Ayasofya Açıldı Dünya Fena Karıştı! – İlk Namaz Tarihi Belli Oldu

Heyecanlı bir gün yaşıyoruz. Bugün babam aradı. Benim de haberim yoktu. Tabii çok duygusal, böyle ağlamaklı bir ses tonuyla ”Oğlum Ayasofya açılıyor. Bugün kesinleşti.” dedi. Tabii haberlerini almıştık daha önce. Herkes de böyle… Şu an Sözler Köşkü’ndeyiz. İnanılmaz bir mutluluk var çünkü çok uzun zamandır beklentisi içinde olduğumuz bir olaydı ”Ayasofya açılacak mı? Ne zaman açılacak?” diye. Ya kolay değil. 86 yıllık bir hasret var. Biliyorsunuz 86 yıl önce Ayasofya camisi yani Fatih’in fethi ile birlikte cami olan Ayasofya, müzeye çevrildi ve aradan 86 sene geçti ve bugün Ayasofya artık tekrar cami haline geldi. Yani artık Ayasofya Müzesi yazan bütün tabelaları söküp, oraya Ayasofya Cami’si yazabileceğimiz bir gündeyiz. Google’a az önce baktım. Hâlâ ”Ayasofya Müzesi” yazıyor. Hepsi değişecek inşâAllah. Artık orası bir cami. Bunun mutluluğu, bunun keyfi var. Sizinle çok enteresan bir şey paylaşacağım. Elimin altındaki bu kitapta 2020 yılıyla alakalı çok değişik bir bilgi var. Onu birkaç yerle birleştirip, ortaya çok güzel bir tablo çıkaracağız. Yani, ben de öğrenince çok şevklendim. Sizin de kuvve-i maneviyenize çok katkısı olacağını düşündüğüm bir bilgiyi paylaşacağım. Tabii ortalık çok fena halde karıştı… Hani öyle şey değil. “Ayasofya’yı biz ibadete açıyoruz.” deyince hemen olmuyor. Yani şu ana kadar düşünsenize bu kadar uzun yıllar boyunca neden Ayasofya ibadete açılamadı. Bunun önünde siyasi birtakım engeller var. Siyasi birtakım baskılar var ama elhamdulillah bugün Ayasofya camiye döndü. Haberlere bakıyorsun. Şöyle biraz arkadaşlarla baktık Ayasofya gündemine… UNESCO’yu biliyorsunuz ve Ayasofya’nın da dünya mirasına dahil bir yer olduğunu biliyorsunuz. UNESCO’dan mesela şöyle bir şey okudum. UNESCO tarafından Reuters ajansına yapılan açıklamada: ”Ayasofya’nın bir müze olarak dünya mirası listesinde olduğu ve bunun bazı taahhütleri ve yasal yükümlülükleri beraberinde getirdiği aktarıldı. Açıklamada bu nedenle bir devlet kendi topraklarında listede olan bir alanın evrensel değerlerine zarar verecek hiçbir değişiklik yapılmamasını sağlamalıdır.” ifadelerine yer verdi ve devamında da Türk makamlarını diyaloğa davet ediyor. Yani herhalde bizim bağımsız bir ülke olduğumuzu biraz gözardı ediyorlar. Elhamdulillah bugün bağımsızlığımızı tekrar bir hatırlatmış olduk bütün dünyaya. Ayrıca çok farklı yerlerden sesler geliyor. Yunanistan kilisesinin lideri Atina Başpiskopos’u Ieronimos, Ayasofya konusunda gelişmelerin bir oyundan ibaret olduğunu ve Türkiye’nin cami olarak ibadete açmaya cesaret edemeyeceğini söylemiş. Evet… Devam ediyor. Yunanistan Kültür Bakanı da bir şeyler söylemiş. Bunun Milliyetçi bir davranış… ”Erdoğan Milliyetçi davranıyor.” demiş. Ülkesini 600 yıl geriye götürdüğünü söylemiş. İmam-ı Şafii’nin bir sözü var ya: ”Düşmanın okunu takip edin. İşte o sizi doğruya götürür.” diye. Demek ki doğru bir şey yapmışız. Onun dışında dünyanın farklı yerlerinden farklı tepkiler de yağıyor. Özellikle işte Rus basınıyla ilgili bilgi var. ”Bu kararın daha büyük ayrılıklara yol açabileceğinden endişe