Bütün iyiler Cennete gider mi? – Cennetlik Papaz (!)

Cennetlik papaz… Kardeşler cennetlik papaz olur mu? Brunson var ya o Brunson, Amerikalılar diyor ki: ”Cennetlik o adam. O papaz cennetlik.” O Brunson’u bana getirselerdi bir saat konuşsaydım, kapalı bir odada bir saat. Ortadan bir tane kukla geçecek. İki, üç tane de televizyon ekranı… Ben bir saat o Brunson ile konuşsaydım Müslüman olurdu Allah’ın izni ile. Amerika’nın kara kutusu o adam. Bütün her şeyi bülbül gibi öterdi. Ama bizi konuşturmuyorlar. Malikaneye koymuşlar Brunson’u. Etrafında on tane polis bunu koruyor. ”Cennetlik Papaz” Muhasebeci bir arkadaş geldi ve şöyle dedi, Başımdan geçen bir olayı aktardım bu yazının başında. ”Hocam, düşünüyorum düşünüyorum çözemiyorum.” Muhasebeci bize söylüyor. ”Haberlerde bir papaz gösterdiler. Yirmi bir tane yatalak çocuğa bakıyor. Hayatını bu işe adamış hocam. Bu adam Müslüman olsa ne olur, ateist olsa ne olur? Bu papaz kesin cennetlik hocam.” Ne oldu bu? Ne sözü bu? Bu söz şirktir. Elfâz-ı küfürdendir. Bir, ”Ateist olsa ne olur, Hristiyan olsa ne olur, Müslüman olsa ne olur?” dediğin anda kâfir olursun. İnsanlar ikiye ayrılıyor: İmanlılar, imansızlar. Bu saydığın diğer gruplar imansızlardır. İmansızlar ebedi olarak cehennemdedir. Kur’an’da yüzlerce ayet var. Sen şimdi bu ayetlerin tamamını ne yaptın? Öyle olsa ne olur, böyle olsa ne olur dedin bu ayetlerin tamamını inkar ettin. Bu bir. İki, adamın sonu hakkında bir hüküm veriyor. Kimin sonu ne olacak, kim hüküm verebilir? Allah hüküm verebilir. Muhammed Aleyhisselam’a geldi sahabinin biri, dedi ki: ”Ben birini öldürdüm. Savaşta ben onu sıkıştırdım köşeye. Yalancıktan ‘Lâ ilahe illallah muhammeden rasûlullah’ dedi. Ben inanmadım Ey Allah’ın rasûlü, öldürdüm.” ”Sen nasıl öldürürsün ya? Sen kalbini yarıp baktın mı içeride iman var mı, yok mu diye?” dedi. ”Bakmadım ey Allah’ın rasûlü.” ”Kalbini yarıp bakamayacağına göre, sen bu adamı öldüremezsin. O kelimeyi söylüyorsa Müslüman kardeşindir. Asla vuramazsın.” dedi. Bu iş böyle. Şimdi Muhammed Aleyhisselam bile bir adamın sonu hakkında hiçbir şey söyleyemezken, hatta ”Ben bile yarın başıma ne geleceğini bilmiyorum.” derken, yanında cariye kızlar şarkı söylerken, ”Aramızda gaybı bilen bir peygamber var, aramızda yarın ne olacağını bilen bir peygamber var.” diye şarkı söylerken onları susturan, ”Hayır! Yarın ne olacağını Allah bilir. Ancak Allah bilir.” diyen bir peygamber. Ve sen böyle bir Peygamberin ümmeti olduğunu iddia ediyorsun ve diyorsun ki: ”Bu papaz kesin cennetlik hocam.” Orada hemen kardeşimi ikaz ettim, tövbe etti. İnşallah şehadetini de getirmiştir. Ben cevap verdim kardeşime: ‘Kardeşim! Sen muhasipsin, bilirsin. Muhasebecisin yani. Ne kadar iyi bir insan olursan ol, devletten vergi kaçırırsan hapse girersin ve ‘kötü vatandaş’ damgası yersin. Pamuk Dede görün Pamuk Dede. bu ülkede bütün televizyonlar o adamdan bahsediyor. Ama adamın bir patladı olayı. Vergi kaçırıyormuş. Devletin bu adama bakışı ne olur? Sahtekâr, vatan haini… Vergi kaçırmak vatana ihanet gibidir. Devletin bu adama bakışı bu olur. İstediği