ŞEYTAN PUSUDA: BÜYÜK LAFLAR KÜÇÜK HATALAR

Allah-u Teala bütün kullarına akıl vermiş. Bu verdiği aklı kullanabilen kulları var, kullanamayan kulları var. Allah-u Teala bütün kullarına irade vermiş. Nedir irade? Planlama yapıyorsun, o planlamanın gereklerini yerine getirmeye çalışıyorsun. Bazı kulları bu iradeyi kullanamıyorlar. Kullanamaması akıl kıtlığından kaynaklanıyor. Tamamen deli ise Allah ona bir şey sormuyor zaten. Ama parayı tanıyan, yemeyi içmeyi bilen, keyifli uyumayı bilen, gezmeyi bilen, dostunu, düşmanını anlayan birisi benim aklım yetmiyor diyemez. Evet çok büyük aklı yoktur ama keyfini biliyor. Acıktığını anlıyor. Üşüdüğünü anlıyor. Bir insan, kar üstünde oturuyor, üşüdüğünü anlamıyor. E garibim, bunda hiç akıl yok. Buna Allah hesap sormuyor ki zaten. Üşüdüğünü anlıyorsun, acıktığını anlıyorsun, tatlı ile biberi anlıyorsun, Türk lirası ile Dolar arasındaki farktan anlıyorsun, Az verilince kabul etmiyorsun, e maşallah epey deliymişsin sen ya. Melekleri inandıramayız benim aklım azdı, süper akıllı değildim diye. Evet filanca akıllı kadar akıllı değildin, ama sende de akıl vardı. Ona göre de iraden vardı zaten. Şiirlerden sonraki bölüme geçelim. Böylece sen, Allah yolunda cihad edenlerden ol, Allah-u Teala’nın o kullarıma dokunamazsın dediği, özel kullarından ol Allah’ın. Şeytan konusunda, nefis konusunda. Dünya ve ahiret ne demekti, dünya ve ahiret, dünya ve ahiret mutluluğunu yakalayan, takva kullarından ol. Çok önemli bir cümle, bu dört şeyi kontrol edebilirsen dünya, insanlar, şeytan ve nefis, o zaman olursun, daha değerli. Allah katındaki o büyük meleklerden daha değerli olursun. Çok önemli, hedef gösterdi. Meleklerle yarışıp, meleklerden daha iyi olmayı hedef olarak gösteriyor. Şöyle içki içmez, sigara tüketmez, çalmaz, böyle değil özellik. Meleklerden daha kaliteli iş, adam, fazilet sahibi olmak için, uğraşan birisi olmak. Meleklerin, mukarrabîn meleklerin, bir şehvetleri yok. Bir nefisleri yok ki onları kötülüğe çağıran. Allah onları yaratmış, melek gibi duruyorlar. Sen nefsini, şehvetini, şeytanı, dünyayı ve insanları, şeytanlaşmış insanları, kötü insanları aşarak o seviyelere geldiğin an, o meleklerden daha üstünsün. Allah’ın izniyle. Aşama aşama, vadi vadi diyoruz ya bu 3. vadiyi de geçmiş olursun. Hani nasıl ilim vadisinden başlamıştık, vadi vadi vadi Rabb’imizin cennetine doğru gidiyorduk, 3 vadide biter. Nedir 3. vadi? Ne zaman bitecek? Dünyayı aşacaksın, şeytanı aşacaksın, nefsi aşacaksın, insan etkenini aşacaksın. Aştın mı, Şu şiddetli, uzun, çetin vadiden de kurtuldum. Sen böylece, büyük meşakkatleri de geçmiş olacaksın, onlar seni korkutmayacaklar. Yani neden? Dört büyük tehlikeyi aştın mı bu geçtiğin vadi biraz daha cennet hedefine seni yaklaştıracak. Sanki uzakta cenneti görür gibi olacaksın. Seni korkutmasın. Sen Allah’tan yardım ister, Allah’a sarılırsan bu kolay bir iştir. Olmaz zannetme. Bize ne hedef veriyor? Şeytan, dünya, insanlar, nefis, tamam bunlar büyük tehlikeler koca bir vadi oluşturuyor ama bunlar Allah ile berabersen zor şeyler değil korkma. Allah’tan dileriz. En güzel istenecek olan Allah’tır. O’ndan isteriz. Sana yardım etsin, bize yardım etsin, başarıyı, yardımı ve kolaylaştırmayı bize ihsan etsin. O her dert için yeter. Allah her derde yeter, çare olarak. Bütün kördüğümlerde ondan yardım istenir. Yaratmak da, emretmek de onun elindedir. Her şeye kadir olan Allah’tır. Bu 3. vadide sana anlatmak istediğimiz bunlardır. Yüce ve Azim olan Allah’tan başka güç kuvvet sığınak da yoktur. Evet böylece 3. vadiyi de bitirtti bize. Bu dört büyük tehlikeden hep konuştu. Yani insanlar sana bir barikat oluşturmasınlar, nasıl oluşturuyor, şimdi özetleyelim zihnimizde. Arkadaş çevresinden kurtulamıyorsun, akraba çevresinden kurtulamıyorsun, aile çevresinden kurtulamıyorsun. Niye kurtulamıyorsun? Nefsine hakim olamadığın için. Nefsine niye hakim olamıyorsun? Şeytan seni bırakmıyor. Niye şeytan seni bırakmıyor? Dünyayı sen bırakmıyorsun, ondan dolayı. Hem cennette hurilerle oturup, kuş eti, kebap eti yiyeyim istiyorsun, sonra da cennet şaraplarından içeyim istiyorsun, dünyadaki ziyafetleri, düğün ziyafetlerini bırakamıyorsun ama. Elbiseyi bırakamıyorsun. Helal haram demeden giyiyorsun. Ama cennette de ipek giyeyim istiyorsun. Yani kurnazlık yapıyor insan. Hem dünya bir avucumda, hem cennet öbür avucumda olsun istiyor, bunu da Allah vermiyor. Sen dünyada iki yüzlülük yaptın mı Allah-u Teala’ya? Hemen cennetlik kulum Ya Rabbi deyip de, dünyalık kul olarak yaşadın mı, bu sefer Allah-u Teala şeytanı başına bela ediyor. Şeytan nefsini kudurtuyor, nefsin insanlarla seni harman yapıyor. Hem büyük büyük laflar yapıyorsun, hem küçük küçük hatalar ile şeytanın avucunda kalıyorsun. İşte bunlardan nasıl kurtulacağınızı Allah rahmet etsin Gazali’miz böyle sayfalar dolusu bize anlattı. Elhamdülillâh. Okuduk. Bundan sonra inşallah dördüncü vadisine geçeceğiz. Arızalar, sorunlar, afetler vadisi.

İDDAA VE SAYISAL LOTO OYNAYANLARA MÜJDE!

