GÜYA MUTLUYUZ. KANDIRMAYALIM KENDİMİZİ…

Bundan 100 sene önce, 100 kilo buğday veren, 1 dönümlük yer şimdi, bir ton veriyor oldu. 50 kilo kiraz yetişir yetişmez denen ağaçtan, 50 kasa, kiraz çıkabiliyor. İnsanoğlu, araba, tekerlek, motor kelimesini bile, bilmezken şimdi, uzaya, uzayın derinliklerine keyif için yolculuk yapabiliyor. İnsanoğlu harçlık diye bir kavram, yani beş kuruş on kuruş cebimde harçlığım bulunsun, dediği günlerden çocukların bile maaşa bağlanabildiği bir zamana geldik. Haramlar, helal gibi oldu desem, yerinde olmaz, helalden daha cazip oldu. Bu dünyanın, bu şekilde kendisini sunması, Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem Efendimizin, haber verdiği şeylerdendir. Size, fakirlikten korkmuyorum, dünyanın yeşilliği ve güzellikleri ile size açılmasından korkuyorum buyurmuştu. Sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz. O gerçekleşti. Keşke dünyanın bu büyük açılımı, daha iyi kulluk, daha güzel insanlık, ve daha üstün bir Müslümanlık yaşama nedenimiz olsaydı. Çünkü dünyayı da yaratan Allah, bizi dünyanın nimetlerinden istifade etmek için yaratan da, Allah’tır. Dünya esasen haram değil. Ama açılınca, ölçülerini kaybeden insanlar, onu harama dönüştürüyorlar. Ne yazık ki. Daha iyi insanlık, daha iyi Müslümanlık, oluşturacağı yerde bu dünyanın açılımı, bizi Müslümanlığımızda da, insanlığımızda da, adım adım geri çekti. Ve kötülükler, eşi benzeri görülmez şekilde çoğaldı. İnsan katliamı, böcek katliamından daha ucuz hale geldi. Fitneler başını aldı gitti. Müslüman ve İslam, garip hale geldi. Hatta, camiler bile minareleri binalardan yüksek olduğu halde, şehirlerin garip yuvalarına döndü. Müslümanlık, camide bile konuşulursa sıkıntı oluşturur hale geldi. Müslüman olduğunu vehmeden insanlarda bile, Allah’ın kitabındaki bazı ayetler bu zamana uygun mu değil mi oldu. Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem Efendimizin çoluk çocuk tarafından bile, hadislerine dil uzatılabilir oldu. Müslüman, Allah rızası için bir iş yaptığı zaman, bir genç kendisini Allah’a ve Peygamberine ve şeriatına adadığı zaman, aşırı gitmiş, bir örgüte kaymış olarak kabul edilebildi. Allah’ın hakimiyeti diye bir söz, sadece mezarlıklarda geçerli bir söz oldu. Toprağın altında, söz sahibi olan Allah ama madenlerine değil, ölülerinde söz sahibi olan Allah. Haşa, diye anlaşıldı. Bütün bu tabloyu insanoğlunun ve Müslümanlığın geldiği bu garip, itilmiş, sanki yok gibi, hatta zararlıymış gibi, algılanan bu tabloyu değerlendirdiğimizde, gözümüzde başka bir tablo canlanıyor. O tablo da Nuh Aleyhisselam’ın oğlu ile yaptığı son konuşmadır. O, tufan başladığında, Nuh aleyhisselam oğluna demişti ki: لَا عَاصِمَ الْيَوْمَ مِنْ اَمْرِ اللّٰهِ اِلَّا مَنْ رَحِمَۚ Yavrum, tufan başladı, bugün Allah’ın koruduğundan başka korunacak kimse yoktur. Gel iman et bu gemiye gir dediğinde, سَاٰو۪ٓي اِلٰى جَبَلٍ يَعْصِمُن۪ي مِنَ الْمَٓاءِۜ diye cevap verdi. Ben, tepeye yüksek bir yere çıkarım, su beni boğamaz, korur beni tepeler, dedi. Yüksek kayaların, Allah’ın, tufanından, azabından koruyabileceğini zannetti. Zavallı çocuk. İşte şimdi, لَا عَاصِمَ الْيَوْمَ مِنْ اَمْرِ اللّٰهِ Allah’ın bu kıyamete yakın belası, fitnesi, azabı, ismini ne dersek diyelim, dünyanın açılımı, fitnelerin çoğalması, nimetlerin başımıza bela olması, insanlığın erimesi, İslamiyet’in garip kalması, adına ne dersek diyelim. Bütün bunlarda, لَا عَاصِمَ الْيَوْمَ مِنْ اَمْرِ اللّٰهِ Allah’a sığınmaktan başka hiçbir çarenin kalmadığı bir andayız. O zaman Nuh Aleyhisselam’ın zamanı su ile tufan olmuştum. Yani su, insanlığı, boğmuş, dünya denize dönmüş idi. Bugün, aynı şekilde, internet, medya, sosyal medya, ve ekonomi, ticaret merkezleri aynı mantıklı, ama şekli değişik tufan’a döndü. Büyük bir tufan yaşıyor insanlık. İnsanlar, doğurdukları çocukların geleceğinden endişe ediyorlar, o çocukların onları kendilerini de dünya hayatında dahi helak etmesinden endişe ediyorlar. Bir endişe, bir korku, bir stres, bütünü içerisinde güya, huzurlu, mutlu, hayatlar yaşıyoruz. Kendi kendimizi, aldatmaktan başka hiçbir ismi olmasa gerek bunun..