kadar Pamuk Dede rolü yapsın bu adam. Devlet bu adama bir sahtekâr gözüyle bakar ve hapse atar. Bir fabrikatör düşün. Çok iyiliksever, melek gibi bir adam ama devletten vergi kaçırıyor. Şimdi söyle bana. Devletin nazarında bu adam iyi midir, kötü müdür? Fabrikatör ya. Binlerce insan çalıştırıyor ama vergi kaçırıyor. Biliyorsun ki her ülkede vergi kaçakçılığı ciddi bir suçtur. Devlet bu işverene mali bir ceza verdikten sonra hapse atar. Çok kimseye faydalı mıydı, çok hayırsever miydi devlet buna bakmaz. Aynen bunun gibi, Allah’ın yanılmaz kanunlarına uymayan ve son Peygamberine tabi olmayan kişi de ne kadar iyi olursa olsun, Allah’ın nazarında bir vergi kaçakçısı hükmündedir. Allah’tan kaçırıyor. Yaptığı iyi işlerin tamamı küfür asidi ile silinip gidivermiştir. Allah’ımız buyurdu: ”De ki: ‘Size, yaptıkları işler bakımından en çok ziyana uğrayanları bildireyim mi?” İşler yapıyor ama çok ziyana uğramış. En çok ziyana uğrayan kim şimdi, Allah’ımız söylüyor. ”Bunlar iyi işler yaptıklarını sandıkları hâlde dünya hayatında çabaları boşa giden kimselerdir. İşte onlar, Rablerinin ayetlerini ve ona kavuşmayı inkâr eden, bu yüzden amelleri boşa giden kimselerdir ki biz onlar için kıyamet gününde hiçbir terazi tutmayacağız.” (Kehf, 103-105) hükmü bu gibi iyi insanlardan bahsediyor. Kıyamet günü kâfirlere terazi var mı kardeşler? ”Biz onlar için kıyamet günü terazi tutmayacağız.” Çünkü kâfir olarak öldü. Terazi Müslümanlar içindir. Sevap-günah dengesi. Kâfirin sevabı yok ki terazi olsun. Yine Allah’ımız buyurdu: ”İnkâr edenlere gelince, onların amelleri ıssız çöllerdeki serap gibidir ki susayan onu su zanneder. Nihayet ona vardığında orada herhangi bir şey bulamamış, üstelik yanı başında da inanmadığı, kendisinden sakınmadığı Allah’ı bulmuştur. Allah ise onun hesabını tastamam görmüştür. Allah hesabı çok çabuk görür.” (Nur, 39) ayeti ise kâfirlerin kurduğu cennet hayalinin, çölde görülen bir yanılsama, serap gibi onları karşılayacağını bize vadediyor. O çöl filmlerini bilirsiniz. Adam yüz metre, iki yüz metre ileride bir vaha görür. ”Tamam, suyu buldum.” der koşar. Sonra suyun içine atlar. Ama bir atlar ki toprağın üstüne, kumların üstüne atlamış olur. Buna serap denir. Kâfirlerin dünyada yaptığı iyilikler de bunun gibidir. Serap gibi olacak ahirette. Olayı başka bir temsille yakınlaştırayım sana. Bir Fransız vatandaşı bilim adamı Türkiye’ye gelse ve milletimiz için çok faydalı işler yapsa fakat Türk vatandaşı olmasa, vatandaş olmadığı için Türklere tanınan bir çok hakka sahip olmaz, olamaz. Mesela oy veremez ya da milletvekili olamaz. Bak ne kadar çok faydalı iş yaparsa yapsın, ne oy verebilir, başa kendi istediği bir adamı geçirebilir ne de o devlet içinde yönetici olabilir. Çünkü Türk vatandaşı değil. Keşfettiği yeni kanser tedavisi tekniği ile binlerce insanın hayatını kurtarsa ama vatandaş olmasa, seçip seçilme hakkını elde edemez. İşte bu misaldeki vatandaşlık ‘Müslümanlık’ demektir. Müslüman olmadın mı sen bitiksin. Ahirette cennete alınamazsın. Müslüman olmadıkça, imanın altı şartını kabul etmedikçe, muharref