Namaz Kılamıyorum Diyorsan Akıl Almaz Çözüm

Dinliyoruz. (Kahkaha) Kimi çok seviyon? Beni çok seviyon mu? Çikolata verdiğim için çok seviyon di mi? Deme (Kahkaha) Şş.. Bir şey soracağım Yiğithan Bu kırmızıyı giymeyecektin hani? Adı ne bu taktığının? Con… (Kahkalar) Şşt.. Yiğithan Bugün sümüğün yok mu? + Var mı? – Var. Geçen gün ne sildin ama be! Yiğithan bir şey soracağım sana. Senin peygamberin kim? Haa.. Şöyle.. Adam ol. Peki sen bir Allah’a inanıyon di mi? Deme? (Kahkaha) İnanıyon di mi gundi? Peki Yiğithan? Şimdi ikinci dersimiz namaz. Olmaz değil, namaz. (Gülmeler) Yiğithan namaz kılmayan abilerine bir şey demek istiyor musun? Söyle bakayım. Vay Allah senden razı olsun. Şşt.. Ben gidiyom ha, odaya gidiyom. Gel çikolata vereyim. Yıldırım Beyazıt zamanında Yıldırım Beyazıt bir tane Sırp kralın kızıyla evleniyor. Tabi kız müslüman olmuyor. Çok da entrikacı bir kız. Yıldırım Beyazıt’a biraz sorunlu birkaç yıl geçirtiyor abi. Tabi Yıldırım Beyazıt, Caner (oradakilerden birine hitap etti), ondan sonra biraz üzülüyor. Belki biraz gönlü üzülüyor, daralıyor. Ve.. yani bunlardan kimi tarihçiler af dilemek için kimi tarihçiler tövbe için diyor, Bursa Ulu Camii’yi yaptırıyor Yıldırım Beyazıt. Şu anki o meşhur Bursa Ulu Camii’ni Tabi cami yapılırken çok çok önemli bir hadise var. Camide çalışan ne kadar adam varsa tek bir yerden ekmek yiyorlar: Somuncu Baba’dan. Tek bir yerden Mehmet abi. Neyse… Cami yapılıyor, çalışıyorlar. Ekmek tek yerden geliyor. Sadece Somuncu Baba’dan. Neyse cami bittikten sonra Yıldırım Beyazıt, Molla Fenari’yi çağırıyor. Emir Buhari’yi çağırıyor. Bunlar inanılmaz zâtlar… Yani alleme-i cihan abi. Bu Molla Fenari, Emir Buhari… Efsanevi isimler. Çağırıyor yanına. İşte cami bitmek üzere, şöyle bir Cuma’dan sonra vaaz verin diyor. O zaman namazdan sonra vaaz dediğin iki saat, üç saat, dört saat abi… Yani insanlar aç, daha o kadar kopmamışlar. Ahir zamanın şiddetini yaşamamışlar. Üç saat, dört saat vaaz. Sonra Molla Fenari diyor ki, ”Padişahım bize düşmez.” diyor. (Padişah) ”E nasıl düşmez? Kime düşecek ya?” diyor. ”Bir kutb-u azam var Somuncu Baba diye, ona düşer.” diyor. Abi tevazuya bakar mısın? Biz bir tane şöyle meşhur biri, bir bürokrasi… şöyle böyle biri gelsin de resim çektirelim diye milleti ezeriz. Padişah, koca Padişah yanına çağırıyor.. ”Bana düşmez, ona düşer.” diyor. Böyle bir tevazu Mehmet abi, akıllara zarar. Elhamdülillah ya.. Molla Fenari diyor, Somuncu Baba’ya düşer diyor.. Neyse Padişah diyor, madem öyle ikna edin diyor. Alttan giriyorlar, üstten çıkıyorlar. Tabi Somuncu Baba sırrı faş olsun istemiyor. Yani insanlar onu ekmek dağıtan mübarek bir mümin diye bilsin istiyor. Böyle evliya —-… sırrı faş olsun istemiyor abi. Neyse diyorlar ya belli olmaz, şöyle olmaz, böyle olmaz… Somuncu Baba’yı ikna ediyorlar. Somuncu Baba Cuma’dan sonra çıkıyor. Fatiha’nın tefsirini yapıyor, 7 mertebede. Birinci mertebede anlatıyor. Fatiha’yı şerh ediyor. İkinci mertebe anlatıyor, üç anlatıyor, dört anlatıyor, beş anlatıyor derken derken Molla Fenari tutamıyor kendisini. Cemaatin arasında, halkın arasında ayağa kalkıyor. ”Vallahi,” diyor ”Ben böyle şey görmedim.” diyor ”Biz yıllardır okuruz, araştırırız. Şu Fatiha’nın üçüncü mertebesinden öteye gidemedik… …Bu nasıl bir kutb-u azamdır böyle, 7 mertebe birden çıktı!” diyor. Somuncu Baba, ”Eyvah! Sırrım faş oldu.” diyor. Birden hızlıca hutbeyi irhaz ettiği kürsüden iniyor ve ondan sonra herkes yemin tillah ediyor ki… Ulu Cami’de kaç kapı var? Dört kapıdan birden bekliyorlar hangisinde çıkar diye. Ve dört kapıdan birden her biri yemin tillah ediyor biz Somuncu Baba’nın elini öptük diye. Bir anda 4 kapıdan birden çıkıyor… O zamanlar insanlar aman bana makam vermesinler, mevki vermesinler, fakir bir somuncu bilsinler diye sürekli kim üste gelirse onlar kaçıyor. Biz bu zaman, ahir zaman olduğundan maalesef Mehmet abi, tam zıttını yapıyoruz. Yani ne kadar teveccüh var, aman daha fazla üstüme alayım. Aman başkası almasın. Ve bu da bizde git gide git gide amellere güvenmeyi oluşturuyor. Ucub diye bir kelime duyan var mı? Ucub. İslam terminolojisinde çok mühim bir kelime. Duydunuz abi hiç ucub? Var mı abi bilen anlamını? Yeni kardeşlerden rica edeceğim. Var mı? Duydunuz mu hiç kardeşim? Bektaş? Ha duydun mu? Ne anlamı? Oturanlardan biri: Derste duymuştuk çarşamba şimdi şey de yanlış da olmasın. Ee anlamı ne? Korkuyla ilgili bir şey. Ha yooğ. Ohoo oğlum… Yunus’un dersi di mi bu? (Gülüşmeler) Ohoo 😀 Yavrum benim. Doğan söyle kardeş. Doğan: Abi ameline güvenmek Adamsın. Amele güvenmek demek ucub. Yani bizde bu asrın hastalıklarından biri – Yunus iyi dinle. Kelimeleri yanlış nakletme sonra Amele güvenme ucub hastalığı var Muhammed abi. Yani adama baktığında ahiretle ilgili bir mesele açıyorsun ve meselenin ikinci cümlesi ”Ya biz zaten şerif soyundanız.” , ”Biz zaten seyid soyundanız.” + Kardeşim sen namaz kılıyor musun? – Ya ben bir hanım aldım. Gece gündüz.. Seccadeye böyle yapıştırdım karı kalkmasın diye. Gece gündüz… Yani nasıl — nasıl kılıyor biliyor musun? Günde kaç tane- Ya biz Kabe Tv sarılıp uyuyoruz böyle evde. + Peki sen namaz kılıyor musun? – Yav ben kılamıyorum, biliyor musun? + Sebep? Sağlığında sorun vardır. İşi gücü çok yoğundur. – Yav 200 tane adam bakıyorum. Rızık kapılarını mı kapatayım? Bir de rezzak oldu. Bir de rezzak oldu hakikaten. Bizde ucub denen bir hastalık var ve bu hastalık çok sıkıntılı. Bu hastalık imandan sonra en çok vurduğu yerlerden bir tanesi namaz oluyor. Bunların en büyük sebebi Kur’an’ı okuyup içindeki emirleri uygulamaya tenezzül etmiyorlar bir zahmet. Kur’an’ı okumak sünnettir. Anlamak FARZDIR. Ne oldu o emirler? Kime geldi o emirler? Kime inecek o emirler abi? Bu azap sureleri kime geliyor? Kim için yazılmış? Biz cenaze namazının arabasının arkasına bile merhum yazıyoruz yani. Ne demek merhum? Allah’ın rahmet etmesi demek. Nereden biliyorsun o adamın akıbetini? Yani bu kadar amele güvenilir mi? Bu kadar ucub olur mu? Yani bu azap ayetleri kime indi? Az önce konuştuk… Uhud’ta bin kişiden peygamber görmüş üç yüz münafık dönüyor ya. Bin tanenin üç yüzü. Onda üç demek bu rakam. Bunlar Peygamber aleyhisselamı görmüş adamlar. Sen ben ne ya? Sen ben tebliğ etmişsin, kimsin ya peygamberin yanında? Peygamber görmüş adamlar Mustafa Hoca. Binde üç yüzü dönüyor bu adamların, münafık olarak. Sen neye güveniyorsun? Daha namaz yok yani.. masaya oturduğunda sahabelerin üstü bir adamsın. Masada hiçbir şey bırakmıyorsun. Amele baktığında başını secdeye eğdirmeyen iman neyine yarayacak? Ahirette nasıl kurtaracak? Ya bu namaz bu kadar kötüye atılabilir mi? Bu kadar kuytuya atılabilir mi? Üstad diyor ki, her günahta küfre giden bir yol var diyor. Yani bugün dişin çürüdüğünde bir anda çürümüyor dişin. Bir mikrop geliyor, bakıyor, buraya yuva yapılır diyor. Diğerlerine de referans oluyor Seydi abi. Diğer mikroplar geldiğinde dişi iptal ediyor. Amelde güzellik de aynı şekilde. Bir güzellik diğerine referans olur normalde İslam’da. Yani bir adam namaz kılıyorsa düzgün, içinden zekat verme isteği gelir. Onu da güzel yapıyorsa şu komşuma tebliğ edeyim isteği gelir. Onu da güzel yapıyorsa ”Ya bugün Rabbimi tanıyacak, marifettullah ilmiyle — bir kitap daha okuyayım.” isteği gelir. Bizimki Ali Veli Osman namazı kılıyor, yarın faizde. Namazı kılıyor, ertesi gün iftiranın, gıybetin… Ya bu esnaf abiler… Yani muhabbet ediyorum da bazen… Sizleri tenzih ediyorum. Yani herkesi tenzih edeyim, ortaya atayım. Bir kıyafet.. kime giyilirse artık. Yani o namaz ikame edildikten sonra mal satılırken o kadar yalan söylenir mi üç kuruş için? Olur mu yani bu? Yani o işleriniz için söylediğiniz yalanlar ne demek biliyor musun? Benim namazım olmamış demek. Zaten ayette namazını ikame et diyor, kıl demiyor. Namaz tam olsa işin devamında silsile silsile evleneceğin eşin doğru seçilmesine, çocuğunun ahlakına kadar Yani ulaşmadığı, elinin yetmediği hiçbir şey olmaz. Ama bizde ucub var. Amele güveniyoruz. Neyi unutuyoruz? İslam’ın temel disiplinlerini unutuyoruz. İslam öyle bir dindir ki Seydi abi, bir köleyi (yanlış anlamadıysam) birey yapar. Peygamber amcasını Ebu Leheb yapar. Sen neye güveniyorsun? İslam budur abi ya. Yani Cenab-ı Allah bunları anlayalım diye beş tane duyu veriyor. Biz hala başka noktalarda ısrar ediyoruz. İmandan sonraki en mühim hakikat: namaz ya namaz. Yani birazdan.. bugün çok ağır ders okuyacağız. Yani biraz insafın varsa gece rahat uyuyamayacaksın bugün Gökhan. Sadece namaz kılmayan değil, boş kılanlara da bugün çok laf gidecek. Yani.. Hele iki tane hadis sakladım heybemde. Benim aklım çıktı abi bakalım sizin ne olacak yani? Ama dünyayı yaşayayım ondan sonra öleyim. Yanımda biri namaz kılar, yanımda biri Kur’an okur. Yani bir adam trafik kazasından ölse yanına gidip trafik kurallarını hatırlatsan olur mu? E sen dünyada Kur’an’ı yaşamamışsın. O Fatiha’nın sana faydası olur mu? Yanında bin tane namaz kılsalar Fatih, faydası olur mu ondan sonra? Olmaz abi. Ama biz güveniyoruz abi… Ben öncelikle bir şey söylemek istiyorum. Namaz kılamıyorum lafına ben inanmıyorum Muhammed abi. Ben niye inanmıyorum? Çünkü ben Allah’a inanıyorum. Allah Bakara Suresinde diyor ki, Allah kimseye gücünün yeteceğinden fazlasını yüklemez diyor ayette. Yani ne yok diyor Yunus? Teklif-i mala yutak.. Yutmaktan aklınızda kalsın. Yutacağından fazlasını, yani yükünün üstünü Cenab-ı Allah birisine yüklemez diyor. Ama sen hala diyorsun ki ben namaz kılamıyorum. Şimdi soruyorum… Turgay abi sana sorayım. Allah kılabilirsin diyor, o da ben kılamıyorum diyor. Kime inanıcan? Hangisine inanmak istiyorsun? Hadi öbürüne inan da şirke depar at. Hangisine inanmak istiyorsun? Ben de Allah’a inanıyorum. O zaman namaz kılamıyorum lafı namaz günahının üzerine bir de yalan oluyor, bir de Allah’ı tenkide giderse iftira oluyor. Cenab-ı Allah, abicim günlük kaç nefes aldığımızı biliyor değil mi? Sorun yok. Peki kaç yaşına kadar yaşayacağını biliyor mu? Biliyor. İleride kiminle evleneceğini? Kaç kere hastalanıp hangi hastanelere gideceğini? Vücudunda kaç tane hücrenin seyredeceğini? Saçının ne kadar uzayacağını ve ölene kadar kaç defa kestireceğini? Kaç şehir gezeceğini ve ayağının hangi denizde kaç gram su ayağına değeceğine kadar hepsini biliyor mu? E bunları bilen Allah namaz kılabileceğini de biliyor. Biliyor ve kainatı ona göre dizayn etmiş. Ve sen hala diyorsun ki ben namaz