Zinaya Giden Kızın Hikayesi! (Sizden Gelen Mesajlar)

“Helal harama çok dikkat ederdim ama şeytana uydum sonra aldandım, nasıl olsa evleneceğiz diye yakınlaştık zina yaptım.” “Gönlüm birine bağlandı onunla da zina yaptım” diyor. “Ondan da ayrıldım bir başkasıyla…” Fotoğrafla tehdit ediliyor üniversitedeki kız kardeşimiz pazarlanıyor sağa sola annene babana, bu fotoğrafları her şeyi yayarız diye Allah o erkeklerin de bin belasını versin (amin) İnstagramdan onlarca yüzlerce mesajlar geliyor bize tabii Allah razı olsun diyen, teşekkür ediyoruz diyen, hayatım şöyle değişti diyenler bir kenara Allah razı olsun ama bir büyük çoğunluğu hep böyle problemlerle geliyor hep bir sıkıntıyla, yani bu da ateizm, deizm vs. değil genelde namazla alakalı sorular işte abi ben namaz kılıyordum bıraktım, namazlarımdan lezzet alamıyorum, yani ibadetsel anlamda sorular işte tesettüre girmek istiyorum tesettürden çıkmak üzereyim ne tavsiyede bulunursun bunlar gibi mesajlar geliyor biz de bunları cevaplıyoruz ama daha büyük bir problem var. Onlardan daha çok kalbimizi acıtan ve öyle kötü haller ki, bazen uykularımız kaçıyor hatta mesajlara bakan kardeşlerimiz diyor ki: “Abi mesajlara bakma görevini benden alır mısın? Ben bunu devam ettiremeyeceğim. Çünkü uykularım kaçıyor.” “Öyle mesajlar geliyor ki yani aklın çıkacak dereceye geliyor” diyenler bile var bizim mesaj ekibinde. dayanamıyor adam ya bunlardan çoğu zina ile alakalı abi zina ve flört. Çok gariptir,bir kaç tane böyle videomuz vardı bizim benim mahrem fotoğraflarımı çıplak fotoğraflarımı kullanıyor beni tehdit ediyor diye üniversiteli arkadaşlarımızdan hatta bir başka videomuzda da daha 8.sınıfa giden bir kız çocuğunun hamile kalma olayını konuşmuştuk. Bunlar yaşanıyor yani bunlara neden biz böyle gözümüzü kapatıyoruz ya! “Benim kızım yapmaz benim oğlum yapmaz” diye diye peki bunlar kimin oğlu kimin kızı abi? bunu kim sorgulayacak ya? yani böyle bir problem var ya onlarda aklını başına alsaydı ya böyle bir cevap verilebilir mi abi? Ya men dakka dukkadır ya bana dokunmayan yılan bin yaşasın hadisesi olur mu abi burada ya? Şimdi burada bakıyorsun, hani bu açık/kapalı durumu değil tesettürlü tesettürsüz değil, yani bütün hanım kardeşlerimiz bu tarz mesajları bize atıyorlar. Tesettürlü olanda, olmayanda bunun ayrımını yapamayız zaten. Bunun ayrımını yapmak kadar saçma bir iş olamaz. “Abi ben onunla evlenme niyetiyle görüştüm” diyor. Ya zaten herkes evlenme niyetiyle görüşüyor. Hangi gerizekalı kız vardır ki: ” Ya ben çıkayım, fotoğraflarımı çeksin, sağda solda beni ifşa etsin, sonra ‘annene/babana/çevrene gönderirim’ diye beni tehdit etsin ve beni erkeklere pazarlasın.” Ya bu düşüncede kimse konuşur mu birisiyle! Ama herkes ne niyetle konuşuyor? Evlenme niyetiyle. “Ben evlenmek istiyordum, safi niyetliydim.” Ya bunda bir şey yok tamam. Anladık senin safi niyetini ama; bu safi niyetini şeytan işlettiriyor işte! Karşının niyeti böyle mi! Yani işte ne biliyor musun? Şer’î hükümler dairesinin haricinde yaşanıldığı zaman Cenab-ı Hak demiş kardeşim: Zina yapmayın değil! “Zinaya yaklaşmayın” İsra/32 Yaklaşırsanız yaparsınız! Hislerin aklına ve kalbine perde olur! Bu kadar basit. Ki senin yaşayışında da şimdi sen nasıl bir yaşantı içindeysen; şeytan o yönden sana yaklaşıyor! Yani sen o tarafa doğru sevk olunmaya başlıyorsun. Günahların içinde oturuyorsan, günahların ortamında bulunuyorsan, elbette senin yönelimin o tarafa olacak! Ondan sonra:” Neden böyle oldu? Niye şöyle oldu?” Abi, ya bu riske alınacak bir şey değil! Sen bunu nasıl riske alabilirsin! Hani şunu yapabilir misin? “Evladım onuncu kattan aşağı atlasa, ölür mü? Ölmez mi?” Bunun riskini alır mısın sen? Peki bu yönden niye risk alıyorsun? Ya ebedi hayatı yönünden risk alıyorsun ya! Bu ne kadar saçma bir şey! Veya işte ileriye yönelik 15-20 dakikalık bir eğlence içinde hatta diyoruz ya işte 8-9 dakikalık bir zevk için bir lezzet için abi 9 ay karnında çocuğu taşıyorsun sonra ona bakmak zorunda kalıyorsun. Ya bunlarla çok karşılaşıyoruz, çok ütopik gelmesin size! onlarca, yüzlerce mesaj geliyor! Onunla alakalı ayrı bir videoda yapacağız. En son gelen mesajlardan bir tanesi. Ya bu bizim kalbimizi acıtıyor. Mesaja bakar mısın? Bak şöyle okuyum ben: “Abi ben hafız bir kız kardeşinizim. Helal harama çok dikkat ederdim. Ama şeytana uydum. Kursun yakınlarında biri benimle evlenmek niyetiyle görüşmek istedi.” Buraya kadar çok güzel değil mi? Çocukta namaz kılan birisi birader. Çok güzel yani. Şimdi hafız bir kardeşimiz alkol alan birisiyle evlenmek istemeyecektir yani doğru mu? Onun dini yaşantısına bakar yani çünkü niye? Diyor ki: “Biz olaya doğru başlayalım. Dürüstçe başlayalım. Allah’ın istediği tarzda başlayalım.” Allah’ın istediği tarzda niyet ediyorsun, şeytanın yolundan gidiyorsun. Nasıl olacak bu? Görüyor musun işte! Vusülde usulsüzlük diyoruz ya! Bak şimdi devam ediyor: “…Sonra aldandım. Nasıl olsa evleneceğiz diye yakınlaştık. Zina yaptık!” “Pişman oldum” diyor bak. “Pişman oldum. aradan zaman geçti. Ayrıldık zaten. Sonra bir daha başka birine gönlüm bağlandı.” Hacı abi nasıl olacak? “…Gönlüm birine bağlandı. Onunla da zina yaptım” diyor. Hadi bakalım! Ondanda ayrıldım , bir başkasıyla… Hafız olan birisi… Pişman mıydı? Birincide