duyuyoruz.” demiş Ortodoks kilisesi. Arkadaşlar yani bu sıralar ortalık biraz karışabilir. UNESCO da bu ilanatı yaptıktan sonra baskıya başlayacağını bir yerden öğrenmiştim. Yani sen camiye çevirdin, şimdi bir baskı başlayabilir. Hiç sıkıntı değil. Biz kararlıyız ve biz bağımsız bir devletiz elhamdulillah. Biliyorsunuz Fatih Sultan Mehmet’in de bu konuyla alakalı yazısı var. Yani oranın cami kalması konusunda, bunun bozulması konusunda bazı endişelerinin olduğunu anlıyoruz o yazısından ve orada ısrarla oranın cami olarak kalmasını vurguluyor ve şu anda ”Fatih’in laneti üzerimizden kalktı” diye, Twitter’da görmüş olduğunuz yazının sebebi bu. Fatih Sultan Mehmet’in istediği gibi tekrar şu anda orası cami olarak devam edecek inşâAllah. Bazı arkadaşlar soruyorlar: ”Ya ne gerek var Ayasofya’ya. İşte karşısında Sultan Ahmet camisi yeterince büyük değil mi?” Arkadaşlar cami evet şu an öğlen namazında mesela camiye gitsen, 1 saf olur, 2 saf olur. Korona virüs olayları olmasa 3 saf olur. Caminin %80’i boş ama camilerde haftalık ibadet baz alınarak hesaplama yapılır. Peki cuma günleri camiye gittiğiniz zaman dışarıya kadar taşıyor mu? Taşıyor. Peki Sultan Ahmet camisi cuma günleri doluyor mu tamamen? Şu an da zaten doluyor. Hani virüs olaylarından öncesini kast ediyorum. Yani Ayasofya da ibadete açıldığı zaman hiç zannediyor musunuz ki Ayasofya, Sultan Ahmet boş kalacak. Tıka basa dolacak. Yani burada Sözler Köşkü’nde arkadaşlarımızla o kadar heyecanlıyız ki. Orada hani halıların serildiği… Yani şöyle bir hayal eder misiniz arkadaşlar? Ayasofya’nın açılacağı gün. İbadete açılacağı gün. Artık bütün ümmet bekliyor o günü. Belki, alem-i İslam’ın farklı ülkelerinden bile insanlar gelecek çünkü Ayasofya, bir nevi Hristiyanların Kâbe’si gibi. Yani üzerimizden lanetin kalkacağı gün. Çok daha güzel günlere kapı açacağımız bir gün ve biz oradayız. O meydandayız, Ayasofya meydanındayız. Belki bir çift ezan okunur. Hani Ayasofya’dan bir yandan, Sultan Ahmet’den bir yandan. Bütün insanlar mahşer yeri gibi kalabalık ve o ezanların sesleri. Belki kurbanlar kesenler, coşanlar. Ayasofya’yı tıka basa doldurmuşuz. Korona olayları da şöyle bir bitsin. Şöyle bir rahat rahat bir hayal edelim ki hayalimiz gerçek oluyor elhamdulillah. Böyle kuru bir hayal de değil bu. İçeriyi doldurmuşuz böyle tıka basa. Dışarıya kadar taşmış. Sultan Ahmet meydanı, o aradaki yerler. Her yer dolu ve orada düşünsenize müezzinlerin hasretle beklediği gün gelmiş ve belki bir öğlen namazı, belki bir cuma namazı. Bilmiyorum Hoca ”Allahu ekber” dedikten sonra hani sessiz bir namaz olduğunu şöyle bir hayal ettim kendi kendime. O sessizliğin içinde müminlerin böyle boynu önünde, şükür içindeler ve inanılmaz bir sessizlik. O meydanda genelde kuşlar olur. Kuşların böyle sesleri içinde Rabbimizin huzurundayız. Üzerimizdeki 86 yıllık bu lanetin kalkacağı ve birçok… Birazdan anlatacağım Ayasofya’nın bize nasıl bir kapılar açacağını anlatacağım ve 86 yıllık hasret bitmiş. Artık Müslümanlar ”Oh” demiş. Yani artık bir rahatlamışlar. O meydanda kılacağımız o namazın tadını, keyfini hayal ettiğinde bile çok büyük keyif alıyorsan, inşâAllah