Corona Virüs Türkiye’ye Gelecek Mi? Kabe Kapatıldı!

Tüm dünyanın dehşetle izlediği korona virüs salgınında ölü sayısı gün geçtikçe artıyor. İşin kötüsü daha da ağırlaşacak gibi görünüyor. Kapmızda bir salgın olduğunu biliyoruz. Peki Türkiye için risk ne? Bu süreçte bu virüsü taşıyan içimizde insanlar da olabilir. Merhaba arkadaşlar. Son günlerde bu korona virüsü üzerine pek çok spekülasyonlar yapılıyor. Ve insanlar merak ediyor. Dünya çapında bu kadar vakaya rastlanan Ve bu kadar çok kişinin ölümüne sebep olan bu virüs ”Acaba ülkemize de gelir mi ? Acaba bizim ülkemizde bizlere de bulaşır mı? Bizlerin de ölüm sebebi olur mu?” diye insanlar ciddi manada korkular yaşıyorlar. Hatta dükkanında maske satışı yapan bir arkadaşımla konuştum. Maskelerin fiyatları yani eskiden 7 TL sattıkları maskeleri şimdi 130 TL ye kapış kapış satıldığını hatta artık tedarik edemediklerini söyledi. Yani ciddi manada Türkiye’de de böyle bir korku var. Türkiye gündemine korana virüsü ocak ayında düştü. Ocak ayından beri , şimdi biz mart ayındayız hala gündemimizde. Neden bu kadar çok konuşuluyor? Neden bu kadar çok merak ediliyor? Çünkü ; Dünya çapında özellikle en sarsılmaz dediğimiz ekonomileri sarsacak , dünya çapında pek çok siyasi gelişmeye sebep olan bir virüs. Hatta biliyorsunuz son zamanlarsa Suudi Arabistan Umre’yi kapattı. Pek çok ülkeyi ilgilendiren pek çok hadise yaşanıyor. Zaten ufak ufak da onlardan da bahsederiz. Öncelikle bu virüs Çin’in Wuhan şehrinde yayıldı. Wuhan şehri 20 milyon kadar nüfusu bulunan bir şehir. Daha sonra virüs hızla yayılınca ve pek çok ölüme sebep olunca Pek çok şehir karantina altına alındı , şehirlere giriş çıkışlar yasaklandı, kara yolları , hava yolları kapatıldı ve insanlar bazen evlerinde hapsedildi bunu görüyoruz. Tabi bizim aklımıza hemen Doğu Türkistan’daki yapılan zulümler geldi. Buna yönelik Cenab-ı Hak’ın gönderdiği bir tokat olabilir mi? Evet olabilir. Ama bunun da ötesinde başka mesajları da var İsterseniz zaten onu da biraz sonra konuşuruz. Dünya çapında 92.000 görülmüş.Bu vakaların içinde 3.000 den fazla ölüm hadisesi var ve 48.000 kişi sağlığına kavuşmuş. Şimdi bakınca dünya nüfusuna oranla bazı insanlar çok az olduğunu söylüyor. Ama ilerleyen günlerde nasıl olacak tabi bunu gözlemlemek lazım. Daha önce de Dünya’nın 3’de 1’ini , her üç insandan birisini öldüren ”kara veba” salgını tarihte bundan belki 600 sene kadar evvel tarihe damgasını vurmuş büyük bir olay olarak yerini almıştı. O da enteresandır yine Wuhan kentinden çıkmıştı. Demek ki bir salgın olsan dünyaya yayılacağın ilk yer Wuhan olması gerekiyor herhalde. Avrupa nüfusunun da yarısı bu kara vebadan ölmüştü. Yani bu çok ciddi manada dünyayı sarsmıştı. Hatta pek çok edebi eserde yerini alan unutulmaz bir hatıra oldu insanlık tarihinde. Şimdi de yine” acaba benzer bir virüs , benzer bir tehlike insanları tehdit mi ediyor?” diye her yerde önlemler alınıyor. Çin gibi devasa ekonomiye sahip sarsılmaz, bizi kimse yıkamaz tarzında duruşu olan bir ekonominin bugün ne hale geldiğini görüyoruz. Ciddi manada dünya çapında bazı şeylerin yer değiştirdiğine şahit oluyoruz. Aslında bu bize şu mesajı veriyor Demek ki insan olarak biz ne kadar aciziz , gözle göremediğimiz mikroskopta ancak görebildiğimiz kadar küçük bir mikrop bizi ve yıkılmaz sandığımız şeyleri yıkıp geçiyor. Bu noktada aslında bazen Allah insanın acizliğini fark ettiriyor. Dünya çapında bu hastalık ciddi manada hızla yayılıyor. Acaba ülkemize ne zaman gelecek? Tabi öncelikle şunu söyleyelim. Genelde çocuk ve bebeklerde ölüm oranı şuan %1 civarında. Genellikle ölüm oranları yaşça 60’ın üzerindekilerde daha yüksek oranda gözüküyor. Şuan dünyada biliyorsunuz Çin’de en fazla ölüm vakaları var. Bakınca zaten o coğrafyada daha hızlı yayılıyor. Bize yakın olan coğrafyaya bakacak olursak İran’da 77 ölüm vakası var ve hastalığın hızla yayıldığını yani devlet görevlilerinin de yeteri kadar tedbir almadığını insanlar söyleyerek şikayette bulunuyorlar. Hatta enteresan bir durum. Korona virüsü ile ilgili açıklama yapan sağlık bakanı yardımcısı korana virüse daha sonra yakalanıyor. Hatta İran’da sanayi ve ticaret bakanı da korona virüse yakalanmış.Bu da enteresan bir bilgi yani. Gündemde sıkça adını duyduğumuz bir başka ülke de 79 ölüm vakası ile İtalya Avrupa’da da korona virüsü hızla yayılıyor.Her yerde tedbirler alınsa da Özellikle toplu taşımaların içinde, özellikle