Pahalı giyinmek günah mıdır?

Bismillâh elhamdülillah. Vessalatu vesselamu alâ Resûlillah. Pahalı ve kaliteli giyinmek, haram değildir. İsraf etmek haramdır, kıyafeti kibir sebebi yapmak haramdır. İsraf nedir? Asgari ücretin tamamını bir takım elbiseye vermektir. İşletmesi olan, 100 tane işçi çalıştıracak kadar zengin olan birinin, asgari ücret oranında bir elbise giyinmesi israf değildir. Kıyafetini güzel görünmek için giymek caizdir. Ama kıyafet ile diğer insanlardan daha iyi olduğunu zannetmek, o insanları hor görmek olduğu için kibirdir, Bu caiz değildir. Caiz olmayan, kıyafetin pahalılığı değil, israf ve kibirdir. Velhamdülillahi Rabbi’l-âlemin.

Hocalar, sigaranın haram olduğunu bildiği halde neden gizliyorlar?

Bir hocaefendi dedi ki benim elini öpmem gereken düzeyde bir hoca efendi, dedi ki Nurettin bizim talebeler dedi, senin internette sigaraya haram dediğini bana gösterdiler dedi. Estağfurullah dedim. Ben fıkıh konseyinin böyle bir kararı var, onu iletiyorum dedim, ben bir şeye haramdır, helaldir diyecek konumda değilim dedim. Ya aslında doğru söylüyorsun da dedi, biliyorsun bizim dedi doğuda dedi hocalar dedi hep sigara içerler, bizim dedi bunu söylememiz çok zor dedi. Yani aslında o da haram olduğunu düşünüyormuş da, onun meşrebindeki hocalar, içiyorlarmış, dolayısıyla şimdi bu öyle söylerse onlara aykırı davranmak olurmuş. Halbuki Ebu Hanife Rahmetüllahi aleyh doğru bildiği şeyleri söyleme pahasına, kırbaç yedi. Bizim ümmetimizin farkı Ebu Hanife gibi alimler yetiştirme farkıdır. Biz Peygamber Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem’e varis yetişsin isteriz. Aradaki fark çok önemli.

Eski ev satılırken tüm kusurlarını söylemek gerekir mi? / Bir fetva

Bismillâh elhamdülillah. Vessalatu vesselamu alâ Resûlillah. Bir malı satarken, maldaki ayıbı gizlemek, kazancı haramlaştırır. Özellikle gayrimenkul, veya ev satarken, bilinmesi gereken ayıp söylenmelidir. Ama, eski bir daireyi, evi satarken, bu evi yeni bir ev gibi satacak değiliz. Yeni ev, kullanılan musluğundan, yer döşemesinden, çerçevesine kadar tanıtılır. Ama, 10 senelik bir ev, böyle bir tanıtıma girmesi gerekmez. Zaten kullanılmıştır. Bunun musluğunun contası, veya penceresinin tutacı, eskimişti demeye gerek yok. Eğer, yeni yapılmış, kullanılmamış bir evin muslukları su sızdırıyorsa, bu, fiyat etkileyen, kalite etkileyen bir şeydir. Eski evin zaten, badanası dökülmüş olabilir, zaten musluğu su sızdırıyor olabilir. Yeniyi satarken başka, eskiyi satarken biraz daha rahat olabiliriz. Ama, özellikle mesela eski daire bir yerden rutubet aldığı için orada yaşanmıyorsa, teknik bir arıza varsa, bunu söylemek gerekir. Gizlenen her ayıp, ticaretten elde edilen paraya karışmış haram demektir. Velhamdülillahi Rabbi’l-âlemin.

HANTA VİRÜSÜ – CORONA’DAN DAHA MI TEHLİKELİ ?

