Cehenneme Götüren Komşu! (Komşu Hakkı)

Merhaba arkadaşlar. Öyle iki konu var ki insanlar bu iki konuda bir anda değişiveriyorlar yani. Kırk yıllık tanıdığınız insan bu iki hususta bir anda değişiveriyor. Bunlardan birisi trafik. Trafikte insanlar biliyorsunuz inanılmaz değişiyor. Gerçekten de trafik de yaa bazıları öyle hatalar yapıyor ki yani insan artık nasıl sinirleneceğini şaşırıyor. Her kes zaten trafikte kendini frenleyemeyecek derecede bir anda öfkeleniyor. Sebebini bilmiyorum. Ben de en çok mesela şuna sinirleniyorum Mustafa; hani böyle arabanın yanından geçerken bir anda şoför dikiz aynasına bakmadan kapısını açıyor ya? O sonsuza açılan kapı yani. (Gülüyorlar) Adam arabadan bir iniyor. Aaa nereye geldik böyle? Âlem değişmiş. Bir anda sonsuza açılan bir kapı. Yani insan böyle trafikte yapılan hatalara tahammül edemeyebiliyor. Bir diğer hususta komşularla ilgili meselelerde bakıyoruz ki insanımız çok fazla gerginleşebiliyor. Komşularıyla arasında gerginlik yaşayabiliyor. Şimdi madem ki karantina sürecinde bu durumlar biraz daha artmaya başladı. İnsanlar sürekli evde olduğu için komşularından gelen gürültülerden, seslerden sürekli rahatsız oluyor. Şu anda bizim de üst kattan (gülüşüyorlar) Mustafa:”Komşulardan.” Osman:”Evet herhalde at geziniyor. (Üst katta çınaraltı 🙂 ) şu an yani birisi herhalde bir şekilde 4. kata at sokmuş at gezdiriyor herhalde yukarda şu an. Hatta bir fotoğraf var onun da görüntüsünü verelim. Hani komşunun tam senin uyuduğun saatte çalıştırdığı bir duvarı delen matkap var. Normalde bir matkabın boyu mesela şu kadarken; komşunun çalıştırdığı matkap şu fotoğraftaki gibi işte! Devasa! Kocaman! Yani sanki senin beynini deliyor yani. Öyle o derece rahatsız oluyorsun. Şimdi bu süreçte de iyice insanlar komşuluk ilişkilerinde bazı sorunlar yaşayınca ben de dedim ki yaa bu mesele çok küçük görülüyor yani Allah’a iman, peygambere (s.a.v.) iman gibi meseleler konuşuyoruz. Bunlar külli meseleler. Ama sanki bu konuşmadığımız komşuluk meselesi çok önemsizmiş gibi insanlar komşuluk hakkına hiç riayet etmiyor. Hatta yani komşumuzu tanımıyoruz bile yaa. İnsanlar site hayatı yaşıyor artık. Her kes belki 40 tane kapının olduğu evde yaşıyor. Ama o 40 kapıdan belki bir tanesini o da hasbel kader tanıyor. Belki hatta yani böyle apartmana girip çıkarken, asansöre bindiğimizde selamlaşmıyoruz yaa. Ben insanlara selam veriyorum. Selamün aleyküm diyorum. Böyle suratıma bakıp geri dönüyorlar. Yani.. şimdi bu söylenecek laf mı der gibi yani. Yani bu çok enteresan Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam diyor ya “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki sizler iman etmedikçe Cennet’e giremzsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde “diyor ” birbirinizi seveceğiniz bir şey size söyleyeyim mi?” “Söyle Ya Rasulallah (s.a.v.).” diyor sahabeler. Diyor ki: “Aranızda selamı yayınız.” Evet yani gerçekten aramızda şu an selam yayılmadığı için, bu kadar İslam’ın büyük bir hâdisesi küçük görüldüğü için aslında bu küçük gibi görülen şeylerdedir İslam’ın güzelliği. O detaylarda arkadaşlar. Yani o detaylardaki güzelliği biz eğer yerleştirebilirsek hayatımıza; bu şekilde İslam’ı tam hayatımıza adapte etmiş oluruz. Biz böyle din deyince, dindarlık deyince sürekli sadece namaz kılmaktan, oruç tutmaktan ibaret olarak algılıyoruz. O yüzden ticaretimizde dürüst davranmak gibi bir derdimiz olmuyor. O yüzden gürültü yaptığımız zaman aman komşularım rahatsız olur mu gibi bir düşüncemiz olmuyor. İyi bir insan olmak, iyi bir eş olmak, iyi bir baba olmak, iyi bir arkadaş olmak, iyi bir komşu olmak gibi bir derdimiz olmuyor. O yüzden bir pikniğe gittiğimiz zaman, doğaya gittiğimiz zaman; yerlere çöp atmaktan hiç çekinmiyoruz, korkmuyoruz. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın hayatına odaklanmamışız. Biz sadece şekilci davranıyoruz. Şekilleri tatbik etmeye çalışıyoruz. İşte şu kadar farz varmış, şunlar haramlarmış, şunlar sünnetlermiş. Yapabildiğimi yapayım. Bu mantık yanlış bir mantık. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın hayatına baktığımız zaman. Yani ben Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın hayatını uzun zamandır inceliyorum ve Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın hangi özelliği en çok gözüne çarpıyor derseniz ben kibarlığı derim. Hatta bunu hep söylüyorum Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın bu kibarlığını aslında milli eğitim bakanı olsam okullarda en az haftada, belki her gün bir saat olmak şartıyla okullarda ders olarak okuturum. Çünkü yani her şey böyle incelikten, insan kabalıktan kırılıyor. Toplumumuzun şu an en ziyade bu inceliklere ihtiyacı var.Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın hayvalara nasıl davrandığını, Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın çocuklara nasıl davrandığını bilmiyoruz ve hayatımıza o yüzden sokmuyoruz. Bu yüzden biz dedik ki bu komşuluk meselesini ele alalım ve komşu hakkının ne kadar önemli olduğunu, komşuluk ilişkilerinin ne kadar bizim için ebedî hayatımızda etkili olduğunu görelim. Bakın ben bu gün biraz böyle değişik bir tarz yapacağız. Hadisi okuyacağım, hadisle ilgili konuşacağız, hadisi okuyacağım, hadisle ilgili konuşacağız. Bu şekilde biraz daha iyi bir pencere açmış olacağız diye düşünüyorum. Çünkü hadislerin üstünde çok durmayınca sanki söylenip geçiliyor gibi. Bu .Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın sözleri. Yani Efendimiz (s.a.v.) size bir söz, nasihat bıraksa, emanet bıraksa; onu başınızın üstünde; canınız gibir korumaz mısınız, taşımaz mısınız? Bizler maalesef hadislere yeteri kadar önem göstermiyoruz diye düşünüyorum. Bu yüzden böyle hayatımızda ciddi problemler, eksiklikler var. Şimdi şu süreçte de özellikle bu ikili ilişkilerde, komşularla daha yakın bir alanda etkileşimde olduğumuz için bunlara çok ihtiyacımız var. O yüzden çok dikkatli dinleyelim ve o yüzden çevremize bunu yayalım ve şöyle de sizinle bir anlaşma yapalım. Yorumlara da yazarsınız. Bu konuyla ilgili görüşlerinizi mutlaka düşüncelerinizi yazın ve sizden şöyle bir ödev bekliyorum yani bir ödev verircesine, bu mesele, bu hakikat bize bir ödev versin. Nedir? Komşumuzun kapısını çalalım. Komşumuza, yani sosyal mesafeyi korumak şartıyla, komşumuza hediye verelim, tatlı verelim. Şimdi her kes evlerinde ekmek yapıyor değil mi? (gülüyor) Madem bu kadar herkesin fırıncılığa hevesi vardı o zaman biraz komşusuna da götürsün değil mi her kes. Çünkü Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam bir gün Ebu Zer’e (r.a.) diyor ki: “Ey Ebu Zer (r.a.) çorba yaptığın zaman suyunu fazla koy.” diyor. Neden? “Çünkü komşunun da onda hakkı vardır. Götür komşularına müsait olduğu vakit ikram et.” diyor. Bu ne kadar güzel, ne kadar hassas bir düşünce değil mi? Tam bir Müslümana yakışır düşünce. Hatta bizim Almanya’da bir arkadaşımız var; inşallah onunla bie video hazırlığı içindeyiz. Alman kardeşimizin Müslüman oluş hikayesinde komşusunun ona gösterdiği iyilik var, güzel ahlak sayesinde Müslüman oluyor yaa. Demek ki burdan Avrupa’da yaşayan, yurt dışında yaşayan Müslüman kardeşlerime bir mesaj: Demek ki sizin sözünüzden daha kuvvetli olan yaşantınız. Haliniz insanlara ders verecek ve insanları İslam’a ısındıracak en önemli şey. Bakın Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam bir Buhari hadisinde ne diyor: “Allah’a ve ahirete inanan komşusunu incitmesin.” diyor. Yani iman eden bir insan, komşusunu incitmesin. Eğer iman varsa, imanın gereği budur demektir. Allah’a inanıyorsan, ahiret hesabına inanıyorsan; Allah elbette sen tövbe ettiğin sürece senin günahını affedecektir. Bu günaha geri dönmediğin sürece günahını affedecektir. Fakat kul hakkını Allah affetmiyor. (Gümleme sesi) Kul hakkı kulda kalıyor. İşte komşu da kul hakkında belki en zirvede gelenlerden. Bakın ne diyor: “Cebrail Aleyhisselam komşuyla ilgili, komşu hakkı öneminden o kadar bahsetti ki; komşuyu komşuya varis kılacak zannettim.” diyor Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam. Yani komşu komşunun mirasçısı olur mu? Kan bağı yok. İşte bu kadar komşu komşuya zimmetlenmiş İslamiyet’de. Demek ki ne kadar önemli ve İbn-i Hibban’da geçen bir rivayette diyor ki: “4 koldan” sokak anlamında düşünürsek veya arkası önü olmak üzere “40 kapıdan ibarettir.” diyor. Şimdi bir sitede yaşayanın zaten aşağı yukarı 40 kapısı vardır değil mi? Komşu dediğimiz kavram yani tebliğle vazifeliyiz ya. Komşularımıza Allah’ı anlatmakla vazifeliyiz artık arkadaşlar. Bunu bilmiyorsanız artık bir yerlerden başlamaya çalışın. Özellikle bu tatlı götürme, hediye götürme, kapısını çalma, selam verme bunun bir parçası olsun. Tebliğ yapın, İslam’ı insanlara anlatın, ısındırın. Bu 40 kapı meselesi çok önemli yani. Kime tebliğ yapacağım komşu olarak? 40 kapı Yoksa bunun sınırı olmaz yani, gittikçe gider. Sürekli yani dünyanın etrafını dolaşıp geri gelene kadar (gülüyorlar) sürekli gezmen lazım olur. Evet 40 kapı bunun ölçüsü. Komşularımıza ihsanda bulunmayı bir kenara bırakalım artık komşularımızı tanımıyoruz bile. Yani komşunun kim olduğunu bilmiyoruz. Hatta Of’lu Ali anlatıyor. Diyor ki ben diyor komşularımı tanımıyorum, kapıdan girip çıkarken bazen selamlaşıyoruz ama bazısı selamıma bile cevap vermiyor. Az önce benim de dediğim gibi işte. Bir gün baktım ki diyor bir komşu böyle eşyalarını taşıyor. Ben de dedim komşum bir yardım edeyim sana istersen. Yok gerek yok falan dedi. Yok yardım edeyim dedim. İyi tamam dedi. Eşyaları taşıyoruz. Hani bu vesileyle tanışmış oluruz diye düşündüm diyor. Yardım ettim diyor işte bazı televizyon gibi bir kaç tane eşyayı taşımasına yardım ettim diyor. Sonra gittim diyor böyle mutlu mesut bir şekilde “komşuma yardım ettim” düşüncesiyle. Gittim 1-2 saat sonra geri geldim bir baktım diyor. Evin her tarafında polis var diyor. Ne oldu diye sordum diyor. Yardım ettiğim meğerse hırsızmış diyor. (Ekiple gülüyorlar) Yani işte komşuyu tanımazsan, hırsıza da yardım etme ihtimalin var. O yüzden komşuluk hakkı çok önemli yani. Cebrail (a.s.) buna o kadar çok vurgu yapmış. “Allah’a ve kıyamete inanan komşusuna iyilik etsin.” diyor. Birincide ne demişti? Onu incitmesin, ona eza, cefa çektirmesin. İkincide şimdi ne dedi? Ona iyilik etsin. Kötülük etmemekle beraber komşumuza iyilik etmemiz gerekiyor. Zaten ben annemden hatırlıyorum böyle eski zamanlarda sürekli evde ne pişse komşulara götürülürdü. Ben hatta böyle çocukluk nefsiyle, mesela evde bir çiğ köfte yoğuruluyor, gözüme az geliyor, böyle komşulara verildikçe azalıyor, verildikçe azalıyor. Ben artık vermek istemiyorum, itiraz ediyorum. O manzaralar aklıma geldi. Eskiler böyle sürekli yardımlaşırmış. Ben hatta hatırlıyorum bizim evin bahçesinde sürekli böyle komşular bir araya gelir; anneler böyle, sürekli gün ortamı. Kısırlar yapılır, patatesler kızartılır. Biz orda oynardık.sonra komşular hep beraber bakıyorum açmışlar Risale’den bir ders yapıyorlar, okuyorlar. Annem tabi Risale okuduğu için onlara ders yapıyor; ondan sonra beraber Kur’an okuyorlar, cüz okuyorlar, mukabele okuyorlar. Çok güzel bir komşuluk havası oluşuyor. Yani özellikle hanımlar bu konuda çok güzel eskiden yapıyorlardı. Ama şu an maalesef yapılmıyor. Hatta bayramlarda da sarmalar yapılır, götürülür, getirilir; baklavalar, ev baklavaları falan. Eskiden bu alışkanlıklar çok iyiydi. Ama şu an çok zayıfladı. Özellikle büyük metropollerde. Hani küçük yerlerde yaşayanlar diyecekler biz bunları hala yapıyoruz, hepimizin kapısı açık, beraber yaşıyoruz. Hani çocuklar oynadığı zaman, lavaboya gideceği zaman hangi ev yakınsa hemen koşup giriyor, sormuyor bile. Eskiden böyleymiş. Ama şimdi öyle değil yani. Bazen babam filan anlatıyor. Bakın bir başka rivayet ne güzel: “Komşuya da ana babaya hürmet eder gibi hürmet etmek gerekir.” diyor Kur’an ne diyor? Anneye babaya karşı öf bile demeyin diyor. Bu bir emir. Allah’ın emri. Anneye babaya bu kadar hürmet gösteriyoruz. Şimdi bizden Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam istiyor ki annene babana nasıl hürmey gösteriyorsun aynı öyle komşuna da hürmet etmen lazım. Tabi annesine babasına hiç hürmet göstermeyenler, annesine böyle sert konuşanlar; rast geldiğim zaman çok üzülüyorum. Kesinlikle öncelikle bunu tamir etmek lazım. Çünkü anneye babaya hürmet, anneye babaya itaat Allah indinde en önemli ibadetler arasındadır. Ve Tirmizi hadisi: “Güzel komşuluk et ki hakiki mü’min olasın.” Demek ki hakiki mü’min olmanın bir göstergesi güzel komşu olmaktır. Çünkü Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam baktığınız zaman komşuların en hayorlısı olduğunu görüyoruz. E Cennet’de ona komşu olmak istiyor musun? Cennet’de komşu olmak istiyorsan sen yanındaki komşuyu bunun anahtarı olarak görmelisin. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ı üzmek ister miydiniz? Yani böyle onu üzeyim, canını acıtayım ister miydiniz? Yani Müslüman olan, kalbinde zerre kadar iman bulunan kimse bunu istemez. Ama bakın Efendimiz ne diyor: “Komşusunu üzen beni üzmüş olur. Bana eziyet eden Allah’a eziyet etmiş olur. Komşusu ile kavga eden benimle kavga etmiş olur. Benimle kavga eden Allah ile kavga etmiş olur. Kazanabilir miyiz bu kavgayı? Kazanamayız! Ama ne kadar rezil duruma düşeriz değil mi? Demek ki komşumuza karşı göstereceğimiz hal ve tavırlar nereye uzanıyor. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’a ve Allah’a karşı yapılmış bir davranış gibi. Onlara yapılan kötülük sanki Allah’a, Allah’ın dinine yapılmış bir kötülük gibi Bakın Hâkim’in Müstedrek’inde geçen çok güzel bir hadis: “Namaz kılan, oruç tutan, sadaka veren” namaz kılan, oruç tutan, sadaka veren yani ne kadar önemli ibadetler değil mi? “fakat diliyle komşularını inciten nice kimseler vardır ki gidecekleri yer Cehennemdir.” Buyuruyor. (Gök gürültüsü) Yani Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’a bir gün bir kadından haber veriyorlar. “Ya Rasulallah (s.a.v.) bu kadın geceleri ibadet eder, gündüzleri de oruçla geçirir.” diyor Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam ne soruyor? “O kadının komşularıyla olan ilişkisi nasıldır?” diye soruyor. Nebevî bir ufukla soruyor bunu. Sahabeler ne diyor? Diyor ki: “Ya Rasulallah (s.a.v.) o kadının komşularıyla ilişkisi çok kötüdür. o kötü ahlaklı bir kadındır.” Efendimiz ne diyor? (Yankılı sesle) “Onda hayır yok. O Cehennemliktir.” diyor. (giyotin sesi) Demek güzel ahlaka ne kadar önem veriyor. Özellikle komşumuzla olan ilişkimiz İslâmiyet’in ne kadar merkezinde duran bir durum. “Komşun yardım isterse yardım et. Borç isterse ver. Fakir ise gözet. Hastalanırsa ziyaret et. İyi şeylerini tebrik et. Felaketlerinde sabır dile. Ölünce cenazesine git.” diyor Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam. Bu beni en çok etkileyen hadislerden birisi. Zaten hem Buhari’de geçiyor hem Müslim’de geçiyor. Çok yerde böyle rivayet var. Diyor ki: “Şerrinden komşusunun emin olmadığı kimse Cennet’e giremez.” Bakın şerrinden komşusunun emin olmadığı kimse. Yani bazı insanlar komşularına çok eza, cefa çektiriyorlar. Bu kimseler zaten hadiste de belirtiliyor. Allah Teala tarafından sevilmez deniliyor bir rivayette. Hatta diyor ki: “Kötü komşuya kıyamette Allah rahmet nazarıyla bakmaz.” diyor. Bu da Deylemi’de geçen bir rivayet. Evet! “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” diye hani sürekli söylenir. “Komşusu açlıktan kıvranırken tok yatan kimse iman etmiş olmaz. diyor Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam. Ve hatta “Sıkıntıya düşen komşusuna yardım eden, sıkıntısını gideren kimseye Allah kıyamet günü kıymetli elbiseler giydirecektir.” diyor. “İyi komşu, komşusunu Cennet’e sokar.” “İyi komşuluk ülkeleri mamur eder ve ömrü uzatır.” diyor. “Bir sâlih Müslümanın hürmetine komşularına gelecek yüzlerce bela önlenir.” Demek ki sizin komşularınıza göstereceğiniz iyi ahlak, onlara imanı anlatmanız, onlara Allah’ı anlatmanız; onlara gelecek belayı da önlemenize sebep oluyor. Hem dünya belalarını hem ahiret belalarını Yani demek ki yani bir mahallede bir sâlih insanın bulunması ne kadar etkili. “Allah’a yemin ederim ki” diyor Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam “bir kimse kendisi için sevdiği şeyi komşusu veya arkadaşı için de sevmedikçe hakiki manada iman etmiş olmaz.” Yani nefsin için ne istiyorsan, onun için de istemedikçe gerçek manada kâmil imana erişmemiş oluyorsun. Demek ki Cenab-ı Hak bu konuda bencilliğimizi kabul etmiyor. Bizim komşularımızı da bu konuda düşünmemizi istiyor. Ama biz sürekli kendimizi düşünür olmuşuz, menfaatperestleşmişiz. Ama halbuki bakın ölümümüzle ilgili komşularımızın tavrı ne kadar önemli. “Kendisinin iyi mi kötü mü olduğunu anlamak isteyen kimse sâlih komşularının kendisi hakkında ne dediklerini öğrensin. ‘iyi’ diyorlarsa Allah indinde iyi olduğunu anlasın.” “İki kişi ölen komşusu için ‘Biz bunu iyi biliyoruz.’ derse o kul öyle olmasa da Allahü Teala meleklerine buyurur ki: İki komşunun şahitliğini kabul edin ve ölenin ilmimdeki durumuna bakmayın!” diyor. Şimdi arkadaşlar, bizler bir Müslüman olarak eğer bu güzel ahlakı ortaya koyarsak, komşularımıza onların şaşıracağı düzeyde iyilikte ve ihsanda bulunursak, komşularımız İslam’a ısınmaz mı? Bazen yurt dışında böyle bazı kişilerle denk geliyoruz. Mesela birisi var böyle 300 kadar farklı ailenin İslam’a girmesine vesile olmuş hem de anlatma kabiliyeti, hitabeti çok yüksek olmamasına rağmen. Nasıl bunu başarmış? İnsanlara sürekli iyilikte bulunarak, sürekli çocuklarıyla ilgilenerek, bahçeleriyle ilgilenerek. Onlara karşılıksız yardımlar yaparak. Demek ki güzel komşuluk bizim Cennet biletimiz veya Cehennem Vesikamız olabilir. Rabbim hepimizin hayırlı komşu olanlardan eylesin. Öyle komşularına sıkıntı çektirmeyen; yani ne bileyim gecenin bir yarısı sandalyeyi çekerken böyle yerde sürterek, ses çıkartarak değil de aman komşuma ses gitmesin diyerek, yavaşça çekerek. Veya müziğin sesini açtığında çok fazla açmayarak mümkün mertebe komşularına sıkıntı yaşatmayanlardan olmayı nasip etsin. Gerçekten de komşumuza göstereceğimiz ikramlar, izzetler, ihsanlar; Cenab-ı Hak indinde çok önemli. Belki de onların ebedî saadetini, imanını kazanmasına vesile olacak, o kalplerinin ısınmasını sağlayan hareket olacaktır. Rabbim bizi Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’a Cennet’de komşu eylesin. Allah’a emanet olun. Altyazı M.K.

