesi meselesi vardır. Melekler lanet eder diyor ona. “Kocası, karısını yatağa çağırdığında kadın tandırda yemeği bile olsa”, diyor hadis-i şerifte Efendimiz Aleyhisselam, “tandırda yemeği bile olsa kocasının davetine icabet etsin.” Başka bir hadis-i şerifte, “sırtını kocasına dönerse, melekler ona sabah kadar lanet eder…” Peki bu hadis-i şerifler kadın için geçerli de erkek için geçerli değil mi? Erkeğin şehvete ihtiyacı olduğu gibi kadının da bazen şehvete ihtiyacı olabilir, o da insandır. Ama kadın, kocasını çağırdığı zaman, kocası ne diyor? “Halı saha maçım var.” diyor. “Arkadaşlarımla PES turnuvam var.” diyor. Ya da “maça gittim, Fenerbahçe-Beşiktaş derbisini seyretmeye gittim.” diyor. Bu olur mu? Sonra eve geliyor. Saat on iki buçukta, birde enerji tükenmiş, bağırmış, çağırmış, küfretmiş, enerji tükenmiş; hanımına sırtını dönüp yatıyor. Aynı şey bu erkek için de geçerli değil mi? Aynı hadis bu erkek için de geçerli değil mi kardeşler? Kadın ve erkek birbirlerini zinadan korumaya da yemin etmişlerdir evlilikle beraber. İşte Batı neyi istiyor? Bu beraberliği, birliği yıkmak istiyor, aile mekanizmasını yok etmek istiyor. Soyları kurudu. Almanya’dan, Hollanda’dan, Belçika’dan, Fransa’dan, İngiltere’den, dünyanın her tarafından bana mesajlar geliyor Müslüman kardeşlerimden. Soyları kurudu. Almanya’da her sokakta bir tane yaşlı evi var. Her sokakta bir yaşlı evi… Bitmiş. Askerlerin tamamı paralı. Bizim gibi ölüm için askere koşturan gençler yok. Hepsi paralı asker, lejyoner. Bizde bir 15 Temmuz oluyor; adamın silahı milahı hiçbir şeyi yok, tankın altına yatıyor. Böyle dengesiz bir millet yani. Ama onlarda bütün askerler paralı. Genç nesil yok çünkü. Genç nesil bitmiş. İşte Batı, kendi başına gelen soy kuruması durumunu Müslümanların da başına vermek istiyor. Bak, iki milyara bir milyarken şimdi Müslümanlar oldu 1.6 milyar Hristiyanlar hala 2.1 milyar. Sayımız gittikçe artıyor; soykırım yapmalarına rağmen, bize soykırım yapmalarına rağmen. Sayımız gittikçe artıyor ve Hristiyanlara yaklaşıyoruz. Bunun yok olması için aileyi bitirmek istiyorlar. Dizilerle, filmlerle, evlilik dışı ilişkilerle, zinayı ve flörtü genişleterek bitirmek istiyorlar. Buna karşı duracaksın. Muhammed Aleyhisselama benzeyeceksin. Sahabilerine benzeyeceksin ve dini on dört asırlık ana caddede yaşayacaksın. Bunu yaşarsan, Batı sana karşı asla galip gelemez. İşte örnek, sahabiler; işte örnek, atamız Osmanlı. Allah onlara rahmet etsin. (Âmin)

Nasıl yaşarsan, öyle ölürsün! İşte şok edici iki olay…

Şimdi iki tane haber okuyacağım kardeşler. Lütfen iyi dinleyin. Ama bu haberleri dinlerken… Şu Hadis-i Şerif aklınızın bir köşesinde dursun. Rasulullah buyurdu (sallallahu aleyhi ve sellem); “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz…” Mealen bir hadis söyledim. Mana rivayeti yaptım. Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Bu Hadis-i Şerifi aklınızda bulundurun. Şimdi iki tane okuyacağım haberi iyi dinleyin. Artvin’de cami imamı, arızalı hoparlörün onarımı için çıktığı minarede, kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Cami imamı bu, minareye çıkıyor ki; hoparlörü düzelteyim diye. Artvin’in Şavşat ilçesine bağlı Yaşar köyünde… Cami imamı, minarede kalp krizi geçirdi. Cami imamı Özgen GÜL; bozulan cami minaresine bağlı hoparlörü onarmak için çıktığı minarede aniden kalp krizi geçirdi. Hayatını kaybettiği anlaşılan imamın cansız bedeni çıktığı