Evet deli dehşet sorular var. Çok merak edilen sorular var. Ruh çağırma hadisesi var. Yani ruh çağırma olayı nedir? Gerçekten ben birinin ruhunu çağırabilir miyim? Onunla böyle bir irtibat kurabilir miyiz veya senin şu anki halinden haberdar mı? Veya mezaristana gittiğin zaman seni görüyor mu? Seni biliyor mu? Onun bulunmuş olduğu durumdan sen haberdar olabilir misin? Biraz korkulu, biraz gizemli bir mesele. Evet beyler uçuşa geçiyoruz. Bayağı bir sorular birikmiş. Onlara cevap vereceğiz. İlginç bir konu çünkü insan böyle yakınlarını kaybettiği zaman kalbi çok mahzun oluyor. Kimi evladını kaybediyor, kimi annesini kaybediyor. Çok arzu ediyor istiyor ki ya hayattayken değerini bilemediğim annemle bir irtibat, bir konuşma ya ne halde olduğunu şu anda merak ediyorum. Nerede? Kabirde rahat mı ediyor? Kabirde azap mı çekiyor? Beni görüyor mu? Benim halimi biliyor mu? İşte benim çocuklarım oldu, benim hayatım değişti. Benim işte evlendiğimi görmek istiyordu. Şu an benden haberdar mı diye insan gerçekten bu soruların cevabını çok merak ediyor bence. Hani böyle gizem dolu filmler var ya. Fantastik filmler. Bütün fantastik filmlerin fevkinde bir bilgi bugün alacağız. Öncelikle beden ruh ilişkisini bir düşünelim. Beni görüyor musun Bayram? Net miyim? Peki gören cesedin mi, ruhun mu? Düşünen ruhun mu, cesedin mi? Gören ruhtur değil mi? Düşünen, hisseden ruhtur. Yani bunu bir elbise gibi düşün. Tabii elbise olmadan da olmuyor. Hani ruh cesetle birlikte imtizaç etmiş bir şekilde bu dünyada yaşıyor ama Üstad’ın da bir tabiri var ya; ”Göz bir penceredir. Ruh bu alemi o pencereden görür.” diyor. Pencereyi kapattığın zaman ruh göremiyor gibi düşünebilirsinz. Yani bazı sebeplere de tabii ki ihtiyaç var. İşte biz vefat ettiğimiz zaman, öldüğümüz zaman ne yapıyorlar bedenimizi? Bırakıyorlar oraya. Artık ruhumuz devam ediyor. Biliyorsunuz cennet cehenneme geçmeden önce arada bir berzah var. Bir bekleme var. Kabir alemi var. Berzah alemi var değil mi? Dünya, berzah alemi, cennet-cehennem. İşte bu alemi kıyamet kopana kadar yaşıyoruz. Kıyamet kopana kadar bu alemde yaşadığımız zaman da ruhumuzla devam ediyoruz. Cesedimiz nerede? Toprağın altında. Ama Cennet-ül Firdevs’i Cenab-ı Hak bize nasip ederse, cennetin cismani olduğunu daha önce işlemişizdir. Ruh, ceset birleşerek yine orada hayatımıza, cennette inşâAllah devam edeceğiz. Şimdi Efendimiz (asm)’ın kabir hayatıyla ilgili birçok hadis-i şerifi var. Bir tanesinde diyor ki kabir hayatıyla ilgili: ”Ya cennet bahçelerinden bir bahçe ya da cehennem çukurlarından bir çukurdur.” buyuruyor Efendimiz (asm). Yani sen dünyadaki hayatını bitirdiğin zaman Allah’ı razı ve memnun etmişsen berzah alemi senin için çok keyifli, çok güzel bir alem. Şu anda dünya tarihi boyunca ölmüş olan bütün insanlarda berzah aleminde, kabir aleminde. Daha sonra da işte cennet-cehennem