“Çağın Gözünden Bediüzzaman” Belgeseli Fragman

En zor zamanlarda dik durmayı bilmiş en zor zamanlarda söylenmesi gereken sözü ertelemeden söylemiş Bir kartopu gibi yuvarlanarak büyüyen bir dava bir iman davası bir istikamet davası bir ehli sünnet ve cemaat davası Kur’an ‘ ın bu asra bakan ayetlerinin Efendim Risale-i nur açılımıdır İstihdam-ı İlahi dediğimiz bir şeye inanmamız lazım Allah dönem dönem dinine hizmet etmek için Birilerini seçer o seçtikleri Allah ‘ ın fidanlarıdır.Ve Allah seçtiği fidanları diker. Said Nursi Rahmetullahi Aleyhin yaşadığı zorlukta bir zaman Bir de Moğolların Bağdat’ı işgal ettiği zamandır. Küçük merhametli bir Said-Nursi’de var.Çok yufka yürekli Ama bir taraftanda küfür ile mücadele ederken Bin Başım olsa feda olsun Şeriat-ı Garra’ya diyen bir Mücahit’de var karşımızda Bu zamanın Mütefekkir insanının yani Mütemadiyen sual soran ve anlamak isteyen insanının Aradığı suallerin cevabının mecmuasıdır.

Çocuk Kanalı PONÇİKLER Açıldı :)

İngilizce

Hi guys, welcome to Poncikler channel We want to say what we are going to do in this channel Enjoyable challenges, Grounded quizzes, Stories and scenes from Hz. Muhammed (sav)’s life We talk about the companions of the Prophet Muhammed and Islamic scholars’s life, and Islamic informations Don’t forget subscribe, like the channel and comment for being informed our new videos Poncikli days :))

İNSAN YİYEN BU VAHŞİLERİ İYİ TANIYIN! – SERKAN AKTAŞ

Evet, gıybet şöyle bir şey ki gıybet yapan adam hiçbir zaman gıybet yapmaz yani yaptığını kabul etmez, binbir türlü tevil yapar ona bir kılıf uydurur hatta şöyle başlarlar ve şöyle söylerler ben yüzüne de söylerim ama yüzüne de söyledim ama bunu herkes biliyor ama haklıyım ve ezan okununca gıybete son verilir. Aman aman susun günahını almayalım derler. ve özellikle şöyle başlarlar benden duymuş olma ama üç nokta (…) İntro evet bunlardan herhalde 1. si kıymalı kuşbaşılı elbette böyle değil ama gıybeti eğer lokantada yapıyorsa herhalde böyle olabilir orasıda ayrı bir durum neyse gıybet çeşitlerini konuşacak olursak bunlardan birtanesi bizzat kişi hakkında yapılan dedikodu, gıybet 2. si mimiklerle yapılan gıybet 3. sü fitne doğuran, vesvese verdiren gıybet ya Alperen aslında sana bir durum anlatmam lazım ama ya bizim Eyübü Kent meydanında gördüm yani nasıl anlatayım ya? Aslında iyi çocuk ya, yani kötü niyeti yoktu ama anlatsam şuan aklım çıkar yani ama anlatmıcam ya boşver e bilader saten yani anlatmadan sen şüpheye düştün demi? acaba lan ne oldu yani? bir sürü kötü haller aklına geçti demi işte ne kadar dehşetli bi hal yani? o durumda bile sana birsürü şüpheler verdirdim. Suizan’a düşürttüm seni. İşte buda dehşetli bi gıybet oluyor anladın mı? o yüzden çık git hadi. yürü. bi video çekicez diye kendini hemen ünlü havalarına sokuyorsun. Yüzüne söyledim burda, gıybet olmadı. neyse 4. sü iftira ile beraber yapılan gıybet bide tabii bunun kullanıldığı, yapıldığı ortamlar var bunlardan en yaygın olanları, kadınların altın günleri kahvehaneler siyaset ortamları ve maalesef.. Teyzelerden oluşan komşular konseyi, bunu annesi olanlar iyi bilir futbol, ve ırkçılık. ve sonuncusu hırslı ve düşmanlık besleyen ve kıskanç ve suizan yapan insanların bulunuğu ortam en dehşetlisi şimdi ayeti hatırlıyalım. اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَأْكُلَ لَحْمَ اَخ۪يهِ مَيْت ölmüş kardeşinin etini yiyor musunuz yani sizden biri ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? arkadaşlar, malum oldu üzere, biliyorsunuz ki ayetin başındaki “ء” sormak yani ağya manasındadır ordaki “ağya” “acaba” demektir. o zaman gel ayetin başına koyalım. acaba sizden biri ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? işte oradaki o sormak mânası su gibi ayetlerin bütün kelimelerin arasına böyle teker teker giriyor. yani her kelimede gizli bir huküm varmış gibi bize onu gösteriyor. işte 1. ء ile der ağya yani acaba sual ve cevap mahalli olan aklınız yok mu ki? Bu derece çirkin bir işi anlamıyor. yani kuranın bize hitabında gıybet işini akılsız insanlar yapar diyor. ayetin 2. kelimesi sever misiniz bundada ağya yani yine acaba sevmek ve nefret etmek mahalli merkezi olan kalbiniz bozulmuşmu ki en menfur, tiksinç işi sever yani kalbi bozulmuş kişiler gıybet yapar diyor. arkadaşlar 3. kelime olan sizden biri buda, cemaatten hayatını alan hayat-ı içtimaiye’ye, bulunduğu sosyal hayata ve medeniyetiniz’e ne olmuş ki? böyle hayatınızı zehirleyen bir ameli kabul eder işte suizan besleyen adam gıybet eder. işte böyle bir “insafsız” toplum içinde fesat aleti olur. Bulunduğu ortamı her zaman bozar. 4. Kelime olan Şimdi ise bir şey’i yemek yani insaniyetinize ne olmuş ki? böyle canavarcasına arkadaşınızı dişle parçalama için yapıyorsunuz gıybet yapan adam bu 4. Kelimeye göre vahşi leş yiyen hayvan hükmüne geçiyor. çünkü parçalama işini kim yapar? Sırtlanlar Akbabalar Vahşi hayvanlar 5. Kelime olan “kardeş”‘i konuşcaz buda hiç rikkat-i cinsiyeniz, hiç sıla hira ilminiz, akrabalarla bağınız yok mu ki? böyle çok ciyetlerle kardeşiniz olan bir mazlumun şahsı manevisini onun, Hayatını insafsızca parçalıyorsunuz, dişliyorsunuz. yani hiç aklınız yok mu ki? kendi ağzanızı, kendi dişinizle divane gibi ısırıyorsunuz. işte akrabasına, anne babasına, öz kardeşlerine faydası olmayan, onlar hakkında gıybet eden sence ne kadar hayırlı bir insan olabilir? ve son kelime olan; “ölü, ölmüş halde” burdada şunu söylüyor aslında vicdanınız nerede? fıtratınız bozulmuş mu ki? en muhterem bir halde bir kardeşinize karşı, etini yemek gibi en müstekbir’e, en çirkin bir işi yapıyorsunuz. vicdanı olmayan adamın mizan ve muvazene’si o dengesi kaybolur. ve mihenk taşı olmaz doğruyu yanlışı ayıramaz işte vicdansız adam, Allah korkusundan uzak olduğu için Kork Allah’dan korkmayanlara yani kardeşim, KORK! Gıybet yapandan! işte gıybet ehli adavet yani düşmanlık hissiyatı besliyenler ve kıskançlıkla inatla hareket edenlerin en çok kullandıkları alçak bir silah dır izzet-i nefis sahibi, bu pis silaha tenezzül etmeyip onu kullanmaz yani düşmanımı gıybetle ceza vermekten nefsimi yüksek tutuyorum ve öyle pis bir şeye tenezzül etmiyorum der. çünkü gıybet, zayıfların ve aşırı ruhlu olanların silahıdır. gıybet o dur ki gıybet edilen adam o anda hazır olsaydı, burada bulunsaydı ve işitseydi çirkin görüp, darılacaktı. ve şöyle bir durumda var aslında Eyüp şimdi Adam diyor ben doğru söylüyorum diye yahu adam zaten burda değil ve sen o yaptığı şeyi söylerken arkasından konuşurken bu doğruysa E gıybet doğru mu? ve bu dediğin doğru değilse hem gıybet hem iftira oluyor iki katlı çirkin bir günah oluyor. bu kısmı kaçırıyor insanlar yani o kişi hakkında doğruyu söyleyince gıybet olmuyormuş zannediyo sen doğruyu söylesen bile o gıybet oldu, dedikodu oldu bide yalan karışırsa işte iftira oldu ve beni en çok korkutan yer bence sende bundan titremelisin yoksa gıybet, ateş odunu yer bitirir. gıybet dahi bütün salih amellerini yer bitirir. eğer bir ortama girdin orada gıybet edildi ve sen o durumdan hoşnut olmadın ve oradan da ayrılmıyorsun o gıybeti duyuyorsun ya gıybet’e ortak oldun ya kardeşim ondan tövbe etmek gerekiyor ve gıybet ettiğin kişiye rast geldiğin zaman veya o gıybet edilen kişiye rast geldiğin zaman şunu söyle kardeşim bana hakkını helal eder misin? diyerek ondan helallik al kardeşim bide arkadaşlar şu durum var mesela bilmeden gıybet günahına girdiniz veya bilerek girdiniz ve bazen öyle hal oluyor ki o kişiye gidip helallik istiyemiyorsunuz o kadar çok gıybet etmişsiniz ki ona söylemeye yüzünüz yok dimi? o zaman şöyle yapın her namazınızda her dua ettiğinizde o gıybet ettiğiniz kişi için Cenab-ı Hak’dan af dileyin o kişiye bizzat ismine dualarda bulunun inşallah Cenab-ı Hak ahirette sizleri helalleştirir. Altyazının hepsi : GaripBilgiler (1 saat 30 dakika emek verdim)