Hadisler 200 yıl sonra mı yazıldı? – Mealciler, Ateistlerden daha yalancı!

Mürîb… Mürîb, insanları şüpheye düşüren… “Hadis-i Şerif okumak istiyorum. Muhammed Aleyhisselam’ı, dünyanın gördüğü en kaliteli peygamberin sözlerini öğrenmek istiyorum. Hayatıma monte etmek istiyorum. Hangi hadis kitabını okusam acaba?” diye geliyor adam sahte hocaya. Sahte hoca diyor ki: “Hadislerin hepsi yalan! Yalan! Muhammed Peygamber konuşmadı.” Onlar Muhammed Aleyhisselam demezler. Muhammed derler. Amca oğluna hitap eder gibi konuşurlar. Aşağılık insanlar oldukları için son peygambere sıradan bir insan gibi davranırlar. Sıradan bir insan olması için vahiy almaması lazım. Bu insan vahiy aldı. Bu kitabın tamamı onun kalbine indi. Kalbine inmesi demek, kalbine inmesiyle beraber ezberledi demektir. Yirmi sene sonra, yirmi yıl önce ezberletildiği o altı yüz sayfayı, üç yüz yaprak altı yüz sayfadır Kur’an, yirmi üç yıl sonra; sanki yüzlerce defa okumuş gibi, kitaptan okumuş gibi bir anda okuyabiliyor. Her Ramazan’da Muhammed Aleyhisselam hatim yapmaz mıydı Cebrail Aleyhisselam ile beraber? Her Ramazan adetidir. Cebrail Aleyhisselam gelir, Muhammed Aleyhisselam o güne kadar inen ayetlerin tamamını ezberden okur. Bakın! Neden melek geliyor? Kontrol yapıyor. Şaşma var mı? Kalbine indirdi Allah Teâlâ. Şaşırma olma ihtimali yok. Allah’ın peygamberinin kalbine bu Kur’an indirildi. Ama bu sahte hocanın aklında ve kalbinde yirmi tane ayet ezberi yok ve diyor ki: “O Peygamber… Gerek yok onun sözlerini ezberlemeye. Benim Kur’an mealimi al, oku.” diyor. “Benim Kur’an mealimi satın al, onu oku.” diyor. Allah’ın peygamberi hakkında şüpheye düşürmeye çalışıyor. “Hadisler iki yüzyıl sonra yazılmış.” diyor. Sizden daha büyük yalancı var mı? Ateistler bile utanır bu kadar yalan söylemez ya! Muhammed Aleyhisselam’ın etrafında yüz bin sahabi var. Ve bu yüz bin sahabi içinde âlimler var. Bu âlimler devamlı hadis kitapları yazıyor, hadis yaprakları yazıyor. Tıpkı ayetleri yazmak gibi. “Bu benim sözümdür, bu Allah’ın sözüdür. Benim sözümü başka yere yazacaksınız, Allah’ın sözlerini başka yere yazacaksınız.” Muhammed Aleyhisselam yasaklardı eğer öyle olsaydı. Yasakladığı ilk hadisler, Kur’an-ı Kerim ayetleriyle karışmasın diye yasaklamıştır Muhammed Aleyhisselam. Sonra söylediği Hadis-i Şerif’te ne buyuruyor? “Yaz, bu ağızdan çıkan her şeyi yaz. Çünkü bu ağızdan haktan başka bir şey çıkmaz.” Hani Muhammed Aleyhisselam’ın hadislerini yazan bir sahabiye arkadaşları diyor ki: “Yazma! O da bizim gibi bir insandır. Öfkelendiği an olur, sinirlendiği an olur, unutkan olduğu an olur ağzından bir sözler çıkar, onu alırsın kaydedersin uygun olmaz. Yazma.” deyince hadisleri kaydeden sahabi yazmaktan vazgeçiyor. Efendimiz Aleyhisselam ikaz ediyor. Diyor ki: “Sen hep benim sözlerimi kayıt altına alırdın. Bizden sonra gelecek Mü’min nesillere, ümmetime haber ulaşması için kayıt altına alırdın. Bakıyorum artık benim sözlerimi kayıt altına almıyorsun. Neden?” O sahabilerin sözlerini naklediyor. Muhammed Aleyhisselam diyor ki: “Hayır, sen bu ağızdan ne çıkıyorsa kayıt altına al, yaz. Çünkü bu ağızdan haktan başka bir şey çıkmaz.” Olay bu. Hazreti Ali’nin yaprakları var. Ebû Hüreyre’nin yaprakları var. Abdullah İbni Mes’ûd’un yaprakları var. Bu yapraklara hadisler yazılıyor, ayetler yazılıyor. Hepsi ayrı ayrı. Bunların tamamını inkâr ediyorlar. Tıpkı o sohbetimin başında söylediğim adam gibi. Hadisler iki yüzyıl sonra yazılmış, diyorlar. Böyle yalan olur mu? İslam’a böyle iftira olur mu? Allah’ın peygamberine ve sahabilerine böyle iftira olur mu? Siz hiç mi Allah’tan korkmuyorsunuz? Sahtekârlar! Dünyada en kolay yalan söyleyen millet ateistlerdir. Ateistlere saat bile sormayın. Onu bile yalan söylerler. Onlardan daha kolay yalan söyleyen bir millet yok. İnsan maymundan gelmiş, diyor ya bundan daha büyük yalan olur mu? İnsan maymundan geldi, diyor. Bizim dedemiz maymun, diyor. Dünya bundan daha büyük bir yalan görmedi. Onlarca yıl geçti en sonunda akıllandılar. Darwin Teorisi’ni, saçma sapan teoriyi, zırvayı kaldırdılar bütün ders kitaplarından. Bizimkilerde yeni fark etti. Son iki-üç yıl önce kaldırdılar Darwin Teorisi’ni. Teoriyi aldılar getirdiler bize, deden senin maymun, dediler okullarda çocuklarımıza bunları öğrettiler. Böyle bir rezalet olur mu? “Mürîb” “…insanların kafasına şüphe koyanlar atın bunları cehenneme.” Sen, nasıl insanların kafasına şüphe koyarsın? Hakkı ve adaleti dümdüz bir şekilde aktarman lazım gelirken nasıl insanların kafasına şüphe koyarsın? Utanmıyor musun?

İZLEYİNCE HAYATIN DEĞİŞECEK! – KABİRDE İLK GECE NELER OLUR?