minareden olay yerine gelen vinç vasıtasıyla indirildi. Şimdi kardeşler! Bu adamın vazifesi değil hoparlörü onarmak. Normalde teknik ekibin işidir, fakat belki adamın elinden bu işler de geldiği için Para vermeyeyim caminin parasını boşuna, ben çıkayım yapayım demiştir. Şimdi bu adam; Minareye çıkarken ezan okuma niyetiyle çıksa ve o anda ölseydi ne olurdu? Yine şehit olurdu. Bu adam, minaredeki herhangi bir arızayı gidermek için çıktığından ne oldu kardeşler? Yine aynı şehittir. Camideki herhangi bir hizmet… En ufak bir hizmete karşı… En ufak bir iş yapma niyetiyle orada hareket yaptın. Mesela camide… Gittin imama dedin ki, bana elektrik süpürgesini ver, cuma namazından önce şurayı bir süpüreyim. Benden! Vaktimin, yarım saatini, bir saatini buraya vermek istiyorum. Allah yoluna hizmet yapmak istiyorum. Allah’ın mescitlerini ancak; Allah’a iman edenler temizlerler, ve imar ederler diyor Kur’an da Mevla Teala Hazretleri. Bu da iman etmiş bir genç olduğu için bana müsaade et, şu camiyi bir temizleyim dedi. Kalp krizi, bunun yaşı yok. 18 yaşındaki genç kardeşime de, halı sahada vuruyor kalp krizi, ölüyor. 60 yaşındaki adama da vuruyor. Ölüyor, kalp krizi! Ani ölüm… Bu güzel bir ölümdür Müslüman için. Bu kardeşimiz camiyi temizlerken, süpürgeyle camiyi süpürürken; kalp krizi vurdu ve öldü. Bunu hükmü nedir kardeşler? Afrin’de savaşan Müslüman kardeşim var ya, o askerler var ya; Öldürülürse, ne olursa bu da aynıdır. İslam yolunda, Allah yolunda çalışırken; Herhangi bir şey gelirse başına… Kalırsa Gazi’dir, ölürse Şehittir. Bu, İslam’ın verdiği bir nimettir. Mesela şurada İslami bir vaaz yapıyoruz, ilim meclisindeyiz. Muhammed Aleyhisselamın halkasını devam ettiriyoruz. İnşaAllah kıyamete kadar devam edecek. Bir şey olsa, başımıza bir şey gelse ve buradan aramızdan birkaç tane kardeşimiz ölse, öldürülse… Hükmü nedir kardeşler? Şehittir. İlim öğrenme yolunda, atılan her adım cihat sevabıdır diyor, Efendimiz Aleyhisselam. Sen yolda gelirken, buraya gelirken bile öldürülsen; Başına bir iş gelse, Şehitsin. Burada da ölsen, Allah burada ruhunu alsa, Şehitsin. Buna hükmi şehit deniliyor. Dünya’da tabutunun üzerine Türk bayrağı asmazlar Ama ahirette, şehitler gibi karşılanırsın. Çünkü Allah yolunda gittin. İşte, bu imam kardeşimiz ne kadar nasipli bir adam ki, Camiye hizmet ederken öldü. Camiye hizmet yaparken, Allah’a hamdolsun. İnşaAllah, Muhammed Aleyhisselamın komşusu olur. Bu bir olay, bir tane daha olay var… Hiç yerinde olmak istemeyeceğiniz bir adam bu! Genelevde fenalaşarak hayatını kaybetti. İki uç, bakın! Birisi şehit gidiyor, öbürü geneleve giderken… Zina etme isteği var. Geneleve gidiyor. Orada, nasıl yaşarsan… Su testi’si su yolunda… Hadisin, ata versiyonu bu. Su testisi su yolunda kardeşler. Alışkanlık haline getirmiş, zina etmeyi… Geneleve gitmiş, orada takla! İstanbul Karaköy’de, geneleve giden 60 yaşındaki adam… Yaş kaç? Kardeş. (Gülüşmeler) 60 Allah, zina eden ihtiyara mahşer günü asla rahmet nazarıyla bakmaz. Hadis-i Şeriftir. Bak! Genç demiyor ha. Genç zaten, şehveti çok kuvvetli olduğu için; zina eder tövbe eder… Uzak kalır, bir daha da yapmaz. Allah onu affeder, rahmet nazarıyla bakar. Ama ihtiyar bu adam ya! 60’ı görmüş, 70’i görmüş, ama hala zinadan kaçamıyor. Hala nefsini tatmin etmenin peşinde. Bundan dolayı, Muhammed Aleyhisselam diyor ki; Allah zina eden ihtiyara, asla rahmet nazarıyla bakmaz. Fenalaşarak yaşamını