Ateist VS. Müslüman 2 – Sebepler (Kısa Film)

İyi güzel anlatıyorsun Allah yarattı felan da… senin Allah yarattı dediğin her şeyi bugün bilim açıklıyor zaten Mesela bir elmayı Allah yarattı diyorsun değil mi sen ? Evet Hıh işte bilimde diyorki bu elmanın oluşması için tohum toprağa düşünce… ona hemen gerekli olan su, ısı, oksijen sağlanır ve tohum çimlenmeye başlar. Sonrasında topraktaki minerallerden faydalanarak filizlenip ağaç olmaya başlar ve büyüdükçe artık en sonunda elma veriyor yani bılg diye içten oluşmuyor. Gördünmü yani tabiat bu işleri sırayla yapabiliyor zaten. Bunun için illa biri yarattı demek şart mı ? Şimdi beni dikkatli dinle tamam mı ? Sanatlı ve hikmetli birşey oluşması için 3 şey lazım… bilgi, irade ve güç Bunlardan bir tanesi bile eksik olursa sanatlı ve faydalı bir şey yapılamaz Mesela masa Ben bu masayı yapabilmek için masayı yapmayı bilmem… masayı yapacak güce sahip olmam ve masayı yapmayı seçebilmem lazım Otursana Mesela benim masayı yapacak iradem ve gücüm var ama bilgim yok. Masa yapmayı bilmiyorum masayı yapamam. yada masayı yapacak bilgim ve gücümde var ama iradem yok … masa yapmayı seçemiyorum yine masa yapamam Bunun gibi bu unsurlardan bir tanesi veya birden fazlası eksik olursa… ben sanatlı ve hikmetli bir iş yapamam… cansız bir masa olsa bile şimdiii sen ne okuyodun ? biyoloji o zaman tohum yapısını falan incelemişsindir yani peki tohumu incelerken içinde beyin, akıl gibi bir şeye rastladın mı ? yada toprakta, güneşte, suda, havada sadece akılda değil yani ilim, irade, güç gibi unsurlara da rastlamamız gerekiyor bunlardan herhangi birisini gördünmü ? hayır tabi ki de onların çoğu cansız varlıklar İşte olayda bu zaten onlar cansız maddeler toprakta bunu yapacak ilim, irade ve güç yok ve sadece toprakta değil ne havada ne güneşte ne suda hiçbirisi yok En basit masayı oluştururken bile birisi yoksa yapamayız demiştim yani bunun hiç birisi bu unsurlarda yoksa bu işler nasıl yapılıyor? Demekki bu unsurlar elmanın meydana gelmesinde sadece birer sebepler… sebepleri ise tesiri yani bir etkileri yoktur sadece birer perde hükmündedirler Aynı kanunlar gibi mesela bugün kapalı alanlarda sigara içmek yasak . ama birisi kapalı alanda sigara içtiği zaman ordaki tabela kalkıp müdahale edemez değilmi çünkü kanunlar iş yapmaz Kanunları koyan kişi iş yapar. Öyleyse kanunlara, sebeplere, ağaçlara, topraklara bunlara hepsini… bu mükemmel işleri yaptıran sonsuz ilim, irade ve güç sahibi… bir zatın olması şarttır . Sonsuz diyorum çünkü bir elma çekirdeğini bütün kainata hizmet ettiren senin benim gibi tabiat gibi, atomlar gibi aciz olamaz o yüzden biz ona her şeye gücü yeten Kadir-i Zülcelal’ i olan Allah diyoruz Sen ne diyorsun? Yani bilemiyorum dediğin şeyler doğru ama biraz düşünmem gerekiyor. İyi düşün ama biraz acele et çünkü toprak altına girdikten sonra düşünmek için çok geç olacak…


İngilizce

-So, it’s OK dude, but the science explains everything that you say “Allah created them” For example, you say that Allah created the apple right? +Yes -So, the science says that when an apple seed falls to soil, the water,heat,oxygen which it needs are supplied and the seed starts to grow up. Afterwads, it uses the minerals within the soil to sprout and becomes a tree. And in the end, it fruits as it grows. So it doesn’t come into existence suddenly from absence. You get what I mean,right? The nature can do these stuff by itself already Do we have to say “Somebody created it” ? Now, listen to me carefully, OK? An artistic and wise work needs 3 things to become existence: Information, determination and power. If one of them is absent, an artistic and useful thing can not be done. For example, the table. I have to know how to make it, have to have the power to make it, and have to be capable of choosing making a table, to make this table. Have a sit, please. For example, I have the will (determination) and power to make the table. But I don’t have the info, I don’t know how to make a table. I can not make the table. Or, I have the power and the info But I don’t have the will. I’m not capable of choosing to make it. Again, I can not make it. As you see, if one or more of these 3 elements is absent, I can not make an artistic & wise work. Even if it is a lifeless table. Now, what are you studying? -Biology. +So, you’ve examined the structure of the seed, right? -Of course I have examined. +So, did you find something like brain or mind while you were examining? Or in the soil, sun, water, air? Not only the mind, we have to find the info, the will and the power also. Did u find one of these in the seed? -No, of course. Many of them are lifeless things. +So, this is the matter! They’re lifeless! The soil doesn’t have the info,the wiil and the power to make this. Not only the soil, but none of them(air,sun,water) has these 3 elements. We talked before, if one of these 3 elements is absent, we can not make even this simple table. So if they(sun,water,air,soil etc.) don’t have these 3 elements, how are all these works done? So, these are only REASONS for an apple’s existence. And reasons have no effect on work. They’re like just a curtain. (someone else actually does the work) Just like the laws – for example, Smoking is forbidden in closed areas. But when somebody smokes there, the prohibition sign on the wall can not intervene that person,right? Because the law doesn’t do the work, the lawmaker does it. So, there MUST be someone with the infinite info, will and power to make these laws,reasons,tress,soil work in an excellent way. I say “infinite” because that somebody who makes the seed serve to the whole world CAN NOT BE incapable like you,me,the nature,the atoms etc. So, we call this “someone” as “Allah- The All Powerful,The Lord of Majesty.” So how do you call that “someone”? -I don’t know what to say. The things you’ve just said are true but, I need to think about them. +Think well. But be quick. Because when you enter under the soil(grave), it will be too late to think. “And We did not create the heaven and the earth and that between them aimlessly. That is the assumption of those who disbelieve.” The Holy Qur’an, 38/27 This film was inspired from Nature Tractate ( The 25th Flash,Risali Nur Collection)