Bakın, bir delil getirdim Muhammed aleyhisselamın; öldükten sonra başımıza ne geleceğiyle alakalı. Kabirde ilk başımıza ne gelecek? Bunu anlatıyor Efendimiz aleyhisselam. Bunu okumam gerekiyor. Çok iyi dinleyin. Müslim hadisidir, sahihtir. Sualin akabinde cevabı veriyorum. “Hocam ölüm korkumu yenebilmem için öldükten sonra ruhumuza ne olur, söyleyebilir misin?” “Bu konuda rivayetler var mı?” Öleceğimiz kesin ama bu ruha ne olacak? Bedenin ne olduğu belli. Yıkıyorlar, kefene koyuyorlar, kabre atıyorlar. Ruha ne olacak? Cevap: En evvel gözleri açılır. Ahirete dair duyduğu veya okuduğu şeylerin doğru olduğunu o an anlar. Öldüğümüz anda kesin olarak anlayacağız, imtihan bitti artık. Sınav bitti. Çünkü görüyorsun. Şu ayet-i kerime “Ona andolsun ki ‘Sen bundan gafletteydin. Şimdi gaflet perdeni açtık. Artık bugün gözün keskindir.’ denir.” Girişteki okuduğum ayet-i kerime. Bu ayet-i kerime ilk olarak o adamın yaşayacağı şeydir. Sonra olacakları da son peygamber Muhammed aleyhisselam şöyle anlatıyor. Bera bin Azip (r.a.) rivayet ediyor: “Resulullah aleyhisselam ile birlikte ensardan birisinin cenazesine katılmıştık.” “Cenaze defnedileceği sırada kabristana vardık. Resulullah aleyhisselam oturdu.” “Biz de sanki başımızda bir kuş varmışçasına sessiz ve sakin bir şekilde oturduk.” “Peygamberimiz aleyhisselam elindeki bir sopayla yeri çiziyordu.” Kabrin başına gelmiş oturmuş. Bütün sahabeler efendimizin yanında otururken nasıldı? Sanki başında bir kuş var da kaçacakmış gibi… Edebe bakın, saygıya bakın. Elinde bir sopayla yeri çiziyor şimdi, kabrin yanında. Başını kaldırdı, iki ve üç defa kabir azabından Allah’a sığınırım dedikten sonra şöyle buyurdu: Bugün reformist hocalar, Muhammedsiz Vatikan Müslümanları “Kabir azabı yoktur.” diyorlar mı demiyorlar mı? Kur’an ayetleriyle ve onlarca hadisle sadece kabir azabını delillendirdiğim yazım vardır, sohbetlerim vardır. Efendimiz aleyhisselam kabir azabının var olduğunu söylüyor mu söylemiyor mu? Söylüyor. Peki bunlar kimi inkar ediyor, kimi yalanlıyorlar? Son peygamberi yalanlıyorlar. Utanmıyor musunuz! Utanmıyor musunuz! Efendimiz aleyhisselam şöyle anlatıyor; şimdi kabirde ne olacak kardeşler. İlk an bizi içeriye koydular. Başımıza ne gelecek, olayları görmüş olan, Allah’ın gösterdiği peygamber bize anlatıyor (sallallahu aleyhi ve sellem). “Mümin kabre konulduğunda, dostları dönüp gittiği ve onların ayak sesleri henüz işitildiği sırada iki melek gelir.” Ayak seslerini işitecek miyiz, o akrabalarımızın, dostlarımızın? Hadislerle sabittir. Ayak seslerini Allah bize işittirecek. Gidiyorlar, yalnız kalıyorsun diye bize bir psikolojik gerginlik Allah daha ilk anda bize veriyor. İki tane melek geliyor. Bu meleklerin ismi ne? Münker Nekir… İnkar edilenler demektir. İki tane inkar edilen…”Hesap yok, kabir azabı yok” Bu kabir azabı yok diyenler var ya bu reformistler bunlara öyle bir gelecekler ki bütün taekwondo, kick boks, karate, aikido… Bütün bilgilere mücehhez bir şekilde bunlara gelecekler. Ellerindeki topuzlardan falan bahsetmiyorum. Bunlara öyle bir vuracaklar ki normal fasıklardan, günahkarlardan daha fazla. Çünkü bunlar inkar ediyor. Öbür adam fasık, içkici. Ama kabir azabı var diyor, ben inanıyorum diyor. Ayetleri ve hadisleri ben işittim vaazlardan diyor. Bu adamlarsa işitmelerine ve okumalarına rağmen inkar ediyor. “İki melek gelir. Onu oturturlar ve aralarında şu konuşma geçer: -Hocam nasıl oturacağız? Biz orada tabutun içindeyiz, uzanmış vaziyetteyiz. Oturamayız ki, kalkamayız. Fizik olarak hala uzanmış vaziyettesin. Ruhun oturacak. Ruh olarak oturacaksın. Karşı taraftaki o iki melek seninle konuşmaya başlayacaklar. “Aralarında şu konuşma geçer: Soru: “Rabbin kimdir?” “Rabbim Allah’tır.” “Dinin nedir?” “Dinim İslam’dır.” “Sizi doğru yola çağırmak üzere Allah tarafından gönderilmiş olan zat kimdir?” Üçüncü soru. “O zat Allah’ın Rasulüdür.” (sallallahu aleyhi ve sellem) Bakın, üç tane soru. İster zengin ol ister fukara kabirde bu üç tane soruyu göreceksin. Karşına çıkacak. -Hocam ben şu anda bunu ezberledim. Eminim ki kabirde ben bu suallere çok rahat cevap vereceğim. Diye hava civa yapabilirsiniz. Hayır kardeşim. Şu andaki ezberinle alakalı bir şey değil, amelinle alakalı. Bu dünyada amelleri yaparsan kabirde rahat cevap verirsin. Amelleri yapmazsan kitlenir kalırsın. Onu da anlatıyor Allah’ın peygamberi (sallallahu aleyhi ve sellem). “O zat Allah’ın resulüdür” diye cevap verir ölü. “Bunu nereden öğrendin? derler.” dördüncü sual. “Allah’ın kitabını okuyup ona iman ettim ve onun doğruluğunu kabul ettim.” der. “İşte Allah’ın ‘İman edenleri dünya hayatında da ahirette de o sağlam kelime-i tevhid ile sabit kılar.’ ayetinin manası budur.” Melekler bize bunu söyler. Biz gerçekten iman ediyorsak o kelime-i tevhitte Allah bizi sabit kılar. Ölmeden önce muhakkak o kelimeyi bize söyletir. Melekler bunu söylüyor. “Sonra gökten bir ses gelir: ‘Kulum doğru söyledi.’ Bizzat Allah… Bizzat Allah o suallere doğru cevabı verirsek ne diyecek bize? “Kulum doğru söyledi.” “Onu cennete layık bir şekilde yerleştirin.” Şimdi kabirde normal bir kabir; sıkışık bir yer, daracık bir yer. Şimdi meleklere ne diyor? Onu cennete layık bir şekilde yerleştirin. Biz daha cennete gitmiyoruz ki. Biz kabirdeyiz kardeşler. Allah’ımız ne demek istiyor? “Ona cennet elbiseleri giydirin. Ona cennete bakan bir kapı açın.” Daha kabirdeyken ruhumuza Allah cennet elbiseleri giydirecek. İki: Cennete bakan bir kapı açacak. Devamlı surette cennetteki mekanımızı göreceğiz. Bugün televizyonda öyle bir şey olsa kendini çok güzel bir sarayda görsen böyle televizyonda bakmaya doyabilir misin? Doyamazsın. Dur şu sarayın diğer taraflarını da göster falan dersin. Kaç tane eşim olacak falan dersin. Onları da göster. Hanımları da bir göreyim ya dersin kardeş. Cennetten Allah sana kabirden bir kapı açacak, bir pencere açacak. Devamlı surette o gideceğin yeri göreceksin. Neden bunu yapıyor? Diğerine nasıl psikolojik işkence yapıyorsa Allah bize de psikolojik olarak hasretimizi arttırıyor. Bir an evvel kıyamet kopsun, bir an evvel kopsun da gidelim kavuşalım şuraya ya, dersin. “Ve ona cennetin rahatlığı ve güzelliği bahşedilir. Kabri gözünün gördüğü mesafeye kadar genişletilir.” Başka hadislerde kabri doğudan batıya kadar genişletilir, diyor. “Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe ya cehennem çukurlarından bir çukurdur.” hadisini de hatırlayın. Bu hadisi öyle anlayın kardeşler. Artık bak sorulara doğru cevap verdiği için kabri genişletildi. Şimdi… Madalyonun diğer yüzü. -Hocam diğer kısmını anlatma. -Diğer kısmını anlatma, burası bize yeter. Deme. Buraya da girebiliriz kardeşler Allah muhafaza. Girmemek için çalışıyoruz zaten. Bu çalışmalar, gayretler bunun için. Ama ikinci kısımda olanlara da ne olacak, bunu da bilmeniz gerekiyor ki teyakkuz halinde olun . “Eğer ölen kişi kafir veya münafıksa kabre konulduğu zaman ruhu bedenine iade edilir.” “İki melek gelir. Onu oturturlar ve aralarında şu konuşma geçer: Rabbin kimdir?” -Hı hı bilmiyorum. Muhammed aleyhisselamın tabirine bakın. Hı hı hı ya… Bilmiyorum. Ama bu münafık “Rabbim Allah’tır.” dedi mi Müslümanların yanında ? Bu fasık, “Ben namaz kılmam, namazın borç olduğuna inanmıyorum.” diyen adam Müslümanların yanında “Ben de Müslümanım ama namazın borç olduğuna inanmıyorum.” dedi mi demedi mi? “Ben Müslümanım ama tesettürün, baş örtüsünün farz olduğuna inanmıyorum.” dedi mi? Dedi. Allah’a inanıyorum, dedi mi? Dedi. Bu nasıl Allah’a inanmak? Onca ayet, hadis var tesettürle alakalı ve sen “Bana göre bu zamanda geçerli olduğuna inanmıyorum.” diyorsun. Bu nasıl Müslümanlık? Ve bu kabirle alakalı, suallerle alakalı meseleleri hem kitaplarda okudu hem vaazlarda da işitti ve şöyle dedi: -Ben nasılsa gittiğim zaman doğru cevapları biliyorum. Hı hı falan diyecek değilim. -Rabbin kimdir dedikleri zaman “Allah’tır.” diyeceğim. Dedi. Ama Allah demene müsaade ediyor mu? Etmiyor… Hem son nefesinde şehadetine müsaade etmiyor hem de kabirde şu basit suale “Rabbin kimdir?” “Terbiye edicin kimdir? Yaratıcın kimdir?” sualine cevap vermene izin vermiyor. “Dinin nedir?” -Hıı bilmiyorum. Hı bilmiyorum. Çok basit bir sual dinin İslam. Nüfus kağıdında da İslam yazıyor. Ama sen “Ben hacca gitmem. Arap’a para yedirmem.” dedin. İslam’ın beş şartından bir tanesini inkar ettin. Kaldı mı Müslümanlık? Kalmadı. “Size doğru yola çağırmak üzere Allah tarafından gönderilmiş olan zat kimdir?” -Hı bilmiyorum. Dünyadaki en ücra köşedeki İslam düşmanı adam bile bilir ki Müslümanların lideri Muhammed aleyhisselamdır. En ücra köşedeki adam bile… Bu sualin cevabı basittir. Vermesi lazım orada. Allah izin vermiyor. Azap edecek ya dilini döndürmüyor. “Sonra gökten bir ses gelir.” Allah ona da nida ediyor. Kafire de fasığa da nida ediyor. “Bu yalan söyledi. Ona cehenneme yaraşır bir yer hazırlayın.” Cehennem çukurlarından bir çukur. “Ona cehennem elbiseleri giydirin ve ona cehenneme bakan bir kapı açın.” Kur’an bu kapıyı nasıl anlatıyor? “Firavun ve avanesine kabirlerinde gidecekleri yer sabah ve akşam gösterilir.” Kabir azabının delillerinden bir tanesi olan ayettir. Firavun ve avanesi, askerleri her sabah ve akşam psikolojik işkence. Nereye gidecekler? Cehenneme. Onlar nasıl dua ediyor? Kıyamet kopmasın. Aman kıyamet kopmasın, kabir azabına razıyız. Gideceğim yer buradan çok daha dehşetli. Aman kopmasın, aman kopmasın. Müslüman nasıl dua ediyordu? Bir an evvel kıyamet kopsun da mekanıma gideyim. Ana vatanıma gideyim. Benim yerim orası. Sonra cehennem ateşinin sıcaklığı ve kavurucu rüzgarı gelir. Kaburga kemikleri birbirine geçinceye kadar kabri daraltılır. Bir: Cehennem ateşi, rüzgarları, harareti geliyor. Hem fiziken hem de ruhen acı görmeye başlıyor. İki: Kabir daraltılıyor o kaburga kemikleri birbirine girercesine. Efendimiz aleyhisselam cehennemin havasını şöyle anlatıyor. Bakın şu vereceğim misale çok iyi bakın. Şu anda aramızda sohbet yaparken, (sahabeleri anlatıyor bu olayı) aramıza cehennem ehlinden bir adam gelse şu anda aramıza ve bir kez nefes alıp verse, vereceği nefesle buradakilerin tamamı yanarak kül olurdu. Bakın ateşten bahsetmiyor. Ateşin içinden çıkmış gelmiş bir adam nefes alıp veren bir adamdan bahsediyor. Hal böyleyse ateşin kendisi nasıldır, sizin takdirinize bırakıyorum. “Daha sonra onun başına kör ve dilsiz bir zebani musallat edilir.” Cehennem harareti, cehennem rüzgarı, ateşi geldi, bir. Kabir cehennem çukuru oldu, iki. Kabir sıkıyor onu, üç. Yetmiyor, işkenceleri bitmiyor. Daha sonra onun başına kör ve dilsiz bir zebani… Niye kör ve dilsiz? Ne dur desen anlar ne üzerindeki azabı, kan revanı, parçalanmayı görünce durur. Vicdan olmasın diye, vicdan yapmasın diye. Hem kör hem dilsiz bir zebani… Sana azap vermeye geliyor. “Musallat edilir. Onun demirden bir tokmağı vardır ki dağa vurulsa dağı toz toprak haline çevirir.” “Bu zebani ona bu tokmakla öyle bir darbe indirir ki insan ve cinlerin dışında doğuda ve batıda Dünya’nın her tarafında bulunan bütün varlıklar bu dehşetli darbeyi işitir.” İnsan ve cinlerin dışında niye diyor Muhammed aleyhisselam? Çünkü imtihan edilen insanlar ve cinlerdir. Hayvanlara imtihan var mı?Yok. Çünkü akılları yok. Hayvanlara imtihan olmadığı için bütün hayvanlar kabirdeki o azap seslerini işitiyor. Topuz yiyen, tokmak yiyen adamların çığlıklarını hayvanların tamamı da işitiyor. Zaten insanlardan bir tanesi işitseydi dengesi bozulurdu. Bunu kaldıramazdı, çok ağır bir yük. “Ve o şahıs toprak haline döner.” Bu işkence devam ederken şahıs toprakla hemdem oluyor, toprakla bitişiyor, toprağa dönüyor. “Sonra ruhu tekrar iade edilir. ” “Bu şekilde işkence devam edip gider.” İmam Müslim’in sahihinden getirdim. İşte başımıza bunlar gelecek. Gaflet perdesi, gözümüzdeki o perde kaldırılmadan önce sen buradan gaflet perdeni kaldır. Bu yaşayacağın şeylere Müslüman kardeşim, Allah rızası için kendini hazırla. Hazırlıksız gitme. En basit tatile bile giderken iki tane bavul yapıyorsun ya, tatil. -Sekiz günlük tatile çıkacağım hocam. Nereye kardeşim? -Güzel bir yere gidiyorum hocam, dini bir otelmiş. Çıplaklık falan bir şey yok merak etme. Tamam kardeşim. Hazırlığını yaptın mı? “Yaptım hocam.” diyor. Tatile giderken yedi sekiz gün, üç güne giden bile iki tane bavulla gidiyor ya. Üç gün tatile gidiyorsun, Allah’tan kork ya. Beş saatte bir üzerindeki şeyleri değiştiriyor. Sporu var, yüzmesi var, gezmesi var, denizi var, havuzu var. Hepsine karşı farklı farklı elbiseler almış. Kendini buna hazırlıyor. Üç günlük tatile giden adam bile kendini tatile hazırlıyor. Ebedi bir hayata gidiyorsun ve hazırlık sıfır! Allah aşkına akıllı bir adamın işi mi bu? Mantıklı bir adamın işi mi bu? Yok. Hazırlık yapmıyorsan sen akıllı bir adam değilsin. Allahu Teala şu şuuru, şu bilinci daha dünya hayatımızdayken bize idrak ettirsin. Amin Ya Muin.