Yeni yıla yepyeni bir sayfayla başlamak istiyoruz. Eski hayatını geride bırakıp tertemiz bir geleceğe başlamak Borçsuz, faizisiz ve günahlarına tevbe ederek. Yoksa şeytanın koluna girip Allah’a isyan ederek mi? İlk amelin günahların en çirkini olan kumar mı? Ne dehşetli ve ne çirkin bir hal? Piyango kuyruklarında yüzbinlerce hatta milyonlarca insan Yaşlısı genci herkes Ve çoğu müslümanlardan var Hırs, tamah açgözlülük ile herkesin kendini masumca göstermesi ne acı O kuyruklardaki insanlara soruyorlar haram değil mi bu yaptığınız? Allah Kuran’da yasaklamamış mı? Bu şeytan işidir vazgeçin almayın diye uyarıyorlar Umrunda değil ki kimsenin o söylenen ayetler Ey İman Edenler! İçki,kumar,dikili taşlar(putlar) ve fal okları şeytan işi birer pisliktir; bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz. Artık bunlardan vazgeçtiniz değil mi? Diye Cenab-ı Hakk’ın bizleri uyardığını unuttuk mu acaba? Yoksa kulağımızı mı tıkadık? Devekuşu gibi davranıp kanadın var uç denildiğinde Ben deveyim Madem devesin yük taşı denildiğinde ben kuşum diyerek alay eder gibi Kendi nefsinin istedği tarafa olayları çeker gibi Allah’la alay mı ediyorsun sen? Haram dediğine helal demeye mi çalışıyorsun? Ya da biz de biliyoruz haram olduğunu, biz de biliyoruz o ayetleri ama diye başlayan Boş nefis avukatkatlıkları… O pis hırs ile haram malı kabul eden Maalesef kaza belayı kendine celb ediyor Kazanmayı emel ettiklerine bedel kaybettiklerin ne olacak? o pis hırs ile 30-40 yıllık bir hayatın rahatı için Sonsuz ebedi hayatını tehlikeye atmak akıl karı mı? Cenab-ı Hak bize seslenmişti di mi? Yâ eyyuhâllezîne âmenû mâ lekum Ey İman Edenler! Size ne oldu? Ne oldu bize? Harbi ya bize gerçekten ne oldu? Bize ne oldu da dünyayı ahirete tercih eder olduk? Diye Cenab-ı Hakk bize sesleniyor Buarada bak sana ne diyeceğim İyi dinle Ebu Cehil’i biliyorsun İslam düşmanı Peygamber Efendimiz’in(sav) en büyük düşmanı Allah’ı inkar etmemişti İsim ve sıfatlarında hata yapıyordu ve sapkınlığa gitmişti Taptığı putlar vardı çünkü Ayetleri işittiği halde gördüğü halde inkar etti Bence senin ondan bi farkın olmalı Çünkü acaba dilin ile diyemediğini halin ile demiş mi oluyorsun? Allah’ım sen kumarı yasak ettin ama kusura bakma rızkımı sen mi veriyorsun? Geleceğimi sen mi temin ediyorsun? Benim hastam var şifayı sen mi veriyorsun diyerek Rezzak ve Şafi ismini o piyango biletine, şans oyunlarına veriyorsun farkında mısın? Bir de buna ‘Nimet Abla’ diyorsun ? Vay be haram olan paraya da Allah’ı ortak ediyoruz ya Hatta çıkması için ‘İnşallah’ bana çıkar diyerek ortak ediyoruz ya Söylesene senin Ebu Cehil’den farkın olmalı değil mi? Allah var deyip yokmuş gibi hareket etmek Soruyorum sana imanın hangi şartında var? Bir Allah var demekle sen inkar etmemiş oldun Peki haram olduğunu bile bile pişmalık hissetmeden Bu şeytan işi olan kumara yönelmen ile Hakiki iman etmiş oluyor musun? Çünkü öyle biliyorum ben Büyük günahları serbest işleyip pişman olmamak Tövbe etmemek O imandan hissesi olmadığa delildir diyor Bediüzzaman Hatta şöyle ki; Büyük günahlar münafıkları rahatsız etmez. Bence bu günah seni rahatsız etmeli Çünkü hangisine sorulsa herkes alıyor Ben de herkes gibiyim diyor O yüzden diyor ya Deme ben de herkes gibiyim. Herkes sana kabir kapısına kadar arkadaşlık eder Musibetlerde sıkıntılarda beraber olmak denilen teselli ise Kabrin öbür tarafında beş para etmez Şimdi sana bu yönden destek verenlere sorsana; Ölümü öldürebilmişler mi? Kabir kapısını kapatabilmişler mi? Her gün 300 bin insanın ölüm var diyişini yalanlayabilmişler mi? Allah’ın karşısında şu pis günahtan dolayı Şu günahlardan dolayı Seni savunacaklarına söz mü verdiler? O zaman kanaatsizlik etme İktisatla kısmetine razı ol ki rahat edesin Dünyanın az bir haram malına mukabil Ebedi hayatını kaybetme kaybettirme O yüzden dostlar Ben ya işte aldım ama zaten bana çıkmaz ki diyerek Kendini masum gösterme Senin o günaha doğru meyletmen ve onu alman Sadece çıkınca günah olarak yazılmayacak Alman yeterli zaten ve ona meyletmen yeterli O yüzden bu videoyu Piyango almasan dahi paylaş ki Alanlara ve alma niyetinde olanlara ulaşsın Selametle

Huzurum Neden Devam Etmiyor!

Bugünki konumuz ” Huzurum niye devam etmiyor?” Abi çok mutluyken, çok huzurluyken Birden dünyam kararıyor.Allak bullak oluyor. Bu işin devamı neden gelmiyor?Yani… huzurum niye devam etmiyor? Bugün onu ele alacağız. O yüzden herkez huzurlu olacak Yani bu hayatın heyecanı meyecanı yok demek YOK! Tamam mı beyler? Başlayalım mı o zaman? Evet dostlar. Şimdi, bu hayatın heyecanı meyecanı yok diyoruz ya. Aslında hayatın çok heyecanı var. Yani tekdüze olan bir hayatta elbette heyecan olmaz. Ama inişli çıkışlı,macera dolu bir hayatta elbette heyecan olur. Doğru mu kardeşim? O yüzden Cenab-ı Hakk, bu hayatta heyecanımızı koruyalım diye Ne yaptı kardeşim,inişli çıkışlı bir hayat sundu bize. Şimdi buna ,insana, gelmeden önce kainatı konuşmak lazım. Çünkü, “İnsan kainat gibidir.” “İnsan kainatın misal-i musağğarıdır.” diyor Bediüzzaman Hazretleri. Kainatı dürsen insan olur, insanı açsan kainat olur. O yüzden bugün ne yapacağız biliyor musun? Tümden gelim yapacağız Kainattan insana doğru indirgeme ile yaklaşacağız hadiseye. O da şöyle birşey. Bugün kainat bile değişim içinde. Yani,bakıyorsun mevsimlerin olması, Gece gündüzün olması, Bakıyorsun abi hava güneşli, çok güzel yani masmavi gökyüzü… Markete giriyorsun abi diyorsun yani bir sakız alayım,bir çikolata alayım… Dışarı bir çıkıyorsun,etraf kara bulutlarla kaplanmış, Her yer karanlık ve şiddetli bir yağmur yağıyor. Şunu demeye çalışıyorum Hava değişimleri, işte mevsimlerin olması… Yani bu gibi hadiseler kainatında sürekli bir değişim halinde olduğunu söylüyor. Dünya bile durağan değil , sürekli bir hareket halinde. Ondan sonra bakıyorsun cansız atomlar dahi sürekli bir değişim halinde Orada bir tahavvülat (büyük değişiklikler) var. Bir tegayyür (halden hale geçmek,değişmek) var. Bir değişim var. Bir teceddüt (tazelenme,yenilenme) var Bir yenilenme var Şimdi kainattan insana doğru gideceğimiz için bunu söylüyorum. Hatta ve hatta şöyle bakabilirsin olaya Bir elma çekirdeği ,bir karpuz çekirdeği O çekirdek halinden bir değişime uğradığı için Toprak altında bir kimyevi müdahaleye maruz kaldığı için O güzelliklere eriyor Aynı şekilde , gördüğün bir odun bak ne oldu? Ağaçtan işte kesildi, sonra işlendi, bir değişim halinde Böyle bir sanat eseri ortaya çıktı. Bakıyorsun porselen değil mi? Maddesi toprak bunun yani Ya da işte mermerden yapılan şeyler Ham mermeri düşün O işleniyor, Toprak işleniyor. Ondan sonra böyle sanat eseri çıkıyor. Elma çekirdeğinin işte elma olması da böyle. Şimdi olaylara baktığın zaman,ha demekki kainatta sürekli bir değişim var. Durağan bir hayat yok. İnsan da öyle işte. Bir damla sudan bu hale geldik. Gelişim evrelerimizden ne oldu bir değişim halinde Zaman nehrinde değişimlerle biz bu hale geldik Burada ne demek istiyorum? Tekrar ediyorum. İnsanın hayatı durağanlığı kabuletmiyor Yeksenak (tekdüze) olan Tekdüze olan bir hayatı kabuletmiyor Bu yüzden insanlar bu hayatın heyecanı meyecanı “yok” diyorlar. Ama bizim konuşacağımız meselelerde Bu hayatın heyecanı meyecanı “VAR” abi Neden var? İnsan kainatı şu gözlerden izliyor. İman penceresinden , inşallah imanlıysa, Tefekkür (düşünme) penceresinden bakıyorsa İman gözlüğünü takıyorsa Kainata, hangi gözlüğü takıyorsa onunla görüyor Siyah gözlüğü takan etrafı siyah görür Kırmızı gözlük takan etrafı kırmızı görür Şeffaf bir gözlük takanda etrafı şeffaf ,olduğu gibi, görür İşte iman gözlüğü de böyle. İman gözlüğünü takan bir adam herşeyin şeffaf tarafını görmeye başlıyor. Olumsuz gibi görünen hadisenin dahi arkasındaki, hayır kısmına bakabiliyor. Onun için herşey bir tefekkür (düşünme) meselesi aslında Kainatta güneşli bir hava sadece tefekkür vesilesi olmuyor. Veya böyle kuş cıvıltılarının olduğu bir ortamda yapılan bir muhabbet değil Yağmurlu , çamurlu… Kar yağdığı zaman ; etrafta fırtına , kıyamet olduğu zaman dahi İnsan iman penceresinden bakarsa Onu aslında Yani böyle uyuşukluktan, Tekdüze yaşamdan kurtarır Her olumsuz hadisenin arkasındaki Hayır taraflarını görür. Hayata her zaman pozitif bakar. Bir mü’minin böyle olması lazım. O yüzdende dedik ya insan kendi penceresinden kainatı seyrediyor diye, Buna da misal olarak şöyle söyleyebiliriz aslında. İnsan çok huzurlu, mutluyken; Böyle neşeliyken Etrafta herşeyi neşeli görmeye başlar. Cenaze arabası geçse dahi Onu düğün arabası gibi tahayyül (hayaletmek) etmeye çalışır. Bunu ,siz öğrencisiniz, genelde izleyen kardeşlerim, 100 aldığınız zaman sınavdan Sıfır alan arkadaşların o hali seni çok ilgilendirmiyor Yani o üzülse dahi Bir parça ortak olmaya çalışırken Aslında sen kendi mutluluğuna odaklanıyorsun. Aynı şekilde çok üzüntülü ve ümitsiz olan bir insanda Kainata baktığı zaman ,herşeye, kendisi gibi görmeye başlıyor. Üzüntülü,karamsar,melankolik bir tarzda… Bu halde olan bir insan böyle gördüğü zaman e bu adam düğün arabasını görse ona cenaze aracı gibi gelir Yani insan hangi halde ise kainatı öyle görüyor. O yüzden biz kainatta sürekli güzel göreceğimiz bir gözlük takmamız lazım. Di mi? Onu ele alacağız. Hah! İşte bu yüzden insan kendi hayatını değerlendirsin Herkez kendine baksın Bir an oluyor kainata sığmıyorsun Bazen bir an oluyor, bir hatıranın içine giriyorsun; zindanda boğazı sıkılmış adam gibi oooof of demeye başlıyorsun. Şimdi buradaki olayı değerlendirirken aslında bu hal sana kazandırıyor. Geçmiş derste de bahsetmiştik ya ruhum daralıyor.Bunun çaresi nedir diye. Bu videodan sonra inşallah onu da izlersiniz. Bu tarafta linkini vereceğiz. Ama işte bu haller, senin canını sıkan hadiselerin, hayır tarafı ne biliyor musun? Kabz hali dediğimiz mesele var. Senin ruhun daraldığı zaman günahlara mı meylin uyanıyor, yoksa acizim hissedip Allah ‘a (cc) mı yöneliyorsun? İşte bu iki ayrımı iyi yapmak lazım. Sen ruhun daraldığı zaman gün içindeki o haletlerinde (hal,durum), o değişimlerde Rabbine karşı bir yöneliş oluyorsa bu kazandıran bir hadise, Kabz hali dediğimiz; yani aslan pençesinde sıkılan bir ruh gibi… bu sefer ne yapıyorsun, Allah’a (cc) olan o yakarışın, o yalvarışın artıyor. Kulluğunda mertebe katediyorsun. Ama diğerinde ruhun daraldığında,canın sıkıldığı zaman günahlara bir meyil uyanıyorsa o halinden hemen çıkmak için gaflete dalmaya çalışıyorsan bu kaybettiren yani şu tarafı “Sıkıntı sefaatin muallimidir” diyor. Yani sıkıntı ; yasak, zevk ve eğlencelere bizi yönlendiren en büyük muallimdir, eğiticidir. Bu da kötü bir hadisedir. O yüzden olaya imani bir pencereden bakacağız. Çünkü insan, aydınlık bir odadan çıkıp başka bir odaya geçerken o odanın da lambalarını açması gerekiyor. Bazen oranın işte lambasının yanmasına vesile olan anahtar kısmı, içerde çok basit bir şekilde içeri giriyorsun,karanlık olsa dahi, el yordamıyla napıyorsun kapı diyelimki sağa doğru açılıyor sol tarafında elinin yordamıyla o anahtara dokunuyorsun içerisi aydınlanıyor mu kardeşim? Bazende çok alakasız yerde oluyor. Napıyorsun? El yordamıyla aramaya çalışıyorsun. İşte insan hayatı böyle. Hayatımızda çok aydınlık bir haldeyken birden karanlığa geçiyoruz ya işte o karanlık alemimizi, o halimizi, o tavrımızı aydınlatacak birşeyler lazım. Yani oranın anahtarını bulmamız lazım,o alemin. İşte o alemin anahtarı arkadaşlar “La ilahe illallah’tır.” O yüzden hadis-i şerifte söylüyor ya Ceddidu imanekum bi la ilahe illallah La ilahe illallah ile imanınızı yenileyin diyor Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam Ayet-i kelimede ne diyordu Cenab-ı Hakk (cc) Ey iman edenler. iman edin diyor.Bize sesleniyor. İman etmişiz ama halimiz,tavrımız sürekli değiştiği için o imanımızı yenilememiz lazım. Zaten bir yer okuyacağım Bu konunun özeti olacak Allah’ın (cc) izniyle tam böyle öz kısmını sunacağız. Ve hadis-i şerifte şöyle de buyuruyor, Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam “İmanınız elbisenizin eskidiği gibi eskir.” “Nasıl elbisenizi yeniliyorsunuz, imanınızı da yenileyin.” diyor Efendimiz. Cidden de öyle Yani bugün çok kaliteli bir elbise alsan dahi onu yıkamazsan, bakmazsan belli bir zaman sonra ne olacak üzerinde çürüyüp gidecek Kokuşacak Bugün en kaliteli arabayı alsan,en lüks arabayı alsan dahi ferrari olsa, o ferrarinin belli periyotlarla bakımını yapmazsan, benzinini koymazsan işe yaramayacak. İnsanın imanı da böyle işte. Allah (cc) , sürekli imanımızı yenileyelim, buna ihtiyaç olduğu için bizi alemden aleme geçirirken diyorki “imanını yenile” Oradaki imanın, buradaki hadiseye mukabil (karşılık gelme) noktasında zayıf düşebilir Onu o hali kaldıramaz o imanın O yüzden sürekli,yani bizdeki mevcut imanın üzerine koymamız lazım. Onu yenilememiz lazım. Çünkü Marifetullahta, Allah’ı (cc) tanımakta sınır yok. O yüzden Marifetullah ilmi, Allah’ı (cc) tanıma ilminde, ne kadar mertebe katedersek ne kadar böyle vukufiyet keşfedersek o halden o hale geçerken; oradaki hadiselere karşı, maruz kaldığımız değişik hallere karşı silahımız,siperimiz sağlam olur. O yüzden bu da diyorki La ilahe illallah’tır. Onunla ilgili bir yer okuyacağım dostlar. Şimdi, çok önemli burası Az önce söylediğim “Ceddidu imanekum bi la ilahe illallah ” ” La ilahe illallah ile imanınızı yenileyiniz” Bu ne demektir, yani buradaki sır ne? Biz değişik hallere giriyoruz ya Bu huzursuzluktan kurtulmanın çaresi ne? Bak şimdi dikkat et! İnsanın hem şahsı, hem alemi her zaman teceddüt ettikleri için, sürekli yenilendiği için, her zaman tecdidi imana muhtaçtır. İmanı yenilemeye muhtaçtır. Çünkü insanın her bir ferdinin, her bir şahsının çok efradı var. Bak mesela ben kendim Serkan Aktaş olarak söylüyorum bugün çok hırslıyken bakıyorsun iki saat sonra o hırs gitmiş. Çok meraklıyken aynı meseleye merakım gitmiş. Çok mutluyken birden huzursuz olabiliyorum En dertli adamken en huzurlu adam olabiliyorsun. Veya en huzurlu senken bir bakıyorsun abi birden dünyanın en huzursuz insanı olabiliyorsun. Yani gün içinde farklı şahıslara giriyoruz. Bir fert birden çok fertlere bürünüyor. Ömrünün seneleri adedince belki günleri adedince belki saatleri adedince birer ferd-i ahar (başka fert) sayılır. Harbiden öyle. Ömrümün, günümün, dakikalarımın her bir saatinde her bir dakikasında sürekli ferd-i ahar dediği farklı bir şahsiyete girebiliyorum Bugün birden çok hırslıyken birden çok meraklı olabiliyorum. Çok meraklı olduğum bir meseleye çok lakayt kalabiliyorum. Çok mutluyken en dertli ben olabiliyorum. En huzursuz ben olabiliyorum veya en huzursuz bir şahısken birden en mutlu insan sen olabiliyorsun. Ne oldu? Aynı oradaki dediğimiz gibi odalardan odaya geçtiğimiz bir alemdeyiz. Aydınlık odalardan sürekli karanlık bir aleme orayı aydınlatıyoruz, başka bir aleme geçmeye çalışıyoruz. Amma ve lakin bir tehlike var. İnsan, o alemi kararıp, başka aydınlık bir aleme geçme ihtiyacı varken karanlık alemde kalıyor. Diğer alemi aydınlatacak anahtarı bulamıyor. Bu sefer şüphelerin, vesveselerin geldiği bir alemdeyse veya ebedi hayatını kaybettirecek bir merak veya bir inat içine, bir hırs içine girdiği zaman bazen o halden kurtulamıyor, bulunduğu halle gaflete düşüp devam ediyor. Yani o bulunduğu halet (durum) ,o bulunduğu mevcut halden çıkmasına, o imanı yeterli olmuyor. O yüzden imanımızı sürekli yenilememiz lazım. Çünkü insan zaman altına girdiği için o ferd-i vahid (tek fert), tek şahıs olan Serkan Aktaş bir model hükmüne geçer, hergün bir ferd-i ahar şeklini giyer. Bunu şöyle açıklamak istiyorum. Bir şahıs nasıl birden çok şahsa girer. Yani Allah (cc) bizi insan olarak, bir bedeni olarak, bir ruhi olarak bir yaratmış İşte ferd-i vahid dediğimiz hadise bu. Amma ve lakin cansız mankenleri düşünün vitrinde Sürekli elbiseleri değişiyor. Bir modeldir, sürekli mevsimlere göre veya işte o zamanın modasına göre çıkan elbise üzerine giydiriliyor. Biz de öyleyiz aslında. Zaman