Sen De Mi İkiyüzlüsün? (NAMAZ) – Serkan Aktaş

Tahmin ediyorum ki çevrenizde hatta en yakınınızda dahi iki yüzlü , sahtekar , yalan söyleyen insanları barındırmazsınız. Öyle insanları gördüğünüz zaman , başkalarını da onlardan uzak tutmaya çalışırsınız. Bu akrabanız dahi olsa, ailenizden birisi dahi olsa. Çünkü onlar zararlıdır, yani dili ve hâli aynı şeyi söylemiyordur. Mesela şöyle söylemek istiyorum İnsanlar duygularını Lisan-ı Hâl ve Lisan-ı Kâl yani hâl diliyle ve diliyle ifade ederler. Şimdi diliyle ve hâliyle söylediği birbirini tutarsa biz bu insanlara dürüst deriz, doğruyu söylüyor deriz, ve iki yüzlü demeyiz bunlara. AMA hâli başka bir şekilde ve dili başka şekilde davranıyorsa biz bu insanlara iki yüzlü deriz. yalancı deriz, sahtekar deriz. ve onlara itibar etmeyiz onlara güvenilmez, ve onlardan uzak dururuz. Talha kardeşime dilimle “Seni çok seviyorum.” desem bu lisan-ı kâl olur. Yani dilimle bunu ifade etmiş oldum. Aynı şekilde ona dilimle seni seviyorum demeden de ona iyi davranarak, ona sevdiği tarzda hareketler yaparak, Ayakkabısını boyayarak, güzel yemekler yaparak, güzel, taze çay vererek, ikram ederek veya istediği lokantaya gidip ona en güzel yemekleri ısmarlayarak ve ona tebessümlü bir hâlde bulunsam ” Seni seviyorum. ” demeden de hâl ve davranışımla seni sevdiğimi ifade etmiş oldum mu ? Evet. Peki ben bu anda dürüst müyüm ? Dürüstüm. Çünkü dilim ve hâlim aynı şeyi söyledi. Bunun tam tersini düşünelim ” Talha senden nefret ediyorum,seni sevmiyorum. ” diyorum böyle dediğimi düşünün arkadaşlar yine Lisan-ı Kâl ile ne yaptım dilimle sevmediğimi ifade etmiş oldum. şimdi davranışlarımla da aynısını sergileyebilirim. Benden yemek ister bayat yemeği veririm, O benden tebessüm beklediği anda hep somurtuk bir vaziyette yani suratım asık bir vaziyette ona bakıp, veya çay istediği zaman bayatlamış, buz gibi çayı vererek, uykun geldiğinde ” Git nerde uyursan uyu, şu tuvaletin önünde uyuyabilirsin. ” tarzında, Talha sana bu davranışlarda bulunsam aynı şekilde ” Seni sevmiyorum. ” demeden de, ” Nefret ediyorum. ” demeden de hâl ve tavrımla aynısını göstermiş oldum sana Yani yine dürüst oldum farkında mısınız ? Olumsuz bir hâdise olsa dâhi bir dürüstlük sergiledim burda. Peki sormak istiyorum beni izleyen kardeşim. Allah’ı seviyor musun ? Elbette bu soruyu duyduğunda bana verdiğin tepkiyi tahmin edebiliyorum. ” Elhamdülillah Müslümanım, elbette seviyorum. ” diye karşılık verdin ve bu karşılığı dilinle söyledin. Peki hâl ve tavrınla namaz kılmadığın anda ben sana yardımcı olayım mı ne demeye çalıştığını ? yani haşa ve kella Beş vakit ezan okunduğu zaman yani acaba şunu mu söylüyor namaz kılmayan birisi ” Ya ben gerizekalı değilim ki , aptal bir adama bir şeyi beş kere söylersin, yani kaçmıyoruz bir yere eğer ailemle aram bozulursa, eğer işlerim yolunda gitmezse, ve sınavlarımdan kötü not alırsam, ve dostlarımdan gerekli olan teselliyi bulamazsam kaçmıyoruz ya elbette caminin yerini biliyoruz çıkar gelirim.” demekten farkı oluyor mu sence ? Evet, bunu dilin söyleyemez ama namaz kılmadığında o lakayt davranışlarınla hâl ve tavrın sanki bunu söylüyor gibi. O zaman şimdi videodan sonra aynanın karşısına geçip DÜRÜSTLÜĞÜNÜ SORGULAR MISIN ? – Altyazı: Murat ÖZBAYIK


İngilizce

I guess that you escape from people who are hypocrite,forger,liar-even if these are your closest ones. When you see them, you also warn the other people about them. Yes,you do – even if these hypocrite,forger,liar people are your relatives, are from your family. Because they are harmful. By harmful,I mean that what they say and what they do don’t match. For example I wanna say that, people express their feelings with their body languages and words. Now, if a person’s behaviours match with his/her words, we call them “honest”. We say that “He’s saying the truth.” And we don’t call them as “hypocrite”. But, if their behaviours and words don’t match we call them “hypocrite”. We call them as “liar”, “forger”. And we don’t respect them, they are unreliable. And we keep them away from us. If I tell my bro Talha(cameraman) that I love him,this is verbal way to express my feeling. I also can express my love for him without words. By behaving him good, by doing acts which will make him happy, for example by dying his shoes, by cooking him good meals,serving fresh tea,or paying for his dinner at his favourite restaurant and smiling to him. I’ve expressed my love for you without words,right Talha? Yes. So am I honest at that moment(about my claim)? I’m honest. Because my words and behaviours match. Let’s think the opposite. Talha I hate you. I don’t love you, I say to you. Let’s asuume that I tell him this. Again, with my words, I express that I don’t love him. And now, I can express it with my behaviours. I can give him stale meal when he wants delicious one, I can sulk while he’s expecting a smiling face. Or I can give him cold,stale tea instead of fresh,hot one. Or I can break his heart by saying “Go and sleep wherever you want,I don’t care, you can sleep even in front of the WC” when he’s sleepy. Talha,in the same way, I can express my feelings without saying “I hate you, I don’t love you” I can express it just with my behaviours,right? So I’m still honest, are you aware of that? – even if it’s a negative behaviour, I’ve displayed honesty. All right, I want to ask you my brother,you – who is watching me at the moment, Do you love Allah? Of course I can imagine the reaction that you give to me when you hear this question. “Alhamdulillah, I’m Muslim, I ,of course, love Allah!” , you’ve responded me. And you’ve given that respond with your tongue. (with verbal way) Would you like me to help you to understand what you actually want to say when you don’t pray (your salah)? (God forbid) When the Adhan calls out 5 times in a day,does someone who don’t pray say that “I’m not stupid, you say something 5 times only to an idiot man” “I don’t escape, if I fall out with my family, if I go bankrupt if I fail in my exams and if my friends don’t console me I don’t escape,right? Of course I know where the mosque is. I’ll come one day if all these “if”s don’t accure.” Do you think that is there any difference between saying these and not praying your salah? Yes, your tongue can’t (dare to) say this, but it’s like, as if your unconcerned behaviours say this when you don’t pray. Then, my friend, I request you to interrogate your honesty after this video. Just stand by a mirror and do it. “They (think to) deceive Allah and those who believe, but they deceive not except themselves and perceive (it) not.” (Surah Al-Baqarah, Verse:9)

HZ MUHAMMED (A.S.M) ASLINDA KİMDİR?

İngilizce

Humanity was shedding tears of blood Newborn baby girls was buried under the saying “Let’s go to visit your uncle” There were lots of blood, hatred, Anger and lack of confidence. But this wouldn’t go on. The year 571, would exactly come one day. Our Prophet (pbuh) was born in Mecca without His dad in 571. His dad was Abdullah, and mum was Amina. Every kind of evil was around in the city Mecca in the years that he was born. In his childhood and youth years, he abstracted himself in such a bad atmosphere , and he was behaving different according to that period. There was a strangeness in his behaviours even before the prophecy came to him. People of Mecca,who never trust anyone, trusted him so much that they would entrust him their properties, their homes and even their wives and daughters. Because of that, they would call him as “Muhammad Al-Amin” He would keep the justice, be with the righteous people, and interrogate the belief of worshipping to effigies, moreover,contrary to other people, he would reject to worship them. And the expected time came. The year was 610. The first revelation came in the Hira mountain. And the order “READ!” (Iqra!) which most of us (unfortunately) don’t obey and recede because of not obeying came. He had no literacy. But He received something which would shut all the literate ones up. This message made happy the ones around Him. But it also made some notable ones angry. He started a movement which would make Him the best revolutionist ever. For the sake of His matter, He was patient when some rumen was spilled to His noble head and when He was thrown stones at. In spite of this, He said “Ya Rabbi! If they had known (the truth),they wouldn’t have done this.” He was shouting “La ilaha ilallah,Muhammadun Rasool’allah!” with His companions in the streets of Mecca. In a case that even the trick of the most talented illusionist’s trick was easily refuted, He,conrtary to this case, watered to a giant army with the water coming from His fingers, splitted the moon into two pieces, gave info about our century and today’s science, and even 1 person could not say “He’s a liar!” Even if when they tried to call Him a liar, they were disgraced like Musayyamat Al-Kazzab who tried to imitate Surah Al Qaria by saying: “The elephant? What’s that elephant? And how can you know what the elephant is? It’s the elephant whose trunk is really long.” In a condition that a sultan who had a giant military power couldn’t achive to make his people leave a little habit like smoking in Ottoman period; He (pbuh) achieved to make His stubborn people leave their disgusting habits that they couldn’t leave for years in such a short period like 20 years. He built a decent society to be taken model from an immoral society. He gave satisfying answers to all questions like “Who am I? Where did I come from? Where am I going to?” which philosophers had been asking for years with a Qur’an-based-perspective. He finished the racism problem 1400 years ago which today’s Europe makes it seem to be solved but still can’t solve by saying ” Neither is there any superiority of black person to white one nor white one to black one. By saying this, He proved that Qur’an is universal. In such a period that many psychologists can’t find a solution for suicide rates, psychological disorders, social depression even though today’s medicine’s great progress; 1400 years ago, He heralded us that there’s a place called ‘akhirah’ where we will live forever with our mum,dad and loved ones. Shortly, if Muhammad (pbuh)’s prophethood’s light leaves the universe, the universe will die. Ya Rasulallah! What would we do if you wouldn’ be there? Peace be upon Your light which keeps alive the universe.

