Kur’ân’ın insan sözü olmadığının delilleri! Edebiyatta zirve Kur’an’dır!

Şu halde bu ayetlerin gökten gelişi bir mucizedir. Allah’ın, Efendimiz Aleyhisselam’a verdiği mucize. Şimdi müşrikler bu mucizeyi okuma yazma bilmeyen bir insandan işitiyorlar. Nasıl işitiyorlar? Bir an için hatırlamaya çalışın: Peygamberimiz Aleyhisselam’a en çok itham ettikleri şey ne idi? Bir: “Sen sihirbazsın.” İki: “Sana cinler musallat olmuş.” Üç: “Sen bu söylediğin şeyleri daha öncekilerinin kitaplarından almışsın. Başka kitaplardan almışsın buraya getirmişsin.” Bunu diyorlar. Diyorlar ama okuma yazma bilmeyen bir insana bunu söyleyemezsin. Bir: Okuma yazma bilmiyor İki: Kitabın tamamını bir duyuşta nasıl ezberleyebilirsin? Efendimiz Aleyhisselam bu kitabı nasıl ezberledi? Bir tek duyma ile. Bir tek işitme ile. Şimdi ben size buradan bir sure okuyayım. Bir sureden üç dört ayet okuyayım. Bismillahirrahmanirrahim “İzeş şemsu kuvviret.” “Ve izen nucûmun kederet” “Ve izelcibâlu suyyiret.” “Ve izel ışâru uttılet.” “Ve izel vuhûşu huşiret.” Beş tane ayet okudum. Beş ayet okudum. Şimdi, bu beş ayeti kardeş aranızdan bir tanesine desem ki.. Burada komiser var. Burada doktor var. Bak bu komiser ile doktora söylesem: “Kardeş şimdi beş ayet okudum sana, şimdi” “Hemen bana bu beş ayet’i okur musun?“ desem. Okuyabilir mi? Ezbere bilmiyorsa, okuyamaz. Daha önceden ezberlemişse okuyabilir ancak. Yoksa okuyamaz. Kardeşler, beş ayetten bahsetmiyorum. Altı bin küsur ayet’i, Efendimiz Aleyhisselam peyderpey dinledi. Tek dinleme ile ezberledi. Ve bu ezberleyişi insanlara anlattı. Bu Kur’an böyle geldi. Yazı olarak gelmedi Metin olarak gelmedi. Rasulullah bunu yazmadı, çünkü yazması yok. Bilmiyor. Okuması yok, bilmiyor. Şifahi olarak söylüyor, sahabe hemen deri parçalarına yazıyor, kağıtlara yazıyor, kemiklere yazıyor. Kur’an böyle toplanıyor. Şimdi, müşrikler Rasulullah Aleyhisselam’dan bu hitabeti işittikleri anda büyüleniyorlar, şaşırıyorlar. “Bu hitap nasıl olabilir?“ “Kuşlar nasıl gelebilir?“ “Bu kelimeleri nasıl peşi peşine dizebilir?“ “Bu insan okuma yazma bilmiyor.” diyorlar. Hitabetten etkileniyorlar ama hatipten dolayı kabul etmiyorlar. Etrafınızda birçok insan vardır. Anlattığınız şeyler ne kadar doğru, güzel ve tesirli olursa olsun sadece ve sadece size olan hasetliğinden ve kininden dolayı sözlerinizi kabul etmez. Sadece sizi basit gördüğü için. “Bu adam bir taksici.” “Bu adam bir doktor.” “Ne bilir İslam’ı!?” “Bu adam bir şoför.” “Bu adam bir çantacı.” “Bu adam bir çiğköfteci.” “Ne anlar İslam’dan!?” “Bana nasıl İslam’ı anlatır!?” diye yaptığınız işe binaen sizi aşağılar, sizi hafife alır. Halbuki asıl olan benim yaptığım iş değildir. Asıl olan anlattığım şeydir. Sen benim, anlattığım şeye bakacaksın. Rasulullah’a böyle bakmadılar Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Bir gece üç tane müşrik Efendimiz Aleyhisselam’ın evinin önüne geldi, birbirinden habersiz. Peygamberimiz Aleyhisselam devamlı etrafındaki insanlara Allah’ın ayetlerini söylüyor ve ayetler etkiliyor. Ama kinlerinden, kibirlerinden dolayı kabul edemiyorlar. Üç tane müşrik kimdi? Bir: Ebu Süfyan İki: Ebu Cehil Üç: Ahnes ibni Şureym denilen bir adam. Üç adam birbirinden habersiz, Efendimiz Aleyhisselam’ın gece vakti evinin önünden geçiyor. Peygamberimiz’e farz olan amellerden bir tanesi nedir? Her gece Kur’an okumak zorunda. Her gece teheccüde kalkmak zorunda. Bize ne ibadet var, Peygamberimiz Aleyhisselam’a iki misli ibadet var. Peygamberler herkesten daha fazla ibadet yapar. Her gece Kur’an okuduğu için, ezberden. Bu müşrikler de oradan geçerken kapısının önünden işitiyorlar. Ama işitirken orada duruyor, kalıyor, kitleniyor. Birbirinden habersiz… Ebu Süfyan orada evinin köşesinde oturuyor Kur’an dinliyor. Rasulullah Aleyhisselam ayetler okuyor. (Ebu Süfyan) Bir bakıyor, Ebu Cehil geliyor. Onu bir görüyor, hemen ayağa kalkıyor. “Ben de buradan geçiyordum, evime gidiyordum ya” diyor. Birbirlerini aşağılamasınlar diye yalan söylüyorlar. Ebu Cehil diyor ki: “Ne yapıyorsun burada ya?” + “Evime gidiyorum.” – “Aldatma. Kandırma, yalan söyleme.” diyor. “Muhammed’i dinlemeye geldin değil mi?” diyor Sallallahu Aleyhi ve Sellem Bir bakıyorlar Ahnes orada, köşede. O da orada. Üçü birbirinden habersiz bir gece, iki gece, üç