pişman anladık. İkincide pişman mı? Pişman Üçüncüde pişman mı? Pişman. Dördüncüde evlenmiş. Üç yıldır evli ve şuan kız çocuğu var. “Alnım secdeye gittiği anda beynime vuruyorlar sanki.. Zihnimden atamıyorum” diyor. Şimdi bu hanım kardeşimizin bu durumunu benim anlatmam batılı tasvir etmek değil. Çünkü niye? Biz bunu artık dizilerde görüyoruz kardeşim ya. Niye böyle? Aaaa böyle olur mu? Şöyle olur mu? Ya evine kadar girmiş zaten bu olay senin! Sen artık bu durumları bunlar gibi halleri çoluk çocuğunla, hanımınla oturup dizi olarak izliyorsun! Aynısı var! Orada “aaaa” diyor musun sen? Toplumun bir kuralı gibi gelmiş artık! Yani o kadar sıradanlaşmış ki! “Böyle olunmalı, insanlar hayattan böyle lezzet alıyorlar. Medeni olmak budur.” Zina yapılıyor televizyonda sen bunu izliyorsun. Niye bunu basitleştiriyorsun ya! Şimdi sen çocuğuna onu izletirsen, evde bunu izlediğinde sen aynı kafaya bürünmeyecek misin? Doğru mu kardeşim? Ah vah etmenin bir anlamı var mı? Moda olmamış mı şimdi? Yani öyle bir duruma gelmişler ki bakıyorsun abi evlenmeden hamile kalıyor, bak evlenmeden hamile kalmış, çocuğun doğumuna 2 ay var evleniyorlar. Çok mutlu bir şekilde düğünler falan etrafta yani bizim tarafta diyor ki: “Herhalde mutlu olmak için böyle yapmak lazım.” Boşanmak çok normal olmuş. Mesajı orada bıkakıyorum, parantez açtım daha mesaja geri döneceğim. Çok normal olmuş. Boşanıp ondan sonra el ele; “dostça ayrıldık. Şöyle yaptık.” Çocuk ne olacak? Allah aşkına bana söyler misin bu sanatçı dediğimiz tayfa, yani neyin sanatı? İnsanların ahlakını, toplumsal yapısını bozma sanatı mı? Ya bana bir tane katkısını söyler misin? Deki: ” Evet ya benim evladım onları izliyor. Şöyle yapıyor, böyle faydalanıyor.” “Hımm valla çok güzel ya. Nasıl olsa torun sahibi olacağız. Yani mutlaka düğün mü olması lazım.” Bak böyle sıradanlaşarak devam ediyor bunlar. Ve anne babası da katılıyor biliyor musun? Düğüne katılıyor! Ne kadar garip ya… Mesaja geri döneyim. O hanım kardeşimizin durumu, evet bizi üzüyor, kahrediyor… Ama Eyüp bak buradaki durum ne biliyor musun? Pişman oldum diyor ama, samimi tövbe ediyor musun? Tövbe etmek dediğin olay ne biliyor musun hacı abi? “Bir daha yapmayacağım Allah’ım.” Diye kalben onu hissetmek… Ağızda değil! Yani senin ağızda “pişman oldum” demen, o dehşetli günaha mola vermek oluyor mola! O kalbindeki ve aklındaki acısı zamanla diniyor. Doğru mu? Unutmaya başlıyorsun sonra his uyanmaya başlıyor, o hisler tekrar uyanıyor, aynı hataya bir daha düşüyorsun… Kalbinde ve aklında o olaya kilit vurmuyorsun sen! Vurma yolunda çalışmıyorsun. Çalışmadığın içinde hisler oradan işletiyor baba. Nefis oradan işletiyor. Tekrardan ortaya çıkıp, akıl ve kalbin önüne geçiyor. Tekrardan zina yapıyor! Şimdi, burada bize gelen mesajlarda biz kardeşimize şunu da soruyoruz, “Abi böyle oldu şöyle oldu” mesajlar geliyor ya bak buradaki durum ne biliyor musun? Senin pişman olma hadisene tamam biz inanıyoruz. Amma velakin senin bu pişmanlığın iki tane yönü var. Bak şimdi: 1. Böyle dehşetli, çirkin, Kur’an’da yasak edilen ve ebedi hayatını tehlikeye atan, senin edep perdeni, ailevi olarak yaşantını, eşine olan sadakatini her şeyini zedeleyen, mahfeden yırtan, parçalayan o olay oradaki pişmanlığın hakikaten Cenab-ı Hakk’a karşı mı? Yoksa, “evleneceğim ben ileride, işte eşim bunu öğrenir mi? Ona söylemek zorunda mıyım? Bir gün bir yerlerden duyulursa, bir gün ortaya çıkarsa!” Pişmanlığın bundan dolayı mı? iki tane Allah’tan dolayı mı? Yoksa yaşamsal olarak dünyevi korkular mı? Eğer dünyevi korkularsa o korkular gittikten sonra olay durulduktan sonra oradan taşınmışsın başka yere gitmişsin yine devam eder! Allah’a karşıysa, durum farklı olur işte. “İlk önce bunu kendine soracaksın” diyoruz. Çünkü gelen mesajlardan çoğu şu: “Abi, Allah beni afferder mi?” Evet var, bu samimi tövbeyi eden var. Bunun telaşını taşıyan var. Ama birde , birde dediğim mesele genelde şöyle: “Abi ben zina yaptım. İleride evleneceğim, eşim bunu öğrenirse! Eşime söylemek zorunda mıyım?” Ya senin pişmanlığın neyden? Onun kararını verememişsin! Görüyor musun Eyüp? Arada çok büyük fark var! Biz buna hiç değinmemiştik ha . Ama mesajlara bir baktık, yani pişmanlık Allah’a karşı değil! Genelde evlilik, yuva kurmayla alakalı… Şimdi buradaki mesele bu abi. Yani “Abi niye böyle oluyor? Neden böyle oluyor?” Şundan dolayı: Kalp ve ruh vazifesiz ve gıdasız kaldığı zaman, Cenab- Hakk’ın kaninatta yani tekvini ve teşri dediğimiz hem Adetullah hem Kur’an-i uhrevi yönden koyduğu kanunlar çerçevesinde Kur’an’ı kılavuz ederek Efendimiz (s.a.v)’i kendine rehber ederek yaşamazsa, böyle bir hayat sürmezse, kardeşim kalp bu sefer başka şeylerde lezzet aramaya başlayacak! Çünkü, Allah ile tatminini bulamamış. Haramlara yönelecek! Helal daireden uzaklaşan, küfür dairesine koşar! Ruhta vazifesiz kaldığı için boş işlerle uğraşacak, boş işlerle uğraştığı zaman şeytan gelecek ona şehvet yönünden, öfke yönünden, sevgi yönünden farklı farklı hissiyatlarını ona işlettirecek. Şeytan boş durur mu? Durmaz değil mi kardeşim! Demek ki ana mesele neymiş? “Def-i şer, celb-i nef’a racihtir.” Açayım mı bunu? Hayatında şerleri def edeceksin, faydaları kendine çekmeden önce, şerleri def et! Yani bir lağım borusu patlamış, sen lağım