Gündeme gelen yeni virüs ile karşı karşıyayız. Hanta virüsü Dünya yeni bir corona ile karşı karşıya mı? Bu virüsün çıkış yeri yine Çin Virüsün kemirgenle ya da kemirgen dışkısıyla bulaştığı açıklandı. Arkadaş bu Çin’liler doğru düzgün yemez mi ya? Yani adam gibi yeseler, Her şey doğru gidecek ama maalesef. Twitter komik gündemiyle dolu. Burhan Altıntop ve kolpaçino. Ya bi elini ayağını indir be. Ya bi elini ayağını indir be. Bizi bitirdin be. Bizi bitirdin be. Çinli görmek istemiyorum, Çin yemeği görmek istemiyorum. Hatta böyle bi tatlı,bi ekşi sosları var ya öyle Onuda hiç istemiyorum. Boykot edeceğim. Çin’in Yunnan kentinden Shandong kentine otobüsle dönen bir kişi Hanta virüsü nedeniyle hayatını kaybetti. Otobüste bulunan 32 kişi de karantina’ya alındı. Bu haberle birlikte sosyal medyada yeni bir gündem geldi. Acaba bu hastalık da korana gibi bulaşıcı mı? Bu hastalığında insandan insana bulaşma ihtimali var mı? Hanta virüsü korana virüsün aksine insandan insana bulaşan bir virüs değil. Yapılan araştırmalara göre bu virüsün bulaşabilmesi için: Kişinin bir kemirgen ya da kemirgen dışkısıyla temas etmesi gerekiyor. Akciğere yerleşen ve insandan insana bulaşmayan bir virüs olsa da kişinin kemirgen dışkısına, idrarına veya kuluçka süresindeki larvalara temas ettikten sonra gözlerine, burnuna veya ağzına dokunması sonucunda bulaşıyor. Hatırlar mısınız bu korona virüsü nereden çıkmıştı? Bir yarasadan. Peki hanta virüsü nereden çıktı? Bir fareden… Aslında ikisinin bir ortak özelliği var İnsanın vücuduna veya metabolizmasına uygun olmaması. Baktığımızda binlerce yiyecek ve içecek seçeneği var. Sadece patlıcanla bile onlarca çeşit yemek yapılabiliyor. Veya makarna, öğrencileri düşünün bir makarnadan bile onlarca çeşit yemek türetebilirler. Peynirlisi, salçalısı, kıymalısı. İçeceklere baktığımızda ise; portakal suyu,çilek suyu yüzlercesini sayabiliriz Bunların içinden sadece birkaçı bize haram kılınmıştır. Mesela alkol’e baktığımızda vücuda alınması halinde, Çok çabuk bir şekilde vücuttan atıldığını görüyoruz. Ve vücutta istenmedik etkiler bırakıyor. Bu haram kılınan yiyecek ve içeceklerin ortak noktasına baktığımızda Allah(C.C)’ın bizi ve çevremizi olumsuz etkileyecek rızıklardan men ettiğini görüyoruz. Nitekim Ayet-i Kerimede Allah(C.C.) şöyle buyuruyor: -Ey iman edenler! Eğer siz ancak Allah’a kulluk ediyorsanız Size verdiğimiz rızıkların iyi ve temizinden yiyin ve Allah’a şükredin. Kurban olayım yarasa falan yemeyin artık Sizden çektiğimiz nedir ya bırakın artık Antep yemekleri var Tantunisi var.

Evlilik Programları Rezilliği! – İfşa Ediyoruz!

medeniyet fantazileri arasında yer alan evlilik programları toplumdaki mahremiyet algısını malesef yok ediyor ve reyting için her yolun mübah sayıldığı insanların eğlence aracı olarak görüldüğü ve onların duygularının istismar edildiği bu tür programlara sıra dışı ve bazı ruhsal bozuklukları olan bireyler katılıyor. çeşitli çirkin konuşmalar ve görüntüler ortaya çıkıyor ve özellikle evlilik için karşı tarafın sadece görünüşüne ve sayısal vasıflarına yani genelde maaş , yaş , boy , ev , araba gibi durumlarına bakılarak adımlar atılması ve hemen oldu bittiye getirme çabaları ise ayrı bir rezillik. halbuki evlilik hususunda efendimiz (a.s.m.) kadın 4 şey için nikahlanır. malı için , soyu için , güzelliği için ve dindarlığı için sen diyor dindar olana bak. ama burada soyu geçmişi ne olduğu belli olmayan kişiler ve sadece mal ve dış görünüşün önde olduğu bir seçim sunulması zaten dini yaşantısına bakmaya fırsat bile bırakmıyor. veya dindar kimliği ile gelenlerin dine ne kadar zarar