gece… Her gece birbirlerine söz veriyorlar: “Bir daha gelmeyeceğiz.” “İnandığımız putlara yemin olsun, bir daha bu sihirbazı dinlemeye gelmeyeceğiz. ” “Çünkü etkileniyoruz.” Diyorlar ama yine geliyorlar. Birkaç gün sonra Ahnes denilen müşrik Ebu Süfyan’a gidiyor. Meraklı, fikirli bir adam. Düşünceli bir adam. Dinlediği kelimelerin Muhammed Aleyhisselam’a ait olmadığına inandığı için Ebu Süfyan’a gidiyor. Diyor ki: “Ya Eba Süfyan, sen akıllı bir adamsın.” “Ne düşünüyorsun?” “Dinlediğin ayetler hakkında, Muhammed’in söylediği kelimeler hakkında, ne düşünüyorsun?” “Bunlar hakikat mi?” Ebu Süfyan diyor ki: “Hakikat” “Bunlar bir insan sözü olamaz.” Çünkü belagat noktasında Arapça’nın zirvesi nedir? Kur’an’dır. Belagat noktasında, edebiyat noktasında dünyadaki zirve Kur’an’dır. Hiçbir insan bu edebiyatı, kelimeleri böyle dizmeyi yapamaz. Mümkün değil. Hiç bir şair. Bende şairlik de vardır. Dünyadaki bütün şairleri toplayın. Çok şiir okumuşumdur, severim çünkü… Ama hiçbir şair böyle cümleleri peşi peşine dizemez. Edebiyatta zirve Kur’an’dır. Onlar da biliyorlar ki bu bir insanın sözü olamaz. “Bu kelimeleri, ben çok şair dinledim böyle peşi peşine getiremez” diyor Ebu Süfyan. “Hadi gidelim, Ebu Cehil ile konuşalım.” diyor. “Tamam. ” diyorlar. Gidiyorlar Ebu Cehil’e Diyorlar ki: “Ne diyorsun?” “Sen de dinledin, bu ayetleri sen de dinledin biz de dinledik.” “Senin görüşün nedir ya Eba Cehil?” Ebu Cehil diyor ki: “Ben doğru olduğunu düşünüyorum.“ “Çünkü ben çocukluğundan beri tanıyorum bu Muhammed’i “ Sallallahu Aleyhi ve Sellem “Bu böyle sözler söyleyemez.” “40 yaşına gelmiş, bu sözlerin yakınına yaklaşan sözler edememiş, 40 yaşından sonra bir anda mağaradan çıkıyor ve hiçbir şairin söyleyemediği sözler söylemeye başlıyor.” “Bu insan böyle sözler söyleyemez.” “Ben eminim ki bunlar vahiydir. “E tamam niçin kabul etmiyoruz?” diyor Ahnes. Ebu Cehil’in verdiği cevaba bakın, Allah aşkına! Herkes kendisini çek etsin. Ebu Cehil şöyle diyor: “Çünkü o Benî Hişam kabilesinden, biz Beni Amr kabilesindeniz.” “Eğer beni Hişam kabilesinden birisine peygamberliğin geldiğini kabul edersek, kıyamete kadar o kabile bizim kabileden üstün olur.” “Onun ırkı kıyamete kadar bizim ırktan üstün olur.” “Bundan dolayı kabul edemeyiz.” “Eğer bu ülkede Araplara bir peygamberlik verilmiş olursa bunun Benî Amr’a verilmesi lazımdı.” “Biz Muhammed’den daha üstünüz.“ Haşa ve kella. Ebu Cehil neden kafir gitti? Bu kafa yüzünden kafir gitti. Bugün kim varsa, ülkenizde kim varsa: “Bir Kürt bir Çerkez’den üstündür.” “Bir Arnavut bir Laz’dan üstündür.” “Bir Türk Dünya’dan üstündür.” Kim varsa bunu söyleyen bu adam ırkçıdır. Bu adamın İslam’la hiçbir işi yoktur, ırkçıdır. Ebu Cehil kafasının devamıdır. Kardeşler, “Ben Müslüman’ım” dedikten sonra ırkınızı bir tarafa attınız. Bu kitabı kabul ettikten sonra ırkınızın hiçbir hükmü kalmadı. En zayıf yerdeki müslüman kardeşiniz, fakir ülkelerdeki… Bir ülkeden bir tane müslüman kardeşiniz gelsin. Çerçöp topluyor. Şimdi bizim oralarda Endonezyalılar çok var. İnsanların yanlarına gidiyorlar. İşçilik yapıyorlar. Çalışıyorlar, fakir insanlar. Bu kadar zayıf insanlar, hepsinin boyu bir buçuk metre. Tenleri biraz siyahi gibi. Bu adamlar ve sen. Bu adamları gördüğün anda şunu diyeceksin: “Bu kardeş benim müslüman kardeşimdir.” “Irkının hiçbir önemi yoktur.” “Ben ne isem, o da odur.” Diyebileceğim tek şey bu. Çünkü sen bu kitabı kabul etmek ile ırkını çöpe attın kardeşim. “Size ırkçılığı yasaklıyorum” buyurmadı mı Efendimiz Aleyhisselam veda hutbesinde? “Faiz ayaklarımın altındadır, kan davası ayaklarımın altındadır, ırkçılık ayaklarımın altındadır.” Ama günümüzde “Ben Müslüman’ım.” diyen “Ben hacıyım.” diyen “Ben hocayım.” diyen bir sürü adam var. Kendi ırkını meth ediyor. Dininin, itikadının önüne geçirmiş ırkını artık. Meth ettiği için Ebu Cehil kafasında kötü bir yere gidiyor kardeşler. Kötü bir yere gidiyor. Allah bizi korusun. Amin Amin Ondan sonra Ebu Süfyan hariç diğer ikisi kafir gitti. Ebu Süfyan İslam’ı kabul etti. Ve şehit oldu. Savaş esnasında öldürüldü. Allah ona rahmet etsin. Amin Ama diğer ikisi müşrik gitti. Sebep: “O’nun ırkı böyle, bizim ırkımız böyle.” Bu nasıl bir kafa ya? Bu nasıl bir ahmaklık?

Dinden çıkaran şarkı sözleri! Ne dinlediğinin farkında mısın?