borusunu bir tane bezle silip kenara atar mısın? Aldın mendili sildin attın, sildin attın, mendil mi dayanır birader? Ne yaparsın? Orayı tıkarsın değil mi? Orayı tıkadığın anda bu sefer zaten fayda kendi kendine gelir. O yüzden ilk önce hayatında şu ortamlarını, takıldığın mecraları, bulunduğun zihin yapısını yani bir lağım olmuş artık oraları bir tıka kardeşim. Allah aşkına bir sabret. Sabret ya sabret! Helal dairede ya helal dairede evlenmeye çalış. Yani nasıl söyleyeyim bununla alakalı çok videomuz var çok uzatmak istemyorum ama bence çok açık, bunu yapan hanım kardeşimiz Allah affetsin. Yani inşaAllah samimi olarak kalbinde onun pişmanlığını hisseder. Bu dünya evet ona biraz böyle baskı yapar ama inşaAllah ahirete temiz gider. Çünkü “kusurunu itiraf eden, affa müstehaktır” diyor. Birde işte bu gelen mesajlardan yine kurtulmuş yani inşaAllah hakiki o pişmanlık kalbine düşer de bunu yaşar diyoruz. Ama birde fotoğraflarla tehdit edilenler var! Fotoğrafla tehdit ediliyor, üniversitedeki kız kardeşimiz pazarlanıyor sağa sola! Annene babana bu fotoğrafları, her şeyi yayarız diye! Nasıl uyuyacağız biz ya! Şimdi anlıyor musunuz, biz insanlardan dua istiyoruz ya “kardeşim dua edin Allah bizi dertsiz bırakmasın” diye “dua edin uykusuz kalalım” diye “belki bir gence daha ulaşırız” diye “o bataklığa düşmeden, o çirkin işlere bulaşmadan kalbine dokunuruz” diye bütün çabamız bu… Bak şuan şurada terliyoruz değil mi abi? Terliyoruz ya. Bütün mesele bu. Uykusuzda kalacağız. Bir genç için bir genç… Belki şu videoyu izlerde “aaa demek böyle oluyormuş” diye “önlemimi alırım” demesi için biz bu mücadeleyi veriyoruz. Yani şantaj yapmalarına gerek yok. Zaten bak evlenmiş, çoluk çocuğa karışmış ama şeytan beynine ve kalbine sürekli o şantajı yapıyor. Tehdidi yapıyor zaten. Cidden haddinden çok fazla mesaj geliyor. Yani kaç tane deyim abi? O kadar çok ki! Bazen yarısına kadar okuyup sonra cevap veriyorum devamını okumak istemiyorum çünkü tahmin ediyorum. Hep aynı senaryo aynı senaryo. Buradaki genelde işte o korku kısmı işte ” benim fotoğraflarım kullanılırsa, şöyle yaparsa, ona çıplak fotoğraf atmıştım, seviyordum” falan yani onun tehdit etmesinden ziyade senin ebedi hayatında tehdit ediliyor. Niye onu düşünmüyorsun ya? Buda ayrı bir gaflet ya! Pisliğin içinde ayrı bir pislik… Neye benziyor biliyor musun? Bataklığa düşmüş, “ay elbisem kirlendi, eyvah gözlerime çamur geldi” boğulacaksın sen! Şimdi gel üzerine çamur.. Dünyalık elbette dehşetli bir şey çirkin bu abi nasıl yaşayacaksın sen! Değil mi? Çok intihar eden var bundan dolayı. Ama birde ebedi tarafı var bunun. Senin boğan! Yani ondan korkarsan zaten abi elbiseni de temiz tutacaksın sen. Doğru mu hacı abi? Allah kardeşlerimize akıl fikir versin. İman ve izan versin. Önemli ya… Ya bir kardeşe daha inşaAllah şu videomuz ulaşır. Sizden rica ediyoruz paylaşın. Okullarda öğretmenler şu videoyu izletsinler! Abi izletsinler Allah aşkına izletsinler ya. İmam Hatiplerde, Düz Liselerde, Fen Lisesinde, Üniversitelerde her yerde izletilmesi lazım! Çünkü bak şuan bizim bu yaptığımız videoyu çürüten binlerce dizi var etrafta! Yabancısından tut Türkçesine kadar ya! Var. Biz o zaman neye uğraşıyoruz abi? İllaha senin kızının başına gelince mi! Şimdi burada biz kadınları mı suçluyoruz birader? Allah o erkeklerinde bin belasını versin! Bazen bilinçli yapıyorlar çünkü hatta şöyle bir şeyde var bak ağzımı bozuyorum hakkınızı helal edin ha beyler. Bak oradaki durum ne biliyor musun? Diyor ki: “Tesettürlüyüm ben. Güzelde bir kızım. Ama çocuk beni kandırmak için, tavlamak için benim olduğum mescide namaz kılmaya geliyor.” Halbuki şerefsiz adam namaz kılmıyormuş! Ona dindar gözükmek için kandırıyor! Yatağa giriyor, ondan sonra bırakıyor! Etrafa da “bu kızla yattım” diye yayıyor! Şimdi aferin mi deyim? Tebrik mi edeyim ha? “Aaa böyle bir olay mı vardı?” Deyim yani! Sinirlenmiyor musun sen? Abi işte bunlar oluyor ya… Gözümüzü kapatmayalım ya! Bu kadar ahmak olmayalım ya! Bir kendimize gelelim Allah aşkına… Ama şeytan işte mücadelemiz zor. O yüzden Rabbim inşaAllah, bu gençliğin bir gün gideceğini, ve sokakta yaşanan aşkın sokakata kalacağını, eğer ki sokakta yaşanan aşkla o iffet, edep erkek içinde söylüyorum kadın içinde! Hürmet ve sadakat çöp olduktan sonra eve bir şey kalmaz! Azap dolu bir evlilik olur. Hanımından lezzet alamazsın, erkek için söylüyorum. Hanımda erkekten keyif alamaz, mutlu olamaz. Hem muhabbette hem de evliliğin bir kanunudur kardeşim yani bu hem de yatak odasında. Alamazsın. Azap olacak, zihnine tecavüz edecek zihnine! Seni rahat bırakmayacak. Değer mi? Değmez abi. Bize imandan gelen sabır lazım. Bu gibi günahlar kalbide karartıyor. Kararttığı gibi, tevhidden gelen huzurdan da mahrum kalıyorsun. Huzuru gaflette aramaya başlıyorsun sen. Allah muhafaza. Bir kardeşmize daha ulaşmak için lütfen paylaşın abi. İzletin, bulduğun adama izlet. Bak en iffetli olan dahi bu videoyu izlemesi lazım yani. Böyle bir tehlikenin olduğunu anlaması lazım. Hakkınızı helal edin Bağırdık, çağırdık beyler. Ama hakikaten çok sinirleniyorum böyle O sinirde kişiye karşı değil. Şeytanın onu kandırmasına… Allah affetsin… Allah yardımcıları olsun inşaAllah.

Günlük zikir tavsiyeleri… – Emeklemeden koşmaya çalışma!