yitirdi. Karaköy’deki genelevden bugün 02:00 sıralarında, 112 acil servisi arayan çalışanlar; Bir müşterinin fenalaştığını söyleyerek yardım istedi. Acaba merak ediyorum oradaki çalışanlar, o genelevde hizmet yapan kadınlar, hayat kadını falan diyorlar… Hayatını fuhuştan kazanan kadınlar! Vallahi yaptırdığınız her zinanın, 1 günahın 1 misli size yazılıyor. Şimdi, bir kere kendi bedenini kullandığın için; Kendi bedenini haram bir yolda kullandığın için, bunun bir zina günahı var kadına. Bu, birinci. İkincisi; Adama da kapı açıyorsun. Para karşılığı, adamı da günaha sokuyorsun! Sen bu işi yapmazsan, öbür kadın yapmazsa… Bu adam, zina yapacak bir yer bulamayacak. Ne yapacak? Mecbur gidecek, birisiyle evlenmek zorunda. Birisinin gönlünü yapmak zorunda, nikah teklif etmek zorunda. Taşın altına, elini koymak zorunda. Ama ne yapıyor? Bu olmadığı için, kolay yola gidiyor. 50-100 TL veriyor, nefsini tatmin ediyor ve evlenmiyor. Taşın altına elini koymuyor. Kadınlar da evde bekar bekar oturuyor. Evlenmeyi bekleyen binlerce, on binlerce kız var. Neden? Erkekler diyor ki; Zina 50 TL ben niye evleneyim ki, 50-100 bin TL borca gireyim diyor. Olay bu kadar kötü! Bu kadar zor. Acaba adam son nefesini verirken… O kadınlardan bir tanesi, şehadet getir! Şehadet getir! Demiş midir? Ben de bunu merak ediyorum. Orada kadının aklına bu gelir mi acaba? Ya da sadece kalp masajı falan mı yapar? Dur ya! Müşteriyi kaybetmeyelim falan 🙂 Ya SübhanAllah Ya. Acaba kadın şehadet mi getirtir? Yoksa… SübhanAllah! Şehadet mi getirtir? Yoksa kalp masajımı yapar kadın, ne yapar acaba? Bence dünyayı çok seven bir kadın olduğu için şehadet filan aklına gelmez onun. Direk kalp masajına gider, müşteriyi kaybetmeyelim muhabbeti. Bunun üzerine, olay yerine gelen sağlık ekipleri; A.K.S. adlı müşterinin, (A.K.S. adamın ismini vermiyorlar.) Hayatını kaybettiğini tespit etti. Sağlık ekipleri bir geliyor oraya, bir bakıyor yanında çıplak kadın… Bu da orada yatıyor, ne diyor? “EX!” Onların bir tabiri var. Öldü demiyor, Ex diyor Ex. Hayat kadınının ifadesi alındı. Hayatını kaybeden kişiyle ilişkiye giren hayat kadını, ifadesi alınmak üzere polis merkezine götürülürken… 60 yaşında olduğu öğrenilen müşterinin, kesin ölüm nedeni; Adli tıp incelemesi sonunda belli olacak. Şimdi; kalp midir, böbrek midir? Ne olduğu adli tıp’ta belli olacak da… Bir şey net belli! Ne o? Zina üzere öldü bu adam. Zina üzere… Yani büyük bir günah üzere öldü. Hangi büyük günah üzere ölürsen, öyle diriltilirsin. Muhammed Aleyhisselam, mahşer gününü anlattığı Hadis’inde ne diyor; Zina eden insan mahşere pis kokularla çıkar. Öyle pis kokularla çıkar ki etrafında ki bütün insanlar ondan kaçarlar. Zina eden insanın çıkartacağı koku… İçki içen de aynıdır. Faiz yiyen de aynıdır. Adam, zina üzere öldü. Bunun cenaze namazı kılınır mı? Kılınır. İçki üzere ölse, zina üzere ölse, faiz üzere ölse… Bunların cenaze namazı kılınır. Yeter ki onun haram olduğunu kabul etsin. Reddetmesin. Ama bu ihtiyar derse ki etrafına, o zina evine gitmeden “Ya bu zamanda da zina mı var kardeşim. Bana göre günah değildir ya!” “Bana göre!” diyorsa İslam’ın açık hükmünü inkar ettiği için, bu adamın cenaze namazı kılınmaz. Sen de bunu duyduysan bu adamın cenaze namazına gidemezsin. Aradaki fark budur kardeşler. Allahu Teala, bizlere hidayet nasip etsin. Ruhumuzu vermek istediğimiz hal üzere yaşamayı, devamlı bu surette yaşamayı bize nasip etsin. Amin.