yaşadığımızda da maddi manevi çok büyük bir huzur alacağımıza inanıyoruz. Yani az önce böyle arkadaşlarla dururken dedim. ”Ya gerçekten oldu mu bu yani? Ayasofya gerçekten ibadete açıldı mı?” Böyle inanmakta gerçekten zorlanıyoruz çünkü bunun önünde çok büyük siyasal engeller olduğunu biliyorduk. Elhamdulillah demek ki çözülmüş. Allah emeği geçen herkesten ebediyen razı olsun. ”Ne gerek var Ayasofya’yı çevirmeye? Kiliseyi neden hüviyetini değiştiriyoruz?” diye soran arkadaşlara Bediüzzaman Hazretlerinin bir hatırasıyla güzel bir cevap vermek istiyorum kardeşlerim. Evet Selahaddin Çelebi anlatıyor: “Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerini ziyaretimin birinde Ayasofya hakkında düşüncelerini sormuştum. ‘Keçeli, keçeli’ diye güldü. Sonra birden ciddileşerek ‘Ayasofya, Hristiyanlığın, İslâmiyete devir ve tesliminin bir âbidesidir. Bunun için kilise iken cami olmuştur. Elbette tekrar camiye çevrilecektir’ dedi.” Bu konuyla ilgili Necip Fazıl’ın sözünü söylemezsek olmaz. Çünkü Necip Fazıl bu konuda en çok söz söyleyen büyüklerimizden bir tanesi. Diyor ki: “Gençler! Bugün mü, yarın mı, bilemem! Fakat Ayasofya açılacak! Türk’ün bu vatanda kalıp kalmayacağından şüphesi olanlar, Ayasofya’nın da açılıp açılmayacağından şüphe edebilirler. Ayasofya açılacak. Hem de öylesine açılacak ki kaybedilen bütün manalar zincire vurulmuş, kan revan içinde masumlar gibi ağlaya ağlaya, üstünü başını yırta yırta onun açılan kapılarından dışarıya vuracak.” Yani bizim şu anda biliyorsunuz çok kaybolan manalarımız var. İslam’ın yaşantıda ne kadar az olduğuna baktığınız zaman bunu görebiliyorsunuz. Necip Fazıl’a göre işte bütün bu kaybolan, zincire vurulmuş manaların dışarıya vurulacağı bir olaydan bahsediyor. Ayasofya… Şimdi az önce okuduğum hatırada bir şey dikkatinizi çekti mi? En son size şu kitaptan alıntı yapacağımızda da bu cümleye çok ihtiyacımız olacak. Ne diyor Bediüzzaman hazretleri: “Ayasofya, Hristiyanlığın, İslâmiyete devir ve tesliminin bir âbidesidir.” Yani Hristiyanların Müslümanlaşması için sembolik bir mana taşıyor Ayasofya. Avrupa’da yaşıyan arkadaşlarımız var, gurbet de yaşayan arkadaşlarımız var. Onlar bu durumun farkında. Yani şu durumun, kiliseler şu anda Avrupalılar tarafından çok değerli mabedler değil. Nereden anlıyorsun? Kilisesini satan insanlar, kilisesini camiye çevirmesine izin veren insanlar herhalde çok bu işe bir önem vermiyorlar ki mesela Hollanda’da Fatih diye bir cami var. Kilseden çevrilmiş, çok farklı enteresan bir mimarisi var. Giriyorsun içeriye sanki kiliseye girmiş gibi ama yerde halılar var. Bizim mimari olarak alışkın olduğumuz bir mimari değil. İçeride çok böyle feyiz alarak namaz kıldığım bir camiydi. Şimdi düşünsene, Hristiyanlar kendi kiliselerini para karşılığında Müslümanlara satıyorlar ve orası camiye çevriliyor. Yani Müslümanlar mesela böyle bir şey yapabilir mi? Düşünsenize Sultan Ahmet camisi para karşılığında Hristiyanlara satıldı ve kiliseye çevrildi diye bir haber çıksa yani ne olur değil mi? Herkes biletini alır, belki çok hızlı bir şekilde olay yerine gelerek, “Ne oluyor ya!” deyip bunu asla kabul edemeyiz