KUR’AN DA KABİR AZABI VAR MI ? – GERÇEĞİ DUYUNCA ŞOK OLACAKSINIZ

Yıllardır İslam’ı tahrip etmeye çalışan oryantalistlerin anladığı ve sürekli üstüne düştüğü bir konu var. ‘Bu millet İslam’ı anlatan din adamlarını dinler biz en iyisi milleti ve İslam’ı yozlaştırmaya tam da buradan başlayalım.’ Bu mantilite ile biraz insanların aklını karıştırmayı seven bir modernist bakış açısı türüyor ve bu modernist bakış açısının insanların aklını karıştırmayı çok sevdiği konulardan bir tanesi de Kur’an’da kabir azabı var mıdır konusu. Bu bakış açısına sahip kişiler malesef Kur’an’ı Sünnetten kopararak bu meseleyi anlatmaya çalıştığından dolayı gün ve gün bu ve bunun gibi meselerle ilgili deformasyon ciddi seviyede artıyor. Bakara Suresinde ayetle sabittir mesela. E madem ölü hayvanın etini yemek haramsa biz pazardan balık alırken diri diri mi alıyoruz? Yoo, ölmüş bir balık alıp yiyoruz. Bu ve bunun gibi bir doğruyu anlamak ancak ve ancak sünnet ile mümkündür. Çünkü her doğrunun Peygamber aleyhisselam’ın hayatında bir vahiyle kıyası mutlaka mevcuttur. İnsan hayatının en zor şartlarından bir tanesi yetimliktir. Cenab-ı Allah Efendimiz aleyhisselamı yetimlikle başlattı ve O’na en sonunda devlet reisliği vardı. Efendimiz as bu ikisi arasındaki bütün evrelerde mükemmel bir şekilde tatbik edilebilecek örnek bir hayat sergiledi. Allah azze ve celle Kur’an’ı koruduğu gibi Efendimiz’in hayat-ı seniyyelerini de koruyarak mükemmel bir örnek teşkil edecek bir misali bizlerin gözünün önüne sundu. Örneğin Nietzsche mükemmel insan diye bir model çizer. Ama bu muhayyer bir varlıktır. Yani böyle onun çizdiği betimlemenin ”Aa bu adam da o hayatı yaşıyor.” diye gösterebileceğiniz bir örnek mevcut değildir. Hayatta Nietzsche’nin çizdiği o adamın davranışlarının emsali yok. Ama Efendimiz’in yemeğe ne ile başladığının bile müşahhas misaller hep önümüzde mecvuttur. Hadislerde mâna Allah’tan, lafız Peygamber aleyhissam’dandır. Kur’an’da mâna da lafız da Allah azze ve celle’dendir. Siz bu ve buna benzer meseleleri ele alırken bu manaları birbirinden koparmaya, bu manaları küstürmeye tecezzi etmeye çalışırsanız eğer o manalar nâkıs kalır ve elinize yapışır hale gelir. Başa çekeyim konuyu. Kur’an’da kabir azabı var mıdır gibi bir soruyu Efendimiz’in hayatını Kur’an’dan kopararak anlamaya çalışmak divaneliktir. Mümtehine 13’te şöyle beyan eder: Konuştuğumuz ayette kabirdeki kafirlerin Allah’tan ümit kestiğini anlatıyor ve onların ümit kesme halinin nasıl olduğunu bahsediyor. Madem ümit gibi bir konu söz konusu, demek kabirde yaşayanların kendilerine mahsus bir hayat seviyeleri, bir hayat mertebeleri var ki ümit gibi bir kavramdan bahsedilebiliyor. Hadi kabir azabını ve kabrin belki varlığını ordaki bir yaşantıyı inkar edenler birçok alimin sözüne gözünü kapatıyor. Bari ayet-i kerimelerden gözlerimizi kapamayalım ki açıkça kabir hayatını beyan eden ayetleri gönlümüz, aklımız idrak edebilsin. Tevbe 101’de şöyle söylüyor: Farkındaysanız ayette üç çeşit azaptan bahsediliyor. Birinci azap dünya, ikinci azap kabir, üçüncü son ve en büyük olan azap ise tabi ki cehennem azabıdır. İmam Taberi şöyle der. Madem son azap cehennem azabıdır, ondan önceki iki azaptan bir tanesi mutlaka kabir azabı olması gerekir. İbni Abbas, İmam Azam, İmam Katade Hasan-ı Basri, Ebu Malik hadislere dayanaraktan mutlaka bu iki azaptan bir tanesinin kabir azabı olduğunu bahsederken bir insan aklını kaybetmemişse eğer Kur’an’da kabir azabı nerde geçiyor diye bir soruyu soramaması lazım. Mü’min 46’da; (ekrandakini okur) Şimdi burada bahsedilen azap konusunu şöyle bir ayıracak olursak cehennem azabı konusundan ayetin en sonunda açıkça bahsedilmiştir. Öyleyse madem ayetin sonundaki azap, cehennem azabıysa o cehennem azabı gelmeden önce sabah akşam sokuldukları azap ne azabıdır? Kabir azabını inkar edenlere soralım: Eğer bu ayette bahsedilen bu sabah akşam sokuldukları azap kabir azabı değilse, sizce ne azabıdır? Bütün cumhur, yani İslam alimleri bunun da kabir azabı olduğu noktasında ittifak etmişken acaba bunun zıttını savunan bir modernist bakış açısı neye dayanarak savunuyor… Enteresan. Âl-i