“Hocam, benim adım Hüseyin. Müslüman demeye şahit lazım.” Öz eleştiri yapmış kardeş biraz, herhalde geçmişinden pişman. “Ancak sizin videolarınızdan ilham alarak inşaAllah ben de cennete girerim diye umut ediyorum. Size yazmamın sebebi öncelikle size hayranlığımı belirtmek ve daha sonra duanızı istemektir.” Kardeşim; Allah, kalbini İslam’a açsın. Âmin… Sana, dini yaşamayı kolaylaştırsın. Âmin, âmin… “Yazma şeklimden de anlayacağınız üzere okuma yazma ile aram pek iyi değildir. Sayenizde namaza başladım hocam. Bir de bu zikir olayını bana anlatırsanız sevinirim.” Bu kardeşimiz elhamdülillah en büyük adımı atmış. Namaz kılmak en zor olandır, namaza başlamış. Zikir olayı nedir peki? Manevi olarak daha kuvvetli olmak, vesveseyi azaltmak, şeytan ve iki ayaklı şeytanların tasallutunu azaltmak için Allahu Teala bize zikirler vermiştir. En kuvvetli zikir nedir? Zikir yapmak için, Allah’ı zikretmek için bir tarikata girmek zorunda değilsin. Biz de Nakşibendi dervişiyiz. Ama buraya gelen kardeşler tarikata girmemiş olsa bile, sadece ilim öğrenmek için geliyorum demiş olsa bile biz o adama zikri tavsiye ederiz. Ne yapacaksınız kardeşler? Tarikata girmeseniz bile Allah’ı zikretmeyi öğreneceksiniz. En kolay zikirler hangileridir? 1- “Allah” lafzı. Her gün 1000 defa Allah, Allah, Allah… Al cebine o ufak tespihi, işine gidiyorken Allah de, evine geliyorken Allah de. 1000 kere de, bunu yap, hayatındaki değişimi göreceksin. O zaman bak bana nasıl dua edeceğini biliyorum. “Allah senden bin kere razı olsun, hayatım değişti, dünyaya bakışım değişti ya.” diyeceksin bunu. Zihnî kapasitenin nasıl daha hızlı çalıştığını göreceksin. Kalbinin nasıl temizlendiğini fark edeceksin. Rüyaların değişecek, insanlara bakışın değişecek. Hanımınla ve çocuğunla muhabbetin değişecek. “Allah’ı zikir en büyüktür.” diyor Kur’an. (Ankebût Suresi 45. Ayet) “Kalpler ancak Allah’ı zikirle tatmin olur.” diyor Kur’an. (Ra’d Suresi 28. Ayet) Dinle beni. 1000 kere “Allah” zikri çekeceksin. Sonra 100 kere istiğfar çekeceksin: Sabah 50 defa, akşam 50 defa. Estağfirullah, tövbe ya Rabbi, estağfirullah, estağfirullah… Muhammed Aleyhisselam buyuruyor ki: “Ben bir peygamberim. Benim de kalbime bazen bulutlar gelir. Günde 100 defa istiğfar ederim.” (Müslim, Zikir, 42) O bir peygamberdir ya. Övgüler ve selam Efendim’e olsun. Âmin… Peygamber 100 defa istiğfar ediyorsa benim 1000 defa istiğfar etmem lazım ama zayıf dervişim, ben de 50 defa 100 defa istiğfar etmeye çalışıyorum. Allah, günahlarımı affetsin. Âmin, âmin… 1000 “Allah” lafzı, 100 “istiğfar”, 100 tane “lâ ilahe illallah” bir de 100 tane “salavat-ı şerife (Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali Muhammed” Bu dört tane tesbihatı unutmayın kardeşler. Gün içinde hepiniz yapabilirsiniz, illa bir tarikata girmek zorunda değilsiniz. Faydasını kesin olarak görürsünüz. Tarikat nedir? Hazır bir sistem, kurulmuş bir sistem, feyzi çok bol, sadıkların, salihlerin duası devamlı o dervişlerin üzerinde. Hangi tarikat dervişi, hangi mürid, o zikir dersini yaparsa yaptığı dersten hemen sonra bütün derviş kardeşlerine, dünyada kaç yüz bin tane derviş kardeşi varsa hepsinin amel defterine hediye ediyor. Oturduğun yerden yüz binlerce derviş, senin amel defterine yaptığı zikrin sevabını hediye ediyor. Bunlar büyük avantajlar. Kur’an, “Sadıklarla beraber olun.” diyor. (Tevbe 119) Kur’an, “Bana yönelen kimsenin yoluna uy.” diyor. (Lokman 15) Kur’an, “Allah’a toplu hâlde tövbe edin.” diyor. (Tevbe 36) Bunlar hep bizi topluluğa, cemaate teşvik eden ayetlerdir. Bundan dolayı tarikat büyük bir avantaj ama mecburi değil. Yani bir adam tarikata girmediği zaman, “Kesin cehennemliksin.” böyle bir şey yok. İmam Rabbani’nin sözünü hatırlayın: “Mahşer günü, Allah bize tarikattan sormayacak, şeriattan soracak.” Buradan, Kur’an’dan soracak bize. Tarikat, bir yardımcıdır, kolaylaştırıcıdır, Muhammed Aleyhisselam ve sahabilerinin yoludur ama azimet yoludur, zordur. Devamlı nefsinle mücadele hâlinde olman lazım. Devamlı kendini ilmî olarak mücehhez etmen, geliştirmen lazım. Kardeşimiz böyle diyor: “Yazma şeklimden de anlayacağınız üzere okuma yazma ile aram pek iyi değil, namaza başladım, bana bu zikir olayını tavsiye eder misin?” demiş kardeşim. Tavsiye ettim. “Ama bilmeniz gerek şey, bugüne kadar bu işlerle pek haşir neşir değildim. Yani ne yapmam gerektiğini ona göre yazın. Emeklemeden koşmaya çalışmayayım, teşekkür ederim hocam, inşaAllah yazdıklarımı anlarsınız.” Kardeşim, ben seni çok net bir şekilde anladım. Çünkü buna benzer yüzlerce mesaj geliyor bana. Güzel bir cümle kullanmış: “Emeklemeden koşmak istemiyorum.” diyor. “Ağır ağır gitmek istiyorum, sağlam adımlar atmak istiyorum.” diyor. Bu, bir kaplumbağa yürüyüşüdür. Tavşan yürüşü, sapık hocalardadır, mealcilerde. “Bırak hadisi, tefsiri, fıkhı, Muhammed’i ya, bırak onu. Al benim meal kitabımı, müçtehitsin. Sen de müçtehitsin, âlimsin sen.” Meal okumakla âlim olunur mu ya? Adı üstünde meal demek kısaltılması demektir, eksiltmek demektir. “Meal”in kelime karşılığı “eksiltmek”, Kur’an’ı eksiltmek demektir. Adama kendi mealini 50 TL’ye satıyor. Diyor ki:”Başka hiçbir kitap almana gerek yok.” Ama peşinden de tefsir kitabı yazıyor. Hani başka bir şeye gerek yoktu? Tefsiri bittiği zaman da diyecek ki sohbetinde: “Benim tefsirimi almazsanız Kur’an’ı anlayamazsınız.” Sahtekâr çakal. Kolpaçino. Allah, bu insanlara hidayet versin. Âmin…

Yeni bir sahte tarikat: Üveysilik ve Üveys Zikri!