olacak ya. Şu anda işte ya cennet bahçelerinden bir bahçede yaşıyor ölen insanlar ya da cehennem çukurlarından bir çukur. Tabii bu bir teşbih. Yani Enes Allah’ı razı ederse, Enes berzah aleminde çok keyifli, güzel bir hayat yaşadıktan sonra hızlı geçen bir vakitle cennete vasıl olacak, Yunus eğer Allah’ı razı edememişse berzah aleminde azap çekecek kıyamete kadar. Bir de sıkıcı zamanlar daha da yavaş geçer sırrınca bitmek bilmeyen bir azapla karşılaşacak. Yani o mezaristanlarda böyle geceleyin 1’de 2’de bazen gidiyoruz ya size ibret için. Yani dünyanın en sessiz yeri gibi gözüken ama yer altındaki insanların çığlıklarını düşündüğün zaman değil mi? Bir Allah dostu öyle söylüyor: “Bakmayın mezaristanların sessiz olduğuna yerin altında çığlık atanların sesini duysaydınız, vallahi ölülerinizi toprağın altına gömmezdiniz.” diyor. Böyle yani en sessiz zannedilen ama aslında en sesli olan yerlerden bir tanesi. İşte toprağın sıkıştırılması… Hani orada tabii ruh acı çekiyor. Ruh hissediyor ama Allah’ı razı edersen, senin ruhun yıldızlarda gezebilir, dünyadaki alemleri Cenab-ı Hakk’ın izin verdiği müddet ve koşullara göre ziyaret edebilir, görebilirsin. Şimdi müminlerin berzah aleminde kendi aralarında bir görüşme var mı? Yani Ali vefat etmiş, gitmiş ahirete. Yunus da gitmiş. Beraberler mi? Birazdan okuyacağız. Hadis-i şeriflerden anladığımıza göre arkadaşlar, berzah aleminde Allah’ı razı ettiysek tabii ki beraberiz. Takılıyoruz, muhabbet ediyoruz. Ya bir de belki şöyle bir rahatlık olacak hani şu an biz azap çekenlerden olmadığımıza göre Allah’ı razı etmişiz ve cennete gideceğiz inşâAllah. Yani sıradaki yapacağımız iş, bir sonraki işimiz Cennet-ül Firdevs olacağının o beklemenin tatlılığı, o beklemenin güzelliği, dünyanın can sıkan, bitmeyen imtihanları; Ağabey işte sınavdı, ağabey işte eşim bana imtihan oluyordu, evladımla imtihan oluyorum. Şöyle oluyor, böyle oluyor. Her şeyin geride kaldığı, kafanın rahat olduğu ve cennete gitmeyi hayal ettin ve Allah Resulü (asm)’la görüşmeyi hayal ettin. Cenab-ı Hakk’ın cemalullahıyla müşerref olacağın bir şeyi beklemenin heyecanı ve mutluluğu içinde çok keyifli bir hayat yaşayabiliyorsun. Peki başka? Ölüler hayattakilerden haber alır mı? Kim var mesela ahirete gitmiş tanıdığın Bayram? Sevdiğin birisi. Acaba senden şu andan haberdar mı? Böyle herkes hatta videoyu izleyen arkadaşlarda şöyle bir ahirete gitmiş, ahiret için yola çıkmış büyüklerini bir düşünsün, küçüklerini bir düşünsün. Şu anda senin halinden haberdar mı? Ben de şöyle bir düşüneyim. Dedelerim, babaannem, anneannem acaba dedemin babası, dedemin dedesi işte soy devam ediyor devam ediyor işte Fatih diye bir çocuk dünyaya geliyor. Fatih işte Türkiye’de, İstanbul’da yaşayan birisi. Ya böyle merak-âver bir şey. İnsanın soyundan gelen insanların ne olduğu, ne durumda olduğu? Acaba böyle bir