verdiklerini görüyoruz. yok efendim elektrik alamadım yok bir kıpırtı olmadı hadi bir çay içelim diyip aniden el ele tutuşup oradan gidiyorlar. bu ne elektrikmiş arkadaş sanki görsen jeneratör pazarlama şirketleri var cahiliye döneminde kadınlar pazarlarda görücüye çıkarılır orada pazarlanır ve satılırdı. şu evlilik programlarının şu durumdan bir farkı var mı acaba ? şimdi daha alımlı daha dikkat çekici şekilde televizyon ekranlarında pazarlıyorlar. işte şöhret aynı-ı riyadır yani gösterişin ta kendisidir ve kalbi öldüren zehirli bir baldır. ve insanı insana abt ve köle yapar. şöhret öyle zehirli bir bal ki şöhret namına insan ruhunu bile ayaklar altına aldıracak dereceye iniyor. haysiyetlerinin ayaklar altına aldıracak davranışlar ile topluma zerre faydası olmayan görüntüler ortaya çıkıyor. sahneye atlayıp dans eden genç , yaşlı , erkekler ve kadınlar işin zirvesi zaten aynı dişisini etkilemeye çalışan arizona kertenkeleleri gibi şaklabanlık yapmaya başlıyorlar. yani şunu düşünmeden de edemiyorum , acaba bunların ailesi , akrabası , tanıdıkları hiç mi bu hallerini görmüyorlar. veya işte bunları acaba tanıyan birisi yok mu diye insan kendini alamıyor. ve oraya katılanlardan birçoğunun dikkat ederseniz evlatları var. neyse söylenecek şey çok ama inşaallah rtük gerekeni yapar diye bekliyoruz. ve en büyük darbeyi aile yapısına vuruyorlar. bu tür programlar ile yetişen çocukların kadına bakış açısı da değişiyor. her kadın para düşkünü ev araba isteyen kişiler gibi gösteriliyor. işte medeniyet ise kadınları yuvalarından çıkarıp o perdelerini indirip beşeri de baştan çıkarmıştır diyor üstad hazretleri helal haramın unutulduğu bu programlarda üzülerek söylüyorum ki tesettürlü sahısların sergilediği bu edepsiz tavırlar daha ilk gördüğü erkekle sarmaç dolaç olmaları ve hemen dans etmeleri islamafobiyi oluşturmaya çalıştıklarının açıkça belirtisi erkeklerde kadına ve kadınlarda erkeğe bir güvensizlik oluşturuluyor. bak dindar olanını da gördük diyerek çirkin görüşlerin ortaya çıkmasına sebebiyet veriliyor. kadınların cevheri olan sadakat ve hürmetleri ve erkeklerin fedakarlıkları yerle bir oluyor. bir kadın kendini açıklık ve saçıklıkla başkalarına göstermeye ve sevdirmeye çalışsa her ciyette zarar eder diyor. ve tesettürlüler böyle işte diye başlayan konuşmalardaki vebali malesef düşünmüyorlar. edepsizlik öyle safhaya gelmiş ki annesi ve babası kızını alıp evlilik programına getiriyor. burada herkese çok büyük görev düşüyor. evet kardeşim sen evlilik programlarını izleme ve izletme çeviri : Yusuf AYDEMİR

Dertlerini Sana Sevdirecek 11 Yöntem! – Serkan Aktaş

Çayımı bekliyorum. Kusura bakmayın Sen kralsın. Sen kral, biz .. paketçi O zaman başlayalım. Derdin sana dermandır. Yetmez mi? Bunu konuşacağız. Harbiden derdimiz bize dermanmış. Biz derman olan şeyi başımızdan defetmeye çalışıyoruz Bu yaptığımız acaba doğru mu ? Onun üzerine konuşup İnsan tabi bu dünya hayatında, nasıl ki nefes alıp veriyor Yiyor içiyor. Değil mi ? uyuyor – yatıyor kalkıyor bu hayatta Herkesin yaptığı ve yapmak zorunda olduğu işler E şimdi. Bunun gibi Aynı şekilde insanın hayatı Dertlere, sıkıntılara, musibetlere hastalıklara da maruz kalıyor Bu da aslında yaşamın şartlarından birisi Çünkü niye? Çoğu derste diyoruz ya Tek düze bir yaşam, yaşam değildir İnişli çıkışlı olursa, o hayat kaliteli olur diye. ve şu da çok önemli Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam buyuruyor. ve üstad da bunu Mehmet almış Risale-i Nur da bi’ yerde bir abiye mektupta söylüyor ya. Tabi bu küsme meselesi Kesben değil. Kalben küsme.. Kalben küstürme. Çünkü niye? Abi