kılamıyorum diyorsun. Şimdi ben iki tane hadis okuyacağım. Birincisi Taberani’nin hadisi, sahih. Namaz kılmayanlar veya şekilci kılanlar bunu dinleyecek abi bugün. Bura sıkıntılı. ”Kıyamet günü kulun ilk sorguya çekileceği ibadet namazdır.” Devam edeceğim, rica ediyorum dikkatinizi — Bir de, ya beni idare edin, anladın mı abi? Kusurum olur, bir şey olur. Kardeşinizim. Ama şuna kabirde işimize yarayacak. Bana hakkınızı helal edin. Böyle.. anladın mı abi? Ama mesele çok mühim. ”Kıyamet günü kulun ilk sorguya çekileceği ibadet namazdır. Namaz düzgün ise diğer ibadetleri kabul edilir.” Namaz kılıyorsa demedi di mi? Namazı düzgün olacak. Yani bir ayette ikame diyor. Başka bir ayette namaz kılanlardan olmak diyor. ”Namaz düzgün değil ise diğer ibadetler kabul edilmez.” Ebu N–‘in ”Namaz kılmayanın ibadetleri kabul olmaz.” Abi sen tehlikeyi anladın mı? Bak hayatınıza bireysel bir soru. Hayatında namaz yok, kurban kesiyorsun. Kabul olmaz diyor. Nasıl oluyor biliyor musun Mehmet abi sistem? Sen hayatında namaz yokken kurban kestin diyelim. Borçtan düştü. Hiçbir ekstrası yok, kabul olmadı. O da Allah razı olursa borçtan düşüyor. Namazın yok, zekat verdin. Kabul oldu mu? Olmuyor. Borçtan düşüyor, hiçbir ekstrası yok. Hayatında namazın yok. Yok işte şunu yapmak sünnettir, misvakı böyle yapmak sevaptır. Var mı onların ekstrası? Hiçbirine bakılmıyor. Ya namazın önemini daha ne anlatabilir abi? Namaz kılmayanın Cici (Fatih Cici) hiçbir ibadetine bakılmaz diyor. Adam diyor ki, ya namazım yok belki. Arada sırada kılıyorum ama cennette de birkaç tane köşküm eksik olsun. Lan ne köşkü! Ahireti kaybedeceğin diyor ya komple. Ya şundan önemli bir mesele var mı abi? Ya şu namaza bak ya. Siz bugün dünyada bir adama baksanız Süleyman yüzüne bakıp adamın hangi günahları işlediğini anlayabilir misiniz? Anlaşılmaz bu. Ahirette adamın azap şekli ve mertebesine baktığın anda hangi günah işlediğini anlayacaksın. Her günahın azap şekli ayrı. Azap şeklinden ne günahı işlemiş onu anlayacaksın. Ve bu azap şekillerinden en şedid en şiddetli olanlarından biri namazında sıkıntı olanlar olacak. Nerden biliyorsun? Sahabe-i Kiram birçok ibadet şeklinde sıkıntı olsa oruçta, kurbanda, şunda bunda Ya işte kardeşimiz günah işliyor, derlermiş. Namazı olmayanın dini sıkıntılı gözüyle bakıyorlarmış. Namaz çok önemli değildir. Dinin kendisidir abi. Çok önemli, az önemli derecesini düşüremezsin. Dinin ta kendisi bu namaz dediğin. Ama bizim hayatımıza o kadar önemli değil. Niye? E çünkü zaman değişti Mehmet abi. Yani artık çok fazla işim var, üç yüz beş yüz adama ekmek veriyorum. Bir de rezzak oluyoruz orada. Öyle değil mi abi? ”Ey nefsim! Deme zaman değişmiş, asır başkalaşmış.” Ben şunu duydum bak kulaklarımla. Şigan ne duydum biliyor musun? Ben yoga yapanları duyuyo- görüyorum diyor. Saatlerce muazzam bir şekilde odaklanıyorlar diyor. Ama namaz kılana bakıyorum üç dakika odaklanamıyor diyor. Demek ki namaz biraz asimile olmuş.. Tamam bir Allah’a inanalım da Biraz namazla da yogayı karıştırmak lazım çünkü zaman değişti diyor. Ya bu bu kadar kafa karıştırabilecek bir şey mi gerçekten? Cenab-ı Allah şeytana verdiği müsaade esnasında şeytan bir adamın yoga yapıp şirkinde boğulmasından mutlu oluyor, adamı ellemiyor. Namaza da hiç tahammül edemiyor, her dakika vesvese veriyor sana. 1400 yıl önce de şeytan aynı şeyi yapıyordu, 1400 yıl sonra da aynı şeyi yapıyor. Sen o mücadeleyi kazanmaya bakacaksın. ”Ey nefsim! Deme zaman değişmiş, asır başkalaşmış, herkes dünyaya dalmış, hayata perestiş eder. Derd-i maişetle sarhoştur.” Şimdi abi bura çok sıkıntı. Bazı kardeşler, abiler geliyor. + Namaz kılıyon mu hacı? – Kılıyom. Sıkıştırıyorum biraz. + Beş vakit mi, delikanlı gibi. – Ya sabahları çok kalkamıyorum diyor. Şimdi nereden anladın? Ya amelinden biraz anlıyorsun, gevşekliğinden, ipi ne kadar tuttuğundan anlıyorsun biraz yani. Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz. Artık göre göre anlıyorsun biraz. Şimdi desen ki kardeş sabah altıda senin işinle ilgili bir uçak var. Her türlü kalkar. Her türlü. Desen ki kardeş sabahın beşinde hanım doğum yapacakmış. Her türlü kalkar. Erken kalkar. Dün bir tane haber geçse yarın sabah altıda deprem olacak. Herkesi Mersin’de hallaç pamuğu gibi çevirip atacak diye gözüne uyku girmez, o saatte on kere kalkar. Çocuğu doğsa kalkar, çocuğu acıksa gene kalkar. Ama mesele Allah’ın rızası olunca kılamıyormuş. Sebep? Sebebi imanı zayıf. Ve namaz kılmayan bir adam lisan-ı haliyle diyor ki, ”Ben kendi dünya cennetimde mutluyum, Senin vereceğin cennete ihtiyacım yoktur. Kendi işim, eşim, çevrem beni mutlu etmeye muktedirdir. Sen tamam Allah’sın, işte başım sıkışınca sana dua ediyorum. Sen bununla yetin. Ama ben sana günde bir saatimi ayırmayacağım. Ben günde ciğerimi on saatliğine ayda iki bin liraya patronuma satarım ama sana günlük bir saatimi satamam.” diyor lisan-ı haliyle. Soruyorum şimdi. Patronuna mı tapıyorsun Cenab-ı Allah’a mı tapıyorsun? Kime daha çok amel ediyorsan ona tapıyorsun. Bu adamlar, nefsimize söylüyorum hiçbir kişi değil yani. Bizim kişiyle işimiz yok. Sıfatla ilgili. Bunu böyle yaşayan kim varsa ya namazını kılmayan ya da kılarken sürekli aklından çek defteri geçti, şuradan müşteri mi geçti bu borcu n’apacağım, şu kızı n’apacağım, eşi n’apacağım, çocuğu n’apacağım deyip Allah’a ayırması gereken vakti esbaba ayıran zihniyete diyorum. Bunlar peşin vereni seven adamlar. Kendi nefsim dahil. Hiçbir fark yok. Benim yok mu zannediyon öyle aceleci kıldığım namaz? Bu nefis de bu muhabbetten beri değildir. Bunlar peşin seven adamlar. Yani al gülüm, ver gülümcüler. Allah bana bir şey verir, ben onun karşılığında veririm. Yani namaz kıldığımda ahirette verecekmiş, o bana gelmez Sabri abi. Bana şimdi vermesi lazım. Madem sen peşin seversin, madem her şeyi karşılıklı yaparsın şu an bulutlarda duran yirmi üç trilyon ton suyu, günlük soluduğun sekiz bin sekiz yüz litre havayı, vücudunda otoyol gibi döşenmiş doksan altı bin beş yüz kilometre damarları ahirette hadi öde de bunları diye adamın gırtlağına sokarlar Seydi abi. Madem karşılıklı seviyorsun, bunların karşılığını nasıl vereceksin? Versene Allah’ın verdiği bir nefesin karşılığını? Nerde abi sıkıntı? Patron arasa kırk döneriz. Allah için.. idare etsin artık (hâşâ) Öyle olmuyor mu? Kılmadığın namaz.. aceleyle kıldığın namaz.. namazın bitince yandakini tenkit edecek kadar nasıl dikkat verebiliyorsun, kendi namazından ona nasıl vakit kalıyor? ”Ey nefsim! Deme: ”Zaman değişmiş, asır başkalaşmış, herkes dünyaya dalmış, hayata perestiş ediyor. Derd-i maişetle sarhoştur.” Niçin deme? Çünkü ölüm değişmiyor. Yarın ne giyeyim derken aklına kefen geliyor mu hiç? ”Firak, bekaya kalbolup başkalaşmıyor. Acz-i beşeri, fakr-ı insani değişmiyor, ziyadeleşiyor. Beşer yolculuğu kesilmiyor, sürat peyda ediyor. Hem deme: ”Ben de herkes gibiyim.” Benim liselerde.. bir öğretmenim biliyorsunuz, liselerde en çok duyduğum cümle. Doğru mu? Baksana abi sınıfta hangi arkadaş kılıyor ya? Hangi arkadaş kılıyor namazı? Ben neden kılayım namazı yani? Yani orada diyor ki etraf ne yapıyorsa ben de aynısını yapayım. Seydi abi senle kırk kişiyi bir dama çıkarsam bizim elli ikinci katlayı.. o kırk tanenin otuz dokuz tanesi aşağıya atlayıp intihar etse onlar ediyor diye sen de eder misin? Etmezsin değil mi abi? Bak nefsin oyununa bak. Namaz olunca iyi de onlar kılmıyor. Ama canına kast olunca ben onlar gibi yapamam oluyor. Ne çıkıyor buradan? Buram buram nefis kokuyor. Buram buram… Başka ne diyorlar abi? Ya kardeşim siz namaz namaz diyorsunuz da bu namaz dediğin olay Allah’la kul arasında bir ibadet. Sizin girmemeniz lazım. Neydi isim? Ha? Sami, Allah’la kul arasında değil mi namaz? Öyle değil işte kardeş. Ben şurada gidip bir parkı yaksam abi devlet bana bir suç açar mı- dava? (Kamu davası) Çok güzel. Kamu, amme davası. Ne için bana kamu davası açıyor? Seksen milyonun hakkını müdafaa için doğru mu? Nasıl bir maddi düzeni bozduğunda seksen milyon kişinin hakkını devlet senden istiyor, aynen öyle de kılmadığın her namaz kainatta zerre atomların koca galaksilere kadar her birinin üzerinde bulunan müekkel melekler, zi-ruhlar, canlılar, çiçekler, böcekler, bütün bunların muazzam bir şekilde manevi ahengini, dinamiklerini bozduğundan ve sabote ettiğinden ahirette bunların küllisi senden hesap talep edeceğinden dolayı altmış yıllık bir hayatta sonsuz cehennemi hak ediyorsun. Defter kabarık abi. Bir daha sorayım. Allah’la kul arasında mıymış namaz? Onu da kakalamışlar aradan. ”Hem deme ben de herkes gibiyim çünkü herkes sana kabir kapısına kadar arkadaşlık eder. Herkesle musibette beraber olmak demek olan teselli ise kabrin öbür tarafında pek faydasızdır.” Urve b. Zübeyr var. Hz. Ebu Bekir’in torunu. Aişe validemizin yeğeni. Urve’nin bir gün bacağı rahatsızlanıyor abi. Hemen Şam’a gönderiyorlar. O dönem Şam’da tabipler çok efsane. Neyse tabipler bakıyor Bektaş, allem ediyor kullem ediyor. Diyor ki bu biz bu dizden altını kesmek zorundayız diyor Urve’ye. Nasıl olacak diyor Urve. Bir tane ot var, onu çiğneyeceksin. Bir gün boyunca uyumuş olursun, yani anesteziyi bahsediyor. O dönem tıpla çok ilgileniyorlar. Mesela bir yerin yara olduğunda kırmızı başlı karıncalar var. Ateş karınca. Onu böyle kıskacıyla ısırtıyor, kafasını koparıyor. Isırtıyor, kafasını kopartıyor. O senin dikişin oluyor. Zaten karınca kafası organik. Eriyor gidiyor orada. Yani tıpta çok araştırıp — bir şekilde şey yapıyorlar. Bu zaman narkoz anestezi dediğinin bitkisini bulmuşlar Fatih. Urve’ye diyorlar ki sen bu bitkiyi çiğneyeceksin, çiğnedikten sonra bir gün boyunca aralıksız uyuyacaksın diyorlar. Yani bir gün boyunca Rabbimi anamayacak mıyım? Yani bir gün namazımdan uzak mı kalacağım? Evet, öyle olacak. Ben buna razı değilim diyor. İyi de Urve kesmemiz lazım bu bacağı. Dayanamazsın böyle acıya. Çözeriz diyor, çözeriz. Hele beni bir kıbleye çevirin diyor. Namazını kılarken bacağını kestiriyor. Ve bunu hissetmiyor. Namaz müminin miracıdır ne demek oldu mu abi? Urve’nin şu hassasiyetinden sonra artık kime tapıyor, kime biat ediyorsan git onun ibadetini yap kardeşim. Allah ananıza, babanıza cehennemi haram kılsın. Lillahi tealel El-Fatiha, maassalavat. Dünyada bu hakikatlere muhtaç binlerce insan var. Bunlardan biri sizin çevrenizde de olabilir. Paylaşıp onlara da ulaşmasını sağlayabilirsiniz. Allah rızası için El-Fatiha.