Birçok insan vardır şu anda ülkemizde, birçok grup vardır, cemaat vardır, tarikat vardır, oluşum vardır, siyasi partiler vardır. Sizi Allah yolundan alıkoymak isterler. Köşe başında dururlar. Doğru yol bizim yolumuz derler. Bizim bu tarafa gelin derler. Ama hakikatte sizi götürmek istedikleri yer neresidir? Şeytanın yoludur, yani ateştir. Son zamanlarda çokça aldığım mesajlar; yeni bir sahte tarikat türemiş kardeşler. Bu tarikatın ismi ne? Üveysilik tarikatı. Üveysilik tarikatı… Bu konuda yüzlerce mesaj aldım bak mübalağa etmiyorum. Yetmiş seksen tane aldığım zaman hemen bir yazı yazma ihtiyacı hissettim. Fakat yazı yazmama rağmen yüzlerce mesaj alınca ne yaptım? Video çekmek zorunda kaldım. Şimdi bu tarikat hakkında yazdığım yazıyı burada nakledeceğim. Küçük yorumlar yapacağım hem hizmetimizi kapatacağız inşallah. Üveysilik yolu hak mıdır? Üveys zikri nedir? Bir tarikatın hakiki bir tarikat olması için ne lazımdır kardeşler? Bir silsile içinde olması lazımdır Ya Nakşibendi silsilesi ya Kadiri silsilesi; silsilesinin tepesinde de Muhammed Aleyhisselam olmak zorunda. Bu tarikatınsa bir silsilesi yok. Biz rüyalarda velilerle, şeyhlerle görüşüyoruz. Onlardan alıyoruz. Hiçbir silsileye girmemize hiçbir hoca tutmamıza gerek yoktur diyorlar. Böylelikle insanları kandırmaya ve kendi tarikatlarından uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Biliyorsunuz ülkemizde bir grup var; tarikat, cemaat düşmanlığı yapıyor.Tarikatlar şirktir, cemaatler şirktir; herkes ayrı takılsın, tek takılın. Topluluk halinde yapmayın. Allah Kur’an’da bizi her zaman cemaate, topluluğa teşvik ediyor. Bunlar ne diyor? Cemaatlerde bulunmayın, tek başınıza hareket edin. Okuyun Kur’an mealini kafanıza göre hüküm verin diyorlar. Bir grup alabildiğine tarikatları, cemaatleri kötülerken bir grup da, bu Üveysi grubu; yeni çıkmış sahte tarikat da Tarikata girmiş olan Müslümanları caydırmak için, kendi tarikatlarına adam devşirmek için sahte bir tarikata sevk etmek istiyorlar bizi. Kardeşim sormuş: ”Selamünaleyküm Hocam bir sorum vardı müsaade ederseniz. Üveysi yolu ehli sünnet yolu mudur? Bir arkadaşım var bana dedi ki: Annem rüyasında Peygamberimiz Aleyhisselam’ı görmüş. O da Aşk-ı Üveysi kitabını oku demiş. Doğru mudur? Allah razı olsun güzel hocam.” Bu kardeşimiz sual sormuş. Ve aleykümselam. ”Allah’a ulaştıran yollar mahlukatının nefesleri adedincedir.” der İmam Rabbani (rahmetullahi aleyh) Bu yollardan biri de Üveysilik yoludur. Veysel Karani Rahimehullah, Muhammed Aleyhisselam’ı göremeden ona aşık ve tabii olduğu için bu yola Üveysilik yolu denmiştir. Biliyorsunuz Hz. Veysel gidemiyor, görüşemiyor sahabeler gibi. Uzaktan ona karşı bir muhabbet serdettiği için Efendimiz Aleyhisselam hırkasını Hz. Üveys’e gönderiyor. Allah ona rahmet etsin. İslam tarihindeki en meşhur tarikat kollarından olan Nakşibendi yolu da aynı zamanda bir Üveysilik yoludur. Üveysilik meşrebiyle Nakşibendi tarikatına bağlanmak isteyen bir Müslüman, tarihte yaşamış herhangi bir mürşid-i kâmilden etkilenmiş ise Onun talebesi olmak kastıyla Allah rızası için iki rekat nafile namaz kılar ve sevabını bu mürşidin ruhuna hediye eder. Bu silsileden herhangi bir mürşid-i kâmile bağlanmak istiyorsan Allah’ım ben sana bu mürşid vesilesiyle kavuşmak istiyorum diyorsan; Kur’an diyor ya Lokman suresinde: ”Bana yönelen kimsenin yoluna uy.” Ben bu ayet-i kerimeye göre sana yönelmiş olan bir mürşid ile sana gelmek istiyorum Allah’ım diyorsan; Onlardan herhangi birinin ruhuna rabıta edeceksin. İki rekat Allah’a nafile namaz kılacaksın. Peşinden de dua edeceksin. Allah’ım ben kendime mürşid-i kâmil olarak İmam Rabbani Hazretleri’ni edinmek istiyorum. Ben mürşid-i kâmil olarak Ebubekir Sıddık’ı edinmek istiyorum diyebilirsin duanın sonunda. Bu Üveysi olarak ona bağlandığın anlamına gelir. Artık onun yolundasın demektir. Namaz sonu duasında ise şöyle der: ”Allah’ım senin kitabın Kur’an-ı Kerim’i ve Peygamberin Muhammed Aleyhisselam’ı daha iyi tanımak ve anlayabilmek için bu salih kulunu kendime mürşid edinmek istiyorum. Sadıklarla beraber olun buyurdun. Onlarla olmak istiyorum. Bana yönelen kimsenin yoluna uy buyurdun. Onların meşrebinde sana yakınlaşmak istiyorum. Beni ve mürşidimi mahşer günü Muhammed Aleyhisselam’ın livâ-i hamd sancağı altında haşret.” diye dua eder. Burada en çok dikkat edilmesi gereken mesele şudur ki; günümüzde hak tarikatlar olduğu gibi ne yazık ki batıl tarikatlar da mevcuttur. Kur’an ve sünnetten kıl kadar ayrılmayan gerçek mutasavvıfların kitaplarından okudukları bilgileri kendilerine uyarlayan Ve Allah’ın kanunları anlamına gelen şeriata uymayarak yeni bir din ihdas eden nice sahte tarikat erbabı tarih boyunca mevcut olmuş ve kıyamete kadar da olacaktır. Gerçek tarikatlar kıyamete kadar olacak, sahte tarikatlar da kıyamete kadar olacak. Ayrıştıracaksın. Biz Müslümanların buradaki ölçüsü tabii olunacak olan mürşidin adının ya da kerametlerinin büyüklüğü değil Kur’an ve sünnete ne kadar bağlı olduğu olmalıdır. Yeni türemiş olan bir gruptan ayrılan ve bize şikayetlerle müracaat eden bazı kardeşlerden işitiyorum ki bugün kendilerine Üveysiyiz diyen bazı tarikatçılar türemiş. Ve sohbetlerinde kadın erkek karışık oturuyor, sigara ve nargile eşliğinde sohbet dinliyor. Ve bizim cemaatte dişilik, erkeklik yoktur, Hepimiz aynıyız türünden uydurma fetvalarla şeriatın açıkça haram saydığı meselelerde birbirlerine yakınlaşabiliyorlarmış. İki hafta önce kardeşim mesaj gönderdi. Bunlardan ayrılmış. Hocam ben kız arkadaşımla beraber sohbetine gittim. Kol kola girdik, el ele tutuştuk oradaki hocayı