Adetullah dairesinde bi sebeplere müracaat etmek zorundayız. Onlarla yaşamak zorundayız. Buradaki mesele, Kalben Bağlanmamak Yani dünyayı sabit görmemek. Kendini de dünyada sabit görmemek. ve dünyaya Cenab-ı Hak tarafından bakıp öyle kıymet vermek İşte Böyle kıymet verelim diye Bazen sıkıntılara, musibetlere, hastalıklara giriftar oluyoruz dertlere giriftar oluyoruz. O yüzden Bu dertlerden Nasıl sıyrılırız? Acaba sıyrılmak doğru mu? ve ya bunlarla mücadele noktasında Sabır noktasını nasıl kullanmalıyız. Hakikat tarafından nasıl bakmalıyız. Onu Konuşacağız Allahın(c.c) varlığına ve birliğine iman etmek Yani Cenab-ı Hakkın bir olmasındaki hikmet nedir ? Bir olması ve benim sıkıntılarımın olması nasıl bağdaştırılır Burası Çok Önemli Diyor ki; İnsan, Allahın bir olduğuna inanırsa Şöyle söyler Vahdehû Allah birdir. Başka şeylere müracaat edip yorulma, Onlara tezellül edip minnet çekme, Onlara temelluk edip boyun eğme, Onlara dalkavukluk yapma Kendini onlara beğendirmeye, minnet altına giripte kendini rezil etme. Dikkat et! Onların arkasına düşüp zahmet çekme, Onlardan korkup titreme. Çünkü Sultan-ı Kainat birdir, herşeyin anahtarı O’nun yanında, Her şeyin dizgini O’nun elindedir, her şey O’nun emriyle halledilir. O’nu bulsan, her matlûbunu (isteğini) buldun; hadsiz minnetlerden, korkulardan kurtuldun. İşte insan, bunu hayatına bir rehber yapması lazım. Yahu, Evet ya benim sıkıntılarım var ve bu sıkıntılar kimin elinde? benim derdim var bunlar kimin elinde ? Bu kainatın dizgini kimin elinde? diye insan bunu tahayyül ederek yaşasa Zihnine yerleştirse Hayat felsefesi yapsa Sıkıntılara ve dertlere bakış açısı hemen birden değişecek zaten. Bir kul. Namazında ne diyor kardeşim ? ” Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne muhammeden resulullah ” hah. Eşhedü enla ilahe illallah Sen. Gerçekten şahitlik ediyor musun? Cidden görür gibi bunu söyleyebiliyor musun? Eğer bunu görür gibi söylüyorsan, o zaman şöyle demen lazım. ”HALIK ve REZZAK ONDAN BAŞKA YOKTUR” Çünkü sen şahittin Allah’ın var olduğuna O’ndan başka ilah olmadığına. Halık ve Rezzak ”O” ise İnsanın hayatında zarar ve menfaat vardır. o zarar ve menfaat kimin elindedir? Allah(c.c) ‘nın elinde değil mi? O zaman sana gelen zararın menfaat kısmı Allah’ın elinde ise Sen niye tevekkül edip, Allah’a teslim olup, duayla o kapıyı çalmıyorsun? Kalbi imanla bezenmiş olan bir adam, bir sıkıntı geldiği zaman şunu söyler: Bu sıkıntı Rabbimden geliyor. Rabbimden gelmişse Derdi veren oysa Dermanı da ondadır diye Safi, darasız bir şekilde ona teslim olmaktır. Elhamdülillah. Mesela bir terzi örneğini veriyor Bediüzzaman Hazretleri. Hastalar Risalesinde de bunu söylüyor dimi mi? 24.Mektupta da söylüyor. Bunu ordan isteyen kardeşlerim okuyabilir. Şimdi şurası çok önemli. Mesela ben bir terzi olayım. Terziyim ama herkes tarafından tanınan bir terziyim. Kainattaki değerli taşlarla, Altınıdır, zümrüttür, elmastır Bunlarla, süslendirilmiş bir gömlek dikiyorum. Bir elbise dikiyorum Tamam mı bir ceket dikiyorum, artık ne diyorsan ve bundaki o sanatları görmek ve göstermek istiyorum ben Bunun içinde bana bir model lazım. O model de kim olsun. Mehmet olsun Mehmette miskin, cebinde beş kuruş parası olmayan, avare bir şekilde gezen bir şahıs olsun. Ona diyorum ki ”Gel. bana bir saatlik modellik yap. Sana 10.000 TL vereyim İyi paramı ? bir saatlik. Çok zor bi iş değil dimi? (Mehmet: Çok iyi para) İyi para Sonra bak o elbiseyi ona giydir. Sana giydirdim. Yani seni ileri geri yaptırıyorum, otur kalk diyorum Bazen bakıyorum Bir yerler uzun kalmış orayı kısaltıyorum tekrar dikiyorum falan filan