Müzikte çok ciddi tehlikeler vardır. Özellikle günümüzdeki pop ve arabesk bu ikisini kafama taktım. Pop ve arabesk müzik. Küfür sözleri sakız gibi bu müziklerin içine sıkıştırmışlar. Hocam sen nereden biliyorsun bunları? Sen de az değilsin hocam ya! Kardeşim biz dağ başında evliyalık yapmıyoruz, biz insanların içindeyiz. Boyuna atölyeleri geziyorum ben, ticaretle uğraşıyorum elhamdülillah. Gezdiğim bütün atölyelerde son sen müzik çalıyor. İki tane müzik tarzı var Ya çok genç çalışanlar varsa pop müzik dinliyorlar ya hayattan bezmiş, karamsar, bitkin adamlarsa arabesk dinliyorlar. İki tane tarz gördüm ve kelimeleri dinliyorum ben kelimeler ne söylüyor bu adam, bu adam ne anlatıyor. Küfür kelimeleri sakız gibi uçuşuyor, sinek gibi uçuşuyor. Her tarafta sinekler olur ya yazın küfür kelimeleri şarkıların içine sokuşturmuşlar. Bilinç altımıza bizi kafir etmek için bazı kelimeler koymuşlar. Yani sevgiyi aşırı boyuta taşımak babında, öfkeyi aşırı boyuta taşımak babında. Ümitsizliği, karamsarlığı aşırıya götürmek babında küfür sözlerini bu müziklerin, bu şarkıların içine sıkıştırmışlar ve milleti kafir etmek için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. İnternetten araştırdım yine benim duyduğum, atölyelerde gezerken duyduğum birkaç tanesini birleştirdim. Buraya notlarımı aldım. Bu akşam bunları konuşacağız inşaallah. Evet, hikmetli sözler başlıyor. ”Seni sevmek ibadetim” Şarkıda duydum bunu ne demek bu? Bu şimdi namaz kılmıyor, zikir yok sohbet yok bir kızı sevmiş. Kız diyor ki buna ya diyor “yarın bir gün evleneceğiz sen namaz kılmıyorsun, cuma namazına gitmiyorsun” Ayşe be! ”Seni sevmek benim ibadetim.” Diyor. Kız da diyor ki tamam be beni çok seviyorsun namaz kılmasan da olur vardım sana Bu şarkı sözü bu. Adam bir kızı sevmeyi ibadet yapmış. Allah’ın var mı böyle bir ayeti. Peygamberimizin böyle bir sözü var mı? Resulullah aleyhisselam bütün hanımlarını severdi ama hiçbirine şöyle söylemedi. ”Ben namaz kılmıyorum ama seni sevmek ibadetimdir ya Aişe” böyle bir sözü var mı Efendimiz aleyhisselamın? ”Dertlerin kalkınca şaha bir sitem yolla Allah’a” vay bee! Şimdi şair, bu sözü yazan düşünüp düşünmüş, oturmuş düşünmüş düşünmüş çok hikmetli bir söz bulmuş. Dertleri bir ata benzetmiş. Muhtemel çok at yarışı oynuyor. Dertler böyle at gibi üstümüze üstümüze geliyor bazen aşırı geliyor üst üste biniyor ve şaha kalkıyor. Dertler şaha kalktığı zaman Allah’a sitem yollama hakkın vardır diyor. Devam et salla Allah’a Şarkı sözü, adam yazmış para kazanıyor bundan. Buyurun arabesk yine… ”kaderin böylesine yazıklar olsun” Kader nedir? Kader… Kader, Allah’ın olmuş ve olacak her şeyi bilmesi demektir. ”Allah’ın bilgisine yazıklar olsun” bu sözün manası budur. Ama bu cahil türkücü, şarkıcı yazmış oraya ”kaderin böylesine yazıklar olsun” başına gelmiş bir iki tane sıkıntı nohut gibi mevla bunu biraz pişirmiş Ama bu kafası çalışmayan nohutun içindeki taşlardan hâla tencerenin dibinde… Nohutlar yukarıda bunlar bana Allah’tan geldi diyor bu taşlardan taşlar yukarı çıkmaz. Tencerenin dibinde kalır. Çıkarttığı zaman bütün taşlar çöpe gider. Bu diyor ki ”böyle kader mi olur ya yazıklar olsun be” Yani ”Allah’ın bana verdiği sınavlara yazıklar olsun” hâşa ve kêlla ”Kadere küfreden bana küfretmiştir.” Kutsî hadisdir. Buyur buradan yak. ”Sevdim seni rabbim kadar” şarkı… Atölyede adam dikerken vay be ne yazmış adam be damardan be! Sanki uyuşturucu alıyor. Damardan, ”sevdim seni rabbim kadar” yani bir kızı bu kadar çok seversen bu sözleri söyleme hakkına sahipsin. Bunlar sana günah yazılmaz. Şarkının vermek istediği mânâ bu. Bizim sevgimiz çok berrak, çok masum, seni Rabbim kadar sevdim. (hâşa ve kêlla) Hah buyur devam ediyorum. Beterin beteri var. ”Sen gördüğüm en son ilahsın.” Yuh! Çüş! Yani o kadar çok ilah görmüş ki 8-10 tane ilah görmüş sonra bu kızı görmüş. Kıza diyor ki: ”Sen gördüğüm en son ilahsın.” Bundan para kazanıyor. Ben bir albüm yaptım ”en son ilahsın” albümü 200 bin sattı hocam. Öbür tarafta sana 200 bin’i gösterirler merak etme 200 bin tane melek sana gelecek 200 bin topuzla kafana kafana vuracaklar ”en son ilah gel bakalım en son ilah” iyiki var bu ilahların sonu var. 8 tanrı, 9 tanrı… hâşâ ve kellâ… Devam ediyor… ‘ ‘Off güzel Allah’ım, içimi ısıtan adam sanki senin aynandı.” Bu da kızın sapığı bu. Diğerleri erkek sapıktı, bu kız sapığı bak… Şimdi kız aşka gelmiş bir adamı çok beğenmiş, aşık olmuş, içini ısıtmış. Bu aşka düşmeden önce, bununla ilişkiye girmeden önce içi buz gibiymiş. ”Off güzel Allah’ım” bir de off ile başlıyor Allah’a hitap ediyor. ”İçimi ısıttı bu adam” sanki bu adam senin bir aynandı yani aynı sana benziyor be! Ehl-i Sünnet akaidinde Allah Teâlâ hazretlerini herhangi bir yarattığı şeye benzetene ne denir? Kafir denir. Buna Mücessime fırkası denir. Sapık fırkalardan birtanesidir. Ehl-i Sünnet içinde olmayan bir tarikat grubu vardır. 