Arkadaş Çevrem Nasıl Olmalı? – Serkan Aktaş

Sahte Dostlukların Menfaat Üzerine Dönen Muhabbetlerinin Olduğu Şu Zamanlarda Hakiki Dost Ve Kardeş Ve Arkadaş Bulmak Çok Zor Oldu Gerçi İnsan Kendisi İle Bile Dost Olamıyor Yani Kendinin En Zalim Düşmanı Olabiliyor İnsan Altyazı : Yaşar Gülmez ( İyi Seyirler ) 🙂 Şeytan İnsanı Kolundan Tutup Günahların Olduğu Ve Zarar Göreceği Bir Ortama Maddi Temas İle Götüremez Ama Bazen Bir İnsan Senin Koluna Girer Ve Şeytanın Götüremediği Yere GÖTÜRÜR Şeytanın Hazırlayamadığı Ortamı Sana Hazırlar İşte Bu Kişi Şeytandan Daha Şeytan Olabiliyor. Bilerek Veya Bilmeyerek Senin Ebedi Hayatını Endişe Etmeyen Ve Seni Hak Yolundan Uzaklaştıran Dostum Dediğin Kişi Aslında Senin En Büyük Düşmanın Oluyor Ama Farkında DEĞİLSİN ! Bazende Öyle İnsanlar Çıkar ki Karşınıza Çok Sevdiklerinizden Daha Kıymetli Olurlar Mesela Anne,Babalar Veya Öz Kardeşiniz Veya Akrabalarınızıdan İşte Amaca,Hala,Teyzeden Bile Daha Kıymetli Olabiliyorlar Bu Hangi Neviden Şurdan Anlayabiliriz. Yani Senin Ebedi Hayatından Ziyade Bu Dünya Hayatını Telaş Edip Onu Düşünüp İmanının Takviyesine Çalışmayıp Seni Sadece Dünya’ya Sevk Ettikleri Oluyordur Ailenden Bunu Yaşıyorsun Okula Geç Kaldığında Sana Bağırıp Çağıran Anne,Baban Namazını Terk Ettiğin Zaman Veya Namazını Kaçırdığın Zaman Aynı Tepkiyi Sana Gösteriyor mu ? Ama Bazen Bir Dost Çıkar Karşına Bu Dünyadan Ziyade Senin Ebedi Hayatını Endişe Eder Sen Namaz Kılmadığın İçin İbadetlerinde Aksaklıklar Yaptığın İçin Belki de Geceleri Kalkar Ve Ağlar Çükü Meseleyi Anlamıştır. Elli Senelik Hayatından Ziyade Senin Rakamlara Sığmayan Sonsuz Hayatını Endişe Etmiştir. İşte Gerçek Dost Budur Baktığında Sana Allah’ı Hatırlatan Dostlara İhtiyaç Var Senin Manevi Eksikliğini Takviye Eden Yani, Mesela Çay House’u İzleyen Kardeşlerim Benim Şu An Hakiki Kardeşlerim, Dostumuzsunuz Çünkü Biz Dünyadan Ziyade Ebedi Hayatımızın Manevi Çiyetten Takviyesiyle Çalışıyoruz. Yani İşin Özü Olarak Şunu Söylersek Seni Allah’a Götürecek Dostluklara İhtiyacın Var Kardeşim Yani Sana Namazı Hatırlatan Ve Günahlara Girdiğin Zaman Seni Uyaran Allah’ın İstemediği Veya Hoşnut Olmadığı Yani Razı Olmadığı İşleri Yapan, Şeytanı Hoşnut Eder Kötü Faaliyetlere Sevk Eden Arkadaşın Veya Dostun Şeytan’ın Seni Yoldan Çıkarması İçin Görevlendirdiği Bir Askeri Olabilir Dikkat Et Çünkü Kötü Arkadaş İyi Duyguları da Götürür Ve Kötülüklerini Bize de Bulaştırır O Yüzden Diyorlar Ya Akılsız Dost Akıllı Düşmandan Daha Çok Zarar Verir Bazen Adama Diyorum Ki Kardeşim Bu Adam Senin İbadetlerine Engel Oluyor Seni Sürekli Günahlara Çağırıyor Bu Adamdan Sana Dost Olmaz ! Kendine GEL Abi Sen Böyle Söylüyorsun Ama Benim Dostum Hiç Menfaat Gözetmez Belimle Ölüme Bile Gelir Diyor İnançsız Olsa Bile Fedakardır Evet Olabilir Cidden Hakiki Fedakar Bir Dost Olarak Onu Görebilirsin Ama Bu Dünyayı Sosuz Gördüğün İçin Olmasın O Söylediklerin Çünkü Mesela Namaz Kılmak İstiyorum Ama Arkadaşlarım Benimle Dalga Geçer Diye Korktuğum Oluyor Ve Korkuyorsun, Geliyor Mesajlar Tesettüre Girmek İsitiyorum Ama Çevrem Bana Kötü Gözle Bakar Arkadaşlarım Bile Benimle Konuşmaz Diyor Yahu Olmaz Olsun Böyle Arkadaş Çok mu Önemli Yani Ne Güzel İşte Bu Durumda Dostlarım Ve Arkadaşlarım Dediğin Kişilerin Gerçek Yüzünü Görmüş Oluyorsun Aslında Bu Senin İçin Bulunmaz Bir Fırsat Hem Ne Var Yani Hepsi Seni Terk Etse Ne Yazar Öyle Demiyor mu ? Üstad Bediüzzaman Bazen de Ama Hiç Senin Ölye Bahsettiğin Tarzda İnsan Yok Diyen Kardeşlerim Oluyor Çevremde O Zaman Böyle Bir Durumda Sen En İyi Ol Kardeşim Sen Önce Yaşa Sadece Anlatmak İle Olacak Bir İş Değil Bu Yani Ben Anlatamıyorum Diye Ayıplama Sen İslamiyeti Öyle Güzel Yaşa ki Seni Gördüklerin de Sen Muhabbet Ettiğinde Akıllarına ALLAH Gelsin Anlatmak Sonra ki İş Sen Artı Yüklenince Manevi Olarak Eksi Olanları Cenab-ı Hak Hikmetik İza Eder Senin Etrafında Toplar Biz Senin Eski Halini de Biliriz Diyenlerde Oluyordur Elbet Aldırma Onlara Çünkü Cahiliye Döneminde Kızlarını Gömen Vahşiyane Hayat Sürenler İmanın Ve Kuran’ın Nuru İle Girdikleri Hayatta Cennet İle Müjdelenmiler Ve Necip Fazıl Ne Güzel Demiş Demi Kardeşim Geçmişim Çöplük Gibidir Çöplükleri de Ancak Köpekler Karıştırır Birde Şunu Belirtmek İstiyorum Yani İnsanlara Şu İbadeti Yapın Şu Günahı İşlemeyin Tarzında Yaklaşımda Bulunmayın Arkadaşlarınıza Yani İslamiyetin Güzelliklerini Öylesine Güzel Anlatın ki Yani Onlara İbadet Yapın Demeye Gerek Kalmadan İnsanlar İbadet Yapmaya Ve Günahtan Kaçınmaya Çalışsınlar Çünkü Zamanımız Enaniyetin Dorun Noktaya Ulaştığı Bir Zamanda Bu Sebeple İnsan Kedi Çocuğuna Dahi Zorla Bişey Yaptıramıyor Yani Bir Şeyin Bir Kimseye Kabullendirilmesi İçin İlla Ki Güzellikle Anlatılması Gerekiyor Ve İnsan Aklen Ve Kalben İkna Olduktan Sonra İbadetlerini Zaten Yapar Ancak Tatmin Olmazsa Yapsada Gösteriş İçin Yapar Siz Olmadığınız Zaman da Yapmaz O Yüzden Dostluğunuzu Bunun Üstüne Bina Etmelisiniz Ve Son Olarak Şunu Demek İstiyorum Arkadaşlar Sen Nasıl Birisin ? Bunu Öncelikle Aynada Kendine İtiraf Et Sen Kendinle Arkadaş Yani Hakiki Dost Olabiliyor musun ? Yoksa Kendini Kandırıp Yalanlarına İnandığın Ve Menfaat Üzerine Dostluk mu Yapıyorsun ? Ve Şunuda Sizlerde Biliyorsunuz ki Bu Gün İşte Orta Okulda, Lisede, Üniversitede Yani Çok Ahlaki Yapısı Düzgün Olan Bir Genç Ailesinden O Terbiyeyi Alan Kuran Ve İman Hakikatleri Dairesinde Yaşayan Bir Gencin Bile Bozulduğu Dödemde Yaşıyoruz Bunlara Şahitsiniz İşte Bu Bozulmaya Yüz Tutan Hadise Arkadaşlar Kesinlikle Çevre Etkenleri Ve Arkadaş Ortamı O Yüzden Yani Rabbim Bize Cenab-ı Hakk’ı Hatırlatacak Dostluklar Nasip Eylesin Ve Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam Öyle Buyuruyor Ya Sizin En Hayırlınız Görüldüğün de ALLAH’ı Hatırlatandır… Altyazı : Yaşar Gülmez