değil mi? Hatta en böyle sarhoş veya en dinden böyle uzak olan insanlar bile buna karşı çıkarlar. Bu hem kültürel hem dini bir meseledir. İşte bizim için çünkü İslam değerlidir. Ne kadar günahkar olsak, hatalarımızda olsada camilerimiz her zaman değerlidir. Ama Hristiyanlık’ta böyle bir şey bile kalmadığı için, ne oluyor? Kiliselerini para karşılığında satıyorlar. Ayasofya’nın da şu anda camiye çevrilmesinde böyle sembolik bir mana var, arkadaşlar. Zaten Hristiyanlık eriyor, gidiyor, bitiyor. Şu anda Google’a “The fastest growing religion” Dünyanın en hızlı büyüyen dini diye araştırmalar yaptığınızda, İslamiyet olduğunu bize söylüyor. Hani bunu sadece Müslüman araştırmacıları değil, yabancı araştırmacılar da söylüyorlar. Hani şey olarakta düşünmeyin, biz çok çocuk yapıyoruz, Hristiyanlar çok çocuk yapmıyor. Sadece öylede değil. Hristiyanken Müslüman olanlar, Yahudiyken Müslüman olanlar, Ateistken Müslüman olanlar. Bütün bu oranlara baktığınız zaman “Converts to Islam” İslama geçenler diye YouTube’a yazıp, karşınıza çıkan bir sürü farklı dinlerden İslam’a geçenleri gördüğünüz zaman zaten bunun emarelerini görüyorsunuz. Yani Ayasofya’nın bir camiye dönüşmesi tekrar sembolik bir manayı ifade ediyor. Yani Osmanlı’nın dönemindeki, İslam’ın daha iyi yaşandığı dönemde nasıl Ayasofya bir camiydi, daha sonra İslam’dan gaflet ettiğimiz bir dönem oldu o dönemde orası müze olarak kaldı ve şimdi tekrar İslami bir yükseliş olacak, vaad edilmiş bir gün var. Tekrar cami olarak Ayasofya devam ediyor arkadaşlar. Şimdi birazdan elimin altındaki kitaptaki okuyacağım şeyi paylaşacağım sizinle. Peki ilk namazımızı ne zaman kılacağız? Ağabey şöyle bi 15 Temmuz’a denk gelir mi? Veya 17 Temmuz olsa Cuma namazına mı denk gelse? Bilmiyorum ama böyle içimden geçen, böyle bir sabah namazı geçiyor, bilmiyorum. Bu videoyu yaptığımız saat itibariyle, saati ve günü açıklanmadı. Açıklanır açıklanmaz videonun hemen üst tarafına, oraya ekleyeceğiz. İnşâAllah ilk namazımızı Ayasofya’da kılacağız. Belki de bilmiyorum şöyle bir güzellik yani yetkililerimiz, Diyanet İşleri başkanımız bunu izliyorsa, hele bir de şöyle Mahir Kâbe imamını da getirttirebilirsek yani çok güzel olur, çok süper olur. Yani düşünüyorumda, ya o gün dünyanın her yerinden insanlar gelip o tarihi ana şahitlik etmek ister. Hani Ayasofya’nın açıldığı ilk gün ben de oradaydım diye. Az önce bir kardeşimiz Mehmet Fırıncı ağabeyden bir hatıra anlattı. Mehmet Fırıncı ağabey babasına soruyor, “Bu adam kim baba?” diyor. “Oğlum o imam.” diyor. “Ayasofya’nın son imamı.” diyor. Çok böyle buruk bir an değil mi? Şimdi tekrar başlıyor, yeni bir yükseliş olacak Allah’ın izni ile. Evet arkadaşlar, Ahmet Feyzi Kul. Cifir hesabıyla ilgilenen birisi. Cifir hesabı ne demek, kısaca bir bilgi verelim. İmam-ı Ali’ye dayanan, Muhyiddin Arabi hazretlerinin özellikle ilgilenmiş olduğu bir ilimdir. Sonradan çıkmış bir ilim değildir. Bu ilime göre arkadaşlar, her harfin, Arapça’daki her harfin matematiksel bir değeri vardır. İşte elifin karşılığı birdir mesela. Diğer vav, lam elif, farklı farklı harflerinde farklı matematiksel karşılıkları vardır. Ayeti kerimeyi