nehrinde olduğumuz için Cenab-ı Hakk (cc) ruhi olarak bize farklı farklı elbiseler giydiriyor. Yani bu zaman altına girme olayını şöyle de değerlendirebiliriz Diyelimki bir kilometrelik bir nehir düşünün. Bu bir kilometre nehirde her yüz metrede tabana böyle plakalar koyalım ,tamam mı? Yüz metrede bir kırmızı, siyah, mavi, yeşil, turuncu … Sonra kaliteli bir suyu salalım. Kaliteli su dediğim yani berrak ve kokusuz olan bir su diyelim. Onu saldık. O su, o nehirde aktığı sürece hangi plakanın üzerinden geçiyorsa o renge bürünüyor Kırmızı plakanın olduğu yerden geçiyorsa kırmızı, yeşilin üzerinden geçiyorsa yeşil… İnsan da böyle. Zaman nehrinde devam eden bir su gibi. Hangi aleme giriyorsa oranın rengini alıyor. Önemli olan o rengi kendi lehine çevirmesi. İşte burada, o halden başka bir hale geçiş evresinde, bazen bizim imanımızı kaybettirecek olan o hadiseden başka bir hale geçerken iman devreye giriyor. Diyorki iman ise, hem o şahıstaki her ferdin nuru hayatıdır. Bir kafa feneri gibi düşün. Yani aydınlık bir alemken karanlığa bürünüyorsun ve başka bir odaya geçmen gerekirken o odayı da aydınlatacak kafa feneri. Yani iman nuru dediğimiz hadise devreye giriyor. Hayatımızı aydınlatan neymiş, imanın nuruymuş. Hem girdiği alemin ziyası olur, girdiğimiz alemin aydınlığı bizim imanımız olur La ilahe illallah ise o nuru açar bir anahtardır. Olay zaten burada bitiyor dostlar. Serkan abi, Serkan kardeşim! Ben La ilahe illallah dedim, bu halden kurtulamıyorum. E nasıl olacak bu hadise? E sen anlattın ama diyorsun yani bu odadan o odaya geçerken bunu söyle. Tamam da güzel kardeşim bizde iman var. Söylüyoruz ya! Sen de söylüyorsun hamdolsun. Ama o imanın nurunu, o hadisede maruz kaldığın, o hadiseyi sana olumlu bir tarafa çekecek veya olumlu gösterecek ,o lambayı açacak bir anahtar lazım. İşte o anahtar da La ilahe illallah’tır. Bizde cevherlerden daha değerli olan, hazinelerden daha değerli olan iman var. Ama sen o imanı kapalı bir hazine içinde tutarsan, kapalı kasalar içinde tutarsan bir işe yarar mı? Onu açacak bir anahtar lazım işte. O anahtarda La ilahe illallahmış. O yüzden dostlar, insan hayatına bu açıdan baktığı zaman ya bendeki La ilahe illallah neden tesir etmiyor? Bunu söylüyorsun. Neden tesir etmiyor biliyor musun? Elinde bir tohum bulunsa, dünyanın en değerli bitkisinin tohumu olsa, beş para eder mi? Sadece tohum kıymetinde olur. Benim o tohumu yeşerecek bir ortama ekmem lazım Ona uygun toprağa, ona uygun mevsimde ekmem lazımki ne yapsın, o çekirdek değerli meyveleri verecek bir ağaç haline gelsin. E o zaman bizdeki, ağzımızdan çıkan La ilahe illallah nedir, bir tohumdur. O tohumun ekileceği yerde , en güzel yerde elhamdülillah namazdır kardeşim. Yani bir kardeşimin hayatında namaz yoksa bu gibi sıkıntılara maruz kalması çok normal. İşte Cenab-ı Hakk bize bir fırsat veriyor. Her namazdan sonra tesbihat yaparken tesbihatımızın sonunda, 33 kere Subhanallah 33 kere Elhamdulillah,33 kere Allah-u Ekber diyoruz. Ve ondan sonra “La İlahe İllallahu Vahdehu Laşerike Leh” diye devam ediyoruz ya Ardından duamızı yapıp bitiriyoruz. İşte duanın ardından, şafiilerde var bu biz de yapmalıyız. 33 kere La ilahe illallah. Kalben bunu söylememiz lazım. Çünkü gün içinde çok farklı haletlere giriyoruz. Onu da şöyle söylüyor, dikkat et. Hem insanda madem nefis,heva (heves,istek) , vehim (kuruntu) ve nefsani istekler ve şeytan hükmediyorlar. Çok vakit imanımızı rencide etmek için gafletimizden istifade ederek yani gafletinden istifade ederek çok hileler ederler. Şüphe ve vesveselerle iman nurunu kaparlar. İmanımızın nurunu ne yaparlar,örterler,kapatırlar. Hem insan zahir-i şeriatta, yani bulunduğu görünür yaşadığı alemde, hem zahir-i şeriata muhalif düşen, yani yaşadığımız günlük hayatta belli olan şer-i hükümlere muhalif düşen, zıt düşen, hatta bazı imamlar nazarında küfür derecesinde tesir eden, yani bu küfür, imanı götürecek derecede, inkara götürecek derecede tesir eden kelimeler ve hareketler eksik olmuyor. Onun için her vakit, her saat, her gün tecdidi imana (imanın tazelenmesi) ,imanımızı yenilemeye muhtacız. Abi bizi küfre götürecek kelimeler neler olabilir? Bazen şöyle hadiseler yaşayabiliyoruz. Diyoruz ki ; ya bu sarı kızım (inek adı) beni hiç aç bırakmaz. Günde 20 litre süt verir. Bak ne oldu hacı? Sen esbaba (bir şeye vasıta olan,sebep olan) taptın. Sebeplerden bildin. İstemeden söylüyorsun bunları anlatabildim mi? Halbuki inek onu yapamaz. İnek sütü yapmaya bir sebeptir. Tavuklarım beni hiç aç bırakmaz. Aç bırakmayan Allah’tır. Yumurtanın gelmesine sebep olan tavuktur. Yumurta ile tavuk arasında dağlar kadar fark var. Yani o acziyetiyle onu yapacak ilim onda yok. Bulut ne güzel bizi serinletti. Bu gibi şeyler kullanıyoruz. Bazen yağmur yağıyor ne diyoruz gün içinde? Ya şimdi vakti miydi? Veya tavrımızla, dilimizle demesek bile, tavrımızla memnuniyetsizliğimizi dile getiriyoruz. Gördün mü bak nankörlüğü gerektiren hallerde bulunuyoruz. Bazen dinlediğimiz şarkılar,dinlediğin şarkılar; Küfrü gerektiren sözler söylüyor; Batsın bu hayat tarzında Hay böyle kaderin, hay böyle feleğin diye başlayan sözler kulağımızın her yerinde… Aklımızın her yerinde olduğu için imanımızı zedeliyor aslında farkında değiliz Ve bu hadiseler bize ülfet (alışma) olmaya başladıktan sonra normalleşmeye başlayınca o iman eskidiği için mesela diyelimki bir müslüman o halinden çıkamıyor ya şüpheler, vesveseler aklını kaplamış, ruhunu kaplamış… Ateist oluyor sonra , agnostik oluyor, deist oluyor. Çünkü düştüğü halden çıkmaya yarayacak imanı yok. Düştüğü durumdan kurtaracak bir ip bulamıyor, o halde saplanıyor La ilahe illallah diyemediği için İmanın nuru o alemini aydınlatmadığı için o alemi hakiki alem görüyor ve imanını kaybediyor. O yüzden ben çok mutluydum abi önceden çok huzurluydum sonra baktımki başıma kötü hadiseler geldi ya Allah olsaydı bana yardım ederdi. Diyen insan imanını yenilemediği için bu hale düşüyor. Ben müslümandım, diyor. Sen sürekli müslüman olmak zorundasın. Müslümanlığın üzerine müslümanlığını, mü’minliğini arttırarak devam etmezsen o mevcut olan iman böyle düz düz düz gidiyor, bir duvar geldiği zaman şöyle atlaması lazımken duvara toslayıp kalıyor. İşte la ilahe illallah o küfür duvarlarını delip geçiyor kardeşim. Anlaşıldı mı abi? Ne diyordu hadis-i şerifte? Ceddidu imanekum bi la ilahe illallah. Yani la ilahe illallah ile imanınızı tazelendirin. Bak şu ortamda biz tefekkür ediyoruz. Allah’ı (cc) zikrettiğimiz için imanımız tazeleniyor. O yüzden ibadet etmeyen adam,kainatın ibadetini görmez, göremez; belkide inkar eder. Peki ” La ilahe illallah” ne demek arkadaşlar? Yani bunu kuru kuruya söylemek ayrı, içini doldurarak, kalben tasdik ederek tüm manasıyla söylemek apayrı birşeydir. Hani namazımızda diyoruz ya “Eşhedü en lâ ilâhe illallah” Ben şehadet ederimki Şahitlik ederimki, Allah’tan (cc) başka ilah yoktur. Evet, Allah’tan (cc) başka ilah yoktur diyoruz. Aslında bunun derinliğine bakarsak şu Halık ve Rezzak senden başka yoktur ya Rab. Yaratan ve rızk veren sensin. Ve aynı zamanda zerrelerden yıldızlara kadar herşeyi kabza-i tasarrufunda tutan, onları ilmiyle iradesiyle, kudretiyle ; onları bu kainatta kontrol eden tasarrufunda tutan Sensin diyerek, bu manayla söylerse insan geceyi gündüzü yaratan sensin Rabbim, ve güneşi gaz yağsız, kömürsüz, odunsuz yandıran sensin Rabbim Bu mevsimleri yaratan, beni yaratan, ruhumu o haledleri yaratan Sensin . Benim hayatımdaki zarar ve menfaat bunlar Senin elinde diyerek söyleyen bir adam kalbi dehşetler içinde kaldığı zamanda, bu manayla dediği zaman Rabbim, bu kainatı idare ettiğin ve çevirdiğin ve aynı zamanda tüm kainattaki canlıları idare ettiğin gibi beni de idare eden Sensin.Ben buna iman ettim. Benim karanlığa düştüğüm, ümitsiz olduğum şu durumdan beni çıkar manasında, insan “La ilahe illallah” derse, yani ondaki imanın meyvesi kainatı aydınlatır arkadaşlar. Elhamdülillah.