dinleri reddedip İslam’a girmedikçe, Allah katında yaptığı iyilikler şiddetli rüzgarda elde biriktirilen kum tanecikleri gibi hükümsüz olur ki Allah Teala Kur’an’da bu sahneyi şöyle anlatır: ”Rablerini inkâr edenlerin durumu şudur: Onların amelleri fırtınalı bir günde rüzgarın şiddetle savurduğu küle benzer. Kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. İyiden iyiye sapıtma işte budur.” (İbrahim, 18) İbrahim Suresi ayeti. Kâfirleri mahşer günü nasıl göreceğiz biz? Ellerinde iyilikleri var ama kül. Küller… Hani sobayı yaktığınızda, eski sobaları, gece üstüne kömür atmazsınız, odun atmazsınız, ne kalır orada? Kül kalır. Saat on ikide birde kül olur onlar. O külleri ne yaparsınız? Atarsınız dışarıya. Çöpe atarken ama rüzgâr gelir, küllerin bir kısmını uçurur. Kâfirler o külleri kucaklarında taşıyacaklar, mahşere böyle gelecekler. Allah’ımız seslendiği anda bir rüzgâr gelecek ve külleri tutmaya çalışacaklar. ”Bunlar bizim iyiliklerimiz. Bizi bunlar kurtaracak.” diyecekler. Ama hepsi uçup gidecek. Allah’ın verdiği şu örneğe bakar mısınız ya? Bundan daha açık nasıl anlatılabilir? Devam ediyorum. Allah’a ve Rasulüne iman etmeyen iyi insanlar, işi inada götürüp yüz tane camiyi yaptırsalar da bu kabul görmez. Allah’ımız ayette bunu şöyle açıklar. Hani var ya o, ”Piyango bileti alacağım, çıkarsa cami yaptıracağım.” diyen tiyatrocular… Bak bütün piyangoculara gidin. O piyango kuyruğuna girenler var ya, cehennem sırasına giriyor onlar. Cehenneme girmek için bilet bekliyorlar. Bütün hepsine gidin deyin ki: ”Çıkarsa ne yapacaksın?” Biraz bakarsa, senin şöyle yüzün nurlu falan, alnın düzse -namaz kılma işareti bunlar, secde işareti- hemen şöyle der: ”Abi çıkarsa ilk işim cami yaptıracağım. Kalanla da ev, araba işte dükkan mükkan bir şeyler alırız artık.” Hepsinin kafasındaki plan bu. ”İlk işim cami yaptıracağım.” Rahmetlik Timurtaş hocamız derdi ki: ”Sidikle abdest alınır mı oğlum?” Şu sözdeki inceliğe bak ya. Tokat gibi, yumruk gibi, döner tekme gibi. Sidik ile abdest olur mu oğlum? İdrar bu, pislik. İdrar gibi pislik bu. Kumar. Milletin hakkını gasp et. Parasını al cebine koy. Yüzüne gül bir de bilet adı altında bunu yapıyorsun. Kul hakkına gir ondan sonra ”Ben cami yaptıracağım.” Kabul olmaz senin yaptığın iş. “Allah’a ortak koşanlar, kendi kâfirliklerine bizzat kendileri şahitlik ederken, Allah’ın mescitlerini imar etmeye layık değildirler. Onların bütün işleri boşa gitmiştir. Ve onlar ateşte ebedi kalacaklardır.” (Tevbe, 17) Mescid-i Dırâr diye bir mescid yapıldı. ”Mescid-i Dırâr” Muhammed Aleyhisselamın mescidinin tam karşısında. Münafıklar, Müslümanların kendi mescitlerine gelmesini istiyordu. Peygamberimizin mescidi kalabalık olmasın, sohbet yaparken kalabalığa vaaz vermesin diye. Bakın tamamen fitne, bölücülük. Buna, ”Mescid-i Dırâr” denir. Peygamberimiz Aleyhisselamın dünyada yaktırdığı tek mescid budur. Münafıkların mescidi. Ayet onlar hakkında iniyor. Konu hakkında İmam Nevevi de şöyle demiştir: ”Kim İslam dininden başka dinlere mensup olan kimseleri tekfir etmez veya onları tekfir etme