bilgi akışı var mı? Arkadaşlar, birazdan okuyacağız. Hadis-i şeriflerden aldığımız bilgiye göre dünyadan kabir alemine bir bilgi akışı var. Ve çok acı bir hadise daha paylaşacağım sizinle onunla alakalı, bir hadis-i şerif paylaşacağım. Yani giden haberlerin hepsi olumlu olmadığı için, can sıkıcı haberlerde gidebiliyor. Peki. Bazende kabirlere gidiyoruz, kabir ziyaretlerine gidiyoruz. Acaba onlar bizi görüyor mu? Bir de bizim okumuş olduğumuz Yasin-i Şerifler gerçekten onların kabrine ihya ediyor mu? Onlara çok büyük bir katkı sağlayıp, onları çok memnun ediyor mu? Bütün bu soruların cevabını alacağız. Öncelikle şunu bilelim, Allah’ı razı eden kullar Cenab-ı Hakk’ın lutfuna mazhar. Çok güzel bir hayat yaşıyorlar. Ve Allah’ın izin verdiği şekilde dünyevi yaşanan bazı şeyleri görebilirler, bilebilirler. Ha ben demiyorum ki her şeyi görürler, her şeyi bilirler. Allah onlara izin verirse görürler, bilirler. Yani sen kabrini ziyaret ettiğin zaman, seni görme durumları olabilir. Peki, azap ehli için durum aynı mı? Azap ehli için durum aynı değil. Onlar azaplarını çekmekle meşgul olacaklar. Evet Allah Resulü (asm)’a soruyorlar; “Ölüler birbirini bilir mi?” Diyor ki Peygamberimiz (asm): Demek ki berzah ehlide, cennet ehlide kendi bulunmuş oldukları ortamda da bir sosyal böyle bir ortam var. Anlatabildim mi? Hani berzah alemindeyiz herkes tek başına, herkes bekliyor gibi değilde, orada da böyle bir muhabbetin hasıl olduğu bir ortam var. Tabii azap ehli değilsen. Şimdi burdan neyi aldık? Oraya gidince insanlar birbirleriyle görüşübiliyorlar. Tamam mıyız buraya kadar Bayram? Ashaptan Bişr b. Berâ’ b. Ma’rûr’un annesi sormuş; Ölülerin birbiriyle tanışıp biliştiklerini öğrenince hemen Beni Seleme’den ölmek üzere olan birinin yanına varıp, oğlu Bişr’e onunla selam göndermiştir. Ölmek üzere olan birine gidiyor, hani orada görüşecekler ya, selam gönderiyor. Ve bizim inandığımıza göre, o zat ahirete gittiği zaman cennet ehli olacak şekilde, gidecek ona selamını iletecek ve oradaki mana, oradaki duygu yoğunluğu bence çok tatlı, çok güzel. Evet ne diyor Üstad; İstanbul’da olsa bütün tanıdıkların… Mesela Yunus sen Ankara’dasın. Bütün tanıdığın eş, dost, aile, akraba, herkes İstanbul’da. Bir tek sen kalmışsın Ankara’da. Gitmek istersin değil mi? Evet kardeşlerim, bizimde sevdiğimiz insanlar; başta Peygamberimiz (asm), Hz. Davut, Hz. İsa, Hz. Musa, Hz. Adem, Hz. Yusuf, Hz. İbrahim. Hepsi kabrin öteki tarafında. Gitmişler, Allah’ın veli kulları ahiretin öteki tarafına gitmişler. Ve burada kalan, tanıdığımız eşimiz dostumuz dediğimiz insanlarda ahiretin öteki tarafına gidecekler. Yani asıl kavuşma yerimiz orada. Ve şu anda ölürsen Furkan, bu zatlarla berzah aleminde görüşüp, tanışıp muhabbet etme imkanımız olabiliyor. Hani size dedim ya bazen acı manzaralar da olabiliyor. Bakın iki hadis paylaşacağım