Sana biraz zahmet veriyorum. Biraz meşakkat çekiyorsun Haa bu arada Parasını peşin almış ha. Tak 10.000 TL yi vermişim. Bana dese ki : ”Bana zahmet verdin, oturup kaldırmakla beni perişan ettin beni güzelleştiren bu elbiseye zarar verdin” demeye hakkı var mı? Yok Neden? Çünkü ücretini aldı. Oraya modellik yaptı. Doğru değil mi kardeşim E şimdi. İnsan kendine baksın Cenab-ı Hak ta isimleriyle esmalarının sıfatlarını bizde göstermiyor mu? Bizde kainat sergisinde, Cenab-ı Hakkın isimlerine, o esmasına bir model değil miyiz kardeşim? Ve bize ücret olarak zaten yokluk aleminden varlık alemine getirerek hayatı vermemiş mi? Bu kadar güzellikleri bize vermemiş mi? Sen sadece bir iki hadiseden dolayı neden şikayet ediyorsun? Öyle değil mi Açlıkla neyi anlıyoruz biz? Onun Rezzak ismini anlıyoruz. Aynı şekilde hastalıklarla gelen sıkıntılarla Cenab-ı Hakkın Şafi ismini tanıyoruz biz. Olaya böyle bakmak lazım. O Nefret ettiğin hadiselerin arkasında o kadar güzellikler saklı ki İnsan keşke bunu görebilse Olaya da şöyle baksana Mesela bu elimdeki bir ayna olsa Mehmet, Bu ayna, Güneşe tutsan kaç tane ayna görürsün bunda? 1 tane görürsün. Peki 2’ye bölsem bunu? 2 tane görürsün bin parçaya bölsem yere koysam bin parçayı Bin tane güneşim olmuş olur. İşte aynı şekilde Cenab-ı Hak seni dertlerle sıkıntılarla bazen böyle bin parçaya bölüyor Her parçada sende ismini gösteriyor. Senin sevinmen lazım Cenab-ı Hakkın isimlerine esmasına model oldun. Beni ne kadar çok sıkıntıya sokarsa o kadar çok ismi bende tecelli ediyor. Elhamdülillah ya! İnsan böyle baksa, insanda dert sıkıntı kalır mı kardeşim? Yani iman gözlüğünü takıp ta o pencereden baksa insan neye üzülür ki? Buna sabredemediğine üzülür. Ha bu arada musibet istenilmez. Verildiği zaman da ona şükredilir. Hamdolsun! Çünkü neden Bazı evliyalar musibet sıkıntı gelmeyince, ”Acaba biz ne yaptıkta bize böyle sıkıntı gelmiyor? ” Çünkü onlardaki sıkıntılar musibetler yani bir şükür vesilesi Allah’ı tanıma vesilesi O yüzden sana gelen sıkıntılar musibetlerle o dertlerle Haa demek ki bazı şeyleri hatırlama zamanı değil, olaya bu pencereden bakmak lazım Elhamdülillah İşte insan bunu anlaması lazım biz biraz hoddam, biraz bencil olduğumuz için hep kendi nefsimize bakan tarafıyla bakmak istediğimiz için öyle görmek istediğimiz için Hemen olayları görünen yüzüyle değerlendiriyoruz. Abi sen bunu bilemezsin ki Cenab-ı Hakkın Kader planında Senin görebildiğin yer belli olduğu için Senin o hayır zannettiğin şer olabiliyor. Ama Cenab-ı Hak bunu görüyor. Seni o yoldan kurtarıyor seni o yoldan çeviriyor bu sıkıntılarla Ama önemli olan zaten bunun farkına varmak İşte sıkıntılar musibetler, başımıza gelen o haller bunun bir nevi bize habercisi oluyor aslında Ve bir diğer kısmını söylüyorum. o da Asıl musibet dine gelen musibettir diyor abiler. Diğerleri Rahmani bir ikazdır. Cenab-ı Hakkın Şefkatli bir şekilde bize uyarısıdır. Şimdi asıl musibet dine gelen musibetse diğerleri neydi? Tekrar ediyorum orayı çok önemli Cenab-ı Hakkın şefkatli bir şekilde Rahmani ikazlarıdır. Bu Rahmani ikazlarıda bize nerde anlatıyor Koyun örneğini vermiyor mu abi? Bugün düşünsene burada mesela böyle koyunlar olsun ben çoban olayım O koyunlar uçuruma doğru giderken ve başkasının tarlasına hücum vaziyetinde olduğunda çoban bunları görürse Onlara taş atar değil mi? Taş atar ki uçuruma gitmesinler ve başkasının tarlasına hücum etmesinler tecavüz etmesinler diye Şimdi! Burada çok önemli bir kavram var Bu olayı zaten oturtursak hayatımıza çoğu şey çözülecek Kardeşim uçuruma doğru giden koyunlara Hani başları önde otlanıp gidiyorlar ya