12 tarikatın dışındadır. Nedi bu? Kerramiyye… Bunlar mücessimedir. Nedir bunların özelliği nasıl inanıyorlar bunlar? Efendimiz (aleyhisselam) boşuna mı buyuruyor: ”Benim ve ashabımın yolunda gitmeyenlerin tamamı cehennemdedir.” Bak şimdi tarikat, bu da tarikat ama Ehl-i Sünnet dışı. Şöyle diyor: “Allahu Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de insandan bahsederken ‘biz insanı en güzel surette yarattık’ diyor.” Ayet bu, doğrudur. “Bu ayetten dolayı demek ki Allah insan suretindedir.” diyorlar. İnançları bu… Tarikat… Akaidi bilmediğin zaman, Allah’ın şeriatını bilmediğin zaman kayarsın, hemen kayıp düşersin. Buzlu bir havada dans yapan adam gibi. Lastik ayakkabı var dans yapıyor. Evladım yerler buzlu kafanı kırarsın. Ehl-i sünnet dışı bütün adamlar buzlu bir havada lastik ayakkabı ile dans yapan adam gibidir. Her an kayıp kafasını kırabilir. ”Sensiz ölürüm cennette” vay bee! Cennette ölüm var mı? Yok Bu ne diyor? Cennette ölürüm diyor. Yani cennete gittim kaza bela girdim içeriye bir baktım sen yoksun. Ben orada öldüm. Ben orada öldüm, benim işim bitti. Allah’ın cennetini hafife alıyor. Bak, Allah’ın ayetleri ile mi alay ediyorsunuz diyor zikrettiğim ayet-i kerimede. Bunlar Allah’ın ayetleri ile alay ediyorlar ve bunu şarkıların içine sıkıştırmışlar. Adam tramvayda dinliyor ben de yan taraftayım. Yan tarafta Felak ve Nas’ı okuyorum, karıştırıyorum. Yan tarafta adam diyor ki ”sensiz ne yapayım ben cenneti” duyuyorum adamın kulağından geliyor. Felak’ı okurken karıştırıyorum, Nas’ı okurken karıştırıyorum. Binlerce defa okuduğum sure. Ama öyle anormal kelimeler duyuyorum ki kafam karışıyor. Allah bunlara hidayet nasip etsin. Amin… Ya Rabbi sen kurtar bunları Amin… Buyurun bu da poptan… Bizi de boş sanmayın popu arabeski biliriz yani ha! Bakmayın poğaçacı gibi göründüğüme… Facebook’ta 150 tane arkadaşım var benim. ”Yaradanın boş vaktine gelmiş deli yosma” Hâşâ ve kella Yani Allahu Teâlâ kulları yaratırken hep iş başında ama bazen boş vaktine geliyor. Bazılarını yaratırken boş vaktinde yaratıyor. Bu da bir kıza aşık olmuş işte kız bununla beraber olmak istemediği zaman bunu aşağılayıcı kelimeler söyleyecek. Kelimeyi söylerken sapıtıyor. ”Sen onun boş vaktine gelmiş bir yosmasın” diyor kıza. Şarkı sözü… ”Cenneti değişmem saçının teline” ne kızmış bee! Bir göstersen bee! Kim bu kız çok merak ediyorum yaa. Bir adam nasıl oturup düşünüp böyle bir söz bulabilir yaa. Ben düşünüyorum, biz de şiir yazan bir adamız yani. Yüzlerce şiirimiz var elhamdülillah ama böyle sapıkça bir kelimeyi ben hayal edemem yaa. 10 sene otursam düşünsem böyle sapıkça bir kelime hayal edemem. Cennet o kadar basit bir yer ki senin saçının telinden, değişmem, istemiyorum ben cenneti yeter ki sen ol. Buyurun beterin beteri. ”Tapınacak kadınsın sen.” Bu da sevginin uç noktası. Kıza aşık olmuş, imandan o kadar uzaklaşmış ki ”sen tapılacak bir kadınsın” diyor. Allah’ın yanına başka bir ilah koyuyor, dişi tanrı. Hâşâ ve kellâ. ”Kızdım getirene beni dünyaya anama, Allah’ıma günahkar oldum.” Başına bazı sıkıntılar gelmiş, gerek dünyevî sıkıntılar, gerek psikolojik sıkıntılar bu sıkıntılara dayanamamış ağzını bozmuş. Dil nereye giderse kalp ona iman eder. Bak beni dünyaya getiren kim? Allah seni dünyaya getirdi. Bana bu kadar sıkıntı verdiğin için ben sana kızdım Allah’ım diyor. Hem anama günahkar oldum. Anasına da gitmiş saymış sövmüş. Hem de Allah’ıma günahkar oldum diyor. ”Allah’ına, Kitabına sövüp saydım.” Bu da aşık olmuş bir kıza, kız bundan kaçmış kıza küfür etmiyor. Ben sana o kadar aşığım ki gözümü kararttım, Allah’ına, kitapına sövüp saydım ben senin. Müslüman da makinada dikerken; “vay bee vay bee” Farkında değil gözü fermuarda kulağı şarkıda. İki dinliyor, üç dinliyor, dört dinliyor tak şarkı beyine giriyor. Farkında olmadan bu kelimeyi tekrar ediyor. Herhangi bir elfaz-ı küfrü farkında olmadan bile, kelimeyi düşünmeden bile zikrettiğin zaman ne olursun? Kafir olursun. Kafirlerin yeri Kur’an’da neresi geçiyor? ”fî nâri cehennem” ne demek bu? Cehennemdedir, onlar ateştedir. Bu da arabeskten: ”Kur’an’ıma kitabıma küstüm.” Bunun da başından bazı sıkıntılar geçmiş. Ya çocukken babası dondurma almadı, ya anası çok dövdü. ”Kur’an’ıma Kitabıma küstüm” diyor. Kur’an’a küserse bir adam ne olur? Allah’ın kitabına küsülür mü? Allah’ın hükümlerine küsülür mü? Ya Rabbi ben senin kitabına küstüm namaz kılmıyorum. Ramazan geliyor ama ben senin hükümlerine küstüm, Ramazan orucumu tutmayacağım Allah’ım. Olur mu böyle bir şey? Buyurun beterin beteri var geldi bir tane daha. ”Bir tanrıya taptım bir de sana taptım.” İlahı ne yaptı bu? İki yaptı, yanına koydu. 