hususunda şüpheye kapılır ya da onların yollarının doğru olduğunu kabul ederse… Hristiyanlar, ”Acaba onların yolları doğru olabilir mi ya? Olabilir be onlarda iyilik yapıyorlar. Bak papazlarda iyilik yapıyor.” falan derse, Müslüman olduğunu ortaya koysa veya İslam inancını kabul ettiğini söylese dahi, yine de kâfir olur. Ravzatü’t- Tâlibîn eserinde İmam Nevevi böyle söylüyor. ”Ya canım bana göre Hristiyanlar da cennete gidecek.” diyen o sahte hocalar… ”Bana göre Yahudiler de bizdendir. Aynı dinin çocuklarıyız. Aynı Allah’ın çocuklarıyız.” Şirk sözüdür bu. Allah’ın çocuğu olmaz. Olsaydı Hristiyanların İsa’sı olurdu. Kim diyorsa bunu; onların dinlerinden, akidelerinden tahrif edilmiş inanışlarından beri olmadıkça, Müslüman olsan bile, yirmi defa hacca gitsen bile, trilyonlarınla otuz tane cami yaptırsan bile kabul olmuyor. Çünkü şirktesin. Ve şirk en büyük zulümdür. Son paragraf. Bu konuda son sözü, sözlerin sultanı Muhammed Aleyhisselam söylesin. ”Muhammed’in canı kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki, -dikkat- bu ümmetten, Yahudi veya Hristiyan herhangi bir kimse beni duyar da, sonra benimle gönderilen dine inanmadan ölürse, benimle gönderilen dine inanmadan ölürse mutlaka cehennem ashabından olur.” Müslim hadisidir. Ama Yahudi ve Hristiyan’a bu ümmet diyor? Muhammed Aleyhisselam peygamberliğini ilan ettikten sonra dünyadaki bütün insanlar bu ümmettir. İkiye ayrılıyorlar: İcabet edenler, icabet etmeyenler. Yahudi ve Hristiyanlar da icabet etmeyenlerden. Ama bu ümmetten. ”Benim adımı duyduktan sonra, benim son peygamber olduğuma ve getirdiğim dini yani Kur’an’ı kabul etmezse gideceği yer cehennem ashabıdır, bu kesindir.” diyor Efendimiz Aleyhisselam. Hâl böyleyken, papaz bırak yirmi tane çocuğa bakmayı, iki bin tane çocuğa baksa, bütün ihtiyaçlarını giderse; hatta şu anda dünyanın en zalim ülkeleri Amerika, İsrail, İngiltere, Almanya… Dünyaya terörü bunlar dağıtır. Bunlar bir karar alsa ortak. ”Afrika’daki bütün fakirleri, Osmanlı yapıyordu düne kadar. Biz de Osmanlıyı yıktık. Bu insanlar açlıktan ölmeye başladı. Afrika’daki bütün fakirleri bundan sonra biz doyuracağız.” dese bu dört zalim. Ortaya böyle bir karar atsalar ve anlaşsalar ve doyursalar, Afrika’daki açları doyursalar… Yapmak istese yaparlar. Sadece bütün bu ülkeler, silaha, silahlanmaya harcadıkları paranın yüzde onunu fakirlere verseler açlıktan bir tane adam ölmez dünyada. Bütün mesele, her şeye para var, fakir fukaraya para yok. Onlara bakmaya para yok. Bütün sıkıntı buradan çıkıyor. Bunu yapsalar bile Allah onlardan bu işi kabul etmiyor. İşte kardeşler, bu ayet-i kerimeyi okudukça imanı doğru bir şekilde anlayalım. Allah’ımızın yanına herhangi bir ilahı koymayalım. Herhangi bir ilah tasavvurunu koymayalım. Kim ne kadar kuvvetli ve mahir olursa olsun herhangi bir işte, sakın ”Onu yücelteceğim.” diye ilahlaştırmayın. ”Hocam insan ilahlaştırılmaz ya, bu adamlar tuvalete giden insanlar.” İslâm tarihine bakın, insanlık tarihine bakın. İlahlaştırılmış bir sürü insan var. Nemrut demedi mi ”Ben Allah’ım. Senin Allah’ından daha