15 TEMMUZ KAHRAMANLIK DESTANINA ÖZEL VİDEO

Bismillahirrahmanirrahim وَلاَ تَقُولُواْ لِمَنْ يُقْتَلُ فِي سَبيلِ اللّهِ أَمْوَاتٌ بَلْ أَحْيَاء وَلَكِن لاَّ تَشْعُرُونَ SAAT 10 KÖPRÜ’de tanklarla beraber hainler şehit oldu burada Erollar ve Fatihler… o gece görevliydi müslüman kılıklı katiller HALKIN SİLAHI ile halkı vuranı unutmayacak tarihler bizi bölemeyen batı, hainlerle kudurdu 250 vatan evladı tanka karşı durdu 80 milyon korudu. Kanla taşla bu yurdu Cenab-ı Allah fethi asırlar önce buyurdu. istediler 15 TEMMUZ da Türkiye, Suriye-Mısır olsun anaların, babaların, eşlerin gözleri yaşla dolsun gül gibi açan ülkem altmış seksendedeki gibi solsun ama SOLMAYACAK çünkü ülkemin yiğitleri sonsuz asil Türkiye halkı, yıllarca sizlere güvendiler kalabalık stadyumlarda sizlerle övündüler bunlarsa onca yıl dost göründüler planları suya batınca dizlerini dövündüler bizde dualarla yağ edilip uğurlanır ÖMERLER sizin hainlerinizi ihanetleri ile gömerler senin attığın kurşun seni gönderirken cehenneme kurşunun vurduğu yiğidim gider ebedi CENNETE korkun artık bizden geldi nesli asımın kaçacak yeri kalmadı on beşinde hasmımın BİR ÖLÜR BİN DİRİLİRİZ öldürmek ise kastınız PKK, DAEŞ, FETO DEN İNTİKAM İÇİN HAYKIRIN! planları altüst oldu Amerika, İsrail ve batının ÇANAKKALEYİ TEKRAR HATIRLADILAR vermeyince VATANI ancak satın alabildiler güce parayı tapanı ŞEHİTLER ÖLMEZ, VATAN BÖLÜNMEZ unutma atanı aleviyim, sünniyim köylüyüm şehirliyim bazen Şırnak bazen Bursa bazende Edirneyim karadenizde çay doğuda, yanık türkülerim ben dünyanın titretdiği yenilmez Türkiyeyim düşmana yerde korku salar altay tankımız kör eder hedefi gözükmez ankamız hür kuşumuzla sema yüzüne yazılır namımız denizde mirgem bekleyin! tükeniyor zamanınız hayır karıştırmayın ihanet etmez ülkemin askeri parayla düşmez polisimin askerimin kasketi düsmana ceviricegiz zamanı gelince panzeri o gece oldu Türkiye’min hastalığına panzehir sokağa çıkar yetmişinde yılmadan ağrısada dizleri YA RAB bu gelen PEYGAMBER ORDUSU NUN İZLERİ KIYIYA VURAN BEBEK evi başına yıkılan Ümran Türkmenistan Filistin ümmet bekliyor bizleri! bir 15 temmuz daha olursa hazır Camilerde selalar tankın önüne tekrar yatar gençler ve yaşlılar üzülmeyin Ey Türkiyem ALLAH BİZİMLE BERABER ŞİMDİ HEP BİRLİKTE HAYKIRIN TEKBİR! ALLAHU EKBER


Arnavutça

Me emrin e All-llahut, Mëshiruesit, Mëshirëbërësit! E për ata që u mbytën në rrugën e All-llahut mos thoni: “Janë të vdekur”, Jo, ata janë të gjallë, por ju nuk kuptoni. Kur’an, Al-Bekare:154 Ora 22:00 Në urë janë tradhtarët me tanke. Kanë rënë shehid këtu. Ellorët dhe Fatijtë Në atë natë ishin në detyrë, vrasësist e maskuar musliman. Me armët e popullit, sulmuan popullin. Që nuk do të harrohen këto data. Perendimi që nuk po mund të na ndajë, tërrbohen me tradhtarët. 250 bijtë e atëdheut, qëndroi përballë tankeve. 80 milion mbrojtën, me gjak, me gurë, urdhëroi. Ata që e çliruan me ndihmën e Allahut, na urdhëruan. Ata deshtën, 15 Korrikun, Turqinë… Siri, Egjipt me u bë. Nënat, baballarët, bashkshortet të mbulohen nga lotët. Si trëndafil që qel, atëdheu im. Të vyshket si në vitet 60 – 80. Por, nuk do të vyshket. Sepse, trimat e vendit tim janë të pafund. Populli turk fisnik, vite me rradhë, ju ka besuar. Stadiumet përplotë të mbushur, kanë qenë krenarë me ju. Ndërsa këta vite me radhë, janë treguar miqësor. Kur planet i’u prishën, i thyen gjunjët. Kurse ne me lutjet tona, nderuam ata që ranë për ideal. Me gjithë tradhtitë e juaja ju varrosin. Plumbin që e hodhe ty… Ty duke të dërguar në Xhehenem. Plumbi yt që ma vrau trimin, e dërgon në xhennetin e amshueshëm. Frigohuni më nga Ne. Erdhi, Brezi Asi. Skeni ku t’i a mbathni. Në të 15-tën, kundërshtar. Për një vdekje, Ne në njëmijë. Nëse keni menduar për vrasje. PKK DAESH – ISIS FETO Për hakmarrje, Brohurisni… Planet nuk ju shkuan si deshtët. Amerika, Izraeli dhe Perendimi Përjetuan, Çanakalanë prapë. Pasi nuk ja dorëzuam atëdheun. Vetëm se e blejtën ata që adhuruan paranë, Dëshmorët nuk vdesin, Atëdheu nuk ndahet. Mos i harro stërgjyshërit. Jam Shiit, e Jam Sunni Jam fshatarë, e Jam qytetar. Ndonjëherë Shirnak, Ndonjëherë Bursa. Ndonjëherë jam edhe Edrene. Në detin e zi jam çaj, Në lindje jam kënga vajtuese. Unë jam ajo Turqia e pamposhtur, që i dridhet gjithë bota. Armikut që i fut frikën në tokë me… Tankun Alltaj Me aeroplanin që nuk shihet Dhe ai që vulos fitorët tona në qiell. Në det është Mirgemi, pritni, po ju hargjohet koha. Jo!, mos i përzieni ju ata, se ushtari i atëdheut tim nuk tradhton. Nuk hutohen, kapelat e policëve dhe ushtarëve të mi. Do ta kthejmë pizgaverin, kundër kundërshtarit kur t’i vije koha Ajo natë ishte kundëhelm për Turqinë 70 vjeqarët që dolën në rrugë, pa u lodhur dhe pa u thyer. O Zot ! Kjo që po vjen janë shenjat e ushtrisë së pejgamberit. Fëmiu që fle në plazh, Imranit që ju shkatërru shtëpia mbi kokë. Turkmenistani, Palestina, Umeti po na pret neve. Nëse ndodh edhe një 15 Korrik, janë gati Selatë në xhamia. Edhe njëher dalin para tankeve, të rinjët dhe pleqtë. Mos u pikëllo ! Turqia ime. Allahu, është me ne. Tash të gjithë së bashku, brohurisni ! Tekbir Allahu Ekber (Allahu është më i madhi) Përkthehu: Blerim Iseni

Yeni Salgın: Mutsuzluk!