Almanca

Ich will was sagen. Wir hören dir zu. – Hayalhanem ich liebe dich sehr. (Gelächter) Wen liebst du sehr? – Hayalhanem liebe ich sehr. Liebst du mich sehr? – Ich liebe dich sehr. Du liebst mich doch nur so sehr, weil ich dir immer Schokolade gebe, stimmt’s? – Stimmt’s? Stimmt’s? (Gelächter) Pscht.. Ich will dich was fragen, Yigithan; Ich dachte du wirst das rote hier nicht tragen? Wie nennt sich das, was du trägst? – Con con con Con… (Gelächter) Pscht.. Yigithan, – Was? Hast du heute keinen Rotz? – Hab ich. + Hast du? – Ja. Wie du ihn letztens aber weggewischt hast ey! – Hab ich. Yigithan, ich werde dich was fragen. – Was? Wer ist dein Prophet? – Hz. Muhammed (Sav.) Aah.. Genauso; Sei ein Mann. Und du glaubst an Allah, stimmt’s? – Stimmt’s? + Stimmt’s. (Gelächter) Du glaubst das, stimmt’s Gundi? (Dorfmensch) – Das tue ich uvhdlkjvd Gundi. (Dorfmensch) Also Yigithan? – Was? Unser zweiter Unterricht ist das Gebet. ( Er macht ein Wortspiel [Gelächter] ) Yigithan, willst du den Brüder, die das Gebet nicht verrichten, etwas sagen? – Das will ich. Dann sag mal. – Was soll ich sagen? – (Ein türkischer Spruch, der einen Vorwurf/eine Beschuldigung andeuten soll) Wow, möge Allah mit dir zufrieden sein. Pscht.. Ich gehe ins Zimmer, okay. Komm, ich gebe dir Schokolade. – Los gib. Zu den Zeiten von Yildirim Beyazit, heiratet Yildirim Beyazit mit der Tochter eines serbischen Königs. Und das Mädchen wird kein Muslim. Zudem ist sie auch eine starke Intrigantin. SIe lässt Yildirim Beyazit ein paar problematische Jahre erleben. Natürlich wird Yildirim Beyazit nach diesen Jahren wahrscheinlich etwas traurig. Wahrscheinlich ist sein Herz ein bisschen traurig und bedrückt. Und.. manche Historiker sagen, dass er es getan hat, um um Gnade zu bitten; Andere sagen, um Reue zu zeigen: Er lässt die Bursa Ulu Moschee bauen. Die heutzutage so berühmte Bursa Ulu Moschee Natürlich gibt es dabei eine sehr wichtige Geschichte vom Moschee-Bau: All die Männer, die beim Bau tätig waren, aßen vom selben Bäcker – Von Somuncu Baba. Von einem Ort, Mehmet Bruder. Wie auch immer.. Die Moschee wird gebaut, sie arbeiten. Das Brot kommt von einer einzigen Quelle. Nur von? Nur von Somuncu Baba. Wie dem auch sei.. Nachdem die Moschee fertig ist, ruft Yildirim Beyazit Molla Fenari und Emir Buhari. Das sind unglaubliche Personen.. Sehr gelehrte Menschen, Bruder. Molla Fenari, Emir Buhari… legendäre Namen. Er ruft sie zu sich. Er sagt, dass die Moschee fast fertig ist, und dass sie nach dem Freitagsgebet eine Predigt halten sollen. Das, was man zu der Zeit als Predigt nach dem Gebet genannt hat, ging drei, vier Stunden, Bruder.. Die Menschen sind hungrig nach Wissen, sie haben noch nicht so sehr den Faden verloren wie wir; Und auch nicht die Brutalität der heutigen Zeit/Endzeit (Die letzte Ära vor der Apokalypse) erlebt. Drei, vier Stunden Predigt. Dann sagt Molla Fenari “Sultan, das steht uns nicht zu”. (Sultan) “Wie, es steht euch nicht zu? Wem soll es denn sonst zustehen?”, sagt er. Es gibt einen geistlichen Führer namens Somuncu Baba. Ihm steht es zu”, sagen sie. Bruder, guck dir mal die Bescheidenheit an Wir würden die Leute zerquetschen, wenn jemand berühmtes kommen würde, damit wir ein Foto machen können. Der Sultan, der große Sultan ruft DICH zu sich; Und du sagst “Es steht nicht mir zu, sondern ihm”. Stellt euch das mal vor. So eine Bescheidenheit, Mehmet Bruder, es ist unglaublich/nicht zu fassen. Gott sei Dank.. Wie dem auch sei. Also, Molla Fenari sagt, dass diese Aufgabe Somuncu Baba zusteht.. “Na gut. wenn es so ist, dann überredet ihn”, sagt der Sultan. Daraufhin gehen sie zu ihm und reden drunter und drüber um ihn zu überreden. Natürlich will Somuncu Baba nicht, dass sein Geheimnis gelüftet wird. (Das Geheimnis, dass er einer der Menschen ist, der durch Hingabe und Liebe zum Erschaffer, vom Grad her, Allah sehr nahe ist.) Er will, dass die Leute ihn nur als einfachen, guten Gläubigen kennen, der Brot verteilt. Und nicht, dass er ein -vom Grad her Allah sehr Nahe stehender- Geistlicher ist…er will nicht, dass sein Geheimnis gelüftet wird, Bruder. Wie dem auch sei. Sie sagen ihm, dass es schon nicht bemerkbar sein wird… Sie überreden Somuncu Baba. Und dann kommt der Tag: Somuncu Baba tritt nach dem dem Freitagsgebet nach vorne um die Prädigt zu halten. Er macht eine tiefgründige Übersetzung zur Sura Fatiha – In sieben Stufen. In der ersten Stufe erklärt er. Er erläutert die Fatiha. Er erläutert die zweite Stufe, die dritte, die vierte, die fünfte Stufe, bis Molla Fenari sich letztendlich nicht mehr zurückhalten kann. Er steht zwischen der Menge/dem Volk auf und sagt: “Ich schwöre auf Allah; Ich hab noch nie so etwas gesehen,” “Wir lesen und erforschen schon seit Jahren, doch haben wir es bei der Sura Fatiha nicht weiter als bis zur dritten Stufe geschafft.. ..was für ein geistlicher Führer muss er nur sein, dass er sieben Stufen auf einmal gestiegen ist!”, sagt er. Somuncu Baba daraufhin: “Oh nein, mein Geheimnis wurde gelüftet”. Auf einmal steigt er so schnell es geht herunter vom Pult, von dem er die Predigt gehalten hat; Und danach schwören alle darauf.. +Wie viele Türen gibt es in der Ulu Moschee? – Vier. Sie verteilten sich alle an allen vier Türen auf und warteten, um zu gucken, aus welcher Tür er rausgeht. Und die gesamten Menschen aus allen vier Türen schwören bei allem, dass jeder einzelne von Ihnen seine Hand geküsst hat. (Die Hand zu küssen ist im Islam ein Zeichen des Respektes/der Liebe) Er geht gleichzeitig von allen vier Türen auf einmal raus.. Die Menschen, die zu der Zeit gelebt haben sind -weil sie nicht wollten, dass ihnen ein Amt, eine hohe Stellung gegeben wird, damit sie nur als arme Bauer bekannt sind- ständig von der Spitze/hohen Stellung geflohen. Wir jedoch tun heutzutage, weil es die Endzeit (Die letzte Ära vor der Apokalypse) ist, leider genau das Gegenteil, Mehmet Bruder. Also; “Je mehr Huld es gibt, desto mehr nehme ich es auf mich auf.. Niemand außer mir soll die Lorbeeren ernten.” Und das führt bei uns immer mehr dazu, dass wir auf unsere eigenen Taten vertrauen. (Dass man sich z.B. denkt: “Ich tue ständig so viele gute Dinge, ich habe mir bestimmt locker das Paradies verdient.” / Ego) Es gibt das Wort Ucub, hat es schon mal jemand gehört? Ucub. Es ist in der islamischen Terminologie ein sehr wichtiger Begriff. Habt ihr dieses Wort ‘Ucub’ schon mal gehört? Kennt jemand die Bedeutung? Ich möchte die neu dazugekommenen Brüder darum bitten. Gibt es jemanden? Schon mal gehört, Bruder? Bektas? Ja? Hast du’s schonmal gehört? Was ist die Bedeutung? [Einer, aus der Gruppe:] “Das haben wir am Mittwoch im Unterricht gehört. Nicht, dass es jetzt falsch ist..” Und was ist die Bedeutung? “Etwas, bezüglich Angst?” Ahh nein. Ohooo (Ohoo: In vielen Fällen ein öfters benutzter türkischer Slang, welches schwer zu übersetzen ist. Kann man aber so ähnlich verstehen wie: ‘Was kommt denn jetzt noch?’) Das ist der Unterricht von Yunus, oder? (Gelächter) Ohoo, mein lieber Scholli. Dogan, sag es Bruder. [Dogan:] “Auf seine Taten vertrauen, Bruder” Du bist ein Mann. Ucub heißt; ‘Auf seine Taten vertrauen:’ Das ist eine der Krankheiten dieses Jahrhunderts – Yunus, höre gut zu. Erzähle die Wörter später nicht falsch weiter. Es gibt die Ucub Krankheit; Sich auf die eigenen Taten verlassen, Muhammed Bruder. Du öffnest jemandem ein Thema, das mit dem Jenseits zu tun hat und sein zweiter Satz darauf ist; “Wir stammen doch eh vom edlen Stamm ab”, “Wir stammen doch eh vom Seyyid-Stamm ab” + Bruder, verrichtest du dein Gebet? – “Ich habe so eine unglaubliche Frau geheiratet. Sie betet Tag und Nacht.. Ich habe sie auf den Gebetsteppich geklebt, damit sie nie wieder vom Beten aufsteht. (macht einen Witz) Tag und Nacht.. Weißt du wie unglaublich sie betet? Wie oft am Tag? Wir umarmen zu Hause die Kabe Tv (islamischer TV-Sender) und schlafen so ein.” + Und betest DU? – “Ach weißt du, ich kann nicht..” + Warum? Er hat gesundheitliche Probleme. Er hat viel zu tun. – “Ich beschäftige 200 Menschen. Soll ich die Türen zu deren Lebensunterhalt schließen, Bruder?” Er ist auch noch Rezzaq geworden. (Er-Rezzaq: Einer von Allah’s 99 Namen. Bedeutung: Der Versorger) Wir tragen eine Krankheit namens ‘Ucub’ in uns. Und diese Krankheit ist sehr problematisch. Diese Krankheit greift zuerst den Glauben, daraufhin dann am meisten das Gebet an. Der größte Grund dafür ist, dass sie den Koran lesen, aber sich nicht dazu herablassen den Befehlen darin zu folgen. Wenn sie sich doch bloß die Mühe dazu machen würden.. Den Koran zu lesen ist Sunnah (Sunnah: Die Handlungsweisen des Propheten [Sav.], denen man als Moslem so gut es geht nachstreben sollte). Ihn zu verstehen ist Farz (Farz: Pflicht/Vorschrift im Islam). Was ist mit den Befehlen? An wen sind diese Befehle gerichtet? An wen wurden sie heruntergesandt, Bruder? Für wen sind diese Koranverse bezüglich der Qual? Für wen wurden sie geschrieben? Wir schreiben sogar hinter das Beerdigungsauto “Merhum”. Was heißt “Merhum”? Es heißt: “Die Gnade Allah’s” (also, dass Allah Gnade haben wird). Woher kennst du das Ende/Schicksal dieses Mannes? Kann man sich wirklich so sehr auf seine Taten verlassen? Sollte es denn wirklich so viel Ucub geben? Also an wen sind diese Koranverse bezüglich der Qualen herabgesandt worden? Wir haben das gerade besprochen.. ..Vom Uhud Krieg kehrten von insgesamt 1000 Menschen, 300 als Heuchler wieder zurück; Trotz der Tatsache, den Propheten gesehen zu haben. 300 von 1000. Das bedeutet DREI ZEHNTEL. Drei Zehntel an Männern, die den Propheten (Sav.) höchstpersönlich gesehen haben. Wer sind da du und ich schon? Du und ich versuchen Botschaften rüberzubringen (sarkastisch). Wer sind wir schon neben dem Propheten (Sav.)? Männer, die den Propheten höchstpersönlich gesehen haben, Mustafa. 1000 von 300 dieser Männer kehrten als Heuchler wieder zurück. (Die Sorte ‘Heuchler’ ist im Islam vom Grad her der niedrigste, den ein Mensch erreichen kann. Niedriger als ein Ungläubiger) Auf was vertraust du? Du verrichtest noch nicht einmal das Gebet; Doch wenn du dich an den Tisch setzt, bist du der Mann, der den Sahaba (Weggefährten des Propheten) um Meilen voraus ist. Du lässt am Tisch nichts übrig (sarkastisch). Wenn es aber um die Performance geht: Was nützt dir ein Glaube, der deine Stirn nicht auf den Gebetsteppich neigen lässt? Wie soll es (dein Glaube) dich im Jenseits retten? Kann das Gebet denn auf so fatale Art vernachlässigt werden? Darf man es denn so sehr in die Ecke stellen? Der Meister/Lehrer (Bediüzzaman Said Nursi) sagt: “In jeder Sünde liegt ein Weg zum Unglauben.” Also, wenn du heute einen verfaulten Zahn siehst, ist das nicht auf einmal passiert. Es kommt ein Bakterium und checkt die Gegend nach einem möglichen Sitz ab. Und er wird dann daraufhin zur Referenz der Anderen, Seyid Bruder. Sobald die anderen Bakterien dann dazukommen, setzen sie den Zahn außer Gefecht. Bei der Schönheit in den Taten ist das genau so. Eine Schönheit wird im Islam für gewöhnlich zur Referenz der anderen Schönheit. Also, wenn ein Mann ordnungsgemäß betet, dann entsteht in ihm auch der Impuls, spenden zu wollen. Wenn er auch das schön macht, wird der Wille kommen, seinen Nachbarn zu predigen (sie auf den rechten Weg leiten zu wollen). Wenn er auch das schön macht, wird der Wille kommen: “Ey lass mal heute noch ein Buch lesen, mit dem ich Allah viel näher kennenlernen kann.” Doch unsere Jungs -sei es Ali, Veli oder Osman- beten zwar vernünftig, aber beziehen am nächsten Tag Zinsen. Er betet, doch am nächsten Tag Verleumdung, Lästerei.. Ey diese Kleinhändler; manchmal quatsche ich mit ihnen.. Ich schließe euch alle jetzt mal aus und rede einfach in die Mitte daher: Ein Kleidungsstück.. Spielt keine Rolle welches. Wie kann man, nach dem das Gebet verrichtet wurde, für ein paar lausige Cents so viel lügen, während man eine Ware verkauft. Geht das in Ordnung? Wisst ihr, was diese Lügen die ihr für eure Arbeit erzählt, bedeuten? Das heißt, dass dein Gebet nicht akzeptiert wurde. Im Koran wird deswegen betont, dass man das Gebet AUFRICHTIG verrichten soll. Sobald du es aufrichtig machst, gibt es danach nichts, wo deine Hand nicht hinreichen wird! Sei es bei deiner andauernden Arbeit, bei der richtigen Partnerwahl, bis hin zur Moral deiner Kinder, bei ALLEM. Aber bei uns ist eben Ucub vorhanden. Wir verlassen uns auf unsere Taten. Doch was vergessen wir? Die grundlegenden Disziplinen des Islams vergessen wir. Islam ist so eine unglaubliche Religion, Seyid Bruder: Es macht aus einem Sklaven ein legendäres Individuum (Bilal Habashi). Und aus dem Onkel des Propheten macht es Ebu Leheb (Er hat sich zum Feind des Propheten gemacht und wurde von Allah verdammt.) Worauf vertraust du? Das ist der Islam, Bruder. Allah gibt uns fünf Sinne, damit wir das verstehen. Wir aber bestehen immer noch auf andere Punkte. Die wichtigste Wahrheit, was nach dem Glauben kommt, ist das Gebet. DAS GEBET. Wir werden heute schwierige Lehren im Unterricht beziehen. Wenn du also ein bisschen Einsicht/Gnade in dir trägst, wirst du heute Nacht nicht in Ruhe schlafen können, Gökhan. Das betrifft nicht nur jene, die nicht beten, sondern auch jene, die nicht aufrichtig/bedeutungslos beten. Vor allem habe ich zwei Hadithe in meiner Satteltasche versteckt (Redewendung). Ich konnte es nicht fassen, mal sehen wie es euch ergehen wird. “Aber lass mich doch mein Leben leben und nachdem ich gestorben bin, wird es sicher neben mir (meiner Leiche) jemanden geben, der betet, und einen anderen geben, der Koran liest”. Wäre es denn logisch, einen Mann, der bei einem Verkehrsunfall gestorben ist, an die Verkehrsregeln zu erinnern? Du hast auf dieser Welt nicht mit dem Koran gelebt. Wird dir da die Sura Fatiha noch was bringen können? Wenn 1000 Leute für dich beten würden, Fatih, würde es dir was bringen? Würde es nicht, Bruder. Aber wir vertrauen darauf… Ich möchte vorerst etwas sagen. Ich glaube nicht an die Aussage: “Ich kann das Gebet nicht verrichten,” Muhammed Bruder. Warum glaube ich nicht daran? Weil ich an Allah glaube. Allah sagt in der Sure Bakara (286): “Allah legt keiner Seele mehr Last auf als die, die er tragen kann.” Also, was gibt es nicht Yunus? Teklif-i mala yutak.. Also sagt er, dass Allah niemandem Lasten auferlegen würde, die er nicht (er)tragen kann. (Also nicht mehr als die Kapazität, die er tragen kann.) Aber du sagst immer noch: “Ich kann das Gebet nicht verrichten.” Nun frage ich.. Turgay Bruder, lass mich dich fragen. Allah sagt, dass du das Gebet verrichten kannst; Doch er sagt, dass er nicht beten kann. Wem glaubst du? +Wem willst du glauben? – Allah. Los glaube dem anderen und fange mit Schirk an. (Schirk: Jemanden oder etwas an der Einzigkeit Gottes teilhaben zu lassen -> Da es im Islam nur einen Gott gibt, darf man Ihm nichts gleich- oder überstellen.) Wem willst du glauben? “Ich glaube auch an Allah.” Somit wird mit dieser Aussage -neben der Tatsache/Sünde nicht zu beten- auch noch die Sünde draufgesetzt, gelogen zu haben. Wenn er zusätzlich darauf auch noch Allah kritisiert, wäre das Verleumdung. Bruder. Allah weiß, wie viele Atemzüge wir pro Tag machen, stimmt’s? Kein Problem. Weiß er auch, bis wann du leben wirst? Weiß er. Mit wem du in der Zukunft heiraten wirst? Wie oft du krank wirst und in welche Krankenhäuser du alles gehen wirst? Wie viele Zellen insgesamt in deinem Körper erneuert werden? Wie lang deine Haare werden und wie oft du sie bis zu deinem Tod schneiden lassen wirst? Weiß er, wie viele Städte du bereisen wirst und wie viel Gramm an Wasser insgesamt an welchen Ozeanen alles, deinen Fuß berühren wird? Weiß er das alles? Der Allah, der das alles weiß, weiß doch auch dass du dazu fähig bist, das Gebet zu verrichten. Er weiß es und hat das Universum dementsprechend für dich gestaltet. Und du sagst immer noch: “Ich kann nicht beten.” Jetzt werde ich euch zwei Hadithe vorlesen. (Hadith: Die Überlieferung der Aussprüche und Handlungen des Propheten [Sav.]) Der erste Hadith ist von Taberani. Er ist Sahih (echt/die Wahrheit). Diejenigen, die das Gebet nicht verrichten oder es unaufrichtig verrichten, werden sich das heute anhören. Die jetzige Stelle ist beunruhigend/problematisch. “Am Tag des Gerichtes, wird die erste Tat die befragt wird, das verrichten des Gebetes sein.” Ich werde gleich weitermachen. Ich bitte euch um eure vollste Aufmerksamkeit. Und bitte haltet mich heute ein wenig aus (drückt das Auge mal zu). Vielleicht habe ich Makel/Fehler oder irgendetwas anderes. Ich bin euer Bruder. Aber das hier jetzt wird für uns im Grab vom Nutzen sein. Vergebt mir all meine Taten und Fehler -> (Eine Redewendung, weil man vermeiden möchte, dass die Menschen sich im Jenseits über einen beschweren und ‘Schadensersatz’ für die jeweiligen Rechte verlangen, die man hat. [Sagt man meistens beim Abschied, beim Fehler