Neden hadislere ihtiyacımız var? Kur’an, neden detayları vermiyor?

Olay bu kardeşler. Nereden geldiler buraya, en önce nereden başladılar? Mezhep. “Hepsi boştur bunların. Mezhep diye bir şey yok, şirktir.” Sonra nereye geldi mezhebi kaldırınca? Hadislere geldi. ”Hadislerin hepsi uydurmadır.” Şimdi olay nereye geldi? ”Bize Kur’an yeter, bize Kur’an yeter.” ”Kur’an’daki bazı ayetlerin çıkartılması lazım.” Bunların hiçbir tanesi olmasın diye Allah-u Teâlâ ne buyuruyor? ”Litübeyyine linnâsi mâ nüzzile ileyhim.” (Nahl, 44) Açıklamak zorundasın. Onlara Kur’an-ı Kerim’de ne yapmaları gerektiğini, detaylarını sen vermek zorundasın. Bütün detaylar Kur’an’da yazılmış olsa ne olacak? 6 bin küsür, 6200 ayet yerine 6 milyon ayet olması lazımdı. 6 milyon ayetin de ezberlenmesi çok zor. Korunması, muhafaza edilmesi çok zor. Bu Kur’an ezber ile muhafaza edildi. 6 milyon ayeti kim ezberleyebilir? Bu yüzden Allah-u Teâlâ ana kitabı, anayasa kitabını yani Kur’an’ı 6000 ayet ile sınırladı. Ama Muhammed Aleyhisselam’ın hadisleriyle detayları bize verdi. Örnek veriyorum. Kur’an-ı Kerim’de, “Rükû edenlerle beraber rükû edin.” (Bakara, 43) “Secde edenlerle beraber secde edin.” (Ali İmran, 43) Bu iki ayrı ayettir. Rükû nasıl yapılır, secde nasıl yapılır? Araplar puta tapan insanlar. Ne rükû biliyorlar ne secde biliyorlar. Hemen Muhammed Aleyhisselam’a gittiler. Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali… Arapçayı en iyi bilen insanlar. Allah onlardan razı olsun. (Amin) ”Ey Allah’ın Rasulü, rükûyu nasıl yapacağız, secdeyi nasıl yapacağız?” Bakın Kur’an Arapça indi, Arap toplumuna indi. Arap diline en vakıf olan insanlar, Muhammed Aleyhisselam’a gidiyor. Okuma, yazma bilmeyen bir insana. ”Allah bize namazı, rükûyu ve secdeyi emrediyor ama nasıl yapacağız? Göster, sen örneksin. ”Ve inneke le alâ hulukın azîm.” (Kalem, 4) ayeti senin hakkında indi, diyor. ”Muhakkak ki sen çok yüce bir ahlâk üzeresin.” “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana tâbi olun ki, Allah da sizi sevsin.” (Ali İmran, 31) ayeti senin hakkında indi. Sana tâbi olmak zorundayız. Şimdi biz sana tâbiyiz ey Allah’ın rasulü. Bize bu namazı nasıl kılacağız göster.” Namazı şöyle kılacaksınız: ”Allahu ekber.” Eller kulaklara kadar gidecek. Bütün dünyayı gerinize atacaksınız ve ”Allah en büyüktür.” diyeceksiniz. Bu namaza giriştir. Ellerinizi bağlayacaksınız. Sonra ”Sübhâneke” duasını okuyacaksınız. Kur’an-ı Kerim’de ”Sübhâneke” duası var mı? Biz niye peki yıllardan beri, 1400 seneden beri her namaza girişte ilk rekatta sübhânekeyi okuyoruz? Nereden geldi bu? Muhammed Aleyhisselam’dan geldi. Çıkarttığın zaman Muhammed Aleyhisselam’ı ne oluyor? Sübhâneke gitti. Bu mealcilere gidin sorun. ”Namazda ne okuyorsun kardeş? Profesör kardeş, ne okuyorsun namazda?” ”Ben Fatiha okuyorum. Peşinden de bir tane zamm-ı sure okuyorum.” Tamam da, Kur’an-ı Kerim’de namaza başladığınız zaman Fatiha okuyun, peşinden de zamm-ı sure okuyun diye bir ayet yok? Sen bunu nereden çıkardın? Eee… Kem-küm… Şu-bu… Kur’an-ı Kerim’de her rekatta Fatiha okunacak diye bir ayet yok. Sadece ”Kıraat yapın, Kur’an okuyun.” (Müzemmil, 20) diye ayet var. Namazda Kur’an okunur. Ama hangisini okuyacağız, ne okuyacağız? Bu yok. Kimde var bu? Muhammed Aleyhisselam buyurdu ki: ”Sübhânekeden hemen sonra Fatihayı okuyacaksınız. Peşinden besmele çekeceksiniz zamm-ı sure, bir kısa sure ya da birkaç ayet okuyacaksınız. O rekat bitmiş olacak. Sonra ”Allahu ekber.” diyeceksin, rükûya gideceksin. Rükûda ne yapacaksın? Üç defa ”Subhane Rabbiyel Azim” Azim… ”Tesbih ederim ey Rabbim! Azametli olan Rabbim.” Üç defa bunu diyeceksin. Kur’an’da yok? Yine çaktın? Reformist! Muhammedsiz Müslüman! Yine çaktın, Kur’an’da yok. Sen niye ”Subhane Rabbiyel Azim” diyorsun? Bırak benim peygamberimin yolunu takip etmeyi ya! İşine geldiği zaman peygamberime uyuyorsun, işine gelmediği zaman ”bana göre böyle” diyorsun. İşte açıklama kısmına inanmayanlar, Kur’an’daki bir kısım ayetlere inanmıyorlar demek oluyor ki, Kur’an’daki tek bir ayeti bile inanmayanın hükmünü ben söylemeyeyim, siz söyleyin. Tek bir ayet! Ne oluyor inanmayan? Kâfir oluyor. Bak, 6232’dir net ayet sayısı. 6231 ayeti ben kabul ediyorum. Şimdi mesela ”on dokuzcular” vardır. Sahte peygamber Reşat Halife’ye tâbi oldular. Kur’an’da bir on dokuz mucizesi diye bir şey uydurdular matematiğe. Peşinden de o peygamberleri öldü yerine yeni bir peygamber çıktı: Edip Yüksel! Bu da Amerika’da. Anormal bir adam. Komik, komedi bir adam. Ama peygamber (!) öyle olduğunu kitabında söylüyor. ”Vahiy aldıktan sonra ben değiştim.” diyor. Çok değiştin evet Edip, çok değiştin. Anormal şeyler yapıyorsun artık. Edip ve tâbi ümmetinin görüşü ne? Peygamberse diğerleri de, ona tâbi olanlar da onun ümmeti oluyor değil mi kardeşler? Biz Muhammed Aleyhisselam’ın ümmetiyiz. Sahte peygamberleri biz kabul etmiyoruz. Amerika bin tane de peygamber çıkarsa biz kabul etmiyoruz! Edip’in ümmeti neye iman ediyor? ”Altı bin iki yüz otuz tane ayet var.” diyor Kur’an’da. ”Tevbe suresinin son iki ayeti sonradan eklendi. Bu yok Kur’an’da.” diyor. Bak bir ayet de değil, bunlar iki tane. Çift dikiş bunlar, çift dikiş… Allah’ın ayetlerini inkâr ettiler. Allah bu insanları gittikleri bu sapık yoldan kurtarsın. (Amin) Şu okuduğum ayet-i kerimeyi idrak ettirsin, anlatsın. (Amin) Allah burada Muhammed Aleyhisselam’ı mecbur tutuyor, açıklamak zorundasın, diyor. Bunlar diyor ki: ”Kur’an apaçık bir kitaptır. Açıklanmaya ihtiyacı yoktur.” (!) Peki Allah-u Teâlâ, En’âm suresinde Levh-i Mahfûz denilen bir kitaptan bahsediyor. ”Fî levhın mahfûz.” (Büruc, 22) O bir levhada kayıtlıdır, o bilgiler. Kıyamete kadar olacak olan her şeyin bilgisini kaydettiği bir levha. Yedi kat semanın üzerinde, sadece kendisinin bildiği bir levha. ”Yerin karanlıklarında hiçbir tane yaş ve kuru hiç bir şey yoktur ki, o kitapta apaçık bir kitapta kayıtlı olmuş olmasın.” (Enam, 59) Apaçık bir kitap! Levh-i Mahfûz hakkında Allah, apaçık bir kitaptır tabirini kullanıyor Kur’an’da. ”Apaçık bir kitap” ayetini bu reformistler de okuyor. Peki bu reformistlere sorun. Apaçık bir kitap dediğin Levh-i Mahfûz’un ne kadarını görebildin, apaçık diyorsun? Hadi söyle bakalım Lehv-i Mahfuz’dan? On dakika sonra olacak olan bir tek şeyi söyle? Demek ki Allah bir şeye ”apaçık” derse, o senin anladığın gibi değil. Onun açıklanması lazım, bildirilmesi lazım. Madem Kur’an bize yeter. Neden Allah peygamberlerle gönderiyor? İncil’i gönderebilirdi peygambersiz. Tevrat’ı gönderebilirdi, Zebur’u, Kur’an’ı peygambersiz Kâbe’nin damına indirebilirdi. Neden gönderdi peygamberle? Onun bir göstericiye ihtiyacı var. Etli-kemikli, ayaklı bir hâle ihtiyacı var. Bütün kitaplar etli-kemikli, yemek yiyen ve yatan bir insanla gelmiştir. Her kitap bir peygamberle gelmiştir. Ama sen peygamberi kitaptan ayırdığın zaman sapıtıyorsun. Allah-u Teâlâ bu insanlara izan versin, hidayet versin. (Amin)

Cezası en çabuk gelen günah: Sıla-i rahimin koparılması!

Allah’ımız ise bize diyor ki: “Onlar sana şirki emretse bile, bana eş koşmanı, herhangi bir şeyi ortak koşmanı emretseler bile sen onlara itaat etme ama onlarla dünya hayatında güzel geçin.” Annen namaz kılmıyor. “Annem namaz kılmadığı için onu hiç sevmiyorum, hiç bir sözünü dinlemiyorum hocam.” Bırak namaz kılmamayı, bırak annenin başının açık olmasını, bırak annenin saçma salak diziler seyretmesini; Annen, Allah’a şirk koşan bir kadın bile olsa, “Ona dünyada sahip çık, iyilikle güzellikle ona sahip çık.” Ona yardımcı ol, dünya işlerinde ona yardımcı ol. Bu, Allah’ımızın annemiz hakkındaki hükmü, babamız hakkındaki hükmü. Ve sen diyorsun ki benim babam hiç namaz kılmadığı için, yaşı 60 olmasına rağmen hacca gitmediği için benim kalbim çok soğuk hocam. Ben de o tarikat cemaat işlerine girdim, dindar olarak çok kuvvetlendim. Annem babam hiç namaz niyazda işi yok. Fikirleri sol olduğu için ben onlarla görüşmeyi kestim. Caiz mi bu? Vallahi caiz değil. Sen şeytanın atına binmişsin. Muhammed aleyhisselamın hadisine bakın. Lütfen şu hadis kulaklarınıza küpe kalsın. Ebu Bekre radiyallahu anh anlatıyor: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki; ”İşleyene daha dünyada cezası çarçabuk gelmeye en layık günah, -dünyada işledin ve hemen çarçabuk gelmeye en layık günahı söylüyor şimdi- zulümdür ve sıla-i rahimin kesilmesidir.” İki tane günah söylüyor. Bir, zulüm. Kim varsa dünyada mazluma zulüm eden, daha dünyadayken işlenmeye en layık, peşinen bela getirmeye en layık günah. Zulüm, bir. İki, sıla-i rahimin kesilmesi. Akraba ile muhabbetin, münasebetin kesilmesidir. Kim keserse akrabayla münasebeti, belayı beklesin daha dünyadayken. Muhammed aleyhisselam söylüyor. Bakın anne babadan bahsetmiyorum ben. Akraba diyor Muhammed aleyhisselam. Akraba böyle ise, başına belaları çağırıyorsan onlarla arayı koparttığın için. Annenle babanla arayı kopartırsan senin başına ne gelir? Hele hele ki anandan babandan bir lanet beddua yesen, senin başına ne gelir? Türkiye’de cin musallatı vakaları yüzde üç yüz arttı. Cin musallatı. Her hafta mesajlar geliyor. Cinler rahat bırakmıyor, cinler rahat bırakmıyor. Görüşen mi dersin, gece vakti karşısında oturup konuşan mı dersin, dayak yiyen mi dersin. Cinler cinler cinler. Musallat vakaları tavan yaptı. Neden? Analar babalar sabırsız, tahammülsüz, İslami edebi bilmiyor. Çocuklar; ana babalarına karşı hürmetsiz, saygısız. Anne baba kızdığı anda çocuğuna laneti okuyor. Lanet okuduğu zaman çocuğuna bir şey daha oluyor. Çocuğun üstündeki zırhı Allah Teala kaldırıyor. Ve çocuk cinleniyor. Cinlerin açık hedefi haline gelir. Cinler bizi nasıl görürler? İki şekilde görürler. Bir, üzerinde zırh olan normal insanlar. Allah’ın bir melek korumasıyla bir zırh, bir koruma ordusuyla bizi çevirdiği bir zırh. Anca onlar görür bunu. Bir de koruma ordusunu kaldırdığı insanlar. Anasından babasından lanet yemiş, Allah o melekleri o kuldan çekmiş. Koruma ordusunu, zırhı kaldırmış. Kaldırınca ne oluyor? Cinlerin açık hedefi. Bak bunun koruması yok ya bu salak bu. Salak bu. Saldıralım buna diyorlar. Ve cinler adamı ele geçiriyor. Her gün cinlerle konuşanlar, Namaz kıldığım zaman beni dövüyorlar diyenler, Bana küfrediyor diyenler, Benimle cinsi münasebete girmek istiyor diyenler. Binlerce şikayet. Halktan böyle şikayet mesajları geliyor. Neden? Anasıyla babasıyla muhabbeti kesmiş. Neymiş? İslam’ı yaşamıyormuş. Sen misin onların ilahı? Elbette ki üzülürüz. Kalbimiz üzülür. Elbette ki onların da alnının secdeye gitmesini isteriz. Ebedi hayatının kurtulmasını isteriz. Ama tercih… Allah bizi serbest bırakmış. Tercihimizi serbest bırakmış. Bırak; sen tebliğini yap, güzel bir şekilde İslam’ı anlat. İster yapsın ister yapmasın. Hidayet için Allah’a dua et. Yapmıyor diye bağlarını kopartma hakkın yok. Başını örtmüyor diye hanımını boşama hakkın yok. Böyle bir şey yok. Namaz kılmıyor diye kocandan ayrılmaya hakkın yok. Sabredeceksin. Ya Allah hidayet ederse seni geçerse? Ey hatun kişi! Ya senden daha sağlam Müslüman olursa? Bunları bilmiyoruz. Bundan dolayı Muhammed aleyhisselam diyor ki; Bu ceza, peşinen daha dünyadayken gelmeye en layık olan ceza; Bir, zalimin zulmüdür. İki, sıla-i rahimin terkidir. Bu cezanın dünyada gelmesi de ahiretteki cezaya kefaret değildir. Bakın burada, başımıza herhangi bir yaptığımız günahtan dolayı ceza geldiğinde ne oluyor? Ahiretteki cezaya kefaret oluyor. Mesela hırsız hırsızlık yaptı sonra gitti şeriat devleti bunun elini kesti. Genç adam başka bir kızla gitti zina yaptı. Şeriat devleti bunu mahkeme etti, yüz sopa vurdu. Yüz sopa vurduğu zaman ne oluyor? O tövbe yerine geçiyor. Kefaret. Tıpkı orucu bozmaktaki altmış gün kefaret gibi. Ahirette altmış gün kefaret tutan bir adam, ahirette orucunu bozduğu için ceza görecek mi? Görmeyecek. Kefaret oldu o. Dünyada çektiğimiz belalar da ahirette göreceğimiz musibetlerin azabın kefaretidir. Ahirette Allah göstermeyecek demektir. Ama Muhammed aleyhisselamın bu hadiste; bu iki zümreye, bu iki kişiye söylediği bir şey var. Dünyada çektikleri, gördükleri belalar var ya ahirette de onlara kefaret olmayacak. Ahirette bir daha görecekler diyor. Unutmayın! Bir zalim, iki sıla-i rahimi kopartan. Anası, babası, akrabalarıyla bağını kesen. Ben amcamla görüşmeyi kestim, Ben dayımla görüşmüyorum, Teyzeoğullarıyla görüşmüyorum, bitti artık benim benim işim. Dünyevi küçük meselelerden dolayı, şeytan ona fitne koymuş buna fitne koymuş. Bağları kopartmışlar. Kardeşlerimizi biz seçmiyoruz. Anamızı babamızı biz seçmiyoruz. Akrabalarımızı biz seçmiyoruz. Kişiler, arkadaşlarını seçebilirler. Ama akrabaları seçmek; bu, ihtiyari kaderden değildir. Izdıraridir. Allah bizi mecbur bırakır bazı akrabalar sahip olmamıza. Ve bize der ki: Sabredeceksin. Bağları kopartmayacaksın. Bağları koparttığın zaman belalarım seni bekliyor. Bela okları üstüne akın akın gelir. Cinler, şeytanlar seni dost edinir diyor. İşte bizim ölçümüz kuran ve sünnettir kardeşler. Bunlara uyduğumuz zaman huzur içinde yaşarız.