hayırlıyım?” Firavun demedi mi ”Ben senin Allah’ından daha hayırlıyım?” ”Senin Allah’ın da yaratır, öldürür. Ben de yaratırım, öldürürüm. Bak ben de Allah’ım.” dedi İbrahim Aleyhisselam’a Nemrut. Bak, insanlar ilahlık iddia ediyor. Dünyada şu anda ilahlık iddia eden bir sürü insan var. Geçmişte de bu oldu, kıyamete kadar da olmaya devam edecek. Bakın, neden oldu bu? Allahu Teala kendisine bazı nimetler verdi ve bu şımardı. Nimetler bazısının şükrünü arttırır, bunlar azınlıktır. Bazısının da küfrünü arttırır, bunlar büyük çoğunluktur. Nimetler verdiler bunlar şımardı ve artık ilahlığını ortaya koydu. İlahlık iddia etti. Amerika demiyor mu ”Dünyanın tanrısı biziz. Dünyanın efendisi biziz?” İlah yerine koyuyor kendini. Allah kimi çıkarttıysa indirdi, sıra sizde. Kimi çıkarttıysa indirdi. Mevla Teala hep böyledir. Bazılarını yükseltir, bazılarını alçaltır. Allah’ın adeti böyledir. Amerika’yı yükseltti. Elli-altmış senedir dünyanın süper gücü. Ondan önce Birleşik Krallık’tı, İngiltere’ydi. Ondan önce bizdik. Biz düştü, üç tanrıcı İngiltere geldi. Üç tanrıcılardan sonra yine üç tanrıcı Amerika geldi. İngiltere’den de düştü Amerika’da şu anda. Şimdi onun çöküş vakti başlamıştır. Allahu Teala tez zamanda İslâm düşmanlarını, Allah ve Peygamber düşmanlarını çökertsin. Tekrardan Osmanlı çocuklarını dünyaya hükmettirsin. (Amin) Amin ya Muin. Dünyanın her tarafına adaleti, aç kalmamayı, mutluluğu ve huzuru bizim ellerimizle Allah ulaştırsın. (Amin) Atalarımız bunu yaptılar, elhamdülillah. İnşallah sıra bizdedir. Allah’ım sen bize nasip et ya Rabbi. (Amin)

Şu günlük zikirleri herkese tavsiye ediyorum…

İftitah tekbirini getirmeden namaz yoktur. İftitah tekbiri sonra kıyam, ayakta duracaksın. Namazın farzlarından bir tanesi. Burada ne diyor Allah? “…fez’kurûllâhe kıyâmen” (Nisa, 103) “Ayaktayken Allah’ı zikredin.” Namazı kıldın. Peşinden Resulullah Aleyhisselam’ın hadislerinde geçen otuz üçer kere tesbihatı yaptın. Sübhanallah, Elhamdulillah, Allahu Ekber. Peşinden ellerini açtın, duanı yaptın. Allah’tan isteyeceğini istedin. Sonra ne yapıyorsun? Camiden çıkmaya başlıyorsun. Görüştüğün komşularla musâfaha ediyorsun. Nasılsın kardeşim? İyiyim, hamdolsun. İşler nasıl gidiyor? Derken, çıkarken neye başla diyor Allah Teala? “Fez’kurûllâhe kıyâmen” Ayakta Allah’ı zikretmeye başla. Müslümanların görevlerinden bazıları… Yaşıyorken, geziyorken, görüyorken karşılaştığı bazı durumlarda hemen Allah’ı tespihe başlamak durumundadır Müslümanlar. Kaliteli Müslümansa Allah’ı zikreder, zayıf Müslümansa boş kelimeler eder. Malayani ile boş sözlerle anı geçiştirir. Kaliteli Müslüman ne yapar? Bir şeye şaşırdığı zaman… Karşılaştığı güncel meselelerde herhangi bir şaşırdığı bir şey gördü. Ne der? “Sübhanallah.” Allah’ım seni tenzih ederim. Bu müthiş bir şey. Bu hârikulâde bir hâl. Ama sen bundan çok daha güzelsin, çok daha üstünsün. Ne diyor zikir olarak? Sübhanallah. Peki cahil Müslüman ne der? “Vay bee, vay anasını be!” Boş… Boş kelime… Kaliteli Müslüman ne diyor? Sübhanallah. Allah’ım seni tenzih ederim, sen çok güzel bir şey yapmışsın. Ama