sizinle. Birinde diyor ki Efendimiz (asm): Ne varmış orada? Bir karşılama varmış. Rahmet ehli karşılıyor. Şimdi diğerine geçiyorum: Uzun süre görmediğin birisi gibi düşün. Kavuştular tamam. İşte ne oldu? Müslim berzaha gitti. Orada bir kavuşma anı var. “…o şekilde karşılarlar ve falan filan nasıldır, diye sorarlar.” Dünyadaki birilerini soruyorlar sana. Bu esnada yeni ölmüş olanın ruhunu getiren melekler derler ki: Yani Müslim’e soruyorlar, falan filan ne oldu? Müslim diyor ki: “O benden önce ölmüştü, derse;” Onlar şöyle cevap verirler: Yani anladınız mı mevzuyu? Müslim diyor ki: “O benden önce ölmüştü.” Hani sizin onu zaten karşılamanız lazımdı. Biz karşılamadık. Ha o zaman azap ehli olmuş. Berzahta azap çekmeyenler toplanıyorlar, konuşuyorlar ya. Bize gelmedi. O zaman azap ehli olmuşlar diyerek, üzülmeye başlıyorlar. Yani biz de kıyametle ölmezsek, bizim içinde böyle bir şey olabilir Yakup. Yani birini karşılıyorsun, berzah alemine gitmişsin, Allah’ı razı etmişsin. Birini karşılıyorsun ve soruyorsun; İşte ağabeyim ne oldu? Annem ne oldu? Küçük kızım ne oldu? Eğer sana derlerse, o benden önce ölmüştü. O zaman üzülmeye başlıyorsun. O yüzden üzülmemek için, bu hakikatleri ailelerimiz başta olmak üzere herkese anlatmamız lazım ya. Ama biz ne yapıyoruz? Ailemiz dışındaki herkese öncelik verip, onları sanki cennet ehliymiş gibi veya ne bileyim onlara nasihatımız tesir etmiyormuş gibi davranıyoruz. Evet beyler. Eyyûb el-Ensarînin de şöyle dediği rivayet edilir: Yani neyi öğrenmiş olduk? Dünyada yaşamış olduğumuz şeylerden ahirete gitmiş olan büyüklerimiz veya küçüklerimiz haberdar olabiliyorlar. Bu alemle aralarında bir haberleşme var. Ve yeni gelen ve aralarına yeni katılanlardan bu bilgileri aldıklarına dair hadis-i şerifler okundu. Buraya kadar tamam mıyız? Tamam. Peki hayattakilerin berzahtakilerle görüşme imkanı var mı? Yani biz görüşebilirmiyiz? Bir diyalog kuarbilirmiyiz? Bu ikiye ayrılıyor arkadaşlar. Bir uyanıkken, bir de uyurken haberleşme tarzında var. Bunun delili nedir? Efendimiz (asm)’ın Miraç’la kendisinden daha önce vefat etmiş olan peygamberlerle görüşmesidir. Kimlerle görüşüyor semanın farklı tabakalarında? Hz. Musa ile görüşüyor mu? Hz. İsa ile görüşüyor mu? Demek ki daha önce vefat etmiş olanlarla böyle bir görüşme imkanı var. Kaldı ki ayet-i kerime Zuhruf Sûresi 45. ayette Allah buyuruyor ki: Peygamberimiz (asm) ile aynı zamanda yaşayan başka bir peygamber olmadığına göre Efendimiz (asm) peygamberlere nasıl soracak? Ya Miraç’ta soracak, bazı müfessirler bunu söylemişler. Ama müfessirlerin çoğu bunun sadece Miraç’la kısıtlanabilecek bir ayet olmadığını, Efendimiz (asm)’a Cenab-ı Hak diğer peygamberler ile görüşme imkanını da hayatı boyunca nasip ettiğini, savunan taraf daha ağır basıyor. Yani daha önce vefat etmişlerle bir haberleşme kurulabilir mi? Evet kurulabilir, uyanık