machen, wenn man jemanden verletzt oder gekränkt hat, Unrecht getan hat, die Rechte missbraucht hat oder wenn man möglicherweise unbewusst einen Fehler gemacht hat oder vielleicht noch machen wird.]) ..verstehst du? Aber dieses Thema ist sehr wichtig. “Am Tag des Gerichtes, wird die erste Tat die befragt wird, das verrichten des Gebetes sein. Erst wenn das Gebet ‘angemessen/richtig/ordungsgemäß’ verrichtet wurde, werden die anderen Religionsübungen/guten Taten angenommen.” Er hat nicht gesagt “Wenn man das Gebet verrichtet” stimmt’s? Er hat gesagt; Wenn man das Gebet ‘ordungsgemäß/richtig/angemessen’ verrichtet. Also in einem Koranvers wird davon gesprochen angemessen zu beten (Also mit der Vorstellung/mit dem inneren Frieden zu beten, dass Allah dich immer sieht und bei dir ist). Und im anderen Vers wird davon gesprochen, von den Gebet-Verrichtenden zu sein. “Wenn das Gebet nicht richtig/ordnungsgemäß ist, werden die anderen Taten nicht angenommen.” “Es werden die guten Taten/Religionsübungen derer nicht angenommen, die das Gebet nicht verrichten.” Begreifst du die Gefahr, Bruder? Ich stelle euch jetzt eine individuelle Frage. Es gibt kein Gebet in deinem Leben, aber du opferst (z.B. Ziege, Rind beispielsweise für das Opferfest). Er sagt, dass diese Tat/Religionsübung nicht angenommen wird. Weißt du wie das System funktioniert, Mehmet Bruder? Nehmen wir an, du opferst (z.B. eine Ziege, Rind usw.), obwohl du das Gebet nicht verrichtest. Er hat zwar seine Schulden (bei Allah) beglichen, doch erhält keine Extras. Es wurde nicht akzeptiert. Seine Schulden werden auch nur dann beglichen, wenn Allah das akzeptiert/mit ihm zufrieden ist. Du betest nicht, aber hast Zakat (Almosen) gegeben. Wurde es akzeptiert? Wird es nicht. Er ist der Verschuldung zwar entfallen, aber erhält kein Funken Extras. Du hast kein Platz für das Gebet in deinem Leben? Aber sagst: “Dies zu tun ist Sunnah, Miswak (Baumwurzelstück, welches zur Zahnreinigung benutzt wird) zu benutzen ist Sunnah..” usw. Kriegst du Extras (Also die Belohnung/entgegenkommen) dafür? Nichts von all dem wird beachtet/geschätzt! Bruder, was könnte die Bedeutung und Wichtigkeit des Gebetes denn im Moment noch besser darstellen? Nichts von seinen Taten werde beachtet/geschätzt, wenn er das Gebet nicht verrichtet, Cici Bruder. Der Mann sagt: “Ich verrichte das Gebet zwar nicht, nur gelegentlich, ab und zu mal. Aber was solls; Dann fehlen mir im Paradies halt ein paar Schlösser.” Alter von was für einem Schloss redest du!? Du verlierst das komplette Jenseits/Paradies, wird hier gesagt! Ey, gibt es denn ein wichtigeres Thema als das hier Bruder? Begreifst du die Wichtigkeit des Gebetes? Wenn du heute auf dieser Welt einen Mann betrachten würdest, könntest du an seinem Gesicht erkennen, welche Sünden dieser Mann alles begangen hat? Das ist natürlich unverständlich. Im Jenseits jedoch wird man man an der Art und dem Grad der Peinigung/des Folters dieses Mannes erkennen, welche Sünde er begangen hat. Die Peinigung/Folter jeder einzelnen Sünde ist unterschiedlich. Du wirst anhand der Peinigung verstehen, welche Sünde der Jeweilige begangen hat. Und einer der schmerzhaftesten und brutalsten Peinigungen wird es bei Jenen geben, die Schwierigkeiten mit dem Gebet hatten. Woher weiß ich das? Die Sahabe-i Kiram (Weggefährten des Propheten) zu diesem Thema: Wenn es Probleme in den jeweiligen Religionsübungen gibt; beim Fasten, beim Opfer, usw.. ..dann sagten sie: “Unsere Brüder sündigen.” Doch die, die nicht Beten betrachteten sie als problematisch/zweifelhaft was ihren Glauben betrifft. “Das Gebet ist nicht sehr wichtig..” – Es ist die Religion höchstpersönlich/selbst, Bruder! “Viel wichtig, wenig wichtig.” -Du kannst es nicht auf so einen Niveau senken. Das was sich ‘Gebet’ nennt, ist die Religion selbst! Aber in unserem Leben spielt es nicht so eine große Rolle. Warum? Weil sich die Zeiten geändert haben, Mehmet Bruder (sarkastisch). Jetzt habe ich viel zu viel Arbeit. Ich sorge für das Brot von dreihundert-fünfhundert Männern. Jetzt bin ich auch noch Rezzaq geworden (Einer von Allah’s 99 Namen: der Versoger) stimmt’s Bruder? [sarkastisch] “O mein Ego/meine innere Triebseele! Behaupte nicht: ‘Die Zeiten haben sich geändert, das Jahrhundert hat sich geändert.’ ” Ich habe was gehört. Weist du was ich gehört hab, Sigan Bruder? “Ich sehe mir die Menschen an, die Yoga praktizieren. Sie können sich stundenlang enorm fokusieren/konzentrieren”, sagt er. “Aber dann schaue auf die, die das Gebet verrichten: Sie können sich keine 3 Minuten fokusieren/konzentrieren. Also ist das Gebet heutzutage ein wenig assimiliert. Okay, glauben wir natürlich an Allah.. ..doch ich finde wir sollten Yoga mit dem Gebet ein wenig zusammentun/vereinigen, weil sich die Zeiten geändert haben”, sagt er. Ey kann das denn wirklich etwas sein, was so sehr für Verwirrung sorgt? Nachdem der allmächtige Allah dem Teufel die Erlaubnis gab, (im Laufe der Existenz dieser Welt, die Menschen vom Rechten Weg abzuleiten) freut sich der Teufel doch, wenn jemand Yoga macht und dabei im eigenen Schirk ertrinkt. (Schirk: Etwas oder jemanden Allah gleich- oder überstellen) Also stört der Teufel ihn nicht dabei. Das Gebet jedoch kann er überhaupt nicht tolerieren und gibt dir daher bei jeder Gelegenheit Vesvese (Dass der Teufel dir Dinge zuflüstert/einflöst, wie z.B. Angst, Bedenken, Argwohn). Der Teufel hat vor 1400 Jahren schon dasselbe getan, und tut 1400 Jahre später immernoch dasselbe. Du musst drauf schauen, diesen Krieg/Kampf zu gewinnen. “O mein Ego/meine Triebseele! Behaupte nicht: ‘Die Zeiten haben sich geändert; das Jahrhundert hat sich geändert; jeder verliert sich in diese Welt; jeder ist diesem Leben extrem ergeben/begierig; jeder ist in die Schwierigkeiten des Unterhaltes/des Auskommens versunken.’ ” Also Bruder, hier wird es problematisch. Einige Brüder und Schwestern kommen. + Verrichtest du das Gebet? – “Tue ich.” – “Ich quetsche es ein bisschen in den Tag hinein.” + Fünfmal am Tag wie ein Ehrenmann? – “Ich kann morgens nicht aufstehen”, sagt er. Du frägst dich woher ich das durchschaut habe? Man durschaut das ein wenig von der Art und Weise, seinem Sachverhalten, wie locker er drauf ist; Daran, wie fest er sich an das Seil klammert. (Redewendung) Taten sprechen lauter als Worte. Je mehr man sieht, desto erfahrener wird man. So. Würde man jetzt sagen: “Bruder, um sechs Uhr morgens steht ein Flugzeug für dich bezüglich der Arbeit bereit.” -Egal was kommt, er würde aufstehen. Egal was. Würde man sagen: “Deine Frau wird um fünf Uhr morgens gebären.” -Komme was wolle, er würde aufstehen. Er würde sogar noch früher aufstehen. Wäre gestern in den Nachrichten gekommen, dass es morgen um sechs Uhr früh ein Erdbeben geben wird, das jeden in der Stadt Mersin auseinander streuen wird, dann würde er keinen Funken Schlaf in die Augen kriegen und würde zehnmal pro Stunde aufwachen. Wenn sein Kind auf die Welt kommen würde, würde er aufstehen; Wenn sein Kind hungrig wäre, würde er ebenfalls aufstehen! Sobald es jedoch darum geht, Allah seine Treue/Liebe zu beweisen (sodass er zufrieden mit dir ist), kann er auf einmal das Gebet nicht verrichten. Der Grund? Ein schwacher Iman (Glaube). Jemand der das Gebet nicht verrichtet, sagt mit seinem Verhalten: „Ich bin glücklich in meinem Welt-Paradies; ich benötige das Paradies nicht, was du mir geben möchtest! .. ..Meine Arbeit, meine Frau, meine Umgebung sind dazu fähig, mich glücklich zu machen. Okay, du bist zwar Allah (der, der mich erschaffen hat); Also mache ich Dua (spreche ein Gebet), wenn ich mal in der Klemme stecke; Damit solltest du dich auch schon zufrieden stellen. Ich werde für dich jedoch keinesfalls täglich eine Stunde meiner Zeit zur Verfügung stellen, Ich habe meinem Chef für 10 Stunden am Tag und 2000 Lira pro Monat, meine Seele verkauft. Aber dir kann ich eine meiner Stunden pro Tag eben nicht verkaufen“, sagt das Verhalten dieses Menschen mit seiner eigenen Sprache. Jetzt frage ich dich: Vergötterst du deinen Chef oder den allmächtigen Allah? Du vergötterst den, für den du mehr tust. Ich rede jetzt von dem Ego/der Triebseele dieser Menschen. Ich meine nicht den Menschen an sich, sondern das, was er darstellt (sein Abbild/seine Erscheinung). Wer Erfahrung mit all dem gemacht hat; Also entweder nicht betet oder während dem Gebet an sein Scheckbuch, an seine Kunden, an seine Schulden, an sein Mädchen, an seinen Ehepartner, an sein Kind etc. denkt und die Zeit, die er eigentlich Allah widmen muss, den ‘vergänglichen’ Dingen widmet. Ich rede von den Menschen dieser Mentalität. Das sind eben Menschen die den Vorschuss (Cash/Vorzeitige Belohnung) lieben. Einschließlich meinem Ego/meiner inneren Triebseele. Da gibt es keinen Unterschied. Glaubt ihr, ich bete nicht ab und zu auch mal zu hastig? Meine innere Triebseele/Ego ist nicht ausgeschlossen von all dem Besprochenen. Das sind Menschen, die den Vorschuss lieben. Menschen, die gleich eine Anerkennung/einen Gegenwert für ihren Gefallen erwarten. “Ich gebe Allah nur etwas zurück, wenn er mir auch etwas gibt. Die Belohnung für mein Gebet wird mir erst im Jenseits gegeben? So läuft das nicht, Allah muss mir die Belohnung JETZT geben.” Es beruht also alles für dich auf Gegenseitigkeit? Du erwartest also für alles einen Gegensatz? Die 23 Billionen Tonnen an Wasser beinhaltenden Wolken am Himmel; Die 8800 Liter Luft, die du tagtäglich ein- und ausatmest, Die insgesamt 96500 km langen Adern, die wie eine perfekt strukturierte Autobahn in deinen Körper ausgestattet worden sind: Glaubst du, sie werden dir im Jenseits nicht an die Kehle gehen und sagen: “Bezahl DAS doch alles zurück wenn du kannst.” Du sagst also, du liebst gegensätzlich. Wie, gedenkst du, den Wert von all dem zurückgeben zu können? Gib doch den Gegenwert eines Atemzuges zurück, den Allah dir geschenkt hat. Wo liegt das Problem, Bruder? Wenn der Chef anruft, spielen wir verrückt. Aber wenn es um Allah geht..; “Er soll damit klarkommen.” Hâşâ (Gott bewahre). Ist es nicht so? Das Gebet, das du nicht verrichtest.. Dein in Eile verrichtetes Gebet.. Deine Kritik -beim Gebetsende- über deinen Bruder nebenan. Wie kannst du, statt auf dein eigenes Gebet zu achten, die Zeit und Aufmerksamkeit für so etwas besitzen? “O mein Ego/meine innere Triebseele! Behaupte nicht: ‘Die Zeiten haben sich geändert; das Jahrhundert hat sich geändert; jeder verliert sich in diese Welt; jeder ist diesem Leben extrem ergeben/begierig; jeder ist in die Schwierigkeiten des Unterhaltes/des Auskommens versunken.’ ” Warum sollte ich das nicht behaupten? “Weil sich der Tod nicht ändert.” Immer wenn du dich frägst: “Was soll ich morgen anziehen?”, ist dir da jemals ein Leichentuch in den Sinn gekommen? ”Die Trennungen wenden sich nicht zum unvergänglichen/anbleibenden und verändern sich nicht dadurch. Die Unfähigkeit/Schwäche und die Bedürftigkeit/Armut der Gesellschaft ändert sich nicht, es steigt an/verstärkt sich. Die Reise/der Lebensweg des Sterblichen wird nicht unterbrochen, das Tempo/die Geschwindigkeit kommt zum Ausdruck. [Übersetzerin: Türkisch/Osmanisch ist eine sehr umfassende und komplexe Sprache, trotz allem habe ich versucht die Abschnitte aus dem Buch ‘Risale’ so gut es geht zu übersetzen. Ich entschuldige mich schon im voraus für eventuelle Fehler.] “Sag zudem nicht: ‘Ich bin wie alle anderen.’ ” In meinen Gymnasien.. Wie ihr wisst, bin ich Lehrer. Es gibt einen Satz den ich in den Gymnasien am meisten höre. Stimmt’s? “Sieh dich doch mal um, Bruder. Wer, aus dieser Klasse betet schon?” “Welcher meiner Freunde hier betet schon? Also warum sollte ich dann beten?” Also sagt er damit eigentlich: “Ich mach genau das selbe, was alle anderen auch machen. (Mitäufer)” Seyid Bruder, würde ich -dich mit eingeschlossen- 40 Männer auf ein Dach steigen lassen. Auf unseren 52’sten Stockwerk.. Und 39 von diesen 40 Männern stürzen sich hinunter und begehen Selbstmord. Würdest du auch springen, nur weil sie es tun? Würdest du nicht, stimmt’s Bruder? Jetzt sieh dir mal nur dieses Ego-Spiel an. Sobald es ums Gebet verrichten geht: “Ja aber die anderen beten doch auch nicht.” Aber sobald es um dein Leben geht: “Ich kann nicht tun, was die anderen auch tun.” Was kommt also dabei raus? Das riecht mir sehr stark nach Ego/innerer Triebseele. Was sagen sie noch, Bruder? “Ey Bruder, ihr redet zwar die ganze Zeit über das Gebet, doch das Gebet ist eine Aktion zwischen mir(dem Diener) und Allah. Ihr solltet euch da nicht einmischen.” Wie war dein Name? Ja? Sami. Das Gebet ist doch etwas zwischen Allah und dir(dem Diener), stimmt’s? NEIN, so ist es eben nicht Bruder. Würde ich jetzt gehen und einen Park in Brand setzen, würde der Staat ein Rechtsverfahren für mein Verbrechen gegen mich einleiten? [Jemand aus dem Saal] “Ein öffentliches Rechtsverfahren.” Sehr schön. Ein öffentliches Rechtsverfahren. Warum leiten Sie eine öffentliche Verhandlung gegen mich ein? Weil ich das Anrecht von 80 Millionen Menschen missbraucht habe, stimmt das? Und genauso, wie die Regierung den Preis/die Berechtigung von 80 Millionen Menschen, aufgrund vom materiellen Missbrauches deinerseits, von dir zurückverlangt, Genauso wird im Jenseits, für jedes Gebet, das du nicht verrichtet hast und dadurch die immens spirituelle Harmonie und die dynamisch perfekte Ordnung und den Zusammenhalt von jedem Engel, jeder Seele, jedem Lebewesen, jeder Blume, jedem Insekt missbraucht hast, welche sich im gesamten Universum -angefangen von den Atomen, bis hin zur gigantischen Galaxie- ausstrecken/befinden; Und weil diese Geschöpfe deshalb, restlos, vollkommen und sogar noch darüber hinaus den Preis und den Gegenwert deiner Sabotage und deinem Missbrauch gegen ihren natürlichen und spirituellen Lebensraum verlangen werden; Wirst du nach deinen vergänglichen 60 Jahren auf dieser Welt, die endlose ewige Hölle verdient haben. Unser Führungszeugnis quillt über, Bruder. Lass mich die Frage nochmal stellen. Ist das Gebet wirklich nur etwas zwischen Allah und dir(dem Diener)? Diese Lüge haben sie den Leuten auch so nebenbei angedreht. ”Sag zudem nicht: ‘Ich bin doch nur wie alle anderen.’ Weil jeder dich nur bis zu deiner Grab-Tür begleiten wird. Doch auch der Trost/die Belohnung, welches im Beisammensein des Unglücks/der Trauer von Jedem liegt, wird auf der anderen Seite des Grabes sehr nutzlos sein.” Es gibt jemanden Namens ‘Urve b. Zübeyr’. Der Enkel von Hz. Ebu Bekir; Der Neffe von Hz. Aisha. Eines Tages erkrankt Urve’s Bein, Bruder. Sie schickten ihn sofort nach Damaskus(Syrien). Die Mediziner in Damaskus waren zu der Zeit sehr legendär. Wie dem auch sei, die Ärzte untersuchten ihn und sagten zu Urve: “Wie müssen das Bein amputieren.” Urve frägt, wie das ganze Vorhaben stattfinden soll. Sie sagten, dass es ein Kraut gibt, welches dich für einen kompletten Tag schlafen lassen wird, nachdem du es gekaut hast. Sie sprechen hier von der Anästhesie. Zu dieser Zeit beschäftigten sie sich sehr mit Medizin. Wenn du beispielsweise irgendwo eine Wunde hast dann holten sie rotköpfige Ameisen. Feuerameisen. Sie ließen ihn mit seiner Beißzange abbeißen und rissen ihm dann den Kopf ab. Die Ameise beißt; Er reißt den Kopf ab. Das wurde dann dein deine Naht. Der Kopf der Ameise ist sowieso organisch/biologisch. Es schmilzt daraufhin dann weg. Sie forschten also sehr viel in der Medizin. Irgendwie klärten sie schon alles. Und damals fanden Sie eben ein Kraut, welches heute der Narkoseanästhesie gleicht, Fatih Bruder. Sie sagten zu Urve, dass er dieses Kraut kauen soll und daraufhin dann einen Tag lang pausenlos schlafen wird. “Also werde ich einen ganzen Tag lang Allah nicht gedenken können? Also werde ich einen kompletten Tag getrennt von meinen Gebeten bleiben?” – “Ja, so wird es sein.” “Das möchte ich nicht akzeptieren”, sagt er. – “Schön und gut Urve, aber wir müssen dieses Bein schneiden. Du könntest solch einen Schmerz nicht ertragen!” “Das kriegen wir schon hin. Dreht mich doch mal bitte zur Qibla”, sagt er. (Gebetsrichtung der Muslime in Richtung Kaaba). Während er sein Gebet verrichtet, lässt er sich das Bein amputieren. Und er fühlt es nicht. “Das Gebet ist der Aufstieg/das Erbe des Gläubigen.” Gewinnt der Satz jetzt für euch an Bedeutung, Bruder? Nachdem du gerade die Hingabe und Sensibilität von Urve gesehen hast; Geh und bete den an, dem du die Treue geschworen hast, Bruder. Möge Allah die Hölle für eure Mütter und Väter unantastbar machen. Lillahi Teala El-Fatiha, Maassalavat. (Nach diesem Satz, grüßt jeder den Propheten [Sav.] und liest daraufhin die Sura Fatiha) Es gibt auf dieser Welt tausende von Menschen, welche dieser Wahrheiten bedürfen. Einer von ihnen könnte in eurem Umfeld sein. Du kannst dieses Video teilen und somit dafür sorgen, dass es Sie auch erreicht. Um Allahs Willen; El-Fatiha. (Nach diesem Satz liest man die Sura Fatiha)