toplu kalabalığın yaşadığı yerlerde bu virüs hızla yayılıyor. Neden? Çünkü; solunum yolu ile insanlara bulaşıyor. İlk belirtileri neler? Öksürük ,yüksek ateş halsizlik gibi belirtileri var. Aslında ilk bakışta normal her sene yakalandığımız griplere benziyor. Fakat yüksek ateşiniz var ise veya çevrenizde de bu tarz belirtiler varsa hem kendinizin hem de çevrenizin sağlığı için hemen bir hastaneye,bir sağlık birimine başvurun. Çünkü; medyada çok fazla konuşulunca insanlarda bir tedirginlik oluşuyor. Bu tedirginlikten dolayı insanlarda ters tepki oluşabilir. Hastalığa yakalandığını fark edip hastaneye gitmemek gibi. Sakın böyle bir şeye kapılmayın derim. Şimdi esas konumuza da yavaş yavaş geliyoruz. Şimdi Türkiye’nin coğrafyasının etrafında hemen hemen her ülkede görüldü. Şimdi Irak’da , İran’da görüldü. Pek çok yerde görüldü. Şimdi ”acaba Türkiye’de görülür mü? Acaba Türkiye’de görülecek mi?” Ben bundan daha ötesi bir şey söyliyeyim. Zaten halihazırda bu salgının bir ayağı Türkiye’de yayıldı. Hem de ocak ayından beri. Nedir o ayak? Virüs gibi yayılan yanlış bilgiler. İnsanları paniğe itecek ,insanların korkuya kapılmasına sebep olacak , sürekli gelecek kaygısı duymalarına sebep olacak , huzursuz yaşamalarına sebep olacak bir korku insanlar arasında yayılıyor. Hani bir vesvese diyebilirim buna. Genellikle de komplo teorileri var bu işin perde arkasında. Sürekli komplo teorisi üreten ve bundan ne çıkarı var bilmiyorum ama zevk alan insanlar var. Peki Türkiye’ye tam anlamıyla ne zaman gelecek bu virüs. Allah belki bu virüsü Türkiye’ye hiçbir zaman sokmayabilir. Belki Türkiye’de görülebilir. Bu da mümkündür. Ne yapıcaz? Dikkat edeceğiz.Hem kendi sağlığımıza dikkat edeceğiz.Hem kişisel temizliğimize dikkat edeceğiz. Ama her şeyden öte şunu bileceğiz. ”İnsan bir kere ölür” derler ya hani. Ecel birdir değişmez. Kaderimizde ölüm bir sefer var. Biz bu işin korkusuna kapılırsak , Allah’a tevekkül etmezsek Üstümüze düşeni yerine getirme noktasında tembelliğe düştüğümüz gibi aynı zamanda çok fazla elimizdeki şu hayatın kaçacağına dair bir korku yaşarsın. Sanki hiç ahirete gitmeyecekmişiz gibi , sanki bu dünyada ebedi kalmamız gerekiyormuş gibi bir psikolojiye girersek biz bundan zarara uğrarız. Çünkü bir gerçek var. Evet. Hepimiz bir gün öleceğiz. Belki korona’dan öleceğiz , belki başka bir sebepten öleceğiz bilmiyoruz. Cenab-ı Hak bizim için kader planında bir ömür tayin etti. Ve bu ömür herhangi bir esbap ile bitecek. O yüzden aslında diyorlar ya ”Korkunun ecele faydası yok.” Çok fazla korkuya kapılıp da paniğe kapılıp da insan hayatını çekilmez ve yaşanmaz bir hale getirmesinin de her halde bir mantıklı tarafı yok. Şunu bileceğiz. Hey şeyin dizgini Allah’ın(c.c) elindedir. Biz üstümüze düşeni yaparız. Bunun aşısını , tedavisini tıbben , bilimsel olarak bulmaya çalışırız. Kendi temizliğimize dikkat ederiz ki insanlar zaten baktığın zaman uzmanlar tarif ettiğinde sanki o kişisel temizlik bizzat abdesti tarif ediyor gibi Evet. Bu bizi teşvik etsin. Abdest alalım namaza başlayalım. Çünkü arkadaşlar şu bir gerçek. Bakın kısacık hayatımız için bu kadar paniğe kapılıyoruz. Bu kısacık , hani en fazla yaşayacağımız kaç sene olabilir ki. Bunun da zaten 3’de 1’i uykuyla geçiyor , başka şeylerle geçiyor. Yani kısacık şu dünya hayatımızın muhafazası için bu kadar çalışıyoruz. O hayatımızı koruma , o hayatımızda düzgün yaşamak , zarar görmemek için bu kadar o hayatın muhafazasına koşturuyoruz. E karşımızda ebedi bir hayat var. Sonsuz bir hayat var. Onun muhafazasına , orada saadet içinde yaşamaya neden çalışmıyoruz. Aslında bu bize bir ders veriyor , bir mesaj veriyor. ”Ey insan kendine gel!”diyor. Bak ne kadar aciz olduğunu fark et seni ancak sonsuz kudret sahibi olan bir Allah(c.c) koruyabilir. Ve hayat senin kontrolünde değil. Sen ebedi bir aleme gideceksin. O alemde göreceğin rahat ve lezzet bu dünyada yaptıklarına bağlı. Hakiki lezzet ve saadet hep diyoruz ya kabrin öbür tarafındadır. Onun için çalışmak gerekir. Aslında şöyle kamuoyuna baktığımızda bize bariz bir ders olduğunu görebiliriz. İstikbalde Cenab-ı Hak bizi başka musibetlerle imtihan edebilir. Bütün hepsine karşı bizim Allah’a tevekkül edip Allah’a yönelmemiz gerekiyor. Bunları bir vesile olarak görüp ebedi hayatımıza yatırım yapmamız gerekiyor. Geç olmadan fırsat varken Allah’a koşun ”Fafirrū İlallāh”sırrınca Allah’a firar edin. Allah’a Emanet olun.