Vücudunu koruyan 20 meleğin yerini benden dinle! – Hafaza melekleri

Hz. Osman Efendimiz suali sordu, Muhammed Aleyhisselama. Efendimiz Aleyhisselam tarifi yapmaya başlıyor. Bir melek sağındadır. O senin hasenatını, iyiliklerini iyi amellerini yazar. Bu melek aynı zamanda senin solunda bulunan meleğin emiri, reisidir. Binaenaleyh, bir iyilik yaptığında o buna karşılık on katı sevap yazar. Saymaya başladı mı şimdi Efendimiz Aleyhisselam… Bir melek nerede diyor? Tam burada. Sağ omzun üstünde. Bu, diğer meleğin emiridir diyor. Bak, soldaki memur bu amir. Emir, lider demektir. Yönetici… Allah’ımızın merhametine bakın! Ya soldaki meleği sağdakine emir yapsaydı? Bak, sağdaki soldakinin emiri. Soldaki bir günah yazmak istediği zaman, bir günah işlediğimiz zaman biz Peygamber değiliz günah işliyoruz, istemeden de olsa bazen kayıyoruz. İşlediğimiz zaman soldaki melek sağdakine diyor ki: Yazayım mı abi? Sağdaki şöyle diyor: Cık, bekle! Belli bir zaman geçiyor, belli bir saatler geçiyor. Bir daha söylüyor: “Yazayım mı, kilitleyeyim mi abi?” Soldaki illa yazacak. Oraya yazıldı mı sağlam bir tövbe yapmadan mümkün değil geçmez. Sağdaki ne diyor? “Hayır, bekle. Tövbe edecek inşallah.” Bak, hep sağdaki olumlu bakıyor. Optimist… Olumlu bakıyor… “Bu tövbe edecek, bu Allah’a tövbede bulunacak. Allah da o soldaki yazıyı sildirecek” diyor. Soldaki üçüncü defa deyince belli bir saat sonra yazayım mı diye, sağdaki diyor ki: Tamam, yaz! “Ama bak akşamleyin tövbe ederse yatmadan önce yine sil ha!” diyor. Sağdaki meleğe Allah emirliği vermiş. Soldakine verseydi ne olacaktı? Sağdaki melek bir sevabımızı gördüğü anda yazayım mı abi diyecekti. Ama Allah böyle yapmadı. Şimdi soldaki melek gördü. Hocanın dükkanına bugün bir bayan geldi, bir kilo koku sürünmüştü, hoca kokuyu aldı ve etkilendi. Soldaki melek amir olsaydı ne olacaktı? “Hocaya kilitledim bir günah” diyecekti. Ama ne oldu? Hoca dedi ki: Allah’ım sen beni affet! Kadın kokuyu sürmüş bir kilo ne yapayım şimdi, burnumu da engelleyemem. Aldım bu kokuyu bir kere. Haz da geldi, lezzet de aldım. Allah günahımızı affetsin. İslam, kadının dışarıya çıkarken koku sürmesini yasaklamıştır, bundan dolayı. Rasulullah Aleyhisselam ne buyuruyor? Bir kadın sokağa çıktığında koku sürerse kokuyu alan da, kokuyu veren de zanidir. Zani ne demek kardeşler? Zina eden. İkisine de küçük bir zina günahı yazılır. Şimdi o vesile oldu. Hem ben günaha girdim, hem o kadın vesile oldu. Kadın iki tane günah aldı, çünkü beni de günaha sokmaya vesile etti. Ben bir tane aldım. Allah beni ve bu kadını affetsin. Amin. İnşallah sohbetimi seyrediyordur belki ayıkır, uyanır bir tövbe eder. Bir daha da koku sürerek çıkmaz. Allah, merhametinden dolayı sağ tarafa emirliği verdi kardeşler. Bu Allah’a şükretmemiz lazım gelmez mi? Sonra ne diyor Efendimiz Aleyhisselam? Sağdaki melek yaptığı her iyiliğe bire on sevap yazar. “Günahları