Vücudunu koruyan 20 meleğin yerini benden dinle! – Hafaza melekleri

Hz. Osman Efendimiz suali sordu, Muhammed Aleyhisselama. Efendimiz Aleyhisselam tarifi yapmaya başlıyor. Bir melek sağındadır. O senin hasenatını, iyiliklerini iyi amellerini yazar. Bu melek aynı zamanda senin solunda bulunan meleğin emiri, reisidir. Binaenaleyh, bir iyilik yaptığında o buna karşılık on katı sevap yazar. Saymaya başladı mı şimdi Efendimiz Aleyhisselam… Bir melek nerede diyor? Tam burada. Sağ omzun üstünde. Bu, diğer meleğin emiridir diyor. Bak, soldaki memur bu amir. Emir, lider demektir. Yönetici… Allah’ımızın merhametine bakın! Ya soldaki meleği sağdakine emir yapsaydı? Bak, sağdaki soldakinin emiri. Soldaki bir günah yazmak istediği zaman, bir günah işlediğimiz zaman biz Peygamber değiliz günah işliyoruz, istemeden de olsa bazen kayıyoruz. İşlediğimiz zaman soldaki melek sağdakine diyor ki: Yazayım mı abi? Sağdaki şöyle diyor: Cık, bekle! Belli bir zaman geçiyor, belli bir saatler geçiyor. Bir daha söylüyor: “Yazayım mı, kilitleyeyim mi abi?” Soldaki illa yazacak. Oraya yazıldı mı sağlam bir tövbe yapmadan mümkün değil geçmez. Sağdaki ne diyor? “Hayır, bekle. Tövbe edecek inşallah.” Bak, hep sağdaki olumlu bakıyor. Optimist… Olumlu bakıyor… “Bu tövbe edecek, bu Allah’a tövbede bulunacak. Allah da o soldaki yazıyı sildirecek” diyor. Soldaki üçüncü defa deyince belli bir saat sonra yazayım mı diye, sağdaki diyor ki: Tamam, yaz! “Ama bak akşamleyin tövbe ederse yatmadan önce yine sil ha!” diyor. Sağdaki meleğe Allah emirliği vermiş. Soldakine verseydi ne olacaktı? Sağdaki melek bir sevabımızı gördüğü anda yazayım mı abi diyecekti. Ama Allah böyle yapmadı. Şimdi soldaki melek gördü. Hocanın dükkanına bugün bir bayan geldi, bir kilo koku sürünmüştü, hoca kokuyu aldı ve etkilendi. Soldaki melek amir olsaydı ne olacaktı? “Hocaya kilitledim bir günah” diyecekti. Ama ne oldu? Hoca dedi ki: Allah’ım sen beni affet! Kadın kokuyu sürmüş bir kilo ne yapayım şimdi, burnumu da engelleyemem. Aldım bu kokuyu bir kere. Haz da geldi, lezzet de aldım. Allah günahımızı affetsin. İslam, kadının dışarıya çıkarken koku sürmesini yasaklamıştır, bundan dolayı. Rasulullah Aleyhisselam ne buyuruyor? Bir kadın sokağa çıktığında koku sürerse kokuyu alan da, kokuyu veren de zanidir. Zani ne demek kardeşler? Zina eden. İkisine de küçük bir zina günahı yazılır. Şimdi o vesile oldu. Hem ben günaha girdim, hem o kadın vesile oldu. Kadın iki tane günah aldı, çünkü beni de günaha sokmaya vesile etti. Ben bir tane aldım. Allah beni ve bu kadını affetsin. Amin. İnşallah sohbetimi seyrediyordur belki ayıkır, uyanır bir tövbe eder. Bir daha da koku sürerek çıkmaz. Allah, merhametinden dolayı sağ tarafa emirliği verdi kardeşler. Bu Allah’a şükretmemiz lazım gelmez mi? Sonra ne diyor Efendimiz Aleyhisselam? Sağdaki melek yaptığı her iyiliğe bire on sevap yazar. “Günahları sevaplarından fazla gelenlere yazıklar olsun!” buyurdu Efendimiz Aleyhisselam. Neden? Günahlar bir bir yazılıyor, sevaplar on on yazılıyor. Matematik diye bir şey var ya. Sen eğer bu bir bir yazılan günahı sevaba fazla getiriyorsan ahirette, senin ticaretin beş para etmez. Senin kafan çalışmıyor demektir. Efendimiz Aleyhisselam devam etti: “Bir iyilik yaptığında o buna karşılık on katı sevap yazar. Ama bir kötülük işlediğinde solda bulunan, sağda bulunana: ‘Yazayım mı?’ diye sorar.” Bak, Resulullah Aleyhisselam nasıl detaylı tarif ediyor. Yazayım mı? O da: “Hayır, bekle! Belki tövbe eder.” der. Bir günah işlediğiniz zaman kardeşler, Allah aşkına aklınıza tövbe gelsin. Ya hocam ben tövbe ediyorum ama aynı günahı bazen bir daha işliyorum, bazen yine kanıyorum. Kardeşim! Bin kere bile günah işlesen, bin kere tövbe et! Yarına çıkıp çıkmayacağın belli değil. Allah’tan başka bizi affedecek bir kudret de olmadığına göre, biz yine her defasında O’na yöneleceğiz. O’nun yüzü var. Devamlı bizim tövbe etmemizi istiyor. Devamlı bizi bekliyor da, bizim niye yüzümüz olmasın Allah’a tövbe etmeye? Hayatının sonuna kadar sen günah işleyeceksin, istediğin kadar sakınmaya çalış. Hele ki ahir zamandayız. Şu halde, devamlı yüzünü ona döneceksin. Zaten istesen de istemesen de, Kur’an diyor ki: “Nereye dönseniz yüzünüz Allah’adır.” Günah da işlesen yüzün Allah’ta, sevap da işlesen yüzün Allah’ta. Şu halde, itiraf et Allah’a ve tövbe et! “Belki tövbe eder” der. Soldaki melek üç defa böyle deyince sağdaki: “Evet, artık yaz! Allah bizi ondan kurtarsın!” Bak şimdi sağdaki melek dua etmeye başlıyor. “Allah bizi ondan kurtarsın!” “O ne kötü bir arkadaş!” Günaha girdik ya biz, sağdaki şimdi bize veryansın yapıyor. “Ya kardeşim biz senin arkadaşınız ya!” “Devamlı seni takip ediyoruz ya!” Basit bir örnek vereceğim; Sağ tarafında ve sol tarafında birer tane kamera olsa… Hani o bisikletçiler var ya şimdi… Bisikletle dağlarda, bayırlarda sürüş yapıyorlar. Tam alınlarının üzerine kamera koymuşlar, onu sosyal medyaya veriyorlar, tıklanma alsınlar diye. Aynı bunun gibi sağında solunda iki tane kamera olsa o işlediğin, rahatlıkla işlediğin, kimse beni görmüyor diye işlediğin günahın var ya, işleyebilir misin o kadar kolay? İşleyemezsin. Ama kameradan daha net ve hata yapma ihtimali olmayan, şarjı bitmeyen, pile ihtiyacı olmayan, harddiski hiç dolmayan iki tane meleğin var senin! Sağda ve solda. Bunlar devamlı “Muakkibât” takip ediyor ve yazıyor. Ama sen kimse görmüyor gibi sağa sola bir bakıyorsun ve yapmak istediğin o günahı yapabiliyorsun. “O ne kötü bir arkadaş! Ne kadar az Allah’ı görüp gözetiyor. Ve bizden ne az utanıyor,” der. Bak, Allah korkusu var bir de kuldan utanma var. Melek kul mudur kardeşler? Melekler de kuldur. Tıpkı cinler gibi, tıpkı şeytanlar gibi. Bunların hepsi kuldur. Hadi Allah’tan korkmadın, bari kuldan utan! “Bunlardan başka önünde ve arkanda iki melek daha var. Bunlar Hak Teala’nın ‘onun, insanın önünde ve arkasında kendisini Allah’ın emriyle gözetleyecek takipçi melekler var’ ayetinde bahsedilenlerdir. Yukarıda okuduğum ayet-i kerimeyi zikretti Efendimiz Aleyhisselam, gördünüz mü? Şimdi bir, iki. İki melek. Önde bir tane var arkada bir tane var. Kaç yaptı kardeşler? Dört! Devam ediyor Muhammed Aleyhisselam… Bir melek de senin perçeminden, kahkülünden tutmuştur. Perçem alın demektir Arapçada. Tam burada. Bir meleğin tek vazifesi var: Ölünceye kadar biz o burdan tutuyor. Sağ eliyle burdan tutuyor. Sen Rabbine boyun eğip, itaat ettiğinde başını yukarı kaldırır. Gittin ya camiye secde ettin, geldi Ramazan zekatını verdin, Ramazan geldi orucunu tuttun, haramdan sakındın. O melek sen secdede başını eğdiğin zaman, rükuda başını eğdiğin zaman, o melek senin alnından tutuyor, havaya kaldırıyor. Bütün şeytanlara karşı seni gösteriyor. Allah buna emretti, başını eğdi. Sadece Allah’a eğdi, ve ben şimdi onun başını kaldırıyorum ve ona bir heybet veriyorum. Sokağa çıktığınız zaman insanların bazılarının yüzlerine baktığınız zaman onda bir heybet, bir nur görürsünüz. Bir alımlılık vardır adamda. Yanına gidip konuşmak istersin, elini tutmak, sarılmak istersin. Bazılarını da gördüğünüz zaman şöyle dersiniz: “Rabbi yessiri gitmiş bu adamın ya.” Yüzü simsiyah. Halbuki adam beyaz tenli bir adam ama yüzünde bir siyahlık görürsünüz. İçki içiyordur ya da zina ediyordur. Ekseriyeti böyledir, yüzü siyah olanların. Bunların Rabbi yessiri, Allah’ın verdiği yüzdeki nur gider. Bu melek diyor ki: Secde ederse ben onun başını kaldırırım. İsyan edip başını diktiğinde, başını yere çeker ve indirir, zelil eder. O kul namaz kılmazsa, oruç tutmazsa, ibadetleri yapmazsa ve haram işlerse bu melek ne yapıyor o dik başını? Alıyor bu perçeminden aşağı indiriyor. O aslında yürürken böyle yürüyor! Ama hakikatte, manada o melek onun başını aşağı çevirmiş. Şeytanlar ona bakıp gülüyorlar, kafir cinler ona bakıp gülüyorlar. Alay ediyorlar. Allah’a isyan eden bir kul diyorlar. Bir bakışta anlıyorlar kardeşler. Kaç oldu? 5 oldu. 2 melek de senin dudaklarında bulunur. Alt dudak, üst dudak. Burada 2 tane melek var. Bana getirdiğini söylediğin Salatü Selamları yazar, kaydederler. Bu meleklerin vazifesi ne? Ne zaman Muhammed Aleyhisselama Salatü Selam getirdin, hemen bu iki tane melek bunları alıyor, anında sanki bir sosyal medyadan, Facebook’tan mesaj gönderir gibi. Tıklıyorsun ya enter’a, mesaj karşı tarafa gidiyor. Melekler anında Muhammed Aleyhisselama bizim selamımızı götürüyor. “Senin Kerem ümmetinin, Erkan ümmetinin, Ömer ümmetinin sana selamı var, Ey Allah’ın Resulü!” diyor. Anında selamımızı bir sosyal medya hızında Muhammed Aleyhisselama ulaştırıyor. Başka hadislerinde Efendimiz Aleyhisselam ne buyuruyor? “Allah bana ruhumu iade eder, ben de ümmetimin selamına icabet ederim.” Hadi gelin bir selam getirelim Efendimiz Aleyhisselama! Allahumme salli alâ seyyidina Muhammedin nebiyy’il ümmîyyi ve alâ âlihi ve sahbihi ve sellim. Allah’ın selamı Efendimizin üzerine olsun! “2 melek de senin dudaklarında bulunur, bana selam getirdiğinde bana ulaştırırlar.” “Bir melek de ağzının içinde bulunur ve ağzından içeri yılanların, çiyanların girmesine engel olur. 2 dudak + 1 tane melek de ağzımızın içinde kardeşler. Uyuduk bir yerde, dışarıya çıktık. Arkadaşlar dediler ki, “Ya hocam gel yeşillik bir alan var orada kamping yapalım, çadırlar falan her şeyi ayarladık, geceleyin orada kalalım.” Gittin orada yattın. Ama hayvanların çok olduğu yer orası. Sürüngeni vardır, akrebi vardır, yılanı vardır. Bir meleğin vazifesi ne? Ağzının içine akrep ya da yılan girmesini engellemek için Allahü Teala sen ölünceye kadar senin başına bir tane koruma dikmiş. Parayla tutsan o koruma senin akrebini, yılanını engelleyemez be. Parayla bir koruma tutsan, onu bulamaz, göremez çoğunlukla. Ama Allah seni o kadar seviyor ve önemsiyor ki sana bu kadar koruma vermiş. Kaç etti kardeşler? 8 etti. 2 tane daha var. 2 melek de iki gözünün üzerinde bulunur. İşte bunlar her insan ile birlikte toplam 10 melektir. 2 tane de tam gözümüzün üstünde kardeşler. Tam şu kaşlar var ya burada. Bunların vazifesi ne? Bizi tozlardan ve taşlardan korumak için bunlar orada beklerler. Gözler insan bedeninin en zayıf, en narin olan yeridir. En ufak bir ince taş ya da cam parçası gelse kör olursun. En incesi. Bu meleklerin vazifesi ne? Bunu engelliyorlar. Gelebilecek olan darbe şiddetini azaltıyorlar. Dikkat ederseniz; bir taş, bir darbe, bir yumruk falan geldiğinde daha çok nerelere gelir? Bu kısımlara gelir. Bunun iki tane sebebi var; 1- Gözü çukur içine koymuştur kemiklerle korumuştur Allahü Teala. 2- İki tane de melek koymuştur oralara. Darbenin şiddetini azaltmak için. 10 melek. Ama sen dedin ki hocam 20 tane var. Allah’ın Peygamberini dinleyin! Sallallahu aleyhi ve sellem. “Toplam 10 melektir. Gece melekleri gündüz melekleriyle nöbet değişirler. Böylece her insan üzerinde görevli 20 melek bulunur,” buyurmuştur. Yine Efendimiz Aleyhisselam’ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Aranızda gece ve gündüz takipte olan melekler vardır. Onlar sabah namazı ve ikindi namazı vaktinde günde iki kez nöbet değişimi için bir araya gelirler. İşte, ‘Sabah namazını eda et çünkü sabah namazı şahitlidir,’ ayetiyle murad edilen şahitlik budur.” O 10 melek sabah namazında bizimle beraber. Ne zamana kadar kardeşler? İkindi vaktine kadar. İkindi namazı İslamiyette orta namaz demektir. 5 vaktin tam ortası. Sabah namazı gelen 10 melek ikindi vaktine kadar bizimle beraber, sonra devir değişiyor, vardiya değişiyor. Diğer 10 melek geliyor, gece sabaha kadar da o 10 melek bizi koruyor. Toplam kaç melek yapmış oluyor kardeşler? 20 melek. Her gün bu 20 tane melek bizim üzerimizde kardeşler.