1- Allah’a, Tanrı diye hitap ediyor. 2- O Tanrı’nın yanına seni de koydum diyor. ”Ben ikinize de taptım. Benim böyle bir sevgim var, beni mâzur gör, sakın benden uzaklaşma, ben seninle evlenmek istiyorum, beraber olmak istiyorum.” diyor. ”Ben seni kendime ilah yapmıştım.” Bu da başka bir söz buyur buradan yak. Neresinden tutacaksın? Yine arabesk ”Yıkılsın minareler, açılsın meyhaneler” Gitti bu gitti. Sana minareyi gösterirler öbür tarafta gitti bu. Söze bak. Müslüman bir ülkede bir adamın yazabileceği bir söz mü bu? Gerçekten Allah’ın hükümlerinin yaşandığı bir yerde bu sözü edebilir misin? Adamın yüzüne tükürürler yaa sen ne yapıyorsun kardeşim? ”Yıkılsın minare” ”benim gözüme çok kötü görünüyor yüksek yüksek ne bu yaa” Onlar yıkılsın meyhaneler açılsın. Serbest, için, yiyin… Ateist sözüdür. Allah Allah… ”Hergün isyanım var benim kadere ne güldürdü ne öldürdü bir kere” Ben buna hergün isyan ediyorum diyor. Ne bir iyilik veriyor ne de öldürüyor. Canımı da alsa ona da razıyım diyor. Onu da vermiyor diyor. Boyuna sallıyor. Buyurun bu da türkü mürkü hava civası ”Bas bas paraları Leyla’ya, bir daha mı geleceğiz dünyaya” Ne kadar hikmetli değil mi? Bu, şu demek; ahiret diye bir şey yok. Yine ateist kafası. Allah, kitabında öldükten sonra bir yaşamdan bahsediyor mu? Yüzlerce ayet var. Peygamberimiz (aleyhisselam) hadislerinde ölümün hemen sonrasındaki ilk yaşamın kabir alemi olduğunu, daha sonra mahşer aleminin olduğunu, daha sonra cennet ve cehennem olduğunundan bahsediyor mu? Delil çok. Yüzlerce delil var. Bu ne diyor burada? Ya sen bas parayı zina mina ne yapıyorsan burda yap bu fırsat geçer gider öbür taraf diye bir şey yok. Ateistler aynen böyle düşünüyorlar şu anda. Burada eğlenebildiğin kadar eğlen nasılsa öbür taraf yok. Hah yine tasdikleyen bir söz. ”Aldanma öbür dünyaya sen bu hayatı yaşa.” Şarkı sözü. Bu daha masum diğerlerine göre daha masum ama kafir eder. Aldanma öbür dünyaya yani Allah ve peygamberi söylüyor ama yalan söylüyorlar sen aldanma, onlar yalancı hâşâ ve kellâ. Bunlar şarkılardaki sözler. Bir de halkın içindeki sözler var. Onlara da bir değineyim, kelimeleri söyleyeyim hem kapatalım. Halkın içinde çok zikredilen sözlerden. ”Allah baba” bunu duyuyor musunuz? O eski yeşilçam filmlerinde ben 25 sene önce hatırlıyorum. Bütün yeşilçam filmlerinde ”Sezercik Sezercik bir şey isteyeceğin zaman Allah babadan iste.” Size babayı gösterirler, babayı yediniz siz, siz babayı yediniz. O Türk filmlerinde boyuna Allah baba diye hitap ediyorlar, bizi hristiyanlaştırmaya çalışıyorlar. Kominist yönetmenler boyuna yeşilçam filmlerinin içine bu sözleri sıkıştırdı. Yeni neslin öncesindeki jenerasyon yaşlılar grubu ”Allah baba” tabirini öğrendi. Çok şükür şimdi insanlar pek bunu kullanmıyor. Allah’a baba diyen kim var dünyada şu anda? Hristiyanlar. Hristiyanlar bizimle nasıl alay ediyor şu anda? Siz Allah’ın kullarısınız. Kur’an’da, Allah’ın kulları diye hitap ediyor, siz de kendinize biz Allah’ın kuluyuz diye hitap ediyorsunuz ey müslümanlar. Biz ise Allah’ın çocuklarıyız. Hâşâ ve kellâ. Bunlar, Allah’a baba diyen adamlar. ”Yukarıda Allah var.” Bırak Hristiyanları, Müslümanım diyen adam da bunu söylüyor şimdi. Sapık fırkalardan kim var? Vehhabiler. İngiliz’in İslamı, Vehhabilik. Selefi diyorlar şimdi kendilerine. Ne diyor bunlar “Allah yukarıda, Muhammed aleyhisselam da hemen sağ tarafında… Reformistlerin atası İbn-i Teymiye… İki tane taht var diyor yukarıda. Bir yerde Allah oturuyor, hemen yanında da Muhammed aleyhisselam oturuyor. Hemen Hristiyan inancına getireyim. Madolyonu çevireyim. Hristiyan inancında Allah gökte tahtta oturuyor, yanında da İsa’ya yer açmış o da ufak bir tahtta oturuyor. Paralel. Paralel kelimesinden tiksiniyorum ama şimdi yolu geldi, üstüne geldi mecbur söylemem lazım. Vehhabilik ile Hristiyanlık paralel dindir. Birbirlerine çok benzerler. İkisi de Allah gökte der. Ehl-i Sünnet ne der? ”Allah mekandan münezzehtir.” Kim Allah’ı bir yere hapsetmeye çalışırsa bu diğer yerde olmadığı anlamına gelir. Kim Allah’ı bir yere oturtursa oturan varlık anlamına gelir. O bizim gibi demektir. Sapıkların atası İbn-i Teymiye ne dedi? Hutbeden inerken dedi ki: ”Allah, yedi kat göklerden yeryüzüne işte benim merdivenden indiğim gibi iner.” dedi. Cemaat ayağa kalktı, kitaplarımız anlatıyor. Sarığı düşünceye kadar İbn-i