Çobanda ben olsam. Tak diye taş atsam. Şimdi taş kafana gelse , kafan kanasa bacağın incinse, belin incinse N’aparsın? Ama o anda devam eder misin yoksa nerden taş geldi diye arkanı dönüp bakar mısın? İşte o taş gelenler uçurumdan kurtuluyorlar arkalarına dönüp bakıyorlar taş nerden geldi diye Ve o büyük uçurumdan kurtuluyorlar. Ölümden kurtuluyorlar. Bir kısmına taş gelmiyor onlara hiç. Hiç sıkıntı gelmiyor, musibet gelmiyor Onlarda diyor ki Bak gördünüz mü siz ona itaat ediyorsunuz onun sözünü dinliyorsunuz.. Onun her dediğini yapıyorsunuz bak başınızdan sıkıntı musibet eksik olmuyor. Bak bize. Biz onu dinlemiyoruz. Ona itaat etmiyoruz. Hayatın her türlü keyiflerini lezzetlerini alıyoruz. ve tadıyoruz, tattırıyoruz. Bak ne kadar keyifliyiz. Siz öyle perişan olun diyorlar Halbuki nereye gidiyorlar? Uçuruma doğru gitmiyorlar mı ? İşte insan. Aynı şekilde. O Allah yolunda gitmeye çalışan insanların başına sıkıntılar gelmiyor mu? Geliyor. Ve işte bazen de biz isyan ediyoruz Diyoruz ki: Allah’ım biz sana n’aptık ki bunlar bizim başımıza geliyor? Biz ne yaptık ta.. Yani biz o sana inanmayanlar, sana itaat etmeyenler gibi değiliz. Biz güzellikler içinde yaşamaya çalışırken sen bize her türlü sıkıntıyı veriyorsun. Bir önceki Ayet i hatırla. İleri tarafını bilmiyordun işte uçuruma gidiyordun Allah seni ondan kurtardı. Başına sıkıntı gelmeyenler nereye gitti? Bu dünya hayatını güzel gördüler değil mi kardeşim. Hastalanmayarak, sıkıntı çekmeyerek… Bu dünyada kazanmış gibi görünüpte asıl kaybedenler onlar olmadı mı? Varsın dünya onların olsun. Ahiret bizim olsun. Varsın onlar çok böyle mutlu mesut hiç bir şekilde derdi musibete sıkıntıya giriftar olmadan yaşasın Ama biz bunlardan mahrum kalmayalım. Çünkü bir demirin dahi bir sanat eseri olması için Dövülmesi lazım, ısıtılması lazım yakılması lazım, soğutulması lazım değil mi? Belki kırılması lazım. Belki ikiye bölünmesi lazım Aynı şekilde.. Kum tanelerinden oluşan o cam parçası o vazolar O zaman demekki İnsan da İnsan-ı Kamil olması için bu gibi hallere giriftar olmak zorunda. Bunları yaşamak zorunda çünkü o zorluklar bizi insan yapıyor. O meşakatler bizi insan yapıyor. O sıkıntılar Allah’ın kapısına bizi itiyor. o yüzden İnsan şikayet etmeyecek. İnsan sabredecek. Bütün mesele bu zaten Elhamdülillah! Ve şunu da söyleyelim. Asıl musibet dine gelen musibet demiştik ya O zaman bu dine gelen musibet ne? Dünyevi musibetler dünya hayatımızı bize kaybettirirken Öyle görünüyor da. Halbuki o da değil. dünya hayatını da bize kazandırıyor. Amma velakin İnsan, namazını kılmazsa.. Günahlara girdiği zaman pişmanlık hissetmezse ve Allah’a karşı tövbe etmezse o üzüntüyü duymazsa bundan daha büyük musibet yok. Çünkü o musibet ona ebedi hayatını kaybettiriyor. O yüzden sendeki musibet hangisi Daha hayatında haram helal seçemiyorsan Daha namazlarını kılamıyorsan Başka musibet arama zaten. Başka dert arama Dünyanın en büyük derdi, en büyük musibeti senin başına gelmiş farkında değilsin sen Yaa.. Beterin beteri var. Böyle bakmak lazım. Yani diyor ya: Senin kolun kırıksa kolu olmayana bak. Senin bir gözün görmüyor, İki gözü görmeyene bak Onunla alakalı da çok güzel bir yer var onu da okumak istiyorum Risale-i Nur dan Sen, kendinden yukarı mertebelerdeki sıhhatli olanlara bakıp şikayet edemezsin. Belki sen, kendinden sıhhat (sağlık) noktasında aşağı derecelerde bulunan biçare hastalara bakıp şükretmekle mükellefsin (sorumlusun) Senin elin kırık ise, kesilmiş ellere bak. Bir gözün yoksa, iki gözü olmayanlara bak ve Allah’a şükret. Bak kendi hayatına. Her zaman senden daha kötüsü var Senden yukarıda