sevaplarından fazla gelenlere yazıklar olsun!” buyurdu Efendimiz Aleyhisselam. Neden? Günahlar bir bir yazılıyor, sevaplar on on yazılıyor. Matematik diye bir şey var ya. Sen eğer bu bir bir yazılan günahı sevaba fazla getiriyorsan ahirette, senin ticaretin beş para etmez. Senin kafan çalışmıyor demektir. Efendimiz Aleyhisselam devam etti: “Bir iyilik yaptığında o buna karşılık on katı sevap yazar. Ama bir kötülük işlediğinde solda bulunan, sağda bulunana: ‘Yazayım mı?’ diye sorar.” Bak, Resulullah Aleyhisselam nasıl detaylı tarif ediyor. Yazayım mı? O da: “Hayır, bekle! Belki tövbe eder.” der. Bir günah işlediğiniz zaman kardeşler, Allah aşkına aklınıza tövbe gelsin. Ya hocam ben tövbe ediyorum ama aynı günahı bazen bir daha işliyorum, bazen yine kanıyorum. Kardeşim! Bin kere bile günah işlesen, bin kere tövbe et! Yarına çıkıp çıkmayacağın belli değil. Allah’tan başka bizi affedecek bir kudret de olmadığına göre, biz yine her defasında O’na yöneleceğiz. O’nun yüzü var. Devamlı bizim tövbe etmemizi istiyor. Devamlı bizi bekliyor da, bizim niye yüzümüz olmasın Allah’a tövbe etmeye? Hayatının sonuna kadar sen günah işleyeceksin, istediğin kadar sakınmaya çalış. Hele ki ahir zamandayız. Şu halde, devamlı yüzünü ona döneceksin. Zaten istesen de istemesen de, Kur’an diyor ki: “Nereye dönseniz yüzünüz Allah’adır.” Günah da işlesen yüzün Allah’ta, sevap da işlesen yüzün Allah’ta. Şu halde, itiraf et Allah’a ve tövbe et! “Belki tövbe eder” der. Soldaki melek üç defa böyle deyince sağdaki: “Evet, artık yaz! Allah bizi ondan kurtarsın!” Bak şimdi sağdaki melek dua etmeye başlıyor. “Allah bizi ondan kurtarsın!” “O ne kötü bir arkadaş!” Günaha girdik ya biz, sağdaki şimdi bize veryansın yapıyor. “Ya kardeşim biz senin arkadaşınız ya!” “Devamlı seni takip ediyoruz ya!” Basit bir örnek vereceğim; Sağ tarafında ve sol tarafında birer tane kamera olsa… Hani o bisikletçiler var ya şimdi… Bisikletle dağlarda, bayırlarda sürüş yapıyorlar. Tam alınlarının üzerine kamera koymuşlar, onu sosyal medyaya veriyorlar, tıklanma alsınlar diye. Aynı bunun gibi sağında solunda iki tane kamera olsa o işlediğin, rahatlıkla işlediğin, kimse beni görmüyor diye işlediğin günahın var ya, işleyebilir misin o kadar kolay? İşleyemezsin. Ama kameradan daha net ve hata yapma ihtimali olmayan, şarjı bitmeyen, pile ihtiyacı olmayan, harddiski hiç dolmayan iki tane meleğin var senin! Sağda ve solda. Bunlar devamlı “Muakkibât” takip ediyor ve yazıyor. Ama sen kimse görmüyor gibi sağa sola bir bakıyorsun ve yapmak istediğin o günahı yapabiliyorsun. “O ne kötü bir arkadaş! Ne kadar az Allah’ı görüp gözetiyor. Ve bizden ne az utanıyor,” der. Bak, Allah korkusu var bir de kuldan utanma var. Melek kul mudur kardeşler? Melekler de kuldur. Tıpkı cinler gibi, tıpkı şeytanlar gibi. Bunların hepsi kuldur. Hadi Allah’tan korkmadın, bari kuldan utan! “Bunlardan başka önünde ve