dinledik. Hoca orada ayet söylüyor, tarikatının büyüklüğünden bahsediyor, kendi söylediği zikrin yapılmasını, kendi sohbetlerinin izlenmesi gerektiğini söylüyor. Ama hep kadınlar erkekler karışık ve hep birbirimize sarılıyoruz. Ah ne kadar güzel sohbet ediyor değil mi aşkım? diyoruz. Allah’ım, Allah’ım… Var mı İslamiyet’te böyle bir şey? Yok. Adamın havada uçtuğunu görsen, bak o sohbeti yapan sahte şeyh havada uçsun, bunlar da burada kız erkek karışık yan yana otursun. Şimdi biliyorsunuz yeni bir grup türedi. Kadınlar her hafta bir camiye gidiyorlar. Biz nasıl her hafta İstanbul’da bir camiye gidiyoruz sabah namazında. İstanbul’un farklı bir camisine gidiyoruz kardeşlerle beraber, yeni bir imamla tanışıyoruz, yeni bir cemaatle sabah namazını icra ediyoruz. Bir kızlar türemiş üniversiteden. Bu kızlar ne yapıyor? Her hafta bir camiye gidiyorlar. Camilerde erkeklerin yanında duruyorlar namaza. Ben bu kızları, bu ablaları uyarıyorum. Sakın benim yanımda namaza durmayın, çıngar çıkartırım. Çok sakin, yumuşak bir adamım ama kusura bakma senin yüzünden benim namazımın bozulmasını göze alamam. Ben abdestimi almışım namaza gelmişim. İki adım geride dursan… İslamiyet’te, Muhammed Aleyhisselam’ın bize anlattığı dinde, bize öğrettiği, gösterdiği dinde… Bu dinde numune Muhammed Aleyhisselam’dır. Bu Kur’an Kerem Hoca’ya uymak farzdır demiyor, Muhammed Aleyhisselam’a uymak farzdır diyor. Muhammed Aleyhisselam’ın mescit usulü nasıldı? Erkekler önde, çocuklar arkada, kadınlar en arkada. Bu usulde kadınlar istediği her camiye gelebilir, hiç sıkıntı yok. Ama sen gelir de benim yanımda namaza durursan, sen fitne çıkartmak istiyorsun. Sen dış güçlerin tazyikiyle, desteğiyle fitne çıkartmak istiyorsun. Kargaşa olsun, iç savaş çıksın. Dış güçlerin müdahalesi kolaylaştırılsın istiyorsun. Bunlarla röportaja kim geliyor biliyor musun? CNN geliyor, İngiliz kanalı. CNN mi BBC mi artık tam bilmiyorum, karıştırıyorum onları. İngiliz kanalı geliyor bunlarla röportaja. Niye bana gelmiyor röportaja İngiliz kanalı? Benim neyim eksik? Vehhabi hocayı içeriye attılar şimdi. Bu ümmetin tamamına müşrik diyen bir tane Vehhabi hoca, şimdi içeride. İngiliz kanalı geliyor, bu Vehhabi ile… Taraftarları çok az. Takipçi çok az. Önüne gelene kafir diyor. Kendisine tabii olan bir avuç dışında bütün ümmet müşrik. İngiliz kanalı ya! Ta oradan gelmiş bu adamla röportaj yapıyor. Ne işi var İngilizin bu adamla? Güçlendirmek istiyor. İçerideki sahte akımları güçlendireyim, sağlam Müslümanları bozayım. İç savaş çıkartayım ben de müdahale edeyim, ülkeyi ele geçireyim. Bütün plan bu. Bu kızlar da aynı bunlar gibi kullanılıyor. Fitne çıkartmak, kargaşa çıkartmak istiyorlar. Yeni bir FETÖ projesi gibi. Sakın FETÖ’nün bittiğini zannetmeyin. FETÖ bitmiş falan değil. Hala güçlüler. Her gün o haberlerde okuyorum. Otuz tane FETÖ’cü yakalandı, kırk tane. Arkadaş bitmiyorlar ya! Topluyoruz topluyoruz bitmiyorlar. Bataklıktaki sivrisinekler gibi boyuna ürüyorlar, bitmiyorlar. Allah bizi bunlardan kurtarsın. Amin. İşte bu sahte tarikatlar da böyle. Bir gece rüyamda… Bu da başka bir mesaj: Bir gece rüyamda diyor, ayrılan bir kardeş yine bana yazmış. Mübalağa etmiyorum, vallahi şu ana kadar dört yüz ya da beş yüz tane mesaj almışımdır. Sadece bu sahte Üveysi tarikatından dolayı. Rüyamda diyor beyaz sakallı bir hacı amca geldi diyor rüyama. Dedi ki ”Evladım senin aşkın ve muhabbetin çok artmıştır, namaz mükellefiyeti artık senden kalkmıştır.” Bu hacı amcalar bana hiç gelmiyor. Benim namaz borcum yok ya! 16 yaşımdan beri ben namaz kılarım Allah’ıma hamd olsun. Bir vakit namaz borcum yok. Niye bana gelmiyor bu hacı amcalar hep size geliyor? Ne diyor peki bunların başındaki sahte şeyh? ”Evladım ne kadar güzel, işte sen de olmak istenilen mertebeye geldin. Artık namaz kılmayabilirsin.” Bunu deyince hocam başımızdaki hocalar, abiler, ablalar ben de namazı bıraktım diyor. Ama diyor eski huzurum yok, eski muhabbetim, aşkım yok. Olmayınca da araştırmalar yaptım, senin yazını gördüm diyor sitenden. Ondan sonra da senin sosyal medya hesabını buldum. Şimdi seninle konuşuyorum, bana bu işi söyle diyor. Bu hacı amca kimdi? Niye beyaz sakallı, niye nur yüzlü? Kardeşim şeytan denilen bir olay var ya. Bin bir surat diye filmler duymadınız mı siz hiç? Adam kendi basit imkanlarıyla taklit yapıyor, maske yapıyor. Bin bir surata bürünüyor. İnsanları aldatıyor. Şeytan maske falan takmaz. Şeytan şekil değiştirebilir tıpkı cinler gibi. Allah ona böyle bir kuvvet vermiştir. Şeytan da rüyana gelir, çok nur yüzlü salih bir zat kılığında rüyana gelir ve sana der ki: ”Artık bundan sonra Ramazan orucu sana düşmüştür. Zekat vermek sana düşmüştür. Allah senin kalbinin temiz olduğunu bana söylemiştir evladım. Müjde olsun.” Sen de şimdi zayıf, sahte bir Müslümansan ne yaparsın? İşte bu be! Bitirdim artık, oldum ben! Ne oldun oğlum? Ya kardeşim, senin mürşidin Muhammed Aleyhisselam ise, Muhammed Aleyhisselam’dan namaz düştü mü düşmedi mi? Sorum basittir. Hayatının sonuna kadar, yatakta yatıyorken bile ima ile namazını kıldı mı benim peygamberim? Son on üç günü atakta ima ile kıldı namazını, o kadar ağırlaştı hastalığı. İma ile kıldı mı namazını? Kıldı. Oruçtan, zekattan düştü mü? Hiç düşmedi hayatının sonuna kadar. Muhammed Aleyhisselam’ın üzerinden bu ibadet düşmüyor da sen kimsin be! Hiç senin kafan çalışmıyor mu? Ama hocam bu kadar rüyalar falan… Ya rüya ile iş olur mu? Rüya dinde delil değildir. Şeytanlar karıştığı için dinde delil değildir. O bir işarettir, rüyayı gören adına bir işarettir. Ölçüsü de şeriata uyup uymamasıyla orantılıdır. Şeriata