Dertlerini Sana Sevdirecek 11 Yöntem! – Serkan Aktaş

Çayımı bekliyorum. Kusura bakmayın Sen kralsın. Sen kral, biz .. paketçi O zaman başlayalım. Derdin sana dermandır. Yetmez mi? Bunu konuşacağız. Harbiden derdimiz bize dermanmış. Biz derman olan şeyi başımızdan defetmeye çalışıyoruz Bu yaptığımız acaba doğru mu ? Onun üzerine konuşup İnsan tabi bu dünya hayatında, nasıl ki nefes alıp veriyor Yiyor içiyor. Değil mi ? uyuyor – yatıyor kalkıyor bu hayatta Herkesin yaptığı ve yapmak zorunda olduğu işler E şimdi. Bunun gibi Aynı şekilde insanın hayatı Dertlere, sıkıntılara, musibetlere hastalıklara da maruz kalıyor Bu da aslında yaşamın şartlarından birisi Çünkü niye? Çoğu derste diyoruz ya Tek düze bir yaşam, yaşam değildir İnişli çıkışlı olursa, o hayat kaliteli olur diye. ve şu da çok önemli Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam buyuruyor. ve üstad da bunu Mehmet almış Risale-i Nur da bi’ yerde bir abiye mektupta söylüyor ya. Tabi bu küsme meselesi Kesben değil. Kalben küsme.. Kalben küstürme. Çünkü niye? Abi Adetullah dairesinde bi sebeplere müracaat etmek zorundayız. Onlarla yaşamak zorundayız. Buradaki mesele, Kalben Bağlanmamak Yani dünyayı sabit görmemek. Kendini de dünyada sabit görmemek. ve dünyaya Cenab-ı Hak tarafından bakıp öyle kıymet vermek İşte Böyle kıymet verelim diye Bazen sıkıntılara, musibetlere, hastalıklara giriftar oluyoruz dertlere giriftar oluyoruz. O yüzden Bu dertlerden Nasıl sıyrılırız? Acaba sıyrılmak doğru mu? ve ya bunlarla mücadele noktasında Sabır noktasını nasıl kullanmalıyız. Hakikat tarafından nasıl bakmalıyız. Onu Konuşacağız Allahın(c.c) varlığına ve birliğine iman etmek Yani Cenab-ı Hakkın bir olmasındaki hikmet nedir ? Bir olması ve benim sıkıntılarımın olması nasıl bağdaştırılır Burası Çok Önemli Diyor ki; İnsan, Allahın bir olduğuna inanırsa Şöyle söyler Vahdehû Allah birdir. Başka şeylere müracaat edip yorulma, Onlara tezellül edip minnet çekme, Onlara temelluk edip boyun eğme, Onlara dalkavukluk yapma Kendini onlara beğendirmeye, minnet altına giripte kendini rezil etme. Dikkat et! Onların arkasına düşüp zahmet çekme, Onlardan korkup titreme. Çünkü Sultan-ı Kainat birdir, herşeyin anahtarı O’nun yanında, Her şeyin dizgini O’nun elindedir, her şey O’nun emriyle halledilir. O’nu bulsan, her matlûbunu (isteğini) buldun; hadsiz minnetlerden, korkulardan kurtuldun. İşte insan, bunu hayatına bir rehber yapması lazım. Yahu, Evet ya benim sıkıntılarım var ve bu sıkıntılar kimin elinde? benim derdim var bunlar kimin elinde ? Bu kainatın dizgini kimin elinde? diye insan bunu tahayyül ederek yaşasa Zihnine yerleştirse Hayat felsefesi yapsa Sıkıntılara ve dertlere bakış açısı hemen birden değişecek zaten. Bir kul. Namazında ne diyor kardeşim ? ” Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne muhammeden resulullah ” hah. Eşhedü enla ilahe illallah Sen. Gerçekten şahitlik ediyor musun? Cidden görür gibi bunu söyleyebiliyor musun? Eğer bunu görür gibi söylüyorsan, o zaman şöyle demen lazım. ”HALIK ve REZZAK ONDAN BAŞKA YOKTUR” Çünkü sen şahittin Allah’ın var olduğuna O’ndan başka ilah olmadığına. Halık ve Rezzak ”O” ise İnsanın hayatında zarar ve menfaat vardır. o zarar ve menfaat kimin elindedir? Allah(c.c) ‘nın elinde değil mi? O zaman sana gelen zararın menfaat kısmı Allah’ın elinde ise Sen niye tevekkül edip, Allah’a teslim olup, duayla o kapıyı çalmıyorsun? Kalbi imanla bezenmiş olan bir adam, bir sıkıntı geldiği zaman şunu söyler: Bu sıkıntı Rabbimden geliyor. Rabbimden gelmişse Derdi veren oysa Dermanı da ondadır diye Safi, darasız bir şekilde ona teslim olmaktır. Elhamdülillah. Mesela bir terzi örneğini veriyor Bediüzzaman Hazretleri. Hastalar Risalesinde de bunu söylüyor dimi mi? 24.Mektupta da söylüyor. Bunu ordan isteyen kardeşlerim okuyabilir. Şimdi şurası çok önemli. Mesela ben bir terzi olayım. Terziyim ama herkes tarafından tanınan bir terziyim. Kainattaki değerli taşlarla, Altınıdır, zümrüttür, elmastır Bunlarla, süslendirilmiş bir gömlek dikiyorum. Bir elbise dikiyorum Tamam mı bir ceket dikiyorum, artık ne diyorsan ve bundaki o sanatları görmek ve göstermek istiyorum ben Bunun içinde bana bir model lazım. O model de kim olsun. Mehmet olsun Mehmette miskin, cebinde beş kuruş parası olmayan, avare bir şekilde gezen bir şahıs olsun. Ona diyorum ki ”Gel. bana bir saatlik modellik yap. Sana 10.000 TL vereyim İyi paramı ? bir saatlik. Çok zor bi iş değil dimi? (Mehmet: Çok iyi para) İyi para Sonra bak o elbiseyi ona giydir. Sana giydirdim. Yani seni ileri geri yaptırıyorum, otur kalk diyorum Bazen bakıyorum Bir yerler uzun kalmış orayı kısaltıyorum tekrar dikiyorum falan filan Sana biraz zahmet veriyorum. Biraz meşakkat çekiyorsun Haa bu arada Parasını peşin almış ha. Tak 10.000 TL yi vermişim. Bana dese ki : ”Bana zahmet verdin, oturup kaldırmakla beni perişan ettin beni güzelleştiren bu elbiseye zarar verdin” demeye hakkı var mı? Yok Neden? Çünkü ücretini aldı. Oraya modellik yaptı. Doğru değil mi kardeşim E şimdi. İnsan kendine baksın Cenab-ı Hak ta isimleriyle esmalarının sıfatlarını bizde göstermiyor mu? Bizde kainat sergisinde, Cenab-ı Hakkın isimlerine, o esmasına bir model değil miyiz kardeşim? Ve bize ücret olarak zaten yokluk aleminden varlık alemine getirerek hayatı vermemiş mi? Bu kadar güzellikleri bize vermemiş mi? Sen sadece bir iki hadiseden dolayı neden şikayet ediyorsun? Öyle değil mi Açlıkla neyi anlıyoruz biz? Onun Rezzak ismini anlıyoruz. Aynı şekilde hastalıklarla gelen sıkıntılarla Cenab-ı Hakkın Şafi ismini tanıyoruz biz. Olaya böyle bakmak lazım. O Nefret ettiğin hadiselerin arkasında o kadar güzellikler saklı ki İnsan keşke bunu görebilse Olaya da şöyle baksana Mesela bu elimdeki bir ayna olsa Mehmet, Bu ayna, Güneşe tutsan kaç tane ayna görürsün bunda? 