arkanda iki melek daha var. Bunlar Hak Teala’nın ‘onun, insanın önünde ve arkasında kendisini Allah’ın emriyle gözetleyecek takipçi melekler var’ ayetinde bahsedilenlerdir. Yukarıda okuduğum ayet-i kerimeyi zikretti Efendimiz Aleyhisselam, gördünüz mü? Şimdi bir, iki. İki melek. Önde bir tane var arkada bir tane var. Kaç yaptı kardeşler? Dört! Devam ediyor Muhammed Aleyhisselam… Bir melek de senin perçeminden, kahkülünden tutmuştur. Perçem alın demektir Arapçada. Tam burada. Bir meleğin tek vazifesi var: Ölünceye kadar biz o burdan tutuyor. Sağ eliyle burdan tutuyor. Sen Rabbine boyun eğip, itaat ettiğinde başını yukarı kaldırır. Gittin ya camiye secde ettin, geldi Ramazan zekatını verdin, Ramazan geldi orucunu tuttun, haramdan sakındın. O melek sen secdede başını eğdiğin zaman, rükuda başını eğdiğin zaman, o melek senin alnından tutuyor, havaya kaldırıyor. Bütün şeytanlara karşı seni gösteriyor. Allah buna emretti, başını eğdi. Sadece Allah’a eğdi, ve ben şimdi onun başını kaldırıyorum ve ona bir heybet veriyorum. Sokağa çıktığınız zaman insanların bazılarının yüzlerine baktığınız zaman onda bir heybet, bir nur görürsünüz. Bir alımlılık vardır adamda. Yanına gidip konuşmak istersin, elini tutmak, sarılmak istersin. Bazılarını da gördüğünüz zaman şöyle dersiniz: “Rabbi yessiri gitmiş bu adamın ya.” Yüzü simsiyah. Halbuki adam beyaz tenli bir adam ama yüzünde bir siyahlık görürsünüz. İçki içiyordur ya da zina ediyordur. Ekseriyeti böyledir, yüzü siyah olanların. Bunların Rabbi yessiri, Allah’ın verdiği yüzdeki nur gider. Bu melek diyor ki: Secde ederse ben onun başını kaldırırım. İsyan edip başını diktiğinde, başını yere çeker ve indirir, zelil eder. O kul namaz kılmazsa, oruç tutmazsa, ibadetleri yapmazsa ve haram işlerse bu melek ne yapıyor o dik başını? Alıyor bu perçeminden aşağı indiriyor. O aslında yürürken böyle yürüyor! Ama hakikatte, manada o melek onun başını aşağı çevirmiş. Şeytanlar ona bakıp gülüyorlar, kafir cinler ona bakıp gülüyorlar. Alay ediyorlar. Allah’a isyan eden bir kul diyorlar. Bir bakışta anlıyorlar kardeşler. Kaç oldu? 5 oldu. 2 melek de senin dudaklarında bulunur. Alt dudak, üst dudak. Burada 2 tane melek var. Bana getirdiğini söylediğin Salatü Selamları yazar, kaydederler. Bu meleklerin vazifesi ne? Ne zaman Muhammed Aleyhisselama Salatü Selam getirdin, hemen bu iki tane melek bunları alıyor, anında sanki bir sosyal medyadan, Facebook’tan mesaj gönderir gibi. Tıklıyorsun ya enter’a, mesaj karşı tarafa gidiyor. Melekler anında Muhammed Aleyhisselama bizim selamımızı götürüyor. “Senin Kerem ümmetinin, Erkan ümmetinin, Ömer ümmetinin sana selamı var, Ey Allah’ın Resulü!” diyor. Anında selamımızı bir sosyal medya hızında Muhammed Aleyhisselama ulaştırıyor. Başka hadislerinde Efendimiz Aleyhisselam ne buyuruyor? “Allah bana ruhumu iade eder, ben de ümmetimin selamına icabet ederim.” Hadi gelin bir selam