İmran 169: Ayette bahsedilen şehitlerdir ve İmam Şafi hükmeder ki onlara ölüm gelmediğinden dolayı onlar defnedilirken yıkanmaz ve cenaze namazları da kılınmaz. Şehidin ölü olmaması ve hali hazırda rızıklandırılması ispat eder ki demek ki onların yaşadığı, yaşantısına devam ettiği bir kabir, bir berzah alemi olmak zorunda. Zira şu anda kıyamet kopmamıştır. Cennet ve cehennem sakinlerini içine almamıştır. Peki şehitler şu anda cennette olmadıklarına göre nerededirler ve nerede rızıklandırılmaktadırlar? Tabi ki de cennet bahçesinin bir misali hükmünde olan kabir ve berzah hayatında. Üstad Bediüzzaman Hazretleri onlar için şöyle der: Mü’min 99-100’de şöyle söyler: Hz. Aişe validemiz bu ayetin tefsirinde şöyle söyler: ”Kabir ehlinden günahkar olanlara yazıklar olsun. Kabirlerinde onların yanına simsiyah yılanlar girer. Bir yılan baş ucunda, bir yılan ayak ucundadır. Ortasında bir araya gelinceye kadar onu kemirirler. İşte, Allah’ın tekrar dirilteceği güne kadar önlerinde dönmelerini engelleyen bir berzah vardır. ayetinde buyurduğu berzahtaki azap tam olarak budur.” Bu ayette yine kabirde hayat yoktur ve azap yoktur diyenlerin bu sözlerini çürütmeye delillerden başka biridir. Şimdi kabir hayatını ayan beyan ortaya koyan hadisleri izah etmeden önce bir şeye değinmek isterim. Zira bu hadisler kısmı çok önemli. Çünkü bu kabir azabı Kur’an’da geçmiyor meselesiyle insanların zihnini ifsad etmeye çalışanların yapmaya çalıştığı en büyük olay Kur’an ile Efendimizin hayatını tamamen koparacak ve Efendimizin hayatı, sahabelerin hayatı, mukarrebinin hayatı, evliyanın hayatının dereceleri çok çok çok kıymetsiz bir hale gelmesi lazım. Onların bu görüşleri için böyle olmalı. Onların hayatlarını çok değersizleştirmek istiyorlar. Şurayı tekrar tekrar vurgulatmak istiyorum. Tekrar tekrar. Kabir azabını ve kabir hayatını inkar eden arkadaşların bir ortak özelliği var mıdır? Vardır. O arkadaşlar hadisleri de inkar ederler. Bir Hadis-i Şerif’te şöyle söyler: Şimdi soralım. Ayrılanların ayak seslerini işitmek için dünya cihetiyle vefat eden insanın kabirde bir hayat mertebesine sahip olması gerekir mi gerekmez mi? Biz de işiteceğiz ha. Muhtemelen birbirimizinkileri duyacağız. Mesela ben sizden önce gidersem, inşaAllah sizler koyduğunuzda ayak seslerinizden, ‘Aman Ya Rabbi, kundura sesi geliyor. Kesin Fatih Star’dır.” falan diye, onların hepsini ayırt edebileceğimi düşünüyorum. Böyle peltek peltek bir yürüme varsa da, fıçık fıçık ‘Aa Sinan geliyor.’ fıçık fıçık Yorulmuş yine. Gece hale gitmiş çalışmaya. Bir hadiste der ki, Efendimiz aleyhisselam kabirleri ziyaret ettiğinde şöyle der: Şimdi kabir hayatını ve kabir azabını inkar edenlere tekrar sormak istiyoruz. Kabirde hayat yoksa Efendimiz as acaba kime sesleniyor? Çok da temiz yani örnekler, duru yani. Benim bir şüphem yoktu ama estağfirullah, çok kabirle ilgili meseleleri dinlemek insanın hoşuna da gidiyor yani. Ölüm bir cihetle çok lezzet verici bir şey yani. Dünyadaki dertlerin geçiciliğini kabir, ölüm sürekli vurguladığı için. Tabi bu Hz. Aişe validemizin rivayet ettiği hadisteki kabre girersek o kabir biraz… İki yılan bir- O biraz sıkıntılı bir kabir olabilir. Ciyo, senin bilek güreşinden elde ettiğin kaslar bile orada dayanmayabilir Ciyo baba. Risale’de bir cümle geçiyor. Diyor ki: …diyor. Çok güzel bir vurgu. Biz kamillikten değil de, kaytarmaktan hemen ölüm- Hadiste Hz. Peygamber bir mezarlıktan geçerken mezarlıkta yatan iki tane ölünün kabirde ufak şeylerden dolayı azap çektiğini gördü. (ekrandakini okuyor.) Koğuculuk yani nemmamlık, di mi? Laf taşıyıcılık. Bugün koğuculuğun en büyük örneği elindeki olayları tahkik etmeden insanlara sunan medya, gazete ve insanlar. Koğuculuk, laf taşıyıcılık, nemmamlık. En büyük örneği bu. Bak kabir azabının iki hikmetinin birinin vurgusu koğuculuğa geliyor. Diğeri ise idrardan sakınmıyordu. (ekrandakini dile getiriyor.) …umulur diye bir cevap veriyor. Başka bir hadiste… diye bahsediliyor. Bu hadisleri bizlere nakledenlerden birkaçını anlatmak istiyorum sizlere. Enes bin Malik, Ebu Hureyre, Hz. Aişe, İbni Mesud, Zeyd bin Sabit, Hz. Ebu Bekir’in