Karantinadakileri Bekleyen Büyük Tehlike!

Karantina sürecinde evde nasıl vakit geçirmeliyim, nelere dikkat etmeliyim? Eve kapandığım halde beni bekleyen bir tehlike var mı? Bu videoda sizin için cevapladık. (Kalemle çizme sesi (sürtünme)) (müzik sesi) Korona virüs salgını sebebiyle dünya genelinde yüz binlerce insan hastalandı. Virüs kiminde kalıcı hasar bırakırken pek çok ülkede binlerce ölüme sebep oldu. Dünya genelinde ekonomik ve sosyal etkileri o kadar büyük oldu ki açıkçası pek çoğumuz bunu ön görememiştik belki de. Daha önce tecrübe etmediğimiz bir yaşam şekline geçiş yaptık. Virüsün hızlı yayılmasına engel olabilmek için karantina uygulamaları yapılıyor. Sokağa çıkma yasakları uygulanıyor, her kes bu süreçte haftalardır evlerinde. Bu da beraberinde bir takım zorlukları getiriyor. En büyük zorluk ise alışkanlıklarımızın değişmesi. Dışarı çıkıp gezmeye, dolaşmaya, arkadaşlarımızla buluşmaya o kadar alışmışız ki, evde kaldığımız zamanı belki de hapis gibi hissedenlerimiz de oluyordur mutlaka. Dolayısıyla evde geçirilen sabır döneminde süreci iyi yönetemeyen kişiler maalesef süreçten zararlı çıkabilir. İnsan ruhu büyük bir amaç ve gaye üzerine yaratılmıştır. Rabbini bulmak ve ebedi hayatına hazırlık yapmak gayesi ruhunun daima aradığı bir hakikattir. Ruhun da gıdası bu arayıştadır. Kur’an da geçen “Kalpler yalnızca Allah’ı anmakla tatmin olur.” ayeti bize aradığımız cevabı veriyor. Eğer insan bu amacı bulamazsa derin bir ruhi boşluk ve depresyona düşer. Rabbini tanımayan insan ruhundaki bu arayışı tatmin edemediği ve o boşluğu dolduramadığı için kendini başka şeylerle oyalayarak meşgul etmeye çalışır. Zaten batıl olanın, hak olmayanın da böyle bir özelliği vardır. Sen kendini hak ile meşgul etmezsen, batıl seni işgal eder. (gümbürtü) İnsan aradığı cevabı bulamazsa kendini nefsani şeylerle meşgul etmeye hatta kendini sarhoş etmeye çalışır. Ta ki düşünmekten kurtulsun. (Gümbürtü sesi) ve buna yalnızlık da eklenirse şeytan devreye girer. Yalnız kalan insan şeytana adeta oyuncak olur. Ve insanın bu savunmasız halinden istifade eden şeytan insanı günahlara iter. Üstad Bediüzzaman der ki: “Sıkıntı sefahatin muallimidir.” İnsan boş kaldıkça şeytan doldurur derler. Evet ibadetle, ilimle meşgul olmadıkça, dizi film izledikçe, bilgisayar oynadıkça bir süre sonra ruh kararmaya başlar. Ve insanı içten içe sıkar. İnsan onda boğulur, nefes almak ister. Eğer ibadetle, nefes de alamazsa yavaş yavaş günaha meyli artar ve Allah muhafaza bazı müstehcen videoların veya görüntülerin ağına düşer. (Giyotin sesi ve çınlama) Zaten bu izlenilen diziler ve filmler adeta buna hazırlık için düzenlenmiş tuzaklar gibi. İnsan düştükçe düşer ve sonuçta fırsata çevirebileceği bu zamanları aleyhine çevirir. Evet aslında bir açıdan bakıldığında bu süreç bir fırsata dönüştürülebilir. Evde kaldığımız bu süreç zaman bulamadığımız nice hedeflerimiz için bize sunulmuş bir fırsata da dönüşebilir. Hangimizin ruh detoksuna ihtiyacı yoktu ki? Şehir hayatı ve koşuşturmaca bizi yormuştu. İşte sana fırsat, değerlendiresin diye önünde. Rabbine yakınlaş, konuş Rabbinle. Derdini ona dök. Hani hep bahanen di ya. Zaman bulamıyorum diyordun. Fırsat olsa neler yaparım da vakit yok diyordun. İşte vakit. Haydi! Dizinin, filmin karşısında uyuklaşanlar gibi olma.