Muhammed aleyhisselam’ın tıp mucizesi: Vücutta 360 adet kemik ve eklem var!

Muhammed Aleyhisselam’dan bir hadis-i şerif getirdim, bunu okuyacağım. Rica ediyorum, dikkatli bir şekilde dinleyiniz. Bu hadis, Efendimiz Aleyhisselam’ın peygamberliğinin kesin ve kat’i olduğunun bir mucizesidir. “360 kemik hadisi” denir buna. Bundan 14 asır önce insan bedeninde 360 adet kemik ve eklem olduğunu, toplam olarak, bildirmiş olan bir peygamberden bahsediyoruz. 14 asır geçiyor ve insanlar araştırma yapıyorlar. İnsan vücudunda acaba kaç tane kemik ve eklem var toplam olarak? Kaç tane çıkıyor? 360 tane. Sorum şudur: Okuma yazma bilmeyen bir insan, Muhammed Aleyhisselam’ın özelliği okuma yazma bilmiyordu. Okuma yazma bilmeyen bir insanın hafızasına Allah, bu kitabı nakşetti. Ezbere okuyor bu kitabı, baştan sona kadar. Okuma yazma bilmeyen bir insan, 14 asır önce tıp ilminin hiç olmadığı bir alanda bir hadis-i şerif söylüyor. Hadisin metnini getirdim. Rica ediyorum, dikkatli dinleyin. Büreyde (radıyallahu anh) rivayet ediyor: Resululullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu: İnsanda 360 mafsal vardır. Mafsal ne demektir? Kemik, eklem… Mafsal… Her bir mafsal için bir sadaka bulunması gerekir. Şimdi Allah bize 360 tane kemik verdi mi kardeşler? Bu parçaların her biri için bir tane sadaka vermemiz lazım o gün. Her gün için… 360 mafsalın 90 tanesi, kemiğin 90 tanesi, sadece baştadır. 90’ı burada, diğerleri bütün bedene dağılıyor. Her bir kemik parçası için bir sadaka vermemiz gerekiyor. Bakın, şu parmağımı görüyor musunuz? Burada üç tane kemik var. 1, 2 ve 3 tane de mafsal var. Yani kıkırdak… Eklem… 3 kemik, 3 eklem… Şurada 6 tane… Vücutta bunun gibi 360 tane var. Şimdi Muhammed Aleyhisselam diyor ki: Her bir kemik ve eklem için o gün bir tane sadaka vermeniz lazım gelir. Bunu işitenler, “Buna kimin gücü yeter Ey Allah’ın Resulü?” dediler. Muhammed Aleyhisselam, şöyle devam etti: Mescitte toprağa gömeceği bir balgam… Camiye giderken yolda baktım birisi yere bir balgam atmış. Sen ne yapacaksın? Yere tükürmek İslamiyet’te mekruhtur, hoş bir şey değildir. 1- Çok zorda kaldığın zaman toprağın üzerine tükürürsün, 2- kıbleye doğru yapmazsın, 3- üstünü örtersin. Bu sefer mekruh olmaktan da çıkar. Çünkü üstünü örtüyorsun, insanlara zarar vermiyorsun. Fakat günümüzde insanların büyük çoğunluğu, İslam’dan ve Muhammed Aleyhisselam’ın ahlakından kopuk olduğu için yere tükürüyorlar, yere pisliklerini atıyorlar ve kul hakkına giriyorlar. Şimdi, sen de camiye giderken bir baktın caminin önünde, kapının önünde yerde balgam var. Adam içeride ihlaslı bir şekilde namaza durayım diye caminin kapısına balgam atmış. Rahat edeyim orada, sıkışıklık yaşamayayım nefes alıp verirken diye caminin kapısına balgam atmış cahil adam. Ve temizlememiş, üstünü örtmemiş. Sen de bunu gördün. Bak, Muhammed Aleyhisselam diyor ki: Mescitte ya da mescidin önünde gördüğün bir pislik, bir balgam, bir hayvan gelmiş pislik bırakmış ört üstünü. O bir sadakadır. Yaptın mı sadakaya girdin. Yoldan bertaraf edeceği bir engel… Yolda tahta gördün. Bana mı kaldı ya, mahallede 80 tane hane var. 300 kişi yaşıyor bu bizim mahallede. Yolun ortasındaki şu tahtayı bana mı kaldı? Bana ne ya, deme. O senin için bir fırsattır. O tahtayı, o taşı kenara koydun mu, ayağının ucuyla bile olsa kenara itsen sadaka verdin. Bak, bir tane daha kemiğin sadaka hakkını yerine getirmiş oldun. Bunları bulamazsa, kuşluk vakti kılacağı iki rek’at namaz, sadakadır. İki rek’at namaz ile bütün bu 360 tane kemiğin sadakasını vermiş oluyor musun? Oluyorsun. Peki hocam kuşluk namazı ne zamandır? Kuşluk namazı, sabah namazını bitirdin mi? Sonra 45 dakika namaz kılmanın mekruh olduğu dönem var. O da geçti. Güneş doğdu. 45 dakikadan sonra öğle ezanına kadarki ara vardır. Duha namazı ve kuşluk namazı kılınacağı bir ara… O ara esnasında boşluk bulursan iki rek’at namaz kılarsan vücudundaki 360 tane kemiğin sadakasını vermiş olursun. Onun şükrünü, duasını yapmış olursun. Allah böyle kabul ediyor diyor. Muhammed Aleyhisselam böyle söylüyor. İşte bizim peygamberimiz budur. 14 asır önce hiçbir ilmî teknolojinin olmadığı, bulunmadığı zamanda 360 diyor. 50 sene önce araştırma yapılıyor. 360 olduğu ortaya çıkıyor. Senin böyle bir peygamberin varken sen kimlerin peşindesin?

Romantik bir sabah namazı uyandırma yöntemi! – Eşinize muhakkak bunu yapın!

Şimdi bir hadisi şerif okuyacağım Efendimiz aleyhisselamdan. Evli kardeşlerim ve yakında evlenecek olacak kardeşlerim lütfen beni çok iyi dinleyin! Allah’ın peygamberi ne buyuruyor? Ebu Hureyre radiyallahu anh anlatıyor, Rasulullah buyurdu sallallahu aleyhi ve sellem: “Allah, geceleyin kalkıp namaz kılan ve hanımını da uyandıran…” Bir, geceleyin kalkacak namaz kılacak; iki, hanımını da uyandıracak. “…hanımı imtina ettiği taktirde yüzüne su döken kula rahmetini bol kılsın.” Bak şimdi, Allah’ın peygamberinin tarifine bak! Geceleyin teheccüde kalkıyor musun kardeşim? Gece teheccüde kalktığın anda namazını kıldın, “ya hatun kalkmasın” falan deme. Sen hanımını kaldırmaya çalış. Rasulullah buyuruyor ki: “…hanımı imtina ettiği takdirde…” Ne demek imtina etti? Şimdi adam namazı kıldı sonra tekrar yatağa geçiyor. Yatağa geçtiği anda hanımını dürtmeye başlıyor. “Hatun, hatun kalk!” Şimdi hanım da dürtülüyor ya, imtina eden kadın ne yapar? “Bırak beni!” Kadınların şu anda %99’u bana hikaye anlatmasın kimse. %99’u imtina eden kadınlardan. “Bütün gün yerleri sildim bırak beni!” diyor. Bak şimdi, Efendimiz aleyhisselam diyor ki bazı kadınlar size bunu söyleyecek. Şimdi kadınlarda takva olayı çok bozuldu. Eskiden kadınlar hep teheccüd namazı, sabah namazı falan kalkardı. Şimdi, siz bu hadisi şerifi teheccüd namazı için algılamayın, sabah namazı için algılayın. Teheccüd namazı sünnettir, sabah namazı farzdır. Sabah namazına kalktığınız zaman kardeşler, hatunu dürteceksiniz. Yumruklarınızın sert kısmı ile, şu kısımlar özellikle daha etkili daha tesirli. “Hatun, kalk.” Vurmak yok he! Dürtmek, böyle dürteceksiniz. Kemiklerin sert kısmı ile, “hatun, sabah namazı.” Hatun da imtina ederse şöyle yapar: “Bırak beni! Git yat zıbar.” Hatunun inancı zayıfsa, geceleyin bire kadar dizi seyretti ise, “dur şunu kaçırmayayım, dur şu sahne neydi?” falan diyorsa; o, sabah namazına kalkamaz. Hatunun inancı kuvvetliyse erkek kaldırmaz. Kadın erkeği kaldırır. Şu anda bizim dervişlerden bazıları şikayetçi. Şikayeti neymiş? “Hanım beni sabah namazına kaldırıyor fakat çok sert kaldırıyor hocam.” Bu imtinalara karşı sert yumruk tabiri… Biz dervişlerin hanımları da bizim sohbetleri seyrediyor. Bütün taktikleri öğrendiler hamdolsun. Kocalarını sabah namazına nasıl kaldırıyorlar? Sert yumruklarla. Dokunuyor fakat dokunurken kemiklerle dokunuyor. Hani bir el içiyle dokunmak vardır, “kalkar mısın bey?” Bir de el dışı ile çiğ vuruşu, “kalkar mısın?” Böyle kaldırdığı bir erkek rahatsız oluyor tabii ki. İmtina ettiği zaman ne yapacaksın diyor? Bir, dürteceksin. “Hatun kalkar mısın?” İki, bu biraz tehlikeli, bu biraz tehlikeli. “…imtina ettiği takdirde, kalkmadığı takdirde yüzüne su döken kula rahmetini bol kılsın.” İşte burada sağlığınızı garanti edemiyorum. Bak! Hatunu kaldırmaya çalıştın ya onu biraz dürttün ya. Hatun da kalkmadı. Peşinden ne yapacaksın diyor Efendimiz aleyhisselam? Bu bir taktiktir. Bir bardak suyu alacaksın böyle. Parmağının içi ile bandıracaksın sonra kaldıracaksın. Suyu hatunun yüzüne boca etmeyin ha! Boşanma sebebidir. Sakın! Sadece parmaklarını suyun içine daldırıcaksın sonra hatunun yüzüne serpiştireceksin. “Hatun!” tık tık tık… Böyle yüzüne damlalar geliyor. Yağmur damlacıkları. Çok romantik be. Yağmur damlacıkları geliyor yüzüne ondan sonra, “hatun kalkar mısın hadi gece namazını kılalım.” Ya da takvada zayıfsan, “hadi hatun kalk sabah namazını kılalım beraber. Sana imamlık yapayım ister misin?” Hatun da biraz imanlı bir kadınsa, “Allah razı olsun bey be, sağ ol.” Şu andakilerin çoğunda bunun olacağını pek düşünmüyorum. Hatun genelde zayıf oluyor şu anda hatunlar. Hep dünyalık istedikleri için, dünyevi baktıkları için olaylara kendilerine iyilik yapmak isteyen kocalarına sert davranıyorlar. “Beni sabah namazına kaldırma.” diyen derviş karısı da var. Bunu da biliyorum. Şikayetler geliyor. “Sabah namazına kaldırma.” Ben kaldırmayacağım da seni kim kaldıracak? Melekler mi kaldıracak? Cinler mi kaldırsın? Kim kaldırsın seni? Ben senin kocanım. Senden ben mesulüm. Sen kalkmazsan cehenneme gideceksin. Hurilerle beni baş başa mı bırakmak istiyorsun cennette? Sen cehennemde ben cennette ne yapacağım ben orada? Sıkılırım sensiz. Tamam 100 tane huri var ama ben seni isterim hatun, diyeceksin. Huyuna gitmen lazım kardeşim. Huyuna git. Kıskandır biraz, hatunu kıskandır namaza kalksın yoksa kalkmıyor. Politik davranın biraz kardeşler. Efendimiz aleyhisselam hadisin ilk kısmında bunu söylüyor. “…Allah ona rahmet etsin, hanımının yüzüne su serpiştirene Allah rahmet etsin.” diyor. Peşinden, “Allah, geceleyin kalkıp namaz kılan, kocasını da uyandıran, kocası imtina edince yüzüne su döken kadına da rahmetini bol kılsın.” Bak ikisine de dua ediyor. Kim çalışıyorsa, geceleyin saati hangisi daha erkene kuruyorsa… O telefonlarda kuruyoruz ya… Hanımın saatinden bir dakika önce kurarsan senin saatini paçayı sen kurtarırsın. İki kişinin sevabını da sen götürürsün. Taktik veriyorum ya. Taktik veriyorum Allah aşkına biraz dinleyin beni ya. O senden önce kalkarsa sevabı o götürür. Bu yüzden sen ne yapacaksın? Bir yarış hâlinde olacaksın. Hanımla yarış hâlinde. O haberi yokken, yemek falan yapıyorken telefonunu aç, alarm saati kaçta? 5:46. Sen ne yapacaksın? 5:45. Bir dakika önce. Her zaman erkek kadından bir adım önde olmak zorundadır. Komutana itaat eden asker orduyu kurtarır. Kocasına itaat eden kadın yuvayı kurtarır. Kadın kocaya itaat etmek zorundadır. Kur’an, bizim mükellefiyetimizi kadından bir adım öne koymuştur. Allah böyle buyurmuş. İstediğin kadar gururlan, kibirlen. Bu kitabı okuduğun zaman, Muhammed aleyhisselamın hadislerini okuduğun zaman erkeğin sorumluluğunun kadından bir adım fazla olduğunu görürsün. Kibir, gurur yapacak bir şey yok. Ayetler, hadisler ortadadır. Şu hâlde hanımlar, hadi bu kocalar bazen tembellik yapabiliyor bazen çalışıyor falan şu, bu yoruluyorlar. Siz bu kocaları kaldırın. Kaldırıken de imtina ediyorlarsa, “dur 5 dakika, 10 dakika, yok kalkamam” falan diyorlarsa, şu su olayını muhakkak yerine getirin. Su serpiştirme. Kocanın yüzüne 3, 5 damla. Yastığa falan gelmesin. Sadece yüzüne böyle romantik bir su serpiştir. Fazla yapma! Fazla yaptığın zaman ciddi tehlikeler ortaya çıkabilir. Kardeşler, bu taktiği öğrendiniz mi? Öğrendiniz. Şimdi sabah namazına kalkma konusunda hiçbirinizin bahanesi yoktur. Herkes sabah namazına kalkacak. Sabah namazı şahitlidir. Melekler dönüşüm yaparlar. Hesapları, dönüşüm yaparak kaydederler. Sabah namazına kim kalktı kim kalkmadı? Hepsi belirgindir. Sabah namazına kalkan kul Allah’ın emanındadır. Allah’ın emanı ne demek? Onun koruyucusu benim! Onu bizzat ben koruyorum. Bak meleklerine falan bırakmaz Allah Teala. Şu hâlde sen ne yapacaksın? Senin bu dünyadaki en önemli namazın sabah namazıdır. Bu sabah namazını kılacaksın. Hele ki cemaat ile kılarsan İslam ordusu demektir. Bütün dünyaya hâkim olacak bir İslam ordusu nereden geçer? Sabah namazı.