Teymiye’yi dövdü. Allah’a iniyor, yürüyor, benim merdivenden indiğim gibi bir de kendisinden örnek veriyor benim indiğim gibi o da iner diyor. Allah’ı yaratılmış bir kula benzetiyor. Bunu yapan adam kafir olur. Buna mücessime denir. Müşebbihe de denir. Benzetme, teşbih etme. İslamda böyle bir şey yoktur. Kim yaparsa bunu sapıktır. ”Kader utansın” yani sen ticarete atıldın başaramadın, öğrenciliğe atıldın başaramadın, polis olacaktın başaramadın sende suç yok kader utansın, Allah utansın. Kader utansın demek Allah utansın demektir. Küfür kelimelerdendir. Yine tiksindiğim bir söz: ”fala inanma falsız da kalma” bu kadar aptalca, bu kadar ahmakca bir sözü hayatımda duymadım. Hem fala inanma, hem de falsız da kalma. Şimdi o sosyal medya da boyuna fal sayfaları felan var insanlar günlük falınız deyip paylaşıyorlar. Ben de kimi görsem hemen ikaz ediyorum. Kardeşim bunlar adamı kafir eder. Hadis ile teyit edeyim. Allah’ın peygamberi aleyhisselam şöyle buyurdu: ”Her kim falcıya, büyücüye, kahine gider de söylediklerine iman ederse, ona inanırsa Muhammed (aleyhisselama) indirilen Kur’an’a inanmamış demektir.” Falcıya inanıyorsan Peygambere ve Kur’an’a inanmamışsın demektir. İnanmadığın zaman sana ne derler? Kafir derler. Dolayısıyla günlük falı hatırlatan hiçbir sayfaya hiçbir bağlılığımız olamaz, hiçbirisine itibar etmeyiz. Adamı kafir eder bu iş. Yine özellikle sohbetlerde bulunmayan Müslüman gruptan bu kelimeyi duyuyorum. ”Ne günah işledim ki tövbe edeyim.’ Benim hiç günahım yok.” Ya kardeşim sen peygamber misin? Günahı olmayan bir adam var mı bu dünyada? Allah bizi böyle yarattı. Dalacağız günah işleyeceğiz, unutacağız günah işleyeceğiz ama döneceğimiz ilahımızı bileceğiz. Allah’ım beni affet diyeceğiz. Biz günahkar kullarız, beşeriz. Ama bu adam ne diyor? Günahlarını gözünde ufaltıyor, küçültüyor, pasifize ediyor diyor ki benim bir günahım yok ki. Şeytanın büyük bir aldatmasıdır bu, büyük bir kandırmasıdır. Kulsan, insansan ve bir peygamber değilsen muhakkak hataların var, günahların var. Af dile kardeşim. Sünnetin yeri mi şimdi. Arkadaşlar gidiyorlar bir yere giderken bir tanesi diyor ki: ”Ya şimdi sünneti kılmayalım direk farza geçelim.” Böyle bir hakkımız var mı? Acelemiz varsa fıkıhda yeri vardır, böyle bir hakkımız vardır. Ama diğeri şöyle diyor: ”Sünnetin yeri mi şimdi.” Sünneti hafife alıyor. Efendimiz aleyhisselamın bir tek sünnetini hafife alan dinden çıkar. ”Misvak diye bir şey varmış ya ben itibar etmem böyle şeylere.” “Ne o ağaç dalını ağzımıza koyacağız falan diş fırçası var canım, ben onu kullanırım.” Ya kardeşim diş fırçasını kullan da misvağı araya karıştırma. Misvağı hafife aldığın zaman Peygamberimiz aleyhisselamın bir sünnetini hafife almış oluyorsun. Bu küfürdür, mürted olursun. İslam tarihinden bir örnek vereyim: İmam Şafii’nin bulunduğu bir mecliste bir alim ayağa kalktı. Şöyle dedi: Ulema toplanmış sofraya, kabak yemeği geldi. Alimlerden bir tanesi ayağa kalktı dedi ki: Kabak Resulullah aleyhisselamın en sevdiği yemektir. En çok kabağı severdi. Bu bizim arnavutların tatlı yaptığı kabak değil haa öbür kabak salatalığa benzeyen var ya o. Alimlerden biri ayağa kalkınca Resulullah aleyhisselamın en sevdiği yemek budur, sünnettir deyince başka birisi ayağa kalktı şöyle dedi: ”Ben de hiç sevmem.” Basit bir kelime. Bir adam kabağı sevmeyebilir. Böyle bir özgürlüğü var. Ama Resulullah’ın sünnetidir dedikten sonra, bu kelimeyi söylersen senin hükmün nedir? İmam Şafii ayağa kalktı bu sefer ilmin lideri dedi ki: Bu arkadaş şu anda mürted olmuştur. Dinden çıkmıştır. Tövbe etmezse öldürün. Adam hemen kalktı titreyerek tövbeler Rabbim beni affet dedi. Yanlış birşey yaptım dedi. Bazı kelimeler bazı yerlerde adamı öldürtür. Bazı yerlerde bir hiçtir. Ya ben kabağı hiç sevmem şu anda dersem hiçbir hükmü yok. Ama aranızdan bir kardeş dese ki hocam peygamberimiz kabağı çok severmiş, ben de şöyle desem: “Ben de hiç sevmem.” İşte bu küfürdür. Peygamberimiz aleyhisselama yapılmış bir hakarettir. Peygambere hakaret yapan Allah’a hakaret yapmış demektir. Allah bizi korusun. Amin… (Bismillahirrahmanirrahim) Yine bir başka söz. ”Yalansız iş mi var.” İnsanoğlu zayıfsa, sohbeti yoksa, ilmi yoksa bazı menfî durumlarda, menfaatine uyan durumlarda araya yalan sıkıştırıyor. Bir de bi kaplama yapıyor ona pembe yalan hocam pembe. Kırmızı varmış, beyaz varmış, pembe varmış. Bunlar kategorize edilmiş. Bu pembe yalan hocam yani zararı yok bunun, bunun faydası var. Yalanın faydası olur mu? Böyle birşey yok. Yalan yalandır. Ama bu adamın sığınma yeri ne? ”Yalansız iş mi var, yalan söylemeyen adam mı var.” Herkes