(Gümleme sesi) Kalk! Ser seccadeni ve huzura koş. O seni bekliyor zaten. Musibetle ve imtihanlar sana atılmış bir kement gibi seni ilahi aşka çeken vesilelerdir. Eğer imtihanlar olmasa hatırlar mıydın Rabbini? Unutmuştun değil mi? İşte sana fırsat! Yüzünü dönme vaktin gelmedi mi? Her şeye vakit ayırdın ama vakti verene ayıracak vaktin olmadı. (Kuvvetli gümleme sesi) Ama hala geç değil. Yönel Rabbine, aç yüreğini. Göreceksin kalbine huzur dolacak. Her göz yaşın aktığında, her damlasında hüzünlerin sevince dönecek. Biliyorum belki de yüzüm yok ona koşmaya diyorsun. Merak etme. O zaten senin her halini biliyor. Kalbindeki o sızıyı da biliyor. Senin samimiyetle huzuruna gelmeni bekliyor. Gell kulum!! Gell seni affedeceğim! Geç kalmadan gel diyor. Ne kadar günahın olursa olsun o seni tövbenle kabul ediyor. Söyle; bu kadar sonsuz merhamet seni çağırırken gitmemek, Rabbine olan sevgine ihanet değil midir? Öyleyse gel açalım ellerimizi ve yalvaralım. “Ey bu yerlerin hâkimi, senin bahtına düştüm, sana dehalet ediyorum ve sana hizmetkârım ve senin rızanı istiyorum ve seni arıyorum. Ey Rabbi Rahimim ve ey Hakık-ı Kerimim, benim su-i ihtiyarımla ömrüm ve gençliğim zayi olup gitti. Ve o ömür ve gençliğin meyvelerinden elimde kalan elem verici günahlaar, zillet verici elemler, dalalet verici vesveseler kalmıştır. Ve bu ağır yük ve hastalıklı kalp ve hacâletli yüzümle kabre yakınlaşıyorum. Hususan benim gibi nefs-i emmareyi taşıyanların şu dünya çok gaddardır, mekkârdır, bir lezzet verse bin elem takar çektirir. Bir üzüm yedirse yüz tokat vurur. El emaaan, el eman. Ya Hannan, Ya mennan beni günahlarımın hacâletinden, utancından kurtar. Beni günahların ağır yüklerinden halâs eyle. Günahların çirkin yüzünden ve mâsiyetin vahşi şeklinden ve o mekânın darlığından bütün kuvvetimle nidâ ediyorum. El Emaaaan, el eman Ya Rahmaaan, Ya Hannaan, Ya Mennaan, Ya Deyyan, Beni çirkin günahlarımın arkadaşlıklarından kurtar. Yerimi genişlettir. İlahî, senin rahmetin melceimdir. ve Rahmetllil âlemîm olan Habîbin (s.a.v.) senin rahmetine yetişmek için vesilemdir. Senden şekva değil, belki nefsimi ve halimi sana şekva ediyorum. Eğer ki Kemâl, Rahmetinle onu kabul etsen mağfiret edip, rahmet etsen zaten o senin şânındır Çünkü Rahman ve Rahimsin. Erhamürrâhiminsin. Eğer kabul etmezsen senin kapından başka hangi kapıya gideyim? Hangi kapı var? Senden başka Rab yok ki dergahına gidilsin. Senden başka hak Mâbud yoktur ki ona iltica edilsin.” Selametle. Altyazı M.K.

Teravih Kılabilecek Miyiz? Oruç Tutulacak Mı?