kızı Hz. Esma Efendimizin hanımı Hz. Meymune, Cabir ibni Abdullah, Hz. Osman, Amr bin As, Zeyd bin Erkam, Ebu Katade, Hz. Ali, Ebu Musa El Eşari, Sahabenin büyük müfessirlerinden İbni Abbas, Abdullah ibni Ömer ve daha nice büyükler… Kabir azabı yoktur demenin altında işte bunca sahabenin, tabiinin, evliyanın bahsettiklerini günümüze kadar getirdiği bu silsileyi inkar etme gibi bir densizlik var. Bu hadisleri inkar etmek bu sahabeler Efendimiz hakkında yalan uydurmuş demekle aynı şeydir ve bu müfterilerin bu hadisler yalan demesi bunları nakleden 25 sahabe değil, günümüze kadar nakleden bunca insanı da içinde kapsadığından dolayı ortaya inanılmaz bir cinayet çıkıyor. Bu hadisleri sahabe efendilerimizden tabiin ile başlayan nesil nakletmiştir. İmam Buhariler, İmam Müslimler, İbni Maceler ve diğer birçok hadis alimi bu hadisleri eserlerinde cem etmiştir. Eğer bu hadisler uydurma ise bu alimlerden hiçbirisi gerçek alim değil demek haşa. Yani hadis alimlerinin bir bakışta anlattıkları uydurma hadisleri onlar yıllarca kucaklarında taşımışlar da hiç fark edememişler demek, haşa. Bir fende veyahut sanatta söz söylemek o alanın ancak mütehassısına düşer. Eğer çocuğunuz bir gün hasta olsa tıp ilmine hakim bir pratisyene mi götürürsünüz yoksa fizik alanında profesörlük hatta ordinaryuslük seviyesine ulaşmış birine mi götürürsünüz? Tabi pratisyen dahi olsa doktora götürürsünüz. Neden? Çünkü çocuğunuzun hastalığıyla ancak o alanda mütehassıs olmuş biri insan ilgilenebilir. Aynen öyle de bu alanda da söz söylemek bu alanın alim, müçtehid ve mütehassıslarına düşmektedir. Kabirle ilgili her birinin, İmam Azam’ın, Ahmed ibni Hanbel’in ve daha nicelerinin o kadar çok ispat niteliğinde sözleri var ki şimdi burada yer versek bu konuyu bitiremeyiz. Ya hu ben bunlara nasıl inanayım iyi de be adam derseniz de ben sizlere şunu sorayım. Şimdi siz acaba varlığına inandığınız yerlerin birçoğuna hatta tamamını gidip kendiniz gözlerinizle gördünüz mü? Astronomi alanında mütehassıs birisi bilmem kaç milyon ışık yılı uzaklıktaki bir yıldızın, bir gezegenin varlığını size sunuyor ve siz buna inanıyorsunuz. Başkalarına bunca ciddi güveniniz varken evliyaullah, mukarrebin ve sahabelere bu güvensizliğiniz acaba neredendir? Onların bir yalanına mı şahit oldunuz? Ah keşke onların hayatlarına birazcık göz gezdirebilseydiniz onların ittifak ettikleri konuların doğruluğunu bir nebze daha anlayacaktınız. Kabir azabı yok diyenlerin iddialarının birkaç tanesi şunlardır: Birincisi Kur’an’da kabir azabı geçmiyor demektedirler. Biz biraz önce sanki bunları çözdük ve ispatladık gibi. Kabirde azap yok diyenlerin iddialarından bir diğeri de şöyle komiktir. ”Kabirde yargılama olmadan ceza olur mu hiç, bu ne kadar komik bir şeydir.” derler. Bunu duydunuz mu hiç? Sen duydun mu hiç? Yargılama nerede var? (Hesap günü) Yani mahşer günü. Kabirde var mı yargılama? Sorgu? Sorgu var di mi? Evet, yargılama diyelim o zaman. Yargılama yok- Yargılama olmadan nasıl azap olur diyorlar. Sorgulama var. Evet.. Nasıl olur diyorlar? Var mı bir cevabınız? Anlatalım mı? Kur’an şöyle beyan eder: Hz. Nuh’un kavmi denizde boğulmuştur. Hz. Hud’un kavmi bir rüzgar ile helak edilmiştir. Hz. Salih’in kavmi şiddetli bir gürültü ile helak edilmiştir. —- Karun anlatılır, onu ve kavmini yerin dibine geçirdik diye. Firavun anlatılır, denizde boğduk diye. Nemrut anlatılır, hüsrana uğrattık diye. Görüyoruz ki Allah’ın sadece ahirette değil, dünyada da cezalandırdığı kişi ve kavimler vardır. Tüm bunlar kulun durumunu kişinin kendisine göstermek içindir. Yoksa Allah nihayetsiz ve ezeli ilmiyle kulun akıbetini zaten bilmektedir. Velev bunları da anlatmadık diyelim. Allah kimin zalim kimin salih olduğunu, kimin cennet kimin cehennem ehli olduğunu bilmiyor da bu bilgiye hesap gününden sonra mı vakıf olacak? Ne kadar komik di mi? Yargılama olmadan nasıl ceza verilir demek Cenab-ı Allah’ın ezeli ilmine bir iftiradır. Diyorlar ki bir kulun cezası bir kez verilir. Kulu tekrar tekrar cezalandırmak Allah’ın şanına yakışmaz. Bu yüzden hem cehennemde hem kabirde ceza verilmez derler. Öncelikle bizim Allah’a