1 tane görürsün. Peki 2’ye bölsem bunu? 2 tane görürsün bin parçaya bölsem yere koysam bin parçayı Bin tane güneşim olmuş olur. İşte aynı şekilde Cenab-ı Hak seni dertlerle sıkıntılarla bazen böyle bin parçaya bölüyor Her parçada sende ismini gösteriyor. Senin sevinmen lazım Cenab-ı Hakkın isimlerine esmasına model oldun. Beni ne kadar çok sıkıntıya sokarsa o kadar çok ismi bende tecelli ediyor. Elhamdülillah ya! İnsan böyle baksa, insanda dert sıkıntı kalır mı kardeşim? Yani iman gözlüğünü takıp ta o pencereden baksa insan neye üzülür ki? Buna sabredemediğine üzülür. Ha bu arada musibet istenilmez. Verildiği zaman da ona şükredilir. Hamdolsun! Çünkü neden Bazı evliyalar musibet sıkıntı gelmeyince, ”Acaba biz ne yaptıkta bize böyle sıkıntı gelmiyor? ” Çünkü onlardaki sıkıntılar musibetler yani bir şükür vesilesi Allah’ı tanıma vesilesi O yüzden sana gelen sıkıntılar musibetlerle o dertlerle Haa demek ki bazı şeyleri hatırlama zamanı değil, olaya bu pencereden bakmak lazım Elhamdülillah İşte insan bunu anlaması lazım biz biraz hoddam, biraz bencil olduğumuz için hep kendi nefsimize bakan tarafıyla bakmak istediğimiz için öyle görmek istediğimiz için Hemen olayları görünen yüzüyle değerlendiriyoruz. Abi sen bunu bilemezsin ki Cenab-ı Hakkın Kader planında Senin görebildiğin yer belli olduğu için Senin o hayır zannettiğin şer olabiliyor. Ama Cenab-ı Hak bunu görüyor. Seni o yoldan kurtarıyor seni o yoldan çeviriyor bu sıkıntılarla Ama önemli olan zaten bunun farkına varmak İşte sıkıntılar musibetler, başımıza gelen o haller bunun bir nevi bize habercisi oluyor aslında Ve bir diğer kısmını söylüyorum. o da Asıl musibet dine gelen musibettir diyor abiler. Diğerleri Rahmani bir ikazdır. Cenab-ı Hakkın Şefkatli bir şekilde bize uyarısıdır. Şimdi asıl musibet dine gelen musibetse diğerleri neydi? Tekrar ediyorum orayı çok önemli Cenab-ı Hakkın şefkatli bir şekilde Rahmani ikazlarıdır. Bu Rahmani ikazlarıda bize nerde anlatıyor Koyun örneğini vermiyor mu abi? Bugün düşünsene burada mesela böyle koyunlar olsun ben çoban olayım O koyunlar uçuruma doğru giderken ve başkasının tarlasına hücum vaziyetinde olduğunda çoban bunları görürse Onlara taş atar değil mi? Taş atar ki uçuruma gitmesinler ve başkasının tarlasına hücum etmesinler tecavüz etmesinler diye Şimdi! Burada çok önemli bir kavram var Bu olayı zaten oturtursak hayatımıza çoğu şey çözülecek Kardeşim uçuruma doğru giden koyunlara Hani başları önde otlanıp gidiyorlar ya Çobanda ben olsam. Tak diye taş atsam. Şimdi taş kafana gelse , kafan kanasa bacağın incinse, belin incinse N’aparsın? Ama o anda devam eder misin yoksa nerden taş geldi diye arkanı dönüp bakar mısın? İşte o taş gelenler uçurumdan kurtuluyorlar arkalarına dönüp bakıyorlar taş nerden geldi diye Ve o büyük uçurumdan kurtuluyorlar. Ölümden kurtuluyorlar. Bir kısmına taş gelmiyor onlara hiç. Hiç sıkıntı gelmiyor, musibet gelmiyor Onlarda diyor ki Bak gördünüz mü siz ona itaat ediyorsunuz onun sözünü dinliyorsunuz.. Onun her dediğini yapıyorsunuz bak başınızdan sıkıntı musibet eksik olmuyor. Bak bize. Biz onu dinlemiyoruz. Ona itaat etmiyoruz. Hayatın her türlü keyiflerini lezzetlerini alıyoruz. ve tadıyoruz, tattırıyoruz. Bak ne kadar keyifliyiz. Siz öyle perişan olun diyorlar Halbuki nereye gidiyorlar? Uçuruma doğru gitmiyorlar mı ? İşte insan. Aynı şekilde. O Allah yolunda gitmeye çalışan insanların başına sıkıntılar gelmiyor mu? Geliyor. Ve işte bazen de biz isyan ediyoruz Diyoruz ki: Allah’ım biz sana n’aptık ki bunlar bizim başımıza geliyor? Biz ne yaptık ta.. Yani biz o sana inanmayanlar, sana itaat etmeyenler gibi değiliz. Biz güzellikler içinde yaşamaya çalışırken sen bize her türlü sıkıntıyı veriyorsun. Bir önceki Ayet i hatırla. İleri tarafını bilmiyordun işte uçuruma gidiyordun Allah seni ondan kurtardı. Başına sıkıntı gelmeyenler nereye gitti? Bu dünya hayatını güzel gördüler değil mi kardeşim. Hastalanmayarak, sıkıntı çekmeyerek… Bu dünyada kazanmış gibi görünüpte asıl kaybedenler onlar olmadı mı? Varsın dünya onların olsun. Ahiret bizim olsun. Varsın onlar çok böyle mutlu mesut hiç bir şekilde derdi musibete sıkıntıya giriftar olmadan yaşasın Ama biz bunlardan mahrum kalmayalım. Çünkü bir demirin dahi bir sanat eseri olması için Dövülmesi lazım, ısıtılması lazım yakılması lazım, soğutulması lazım değil mi? Belki kırılması lazım. Belki ikiye bölünmesi lazım Aynı şekilde.. Kum tanelerinden oluşan o cam parçası o vazolar O zaman demekki İnsan da İnsan-ı Kamil olması için bu gibi hallere giriftar olmak zorunda. Bunları yaşamak zorunda çünkü o zorluklar bizi insan yapıyor. O meşakatler bizi insan yapıyor. O sıkıntılar Allah’ın kapısına bizi itiyor. o yüzden İnsan şikayet etmeyecek. İnsan sabredecek. Bütün mesele bu zaten Elhamdülillah! Ve şunu da söyleyelim. Asıl musibet dine gelen musibet demiştik ya O zaman bu dine gelen musibet ne? Dünyevi musibetler dünya hayatımızı bize kaybettirirken Öyle görünüyor da. Halbuki o da değil. dünya hayatını da bize kazandırıyor. Amma velakin İnsan, namazını kılmazsa.. Günahlara girdiği zaman pişmanlık hissetmezse ve Allah’a karşı tövbe etmezse o üzüntüyü duymazsa bundan daha büyük musibet yok. Çünkü o musibet ona ebedi hayatını kaybettiriyor. O yüzden sendeki musibet hangisi Daha hayatında haram helal seçemiyorsan Daha namazlarını kılamıyorsan Başka musibet arama zaten. Başka dert arama Dünyanın en büyük derdi, en büyük musibeti senin başına gelmiş farkında değilsin sen Yaa.. Beterin beteri var. Böyle bakmak lazım. Yani diyor ya: Senin kolun kırıksa kolu olmayana bak. Senin bir gözün görmüyor, İki gözü görmeyene bak Onunla alakalı da çok güzel bir yer var onu da okumak istiyorum Risale-i Nur dan Sen, kendinden yukarı mertebelerdeki sıhhatli olanlara bakıp şikayet edemezsin. Belki sen, kendinden sıhhat (sağlık) noktasında aşağı derecelerde bulunan biçare hastalara bakıp şükretmekle mükellefsin (sorumlusun) Senin elin kırık ise, kesilmiş ellere bak. Bir gözün yoksa, iki gözü olmayanlara bak ve Allah’a şükret. Bak kendi hayatına. Her zaman senden daha kötüsü var Senden yukarıda olanlara bakıpta şikayet etme, Aşağıda olanlara bak haline şükret. Evet bu dünya çünkü geçici. Yerinde durmuyor. Hayatı veren O’dur. Buna biz iman ettik. Hayatı veren O’dur dedik. O zaman hayatı veren O’ysa, bu hayatı rızık ile idame eden de O değil midir ? Cenab-ı Hak değil mi? Hayata lazım olan şeyleri izhar eden bize veren de O değil mi Ve hayatın, meyvelerinin yüzde 99’u neticesi Cenab-ı Hak’ka bakmaz mı? Amenna Hayatımız O’nun elinde mi, Buna inandık mı biz. İnandık O zaman fani ve aciz olan beşer şunu anlaması lazım ‘ki bize hitabı da öyle oluyor zaten Ey insan! Hayatın ağır tekâlifini ağır tekliflerini işlerini, o sıkıntılarını omuzuna alıp zahmet çekme Hayatın fenâsını düşünüp hüzne düşme Yalnız dünyevî, ehemmiyetsiz meyvelerini görüp, dünyaya gelişinden pişmanlık gösterme Bunları yapma diyor. Belki, o sefine-î vücudundaki hayat makinesi Bak. Sefine-î