HZ MUHAMMED (S.A.V) NEDEN SON PEYGAMBER ? – (Efektli Video)

Kur’an-ı Kerim’de ismi geçen 25 peygamber var. Yeryüzünde şimdiye kadar kaç peygamber var? 124 bin peygamber diyelim.Ortak kanaat. Bu 124 bin peygamberin bir çoğu aynı dönemde yaşamış mıdır yaşamamıs mıdır? Birçok zamanda aynı dönemde belki 20 tane peygamber var. Biri o bölüme, biri o bölüme, biri o bölüme şeriatı aynı bölümde de vardır mutlaka. Hz.Musa ile Hz.Harun değil mi? Hz.Yusuf ile Hz.Yakup değil mi? Aynı dönemde, aynı bölümde. Bak burası çok önemli. Hazır mısın? Bir insanın kendisi çoban olsa, yavru kuzuları olsa O yavru kuzuları otlatmak için kapısını açsa, o yavru kuzular otlara çayırlara dağılsa 10 tane yavru kuzuya hakim olabilmek için en az 5 tane adam gerekli. Çünkü kuzu bu bilmez. O oraya dağılır, o oraya dağılır. Kuzu böyle komut alıyor mu? Hiç gördünüz mü kuzu sürüsü? Yavru kuzunun sürüsünü gördünüz mü hiç? Değil mi aynı annesi varsa meme peşinden gidiyor. Yoksa o oraya dağılır, o oraya dağılır. O dönem de, tufulet döneminde, kuzunun tufulet dönemi değil mi? Kuzu tufulet dönemi. Hani tıfıl derler ya, tufulet dönemi. 10 tane kuzu için belki hakim olsun, kuzular kaçmasın diye 4-5 tane adama gerek olacak . Ama o kuzular büyüse, keçi olsa, koç olsa belki onun 500 tanesini 1 tane çoban 2 tane de etrafına kangal çözüp halledebilir. Neden? Çünkü kemalat dönemi oluyor. Kemalat döneminde çözebiliyorsun artık. Var mı burada problem? Problem yok. Bir anasınıfı öğretmeni gezi yapacak olsa 20 tane anasınıfı çocuğu. Hangi evre? Tufulet evresindeki 20 tane çocuğu geziye çıkarabilmek için belki 5 tane de yardımcıya ihtiyaç duyacaktır. Ay o çocuk oraya gitmesin. Ay o çocuk oraya elini vurmasın. Ay o elini orada yakmasın diye. Doğru mu? Doğru. Ama bir üniversitede amfi bir derslikte bir profesör çıkıp belki 1000 tane adama ders verirken susun deyince 1000 tanesini de susturabiliyor. Neden? Çünkü kemalat evresi oluyor. Var mı bir problem? Eski çağlar ve dönemler toplumun tufulet evreleri olduğundan aynı zamanda, aynı mekanda birçok peygamber gelip Cenab-ı Allah’ın şeriatını onlara naklederken ve indirirken Bizden sonra, yani efendimizden sonraki dönem toplumun artık kemalat evresi olduğundan dolayı tek bir peygamber bütün topluma hitap etmek için kafi gelmiştir. Bu yüzden bundan önce çok peygamber varken efendimiz aleyhisselam son peygamberdir.


İngilizce

There are 25 prophets mentioned in the Qur’an But there’s a consensus that around 124,000 prophets have been sent Did many of these prophets live during the same era? Certain times, there were up to 20 prophets at one time, living on Earth One in this region, one in that region etc… Many examples of this such as… Moses A.S. and Harun A.S. Yusuf A.S and Yaqub A.S Lived simultaneously in the same era Imagine if a person was a shepherd and was watching over baby sheep If the sheep were to spread in a field and start grazing, for every 10 sheep you would require at least 5 men to watch over them Those babies wouldn’t listen to commands, they’d be all over the place. Have you ever seen a flock of baby sheep before? They’d follow their mothers at all times and wouldn’t listen to commands A yearling (very young sheep), the animal that’s less than a year old For yearlings, for every 10 of them, you need 5 men to keep them at bay But if they grow up to be sheep, goats or rams, you’d just need 1 shepherd to control even 500 of them. Because they’ve entered maturity, it’s much easier Is there a problem so far? If a kindergarten teacher was to go on a field trip, in order to watch over 20 kids, you’d need maybe upto 5 assistants to help out Make sure they don’t fall, try to make sure they don’t get hurt etc… But in a university classroom, one professor can tell 1000 students to stay quiet and they’ll all shut up. -Why? Because the students have reached maturity… Any problems thus far? Since early ages, humans were like yearlings in terms of understanding At the same time, many prophets in many places were sent to describe Allah’s rule of law But in the period after our Prophet S.A.V., the community has reached maturity so a single prophet was enough to address whole of humanity For this reason, there were many prophets prior to his arrival but our Prophet S.A.V. was the last of the messengers!