karşı bir hak iddiamız olamaz. Çünkü bizler de içinde olmakla birlikte bütün mülk umumen O’nundur. İster yüz kez ister iki yüz kez aynı cezayı verebilir mi? Evet, verebilir çünkü bu yetki O’nun selahiyetindedir. Şimdi insanları 3’e ayıralım. Bir: Direkt cennete gidecek olan ehli iman. İki: Direkt cehenneme gidecek olan Allah’ı inkar eden güruh. Üç: Önce cehenneme, ondan sonra cennete girecek olan günahkar müslümanlar. Kabir azabı aslında bu noktadan bakıldığında bir rahmettir. Çünkü onların daha ileride daha şiddetli bir şekilde göreceği birçok azaba öncesinde bir kefaret hükmü taşır. Duhan 56’da şöyle der: Onlar da buna binaen demek başka bir ölüm yoktur. Yani demek kabir hayatı da yoktur derler. Kişi dünyada ölür, kabirde diriltilir, sonra berzah hayatı yaşar ve tekrar ölmeden berzahtan cennet veya cehenneme geçer. Bu görüş İbni Mesud, İbni Abbas, İmam Katade ve Ebu Malik gibi alimlerin görüşüdür. Aynı düşünceyi taşıyan müfteriler ”Fatiha’da Allah din gününün sahibidir. Fatiha’da kabir azabından bahsetmez. Hatta kabirden de bahsetmez. Demek ki böyle bir mesele yoktur.” diye çok ilginç bir önerme ortaya koyarlar. Bunu duydunuz mu? Fatiha’da Allah azze ve celle için dünyanın sahibi de yazmaz. Fatiha’da yazmadığından dolayı -haşa- Allah dünyanın sahibi değildir mi diyeceğiz… Maalesef çok komik meseleler. Bu meselelerle birilerinin gündemini değiştirip aklını karıştırmaya çalışan insanların çok sevdiği özellikler meseleyle ilgisi olmayan ayetleri gösterir, ‘Bak burada kabirden bahsetmiyor.’ der. Dinleyen de ‘Üf be, adama baksana. Hep Kur’an’dan konuşuyor. Kesin doğrudur.’ der. Maalesef Cenab-ı Allah’ın sana verdiği irade ile, akıl ile sen bu noktalarda araştırmak, bu noktaların doğruluğuna vâkıf olmak zorundasın. Nasıl gördüğün rüyanın yatakla bir alakası yoksa inan bana kabirdeki azabın da mezarla hiç alakası yok. Selametle.

PEYGAMBERİMİZİN (sav) CEHENNEMDE GÖRDÜKLERİ

peygamberimizin sallallahu aleyhi ve sellem cehennemde gördükleri Bir kavim gördüm karınları dağlar gibi şişmişti içine yılanlar akrepler dolmuştu orada hareket edip ızdırap veriyorlardı Bunlar ayağa kalkmak istedikleri zaman karınlarının büyüklüğünden ve yılanların Akreplerin hareketlerinden kalkmaya güçleri yetmiyordu yıkıyorlardı Bunlar kimlerdir dedim Bunlar ümmetin izden faiz yiyenlerdir Sonra bir kavim gördüm ki tam su sandıklarından ötürü susuzuktan bu yakınıp feryat ile su istiyorlardı onların bu isteklerine karşılık ateşten kadehlere kaynar sular verilip iç diye zorlanıyordu Onlar bu kadehi ağızlarına yakın götürdükleri zaman o suyun şiddetli kaynamasından yüzlerinin etleri pişip Kadehin içine düşüyordu içince de bağırsakları parça parça olup dübürlerinden dışarı dökülüyordu Bunlar kimlerdir dedim ümmetin izden şarap ve keyif verici şeyleri içenler dir bir ümmetin izden şarap ve keyif verici şeyleri içenler dir bundan sonra birtakım erkekleri ve kadınları gördüm bunları bakırdan fırınlar içine oturtmuşlardı altları ateşler alevler çıkıp başlarıyla beraber bütün vücutlarını bürüyordu gayet kötü kokular geliyordu ona Bunlar kimler dedim bunlar zina edenlerdir sonra cehennemde bir alay erkek ve dişi kimseler gördüm Bunların azabı birbirine benzemiyordu her birine bir başka türlü azap ediliyor bunları ateşten sopalar üzerinde asmışlar etleri pişip dökülüyor sadece kemik kalıyordu o Hak Teala onların etlerini bitiriyor Yine önceki gibi etleri pişip dökülüyordu Bazıları da ateşten zincirlerle bağlanmış lardı Böylece azap oluyorlardı Ama bunlar kimlerdir diye sordum Bunlar vücut sağlığı yerindeyken namazı terk edenlerdir sonra dil ve dudakları kesilen ve herkesin işte tekrar eski haline dönen bir kavme rastladım Bunlar kimlerdir diye sordum Bunlar insanları fitneye çağıran kimselerdir bir sonra bir alay adam gördüm Bunlar kendi yanaklarının etlerini koparıp ağızlarına koyuyorlardı yemeyip ağızlarında gizliyorlardı ama Zebaniler onlara yiyin diye zorlayıp istemeselerde yediriyorlardı tekrar koparıp ağızlarına alıyorlardı Zebaniler tekrar yemeleri için onları zorluyorlardı bu şekilde onlara azap ediliyordu Bunlar kimlerdir dedim Ama bunlar ümmetin izden