Bütün dünya olarak şimdi corona ile mücadele etmeye çalışıyoruz. Dünya genelinde milyonlarca insanı etkisi altına aldı. Her ülke kendine göre önlemler almaya çalıştı. Hatta ben biraz araştırdım ve enteresan şeylerle karşılaştım. hani geçenklerde Türkiye’de sumak kullanulmasına yönelik böyle bazı rüyalar anlatılan videolar yayılmıştı ya. Ondan öncede sütün içine limon sıkmak veya bunun gibi vidoolar çokça paylaşıldı. Biraz araştırdım. Dünya’nın farklı ülkelerinde de bu tarz videolar yayıldığını gördüm. Mesela işte Hindistan’da 500 defa alkış yaparsanız Corona gelmez gibi enerji oluştuğunu, pozitif enerjiyi Corona’ya engel olur gibi şeyler yayınlanıyordu, paylaşılıyordu. Veya başaka ülkelerde, kimi ülkede sarımsak, kimi ülkede başka şeyler. Fark ettim ki her ülke kendine göre bazı önlemler almaya çalışıyor, bazıları bunların hurafe kökenli olabiliyor, bazıları hükümet bazında alınmış kararlar olabiliyor. Ama bir tanesine çok güldüm. O da malezya’da her tarafa hükümet tarafından bazı posterler asılmış. Posterlerde kadınlara yönelik uyarılar var. “Lütfen çok konuşarak evde kocalarınızı rahatsız etmeyin.” diye. Buna çok güldüm gerçekten. Yani hükümete bak ne kadar halkını dşünüyor. (Gülüyor) Şimdi tabi bu süreç daha ne kadar devam edecek bilmiyoruz. Önümüzde ramazan var. Ramazan yavaş yavaş yaklaşıyor. Dolayısıyla hepimizin aklında şu soru var. Acaba ramazanda oruç tutmamızı nasıl etkileyecek, oruç tutabilecek miyiz? Teravih kılabilecek miyiz? ramazanın neşesini yaşayabilecek miyiz? Şimdi isterseniz bunları cevaplandıralım. (Kalem sesi) (Video boyunca fonda zaman zaman hafif bir piyano müziği var) Biliyorsunuz, maalesef önceki yıllarda insanların oruç tutmaya yönelik envai çeşit bahaneleri vardı. Bazı insanlar ilaç kullanıyorum, bazı insanlar işe gittiğim için tutamıyorum diye değişik bahaneler üretiyorlardı. Şimdi âdeta Cenab-ı Hak bizi ev kampına aldı ve artık bütün bu bahanelerimiz ortadan kalktı. Aslında oruç tutmak için çok daha rahat bir ortamdayız. Eğer bu karantina ve evde kaldığımız süreç devam ederse. Yani ramazanda da evde kalmaya devam edersek ve bu durumda aslında oruç tutmamız çok daha kolaylaşacaktır. Dolayısıyla bu Corona salgınının olduğu süreç içinde evde kalıp oruç tutmamız aslında çok daha kolay olacaktır. Ramazanda ve özellikle ramazana kadar olan üç aylar sürecinde de oruç tutmaya devam edelim. Hatta gayret edelim, etrafımızdakileri de teşvik edelim. Teravihe gelince tabi teravih Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam tarafından cemaatle ilk başta kıldırılmıştı. Daha sonra Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam bu farz olarak algılanmasın diye kendisi evinde tek başına kılmıştır. Bu da aslında bize cevap veriyor. Yani daha sonraki süreçte insanlar parça parça kılınca Hazreti Ömer (r.a.) insanları bir cemaat haline getirip ramazanı bu şekilde ihya etmişti ve bütün sahabelerin ortak istişaresiyle, onların da takdirini alarak bu kararı almıştı. Bundan sonraki dönemlerde de ümmet teravihi hep beraber kılarak Hazreti Ömer’in bu uygulamasını devam ettirmişti ki Efendimizin (a.s.m.) de zaten halifelerin kararlarına uymaya yönelik hadisleri de var. Siz yeterki teravihi kılında burada önemli olan mesele bu. Yani ramazanı değerlendirmek, secdelerimizi arttırmaya çalışmak. Eğer hiç farz namazlarını kılmayan kardeşlerim varsa zaten ilk tutunmamız gereken şey o. Zaten Cenab-ı Hak bizi aslında bir ev kampına aldı. Şimdi ben mesela bu günkü ilmî birikimimin büyük bir kısmını böyle gençlik çağlarında özellikle gittiğim Risale okuma kamplarında elde ettim. Böyle arkadaşlarımızla giderdik. Alırdık Risaleleri elimize bir hafta iki hafta boyunca kapanırdık, sürekli ilimle meşgul olurduk. Kur’an okurduk, Cevşen okurduk, Risale okurduk. Bu bizi çok geliştirdi. Yani şu anda tam öyle bir süreç yaşanıyor. Normalde işin koşturmacasından, hayatın koşturmacasından bazı şeylere fırsat bulamadığımızdan yakınıyorduk. Şimdi Cenab-ı hak bizi ev kampına aldı. Sanki böyle adeta bu olumsuz diziler, olumsuz filmler veya sosyal medyayı aşırı kullanmanın etkisiyle hane