vücud ne demek? Vücut gemisindeki bu hayat makinesi, kime aittir ? Hayy-ı Kayyûma aittir Cenab-ı Hakka aittir Senin hayatına lazım olan şeyleri tedarik eden de yine O’dur. O zaman sen kendi üstüne düşen vazifeyi yap. Acizliğini anla fani olduğunu anla. O sıkıntıların da Allah’ın elinde olduğunu anla. O’na teslim ol be kardeşim. O’na teslim olduğun zaman zaten ardı gelecek bunun ama Sen gerçekten teslim oluyor musun? Yani sebeplere müracaattan sonra Cenab-ı Hakka teslim oluyor musun Yoksa yine neticeleri sebeplerden mi bekliyorsun? Böyle olduğu zamanda zaten asıl tevekkül olmuyor. Şöyle bir ibare geçiyor Risale-i Nur da diyor ki: Çok güzel birşey değil mi? Yani insan sıkıntılara, musibetlere giriftar olduğunda Haa demek ki ben bazı şeyleri yanlış yapıyordum belki de Hatalar yapıyordum. Cenab-ı Hak beni Ahirette yanına temiz almak için bu dünyada bedelini ödetiyor bu sıkıntılara o yüzden ben düşüyorum. Ve ardından şunu söyleyecek: ”Haa ne kadar büyük bir sıkıntı geliyorsa, ardından gelecek mükafatta o nisbette büyük oluyor.” Bazen o hayır cihetindeki o büyük mükafatlar Dünya gözüyle görünmeyebilir. ‘ki zaten dünya gözüyle görünse ne olur ki abi kısacık bir hayatta ahiretin meyvesini yemek olmaz ki bu adama kaybettirir. Ama ahirette o meyveyi yemek Baki dir. Bitmez, sürekli devam eder. O yüzden insan sıkıntıya düşünce kendinde hata araması lazım. Yani demek ki birşeyler yanlış gidiyordu. Kader benim bunu yaşamama fetva verdi Ben kadere teslim olmalıyım. Sonuçta bu sıkıntıyı veren Allah’tır Demek zaten insana kazandırıyor. Elhamdülillah! Mülk sahibi mülkünde istediği gibi tasarruf eder değil mi? Burası benim olsa, buraları istediğim gibi maviye de boyayabilirim yeşile de boyayabilirim. Kimse gelip bana hesap soramaz. Hesap sorsa tapusunu gösteririm. Orada tasarruf hakkının bende olduğunu ispat ederim. E şimdi insan kendi hayatına bakması lazım. Bu mülk senin mi? Bu mülk sana emaneten verilmiş Elini, ayağını, gözünü, burnunu bir tezgahtan satın almamışsın bir yerde yaptırmamışsın. Biri kaybetmişte yolda bulmuş değilsin. Sana emaneten verilmişse emanet verenin izni dairesinde kullanmak lazım. ve bazende bize verdiklerinin kıymetini anlamamız için N’apıyor ? Elimizden alıyor İnsan çünkü; Kaybettiği zaman bazı şeylerin değerini anlıyor. O yüzden insan şunu diyecek. Evet ya! Yeme içme gibi basit bir şeyde dahi senin tasarrufun ne kadar ki? Tek bir tasarrufun var ha.. ”Yemek yemeyi ve içmeyi istemek” Gerisindeki fiiliyatları yaratan Allah Yediğin gıdalarda vücudunun istenilen yerlere dağılımını sen yapmıyorsun, yapamazsın zaten Nereye ne lazım bunu sen bilmiyorsun. Karaciğerin 500 ‘e yakın görevi var. Bunlardan Allah aşkına bana 30 tanesini say desem Kaç tanesini sayabileceksin? Demek ki bu beden senin değil sana emaneten verilmiş. Bir damla suyun içinden yaratılmışsın sen. Bir damla suyun içinde 80 yıllık – 100 yıllık hayatın derç edilmiş. E bırakta bu hayatı oraya derç eden hayat onun olduğu için gerisini de o sana ayarlayacak zaten. Sen yeter ki Teslim ol. Abi Ölüm! Mehmet ölüm gibisi var mı kardeşim ya? İnsan harbiden böyle, ölümü düşününce çok rahatlıyor. bazen biz hanımla konuşuyoruz böyle Dertler sıkıntılarımız olduğundan değil ha. Çevreye bakıyoruz, dışarıya bakıyoruz. Tabi kendimize de bakıyoruz. Diyoruz ki: ”Bir insan, ne kadar dertli olursa olsun Dünya, bütün hepsi dert olup o adamın başına yüklense dahi Hepsini sıfırla çarpacak bir kavram var bir hakikat var.” Ölüm bütün sıkıntılarını sıfırla çarpacak Ama işte o ölüme doğru hazırlanmak, düzgün hazırlanmak.. Burası senin elinde. O yüzden bence, ölüm çok büyük bir nimet ‘ki öyle zaten Bencesi yok bu işin ve en büyükte sebepler dairesinde bir kurtarıcı. Beni ferahlatıyor ya ölümü düşünmek. Tek korkumuz işte Cenab-ı Hakkın huzuruna lâyıkıyla gidebilcez mi Bir mü’min zaten ölümden hangi cihetten korkar? O’nun huzuruna temiz gidebilmek Emanete hîyanetlik etmeden gidebilmek Budur derdimiz zaten. Dedik ya: Derdi veren Allah olduğu gibi, dermanı veren de Allah tır. Demiyor mu: (Bakara, 2/286) Allah sabredenlerle beraber midir? Allah sabredenlerle beraber ise, biz buna iman ettiysek Burada şu oluyor bu sefer Abi ben sabrediyorum sabrediyorum. Olmuyor Hayır. Sen sabrı yanlış kullanıyorsun. Sen, o sabır noktasını geçmişe ve geleceğe dağıttığın için Hali hazırdaki sıkıntıya veremiyorsun. Öyle değil mi? Bak burda nasıl oluyor biliyor musun Semme, burdan bir saldırı oluyor sana Bütün kuvvetini oraya doğru vermen lazımken, sen diyorsun ki ya soldan da, ve ya işte ya sağdan da gelirlerse diye ordunu oralara dağıtıyorsun Merkez zayıf kalıyor. İşte Sabır kuvveti de böyle. O yüzden senin hakiki ömrün, bulunduğun gündür. Sen bir sıkıntın bi musibetin varsa bulunduğun ana bakacaksın Hepsini bulunduğun ana sarfetmeye çalış. Geçmişe ve geleceğe dağıtma. Dağıtırsan, Sende malesef dağılırsın kardeşim. Şunu demek istiyorum Yani insanın bazen böyle manevi cephesi zayıflayabilir. Sıkıntılara düşebilir. Bu sıkıntılar onu ümitsizliğe de götürebilir. O zaman da Zümer Suresi 53.Ayet Zümer Suresi 53.Ayet Bunu Hatırlamak lazım. O’na sığınıyorum ben. Kalbim huzur buluyor ya. Elhamdülillah! Birde bu sıkıntılar içindeyken Allah(c.c) ‘ı unutmamak. Namazlarını kılmak, İbadetlerini etmek, Allah ‘la irtibatını artırmak Çünkü bu sıkıntılar, musibetler hep Allah ‘la olan irtibatımızı artırmak için Hiç sıkıntıda olmayanlar Allah ‘ı unutuyorlar ya Bu dünyayı lezzetli görüyorlar. Ahireti unutuyor. Kabri unutuyor Vazifesini unutuyor. Bu insanlara özenme, Bu insanlara özenme çünkü Eğer hastalık kötü birşey olsaydı, sıkıntılar kötü birşey olsaydı En sevdiği abidi olan, kulu olan Habibi olan Efendimiz aleyhissalatu vesselam ‘a hastalık vermezdi. Ona sıkıntı vermezdi Değil mi kardeşim, Müşrikleri ona bela etmezdi başına. Ama ne yaptı? O, İşin maiyetini bildiği için sabretti. ‘ki evliyalar asfiyalar ve diğer peygamberler de buna giriftar olmuşlar. O yüzden musibet istenilmez. Verilirse de şükredilir. Video yu izlediysen kardeşim Kendine faydalı taraflarını gördüysen Ve ya işte Ben bunları biliyordum da diyebilirsin Belki bilmeyenler vardır. Belki ihtiyacı olanlar vardır. O yüzden video nun daha farklı kitlelere ulaşması için video yu beğenmeyi ve yorum yapmayı unutma. Çok mu şey istedik? Değil de mi? O zaman varsa imkanın Ne diyelim bi de paylaşın artık ÇAY HOUSE SİZİN KANALINIZ!

DÜNYA YUVARLAK DİYEN 3 AYET!