söylüyorsa ben de söyleyebilirim. Böyle bir mazeret olabilir mi? Böyle bir günah işleme mazereti olabilir mi? ”Benim mahallemden 4 tane katil çıktı hocam. Demek ki ben de öldürebilirim.” Bu mazeret gibi bir mazeret olmuş olur yani. Böyle bir saçma mazeret yok. Yalan haramdır, kaçacaksın. Yine aynı. Esnaflar bunu çok yapıyor. ”Faiz yemeyen mi var hocam.” Faiz haramdır. Sen bunun haram olduğunu kabul edeceksin. Ama bunu meşrulaştırmak için insanları konuya atfetmeyeceksin. Çünkü insanların tamamı faiz yese faiz haramlıktan çıkmaz. Bu seni meşru kılmaz, haklı kılmaz. Faiz faizdir. Allah bana haram kılmıştır. Ben buna bulaşamam diyeceksin. Bunu meşrulaştırmak kaygısına düşmeyeceksin. Kafir olursun. Bir hacı amca geldi bana yıllar önce. Şöyle bir cümle kurdu. ”Bugünkü sistemdeki faiz olayının, faiz olduğuna ben inanmıyorum hocam.” dedi. Ya sen bunu sokaktaki esnaf arkadaşına söyleyebilirsin ama bir ilim adamının karşısında söylediğin zaman yüzüne tükürürler. Bugünkü sistemde ben inanmıyorum. Sen neye göre inanmıyorsun? Ayet mi var? Hadis mi var? Bundan bin yıl boyunca ben o faizi haram kıldım ey kullarım, bin yıl sonra serbest. Artık sistem değişecek. Böyle bir ayet var mı? Yok. E Kur’an’ın hükümleri kıyamete kadar geçerli olduğuna göre sen neye göre değiştirdin sen bunu. Uydurdun. Hevana göre ayet-i kerimeyi uydurdun ve dedin ki bugünkü bana göre faiz değil. İlahiyat hocası çıkmış televizyonda diyor ki bugünkü sistemde alınan para faiz değildir diyor. Eski Diyanet İşleri Başkanıymış. Yazıklar olsun kimlere kalmışız. ”Onda iman ne gezer.” Adam’ın bir tanesine kızıyor, öfkeleniyor, birtanesi de onu methedici konuşuyor. Bu da diyor ki ”Onda iman ne gezer yaa.” Kardeşim sen nereden biliyorsun, kalbini açıp baktın mı? Herkesin kalbinde ”La ilahe illallah, Muhammedün resulullah” diyorsa zerre kadar dâhi olsa iman vardır. Etrafındaki bir müslüman sû-i zan edip onda hiç iman yoktur derse, imanı varsa kafir olur. Bu başka bir müslümanın öbür müslümana kafir demesi hükmündedir. Onda iman yok demek kafir diyorsun. ”Kafir diyenin kendisi kafir olur.” Hadis-i şerif’ini ne yapacağız. Sahih hadis. ”İmalat hatası” Çok kullanılan bir kelime. Her mahallede muhakkak özürlü insanlar vardır. Allahu Teâlâ sağlamlara ibret olsun diye bir özürlü var eder. Şimdi etrafdaki cahil Müslümanlar ilmi yoksa şu cümleyi kuruyorlar. ”Bu imalat hatası” ”Allah hepimizi düzgün yarattı. Bunu yaparken karıştırdı.” Yani Allah âciz. Hâşâ ve kellâ. Adam kafir olur bu sözle. Ama maalesef halkımızın içinde bu kelimeler kullanılıyor. Allah’a âciz deniliyor. İmâl ederken yanlış yaptı deniliyor. Yahut da bazılar şöyle diyor: ”Melekler yaparken karıştırdı.” Karıştırdı. Bu tıpkı Yahudilerin; “Peygamberlik, Yakup aleyhisselama verilmeyecekti, abisine verilecekti Cebrail şaşırdı.” demesi gibi. ”Tabiat yarattı” Tabiat ana Üniversite gençlerinin çok kullandığı bir kelime. Ben tabiata, ben kozmoza inanıyorum. Kozmoz ne demek? Evren. Yani bu evren kendi kendine var olmuş. Bütün sistemi bu evren yapıyor, ortaya koyuyor. Rüzgarların esmesi, güneşin doğup batması evrenin işi bu. Bir ilah falan yok, her şey kendi kendine oluyor. Yaratılan bir hayvan varsa bunu tabiat yaratıyor. Ya tabiatın kafası yok, tabiatın aklı yok. Tabiat, bir yaratıcı tarafından programlanmıştır. Tıpkı bir windows programı gibi. Herhangibir adam dese ki, windows programı kendi kendine olmuştur. Bu adam mantıklı bir adam mıdır? Hayır kardeşim bunu Gates diye bir adam yaptı. Bill Gates, windows programını yaptı. Dünyadaki bilgisayarların %95’i şu anda windows ile çalışıyor. Hiçkimse şunu diyemez. Bu windows kendi kendine oluştu. Bu bilgisayar kendi kendine oluştu. Hayır, bu evreni, bu tabiatı, bu kanunları, bu rüzgarın esmesini, güneşin vaktinde doğmasını, vaktinde batmasını Allah programladı. Windows’u programlayan adam gibi. Allah’ın programı kıyamete kadar böyle gidecek. Kıyamette program değişecek. Güneş doğudan doğarken dünya tersine dönmeye başlayacak ve nereden doğacak? Batıdan doğacak. Bu son alamettir. Son söz. ”Ahirete gidip gelen mi var.” Bunu da özellikle yaşlılarımız çok kullanıyor. Esnafların içinde ben işitiyorum. Ya hocam boyuna hadis söylüyorsun, ayet söylüyorsun, ahirete gidip gelen var mı ya? Var. Vallahi var. Efendimiz (aleyhisselam) gidip geldi mi gelmedi mi? Gördüğünü bize anlattı mı anlatmadı mı? Miraçla alakalı onlarca hadis var, ayetler var. Cenneti cehennemi anlatıyor. İsrâ Suresi’nin ilk ayet-i kerimesi; ”Ayetlerimizden bir kısmını göstermek için kulumuz Muhammed’i getirdik Mescid-i Aksaya” diyor. (İsrâ Suresi 1. Ayet) İsrâ Suresi’nin hemen başında. Göstermek