içindeki irtibatlarımız kopmuştu, hane içindeki bağlarımız kopmuştu. Yani şimdi ailenin dağılması demak asıl toplumun dağılması demek. Yani aslında Cenab-ı Hak bizi bütün diğer cepheleri durdurarak esas cepheye yönlendirsi, esas cephe ailedir. Üstad hazretlerininde dediği gibi ailemizi bir Medresi-i Nuriye’ye çevirme zamanı, ailelerimizi bir kampa sokup bu süreci en iyi şekilde geçirme zamanı. Çünkü bu süreç bir şekilde Allah’ın izniyle geçecektir. Ama geçtiğinde ya bu süreci kaybetmiş olarak geçeceğiz ya da bu süreci kazanmış olarak, bu süreçten faydalanmış olarak geçireceğiz. Faydasız işlerle mi meşgul olalım? Yoksa daha sonra şükredeceğimiz bir çalışmanın içine mi girelim? Eğer kendimize program yaparsak, ben evde kaldığım süre zarfı içerisinde kendimi geliştireceğim, kendime güzelce düzenli bir program yapacağm derseniz; kendi kendinizi motive edersiniz, kendinizi gaza getirirsiniz. Ya şevke gelmenin tam sırası. Oturun, bütün şevkinizle, gayretinizle alın kağıdı kalemi elinize ve yazmaya başlayın. Diyin ki günümü böyle planlayacağım, şöyle okuyacağım ve bu hedefinizi yakalamak için uğraşın, gayret edin. Göreceksiniz zaten her gününüz kadir gecesi gibi değerlenmiş olacaktır. Ben bu süreci aslında Hira’ya benzetiyorum. Ya Nasip’i okuyanlar da bilir (Oaman Sungur Yeken’in kitabı) Yani Hira Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın toplumdaki problemleri gözlemlemesi ve Cenab-ı Hakka yakınlaşması, onu tefekkür etmesi açısından nübüvvetin ilk zamanında çok önemli bir süreçtir. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam Hira mağarası’na çekildi. Orda uzun süre tefekkür etti. Ve kendini buldu ve kendini bulduktan sonra Rabbini buldu. Şimdi burda bize bir mesaj veriliyor. Nedir o mesaj aslında biz de kendi Hira’mızı bulursak Cenab-ı hak bizimle de konuşur. Çünkü ilk ayat Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam Hira’ya çekildikten sonra geldi. Hira’da adeta bir kozanın içinde kendini bulan metamorfozunu gerçekleştiren bir birey gibi sen de yuvanı Hira’ya çevirirsen orada Cenab-ı Hak seninle de konuşur. Konuşması ne demek? Yani sana vahiy mi gelecek? Aslında bir açıdan bakarsak Kur’an zaten 1400 yıl önce inmiş ama o ayetler senin gönlüne inmiş mi? Yani bu açıdan evet sana vahiy gelecek. Zaten vahiyin hepsi sana geldi. Bütün bu mesajlar sana geldi. Yeter ki oku, yeter ki yaşa diye. Sözün özü: Hanelerimiz bizim esas cephemizdir oraya yönelelim. Orayı Hira’mız belleyelim. Ashab-ı Kehf’in mağarası belleyelim. Eğer Ashab-ı Kehf’in mağarası gibi haramlardan korunduğumuz bir kaleye çevirirsek yani fethedilmesi gereken bu burcu fethedersek; İstanbul’un fethinden de önce gelen bir şeyi elde etmiş oluruz. Ve Ashab-ı Kehf’in uyanışından çok daha kuvvetli bir uyanışla uyanmış oluruz. İşte uyanmanın vaktidir. Sancak düştüğü yerden kalkacak, bu da bizim hanelerimiz olacak. Elbette ki bu ramazan sürecinde önceki ramazanlardaki gibi iftar gezmeleri, farklı evlere gitmeler olmayacaktır. Belki bu süreç devam ederse bayramlaşma da tam manasıyla yaşanamayabilir. Ama burda esas kaybettiğimiz ve esas kazanmamız gereken hane içindeki o vakit geçirmemiz çok önemli. İftarı ailelerinizle beraber yapmanız çok önemli, iftarı ve orucu ailenizle beraber idrak etmeniz, bu süreçte ramazan risalesini bol bol okumanız. Orucun hikmetlerini öğrenirsek; oruç bize ne diyor, ramazan bize ne demek istiyor, Allah neden oruç tutmamızı istiyor? Yani neden aç kalıyoruz, bunun faydaları nedir? Sadece acaba bir fakirin veya bir açın halinden anlamak mıdır? Yoksa bunun üstünde çok daha güzel manalar mı var? Zaten Çınaraltı videolarını izleyenler bunu çok iyi biliyordur. Ramazan Risalesini okuyanlar çok iyi biliyordur. İşte bunları öğrenmenin zamanı. Rabbim inşallah bu üç ayların kalan zamanını ve ramazanı en güzel şekilde değerlendirmeyi nasib etsin. İnşallah bu musibeti ülkemizin başından kaldırsın, bütün dünyanın başından inşallah kaldırsın ve beterinden de bizi korusun. Dua edelim, dualaşalım. Allah’a emanet olun. – Altyazı M.K.

Avrupa Müslüman Mı Oluyor? Okunan Ezanlar Neyin İşareti?