Şimdi dünyanın yuvarlak olduğuna dair üç ayet daha okuyacağım, hem o konuyu bitirelim. Mevla Teala Araf suresi 97-98’de iki ayet söylüyor bize. Allah için iyi dinleyin. On dört asır önce okuma ve yazma bilmeyen bir insana verdi. Övgü ve selam üstüne olsun. Normal bir adam bunu bilemez. Allah buyurdu; “kasabaların halkı geceleri uyurken onların gelecek baskınımızdan güvende midirler?” Kıyamet ne zaman gelecek bize? Habersiz bir anda, bir baskın. Buradaki kelime Allah’ın kıyamet için seçtiği kelime baskın. Kasabaların halkı güvende mi? Kıyameti o gece vermeyeceğimizden güvendeler mi? Diyor. Sonraki ayette… “yahut kasabaların halkı kuşluk vakti eğlenirken baskınımızın kendilerine gelmesinden güvendeler mi? Bakın bir halka gece vakti baskın verebiliriz diyor, bir hakla gündüz vakti baskın verebiliriz diyor. Bu neyi ima ediyor? Bu ayeti Kerime dünyanın yuvarlak olduğuna işaret ediyor. Çünkü bir yer gündüzse dünyada, tam tersi olan yer gecedir. Güneş aynı anda dünyanın tamamını aydınlatabilir mi? Aydınlatamaz. Bir tarafı aydınlatıyorsa muhakkak yüzde elli arka taraf karanlıktır. Burada kıyamet ansızın geleceği için ve aynı anda her iki tarafa geleceği için, bir tarafta gündüz olacak, bir tarafta gece. Her iki tarafada geleceği için Allah Teala bu iki ayette dünyanın yuvarlak olduğunu bize ispat etmiş oluyor, bizi delillendirmiş oluyor. Bu iki delil, bir tane daha delil okuyayım; “Ey cin ve insan topluluğu”, önce cinlere sesleniyor sonra biz insanlara sesleniyor. “Göklerin ve yerin kuturlarından geçmeyi gücünüz yetiyorsa hadi çıkın.” Kuturlar demek çap demek, çap oval daire demektir. Allah Teala bu ayette; “göklerin ve yerin dairelerinden çıkmaya gücünüz yetiyorsa haydi çıkın” diyor. Göğün dairesini ismi ne? Atmosfer. Birinci tabaka, dünyanın bir üst tabakası atmosferdir, sonda altı tabaka daha vardır. Yine Kur’an mucizelerinden bir tanesi, göğün üzerindeki yedi tabakadan bahseder. On dört asır önce, şu ayetleri, şu bilimsel ayetleri bir okusan iman edeceksin zaten ama vaktin yok. Filim izlemekten, zina yapmaktan, uyuşturucu çekmekten vakit bulamıyorsun. Bir okusan aciz kalacaksın mecbur iman edeceksin. “O göğün tabakasından çıkmaya gücünüz yeter mi?” diyor Allah Teala. Haydi yetiyorsa gücünüz çıkın atmosferden. Devam ediyor ayet; “çıkamazsınız, ancak bir imkan ile çıkabilirsiniz.” Nedir imkan? Bir teknolojik alet yaparsın, bir uzay mekiği kurarsın. Yer çekimi sisteminin verdiği güçle, fırlatma gücüyle ortadan kaldırırsın ve uzaya çıkartırsın. O kuturdan geçersin, yani o dairelerden, o çaptan çıkarsın bir üst kademeye, atmosfere çıkabilirsin. Ancak bir imkan ile çıkabilirsin, Allah Teala’ya geleceğe dair imkanların olacağına dair bu ayeti kerimede işaret ediyor. Neden Allah Teala daire diye hitap ediyor? Çünkü dünya bir daire, bir çap. Dünyanın üzerindeki gök katmanları da bir çap halinde.

Allah neden bütün insanları Müslüman yapmıyor?

Rabbimiz şöyle dedi: “Velev şâe rabbuke…” “Senin Rabbin var ya, senin Rabbin…” Senin diye hitap ediyor. Direk muhatap kim burada? İnsanlığa hitap etmiyor, bize hitap etmiyor. Senin diyor. Muhammed Aleyhisselam vahiy alan olduğu için direk muhatap Allah’ın peygamberi. “Velev şâe rabbuke…” “Senin Rabbin var ya eğer dileseydi…” Allah’ımız herhangi bir ayette ‘şâe’ irade etseydi, dileseydi, isteseydi tabirini kullandığı zaman, peşinden kudretini gösteren bir şeyler söyleyecek demektir. Şunu şunu yapardı, bunu bunu yapardı anlamında bir şeyler gösterecek demektir. Allah’ımız bu ayete öyle başlıyor. “Eğer Rabbin dileseydi…” Allah’ımız dileseydi, tek bir kelimesiyle bütün dünyadaki insanların tamamının Müslüman olmasını gerçekleştirebilir miydi? Gerçekleştirirdi. Bunda kimsenin şüphesi yok. Allah’ımız dileseydi… Yaşanılacak olan tek yer Dünya şu anda gezegenler içinde, bilinen, araştırılabilen yerler arasında. Hayatın bulunabildiği, hava ve suyun bulunabildiği tek yer Dünya. Dileseydi Mars’ı, Venüs’ü, Jüpiter’i, Satürn’ü, Uranüs’ü ve hatta Güneş’i yaşanabilir bir yer kılabilir miydi kılamaz mıydı? Sadece bir “ol” demesine bakar. Bu onun için çok basit bir şeydir. Ama Allah, sınav için sadece bu Dünya’yı seçti. Diğer gezegenleri sadece bu Dünya’nın birer uydusu, birer yardımcısı… Hayatını devam ettirebilmesi için bu Dünya’nın, diğer gezegenlerin atmosfer çekimlerine, yer çekimlerine, o dizayna ihtiyacı var. Onları bu şekilde kullandı ve hayatı sadece bu Dünya’da mevcut kıldı. İnsanları ve cinleri bu Dünya’da sınav etti ve kıyamete kadar da etmeye devam edecek. Eğer Rabbin dileseydi, insanlara öyle teknolojik bir bilgi verirdi ki on bin yılın sonunda ulaşabildiği şu teknolojik bilgiyi Allah dileseydi on ay neticesinde verebilir miydi? Allah bazı çalışan kullarına bir anda ışık verir. Hani buldum derler ya dahiler, yeni bir şey bulmuş. Adam telefonu keşfetmiş. Buna ışık denir. Allah Teâlâ onun peşinde çok fazla çalıştığı için, çok fazla odaklandığı için meleklerini yardımcı gönderir. Ne yapması gerektiğini bir kâfir bile olsa ona ilham eder ve adam telefonu bulur. Ve adam dokunmatik telefonu çözer. Bak bu bir icattır. Kim hangi işte uğraşırsa biz onu o işte başarılı kılarız, diyor Kur’an. Hangi işte çok uğraşırsa. Bir hırsız, bir bankamatik soyma konusunda ne kadar fazla odaklanırsa, o işte ne kadar fazla uğraşırsa Allah onu o işte başarılı kılar. Yapar. Kul hakkına girer ve sonunda cehenneme de atar. Çünkü bu işte iyi olmayı sen seçtin. Sen bu işte kendini iyi yapmaya çalıştın ve o bankamatiği soyma konusunda bütün kriterleri değerlendirdin. Google’daki bütün siteleri araştırdın ve hırsızlık olayını buldun ve bunun üzerine kafa yordun, çalıştın. Ben de tamam, madem bu kadar çok istiyorsun cehenneme girmeyi, kul hakkına girmeyi tamam dedim ve yarattım. Tercihi kul yapar, yaratışı Allah yapar. Bunu bir örnekle açıklayayım. Bir adam başka bir adama silah çekti, sıktı. Üç kurşun, dört kurşun ve dört kurşun da bu adamın vücuduna girdi, bak. Bu adam ne tercih etti? Öldürmeyi tercih etti. Sabredebilirdi. Öfkesi ve düşmanlığı ne kadar fazla olursa olsun, Allah’tan korkardı çünkü. Kur’an diyor ki: “Bir insanı haksız yere öldürmek bütün insanlığı öldürmek gibidir.” “Ben Allah’tan korkarım. Bütün insanlığın vebalini alamam.” derdi. Sabrederdi ve vebali Allah’a bırakırdı. “Allah’ım bunun hesabını sen al. Benim bunda hakkım var.” derdi. Ama adam öfkelendi ve sıktı kurşunu. Tercihini yaptı mı? Yaptı. Şimdi ölüm yaratışını, öldürmeyi Allah yapacak mı yapmayacak mı? İşte bu Allah’ın elindedir. Kurşunun girme olayını, bedenine sokacak mı yoksa teğet mi geçirecek? Bu Allah’ın hükmündedir. On tane kurşun sıkarsın adamın tam karşısından üç metreden, on kurşun adamı teğet geçer. Bunlar yaşanmış olaylardır. Haberleri seyretmeniz yeterlidir. Yahut da on kurşun da vücuduna girer ve adam ölmez. Bakın, bu sefer kurşunların girmesini irade etmiş ama canı alanın sadece kendisi olduğunu bütün insanlığa bir kez daha ispat etmek için adamın canını almamış. Buna yaratış denir. Tercih bizden, hamleyi yapmak bizden yaratış Allah Teâlâ ‘dandır. Şimdi Allah’ımız diyor ki: “Eğer Rabbin dileseydi…” Ey Muhammed Sallallâhu Aleyhi ve Sellem “…le âmene men fîl ardı kulluhum cemîân.” “…insanların tamamı, topyekûn bir şekilde iman ederlerdi.” Neredeki? “men fil ardı” “yeryüzündeki insanların tamamı toplu bir şekilde Allah’a iman ederdi. Eğer Rabbin dileseydi.” Ama Rabbin böyle olmasını dilemedi. Şimdi, sen de İslam’ı etrafındaki insanlara anlatmaya çalışan birisi olarak, peygamber mesleğine talip olmuş birisi olarak… Biliyorsunuz İslam davetçiliği peygamber mesleğidir. Peygamberlerimiz; yüz yirmi dört bin ya da iki yüz yirmi dört bin, iki tane rivayet vardır Hadis-i Şeriflerde. Bu kadar peygamber geldi ve herhangi bir tanesi insanlardan ücret aldı mı? Almadı. Sen de bir peygamber mesleğinin takipçisi olmak istiyorsan, insanları İslam’a davet etmek istiyorsan tesirin olması için ücret talep etmeyeceksin tıpkı onlar gibi. O zaman sen Peygamberin halifesisin, Kur’an’ın halifesisin, Allah’ın yeryüzündeki halifesisin demektir.