olanlara bakıpta şikayet etme, Aşağıda olanlara bak haline şükret. Evet bu dünya çünkü geçici. Yerinde durmuyor. Hayatı veren O’dur. Buna biz iman ettik. Hayatı veren O’dur dedik. O zaman hayatı veren O’ysa, bu hayatı rızık ile idame eden de O değil midir ? Cenab-ı Hak değil mi? Hayata lazım olan şeyleri izhar eden bize veren de O değil mi Ve hayatın, meyvelerinin yüzde 99’u neticesi Cenab-ı Hak’ka bakmaz mı? Amenna Hayatımız O’nun elinde mi, Buna inandık mı biz. İnandık O zaman fani ve aciz olan beşer şunu anlaması lazım ‘ki bize hitabı da öyle oluyor zaten Ey insan! Hayatın ağır tekâlifini ağır tekliflerini işlerini, o sıkıntılarını omuzuna alıp zahmet çekme Hayatın fenâsını düşünüp hüzne düşme Yalnız dünyevî, ehemmiyetsiz meyvelerini görüp, dünyaya gelişinden pişmanlık gösterme Bunları yapma diyor. Belki, o sefine-î vücudundaki hayat makinesi Bak. Sefine-î vücud ne demek? Vücut gemisindeki bu hayat makinesi, kime aittir ? Hayy-ı Kayyûma aittir Cenab-ı Hakka aittir Senin hayatına lazım olan şeyleri tedarik eden de yine O’dur. O zaman sen kendi üstüne düşen vazifeyi yap. Acizliğini anla fani olduğunu anla. O sıkıntıların da Allah’ın elinde olduğunu anla. O’na teslim ol be kardeşim. O’na teslim olduğun zaman zaten ardı gelecek bunun ama Sen gerçekten teslim oluyor musun? Yani sebeplere müracaattan sonra Cenab-ı Hakka teslim oluyor musun Yoksa yine neticeleri sebeplerden mi bekliyorsun? Böyle olduğu zamanda zaten asıl tevekkül olmuyor. Şöyle bir ibare geçiyor Risale-i Nur da diyor ki: Çok güzel birşey değil mi? Yani insan sıkıntılara, musibetlere giriftar olduğunda Haa demek ki ben bazı şeyleri yanlış yapıyordum belki de Hatalar yapıyordum. Cenab-ı Hak beni Ahirette yanına temiz almak için bu dünyada bedelini ödetiyor bu sıkıntılara o yüzden ben düşüyorum. Ve ardından şunu söyleyecek: ”Haa ne kadar büyük bir sıkıntı geliyorsa, ardından gelecek mükafatta o nisbette büyük oluyor.” Bazen o hayır cihetindeki o büyük mükafatlar Dünya gözüyle görünmeyebilir. ‘ki zaten dünya gözüyle görünse ne olur ki abi kısacık bir hayatta ahiretin meyvesini yemek olmaz ki bu adama kaybettirir. Ama ahirette o meyveyi yemek Baki dir. Bitmez, sürekli devam eder. O yüzden insan sıkıntıya düşünce kendinde hata araması lazım. Yani demek ki birşeyler yanlış gidiyordu. Kader benim bunu yaşamama fetva verdi Ben kadere teslim olmalıyım. Sonuçta bu sıkıntıyı veren Allah’tır Demek zaten insana kazandırıyor. Elhamdülillah! Mülk sahibi mülkünde istediği gibi tasarruf eder değil mi? Burası benim olsa, buraları istediğim gibi maviye de boyayabilirim yeşile de boyayabilirim. Kimse gelip bana hesap soramaz. Hesap sorsa tapusunu gösteririm. Orada tasarruf hakkının bende olduğunu ispat ederim. E şimdi insan kendi hayatına bakması lazım. Bu mülk senin mi? Bu mülk sana emaneten verilmiş Elini, ayağını, gözünü, burnunu bir tezgahtan satın almamışsın bir yerde yaptırmamışsın. Biri kaybetmişte yolda bulmuş değilsin. Sana emaneten verilmişse emanet verenin izni dairesinde kullanmak lazım. ve bazende bize verdiklerinin kıymetini anlamamız için N’apıyor ? Elimizden alıyor İnsan çünkü; Kaybettiği zaman bazı şeylerin değerini anlıyor. O yüzden insan şunu diyecek. Evet ya! Yeme içme gibi basit bir şeyde dahi senin tasarrufun ne kadar ki? Tek bir tasarrufun var ha.. ”Yemek yemeyi ve içmeyi istemek” Gerisindeki fiiliyatları yaratan Allah Yediğin gıdalarda vücudunun istenilen yerlere dağılımını sen yapmıyorsun, yapamazsın zaten Nereye ne lazım bunu sen bilmiyorsun. Karaciğerin 500 ‘e yakın görevi var. Bunlardan Allah aşkına bana 30 tanesini say desem Kaç tanesini sayabileceksin? Demek