1900 lü yılların başında Bediüzzaman Hazretleri, İstanbul’da ikamet ederken kaldığı hanın kapısına “Burada her suale cevap verilir, hiç bir sual sorulmaz.” yazısını asmış ve her çeşit âlimin her ilim dalından gelen bütün sorularına cevap vererek hayretleri celbetmişti. Her türlü ilim konusunda onunla münazara eden âlimleri 20li yaşlarında ilzam etmekteydi. Bunun üzerine âlimler, bir seyahat için İstanbul’a glen, Mısır’ın meşhur Cami-ül Ezher Üniversitesi reislerinde biri olan Şeyh Bâhit’den Bediüzzaman’la münazara edip onu ilzam etmesini istediler. Ve Ayasofya önünde bir namaz vakti çıkışı Şeyh Bâhit bir çayhaneye oturulduğunda Bediüzzaman’a hitaben “Avrupa ve Osmanlı’lar hakkında ne diyorsunuz? Fikriniz nedir?” diye sorar. Bunun üzerine Bediüzzaman: “Avrupa bir İlam Devleti’ne hamiledir. Günün birinde onu doğuracak. Osmanlılar da Avrupa ile hamiledir, o da onu doğuracak.” diye cevap verir. (Gümbürtülü orkestra müziği) Evet dünya genelinde zor zamanlar geçiriyoruz. Gözle göremediğimiz, bizden milyarlarca kat daha küçük bir virüse karşı âciz ve güçsüz kalmış durumdayız. Bütün insanlık kafa kafaya vermiş bu virüsü alt etmenin yollarını arıyor. Ama halen bir çare bulmakta zorlanıyor. Virüs Dünya’da 1 milyondan fazla insana bulaştı. Binlerce insanın da hayatını kaybetmesine yol açtı. İnsanlar evden çıkamaz oldu. Dünya’nın şekli bâriz bir şekilde değişiyor. Bir virüs adeta taşları yerinden oynattı. Belki sadece Afrika’da görülse kimse ilgilenmeyecekti. Sadece yoksul insanlara zarar verseydi kimsenin umurunda okurmuydu bilinmez. Belki de öyle olsaydı bir kaç haber bülteniyle iliştirilecek sonra her kes duyarsızca kendi dünyasına dalacak ve zevkleri kovalamaya devam edecekti. Fakat bu virüs öyle değil. Zengin-fakir ayırımı yapmıyor. Devlet idarecilerine, bakanlara, krallara da bulaşıyor. Düşünün, İngiltere Kraliçesi’ne bile bulaştı. Sanatçılaraü, futbolculara da bulaşıyor ve hatta kiminin vefat sebebi oluyor. Herkesi tehdit ettiği için âzamî önlemler alınıyor. barikatlar kuruluyor, yasaklar, kısıtlamalar hat safhaya çıkartılıyor. Ama yine de engel olunamıyor. Virüs yayılmaya devam ediyor. Bilim henüz çare üretemedi. Üsütn teknolojiler ürettiği için böbürlenen insanlığın kibri ayaklar altına düştü. Bunu gören kimi ateistler müslüman oldu. Mesela meşhur Mısır’lı ateist Ahmet Harkan’ın Müslüman olması gibi. Ve hatta çok daha şaşırtıcı gelişmeler yaşandı. Evet böylesine büyük bir musibet geldikten sonra insanlar otomatik olarak kendilerine bir dayanak noktası aramaya başladılar. Çünkü insan fıtratına verilen mekanizma, acizliğini hissettiği anda güçlü ve kudretli birisine sığınmak istiyor. Normal şartlarda gaflet denizlerinde boğulan insan acizliğini aklına getirmediği gibi kendisini de yıkılmaz zannederken musibet anında kendisine tutunabileceği bir dal arıyor. Virüs insanların akciğerlerine inerek buraya yerleşiyor ve daha sonra burada gelişerek nefes almayı zorlaştırıyor. Daha sonra da bir çok insanın boğularak hayatını kaybetmesine sebep oluyor. İşte insanlar böyle bir virüz karşısında öylesine aciz kalmaktalar ki artık ateist olan, deist olan, bir yaratıcının varlığına inanmayanlar bile ellerini açıp dua ediyor. Hani bir söz vardır ya Mustafa düşen bir uçakta ateist kalmaz diye bu da öyle bir durum işte. Bediüzzaman Hazretleri Risale-i Nur’da bu konudan şöyle bahsediyor: “Evet nev-i beşer” yani insanlık “aczi ve düşmanların kesreti (çokluğu) dolayısıyla dayanacak bir nokta-i istinada” bir dayanak noktasına ” muhtaçtır ki düşmanlarını def için o noktaya iltica etsin. Ve keza kesreti hâcat” ihtiyaçların çokluğu, “ve şiddet-i fakr “yani muhtaçlığın şiddeti “dolayısıyla da istimdat edecek bir nokta-i istimdata muhtaçtır ki onun yardımıyla ihtiyaçlarını def etsin. Ey insan senin nokta-i istinadın” yani dayanak noktan “ancak ve ancak Allah’a imandır. (gümleme sesi) Ruhuna, vicdanına nokta-i istimdat ise ancak ahirete olan imandır. Binaenaleyh, bu her iki noktada haberi olmayan bir insanın, kalbi, ruhu tevahhuş eder (korkar) vicdanı daima muazzep (azapta) olur. Lâkin birinci noktaya istinad ve ikincisinden de istimdat eden adam, kalben ve ruhen pek çok zevk ve lezzetleri, ünsiyetleri hisseder ki, hem müteselli, hem vicdanı mutmain olur. Bu virüsten şüphesiz ki en çok etkilenen konumda şu an Avrupa ve Amerika var. Bu musibetten en çok etkilenen ülkelerden olan İtalya’da İtalaya başbakanı artık işimiz yaratıcıya kaldı