ben biliyorum ki sen bundan çok daha güzelsin. Sübhan, tenzih etmek demektir. Allah’ı yarattığı her şeyden tenzih etmek. Kaliteli Müslüman bunu yapar. Herhangi bir şeyi yapmaya niyetlendiği zaman ne der? “İnşallah bunu yapacağım.” İnşallah! Zayıf Müslüman ne der? “Hocam, o iş bende!” Kardeşim şu sohbet kesimlerini hallettin mi? “O bende hocam merak etme.” O bende… İki hafta geçiyor, vazife yapılmamış. O bende yok, o bende. Her şey Allah’tadır. “Er-rızku Al’Allah.” Rızık, Allah’tadır. Ya bu hafta nasıl halledeceksin haftalığı oğlum? “O bende baba merak etme.” O sende değil kardeşim. “Er-rızku Al’Allah.” Rızık Allah’tadır. Resulullah Aleyhisselam hadislerinde hep böyle söyler. Allah’ta olan rızkı sen talep edeceksin, isteyeceksin. İstemek iki türlüdür: Bir, fiziki olarak çalışacaksın. İki, dua edeceksin. Allah’ım bana temiz, helal rızıklar ver. Ama bu adam ne diyor? “Kesin hallettim o işi, olmuş bil hocam!” Bir de bizim bazı dervişler var, kesinci! “Olmuş bil hocam. Çözdüm ben o işi.” diyor. Kardeşim yapma bunu ya. Allah bir mani çıkartır, bir engel çıkartır mahcup eder. Bunu böyle yapmayın. Muhammed Aleyhisselam Yahudilere vermesi gereken cevabı veremedi. Allah’ın Peygamberi! Yahudiler üç tane sual sordu. Efendimiz Aleyhisselam ne buyurdu? “Ben bunların cevabını size yarın vereceğim.” Neyi unuttu? İnşallah! İnşallah demeyi unuttu. İnşallah demediği için Allah Teâlâ cevabını on beş gün boyunca vermedi. On beş gün sonra Cebrail Aleyhiselam’ı yolladı ve o ayeti kerimeleri gönderdi. “Herhangi bir işe niyetlendiğinde ben bu işi yapacağım deme! İnşallah de.” (Kehf, 23-24) Eğer Allah dilerse yapacağım. Anladınız mı kardeşler? Bu kaliteli Müslüman’ın işidir. Kaliteli Müslüman böyle yapar. Herhangi istediği bir şey olduğu zaman; talep ettiği bir şey vardı, arzuladığı bir şey vardı Allah da ufak bir çalışmanın akabinde bu kula bunu verdi. O ne der? “Elhamdülillah.” Bakın ayakta zikreden bir kul. Dilinden zikir eksik olmayan bir kul devamlı bahaneler arar. Karşılaştığı her meselede o bir zikir ortaya koyar. Allah’ı bir şekilde zikreder. Bir beklentin vardı. Çocuk sahibi olmak istiyordun. Üç sene geçti, dört sene geçti, beş sene geçti Allah sana vermedi. Altıncı sene sana çocuk verdi. Sen ne diyeceksin? “Çok uğraştım, çok çalıştım en sonunda başardım be!” Akıllı Müslüman böyle der mi? Madem çok yeteneklisin, çok beceriklisin altı senedir neredeydiniz siz karı koca? Çok uğraştınız, çok çalıştınız ama sonuç yok. Kim verecek çocuğu? Çocuğu Allah verir. Milyon tane spermin içinde milyon tane canlı tohum vardır. Milyon tane! Bunlardan bir, iki ya da üç tanesi… Anormal doğumlarda ikiz ya da üçüz, dördüzü bile gördüm ben. Kadın hamile kalır. Allah, “ol” demedikçe hamile kalmaz. “Hiçbir dişi Allah izin vermedikçe hamile kalamaz.” (Fussilet, 47) Ayettir. Hiç bir dişi! Şu hâlde sen ne yapacaksın? Allah sana evladı verdi mi? Sen ne diyeceksin? “Elhamdülillah. Rabbim bana bir çocuk verdi.” Zikretmek için bahane arayacaksın, onu devamlı yücelteceksin. Allah övülmeyi sever. Muhammed Aleyhisselam ne buyurdu? “Övülmeyi Allah kadar