karşınıza alıp okuduğunuzda, onun matematiksel değerlerini topladığınızda işte tenvinler farklı bir mana katabiliyorlar. Yani sakın gidipte kendiniz bu hesabı yapmaya çalışmayın bu apayrı bir ilim ve bu ilme göre karşınıza çıkan matematiksel rakamı bir tarih olarak kabul ediyorsunuz. Hicri bir tarih olarak kabul ediyorsunuz ve ayetin manasına bakarak, o hicri tarihin karşılığında, o tarihlerde bir şey olmuş mu, olmamış mı diye kıyaslıyorsunuz. Yani ayeti kerimeler biliyorsunuz, sarih manaları vardır, açık manalar. Bunun dışında bir ayeti kerimenin remzi manaları, işari manaları da olabilir. Bu hadis-i şerifte de ifade edilen manadır. Hatta bu konuyla ilgili hadis-i şerifi de sizinle paylaşayım. Yani hadis-i şerifi, ayeti kerimelerin sadece bir manası yok. Diyor ki Efendimiz (asm): “Her bir âyetin mânâ mertebelerinde bir zâhiri (açık), bir bâtını (iç), bir haddi (son sınırı), bir muttalaı vardır (yani başlangıç sınırı).” Yani ayet dediğin zaman, ayetin manası bu diyemezsin sadece. Çünkü onun kendi manasından başka, daha derin işaret ettiği başka manalar var. Devamında da diyor ki: “Bu dört tabakadan herbirisinin hadîsçe شُجُونٍ وَغُسُونٍ tâbir edilen fürûatı, işârâtı, dal ve budakları vardır.” Yani biz ayeti kerimeye baktığımız zaman, evet belki Asrı Saadet’teki bir olayı anlatıyor olabilir ama ikinci, üçüncü, dördüncü manada bizim yaşadığımız zamandaki olaylara da işaret ediyor olabilir diye. Ahmet Feyzi Kul da bir ayeti kerimenin cifir hesabını çıkartıyor. Bakın arkadaşlar, bu kitap yeni yazılmış bir kitap değil. Bu kitabın yazım tarihi ile alakalı yani 1946 ve 1948’lerde teksir makinesiyle İslam harfleriyle neşredilen bir kitabın içinde yer aldığını biliyoruz. Yani 1946’dan daha önce yazılmış bir kitabın içinde şöyle cümleler geçiyor, unutmayın az önce okuduğumuz hatırayı. Bir semboldü, Hristiyanlığın, İslâmiyete devir ve teslimi. Teslim yani Hristiyanların Müslümanlaşması. Diyor ki: Ayeti kerimenin başındaki “kul” kelimeyi mübarekesi hesaba katılarak tenvinsiz ve yazılışa göre hesap yapılırsa, 1966, 1967, 1968 çıkar. Bunlarında tenvinleride ilave ettiğimizde, tenvinler sayıldığı zaman 2020-2070 tarihleri elde edilir ki… Şimdi bakın bu kitap eski bir kitap ve bu kitabın içinde 2020 geçiyor. Yani 2020-2070. Tarihleri çıkar ki bunlarda inşâAllah Müslüman Avrupa’nın, Müslüman Amerika’nın, Müslüman Dünya’nın tarihleri olsa gerektir. Yani bilmiyorum ne hissediyorsunuz, Ahmet Feyzi Kul da çok büyük bir İslam alimi ve bu tarihin, bu kitabın içinde olması ve Ayasofya’nın 2020’de camiye çevrilmesi, insana şunu düşündürtüyor, acaba 2020 bir takım İslami gelişmelerin artarak devam edeceği tarihin başlangıcı olabilir mi? Belki de 2020 ve 2070 arasında çok büyük gelişmelerin işareti olabilir. Tabii ki burada hani kesin, net böyle delil tarzı konuşmuyoruz ama şu işari manaları birleştirdiğin zaman hani 2020’de Ayasofya’nın camiye çevrilmesi ve Bediüzzaman hazretlerinin de Ayasofya’nın aslında bir abide olduğunu ve bunun aslında sembolik bir mana olmasını kastettiği, Necip Fazıl’ın da buna eklemiş olduğu mana, hani o manaların açığa çıkacağı tarih olarak Ayasofya’nın açılmasını