Üç kişi var ki, onların namazları kulaklarından üste yükselmez!

Bir hadis-i şerif okuyacağım. Mektuba giremedim daha ama önemli bir hadis-i şerif bunu nakletmem lazım kardeşler. Ebu Umame (radiyallahu anh) anlatıyor. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu: “Üç kişi vardır ki onların namazları kulaklarını öte geçmez.” Bak, buradaki kardeşlerin çoğunluğu derviştir. Beş vakit namaz kılar zikir derslerinin yanında, beş vakit namaz farz olduğu için çok itina gösterir. Ama Efendimiz Aleyhisselam, burada bizi ikaz ediyor ki birçoğu namaz kılar ama namazları kulaklarından geçmez, ne demek kulaklarından geçmez? İbadetin kabul yeri neresidir kardeşler? Semadır, göklerdir. İbadetin kabul yeri göklerdir. Ruhların eğlence yeri göklerdir. Bir şehit öldüğü zaman nereye çıkar? 7. kat semaya çıkar ve Cennetü’l-Me’va’ya geçer. Diğer, sıradan Müslümanlar öldüğü zaman serbesttir, kabir cennet bahçesi olur ama Cennetü’l-Me’va’ya çıkamaz, şehitler ise direkt olarak Cennetü’l-Me’va’ya çıkartılırlar. Özeldir onlar. Şimdi, ibadet yapıyor, namaz kılıyor ama namazı bırak birinci kat semayı geçmeyi, bırak ikinci katı, daha kulağından öteye geçemiyor diyor Muhammed Aleyhisselam. “Üç grubun namazı kulaktan öteye geçmez.” diyor, okuyorum. 1) Dönünceye kadar kaçan köle, bir hizmetçi… Evvelce, İslamiyet’in ilk zamanlarında binlerce yıl öncesinden kalma bir kölelik sistemi vardı. Muhammed Aleyhisselam, peyderpey, yapılan günahlardan sonra kefaret olarak köle bağışlamayı, köleyi özgürlüğüne kavuşturmayı tavsiye ettiği için ümmetine peyderpey zamanla kölelik kaldırıldı. Kölelik, hizmetkârlık, hizmetçilik var iken bazıları efendilerinden kaçıyor idi. Efendilerinden kaçan kölelerin namazlarının kabul olmayacağını söylüyor, kulaklarından öteye geçmeyeceğini söylüyor. Hadis alimleri diyor ki: “Buradaki kulaktan öteye geçmez, namaz kabul olmaz demek değildir. Borcu kapanır, buradan borcu düşer.” İkindi vaktini kıldı mı kıldı. Sevap… Artı bonuslar var. “Her namazda artı bonuslar var. O bonuslar yazılmaz, onları kaybeder demektir.” Birinci grup bu, efendisinden kaçan köle… 2) Geceyi, kocası kendisine dargın olarak geçiren bir kadın… Şimdi erkekle hanım, geceleyin yataklarına çekiliyorlar. Faaliyetler bitiyor, yeme, içme, konuşma, muhabbet, gülme, eğlenme bitiyor yataklarına gidiyorlar. Fakat kadınla erkek gündüzden tartışmış. Anlaşamamışlar, her erkekle kadının arasında anlaşamamazlık olabilir, sıkıntı olabilir, kadınlar bazen çok şey isteyebilir. Erkekler bazen gün içinde çok fazla streste kalabilir. Stresi, gider hanıma boşaltır, onun kafasını yer. Kadınlar bazen, çoğunlukla diğer kadınlarla beraber olduğu için özelikle bu altın günleri muhabbetinde falan beraber olduğu için… Onun hanımı, bunu almış; bunun kocası, karısına bunu almış muhabbetinden dolayı kadınlar dolar, dolduğu zaman da gelir akşam erkeğe boşalır. Bu çekişmeler falan çok fazla olur. Geçen, hanım bana diyor ki: “Bu sohbet işleriyle falan çok uğraşıyorsun, ona vaaz ver, buna git sohbet yap, şurada yazı yaz, buna reddiye yap, video çek, şudur budur. Benimle hiç alakadar olmuyorsun bey.” Peşinden bir cümle daha söyledi: “Kendimi özel hissetmek istiyorum.” Bu cümle, bizim hanıma ait bir cümle mi? Tövbe billah değil. Bu cümle, şu andaki Türk dizilerinde bir klişe. Kesinlikle ben izlemiyorum, hiçbir Türk dizisi seyretmiyorum. Fakat kesin olarak eminim ki Türk dizilerinde kadınlar kocalarına ya da o flörtler, kadınlar erkeklere şunu diyordur: “Kendimi bana özel hissettirmen lazım.” Şimdi kadın da bunlardan bir tanesini işitmiş. Duymuş. Geldi, o jargonu, dizideki jargonu aldı, Kerem Önder’e söylüyor. “Bana kendimi özel hissettirmen lazım hocaefendi.” diyor. Ben de ne dedim? Restine rest… Bir espri yapayım dedim, bakayım bir öfke limitini ölçeyim. Hatun dedim cep telefonumda hızlı aramalarda dört numaradasın, sen daha ne özelliği arıyorsun, ne özelik istiyorsun? Dört numaradasın dedim ya. Benim telefonumda hızlı aramaya dört numarada girecek adam çok zor bulunur. Kadın fıttırdı, çıldırdı, yarım saat konuştu. Elhamdülillah, sabır limitlerimin çok daha kuvvetli olduğunu fark ettim. Allah’a şükürler olsun, sabır konusunda iyiyim. Kardeşin biri tweet atmış. Diyor ki: “Hocam, dedem nineme bir laf sokuyor. Lafı soktuktan sonra ninem yarım saat boyunca dedeme saydırmaya başlıyor. Fakat dedem lafı soktuktan hemen sonra işitme cihazını çıkartıyor. İşitme cihazını çıkarttıktan sonra ninem yarım saat konuşuyor ama dedem önündeki gazeteyi okuyor. Hiçbir şey düşünmüyor, hiçbir tepki vermiyor. Olan bana oluyor, yarım saat ben dırdırını dinlemek zorunda kalıyorum.” Bunlar sınavdır kardeşler. Bizim, Allah’a şükür kulaklarımız duyduğu için böyle bir şeyi yapma ihtimalimiz yok. Yarım saat başımızı patlatırlar, bundan dolayı biz ne yapacağız? Peki hatun, tamam hatun, arada bir iki espri falan… Olayı kurtarmaya, geçiştirmeye çalışacağız. Ama “Ben kendimi özel hissetmek istiyorum.” falan, “Bana kendimi özel hissettir.” falan bunlar boş muhabbet. Kardeşim, şu camı açar mısın biraz? Gerek yok. Bu kadar Müslüman’ın duasını alıyoruz, daha ne özel olacaksın ya? Dünyanın her tarafından bize dua ediyorlar ümmeti Muhammed Elhamdülillah. Daha özellik mi arıyorsun? İşte, gün içinde hatunla tartıştın mı kardeşim? Yatağa, o yataktaki yastığa başını koyduğun anda dargınlık bitecek. Dargınlık bitmezse ne oluyor? Geceyi kocası kendisine dargın olarak geçiren kadının namazı kulağından öteye geçmiyor. Şimdi hanım diyor ki: “Benim de beş vakit namazım var, ben de kılıyorum.” diyor. Ama koca ona dargın ise kadının namazı kulaktan öteye geçmiyor. Üçüncü maddede kim var? 3) Kavminin nefret ettiği imam… Kavminin, kendisinden nefret ettiği bir imam… Cami hocalarına, cami imamlarına bakın. Bugün, gördüğüm cemaatlerde gördüğüm sıkıntılardan bir tanesi ne? İmamını beğenmiyor, arkasından gıybet yapıyor. Bizim imam pazar günü namaz kılmıyor hocam. Kardeşim, gördün mü? Yok, görmedim ama pazar günü camiye gelmiyor. Ya bu adamın haftada bir gün tatili yok mu kardeşim? Dinlenmesi lazım, hanımını almıştır bir yerlere götürmüştür. Zaten haftanın altı günü camiye geliyor bu adam, beş vakit namazı kılıyor. Sen niye sû-i zan yapıyorsun? Bazen de imamlar, yanlış şeyler yapıyor, cemaati kızdırıyor, cemaati öfkelendiriyor. Cemaat de arkasında namaz kıldığı imama lanet okuyor. Ben kendi kulaklarımla işittim. Kendisine her gün beş vakit namaz kıldıran imama lanet okuyan cemaatler var. Bu imamlar da kendisini check edecek. Nerede yanlış yapıyorum, bu cemaatimin, arkamda namaz kılmaya gelen bu adamların neden ilgisini çekemiyorum, neden sevgisini alamıyorum, neyi yanlış yaptım? İmamların da bunu düşünmesi lazım. Eğer düşünmezse ne oluyor? Kavmi, arkasındaki cemaat, bu imamdan memnun değilse ona lanet okuyorsa imamın da namazı kulaktan öteye geçmiyor. Şimdi bu imam tek başına namaz kılsa onu bağlar ama yüzlerce binlerce insana bu imam namaz kıldırıyor, burada sorun yok mu? Muhammed Aleyhisselam, bizi bu noktada ikaz ediyor kardeşler. İstiyorsan namazların kulaktan öteye geçsin, yükselsin. O zaman ne yapacaksın? Bu şartlara dikkat edeceksin, bu mayın tarlasına girmeyeceksin. Şam ulemasından bir alim, kadı. 27 sene boşanma davalarına baktım diyor, 27 sene! Evli olan kardeşlerim şimdi beni çok iyi dinlesin. Yirmi yedi sene boşanma davalarına baktım, bütün boşanmaların şu iki maddeden ortaya çıktığını gördüm: 1) Öfkeden gözü kör olmuş erkek… Adamın gözleri görüyor fakat bir öfkelenmiş karısına, bir şeyleri yanlış yapmış, o gün de stresli bir gün geçirmiş karısına başlıyor saydırmaya. “Boşadım lan seni.” diyor üçten dokuza doksan dokuza. Dokuz da bitti artık doksan dokuz. Gitti, üç talak da bitti. “Boşadım seni.” diyor. Sonra ne oldu bu? Bu erkekle bu kadın bir daha beraber olamaz. Üç talak da gitti, bağlar koptu. Öfkeden gözleri kör oluyor, ne dediğini bilmiyor. İkinci maddede ne diyor imam? 2) Ona o anda, o öfke hâlinde cevap veren ahmak kadın… Yirmi yedi sene boyunca bütün boşanmalar bu iki maddeden oluştu. Ben bunu gördüm, şahit oldum diyor. Kadın, bu adam öfkeli, görüyorsun zaten gözlerinden şeytan akıyor, şeytan akıyor gözlerinden! Sen sus ağzını kapat ya. Öfkesi geçtiği zaman bu sefer sen konuşabilirsin. İki kutup aynı anda karşı karşıya gelirse çatışma olur, çarpışma olur. İki trenin aynı rayda çakışması gibi olur. Sen bekle, o tren tren bir geçsin, o öfke treni geçsin sonra sen geçersin aynı raydan. Kadın ve erkek hangisi çok öfkeliyse gözlerine bakacak. Öfke var mı gözlerinde, şeytan gelmiş mi? Gelmiş, sen konuşma o anda, sen o anda kılıbık erkek moduna geç. Hocam, ben erkeğim her zaman daha önde olmam lazım. Hayır kardeşim ya o anda bırak bir hanımın patlasın, rahatlasın, konuşsun. Ondan sonra geçti yarım saat, bir saat. Bu sefer sen konuşmaya başlayabilirsin. Bak hatun, sen bunu bunu yanlış yaptın. Diyebilirsin. Ama o öfke anında yapmayın bunu. O çatışma anında talaklar gidiyor, boşanmalar gidiyor. Ondan sonra taraf taraf hoca arıyorlar. Ehl-i sünnette üç talağı verdikten sonra geri dönüş yok. Nereye gidiyor? Ehl-i bidata… Ne kadar sapkın adam varsa onların peşine gidiyor bu sefer. Hoca, diyor hanıma üç defa talak verdim. Ne diyor reformist hocalar da? Devam, bir şey yok, devam…

Her sabah uyandığında senden 8 şey isteniyor!