seven yoktur.” İnsanlar övülmeyi sever mi? Sever. Allah övülmeyi en çok sevendir. Şu hâlde insanları bazen methederiz, güzel iş yapan insanları teşvik etme babında övebiliriz. Ama en çok öveceğimiz kimdir? Allah Teala’dır. Onun şanı ne yücedir. Herhangi bir şeyden korunmak istediğimiz zaman kaliteli bir Müslüman ne der? “Hafezanallah. Allah bizi muhafaza etsin.” Bu kaliteli Müslüman’ının yaptığı bir şeydir. Allah bizi muhafaza etsin. Zayıf Müslüman ne der? “Uuu!” Nasıl yapıyordu? Hah. Kulağını çekiyor ondan sonra böyle yapıyor. (Masaya vurma sesi) Ne bu? Bu kitapta böyle bir şey yok. Muhammed Aleyhisselam’ın binlerce hadisini okudum, böyle bir şey yok. Tahtaya vurun, herhangi bir şeyden korktuğunuz zaman tahtaya vurun bir de kulağınızı çekin. Ağzıyla hareket yapanı bile gördüm. Ağzıyla hareket yapıyor, kulağını çekiyor sonra da tahtaya vuruyor. İki olmazmış, üç defa olması lazımmış. İşin sırrı oradaymış. Üç defa vurursan Allah seni ondan korurmuş. Uydurma! İslamiyet’in i’sinde yok böyle bir şey. Uydurma! koca karı masalları. Müslüman ne der? “Hafezanallah. Allah bizi bundan muhafaza etsin.” Kaliteli Müslüman! Sonra, çok güzel bir şey gördüğü zaman ne der Müslüman? “Peh arkadaş be! Ne güzeller var be! Allah sahibine bağışlasın.” Güya ne yapıyor? Dua yapıyor. Önünden bir çıplak kız geçiyor ya. Sahtekâr esnaf! Çıplak kız önünden geçiyor, yanındaki arkadaşa da şöyle diyor: Hani ben ona kötü gözle bakmıyorum. “Allah sahibine bağışlasın be, ne kadar güzel be!” Sahtekâr seni! Ne yapacaksın? Gözlerini oradan çevireceksin. Kardeşim bu bize haramdır. Bu başkasının kızıdır, başkasının karısıdır. Nasıl ki buradaki esnafların benim hanımına bakmasını istemiyorum, bende ona bakamam. Ne diyecek? “Maşallah!” Çocuğu sünnet ettireceksin. Çocuğun sünnet olacak. Çocuğa ne diyeceksin? “Bende bir çocuk var Allah bana en güzelini verdi. Hiçbir çocuk benim çocuğum kadar güzel değil.” Sen şu anda nazar topluyorsun. Çocuğun üzerine nazar topluyorsun. Senin ne demen lazım? “Maşallah. Allah nazardan saklasın.” Esnaf arkadaşım dedi ki: “Hocam bir avukat buldum. Avukatın ismi Maşallah.” Daha önce duydunuz mu böyle bir isim? Vallahi ben ilk defa duyuyorum. Maşallah… Dedim kardeşim hemen o avukatı tut. Hemen tut! Beddua bile etsen işlemez. Bak! Allah senin belanı versin, nazardan korusun demek. Allah senin belanı versin Maşallah, dese bir adam ne demiş olur? Allah senin belanı versin, nazardan korusun. Hem bela versin diyor peşinden de diyor ki nazardan korusun. Bela dua iç içe… Tutmaz! Şu hâlde herhangi bir güzellik gördüğümüz zaman, kötü nazarımız geçmesin diye ne diyeceğiz? Maşallah. Başka? Allah’ın gücünü gördüğümüz zaman, bir yaratış, bir kuvvet, bir kudret… Güneş tutulması. Bu anormal bir şeydir. Ay tutulması. Gündüzün üçünde, yaz mevsiminde güneş yüzde elli, yüzde altmış ışık verme kapasitesini kaybediyor. Ve sanki bir nevi akşam vaktini yaşıyorsun. Saat yediyi, sekizi yaşıyorsun. Allah Teala bunu otuz saniyeliğine, kırk saniyeliğine yapabiliyor. Bir anda veriyor bunu. Hiçbir teknolojik alet bunu başaramıyor. Güneşi kırpamıyor.