getirelim Efendimiz Aleyhisselama! Allahumme salli alâ seyyidina Muhammedin nebiyy’il ümmîyyi ve alâ âlihi ve sahbihi ve sellim. Allah’ın selamı Efendimizin üzerine olsun! “2 melek de senin dudaklarında bulunur, bana selam getirdiğinde bana ulaştırırlar.” “Bir melek de ağzının içinde bulunur ve ağzından içeri yılanların, çiyanların girmesine engel olur. 2 dudak + 1 tane melek de ağzımızın içinde kardeşler. Uyuduk bir yerde, dışarıya çıktık. Arkadaşlar dediler ki, “Ya hocam gel yeşillik bir alan var orada kamping yapalım, çadırlar falan her şeyi ayarladık, geceleyin orada kalalım.” Gittin orada yattın. Ama hayvanların çok olduğu yer orası. Sürüngeni vardır, akrebi vardır, yılanı vardır. Bir meleğin vazifesi ne? Ağzının içine akrep ya da yılan girmesini engellemek için Allahü Teala sen ölünceye kadar senin başına bir tane koruma dikmiş. Parayla tutsan o koruma senin akrebini, yılanını engelleyemez be. Parayla bir koruma tutsan, onu bulamaz, göremez çoğunlukla. Ama Allah seni o kadar seviyor ve önemsiyor ki sana bu kadar koruma vermiş. Kaç etti kardeşler? 8 etti. 2 tane daha var. 2 melek de iki gözünün üzerinde bulunur. İşte bunlar her insan ile birlikte toplam 10 melektir. 2 tane de tam gözümüzün üstünde kardeşler. Tam şu kaşlar var ya burada. Bunların vazifesi ne? Bizi tozlardan ve taşlardan korumak için bunlar orada beklerler. Gözler insan bedeninin en zayıf, en narin olan yeridir. En ufak bir ince taş ya da cam parçası gelse kör olursun. En incesi. Bu meleklerin vazifesi ne? Bunu engelliyorlar. Gelebilecek olan darbe şiddetini azaltıyorlar. Dikkat ederseniz; bir taş, bir darbe, bir yumruk falan geldiğinde daha çok nerelere gelir? Bu kısımlara gelir. Bunun iki tane sebebi var; 1- Gözü çukur içine koymuştur kemiklerle korumuştur Allahü Teala. 2- İki tane de melek koymuştur oralara. Darbenin şiddetini azaltmak için. 10 melek. Ama sen dedin ki hocam 20 tane var. Allah’ın Peygamberini dinleyin! Sallallahu aleyhi ve sellem. “Toplam 10 melektir. Gece melekleri gündüz melekleriyle nöbet değişirler. Böylece her insan üzerinde görevli 20 melek bulunur,” buyurmuştur. Yine Efendimiz Aleyhisselam’ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Aranızda gece ve gündüz takipte olan melekler vardır. Onlar sabah namazı ve ikindi namazı vaktinde günde iki kez nöbet değişimi için bir araya gelirler. İşte, ‘Sabah namazını eda et çünkü sabah namazı şahitlidir,’ ayetiyle murad edilen şahitlik budur.” O 10 melek sabah namazında bizimle beraber. Ne zamana kadar kardeşler? İkindi vaktine kadar. İkindi namazı İslamiyette orta namaz demektir. 5 vaktin tam ortası. Sabah namazı gelen 10 melek ikindi vaktine kadar bizimle beraber, sonra devir değişiyor, vardiya değişiyor. Diğer 10 melek geliyor, gece sabaha kadar da o 10 melek bizi koruyor. Toplam kaç melek yapmış oluyor kardeşler? 20 melek. Her gün bu 20 tane melek bizim üzerimizde kardeşler.