sözleriyle acizliğini dile getirdi. Büyük bir kesim Hristiyan olan ve bir çok ateist, deist, maddeperest insanları bulunan, hatta İslamî fobinin inanılmaz çok bulunduğu Avrupa Devletlerinde ise garip bir şekilde yıllardır minarelerden yasak olan ezanlar okunmaya başladı. (Ezan okunuyor) Örneğin en son 500 sene önce İspanya’da okuna ezan bu günlerde yeniden okundu. (Ezan okunuyor) Almanya, İtalya,Fransa , her yerden ezan sesleri yükseliyor. Hatta çok ilginç bir video var. Filistin’de bir tane Yahudi dükkanında hoparlörden Kur’an açmış dinliyor. Çok şaşıran bir Filistin’li Müslüman içeri girip “Neden Müslüman olmadığın halde Kur’an dinliyorsun?” diye sorunca. Yahudi :”Bu mübarek kelimeler Allah’tandır. Umuyorum bu kelimeler hürmetine Allah bu virüsü ortadan kaldırır.” diyor (Fonda Fatiha suresi var)) Peki neden böyle oldu? Ezan sesini yıllardır minarelerden dışarı okunmasını yasaklayan, Müslümanları hor göre, İslamfobiyi yaymaya çalışan bu devletlerde ne değişti de ezan okunur hale geldi? Çünkü “Kalpler ancak Allah’ı anmakla mutmain olur.” İşte bu psikolojik ve manevi yıkımdan bir çıkış arayan insanlar Allah’a karşı yöneliş gerçekleştirmeye başladı. Çünkü fıtratları bunu gerektiriyor. İnsan acizken Allah’ı daha çok arıyor. Çünkü vicdan ve kalp Allah’ı istiyor. Ruhlarındaki ve kalplerindeki açlığı doyuramayan Hristiyanlar, Yahudiler, ateistler, deistler hepsi kalplerinde bir oynama yapan, kalplerine bir ferahlık veren ezan ve Kur’an’ı fark ettiler. Peygamber Efendimiz (a.s.m.) bir hadisinde: “Her doğan, İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra anne-babası onu Hristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar.” vbuyurmuştur. İşte hadiste belirtildiği gibi her insan yaratılış itibarıyla; lekesiz, tertemiz, iman ve islama en müsait bir hüviyette doğar. Lâkin insanın başta ailesi olmak üzere çevresi ve bulunduğu muhit o temiz ve lekesiz fıtratı şekillendirmeye başlar. Ancak insanlar daha sonradan ne kadar farklı dinlere dönmüş olsalar da, kalplerini ne kadar bozmuş veya kirletmiş olsalar da temelde İslâm fıtratında yaratıldığından; ezan ve Kur’an’a yakınlaşmaya başladılar. Ve ezanlar Avrupa sokaklarında yankılanmaya başladı. İşte videonun başında da Bediüzzaman Hazretleri’nin söylediği söze tüm kalbimizle inanıyoruz ki inşallah bir gün gerçekleşecektir. Belki de bu gün gerçekleşiyor. Avrupa hamile olduğu o İslam Devletini doğuruyor. Belki de yakın zamanda doğuracak. Bizim bu noktadaki görevimiz ise Müslümanlığı doğru bir şekilde yaşayıp dünyaya örnek olmak. Eğer biz Müslümanlar olarak ihlasla ve samimiyetle İslâm yolunu gösterirsek, İslâmiyete lâyık doğruluğu yaşarsak insanlar fevc fevc yani dalga dalga, bölük bölük İslâmiyet kapısından içeri gireceklerdir. “Evet ümivâr olunuz. Bu istikbâl inkılâbatı içerisindeki en yüksek ve gür sadâ İslâmiyetin sadâsı olacaktır. (Gümleme sesi) Selametle -Altyazı M.K.

KORONA’YI YENEMEYECEĞİZ! ALLAH LUTFEDECEK..

Kureyş müşrikleri, Mekkeliler Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem’i iyice bunalttıklarında Mü’minûn suresinin 76. ayeti de inmişti. Orada da Allâh-u Teâlâ benzer şeyi söylüyor. Ve bize taşıyor bunu. Buyuruyor ki; And olsun biz onları ağır sıkıntılara soktuk. Develerine verecek yem bile bulamadılar. yine Rabblerine boyun eğmediler. Hala da ona yalvarıp durmuyorlar. Demek ki kafir nasibi kilitlenmiş insandır. O koronayı da yener, kanseri de yener, o küçük bir tanrıcılık oyunu da oynar. Ötesi yok ki hayatının kimden korksun? Bizim kabirimiz var. Ahiretimiz var. Cennet umudumuz var. Cehennem korkumuz var. Allah’ın lütfu ve keremiyle O kainatı olduğu gibi havadan daha çok kuşatan rahmetiyle Rabbim lütfedip, ihsan edip başımızdaki belayı kaldırdıktan sonra, mü’min kardeşlerim yine faiz olacak mı acaba? Yine zinaya dokunulmaz bir hak olarak bakılacak mı? Çocuktur, gençtir, hürdür mü denecek yine? Yine Kur’an-ı Kerim, yani fakir çocukların medreselerde gidip okuduğu kitap mı olacak? Yine hırsızlığa kılıflar mı bulacağız? Yine yalan ağzımızdan çıkabilecek mi? Yine camiler şimdi kararname ile kapatıldı. O zaman da yalnızlıktan yine mahzun mu kalacak camiler? Bunu şimdiden düşünelim ki biz bunu dertlenirsek Rabbim! faizsiz bir dünya için uğraşacağız. Rabbim sabah namazı vaktinde biz ayakta olacağız. Rabbim! kitabın başımızda taç olacak diye heyecan güdersek yaptığımız “Şifa ver Ya Rabbi” duaları kabul olmaya daha yakın bir zeminde durur.