haldeyken. Onun dışında büyükleriniz böyle sizi kabir ziyaretine götürürler mi? Böyle dedelerinizi ziyaret eder misiniz? Bir adabı vardır o işin değil mi? Girersin böyle mezaristana dersin ki: “Esselamu aleyküm ya ehlel kubur!” Ey kabir ehli yani onlara sesleniyorsun. Sonra selamı onların yerine kendin alırsın. “Ve aleyküm selam ya ehli dünya.” Yani biz ne oluyoruz? Dünyada yaşadığımız için dünya ehli oluyoruz değil mi? Şimdi Efendimiz (asm) böyle bir şey öğretiyor mu bize kabir ziyareti ile alakalı? Peki eğer kabirdekilerle aramızda yani onların bizi görme gibi bir durumu hiç yoksa biz niye selam veriyoruz, niye selam alıyoruz değil mi? Yani zaten ölülerimiz ile ilgili yapabileceğimiz şey zaten bu. Elden arkadan bu gelir yani. Nedir? Onların arkasından Fatiha’lar okumak, Yasin’ler okumak, hatimler okumak, Cenab-ı Hak onların azabını hafifletiyor, azap ehliyse. Belki de senin; Ya ben onun ölümüne çok üzülüyorum, dediğin kişinin arkasından okumuş olduğun gerçekten seviyorsan zaten bunu yaparsın değil mi? Gerçek sevginin göstergesi budur. Yasinler okursun, tebarekeler okursun, Fetihler okursun, hatimler indirirsin, onun ruhuna gönderirsin. Belki de senin okuduğun sûreler vesilesiyle onun azabı tamamen bitip, belki de o azaptan kurtulup berzah aleminde keyif eden insanların zümresine dahil olup, sen öldüğünde de seni karşılayacak birisi olabilir. Eğer bu dünyada kaybettiğimiz insanları gerçekten seviyorsak Gökay, arkasından göndeririz. Her gün göndeririz. Eğer azap ehli değilse de makamı yükselir. Cennetteki makamı yükselir yani. Asla boşuna gitmez. Allah’ın veli kullarının Efendimiz (asm) ile olan görüşmeleri var. Biliyorsunuz bazen rüyada şeytan peygamber kılığına giremediği için o rüyalar sadık rüyalar. Yani sen Efendimiz (asm)’ı rüyada gördüysen, şeytanın onun kılığına giremediği için Efendimiz (asm)’ın şekline de uyuyorsa, bize siyer kaynaklarında anlatılan Efendimiz (asm)’ın yüzünü, endamına uyuyorsa hiçbir problem olmadan onun şeytan olmadığına, sadık rüya olduğuna inanabilirsin. Şimdi demek ki Efendimiz (asm) ile böyle görüşme tarzında bir rüya olayı olabiliyor. Bir de yakazaten olabiliyor. Ne demek yakazaten? Uyanıklık ve uyku arası bir alemdir değil mi? Yakazaten Efendimiz (asm) ile görüşen birisini okuyacağım size. Demek ki sadece Celâleddin Süyutî değil, birçok alim, birçok muhakkik Efendimiz (asm) ile yakazaten görüşmüş. Peki ne yapmış Celâleddin Süyutî hazretleri? Uydurma hadislerden sahih hadisleri birbirine ayırt etmek için Efendimiz (asm) yakazaten ona ders vermiş. Yani bu sözüm benimdir, bu söz benim değil diye bizzat Efendimiz (asm) dan yakazaten ders almış. Yani görüşmeler bu şekilde oluyor arkadaşlar. Bir de bazen böyle vefat etmiş insanlar sevdiklerinin böyle rüyasına girip, bazı çok ilginç ve kimsenin bilemeyeceği bilgileri veriyorlar. Bu da böyle bir görüşme