vurgulaması, bütün bu yapbozun parçalarını birleştirdiğimiz zaman, bir de bu yapbozun parçalarına Allah’ın bize vaad ettiği bir günden, Allah’ın nurunu tamamlayacağı günden, hadis-i şerifte Efendimiz (asm)’ın İslam’ın güzel günlerini bahsederken ki o haberlerin ne zaman yaşanacak diye beklerken, bu olayların olması ve Bediüzzaman hazretlerinin de ayet ve hadisler ışığında düşündüğünde şu cümleyi söylemesi “İstikbal, yalnız ve yalnız İslâmiyetin olacak. Ve hâkim, hakaik-i Kur’âniye ve imaniye olacak.” “…şu istikbal inkılabı içinde en yüksek gür sada İslamiyet’in olacaktır.” diye birçok yerde İslam’ın güzel günlerinden dünyanın çehresini değiştireceği, insanların Müslümanlaşacağı, İslamın hakim olacağı günleri anlattığından bütün yapbozun parçalarını ben birleştirdiğim zaman çok büyük bir heyecan duyuyorum ve Ayasofya’nın açılacağı ilk günde de orada bulunarak torunlarıma anlatabileceğim bir hatıranın olmasını istiyorum. Dua edelim, Fetih Sûreleri okuyalım. İnşâAllah buna engel olmak isteyenlere, şimdi bütün uluslararası kamuoyu oluşturmaya çalışan gruplar başlayacaklar, tahminim. Ne olursa olsun asla bizi bu gayemizden, hedefimizden vazgeçiremeyecekler. Fetihler okuyalım ve ilk gün erkek kardeşlerim için özellikle söylüyorum, hani hanım kardeşlerin gelmesi nasıl olur o kalabalık hengamede bilmiyorum. Cenab-ı Hak o günde bize orada olabilmeyi, Ayasofya’nın açılacağı o tarihi günde 2020’ye işaret eden bu haberler ışığında o ilk gün orada olmayı Allah bize nasip eylesin kardeşlerim. Bu arada bu açılış olduğu zaman emin olun dünyanın her yerinde yankı bulacak ki şu anda arkadaşlardan aldığım bilgiye göre, Almanya Twitter’da listeye girmiş. Başka? Pakistan’da bile şu anda listede birçok dünya ülkesinde şu an Twitter’da listeye girmiş. Yani arkadaşlar, Kudüs’te biliyorsunuz esaret altında bir Mescid-i Aksa var. Bence Mescid-i Aksa civarında yaşayan kardeşlerimizin gözü Ayasofya’da kılınacak o namazı izleyecek. Heyecanla bekleyecekler, umutlanacaklar. Kâbe’yi işgal etmeye çalışan İngilizlerden nasıl kurtulduysak, Ayasofya’yı bizim topraklarımızda olduğu halde cami yapmakta bu kadar zorlanıp, sonunda cami yapmayı elhamdulillah başarabildiysek acaba sıra Kudüs’e mi geliyor? Acaba Cenab-ı Hak bize Mescid-i Aksa’yı mı verecek? diye içeriden ben böyle bir heyecan duyuyorum ve dua ediyorum. Fetih Sûrelerini okurken inşâAllah bunu da niyet edelim. Allah’a emanet olun kardeşlerim. Görüşmek üzere.

AYASOFYA AÇILDIĞI GÜN GÖKLERE YÜKSELECEĞİZ!

Üç isim, üç şehir. Kudüs, Endülüs, İstanbul. Mescid-i Aksa, Kudüs ve Ayasofya. Bunlar şehir veya beton isimler olabilir. Minare ismi olabilir. Bizim için öyle değil. Kudüs de, Endülüs de, Ayasofya da, ayaklarımıza vurulmuş prangalardır. Ümmetimizin 1400 senelik tarihi içerisinde, 3 büyük kaybettiğimiz kalenin adıdır bunlar. Kudüs kurtulduğu gün, imanımız şahlanacak. Endülüs’e, inşallah geri döndüğümüz gün yeniden Tarık olacağız. Ayasofya açılmayacak. Biz, göklere yükseleceğiz o gün açıldı diye sevindiğimiz zaman. Kim Ayasofya’nın yanındaysa, Endülüs derdiyle yaşıyorsa, Kudüs’te yüreği vuruyorsa o Mü’mindir. Velhamdülillahi Rabbi’l-âlemin.