şu kimseler gibidir ki insanların yüzlerine karşı ayıp lar lar Ayrıca arkalarından kötüleyip Gıybet lerini eder elleri dudakları kaşları ve gözleriyle işaret ederek insanları alaya alırlar Bundan sonra bir alay kadınlar gördüm Bunların Kimisi göğüslerinden asılmışlar Kimisi de ayaklarından baş aşağı asılmış lardı Bunlar feryat figan edip duruyorlardı Bunlar kimlerdir Bunlar zina edenler Ayrıca çocuklarını düşürüp katil işini işleyenler dir çocuklarını düşürüp katil işini işleyenler dir ve şöyle dedim ey MALİK! kapıyı kapa bakacak Takatim kalmadı Malik şöyle dedi ya resulallah mübarek gözünüzle müşahede ettiğiniz azapları gördüğünüz gibi ümmetin bize bildirin ümmetin izi çok çek indirin günahlardan Allah’ın emrine aykırı hareketten onları alıp Men edin Allah’a tam itaate teşvik edip ibadet yoluna getirin Allah’ın azabı şiddetlidir Cehennemi yedi tabakadır Bu gördüğünüz daha ilk tabakadır aşağı daha şiddetlidir Allah Ali İmran suresi 89. ayetinde şöyle buyuruyor Ancak bundan sonra Tevbe edenler Salih olarak davrananlar başka Çünkü Allah gerçekten bağışlayandır esirgeyendir Videoyu beğenip paylaşalım.


İngilizce

what our prophet saw in sallallahu and sallam hell I saw people their bellies were swollen like mountains İinto snakes the scorpions were full, they were moving there and they were suffering When they want to stand up the size of their bellies and of snakes Scorpions could not afford to get out of their movements were washing ı said who are these These are those who eat interest from the nation’s trail. Then I saw a group of people from thirst because of their full water chests they complained and wanted water with bellow n response to their wishes boiling water was given to glasses of fire and forced to drink When they take this goblet close to their mouths from the boiling of that water the meat of their faces is cooked Into the cup he falls inside the intestines are torn apart and It was falling I said who are these those who drink wine and joyful things from the ummah the ones who drink the enjoyable things after this I saw some men and women they placed them in copper ovens.fires flames come out and successfully together they were covering their bodies t smelled pretty bad Who did i say hese are adultery Then I saw a male and female mockery in Hell did not look alike Then I saw a male and female mockery in Hell did not look alike the meat is cooked and poured, only the bone remains Hak teala finishing their meats, as before, their meat was cooked and poured Others were tied with chains of fire, so that they would be tortured But I asked who are they when body health is in place are those who abandon prayers Then I came across a people whose tongue and lips were cut and everyone was back to work I asked who are they people who call people to fitna then i saw a taunt man They cut off the flesh of their cheeks they put it in their mouths they were hiding it in their mouths without eating but they were forced to eat them to eat them plucked again they put it in their mouth they were challenged to eat them again, so they were tortured I told him who are these these like those from your nation shame on people’s faces also worsen behind them hands pointing lips with eyebrows and eyes they make people mocked after that i saw a mock women some of them were hung from the breasts, some of them they were hung upside down from their feet they were crying out who are these these are adultery also are the ones who drop their children and process the killer business and I said O Malik, I don’t have any questions to close the door. Malik,said:Rasulallah as you can see the torments you witness with your blessed eye let your community know pull your nation too far from sins Encourage them to take full obedience to Allah by taking them from the act contrary to Allah’s order whether bring to the way of worship THE TORMENT OF ALLAH, IS SEVERE Hell is seven layers This is the first layer you see more severe down Allah says in surah Al-i Imran verse 89 ”But after that, those who repent Those who act righteous because God is truly forgiving, merciful”