sayılabilir. Bizim böyle çok sevdiğimiz bir aile dostumuz işte Nasuh ağabey ve Hafız Fatma’nın hikayesi. Nasuh ağabey çok dindar birisi. Bizim eski komşumuz. Hakikaten böyle yüzüne baktığın zaman çok nurani. Eşi de hafız Fatma’da çok dindar birisi. Ve bu okumuş olduğumuz Risale-i Nur tefsirine de fevkalade vakıf insanlar. Bunların Sevde isminde bir kızları var. Evlendiriyorlar İstanbul’a. İşte yirmili yaşlarda bir kız. Kız evlenmiş gitmiş ve Sevde’nin hikayesi de ilginç. Sevde hafız bir kardeşimiz. Babasının çok büyük bir hayali var. Evlatlarından birisinin hafız olmasını istiyor. Ama bir türlü olmuyor. Hafız Fatma teyze ile Sevde aralarında bir anlaşma yapıyor. Diyor ki: “Var mısın Sevde, ben sana hafızlık dersi vereyim odada, babandan gizli bir şekilde seni hafız olarak yetiştirelim ve bir gün babanın karşısına çıkıp, hafız olduğunu babana söyleyip babanı sevindirelim. Hem çok sevinir, böyle bir hayali var.” diye. Hakikaten bir gün öyle oluyor. Yani gizli gizli odalarda çalışıyorlar. Belki de normal Kurân-i Kerim okuyor gibi gözüküyorlar. Öyle zannediyor, bilmiyorum. Sonra bir gün babasının karşısına çıkıyor, işte “Babacığım, ben hafız oldum.” diyor. Okumaya başlıyor filan. Tabii çok… Bir baba için çok duygusal bir an. Yani ciğerparesi. Daha sonra gel zaman git zaman evleniyor yirmili yaşlardayken. İstanbul’a Sevde kardeşimiz evleniyor. Eşinin psikolojik bazı problemlerinin olduğunu fark ediyorlar ve ilaçlar kullanıyor. O günde eşi ilaç kullanmıyor, dengeyi sapıtıyor ve o gün bir sitenin çok yüksek katlı bir apartmanının balkonundan Sevde’yi tutuyor adam aşağıya fırlatıyor. Yüksek yerden çakılarak vefat ediyor kardeşimiz. Onun gözünden aşağıya doğru o anki anı düşündüğü zaman insan yüreği kaldırmıyor ama onunla ilgili birazdan ilginç bir şey söyleyeceğim. Bizim tahmin ettiğimiz gibi bir şey olmuyor. Tabii çok kötü olan şey şu o haberi, o anneye o babaya ciğerparesini bu dünyadan ayrıldığını söyleme haberini iletmek çok zor. Belki aşağı çakılırken o kızın hissettiği kadar zor olan bir şey varsa, o haberi iletmek ve o haberi almak. Haber ulaşıyor tabii. Eriyorlar bitiyorlar. Babası annesi çok farklı bir ruh haline giriyorlar. Hatta bizim eve gelmişler, annesi böyle kadın erimiş. Babası farklı bir ruh haline girmiş. Hemen hemen her gün mezaristana gidiyor. Kızının kabrini ziyaret ediyor. Diyor ki eve gelince: “Fatma, kızımızı ziyaret ettim bugün.” “Nasıl kızımız Nasuh?” diyor. “Çok güzel, cennet bahçelerinde geziyor bizim kızımız.” diyor. Onu böyle teselli ediyor. Hani şey diyorlar acıların en büyüğü evlat acısıymış, öyle diyorlar. İşte yaşadığın en büyük acıyı düşün o acı değilmiş yani. Ağlaya ağlaya duygusal böyle dersler yapıyor Nasuh ağabey. Tabii böyle durumlarda Cenab-ı Hak insanın kalbinin dayanmakta zorlandığı zamanlarda kullarının ruhunu rüyalarla okşar. Nitekim böyle bir