Almanca

Im Koran werden namentlich 25 Propheten genannt. Wie viele Propheten gab es insgesamt auf Erden? 124 Tausend – das ist unserer gemeinsamer Beschluss. Von diesen 124 Tausend Propheten, haben diese nicht meist zur selben Zeit gelebt? Zur selben Epoche waren sogar möglicherweise 20 Propheten gleichzeitig beauftragt – jeder in unterschiedlichen Gebieten. Aber auch mehrere Propheten, die mit der selben Scharia zu einem Volk entsandt wurden. Wie etwa Hz. Musa und Hz. Harun und Hz. Yakup – zur selben Zeit am selben Ort. Diese Stelle ist sehr wichtig…! Wenn ein Mensch ein Hirt ist und dieser über junge Lämmer verfügt. Um diese Lämmer zu weiden, öffnet er die Tore und diese verteilen sich über das Gras und die Weide. Um diese Lämmer zu beherrschen, bräuchte man mindestens 5 Männer. Es sind nämlich Lämmer. Das eine springt hierhin, das andere dahin. Hört dieses auf Befehle? Habt ihr schon mal eine Lammherde gesehen? Wenn dieses Lamm eine Mutter hat, geht es dieser nach. Wenn es keine hat, verteilen sie sich ganz willkürlich. Das Lamm befindet sich noch im jungen Alter. Diese Phase nennen wir die “Kindheit”. Um 10 Lämmer zu beherrschen, damit diese nicht abhauen, benötigte man 4 bis 5 Männer Aber wenn diese Lämmer älter werden und nun Ziegen bzw. Widder sind, würde nun ein einziger Hirt mit gegebenenfalls 2 Schäferhunden 500 von diesen erwachsenen Lämmern beherrschen können. Wieso? Weil sich diese nun in der zweiten Phase, der “Reife” befinden. Gibt es soweit ein Problem? Keine Probleme. Wenn nun ein Kindergärtner mit den Kindern einen Ausflug macht, Mit 20 Kindern. Um welche Phase handelt es sich? – Die Phase der “Kindheit”. Er bräuchte möglicherweise 5 Helfer. ” Das Kind soll da nicht hin, hier nicht hin”, hieße es. “Es soll dies nicht anfassen, jenes nicht in die Hand nehmen…” Stimmt das? Ja! Aber an einer Universität kann ein einziger Professor 1000 Studenten unterrichten und diesen nach seinem Befehl zum Schweigen bringen. Warum? – Weil sich diese Studenten in der Phase der “Reife” befinden. Da die alten Generationen und Epochen der Phase der “Kindheit” angehörig waren, wurden zur selben Zeit zum selben Ort mehrere Propheten von Allah (swt) entsandt. Auf diese Propheten sandte Er (swt) Seine Scharia hinab . Zu unserer Zeit, also zur Zeit nach unserem letzten Propheten Muhammed (s.a.v), handelt es sich nun um die Phase der “Reife”. Gerade deshalb reicht ein einziger Prophet für die Anrede einer ganzen Gesellschaft aus Dies ist der Grund, wieso der Prophet Muhammed (s.a.v.) der letzte Prophet ist Der letzte Prophet Der letzte Prophet Der letzte Prophet Der letzte Prophet

Sevgi arttıkça imtihanın seviyesi de artıyor

Allah’ın bu kanunundan muaf bir insan yoktur. İlk insan Adem aleyhisselam, dünyaya gelmeden, bu imtihana muhatap oldu cennetteyken. Geldi, imtihanı bitmedi devam etti. İmtihanla öldü, imtihanla yaratıldı imtihanla öldü. Onun çocukları olarak, aynı imtihana biz de devam ediyoruz. Allah imtihandan muaf tutacak olsa yani seni imtihan etmeyeyim, diyecek olsaydı bir insana, herhalde bunu Peygamberlerine derdi. En çok sevdiği, Allah’ın beş kuludur, sevgili Peygamber Aleyhisselam Efendimiz, başta olmak üzere İbrahim aleyhisselam, Musa aleyhisselam, ve Nuh aleyhisselam, ve İsa aleyhisselam. Bu beş kulunu Allah, çok seviyor. Hepsinden çok da Muhammed aleyhisselam’ı seviyor. Şu beş kuluna bir dikkat ediniz. Biri, asıldı asılacak diye İsa aleyhisselam, güya asıldı asılacak meşakkatler ile yaşadı. Musa aleyhisselam çölde yapayalnız insanların arasında yapayalnız ölmek zorunda kaldı. Nuh aleyhisselam’ı konuşmaya gerek yok. İbrahim Aleyhisselam’a bak, Peygamber efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem’in dedesi. Bir bak, Kur’an çok açıkça diyor ki وَاِذِ ابْتَلٰٓى اِبْرٰه۪يمَ رَبُّهُ بِكَلِمَاتٍ فَاَتَمَّهُنَّۜ İbrahim’i pek çok şeylerle imtihan ettik biz diyor. Hepsini kazandı İbrahim. En az 70 yaşındayken Allah kendi kendine sünnet etmesini emretti ona imtihan olarak. Bildiğimiz çocuklara yapılan sünnet. İmtihanlarından biriydi İbrahim Aleyhisselam’ın Ateşe atılmayı falan çok meşhur biliyoruz, o da bir imtihandı. Sevgili Peygamber Aleyhisselam Efendimizi konuşmaya gerek yok. Muafiyet, yani yok sen, sen hariç. Sen hariç bu dünyada var. Torpilin varsa sen hariç. Allah torpili olan kullarına sen daha fazla diyor. Torpil arttıkça, sevgi arttıkça, yani Allah daha çok sevdikçe daha çok imtihan, neden? Daha çok sevmek demek, daha yukarılara çıkmak demek. Daha yukarılara çıkmak için yakıtın daha fazla olacak. Motor kapasiten daha yüksek olacak o zaman. Daha yüksek kapasite daha çok yakıt demek, daha çok yakıt daha çok meşakkat demek. Bu beş kulu Allah’ın, en çok meşakkate düşen kullar. Çünkü en sevgili kulları. Bunların aralarındaki sevgi, Allah’ın sevgisindeki farklılık da meşakkatlerindeki farklılığı yansıtıyor. İsa Aleyhisselam’ı da Allah çok seviyor, ama, çok uzun zaman uğraşmadı ümmetiyle. Kısa bir dönem geçti gitti, Rabbine kavuştu. Peygamber Aleyhisselam Efendimiz’in meşakkati, tam 63 sene sürdü. Yetim doğdu, dedesi sahipleniyordu, dedesi gitti. Amcası sahipleniyordu, amcası gitti. Hanımı yanındaydı, hanımı gitti. Ümmetiyle derdi oldu. Düşmanlarıyla dert.. Bir gün rahat edemedi bu dünyada. Çünkü ebedi olarak Allah’ın misafiri olacağı cennette kalmanın bedeliydi bunlar.

Muhammed aleyhisselam’ın tıp mucizesi: Vücutta 360 adet kemik ve eklem var!

Muhammed Aleyhisselam’dan bir hadis-i şerif getirdim, bunu okuyacağım. Rica ediyorum, dikkatli bir şekilde dinleyiniz. Bu hadis, Efendimiz Aleyhisselam’ın peygamberliğinin kesin ve kat’i olduğunun bir mucizesidir. “360 kemik hadisi” denir buna. Bundan 14 asır önce insan bedeninde 360 adet kemik ve eklem olduğunu, toplam olarak, bildirmiş olan bir peygamberden bahsediyoruz. 14 asır geçiyor ve insanlar araştırma yapıyorlar. İnsan vücudunda acaba kaç tane kemik ve eklem var toplam olarak? Kaç tane çıkıyor? 360 tane. Sorum şudur: Okuma yazma bilmeyen bir insan, Muhammed Aleyhisselam’ın özelliği okuma yazma bilmiyordu. Okuma yazma bilmeyen bir insanın hafızasına Allah, bu kitabı nakşetti. Ezbere okuyor bu kitabı, baştan sona kadar. Okuma yazma bilmeyen bir insan, 14 asır önce tıp ilminin hiç olmadığı bir alanda bir hadis-i şerif söylüyor. Hadisin metnini getirdim. Rica ediyorum, dikkatli dinleyin. Büreyde (radıyallahu anh) rivayet ediyor: Resululullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu: İnsanda 360 mafsal vardır. Mafsal ne demektir? Kemik, eklem… Mafsal… Her bir mafsal için bir sadaka bulunması gerekir. Şimdi Allah bize 360 tane kemik verdi mi kardeşler? Bu parçaların her biri için bir tane sadaka vermemiz lazım o gün. Her gün için… 360 mafsalın 90 tanesi, kemiğin 90 tanesi, sadece baştadır. 90’ı burada, diğerleri bütün bedene dağılıyor. Her bir kemik parçası için bir sadaka vermemiz gerekiyor. Bakın, şu parmağımı görüyor musunuz? Burada üç tane kemik var. 1, 2 ve 3 tane de mafsal var. Yani kıkırdak… Eklem… 3 kemik, 3 eklem… Şurada 6 tane… Vücutta bunun gibi 360 tane var. Şimdi Muhammed Aleyhisselam diyor ki: Her bir kemik ve eklem için o gün bir tane sadaka vermeniz lazım gelir. Bunu işitenler, “Buna kimin gücü yeter Ey Allah’ın Resulü?” dediler. Muhammed Aleyhisselam, şöyle devam etti: Mescitte toprağa gömeceği bir balgam… Camiye giderken yolda baktım birisi yere bir balgam atmış. Sen ne yapacaksın? Yere tükürmek İslamiyet’te mekruhtur, hoş bir şey değildir. 1- Çok zorda kaldığın zaman toprağın üzerine tükürürsün, 2- kıbleye doğru yapmazsın, 3- üstünü örtersin. Bu sefer mekruh olmaktan da çıkar. Çünkü üstünü örtüyorsun, insanlara zarar vermiyorsun. Fakat günümüzde insanların büyük çoğunluğu, İslam’dan ve Muhammed Aleyhisselam’ın ahlakından kopuk olduğu için yere tükürüyorlar, yere pisliklerini atıyorlar ve kul hakkına giriyorlar. Şimdi, sen de camiye giderken bir baktın caminin önünde, kapının önünde yerde balgam var. Adam içeride ihlaslı bir şekilde namaza durayım diye caminin kapısına balgam atmış. Rahat edeyim orada, sıkışıklık yaşamayayım nefes alıp verirken diye caminin kapısına balgam atmış cahil adam. Ve temizlememiş, üstünü örtmemiş. Sen de bunu gördün. Bak, Muhammed Aleyhisselam diyor ki: Mescitte ya da mescidin önünde gördüğün bir pislik, bir balgam, bir hayvan gelmiş pislik bırakmış ört üstünü. O bir sadakadır. Yaptın mı sadakaya girdin. Yoldan bertaraf edeceği bir engel… Yolda tahta gördün. Bana mı kaldı ya, mahallede 80 tane hane var. 300 kişi yaşıyor bu bizim mahallede. Yolun ortasındaki şu tahtayı bana mı kaldı? Bana ne ya, deme. O senin için bir fırsattır. O tahtayı, o taşı kenara koydun mu, ayağının ucuyla bile olsa kenara itsen sadaka verdin. Bak, bir tane daha kemiğin sadaka hakkını yerine getirmiş oldun. Bunları bulamazsa, kuşluk vakti kılacağı iki rek’at namaz, sadakadır. İki rek’at namaz ile bütün bu 360 tane kemiğin sadakasını vermiş oluyor musun? Oluyorsun. Peki hocam kuşluk namazı ne zamandır? Kuşluk namazı, sabah namazını bitirdin mi? Sonra 45 dakika namaz kılmanın mekruh olduğu dönem var. O da geçti. Güneş doğdu. 45 dakikadan sonra öğle ezanına kadarki ara vardır. Duha namazı ve kuşluk namazı kılınacağı bir ara… O ara esnasında boşluk bulursan iki rek’at namaz kılarsan vücudundaki 360 tane kemiğin sadakasını vermiş olursun. Onun şükrünü, duasını yapmış olursun. Allah böyle kabul ediyor diyor. Muhammed Aleyhisselam böyle söylüyor. İşte bizim peygamberimiz budur. 14 asır önce hiçbir ilmî teknolojinin olmadığı, bulunmadığı zamanda 360 diyor. 50 sene önce araştırma yapılıyor. 360 olduğu ortaya çıkıyor. Senin böyle bir peygamberin varken sen kimlerin peşindesin?

Aleviler ikiye ayrılır: Ali’ye tâbi olanlar ve Ali’ye tâbi olmayanlar!

Batıni fikirlerle hareket eden bir grup vardır ülkemizde. Aleviler. Aleviler ikiye ayrılır. 1- Sünnet olan Aleviler, Sünni olan Aleviler. Ali gibi Aleviler. Namaz kılan Aleviler. Bunlar sağlamdır. Bunların bizden hiçbir farkı yoktur. 2- Namaz kılmayan, oruç tutmayan, zekat vermeyen, kurban kesmeyen Aleviler. Bunlar Alevi taklidi yaparlar. Alevilikle imamlarının Hz. Ali olmasıyla alakası yoktur. Bunlar çakma Alevilerdir. Gerçek Aleviler namaz kılanlardır. Çünkü Hz. Ali radiyallahu anh hayatında bir vakit namazı kazaya kalmamıştır. Onun imamın olduğunu iddia ediyorsan namazsız duramazsın. Mümkün değil. Olamaz! Bir gün dükkanda otururken bir müşterim geldi. Bir kaç arkadaşım esnaf arkadaşım bir kaç sual sorunca cevaplayınca anladı ki bir şeyler anlıyoruz. Dedi ki: Hocam. Ben Aleviyim. -Olabilir kardeşim. Bir adam benim karşımda ben Aleviyim dediği zaman hemen ona bir soru sorarım. Hangi gruptan? Çakma mı sağlam mı anlamak için. Kardeşim namaz kılıyor musun? Bir Alevi kardeşiniz vatandaşınız karşınıza geldiği anda bu soruyu sorun. Kardeşim namaz kılıyor musun? Hocam dedi kılmıyorum. Dedim ki kardeşim niye kılmıyorsun? Olabilir. Sünnilerde de namaz kılmayan çok var. Bir sürü namaz kılmayan var. Ama insan bir sorması lazım. Niye kılmıyorsun. Sebep ne? Daha önce görüştüğüm cahil Aleviler şöyle derdi: Hz. Ali bizim yerimize kılmıştır. Bu birinci görüş. Başka bir görüş şöyle der: Hz. Ali radiyallahu anh namaza giderken öldürüldüğü için tepki koyuyoruz. O yüzden mescitlere namaza gitmiyoruz. Bu başka bir görüş. Şimdi bu görüşlerden atlamışlar. Kendi tabanını bile bu konuda ikna edemedikleri için şöyle bir görüşe sıçramışlar. Kur’an’dan delil getiriyor bana şimdi. Hocam Kur’an’da bir ayet var. Buyrun. Kur’an’da, namazdan bahsederken zekat ve salâh diye geçer. “Ekımis salâte ve âtuz zekâte.” Namazı kılın, zekatı verin. Kur’an’da böyle geçer. Namaz kelimesi namaz olarak geçmez. Salâh diye geçer salâh. Salâh kelimesinin anlamını araştırdım hocam: Eee? Salâh demek övmek demekmiş. Övmek. Yani namaz kılmak denilen şey boş. Yatmak kalkmaya gerek yok. Ben, bana bu eli ayağı gözü kulağı veren Allah’ı övdüğüm zaman methettiğim zaman namaz kılmış oluyorum zaten. Dolayısıyla hiçbir şekilde namaz kılmama gerek yoktur. Ayetlerin manasını anladığımız için biz namaz kılmıyoruz diyorlar. Bu kardeş bize bunu söyledi. Kardeşim bu kadar ümmet bu Kabe’ye giden milyarlarca insan Dünyada toplaşmış milyarlarca insan. Bu ayeti kerimeyi yanlış anladı da sen mi doğru anladın? Peki sana bir misal daha getireyim. Bu Kur’an’ı hepimizden daha iyi anlayan insanoğlu imdir? Muhammed Aleyhisselamdır. Muhammed Aleyhisselamdan daha iyi anlıyorum diyen sapıktır. Çünkü o bir peygamberdir. Ondan sonra bir peygamber de gelmeyeceğine göre kimse bu Kur’an’ı yani Allah’ın lisanını Allah’ın dilini peygamberi kadar iyi anlayamaz. Şu halde gel biz peygamberin bu salâh kelimesini nasıl yorumladığına bakalım. Allah Resulünün Sahabileri Peygamberimize bu salâtın ne anlama geldiğini sorduğu anda. Efendimiz Aleyhisselam nasıl cevap veriyor? “Haccı benim yaptığım gibi yapın. Namazı benim kıldığım gibi kılın.” Kıraate durdu. Ayakta durdu. Kur’an okudu. Rükuya gitti. Doğruldu. Secdeye gitti. Bu şekillerin tamamını salât kelimesiyle peygamberimiz Aleyhisselam uygulamalı olarak gösterdi mi göstermedi mi? Gösterdi. Bütün Sahabi de bütün müslümanlar da onu taklit etti mi etmedi mi? Taklit etti. Hepsi aynısını yaptı. Şimdi senin bu ayet-i kerimeye getirdiğin yorum. Bu kadar olay gerçekleştikten sonra boş oluyor mu olmuyor mu? Boş! Aynı Batıniler gibi gidiyor. Alevi kardeşlerin bu grubu aynı Batınilerin yolunda gidiyor. Ayetleri kafalarına göre uydurdukları manayla Peygamberden kopuk bir şekilde yorumladıkları için namazsız yaşıyorlar. Zikirsiz yaşıyorlar. Oruçsuz yaşıyorlar. Hacca gitmiyorlar. Bir esnaf arkadaşım Alevi. Umreye gittim diyor. 5 vakit namaz kılıyor şimdi. Sağlam Alevilerden bu. Umreye gittim diyor hocam. Umreye gittim. O zamana kadar bir vakit namaz kılmış değilim. Umreye gittim bir baktım insanlara. Umreye gitmem de kumaş aldım kumaşçıdan. Adam bonus olarak yolluyor. Yoksa gitmeye takatim yok. Zaten insanlar benle alay eder diyor. “Kumaşçı beni yolladı Umreye,” diyor Ben de gittim diyor. 15 gün tatil yapayım diye. Ama Kabe’ye gittim. O insanları gördüm. Ve şöyle dedim. Buraya gelen bu kadar binlerce insan secdeye gidiyor. Rükuye gidiyor. Tesbih getiriyor Kur’an okuyor. Bunlar yanlış yapıyor da ben mi doğru yapıyorum? Bunlar bu Kur’an’ı İslamı bu peygamberi yanlış anladı da ben mi doğru anladım? Dedim ve orada namaza başladım. Allah daim etsin inşallah. Çok keyiflendim. Çok çok mutlu oldum İşte bunlara sağlam Aleviler denir. Allah Teala hepsini böyle Alevi yapsın inşallah. Amin ya Muin. Böyle Alevi olmaksa mesele biz onlardan daha Aleviyiz. Biz Hz. Ali Efendimize onlardan daha yakınız. Çünkü gerçek Alevilik bu demektir.