için. Neyi gösterecek Mevlamız? Cehennem demişti daha önce şimdi cehennemi Muhammed aleyhisselama gösterecek. Miraç gecesinde gösterdi. Rasulullah (aleyhisselam) gitti orada kalmadı geri geldi ve gördüklerini bize anlattı. Gidip gelen mi var? Var. Sen inanmıyorsun. Her şeyin bir karşılığı var. Elektrik faturasının bile bir karşılığı var. Ödemezsen kesiyorlar. Öbür tarafta gösterirler sana gidip geleni. Orada görürsün. Allah’ın kelimesiyle başladık onun kelimesiyle bitirelim. ”İnsanlardan öyleleri vardır ki hiçbir bilgiye dayanmaksızın Allah’ın yolundan saptırmak için sözün boş olanını satın almaktadırlar ve onu bir eğlence konusu edinmektedirler.” “İşte onlar için aşağılatıcı bir azap vardır.” (Lokman Suresi 6. Ayet) Allah’ım sen bizi koru. Amin… Dikkat buyurun ayette “satın almaktadırlar” diyor. Sözün boş olanını satın almaktadırlar. Boyuna bu şarkı sözlerini, bu boş kelimeleri ateist kitaplarındaki, komünist kitaplarındaki bu tabirleri Müslüman gençler gidip satın alıyorlar, para veriyorlar buna ve bu boş sözlerle iktifa ediyorlar. Zannediyorlar ki hayat bu. Hayır kardeşim. Burası bir bekleme salonudur. Az sonra dişini çekecekler, seni hesaba çekecekler. İçtiğin çayın keyfine aldanma çay bitecek. Şekeri çok güzel tutturmuşlar deme bitecek. Ne zevk yaşıyorsan burada o bitecek ve dişini çekmeye alacaklar seni. Beteri ondan sonra başlayacak. Uyuşturucunun saati bittiği anda gece vakti dişin zonklamaya başlayacak. Orası kabir alemidir. Melekler gelecekler ve topuzu kafana kafana vuracaklar. Hadisi şerifin deyimiyle; ”Asi olan kula Münker ve Nekir öyle bir topuz vurur ki insanlar ve cinler hariç bütün mahlukat o topuzdan ortaya çıkan şiddetten bağıran adamın sesini işitirler.” İki grup hariç diyor. İnsanlar ve cinler hariç. Melekler, şeytanlar, hayvanlar. Bunların tamamı o inlemeyi işitirler. Mesela yolda bir adam başka bir adama sopayla vurduğu zaman ne yapıyor? Gayri ihtiyari bir inleme yapıyor, ahh diye bağırıyor niye acı var acı. Bu vurulan şeyin bir topuz olduğunu düşünün. Vuran varlığın da insanlardan çok daha kuvvetli olan melekler olduğunu düşünün. Allah, azap vermek için o melekleri yaratmış. Münker ve Nekir. Nasıl canhıraş bir şekilde bağırır. Hesap edin. Bu bekleme salonu geçicidir. Allah Teâlâ dişimizi acısız bir şekilde çektirmeyi, hesabımızı kolay bir şekilde vermeyi bize nasip etsin. Amin… İmanla, selametle, güler yüzle ahirete gitmeyi bize nasip etsin. Resulullah aleyhisselatu vesselamı kabrimizde bize yoldaş etsin. Mahşer günü livâü’l-hamd sancağında buluşmayı bize nasip etsin.

İsa Mesih, Allah’ın oğludur sözü açık bir iftira!

Direkt olarak Allah’ın oğlu demeleri, Allah’ın oğlu demeleri. Ama Allah’ımız, bu iftirayı Kur’anda çürütüyor, reddediyor. Şöyle buyuruyor; “O, gökleri ve yeri örnekleri yokken yaratandır.” Bak şimdi. Örnekleri yokken yaratandır. Biz birşey yapmak istediğimiz zaman, bize bir örnek lazımdır. Mesela; bir adam bizden bir çanta isterse, biz ona deriz ki kardeşim nasıl bir çanta istiyorsun? O adam da bize der ki, numunesini getireceğim. Örnek. O adam bize numuneyi getirmedi mi, biz o adamın kafasındaki numuneyi, örneği bilemeyiz. Örnek getirecek bize, örneği getirir, biz de o örneği alırız, sökeriz, aynı çantayı yaparız. Ona teslim ederiz. Allah’ımız burada gücünü anlatıyor. Diyor ki; Yerleri ve gökleri örneksiz yarattım. Bunu yaratırken bir örneğe ihtiyacım yok çünkü benim ilmim sınırsız. Size verdiğim gibi sınırlı bir ilmim yok benim sınırsız. Örneksiz yaratandır ayet devam ediyor. Onun bir eşi olmadığı halde nasıl bir çocuğu olabilir? Şimdi, aranızdan herhangi bir evli kardeş dese ki, hocam benim bir oğlum var. Ama bu çocuğu evlenmeden yaptım. Bir kadına ihtiyacım olmadan yaptım dese, bu adamı Bakırköy’e kapatırlar mı kapatmazlar mı? Olur mu böyle bir şey? Mümkün mü? Bir hanım lazım sana nikahlanacağın bir kadın lazım. Onunla anlaşacaksın Hayatımın sonuna kadar sana ben bakacağım Ey Hatun! Benimle evlenip, bu İslam’a, bu davaya hayırlı nesiller yetiştirmeye var mısın yok musun? Dedin mi nikahlandın demektir. Bunu yaptıktan sonra çocuk sahibi olabilesin, eğer Allah verirse. Bunu yapmadan çocuk sahibi olamazsın. Olamazsın. Şimdi Allah’ımız diyor ki; Allah’ın bir eşi yok ki çocuğu olsun. Çocuğu olabilmesi için denk kuvvette bir eşi olması lazım. Yani bir hanımı olması lazım. Hanımı yok. Hristiyanlar bunu da kapatıyor. Heee bir hanım olması lazım ne yapalım? “Meryem Allah’ın hanımıdır.” Haşa ve Kella. İnkar ediyoruz ve kabul etmiyoruz tam aksini söylüyoruz. Böyle bir şey olmaz. Haşa ve kella. Bu iftiradır. Kafir olmalarının bir sebebi de oğlu ve hanımı var demeleridir.