Bizler zamana bağlı varlıklarız. Zaman ise bizi dünya ile bağlamıştır. Evet, biliyoruz ki zaman geçtikçe zamanla beraber her şey yaşlanmaya başlar Ama insanın içindeki enaniyet ise hiçbir zaman yaşlanmaz. Tam tersine gençleşmeye başlar. Peki insanlar bu yeryüzünde ne yapıyorlar? Ne kadar insan var biliyor musunuz? 7.5 milyara yakın insandan bahsediyoruz. 7.5 milyar insanın diğeri de tam ayağımızı bastığımız yerin altındalar. Yani bu dünyadan o kadar çok medeniyetler o kadar çok toplumlar geçti ki biz de bu dünyadan bir gün geçeceğiz. Ama gelin bu dünyadan geçerken , bu dünyada neleri aradığımızı, neler yaptığımızı ve neler de kaybettiğimizi konuşalım. Peki 7.5 milyar tane insan bu dünyada ne yapıyorlar. Bu yeryüzünde yiyorlar, içiyorlar, giyiyorlar, üretiyorlar ve tüketiyorlar. Evet, maddi ihtiyaçlarımızın yanında manevi ihtiyaçlarımız da var. Ama maddi ihtiyaçlarımızın en başında ise tabii ki de barınma ihtiyacı karşılanması gerekiyor. Peki insanlar nasıl barınmışlar? İşte hikaye böyle başladı. Evet, insanın barınma ihtiyacından bahsettik ve bu barınma ihtiyaçlarını insanlar bu mağarada gerçekleştirmişlerdir. Evet, bu insanlar şu an gördüğümüz bu mağaranın içerisinde bir kısmı belki burada yattı , belki birçok ihtiyacını bu mağara içerisinde geçirdi. Evet, bu mağara içerisinde yaşayan insanlar da aslında hem maddi ihtiyaçlarını karşıladılar hem de manevi ihtiyaçları da vardı. Peki onların manevi ihtiyaçları neydi. Tüm insanların içindeki gibi aslında mutlu olmak, sevmek, üzülmek, hüzünlenmek gibi ihtiyaçlardı. Peki biz bu çağda yani 21.yy’da sizce mutlu muyuz? Yani şöyle bir hayatına bak bakalım ne kadar mutlusun. Halbuki burada yaşasak hiçbirimiz mutlu olamayacağız. Ama bunların katbekat üstünde kocaman binalarda, camekanlı içleri muhteşem eşyalarla dolu yerlerdeyiz. Peki gerçekten mutlu muyuz? Sor bakalım kendine ne kadar mutlusun? Barınma ihtiyacından bahsettik değil mi? Görmüş olduğunuz şu küçücük evlerde de insanlar bir dönem yaşadılar. Ve medeniyeti kendi içlerinde taşıdılar. Bizler de 21.yy’da büyük büyük plazalarda, lüks lüks evlerde, içleri şatafatlı, gayet geniş evlerde oturuyoruz. Ama mutlu muyuz sizce? Gerçekten mutlu musun? Ne kadar çok lüks bir evde otursan da… …o manevi içinde ki mutluluk duygusu var ya onu yakalayamıyorsun. Çünkü sen mutluluğu plazada, lüks bir dairede aradın. Ama hakiki bir mutluluk, hakiki bir muhabbet Allah’ı tanımakta ve onu anmakta olur. Bediüzzaman da diyor ki: ”Bir adam zindanda dahi olsa Allah’ı tanıdıktan sonra saraydadır. Ama bir adam da sarayda dahi olsa Allah’ı tanımıyorsa zindandadır, bedbahttır.” Bu dünyada kardeşim ne kadar plazalarda da otursan lüks dairelerde de otursan Allah’ı tanımıyorsan hakiki muhabbeti, hakiki mutluluğu bulamazsın. Her sabah melekler nida eder ”Şu insanın işine şaşılır şu dünyaya ölmek için gelirler ama yıkılacak , harap olacak binalar inşa ederler.” Evet, eşyalarımıza, çevremize baktığımız zaman hepsi harap olup gidiyor. Şu anda görmüş olduğunuz evlerde de insanlar yaşadı, medeniyetler yaşadı ve onlar da birtakım eşyalar, yiyecekler, mallar biriktirdiler. Şimdi soruyorum; hangi birisi burada var! Hangi biri ebediyete kadar yaşamış! Hangisi topladığı malı buralarda biriktirebilmiş! Hiçbirisi Kuran’ın ifadesiyle Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor; “Yeryüzünde dolaşıp bakın, önceki kavimlerin akıbetlerini görün.” Evet, onlarda da bir akıbet görünüyor. Onların da bize vermiş oldukları hikayeler burada mevcut. Yani demek istiyorum ki kardeş, topladığın o eşyalar var ya… …hani kalbini bağladığın tüm bu mallar, …hepsi helak olup gidici. Ahirette ise seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde… …bu dünyadaki topladığın hiçbir esere kıymet verme çünkü hepsi fani. Burada gördüğümüz gibi. Burada da insanlar yaşadı ve hepsi faniydi, gitti. Sanıyor musun ki ebediyete kadar yaşayacaksın, Sanıyor musun ki topladığın bütün mallar seni kurtaracak? Hayır! Hepsi zeval ve fenaya maruz. Ebü-Derda şam hutbesinde bir keresinde şöyle söylemişti: “Siz, dinde kardeşlerimiz, mahallede komşularımız ve düşmanlarımıza karşı da yardımcılarımızsınız. Fakat neden böyle utanmaz, sıkılmaz hareketlerle karşıma çıkıyorsunuz? Yemeyeceklerinizi biriktiriyor, oturmayacağınız evler yapıyorsunuz, …ulaşamayacağınız şeyleri istiyorsunuz. Evet, sizden önceki topluluklar da böyleydi; topluyorlar ve daha da çok toplamak istiyorlardı. Ne yazık ki gelecekle ilgili isteklerle hayallere dalıyorlardı ve ev yaparak dünyaya iyice bağlanıyorlardı. Topladıkları yok oldu gitti. İstedikleri aldanış ve evleri de kabir oldu. İşte onlar Ad kavmine mensup insanlardır.” Aden ve Amman arasını mal ve evlatlarla doldurmuşlardı. Akabinde Ebü-Derda’nın dudaklarında alaycı ve kaygılı bir tavır ortaya çıktı. Koluyla gaflet içerisindeki bütün topluluğa işaret ederek keskin bir alayla haykırdı; “Ad kavminin mirasını iki dirhem karşılığında benden kim satın almak ister? ” İşte Ebü-Derda’nın bu söylemiş olduğu söz bugün bizlere çok büyük örnekler… …hikayeler gösteriyor. Biz de acaba o toplumlar gibi mal biriktiriyoruz… …ulaşamayacağımız hedeflere mi yöneliyoruz? Eğer böyleysek büyük bir hüsrana uğramak muhtemeldir. “Güzel değil batmakla gaib olan bir mahbub. Çünkü: Zevale mahkûm, hakikî güzel olamaz. ” Bir matlûb ki, gurûbda gaybûbet etmeye mahkûmdur; kalbin alâkasına, fikrin merakına değmiyor. Evet, ne zaman güneş batsa… …ateşlere atıldığı halde yanmayan Hz.İbrahim (a.s.) geliyor aklımıza. Ne demişti İbrahim a.s: “La uhibbul afilin” Yani “ben batıp gidenleri sevmem” Evet kardeşim, sen de aynen bu güneşin battığını gördüğün gibi… …sanma ki bir gün o lüks evin, sevdiklerin, kalbinle bağladığın her şey ebedi kalacak. İşte bu güneş gibi hepsi batacak kardeşim. O halde gerçek muhabbeti kime göstereceksin, gerçek mutluluğu nasıl bulacaksın? Gerçek mutluluğu bunların hepsini yaratan ve beka sahibi olan Allah’ta bulacaksın. O halde neden yönünü ona dönmüyorsun… …neden bunun için çabalamıyorsun? Sakın zevale mahkum olanlara yönelme. Allah’a emanet olun!

Gözyaşlarınızı Tutamayacağınız Bir Hikaye- Muâz bin Cebel (ra)