şey oluyor. Sevde’nin erkek kardeşi bizzat anneme anlatmış arabada giderken. “Ben Sevde’yi gördüm rüyamda.” demiş. İşte nasıl gördün oğlum filan. Sevde bana diyordu ki: “Kardeşim burada insanları iki kez hesaba çekiyorlar. Ve kardeşim hesap çok zor. Hesap çok zor kardeşim. Ne olur çok çalış. Çok ibadet et, çok hizmet et. Burada inanları iki kez hesaba çekiyorlar ve bu hesap çok zor kardeşim.” deyince… Erkek kardeşi diyor ki: “Sevde sen ne yaptın?” Dünyanın en güzel iki kelimeli en basit cümlesini kuruyor. “Ben geçtim.” Bu iki kelimeyi duymak için veremeyeceğiniz bir şey var mı? Benim yok. Fatih ne olacağı belli değil. Cennet ehli mi, cehennem ehli mi? Kabirde azap mı çekecek? Dünyada ne yaşayacağı belli değil. Fatih’le ilgili deniliyor ki: “Fatih geçti.” “Yunus geçti. Bayram geçti.” Ben geçtim nasıl bir cümle ya? “Ben geçtim.” Bir cümle bu kadar basit olup, bu kadar güzel nasıl olabilir değil mi? Böyle bir şeyi duymak için kardeşlerim veremeyeceğiniz bir şey var mı? O zaman kendinize bir sorun. Belki de veremeyceğiniz bir şeyler var. Bakın şöyle hayatınızdaki salih amellerin azlığına. Bakın hayatınızdaki günahlara. Demek ki veremeyeceğimiz bir şeyler varmış. Herkes kızın arkasından ağlıyor. Tabii hafız çok saliha bir kız yani. Tabii Allah bilir cennete gidip gitmeyeceğini ama böyle bir rüyada çok tatlı, çok güzel bir rüya. Yani belki herkes o kıza ağladı ama belki de o kız dünyadakilerin haline bakınca bir gülmüştür. Şu an berzah aleminde sevdiklerinin ona kavuşmasını bekliyor belki de. Ve daha sonra başka birisinin rüyasına daha giriyor. Diyor ki: “Ya anneme söyleyin bu kadar üzülmesin. Beni balkondan aşağı attılar, çakıldım diye üzülüyor… Anneciğim ben aşağıya çakılmadım. Böyle merdivenden iner gibi, melekler beni indirdi anneciğim. demiş. Daha sonra yine birisinin rüyasına giriyor ve evinde saklamış olduğu altınlar varmış. Meselemiz ile alakadar olan kısım bu. Haberleşme, onlardan bize gelen haber. Yani kızın bildiği belki kocasının bile bilmediği altınları zulaladığı yer. Rüyasına giriyor, altınlar şurada şurada diyor. Babası da gidiyor giriyor evin içine. Zulaladığı yerde eliyle koymuş gibi onu buluyor çıkartıyor. Yani arkadaşlar işin özeti şu: Vefat etmiş yakınlarımız bizden haberdar olabilirler. Buradan oraya haberler gidiyor. Siz onlara sevaplar gönderebiliyorsunuz. Onların azabının hafiflemesine veya berzah aleminde daha güzel bir hayat sürmelerine, cennete vasıl olmalarına vesile olabiliyoruz. Biz onlarla haberleşebiliyor muyuz? Evet haberleşebiliyoruz ama bu onların ruhlarını çağırmak tarzında değil. Hani filanın ruhunu çağıralım, dedemin ruhunu çağıralım onunla konuşalım değil, o konuştuğun şey deden olmuyor anlatabildim mi? Ona da dikkat etmek lazım çünkü çok suistimal edilebilen bir şey.
Ölen Kimsenin Ruhu Dünyayla İrtibat Kurabilir mi? Mezarına Gelenleri Görür mü?