Akıl Almaz Çin İşkenceleri (Doğu Türkistan)

Ben o zamanlar 13 yaşındaydım. Yaklaşık 15 kişi küçük bir odada Kur’an ezberlemeye çalışıyordu. Odanın ışığını açamıyorduk. Çünkü yerimiz askerlere belli olabilirdi. Kapının köşesinde küçük yuvarlak bir delik açmıştık. Oradan süzülen ışıkla ezber yapıyorduk. Ben dışarı çıktığımda belli bir süre ışığa bakamazdım. Gözlerim kamaşırdı, sanki kör olmuş gibi çok acırdı. Akşam karanlığı çöktüğü zaman gelirdik buraya. Sabaha doğru da hava aydınlanmadan tekrar çıkardık. Yolda askerlere yakalanıp arkadaşlarımın (dijital cızırtı sesleri ve gümleme) öldürülmesine şahit olmuştum. (Silah sesi) Akrabalarımdan da ölenler vardı. Sağ eline yüzük taktığı için hapse atılan insanlara şahit olmuştum. Hani erkeklerde sağ ele yüzük takmak sünnettir ya; Müslüman olduğunu belli ettiğin anda (dijital cızırtı) direk hapse gidiyorsun. (yankılı sesle) Hapis ölümden de beter bir şeydi. Hiç duydunuz mu Çin işkencelerini? Normal bir yatağı olan mahkumların vakit doldurduğu bir hapishane gelmesin aklınıza. Mahkumların kıyafetlerini çıkarırlardı, çırılçıplak bir arada bekletirlerdi insanları. Dinden dönmemiz için her türlü işkence yapılırdı. Şöyle bir hedefleri vardı: Hapisteki insanları işkencelerle (dijital ses), zulümlerle etkisiz hale getirip karşılık vermeyecek halde bırakarak, kendi düşüncelerini asimile etmeye çalışıyorlardı. Hapse giren iyi Müslümanların iyi birer kominist, ateist olmasını istiyordu. (Gök gürlemesi) 24 saat boyunca işkence uyguluyorlardı. Bir yandan Müslüman insanları dininden döndürmeye çalışırken bir yandan da henüz inanç kavramı tam oluşmamış yeni yetişen zihinlere Çin tohumu ekiyorlardı. (Dijital gürültüler) Hapse atılan insanların çocuklarını alıp (dijital cızırtı) Çinlileştiriyorlardı. Okulda ateist bir eğitim veriliyor, ateist şarkılar ezberletiyorlar çocuklara. (Dijital çınlama) Çocuğun ilk öğrendiği şey Çin başkanı yücedir (gümleme), Allah yoktur (gümleme), Çin başkanı vardır. Haşa! (Giyotin sesi ve çınlama) Aile dağılınca (dijital cızırtı) geriye kalan yaşlı, kadın, çocukların evlerinde de zorla kalıyorlardı. Amaç aileyi sürekli gözetim altında tutmak, ibadet ediyorlar mı? Sağ elleriyle mi yemek yiyorlar? Veya sofralarına domuz etinden yemekler koyunca yiyorlar mı? Dil ile söylettiklerini kalbimizle de tasdik etmemizi istiyorlar (hafif gümleme) Hangi insan böyle bir şeyi kabullenir. (Yankılı sesle) Annenle, kardeşinle yabancı bir erkeğin aynı evde yaşamasını ister misin? (Gök gürültüsü) Bekar kızları da zorla Çin’li erkeklerle evlendiriyorlar, zorla dans etmeye, inançlarını, değerlerini bir tarafa bırakıp onların sarhoşhane safsatalarına bizi de uydurmaya çalışıyorlardı. Çin bizim vatanımızı işgal etti ama zihinlerimizi işgal edemedi (Giyotin sesi) (Yankılı sesle tekrar) Çin bizim vatanımızı işgal etti ama zihinlerimizi işgal edemedi Hapiste ibadet etmek de çok zor oluyordu. Abdesti teyemmümle zor alırdık. Aldırmazlardı. Normal şekilde başımızı secdeye koyarak kılmamız mümkün değildi. Ancak göz imasıyla kılınırdı; onu bile fark ederlerdi. Fark ettikleri an işimiz bitti (gümleme sesi). Bir Çin’li nasıl olur da bir Müslümanın göz imasıyla namaz kıldığını anlardı. İşte onlar bizi bizden iyi tanıyorlardı. Hapiste verdikleri yemekleri hayvanların önüne koysanız yemez. Buna rağmen verdikleri yemeği yemenin de şartı vardı. Önce Allah yok. Çin başkanı sonsuz yaşasın diyeceksiniz, ondan sonra yemek verilirdi (Gök gürültüsü). Benim yaşadığım ev hemen caminin yanındaydı, duvarlarımız bitişikti. (Fonda çok hafif ezan sesi) Daha çok küçükken hatırlıyordum gelen ezan seslerini. Ancak sonra bir daha duyamadım. Ben oradan çıkınca haberini aldım, evimizi, camiyi yıkmışlar; yürüyüş parkı yapmışlar. Şehirdeki çoğu caminin durumuda o şekildeydi. Ya yıkıp yerine başka bir şey yapıyor ya da ahır haline getirilip içinde domuz besliyorlardı. (Gümleme sesi) (Kalemle çizme sesi.) İşte! Doğu Türkistan! Ümmetin kanayan yarası. Müslümanım dediği için insanların öldürüldüğü coğrafya. Nasıl bir histi Allah’ım dinin ve canın arasında tercih yapmak (dijital cızırtı). Bize uzak