Haram ve helali en iyi bilen sahabe, peygamber mektebinin en zeki öğrencisi… …alimlerin imamı, Kuran’ı en iyi bilenlerden, bir tevhid kahramanı… …elçinin elçisi Muâz bin Cebel’i konuşacağız bugün. İman ettiğinde 18 yaşındaydı. İkinci Akabe Biatı’nda bulunan 74 kişiden biri olmak şerefine erişmiş ve… …ensardan olmuştu. Peygamber efendimiz (as) Medine’ye hicret etmeden evvel… …Muâz bin Cebel arkadaşlarıyla küçük bir çete kurmuştu. Putlara karşı gizli bir mücadeleyi Medine sınırları içinde başlatmışlardı. Muâz gönlüne girmeyi başardığı evin gencine hidayet pınarlarını taşıyor… …Allah’ın izniyle hidayete erişen o genç, o pınarlardan kana kana içiyor ve… …evlerdeki putlar kırılıyordu. Önce mahallelerdeki gençleri kazanan Muaz’ın halkası günden güne genişliyordu. Putları kırdıran genç Muaz tevhid için verdiği mücadelede… …diğer gençlere neler söyleyeceklerini de iyice belletmişti. Daha kendini korumaktan aciz olan bu putlar sizleri nasıl korusun ki size ilah olsun. Öyle bir zâta iman edin ki hiçbir kimseye muhtaç olmasın, …sizin her derdinize derman olacak bir kudrete sahip olsun. Zekası ve gayretiyle Yesrib’in Medine’ye dönüşmesinin mimarındandı Muaz. Bu mücadelesiyle İbrahim peygamberin ayak izini takip ediyor, …tıpkı asrın İbrahim’i oluyordu. Artık hazırdı Medine Kutlu Nebi’yi misafir etmeye. Ebede kadar sürecek ev sahipliğiyle Medine’nin şereflenmesine çok az kalmıştı. Hazırdı Medine hiç olmadığı kadar. Hazırdı Nebi’ler Serveri’nin nuruyla nurlanmaya. Hazırdı sineleri yakan aşk ateşine ocak olmaya. Yürekleri heyecanla titreten haberler Muaz’ın kulağına da ulaşmıştı. O gün söylenen o müjde kıyamete kadar başka hiç kimseyi bu denli bir saadete kavuşturamayacaktı. Çünkü saadet asrıydı o. Çünkü sebeb-i saadet; Allah’ın sevgilisi Muhammed Mustafa (sav) Kuba’dan yola çıkmış Muaz’a doğru geliyordu. Medine’deki her kulak teyakkuzda bekliyordu. Hurma ağacının üstüne çıkmış bir genç bağırdı avazı çıktığı kadar; …”sizlere müjde ey müminler, o geliyor, saadetimiz geliyor, Allah’ın nebisi geliyor!” Bütün Medine, binlerce kişi, o güzeller güzelini karşılamaya… …aşkla kaynayarak koşuyorlardı. Veda Tepesi’ne koşuyorlardı, tefler çalınıyordu… …hep bir ağızdan “Taleal Bedru” söyleniyordu. “Ay doğdu üzerimize, veda tepelerinden… …şükür gerekli bizlere Allah’a davetinden.” Nur gibi ışıl ışıl yüzüyle çölün ortasında… …istiridyenin içindeki inci gibi ışıl ışıl parlıyordu Allah’ın Habibi. Muaz da oradaydı, gözünü ondan alamıyordu. Sevincinden ağlayanlar, neşe saçanlar… …resulullah aleyhissalatu vesselamın devesinin yularını tutup kendi evine çevirmek isteyenler… …onu misafir etme şerefine nail olmak isteyenler vardı. “Bırakın” dedi Allah’ın elçisi, “deve memurdur, o durması gereken yerde durdurulacaktır.” Ve gerçekten de devesi Kasva önce Mescid-i Nebevi’nin yerinde durdu sonra… …öyle birinin evinin önünde durdu ki o zât peygamberimizi misafir etmişti. O zâtı da İstanbul misafir ediyor. O zât Muâz bin Cebel’in arkadaşı Halid b. Zeyd. Yani nam-ı diğer Ebu Eyyûb el-Ensarî (Eyüp Sultan)’den başkası değildi. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem 6 ay kadar onun evinde kaldığında… …o evin uğrak bir ziyaretçisi de Muâz bin Cebel olmuştu. Daha sonra Mescid-i Nebevi inşaa edilip Efendimiz aleyhissalatü vesselam oraya taşındığında da… …her zaman ona uğrar ondan ilim öğrenirdi. Onu görmeden duramaz olmuştu. Nasıl bir aşktı ki bu ey Muaz, …onu göremeyen gözler kan ağlar, ona kavuşamayan yürekler kor alev olur, yanar da yanar. Sen ne bahtiyardın ki o gözlere baktın, o gözler sana gülümsedi, … ne bahtiyardın ki elini öptün, o pamuktan yumuşak, gülden güzel kokan elleri. Rasûlullah da onu çok severdi. O peygamber mektebinin en zeki, en kabiliyetli talebelerinden biriydi. Öyle ki bir gün şöyle buyurmuştu Allah’ın peygamberi: “Kuran’ı şu dört kişiden öğrenin” demişti; Abdullah b. Mesud, Huzeyfe’nin azatlısı Salim, Ubeyy b. Ka’b’dan ve Muaz b. Cebel. yine başka bir gün fahri kainat efendimiz aleyhissalatü vesselam onun hakkında “ümmetimin helal ve haramı en iyi bileni Muâz bin Cebel’dir” buyurmuştu. O günlerde fetva veren 5-6 sahabeden biriydi Muaz. Resulullah aleyhissalatu vesselam onun için “Muâz ne iyi adam” diye iltifatlarda bulunurdu. Mahşer gününde bir ok atımı mesafede tüm alimlerin önünde yürüyeceğini söylemişti. İnsanlara iyiyi ve hayırlı olanını öğretmesi ve …güçlü bir imana sahip olması sebebiyle sahabeler onu Hz. İbrahim’e benzetirdi. Hz Ömer hilafeti zamanında fıkhi meseleler için Muâz b. Cebel’e başvurulmasını tavsiye ederdi. Hz Ömer de onu çok severdi. Halifeliği döneminde çok defa şöyle demişti: “Muâz olmasa Ömer helak olmuştu… …kadınlar Muâz gibisini doğurmaktan acizdir” derdi. Hatta Muâz öyle bir kâmete sahipti ki onun vefatından çok sonra, Hz. Ömer şehit edildiği darbeyi aldıktan sonra… …yerine bir halife bırakıp bırakmayacağı ona sorulmuştu, O “Muaz (r.a.) yaşasaydı hiç düşünmeden Muaz’ı (r.a.) bırakırdım. Fakat ben sizi Rasulullah Asleyhisselatü Vesselam’ın bizi bıraktığı gibi bırakıyorum.” demişti. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam, Medine’ye hicret ettikten sonra tıpkı kendi gibi âlim olan Abdullah ibn-i Mesud’la (r.a.) kardeş ilan etti Muaz’ı (r.a.). Abdullah’ın (r.a.) ensarı oldu Muaz (r.a.). Onla her şeyini paylaştı. İlimdeki derinliğini de. Muaz (r.a.) güzel konuşur, güzel giyinirdi. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam, ona tatlı dilli olmayı tavsiye etmişti. Hatta Muaz Bin Cebel (r.a.) bir gün Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’a sordu. “Ey Allah’ın Rasulü (a.s.m.) Cennet’e girdirecek ve Cehennem’den uzaklaştıracak amel nedir?” dedi. Efendimiz (a.s.m) buyurdu ki: “Sen zor bir şey sordun fakat Allah dilediğine bunu kolaylaştırır. Şirk koşmadan Allah’a ibadet et, namaz kıl, zekat ver, ramazan orucunu tut ve haccet.” Sonra buyurdu ki: “Sana hayır kapılarını göstereyim mi? Oruç kalkandır. Suyun ateşi söndürdüğü gibi sadaka da hatayı giderir. Geceleyin kıldığın teheccüd namazı da böyledir.” buyurdu. Sonra buyurdu ki: “Sana işin başını ve onun direğini ve zirvesini haber vereyim mi?” “Evet ey Allah’ın Rasulü (a.s.m.)” dedi Muaz (r.a.). “İşin başı İslam’dır, onun direği namazdır ve zirvesi de cihattır.” Sonra buyurdu ki: “Bütün bunların özünü, hepsinden ötesinde olan can damarını haber vereyim mi?” Muaz Bin Cebel (r.a.): “Evet Ya Rasulallah (a.s.m.)” dedi. Ve Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam dilini tuttu “Buna engel ol.” buyurdu. (Gök gürültüsü sesi) “Ey Allah’ın Rasulü (a.s.m.) biz konuştuğumuz şeyden de sorumlu tutulacakmıyız?” dedi Muaz(r.a.) Efendimiz (s.a.v.) buyurdu ki: (yankılı bir sesle) “Ey Muaz (r.a.) insanları yüzleri üstüne Cehennem’e atan dilleriyle söylediklerinden başka nedir ki?” (Kuvvetli gök gürültüsü sesi) Yine bir hadiste geçtiği üzere her sabah insan vücudundaki azalar dile yalvarırlarmış. “Ne olur bu gün bizi azaba götürecek bir şey söyleme.” diye. Evet “Dilini tutan kurtuldu.” hadisini hatırlayalım ve tutalım dilimizi. Allah insana 2 kulak, 1 ağız vermiş neden bilir misiniz? Çünkü 2 dinleyelim 1 susalım diye. Eskilerin tabiriyle “Söz gümüş ise sükut altındır.” Öyleyse bize ya hayır söylemek ya da susmak düşer. Hayır söylerken de her daim doğrudan şaşmamalı. Yılandan korkmadığı kadar yalandan korkmalı. Üstad Bediüzzaman’ın dediği gibi: “Bu zamanda her şeyden evvel bize en lazım olan şey doğruluktur. Sonra yalan söylememektir. Sonra her zaman doğruyu söylemek, sıdk üzere olmaktır.” “Eğer biz doğru İslamiyet’i ve İslamiyet’e layık doğruluğu hal ve tavırlarımızda göstersek sair dinlerin fertleri kavim kavim İslam’a girerler.” diyor. Muaz’da (r.a.) doğruluğun aynasıydı adeta. Sözü en doğru olan Muhammed-ül Emin’in elçisine de böyle olmak düşer. Günlerden birinde Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam, Yemen’in talebi üzerine onlara İslam’ı öğretmek, onların şer-i işlerini halletmek üzere Muaz’a (r.a.) Yeman’e gönderileceğini söyler. “Sana halledilmesi için herhangi bir dava getirildiği zaman nasıl ve neye göre hüküm verirsin?” diye Muaz’a (r.a.) sorar. O zeki talebesi Hazreti Muaz (r.a.): “Allah’ın kitabındaki hükümlerle hükmederim ey Allah’ın Rasulü (s.a.v.)” dedi. Rasulü Ekrem Aleyhisselatü Vesselam: “Eğer Allah’ın kitabında onunla ilgili bir hüküm bulamazsan neye göre hüküm verirsin?” diye sordu. Hazreti Muaz (r.a.): “Rasulullah’ın (s.a.v) sünnetine gör hüküm veririm.” dedi. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam bu sefer de: “Rasulullah’ın (s.a.v.) sünnetinde de onunla ilgili bir hüküm bulamazsan ne yaparsın?” diye sordu. Muaz (r.a.):”O zaman kendi görüşüme göre içtihad eder, hüküm veririm.” dedi Resul-ü Ekrem Efendimiz (s.a.v.) bundan son derece memnun oldu, bu memnuniyetini şöyle ifade etti: “Allah’a hamd olsun ki Rasulullah’ın (s.a.v.) elçisini Rasulullah’ın razı olduğu şeye muvaffak kıldı.” Rasulullah’ın (s.a.v.) elçisi ne demek? Evet! O, Allah’ın elçisinin elçisiydi. Efendimiz (s.a.v.) onu Medine’nin çıkışına kadar uğurladı. Çok az kişiye bunu yapardı. Ne Muaz (r.a.) ne de Nebiler Nebisi (s.a.v.) birbirinden ayrılmak istemiyorlardı. Zaten ağlamaklı olan Muaz’a Rasulullah (s.a.v.) şöyle söyledi: “Ya Muaz (r.a.) belki seninle bir daha görüşemeyiz, bu son görüşmemiz olur da sen Medine’ye geldiğinde benim kabrimi ziyaret edersin (Gümleme sesi). Muaz (r.a) bunları duyunca göz yaşlarına boğulur. Ne demekti Rasulullahsız (s.a.v) bir ömür? Ne demekti onu göremeden yaşamak? Hep gündüzü yaşayan geceyi nerden bilsin? Kainatın güneşi eğer ahirete giderse o zaman ne tadı kalırdı bu alemin. İşte biz o tatsız alemin içindeyiz. Muaz Bin Cebel (r.a.) son görüşmeyi uzatmak, biraz daha vakit geçirmek, biraz daha faydalanmak istiyordu. “Ya Rasulallah bana tavsiyelerde bulun.” diye ricada bulundu. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam dedi ki: “Her ne halde ve nerede olursan ol Allah’tan kork.” buyurdu (gök gürültüsü sesi) Hazreti Muaz (r.a.) “Ya Rasulallah (s.a.v.) bana biraz daha tavsiyelerde bulunur musun?” dedi. Rasulu Ekrem Efendimiz (s.a.v.) bu sefer: “Günahın arkasından hemen bir iyilik yap ve hayır yetiştir ki o günahını yok etsin.” dedi. Hazreti Muaz (r.a.) “Ya Rasulallah (s.a.v.) bana tavsiyelerini arttır.” diye dileğini tekrarladı. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam: “İnsanlara güzel ahlak ile muamele de bulun.” buyurdu. ve Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın son tavsiyesi de şu oldu: “Kolaylaştırınız zorlaştırmayınız, müjdeleyiniz nefret ettirmeyiniz. Birbirinizle anlaşın, iyi geçinin, ihtilafa düşmeyin.” Bu gün içinde ne kadar anlamlı nasihatler değil mi? Ve Muaz (r.a.) Yemen’e gitti. Gözünde tülleniyordu hatıralar, unutamıyordu. Nasıl unutsun? Allah’ın peygamberiyle bir dakika geçirseniz, sizler unutabilir misiniz? Hasretle gün sayıyordu; belki bir ümit Medine’ye dönerde son kez görürmüydü acaba gül yüzlü peygamberi. (s.a.v.) Nasip olmadan acı haber ulaştı Yemen’e. Kainatın gülü solmuştu. Rabbine kavuşmuştu Allah’ın elçisi. Ve Allah’ın elçisinin elçisi olan Muaz’a da (r.a.) ızdırap dolu günler düşüyordu. Unutulmaz hatıraların bakiyesini ebediyete saklarken, ondan öğrendiği ilmi ve ahlakın en ince güzelliklerini yansıtıp, en hayırlı ayna olma çabasındaydı. Çok güzel ahlakları vardı Peygamberin (s.a.v.) aynası olan, elçisi olan Muaz’ın (r.a.). Mesela Muaz (r.a.) öylesine cömertti ki kim ona gelip ondan ne isterse hiç tereddüt etmeden verirdi. O yüzden fakir bir hal üzerineydi. Devir Hazreti Ömer (r.a.) devriydi. Halife Ömer (r.a.) onu zekat toplaması üzerine memur tayin etmişti. Günler sonra evine döndüğünde hanımı ona sordu “Neden hiç bir şey getirmedin?” dedi. Halbuki tüm zekat memurları hane halkları içinde bir şeyler getirirler. Bunu duyan Muaz (r.a.) dedi ki: “Nasıl getireyim? Benimle beraber bir murakıp vardı. Ne görse kaydediyordu.” Hanımı sinirle evden çıktı. Çıkarken de söyleniyordu “Allah Rasulü (s.a.v) sana güvenirken, Ebu Bekir (r.a.) güvenirken Ömer’e (r.a.) ne oldu da güvenmedi? Halifenin huzurunda aldı soluğu. Durumu şikayet etti. Ömer (r.a.) hiddetlendi. Çok sevdiği, güzel yüzlü, uzun boylu, İbrahim (a.s.) huylu, âlim Muaz’a (r.a.) yakıştıramamıştı bu ithamı. Huzuruna çağırttı Muaz’ı (r.a.). Muaz Bin Cebel (r.a.) dedi ki: “Ne yapayım ey mü’minlerin emîri; hanımımı başka türlü susturamazdım ki. Başımdaki her gördüğünü kaydeden murakıp Allah’tır.” Ömer (r.a.) bu cevabın üstüne bir kez daha takdir etti Muaz’ı (r.a.) Halife’de kendine yakışanı yapmış, Muaz’ın (r.a.) hanımının gönlü kalmasın diye bir miktar hediye Muaz’a tahsis etmişti. Geriye Muaz’ı (r.a.) ikna edip nasihatle göndermek kalmıştı. “Ya Muaz (r.a.) ehlinin senin üstünde hakkı vardır. Her hak sahibine hakkını veresin ey aziz.” Bu günün dünyası böyle azizlere muhtaç. Onların iz düşümünü bekliyor. Hazreti Ömer (r.a.) bir gün sordu sahabelere: “Allah’tan bir şey isteseniz ne isterdiniz?” diye. Sahabeler saydılar. Kimisi dedi ki bu oda dolusu mal isterdim, ta ki hepsini İslam için harcayayım, sadaka vereyim. Kimisi dedi ki bu oda dolusu doru at isterdim ki mücahitlere vereyim İslam için savaşsınlar. Sonra onlar döndü Hazreti Ömer’e (r.a.) sordular: “Sen ne isterdin Ya Emir el Mü’minin.” diye. Ömer duraksamadan cevap verdi. Bu oda dolusu Muaz (r.a.) gibi, Ebu Ubeyde (r.a.) gibi adamım olsun, onlarla omuz omuza İslam’ı tüm (gümleme) dünyaya yaymak isterdim dedi. Muaz (r.a.) öyle bir duruş sergiledi ki unutulamayan oldu ve unutulamaz hatıralar bıraktı arkasında. Bazıları da öyle hatıralar ki hiç bir dünya servetiyle alınamaz. Misal vermek gerekirse: Hazreti Muaz radiyallahu anh kendisi anlatıyor. “Ufeyr adlı bir bineğin üzerinde yolculuk ederken Hazreti Peygamberin Aleyhisselatü Vesselam terkisindeydim. Rasulullah (.s.a.v.): “Ey Muaz (r.a.) Allah’ın kulları üzerindeki hakkını ve kulların Allah’ın üzerindeki hakkını bilir misin?” diye sordu. Ben “Allah ve rasulu (s.a.v.) daha iyi bilir.” dedim. Bunun üzerine Hazreti Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu. “Alah’ın kulları üzerindeki hakkı Allah’a kulluk ve ibadet etmeleri, ona hiç bir şeyi ortak koşmamalarıdır. Kulların Allah üzerindeki hakkı ise kendisine ortak koşmayan kimselere azap etmemesidir.” (metal gümleme sesi) Ben “Ey Allah’ın Rasulü (s.a.v.) inasanlara bunu müjdeleyeyim mi?” diye sorunca Rasul-ü Ekrem (s.a.v.): “Hayır müjdeleme zîrâ bu müjdeye güvenip gevşeyebilirler.” cevabını verdi. Muaz (r.a.) ise bu hadisi son nefesinde rivayet etmişti. Evet ölüme yürüyordu Muaz (r.a.). Ölüme yürürken hasletle beklediği vuslatına kavuşur gibi yürüyordu. Zindanda şafak sayan bir mahkumun beraatine kavuşması gibi yürüyordu. Gözlerinde sevda yaşları; yüzü ağlıyor ama ruhu gülüyordu. 35 yaşındaydı. Bir veba salgını yayılmıştı. Öncesinde 2 hanımını ve 2 oğlunu gözleri önünde toprağa koymuştu. Canından 4 parçayı ahirete göndermesine rağmen o imtihanın şiddeti ona hiç kötü bir söz söyletmemişti. Veba onu da yakalayınca, parmağından vücuduna yayılırken, canı fevkalade acıyınca korkmaya başlamıştı Muaz (r.a.). Ama onun korkusu bizim gibi ölüm korkusu değildi. Acaba bu can havliyle yanlış bir şey söyler de Allah’a isyan eder miyim? Diye bir korku sarmıştı Muaz’ı (r.a.) “Allah’ım” dedi. “bu dert ne kadar büyürse büyüsün beni hep sabredenlerden bulacaksın.” Bakın nasıl gidiyor o büyük insan Rabbine. O son anlarında söylediği cümleye bakın. Açtı ellerini Rabbine”Allah’ım bir ömür senden korkarak yaşadı. Haşyet üzere olmaya çalıştım. Ama şimdi senden ümitliyim. Sen de bilirsin ki ben, dünyanın ne akan nehirlerine, ne salınan ağaçlarına takıldım. Sadece isteğim senin affına, mağfiretine mazhar olmaktır. Beni affınla, mağfiretinle karşıla diyor. Bir ara nefesi kesiliyor. Kendine geldiğinde diyor ki: “Ya Rabbi, ister boğazımı sık, ister nefesimi kes, ister canımı al. İzzetinin hakkı için ben seni çok seviyorum.” diyor (gök gürültüsü sesi) İşte bu sözleri söyleyerek Rabbine yürüyor. En ufak bir imtihanda Allah’a isyan etmenin, Allah’ın verdiği kaderi şikayet etmenin yerine şükredip, Allah’ı sevenlerden olmanın gereklerini tam manasıyla Muaz (r.a.) gibi yerine getirmek ve Muaz (r.a.) gibi en güzel dönüşle Allah’a dönmenin vakti gelemedi mi? Allah’a emanet olun. Çoğunluk Altyazı M.K.