ki bu beden senin değil sana emaneten verilmiş. Bir damla suyun içinden yaratılmışsın sen. Bir damla suyun içinde 80 yıllık – 100 yıllık hayatın derç edilmiş. E bırakta bu hayatı oraya derç eden hayat onun olduğu için gerisini de o sana ayarlayacak zaten. Sen yeter ki Teslim ol. Abi Ölüm! Mehmet ölüm gibisi var mı kardeşim ya? İnsan harbiden böyle, ölümü düşününce çok rahatlıyor. bazen biz hanımla konuşuyoruz böyle Dertler sıkıntılarımız olduğundan değil ha. Çevreye bakıyoruz, dışarıya bakıyoruz. Tabi kendimize de bakıyoruz. Diyoruz ki: ”Bir insan, ne kadar dertli olursa olsun Dünya, bütün hepsi dert olup o adamın başına yüklense dahi Hepsini sıfırla çarpacak bir kavram var bir hakikat var.” Ölüm bütün sıkıntılarını sıfırla çarpacak Ama işte o ölüme doğru hazırlanmak, düzgün hazırlanmak.. Burası senin elinde. O yüzden bence, ölüm çok büyük bir nimet ‘ki öyle zaten Bencesi yok bu işin ve en büyükte sebepler dairesinde bir kurtarıcı. Beni ferahlatıyor ya ölümü düşünmek. Tek korkumuz işte Cenab-ı Hakkın huzuruna lâyıkıyla gidebilcez mi Bir mü’min zaten ölümden hangi cihetten korkar? O’nun huzuruna temiz gidebilmek Emanete hîyanetlik etmeden gidebilmek Budur derdimiz zaten. Dedik ya: Derdi veren Allah olduğu gibi, dermanı veren de Allah tır. Demiyor mu: (Bakara, 2/286) Allah sabredenlerle beraber midir? Allah sabredenlerle beraber ise, biz buna iman ettiysek Burada şu oluyor bu sefer Abi ben sabrediyorum sabrediyorum. Olmuyor Hayır. Sen sabrı yanlış kullanıyorsun. Sen, o sabır noktasını geçmişe ve geleceğe dağıttığın için Hali hazırdaki sıkıntıya veremiyorsun. Öyle değil mi? Bak burda nasıl oluyor biliyor musun Semme, burdan bir saldırı oluyor sana Bütün kuvvetini oraya doğru vermen lazımken, sen diyorsun ki ya soldan da, ve ya işte ya sağdan da gelirlerse diye ordunu oralara dağıtıyorsun Merkez zayıf kalıyor. İşte Sabır kuvveti de böyle. O yüzden senin hakiki ömrün, bulunduğun gündür. Sen bir sıkıntın bi musibetin varsa bulunduğun ana bakacaksın Hepsini bulunduğun ana sarfetmeye çalış. Geçmişe ve geleceğe dağıtma. Dağıtırsan, Sende malesef dağılırsın kardeşim. Şunu demek istiyorum Yani insanın bazen böyle manevi cephesi zayıflayabilir. Sıkıntılara düşebilir. Bu sıkıntılar onu ümitsizliğe de götürebilir. O zaman da Zümer Suresi 53.Ayet Zümer Suresi 53.Ayet Bunu Hatırlamak lazım. O’na sığınıyorum ben. Kalbim huzur buluyor ya. Elhamdülillah! Birde bu sıkıntılar içindeyken Allah(c.c) ‘ı unutmamak. Namazlarını kılmak, İbadetlerini etmek, Allah ‘la irtibatını artırmak Çünkü bu sıkıntılar, musibetler hep Allah ‘la olan irtibatımızı artırmak için Hiç sıkıntıda olmayanlar Allah ‘ı unutuyorlar ya Bu dünyayı lezzetli görüyorlar. Ahireti unutuyor. Kabri unutuyor Vazifesini unutuyor. Bu insanlara özenme, Bu insanlara özenme çünkü Eğer hastalık kötü birşey olsaydı, sıkıntılar kötü birşey olsaydı En sevdiği abidi olan, kulu olan Habibi olan Efendimiz aleyhissalatu vesselam ‘a hastalık vermezdi. Ona sıkıntı vermezdi Değil mi kardeşim, Müşrikleri ona bela etmezdi başına. Ama ne yaptı? O, İşin maiyetini bildiği için sabretti. ‘ki evliyalar asfiyalar ve diğer peygamberler de buna giriftar olmuşlar. O yüzden musibet istenilmez. Verilirse de şükredilir. Video yu izlediysen kardeşim Kendine faydalı taraflarını gördüysen Ve ya işte Ben bunları biliyordum da diyebilirsin Belki bilmeyenler vardır. Belki ihtiyacı olanlar vardır. O yüzden video nun daha farklı kitlelere ulaşması için video yu beğenmeyi ve yorum yapmayı unutma. Çok mu şey istedik? Değil de mi? O zaman varsa imkanın Ne diyelim bi de paylaşın artık ÇAY HOUSE SİZİN KANALINIZ!