olan bir duygu. Ancak tanıdık. Asırlar öncesinden şahidiz! Firavunun kızının hizmetçisi Maşita’nın da canıyla dini arasında bir tercihe zorlanarak işkence çektiğine şahidiz (Hafif gümleme) İnandığı İslam davasında her türlü eziyete rağmen zerre kadar taviz vermeyen Hazreti Bilal’in (r.a.) merhamet yoksunu efendisi tarafından kavurucu sıcaklar altında sırtını güneşin sıcaklığından ateş parçası haline gelmiş (gümleme sesi) kızgın taş ve kumlara sürttürüp göğsüne kocaman bir kaya parçası koydurarak “And olsun sen ölmedikçe yahut Muhammed’i (s.a.v.) ve dinini inkar ederek lât ve Uzza’ya tapmadıkça (gümleme sesi) bu azabı üzerinden eksik etmeyeceğim.” diyen (gök gürültüsü) ve Bilal’in de (r.a.) “Allah birdir, Allah birdir.” diye inlediği davasından şahidiz. İslam’ın ilk şehitlerinden peygambere tabi olduğu için hem karısının hem kendisinin türlü işkencelere, eziyet edilerek öldürülen Sümeyye (r.a.) ve Yâsir (r.a.) çiftinin inleyişinden şahidiz (Gümleme sesi) İşte iman ile inkarın davası asırlar boyunca hep vardı. Öyle ya bir yandan nur akıyordu, bir yandan kir. Peki ya biz hangi saftayız? Şahidiz ama neye şahit olduğumuzu biliyor muyuz? Yoksa sadece lafta mı şahidiz? Bizim için bu mesele gördüğümüz bir kaç resimle okunan bir kaç yazıyla üzülüp ardından unuttuğumuz bir meseleyse eğer biz sadece lafta şahidiz demektir. (Ağır düşen Giyotin sesi) Sen bu videoyu izleyen kardeşim şimdi sor kendine En son ne zaman korkarak ibadet ettin? Kur’an okuduğun için gözlerin acıdı mı? Senini için namaz kılmak ölümle eşdeğer oldu mu hiç hayatında? Annen, kız kardeşin yabancı erkeklerle bir arada kalmak için zorlandı mı? Hayır! Hayır Yaşamadık Allah’ım! Bu yüzden bilmiyoruz. Bu yüzden hala kendi küçük dertlerimizi dert sanıyoruz ve şımarıkçasına bir tavırla geçiyor günlerimiz. Davamız yok, derdimiz yok. Nasıl bir ümmetin en büyük sorunu sıkılmak olabilir? Nasıl gündüzlerimiz, gecelerimiz kulağımızı, gözümüzü kapatarak sadece heva ve heveslerimiz üzerine kurulu olarak geçebilir? Derttir insanı yürüten. İçin yanacak ki anlayacaksın kardeşinin halini. Sen kardeşim, sen! Sana ne oluyor ki İslam’ı çürütmeye çalışan bu zalimlere karşı durmaktan bî habersin. Ne zaman Kur’an’ı dinleyeceksin? (Gök gürültüsü) “İnnemel mü’minine ihvetün” demiyor mu ayet? “Mü2Minle ancak kardeştirler.” Peki sen kardeşim? Sen bu acı çeken kardeşlerini ne zaman düşünmeye başlayacaksın? “Mü’minler birbirlerini sevmeleri ve birbirine karşı merhametleri bakımından bir vücut gibidir. Vücudun bir uzvu hastalanırsa bütün uzuvları o hastalığın acısını duyar.” demiyor muydu Peygamber Efendimiz (s.a.v.)? Yoksa merhametimizi mi kaybettik? Kardeşlerimiz acı çekerken bizler nasıl acı çekmez hale gelmişiz böyle. Nasıl da uyuşturulmuşuz. Hayır! Hayır! Bilmiyoruz Allah’ım.. ve hiç bir zaman da tam anlamıyla bilemeyeceğiz. Peki bunun sebebi bize sorulmaz mı sanıyorsun? Rahat geçen günlerde Allah’a kul olmak ile yaşam ve ölüm arasında kul olmak bir mi sanıyorsun? (Gök gürültüsü) İşte kardeşim şimdi bize düşen farkında olmak. Hayat sadece gezip eğlenmekten veya bilgisayar oyunlarından ibaret değil. Kalbini saran gaflet perdesini yırt artık. Aç gözünü, bak etrafına. Onlar nasıl bizim imanımızı elimizden almaya çalışıyorlarsa biz de tam aksine iman kalemizi güçlendirmeye çalışalım. Onlar nasıl eğitime çocukluktan başlıyorsa biz de çocuklarımızı öyle bir şuurla yetiştirelim. Hakkı hak olarak gösterelim, batıla batıldır diyelim ve (batıla) taraftar olmayalım. Bizim inandığımız hakikatler utana sıkıla söylenecek şeyler değil. (Gümleme sesi) Bir Müslüman başı önde, rencide olmuş bir halde gezemez (giyotin sesi). “Zulmü engelleyemiyorsan sessiz de kalma.” demiş Hazreti Ali (r.a.) Ben ne yapacağım ki? Kime faydam olur? Daha kendime bile yok! DEME! Herkesin yapabileceği bir şey vardır. Eğer biz işe kendimizden başlarsak inan bana kardeşim bütün ümmet değişir. Sen susmazsan tüm susanlar da konuşmaya başlar. SEN! bu videoyu izleyen kardeşim madem Allah’ımız bir.. Peygamberimiz bir, dinimiz bir, kıblemiz bir.. Bir bir, yüze kadar bir bir. Öyleyse kilometrelerin bir önemi yok. Bizim kardeşliğimiz