Sigarayı bırakamayanlar izlesin!

Yakup Aleyhisselam ölmeden önce çocuklarına ne diyor? Ey evlatlarım! Ben öldükten sonra kime tapacaksınız? Yakup Aleyhisselamın son sözleri soru ile bitiyor. Evlatları ne diyor? Atalarımız; Yakub, Eyyub ve Şuayb’ın tek ve bir olan ve Rahman olan Allah’ına tapacağız. Başkasına tapmayacağız. Bak, demek ki atalara tapmak, ataların ilahına tapmak, ataların yoluna gitmek güzel bir şey. Ama bir şart var; Ataların Allah yolundaysa… Eğer atan Muhammed Aleyhisselam’sa, Yakub Aleyhisselam’sa, Şuayb Aleyhisselam’sa; sen doğru yoldasın. Ama atan sana diyorsa ki: “Sigara içmeyen erkek, erkek değildir.” Bu ata sıkıntılı bir ata, bu atada problem var. Atan sana diyorsa ki: “50’den sonra namaza başla. Evladım biz Yugoslavya’dan buraya geldik, böyle gördük. Babalarımız 50 yaşına geldi, hacca gitti geldi, namaza başladı.” Bu ata takip edilmez, problem var. Çünkü namaz İslam’da 12 yaşındadır. Kişi 12 yaşından 15 yaşına kadar buluğa erer, buluğa erdiği anda Allah onu muhattap kabul eder. Ve namaza başlamak zorundadır. Atan bunu diyorsa bu atayı takip et. Bunu demiyorsa, seni sigaraya ve bilumum kötü ahlaka sevk ediyorsa; bu ata tehlikelidir. Bu Allah yolları, bu tasavvuf meclisleri özellikle kişiyi sigaradan alıkoyar. Rabbime hamd olsun, sohbetlerimize gelen kardeşlerin büyük çoğunluğu terk etti. Allah-u Teala diğer kardeşlere de bırakmayı nasip etsin. Aranızdan kim varsa niyetlenmiş, ben bunu bırakmak istiyorum, bir tetikleyici güç arıyorum. Bu niyette olanlar bana bir su getirsinler. Allah’ın kelimelerini okuyacağım, Allah’ın ayetlerini okuyacağım, dua edeceğim. İnşallah bu suyu içtiğinizde Mevla çok kolaylaştıracak. Hiç bırakamam diyen insanlar bıraktı, Elhamdulillah. Sizde bırakırsınız, çok şahit olmuşumdur. İnşallah bundan sonraki hayatımızda daha çok şahit olacağız. Kardeşler, bu çok kötü bir ahlaktır. Kişinin kendisine verdiği zarardan öte; bir de kul hakkı boyutu vardır işin. Namaza gittin, yanındaki adamdan koku geliyor, pis bir koku. Buna kul hakkı denir. Çünkü namazda seni rahatsız ediyor. Namaz esnasında namaza durduğun anda, Kabe’ye yöneldiğin anda; bu koku seni rahatsız ediyorsa, o kokuyu sana veren kişi kimse kul hakkına girmiş demektir. Bu böyle bir rezalettir! Ama bu sigaranın öyle müptelası adamlar var ki; sigarasız duramıyor. Onu bir hayat mekanizması haline getirmiş, onun bir anlamı yok diyor. Ramazan’da kardeşim paketi havaya kaldırdı ve şöyle dedi: “İşte hayatımın anlamı.” Paketi havaya kaldırdı ya, ve kurduğu cümleye bak, ne kadar hikmetli bir cümle! “İşte hayatımın anlamı bu!” Sigara paketi. Böyle iş olur mu? Senin hayatının anlamı bu paket mi? Yani en büyük zevkin bu mu? Bu olmasa ben boşlukta yaşayan bir adamım, hiçbir şeyden zevk almıyorum abi, vay be! Öbür esnaf arkadaşım da almış üç tane paketi, iftara var üç saat, elemanına da diyor ki: “Git bana sigara al bakkaldan”, daha üç saat var iftara. Bunlar hep Ramazan’da şahit olduğum olaylar. Üç tane paketi alıyor, masada otururken paketler ile oynuyor böyle. Adam mutlu oluyor, ondan mutlu oluyor. Biz çocukken kibrit kutularını üst üste koyardık, oyun oynardık, çocuk kafası. 40 yaşına gelmiş adam, çocuk kafası. Sigara paketi ile oynuyor ve hayal ediyor: “Akşamleyin bir iftar olsa da bir içsem şunu” diyor. Bundan zevk alıyor. Siz hiç iftarda sigara içerken bayılan adam duydunuz mu? Ben duydum. Esnaf arkadaşım gitmiş iftara, hocam diyor davet edildim, iftara gittim. Adam diyor suyu içti, çorbadan bir kaşık aldı hemen paketi çıkardı, sigarayı yaktı. Sigarayı bir çekti, yarısına kadar. Tek nefes… Yeteneklere bak, ne yetenekler var! O yarışmaya girse kesin birinci olur. Tek nefes! “Benim bir yeteneğim var hocam” diyor. “Hem sigara içip hem burnumdan sigara çekiyorum, hem ağzımdan soda içiyorum, aynı anda” diyor.Yeteneğe bak! Şimdi bu adam iftara bir gitmiş, bu Arnavut sigarayı bir almış ağzına, bir nefes çekmiş yarısına kadar getirmiş. Yarısına kadar bir getirdi gözler kaymaya başladı. Adam lup saldalyeden aşağı düştü diyor, gözümün önünde. Ben hemen paniğe kapıldım, diyor. Telefonu çıkarttım acili arayacağım ki ambulans gelsin. Adam bayıldı, gitti gidiyor. Ailede kimsede bir telaş yok, baktım herkes oturuyor. Sakin ol, sakin ol bir şey yok. Her zaman olan şey. Adam her iftarda sigara içiyor ve her iftarda bayılıyor. Şu aşka bakın. Şu fenâ fil sigaraya bakın. Tasavvufta bir tabir vardır: “Fena fil ihvan”, ihvanda fani olma, ona benzeme, aynileşme. “Fena fil mürşid, fena fil şeyh” Şeyhte, tabi olduğun mürşidde fani olma. “Fena fil resul” Resulullah’ta fani olma. Şimdi bu Arnavut, sigarada fani olmuş. “Fena fil sigara!” Sigara içerken gözleri kayıyor, adam kendini kaybediyor. Ya Allah bizi bu illetten kurtarsın kardeşim! Bir de en sinir olduğum nokta var, esnaf arasında. Bizim handa yirmi tane sigara içen adam var. Bizim alt katta yirmi tane… Koca alt katta yirmi tane sigara içen adam var, iki tane çakmak var. Bu pisliği içiyorsun bari çakmağını yanında bulundur be kardeşim! Birisi sigara içeceği zaman dükkan dükkan dolaşıyor, çakmak sende mi, çakmak sende mi? Her gün çakmak sende mi kelimesini otuz defa söylüyorlar birbirlerine, Allah’tan korkun ya! Ya üç milyon ver bir tane çakmak al, bilmiyorum şimdi fiyatını da bilmiyorum da. Kaç lira kardeşim çakmak? “1 lira.” Tamam içen belli oluyor. 1 lira diyor bak. Ben devamlı alıyorum hocam, diyor. Her gün kırk defa, otuz defa çakmak sende mi, çakmak sende mi muhabbeti. Bırak kardeşim şu işi ya! Bırak ya! İsraf bu israf, haram! Efendimiz Aleyhisselam bak ne buyuruyor Sultanım Aleyhisselam: “Nehir yanında bile olsanız; suyu israf etmeyiniz.” Hadis-i şerife bak ya! Nehirin israfı olur mu? Su akıyor zaten, bunun israfı olur mu? Peygamberimiz Aleyhisselam boş söz etmez. Necm Suresinde Allah-u Teala boşa mı buyuruyor? “O hevasından konuşmaz, onu her sözü bir vahiyledir.” (Necm 3) Nehir kenarında abdest alıyorsun, suyu israf etme. Sağa sola dağıtma. O nehir bir yere gidiyor, onun görevi var. Suyu kirletme! Senden sonra gelecek olan adamlar oradan faydalanacaklar. Bak, bu hadis-i şerif öyle önemli hadis-i şeriftir ki, bu hadis-i şerif ile bizim Müslümanlar amel etmiyor. Paralarını sigaraya veriyorlar ve duman olarak çöpe atıyorlar. Ama Danimarka’daki gayri Müslimler, o Hristiyanlar bu hadis-i şerifi almışlar, bütün o su paketlerinin üstüne yazmışlar. İslam Peygamberi Muhammed dedi ki, Sallallahu aleyhi ve sellem. Onlar öyle salat selam getirmezler. İslamın Peygamberi Muhammed dedi ki derler, Aleyhisselatu vesselam. Nehirin kenarında bile olsanız suyu israf etmeyiniz. Bütün su paketlerinin üzerinde bu hadis-i şerif yazar. Elin gavuru Peygamberimiz Aleyhisselam’dan ibret almış, israf etmeyin diyor. Müslümanlar paraları havalara atıyor. Bundan yirmi sene önceki o bomba atıp, yağmur yağdırmaya çalışan adamlar gibi. Yağmur bombası için milletten para topladılar, vergi aldılar, ek vergi çıkardılar. Yağmur bombalarını havaya atacağız, Amerika’dan bomba alacağız, yağmur yağacak. Paraları havaya attılar. Sigara içen ne kadar adam varsa aynı kafa yapısına sahip demektir. Allah rızası için; hanımınızın parasını, çocuğunuzun parasını, ailenizin, milletinizin, vatanınızın parasını, dininizin parasını havaya atmayınız, dumana atmayınız kardeşim! Allah hepinizi kurtarsın.

Şeytanın dürtüp ağlatmadığı iki bebek: İsa Mesih ve Muhammed Mustafa (aleyhimüsselam)