Bir sabah namazdan sonra evine dönerken, yolda birine rastlar. Adam önce selam verir. İyi dilek ve duada bulunduktan sonra da… Hayırlı sabahlar manasında; -Nasıl sabahladın Üstadım? der. Şimdi İmam’a soruyor, -Nasıl sabahladın? Birisi bize sorduğu zaman, ”Nasıl sabahladın?” Biz nasıl cevap veriyoruz? -Ya akşamleyin bir pilav yedim, pilavı fazla kaçırdım akşam… Bir ‏sağa dön, bir sola dön, uyku tutmadı sabaha kadar be… Bizim sabahlayışımız bu! Şikayet, şikayet, şikayet… Allah’tan şikayet, Peygamberden şikayet , hanımdan şikayet, çocuktan şikayet, hep şikayet! Şimdi İmam nasıl sabahlamış? Bir adam müctehid olduğu zaman, İslam alimi olduğu zaman, nasıl tefekkür sahibi… Hz. İmam, nasıl sabahladığını şöyle anlatır: -Sekiz tane şeyin benden istendiğini düşünerek sabahladım. Adam şaşırır! -Ey imam! Kim sizden sekiz tane şey isteyebilir ki… Sizin kimseyle takışık bir işiniz yoktur? İmam tebessüm eder ve saymaya başlar; -”Bak! Benden her sabah kimler, neler istiyorlar” der ve izahate başlar; Bir; Rabbim benden farzını istiyor. Her gün Allah bizden farzını istiyor mu, beş defa? Huzuruna bekliyor bizi… Bakın, Allah bizim uykumuza bile karışıyor. İsteyen bir adam, ülkemizde saat on ikiye kadar uyuyabilir mi gündüz? Bir adam 12’ye kadar uyuduğu için hapise atarlar mı? “Sen niye sabah namazına kalkmadın lan, kalk! Hapise gidiyorsun.” Var mı ülkemizde böyle kanun? Yok… Sabah namazına kalkmak zorundasın dört buçukta! Allah senin uyku vaktine bile karışıyor; ”Benim için kalkacaksın ondan sonra istersen öğle vaktine kadar uyu…” Bak, Allah uykumuza bile karışıyor. Böyle bir dinin sahibiyiz kardeşler… Öyle, ”Allah beni yarattı ama bana karışmasın.” yok! Allah her gün benden farzını istiyor. İki; Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem benden sünnetini istiyor. Muhammed Aleyhisselam’ın gün içinde üç bin dört bine yakın sünneti vardır, yapabileceğimiz. Biz Müslümanlar, elimizden geldiği kadar bu sünnetlere ittiba etmeye çalışırız. Kim, ne kadar fazla yaparsa sevabı o kadar fazla olur. Alacağın mükafat, nimet o kadar fazla olur. Sünnet’e en çok ittiba eden Sahabe kimdir? Hz. Ömer’in oğlu desem size, kim dersiniz? Halifemiz Ömer radiyallahu anhın çok oğlu vardı. Ama bir tanesi, İslam tarihinde öne çıkmıştır. Kimdir o? Abdullah İbn Ömer… Abdullah İbn Ömer, Allah ondan bin kere razı olsun. Sahabenin fakihlerindendir. Şafiler, Hadisleri Abdullah İbn Ömer’den aldılar. Biz Hanefiler Hadisleri kimden alırız? Abdullah İbn Mes’ud. Bizim silsilemiz odur. İmam-ı Azam peşinden… Hocası Hammad… Üstadı kim? İbrahim Nehai, Üstadı kim? İbn Mes’ud radiyallahu anh. Silsile böyle gider. Şimdi Abdullah İbn Ömer’in Sünnete bağlılığına bakın. Nerede Resulullah Aleyhisselam hayatında bir tek sefer bile bir şey yapsa… Bir tek sefer bile olsa, mesela; Muhammed Aleyhisselam bir yere doğru seyahat ederken bir ağacın kenarında oturdu. Abdullah İbn Ömer bunu duysun. Oradan giderken muhakkak o ağacın kenarında bir kere oturur. Bir kaç dakika bile olsa bulunur. Etrafındaki insanlar derler ki; “Niye burada oturuyorsun?” -Çünkü benim Peygamberim bir kere burada oturmuş. Bana bu nakledildi. Bu sünneti yapmadan ölmeyeyim. Bir yerde bir akarsu varsa, Efendimiz Aleyhisselam oradan bir şeyler içtiyse, Abdullah İbn Ömer muhakkak oraya gider, hayatında bir kere bile olsa, “bu sünnetten de geriye kalmayayım” diye. Gider o akar suya, Efendimiz Aleyhisselam içtiği gibi suyu içer. Buna ”Sünnete Tabiiyet” denir. Neden sabahabe bir yıldız? Neden böyle? Çünkü Sünnete çok ittiba etmişler, Abdullah İbn Ömer bunların en önde gelenlerindendir. Ölüm döşeğine yattı, son dönemlerinde yatalak oldu elini, kolunu, ağzını, gözlerini kıpırdatamıyor. Son dönemlerinde… arkadaşları geldi ona abdest aldırdılar. Namazını ima ile gözlerle kılacak. Fakat abdesti aldırdıktan sonra, Abdullah’ta bir sıkıntı ortaya çıktı. Bir rahatsızlığı var. Fakat söyleyemiyor. Dili kitlenmiş, vücudu hareketsiz, sadece gözleri hareket ettirebiliyor. Başka bir arkadaşı geldi, dedi ki: “Siz ne yaptınız Abdullah’a?” Dediler ki: “Abdest aldırdık.” -Ama bir sıkıntı var burada, nasıl aldırdın abdesti tarif et bana. “Şöyle yaptık, böyle yaptık.” Dedi ki arkadaşı Abdullah İbn Ömer’in arkadaşı: -Kulakların arkasını mesh ettiniz mi? Muhammed Aleyhisselam’ın Sünnetidir. Biz abdest alırken ne yapıyoruz? Elleri yıkıyoruz. Serçe parmakları kulağın içine koyuyoruz. Peşinden de baş parmakları mesh ediyoruz, arka tarafı… Sünnettir. -Kulakları, baş parmaklarınızla kulaklarının arkasını mesh ettiniz mi? “Etmedik… Bu sünneti yapmadık… hastadır diye yapmadık.” -”Yapacaksınız! Abdullah, Muhammed Aleyhisselam’ın yerine getirmediği, Muhammed Aleyhisselam’ın yaptığı ve bunun yapmadığı bir tane bile sünnet yoktur. Rahatsızlığı bundan dolayıdır.” dedi, gitti ellerini ıslattı, kulaklarının arkasını mesh etti, Abdullah İbn Ömer rahatladı. Sahabe budur, din bize bu insanlardan geldi kardeşler… Ama bugün televizyonlara çıkan etiketli adamlar diyor ki: “Sahabeye ne gerek var ya, onlar anlamışsa biz de anlarız. 14 asırda bizlere bir sürü şeyler nakletmişler, gerek yok, aç Kur’an Mealini oku yeter.” Peygambere lüzum yok, sahabeye lüzum yok, mezheplere lüzum yok, hadislere lüzum yok… Adem’den de önce başka Adem’ler olabilir… Meryem tecavüze uğramış olabilir… Adem’in de babası vardı… Bana göre evrime inanmakta sorun yok… Bir sürü sapık sapık görüş ortaya çıkıyor. İşte sahabeden ayrılırsan! Muhammed Aleyhisselam’dan ayrılırsan, yeni yeni dinler ortaya çıkartırsın… İmam diyor ki: “Resulallah benden sünnetini istiyor. Her gün o Peygamberin bende hakkı var. Bu dini bana getirdi. Ve O’nun sünnetini yerine getirmem lazım.“ Üçüncü madde; Aile çoluk çocuk günlük masrafını istiyor. Burada gelen kardeşlerin büyük çoğunluğu evlidir. Kime bakmak zorundayız biz, İslamiyete göre? Hanıma, çocuğa bakmak zorundayız. Onların masrafı biz erkeklere aittir. Aile benden sabah uyanır uyanmaz bunları istiyor, hanım ne diyor? “Hadi, hadi işe geç kaldın çabuk git, perde alacağım daha, bana maaş getirmen lazım, perde alacağım.” Kadının derdi perde ya, perde. Faturaları düşünmüyor kadınlar. Perde alacağım, elbise alacağım. Naciye’nin kınası var dört elbiseyle çıkmam lazım. Kadınlar böyle… Abla yapmayın bunu abla yapmayın, şu kocaya biraz destek, biraz yardımcı olun ya. Dört; nefis kendine tabi olmamı istiyor. Allah farzını istiyor, Rasulullah Sünnetini, nefis ne istiyor? Şeytan kanılı; -”Bana tabii olacaksın.” diyor. Peki nefsimiz bizi nereye götürmek istiyor? Allah’a isyana ve ateşe, onun tek bir derdi vardır. -Ateşe gidelim! Orada güneşlenmek, orada tenimizin bronzlaşması çok daha caziptir. Nefis bronzlaşmayı sever kardeşler… Denize gidecek kardeşleri uyarıyorum bak! O bronzlaşmayı seven kardeşler var ya… Denize gidiyorsunuz bir de paralar veriyorsunuz orada. -“Hocam bizim gittiğimiz yerde fazla çıplak yok.” Falan numarası yapmayın bana. Çıplaklar her tarafta var, her tarafta var. Denizlerden mesafeli durun biraz. Havuz falan olabilir, sadece erkeklerin bulunduğu havuzlar. Avret mahalinizi örter, girebilirsiniz ama denizlerde sıkıntı var kardeş! Ne kadar takvalı olsan bile, o çıplaklar her tarafında geziyor senin. Şu halde kovadan suları dökme bak, ben de taekwondocuyum. O hoca sopayla vuruyor ama ben sopa kullanmam! Silahsız ve tehlikeliyim aynı zamanda, dikkatli ol! Allah bizi korusun kardeşler ya (amin). Beş; şeytan arkasından gitmemi istiyor. Nefs, ona tabi olmamı istiyor, şeytan da kendisine tabi olmamı istiyor. Biliyorsunuz nefsin mürşidi kamili kimdir? Şeytandır! Ona aklı şeytan verir. Altı; Kiramen Katibin melekleri, iyi şey yazdırmamı istiyor. Bakın iki tane meleğimiz var. Sağdaki amir, soldaki memur. Bu çift kazık, bu tek kazık onbaşı. Bu ne diyorsa, bu uymak zorunda! Şimdi, soldaki melek günahları yazıyor ama vazifesi olduğu için yazıyor. Ne istiyor bizden? Günahları yazma vazifesi olmasına rağmen istiyor ki; ”Bana bir şey yazdırma, hep sağdaki yazsın.” Bizim Cennet’e gitmemizi istiyor. Çünkü bu meleklerimiz var ya bizimle beraber Cennet’e gidecek. Kardeşler! Hepimizin vücudunda 360 tane melek var. Ve bu melekler bize gece gündüz nasıl dua ediyor? -“Allah’ım bu kulunu Cennet’ine al” Neden? Onun da menfaati var. Bizimle beraber onlar da Cennet’e gidecek. Bundan dolayı kardeşler… Yedi; geçen günler ihtiyarlamamı istiyor, zaman bizim aleyhimize işliyor. Ve devamlı bizim ihtiyarlamamızı, bedenimizden kurtulmamızı ve ruh olarak Rabbimize kavuşmamızı istiyor. Zaman bizim düşmanımız değil! Zaman her geçen gün bizim Allah’a kavuşmamızı istiyor. Allah’a kavuşmak da şu beden ülkesine girmişken mümkün değil. Bedenden kurtulmadan, ruh buradan sıyrılmadan, müşahede yoktur. Allah’a kavuşmak yoktur. Beden bizim en büyük engelimizdir. Allah ruhu bu beden içine hapsetmiştir ve bir özlem içinde devamlı Allah’ı arar ruh. Tatminsizdir, hep sonsuzluğu ister. Hasta olmayacağı, acıkmayacağı, ağlamayacağı, hüzünlenmeyeceği, devamlı mutlu olacağı, istediği her şeyin bir anda önünde olacağı bir yerde olmak ister, içimizdeki ruh. Ama bu bedenle ve bu dünyada mümkün değil! Neden bunu istiyor? Cennet diye bir yer olduğu için bunu istiyor. Cennet’in var olduğu delili nedir? İçimizde bu istek var. Sonsuz olarak yaşamak isteği, ölümsüzlük isteği… İşte bu ruhtur, işte bu Cennet’in varlığının delilidir. Sekiz; son olarak da Hazreti Azrail hazır olmamı istiyor. Azrail Aleyhisselam herkesin canını almaya gider. Ama Müslümanlardan hazır olmasını ister. -”Eninde sonunda geleceğim… Ama hazır olarak sana hazır bir şekilde gelmek istiyorum. Beni gördüğün anda şoka girme, dilin tutulmasın… Beni tanı… Öleceğini bil, buna göre hazırlık yaparsan şoka girmezsin. Ben sana güzel bir suretle görünürüm. Güzel bir suretle göründüğüm zaman şehadeti çok kolay söylersin. Şehadeti söyledin mi paçayı kurtardın. Allah’ım sen bize nasip et ya Rabbim (amin). Bakın! Bütün veliler bütün alimler en çok korktuğu şey ne biliyor musunuz? Son nefes, son nefes… Daha çok korktukları hiçbir şey yok… Aç kalır mıyız? Çocukların bakımını nasıl yapacağız? Bu çocukları nasıl evlendireceğim? Hacca gidebilir miyim acaba? Boş, boş,… Bu korkular geçici! Bir korku var ki son nefesini kaybeden her şeyini kaybeder. Ebedi hayatını kaybeder. Şu halde, o farz namazlarından sonra yaptığınız dualar var ya kardeşler… Son nefesi muhakkak arada zikredin. -“Allah’ım şu kitabın Kur’an hürmetine, isimlerin sıfatların hürmetine, şu son nefesimde bana şehadet getirmeyi nasib et Allah’ım (amin).” Bunu söyleyin kardeşler. İmam diyor ki: -Azrail hazır olarak ölmemi istiyor. İşte ben bütün bu isteklerin muhatabı olarak sabahlamış bulunuyorum, her sabah bu sualler cevap bekliyor. Hz. İmamı dinleyen adam düşünmeye başlar bir kaç saniyelik tefekkürden sonra sorar: -Ya İmam, bu saydığın şeyler sadece senden mi isteniyor, yoksa benden de isteniyor mu? Sadece senden mi yoksa benden de isteniyor mu? İmam tebessüm eder ve şöyle der: “Orasını ben bilmem artık, sen düşün.” Bu tekliflere muhatap olan sadece müctehid bir alim olan İmam-ı Şafi mi? Yoksa bütün Müslümanlar mı? Aklı olan bütün Müslümanların, aynı teklife bizde muhatabız. Aynı sekiz istek sabah, her sabah uyandığında senden de isteniyor kardeşim, benden de isteniyor… Şu halde bir seçim yapacaksın, ya hazırlık yapacaksın… ya da kolay yolu tercih edeceksin; ”Bana ne ya.” diyeceksin. Allahu Teala bizleri aldananlardan, kananlardan, sapanlardan etmesin kardeşlerim (amin). Bak! Kolay yolu tercih etmeyin! Kolay yol Ateizmdir, Deizmdir, Mealizmdir, Vehhabizmdir, Şiizmdir bunlar kolay yoldur. Siz zor olan yolu tercih edin, 14 asırlık İslamı tercih edin! Kim bu 14 asırlık dinden bir gram, bir karınca kadar ayrılırsa… Vallahi sapar! Vallahi yanılır! Şu halde dualarımızda muhakkak; -”Allah’ım ayaklarımızı şu Ehli Sünnet caddesinden kayırma ya Rabbi (amin)” diye de dua etmemiz lazım.