daimi, davamız aynı. Buradan zalimlere de sesleniyoruz. Ve siz ey zalimler Rasulullah Salliallahu Aleyhi Vessellem Efendimizin buyurduğu gibi: “Allah size mühlet verdi. Sizi yakaladığı zaman da kaçmanıza fırsat vermeyecek.” (Gök gürültüsü) Önünüzde kabir kapısı kollarını açmış sizi bekliyor. Sakın zalimlerin yaptığından Allah’ı gafil sanma. O sadece onları gözlerin dehşetten donup kalacağı, bir noktaya dikilip bakacağı bir güne erteliyır.” (gümleme sesi) Evet sizler kardeşlerimizin üzerine bir tuzak kurdunuz; Allah da sizler için bir tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır. Sizler kendi yaptığınız zulümlerde boğulacaksınız (gümleme). Firavunun sarayında Hazreti Musa’yı (a.s.) yine o zalimin eliyle yetiştiren Allah sizin sonunuzu da o toplama kamplarında işkence ederek asimile ettiğinizi zannettiğiniz kardeşlerimizle getirecek (gümleme sesi) (Dijital cızırtı) “Zalimler için yaşasın Cehennem.” (Kuvvetli giyotin sesi ve çınlama) Ve sen Doğu Türkistan’lı kardeşim belki bizleri duymuyorsun şu anda. Belki çektiğin eziyetler, işkenceler sebebiyle çok acı çekiyorsun. Sana karşı çok mahcubuz bizler de Fakat kalbimizden geçirdiğimiz şu cümlelerimizi senin de kalbinin duyduğunu biliyoruz. Umudu kaybetme “Şu istikbal inkılabı içinde en gür sada İslam’ın sadası olacaktır. (Dijital cızırtı) Sen de bir gün özgür olacaksın. Dinini rahatça yaşayacaksın. Müslüman bir şairin dediği gibi “kanadı kırık bir kuş değiliz ki bundan dolayı zelil görünüp öldürülelim.” Kanadınız kırık değil sizin kardeşim. Tam tersi sizler Allah’ın izniyle İslam’ın sancağı altında, çift kanatlı şehit Cafer-i Tayyar gibi Cennet’e ve arşa uçacaksınız. Elbetteki Allah vaadini tamamlayacaktır. Ezanlar yükselecek minarelerden, (fonda ezan sesi) Allah birdir sadaları her yeri kaplayacak. Bizlerin şahitliği de artık sadece lafta değil kalpte olacak. Belki bu acı hatıralar hiç silinmeyecek zihinlerden. Silinmesin de zaten. Hatırlayalım ki asıl gayemizi unutmayalım, hedefimizi şaşırmayalım. Unutma kardeşim ne zulüm varsa Allah zalimi kahreder. (Gümleme sesi) Mazlumu da korur (gümleme sesi). Bize Allah yeter (gök gürültüsü) Biz birbirimize yeteriz. Bu videoyu izleyen kardeşim harekete geçme zamanı. Dualarımızda kardeşlerimizi eksik etmeyelim ve bu videoyu sesimizi duyurmak için paylaşalım. Selametle Altyazı M.K.

ŞEYTAN BİZİ NASIL VE NE İLE KORKUTUR?

İblisin ve adamlarının, bir numaralı yöntemi, korkutma yöntemidir. İblis kendi adamlarını da, müminleri de ürkütür. Allah ise benden başkasından korkmayın diye tembih etmiştir. Âl-i İmrân Sûresinin 175. ayetinde çok açıktır bu hüküm. اِنَّمَا ذٰلِكُمُ الشَّيْطَانُ يُخَوِّفُ اَوْلِيَٓاءَهُۖ فَلَا تَخَافُوهُمْ وَخَافُونِ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ (Âl-i İmrân Sûresi – 175) O şeytan, onun peşinden gidenleri korkutur, siz ise, onlardan korkmayın. Müminseniz benden korkun. Allah’ın emri çok açıktır. Âl-i İmrân Sûresi’nin 175. ayeti. Şimdi ben, kendim dahil, şöyle bir test yapsam, yahu şeytandan korkumuz var mı? desem, herhalde bu anket sonucu çok olumlu çıkar. Yok canım, Ayet-el Kürsi’yi okurum tövbe estağfurullah ondan ne korkacağım. Şeytan benden korkun ha! diye kimseyi korkutmuyor aslında. Sigortan olmazsa aç kalırsın diye korkutuyor. Diplomasız ne yapacaksın diyor. Bu parti iktidara geliyor sen bunun aleyhinde konuşma diyor. Sakallı olursan işten atılırsın diyor. Sen şimdi bu düğünde kalkar böyle konuşursan akraba seni siler defterden diyor. Şeytan benden korkun hayatında dememiştir kimseye. Ürkek Müslüman yetiştirmeye çalışmaktadır. Sen ürkek oldun mu, Allah’ı yanında hissedemedin mi, korkun budur zaten. Genç kızsın sen, ee öcü gibi giyin böyle, evde kal 40 yaşına kadar aklın başına gelir. Güzel bir evlen, cihad edersin ondan sonra. Boşuna kapkara giyinme şimdi. Bunu der diyecekse eğer. Benden kork diye niye desin ki kadına? Korkunun çukurunu kazar, senin oraya düşmeni bekler o. Benden kork demez. Benden kork derse, sabaha kadar Kur’an okursun Allah’a sığınırsın, ondan kurtulursun yoksa sen. Birinci taktiği budur. İşte şüpheler, bu bataklığa düşmüşlerin üzerine daha kolay iner.