Efendimiz aleyhisselam, hadisi şerifte bir çocuktan bahsediyor: “Dünyaya gelen hiçbir çocuk yoktur ki şeytan onu dürtüp de ağlatmış olmasın.” Dikkat buyurun! Bebekler dünyaya geldiği zaman ilk yaptığı iş nedir? Ağlamaktır. Ağlarsa ne anlama geliyor bu? Bu yaşıyor. Bebek ağlamazsa yaşamıyor anlamına gelir. Fıkıhtan bir ölçü vereyim: Çocuk, anasının karnından çıktığı anda şayet ağlayarak çıkarsa ve birkaç dakika sonra ölürse… Bak, ilk işaret ağlamaktır. Ağlıyorsa bu çocuk yaşıyor demektir, dünyaya geldi demektir. Bu çocuk ağladıktan hemen sonra bir kaç dakika içinde ölürse bu çocuğun cenaze namazı kılınır mı kılınmaz mı? Cenaze namazı kılınır çünkü o canlı vasfına girmiştir, çünkü ağlamıştır. Ama çocuk annesinin karnından çıkarken ağlamadı, ses çıkartmadı. Çıkarttılar, bir baktılar ağlamak yok. Çocuk ölü. Birçok insanın başından bu imtihan geçmiştir. Diyoruz ya: “İmtihan dünyası”… Ağır bir imtihandır, ana baba için zor bir imtihandır. Allah herkese sabrı nasip etsin. (Amin) Çok zordur, çok ağırdır ama Efendimiz aleyhisselamın çok derin müjdeleri vardır. Ana baba sabırlı olursa; o çocuk, anasını babasını almadan cennete girmez, diye hadisi şerifler vardır. Çok güzel müjdeler vardır fakat bizim dilimize bu kelimeler kullanmak kolay geliyor. Sen gel onu çocuğunu kaybedene sor. Efendiler! Bu çocuk anasının karnından çıktığı anda ağlamazsa bunun hükmü nedir? Çocuk ölü doğdu. Bu çocuğun cenaze namazı kılınır mı? Kılınmaz. Direkt olarak defne götürülür, defnedilir. Şimdi, Efendimiz aleyhisselam bu hadiste garip bir olaydan bahsediyor, bir hakikati anlatıyor: “Bütün çocuklar, Adem nebiden kıyamete kadar gidecek olan bütün çocuklar, dünyaya geldiği anda ağlayacaklar. Ama bir tanesi müstesna.” diyor. Kim o? “Meryem’in oğlu İsa.” Meryem oğlu İsa hariç bütün bebekler ağlamıştır. İsa aleyhisselam doğduğu anda ne yaptı? Konuştu. Konuştu. “Ben Allah’ın kulu ve peygamberi İsa’yım. “Ben Allah’tan sana bir müjdeyim ey anacığım.” dedi. Konuştu doğar doğmaz. Ağlamak yok. Yalnız burada Efendimiz aleyhisselamın yapmış olduğu bir tevazu vardır. Efendimiz aleyhisselamın ebesi ve anası, peygamberimiz aleyhisselam doğduğu zaman ağlamadığını söylüyorlar. Ebesi diyor ki -kitaplarımızda geçer- “Ben ölü doğduğunu düşündüm çünkü bütün çocuklar ağlar. Fakat Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem doğduğu anda ağlamadı. Bir şeyler fısıldıyordu. Kulağımı ağzının yanına götürdüm şöyle demeye başladı: “Ümmeti, ümmeti…” Doğar doğmaz Efendimiz aleyhisselam ne söyledi? İsa aleyhisselam ne söyledi doğar doğmaz? “Ben Allah’ın kulu ve peygamberiyim.” Bizim Peygamberimiz ne söyledi? “Ümmetim, ümmetim…” Daha bebekken dikkat buyurun! Yani bu iki insanın dışında yeryüzüne gelen bütün bebekler ağlamıştır ama sebebi nedir? Sebebi nedir? Sebebi, şeytanın o bebeği dürtmesidir. Bir bayan, bir kadın doğumhanedeyken kocası, anası, kayın validesi dışarıda onun doğum yapmasını heyecanlı bir şekilde bekliyorken, bu bayanın hemen yanında bir tane şeytan peydah olur. Allah Teala şeytanla yaptığı münazarada, yaptığı konuşmada ona ne vadetti? “Seni ve zürriyetini cehenneme sokacağım. Benim kullarımı saptırmana karşılık seni ve zürriyetini cehenneme sokacağım.” Çünkü şeytan Rabbimize dedi ki: “Ben bir taneyim, Adem’in zürriyetini devamlı olarak artacak. Ben hangi birine yetişeyim, hangi birini bozayım Yarabbi.” “O zaman her doğan insanla beraber bir şeytan dünyaya getireceğim. Seni zürriyetinden bir şeytan dünyaya gelecek. Ve o doğan çocuğa musallat olacak.” Şimdi, bebek dünyaya geldiği anda bu bebeği ilk dürten kimdir? O, yeni doğan şeytandır. O, yavru şeytan. O bebeği dürter ve o bebeği ağlatır ve şöyle der: “Sen göreceksin sen ne yapacağım ben sana. Şimdi dua et masumsun. Büluğ çağına erinceye kadar yine ben seni bozmaya çalışacağım ama yazılmıyor, günah yazılmıyor.” Büluğ çağına erinceye kadar günah yazılmaz. Şeytanın büluğ çağına getirinceye kadar ki tek amacı vardır: Bu bebeği kötü ahlaklara alıştırmak. Çünkü günah dediğimiz şey, Allah’ın istemediği fiiller alışmakla ortaya çıkar. Şeytan büluğ çağına kadar yazılmadığını bildiği hâlde bizi bazı kötülüklere alıştırmaya çalışacak. Bencillik, öfke, kibir, gıybet, şehvet. Bunların tamamını yavaş yavaş yol yapmaya çalışacak. Bebeklere bakın, dikkat edin! Elinde bir oyuncakla oynarken bebeğe şöyle deyin: “Oyuncağını versene bana.” Bebek size şöyle der: “Hayır o benim.” Daha bebek bu. Bencillik daha ufaktan damarlarına girmeye başlıyor. “O benim” kelimesini bu bebeğe söyleten kimdir? Şeytandır. Yavaş yavaş alıştırıyor. Bencillikle alıştırmaya çalışıyor. Bebeğe gidin, oyuncak verin. “Bunu alır mısın?” deyin. “Bunu alır mısın? Bak bu çikolatayı alır mısın?” Tak hemen alır, “o benim” der. Ama senin değil bu sana hediye edildi. Bebeğe şeytan daha ufaktan bencilliği alıştırmaya çalışır. İşte Efendimiz aleyhisselam hadisi şerifinde bu dürten şeytandan bahsediyor. Dürtmek çok önemlidir. Ticaretle uğraşıyorsunuz. Çarşıda satış yapıyorsunuz. İşinizle meşgulken yanınıza bir kötü arkadaş geldi, şeytanlaşmış bir arkadaş geldi. Sizin bakışınız başka bir tarafta, işlerinizle meşgulsünüz yahut da başka birisiyle görüşüyorsunuz. O esnada önünüzden yarı çıplak bir kız geçti. Her tarafını teşhir eden, bakılmaktan hoşlanan bir kız. Bir kız yarı çıplak bir şekilde geziyorsa bunun anlamı nedir? Bakılmaktan hoşlanıyor. Tanınmaktan, bilinmekten hoşlanıyor. İnsanların ilgisinin kendi üstünde toplanmasını istiyor demektir. Allah’ın hükümlerine karşı hareket ediyor demektir. Allah bu çıplak gezen kızlara hidayet nasip etsin. (Amin) Amin. Şimdi, sizin bakışınız sizin cepheniz orada değil, siz kıza bakmıyorsunuz. Ama yanınızdaki bu bozuk arkadaşınız geldi ve sizi dürttü. “Şşş İsmail, baksana şu kıza ya, İsmail.” Şimdi, dürtmeden önce size diyor ki: “İsmail çok güzel bir parça geçiyor bak!” Sokak ağzıyla söylüyorum. Biz dağ başında evliyalık yapmıyoruz. İnsanların arasında bir derviş olduğumuz için her şeyi duyuyoruz ve görüyoruz. “Bir parça geçiyor.” Kız da demiyor “parça” diyor. Nasıl bir parçaysa? “Bir parça geçiyor” diyor. “İsmail, bak!” diyor “Bak!” İsmail de bakmıyor. İsmail işinde. Bakmadığını görünce bu ne yapıyor? Aynı o şeytan gibi bebeği dürten şeytan gibi dürtüyor, “İsmail, İsmail baksana oğlum ya!” Dürtüyor. Buna ne denir? Şeytanlaşmış arkadaş denir. Dürterek seni o tarafa sevk etmeye çalışıyor. Dürterek seni Allah’a isyana sevk etmeye çalışıyor. Etrafınızda dürtücü arkadaşlarınız varsa uzak kalmaya çalışınız. Facebook denen bir illet var şimdi, orada bile gördüm. Dürt, dürt yazıyor. Hani Ahmet, Mehmet’i dürtüyor; Mehmet, Ahmet’i dürtüyor. Boyuna dürtüşüyorlar. Ne demek bu? Harekete geç. Dürtmek demek, harekete geçirmek demek. Ayeti kerimede zikredilen, “dürtmelerinden sana sığınırım” ne demektir? Onların beni harekete geçirmelerinden sana sığınırım Allah’ım. Beni şeytanlar dürtmesin. Beni şeytan zihniyetli arkadaşlarım dürtmesin. Onlardan beni muhafaza et, onlardan beni koru demektir. Ayetin manası budur.

Teknolojik gelişmeler, son Peygambere olan imanımızı arttırıyor!

Teknoloji durmuyor, devamlı olarak hareket halinde. Devamlı ilerliyor. Teknolojinin ilerlemesi, bizim faydamızadır. En büyük fayda burada Mü’minleredir. Neden? Bütün imanî meseleler teknolojiyle açıklanıyor. İtikadımız, imanımız daha bir artıyor. Mesela, bundan 50 sene önce birileri çıkıp deseydi ki: “Nazar diye bir şey yoktur. Gözle görünmeyen bir şua, bir insandan bir insana gidecekmiş. O da hasta olacakmış, yatağa düşecekmiş.” Denildiği zaman, itikadı olmayan insanlar, onlar ne diyordu? “Saçma böyle bir şey, böyle bir şey olmaz, nazar olmaz.” Ama bizim Peygamberimiz Aleyhisselam, 1400 sene önce buyuruyor ki: “Nazar, haktır.“ İyi insandan güzel nazar gider. Kötü insandan kem nazar gider. Kem nazar, çocuğu hasta eder. Bir hafta doktor doktor dolaştırırsın. Her şeyi tamam ama devamlı ağlıyor. Kötü nazar almış bu çocuk. “Nazar haktır.” buyuruyor Efendimiz Aleyhisselam. Şimdi teknoloji ilerlediği zaman ortaya çıkıyor. Alıyorsun televizyonun kumandasını, tık basıyorsun. Düğmeye bastığın anda o kumandadan bir ışık, televizyondaki o açık yere ulaşıyor. Gözün görüyor mu bu ışığı? Görmüyor. Oradan kırmızı bir ışık gidiyor ama. Gözlerimiz bu ışığı görmüyor. “Ama değiştiriyor mu kanalı değiştirmiyor mu?” Sen bana onu söyle. Değiştiriyor, değiştiriyor. Klimaya, buradan tık bir basıyorsun. 20 metre mesafe var aranda. Tak, açılıyor. Işığı gördün mü? Görmedik. “Ama olay oldu mu?” Olay oldu, amacını yerine getirdi. Demek ki bu ışık var. Ateistler bile artık bu ışığı kabul ediyor. Nazar da böyle bir şeydir. Şua da denir buna. İnsanların bakışı… Bizim Peygamberimiz, bu bakışı, bu nuru, bu ışığı 1400 sene önce söyledi. Ey Müslüman! Sen hangi peygamberin ümmeti olduğunu biliyor musun? Allah’ın Peygamberi Aleyhisselam, 1400 sene önce şöyle buyurdu: “Şeytan, damarlarınızda dolaşan kanda gezer, onun yollarını oruçla tıkayınız.” 1400 sene olmuş. Teknoloji yok, tıp yok, hiçbir şey yok. Öteki adam da şöyle diyor: “Yahu şeytan zararlı bir şey kardeşim, damarda gezer olur mu ya, muhakkak bize zarar verir ya. Bu yanlış bir şey, Peygamber burada hata etmiştir.” (Haşa ve kella.) Ama bak bugün teknoloji, elektrik denen meseleyi, elektrik kablolarından geçiriyor. Bak, şu anda klimanın kablolarına bakıyorsunuz. Kocaman kablo… Elektriği gören var mı aranızda? Orada kablo var. Var mı elektriği gören? Yok. Ama bunun çalışması için bu kablo olması gerekiyor. Aranızdan bir tanesi kalksa, makasla şu kablonun ortasından kesse, önce bir kere kendisi çarpılır. Ondan sonra da klima susar. Bu ne demektir? Bu kablodan bir güç geçiyor, bir enerji geçiyor. Ama o elektrik, kabloya bir zarar veriyor mu vermiyor mu? Vermiyor. Şeytan da bizim damarlarımızda gezer ve bize zarar veremez, biz istemedikten sonra. Sultanım Aleyhisselam, onun yollarını tıkamak için gereken bütün ölçüleri bize anlatmıştır. Yine teknolojiden bir mesele söyleyeyim. 1400 sene önceden bir mucize daha… Bu mucizesine şahit olan, Peygamberimizin bu mucizesine şahit olan Japon bilim adamı, İslam’a girmiştir, Müslüman olmuştur. Efendimiz Aleyhisselam buyuruyor ki: “Birinizin kabındaki yemeğe, bir sinek düşerse, şayet bu sineğin tek kanadı yemeğe batmışsa, sineği alın ve diğer kanadını da yemeğe batırın ve sonra atın.” Sinek pistir. Yemeğimize düştüğü zaman ne yaparız? Hemen çorbayı dökeriz. Ama Sultanım ne buyuruyor? “Sen dökme, sineğin bir kanadında zehir, bir kanadında panzehir vardır.” Buyuruyor Efendimiz Aleyhisselam. Japon bilim adamı diyor ki: “Buldum.” Ne buldun kardeşim? Sineğin bir kanadında zehir var, diğer kanadında panzehir var. Yahu diyor o bir şey mi? Müslümanların Peygamberi bunu zaten söylemiş, 14 asır önce söylemiş. “Öyle mi?” diyor. Hadis kitaplarını okumaya başlıyor. Bu hadis-i şerife rast geliyor ve diyor ki: “Böyle bir ilme, ben sadece eğilirim, ben sadece secde ederim. Bu ilim, sıradan bir insanın ilmi değildir, Allah’ın ilmidir.” Ve Müslüman oluyor. Allahü Teala dininde sabit kılsın inşallah. Âmin… Oluşan her şey, bizim lehimizedir. Bütün teknolojik gelişmeler, Mü’minlerin lehinedir. Ama Mü’minler, Peygamberinden kopuk oldukları için fırsatları değerlendiremiyor. Allahü Teala zekamızı keskinleştirsin inşallah. Âmin…

Rasûlullah (ﷺ)’ın süt anneye bırakılması hakkında

Bismillâh elhamdülillah Vessalatu vesselamu alâ Resûlillah Peygamber Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem Mekke’de doğduğunda, Tâif’de bir süt annenin yanında bırakıldı beş sene çok uzun bir zaman bu beş yıl üstelik de yetim bir çocuktu bu neden böyle yapıldı dediğimizde, o zaman genel kültür böyleydi şehirlerde doğan çocuklar daha köy tipli yerlere gönderiyorlardı hem daha iyi şehir karmaşası görmemiş doğal arapça öğrensin tabii arapça öğrensinler diye, hem de daha sağlıklı şartlarda yaşasınlar diye böyle bir uygulama vardı evet bu Peygamber Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem için bizzat böyle bir sebeple olmadı da Allah böyle murad etti Mekke’den onu beş sene uzak tuttu diye de bir cevap verebiliriz ama bilinen sebep, daha sağlıklı, daha temiz arapça, ve daha güzel bir çevrede, kargaşa olmayan bir çevrede büyüsün diyedir Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem’in süt annede beş yıl bırakılması Velhamdülillahi Rabbi’l-âlemin

Zor zamanlarda okunması gereken iki dua

Bismillâh elhamdülillah Vessalatu vesselamu alâ Resûlillah Fitnelerin fesadın insanların aklını karıştırdığı, imanın insanın elinden gitme tehlikesinin yoğunlaştığı bir zamanda yaşıyoruz. İki dua çok önemli. Bu iki dua ayağımız kaymasın, Allah kalbimizi kaydırmasın, bize yardım etsin diye okunmalı sık sık Biri; “Allahumme sebbit kalbî alâ dînik” Peygamber Efendimizin (s.a.v) duası bu. Allahumme sebbit kalbî alâ dînik (Allah’ım! Kalbimi dinin üzerine sabit kıl!) Diğeri de Kur’an-ı Kerim’den bir ayet: رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ اِذْ هَدَيْتَنَا Rabbena la tuziğ kulubena ba’de iz hedeytena وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةًۚ veheb lena mil ledunke rahmeh اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ inneke entel vehhâb (Onlar şöyle yakarırlar): “Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme..” “Bize katından bir rahmet bahşet..” “Şüphesiz sen çok bahşedensin.” (Âl-i İmrân / 8) Bu iki dua muhakkak sabah, akşam toplantılarda, konuşmalarda, ve diğer Rabbimize dua ettiğimiz pozisyonlarda tekrar edilmeli. Günde 3 kere, 10 kere, 30 kere korktuğun kadar, imanını, kalbini, ciddiye aldığın kadar şüphesiz. Velhamdülillahi Rabbi’l-âlemin