uymuyorsa rüya geçersizdir. Bir beldeye atanan hocanın sahte hoca mı gerçek hoca mı olduğunu anlamak için oradaki dervişlerden bir tanesi diyor ki hanımına: ”Sen git diğer hanım kardeşlerle hocaya soru sor. Kadınlar soru sorduğunda, en son sen de bir soru sor. Bakalım hoca sahte hoca mı, gerçek hoca mı.” Hocam, dün gece rüyamda, çok salih bir zat rüyama geldi dedi ki: Kocan İsmail’i boşa, bu hoca çok mübarek bir hocadır, hemen bununla nikahlan.” dedi. Yarın git bu hocayla nikahlan dedi. Hocam benim sizinle nikahlanmam lazım. Çok salih bir zat rüyama geldi dedi hocaya. Hoca da ne dedi kadına? Çok mübarek bir rüya görmüşsün. Sahte hoca… Çakal… Kolpaçino… Çok mübarek bir zatı görmüşsün. Hemen kocana de ki seni hemen boşasın. Bir kere boşadım kelimesini söylemesi yeterlidir. Yarın gel, dini nikahımızı da ben kıyacağım, seni nikahıma alacağım. Deyince kadın hocaya ne diyor? ”Sen ne utanmaz adamsın be! Sen bilmez misin bir kadın kocasından ayrıldıktan sonra yüz gün yani iddet dönemi boyunca başka bir erkekle evlenemez. Kur’an hükmüdür bilmez misin?!” Deyince hoca anlıyor ki burada bize ekmek çıkmaz. Burada dervişler, kadınları bile böyleyse kocaları kim bilir nasıldır. Buradan bize ekmek çıkmaz diyor, kaçıyor. Adamın sahtekar mı olduğu sağlam mı olduğu şeriata uymasından belli olur. Şeriata, Allah’ın kitabına uyuyorsa o adama uy. O adam sağlamdır. Ama uymuyorsa kaç o adamdan. Birbirlerine yakınlaşabiliyorlarmış. Yine bu sahte yolun yolcuları yeni gelenleri kendilerine bağlamak için bizim dışımızdaki bütün cemaat ve tarikatlar kıyamete kadar batıldır. Bak bak bak! Kendi cemaati, sahte tarikatı gerçekmiş. Bizim dışımızdaki bütün cemaatler var ya Nakşibendi, Kadiri, Mevlevi… bunların tamamı kıyamete kadar batıldır. Türünden zırvaları da salık buyuruyorlarmış. Gidin bunların sahte şeyhlerine sahte müritlerine söyleyin; benim zaten bir tarikatım var. Zaten zikrim var, Kur’an okuyorum, namaz kılıyorum, her hafta ilim meclisine gidiyorum. Ben niye terk edeyim burayı? Bunlar ne diyor? Hepsi batıl. Onların hepsi bozuk, batıl. Bize uymazsan kurtulamazsın. Sen peygamber misin ya! Uymazsak kurtulamayacağımız olan tek mürşit Peygamberdir (sallallahu aleyhi ve sellem) Bunun dışında hiçbir mürşid-i kâmil ya da alim şunu diyemez: Bana uymazsan kurtulamazsın. Hayır! Muhammed Aleyhisselam’ın sünnetine ve Kur’an’a uymazsan kurtulamazsın. Ancak bunu söyleyebilirsin. Kedicikler cemaatine çok benzeyen bu grubun iki adım sonra varacağı yer Mehdilik ve yeni peygamberliktir. Allah bunları kurtarsın. Bak şu anda hala sahte şeyh falan muhabbeti devam ediyorlar. İki adım sonrasını söylüyorum, bu sadece bir mümin basiretidir: Bir adım sonra Mehdi olacak bunların şeyhleri, iki adım sonra da peygamberliğini ilan edecek. Ya dolaylı yoldan ya da direkt olarak. Bazıları dolaylı yoldan ilan ediyor, bazıları direkt. Mesela Amerika’daki sahte peygamber Reşad Halife direk ben elçiyim dedi, ben Allah’ın peygamberiyim dedi. Yine şu anda Amerika’daki sahte peygamber Edip Yüksel, bu direk söyleyemiyor. İşte ben de öyleyim, ben de elçiyim diyor; peygamberim diyemiyor Ama okuduğum yazılarında falan Allah’tan vahiy aldığını açık açık söylediğini gördüm ve hakkında yazdığım yazıda da bunu nakletmiştim. İki adım sonra buraya varacaksın. Başka bir şeye varamazsın. Çünkü Allah’ın yollarından saptırmak istiyorsun. Allah’ın yollarından birilerini saptırmaya çalıştığın zaman Allah’ın laneti adamın üstüne gelir. Lanet geldiği zaman da Ehl-i Sünnet ve’l Cemaatten ayrılırsın. İşte örnekler ortada. Namaz kılmana gerek yok. Flörtün ile hayatına devam edebilirsin, yeter ki kalbinde evlilik niyeti olsun. İstediğin kadar üç beş sene gez, tokalaş, öpüş problem yok. Kalbinde iyi niyet olsun yeter(!) Allah’ın kitabına ve peygamberinin yoluna uymayan bu tür batıl gruplara karşı bütün Ümmet-i Muhammed’i uyarmak biz tebliğcilerin başlıca vazifesidir. Konuyu üstadım İhramcızade’nin bir sözü ile bitireyim. Üstadım diyor ki: ”Şeriatı gözetmeyenin tarikatı olmaz. Bu yolun evveli şeriattır, ortası şeriattır, sonu yine şeriattır.” Bak bu tarikatlar var ya bu tarikatlar, bu tarikatların tamamının ne gayesi var? Başı şeriattır, ortası şeriattır. Ben çok ilerledim yükseldim, yüceldim. Sonu da şeriattır! İstediğin kadar yüksel, yücel… İstediğin kadar miraç basamaklarını yüksel… Şeriata uymuyorsan, bir gram, bir karınca kadar ayrılıyorsan sen sapıttın. Ölçü bu kadar basittir. “Gardaşlarım, bizim tarikatımız ne kadar büyürse büyüsün, ne kadar incelirse incelsin şeriattan kıl kadar ayrılmasına imkan yoktur.” “Şeriatta kıl kadar noksanı olanın havada uçtuğunu görürseniz vurup kanadını kırın. İstidraçtan başka bir şey değildir.” Şeytan aldatmacası, şeytan kerametine istidraç denir. “Şeriattan kıl kadar ayrıldığımızı görürseniz de bizi terk edin.” Mürşid-i kâmil budur. Kıl kadar gördün mü beni şeriattan ayrıldım, terk et beni kardeşim. Cehenneme gidiyorum ben, seni de sürüklemeyeyim. Ayet ile bitirdim: ‘ ‘Böylece biz Kur’an’ı Arapça bir hüküm olarak indirdik. Sana gelen bu ilimden sonra eğer sen onların heva ve heveslerine uyarsan Allah tarafından senin için ne bir dost vardır ne de bir koruyucu.” (Ra’d Suresi 37. Ayet) İşte ayet çok açıktır kardeşler. Hevana uymayacaksın. Muhammed Aleyhisselam’a Allah diyor ki sana şeriat verdik. Sen buna uyacaksın. Hevana uyma. Kim varsa hevasına uyan bana göre böyle diyen, benim keyfim budur, bana uymak zorundasınız diyen, hevasına uymuş demektir. Kendi kitaplarını satmak için taklalar atıyor. Kendi tarikatına adam toplamak için, paralarla cebini doldurmak için taklalar atıyor demektir. Buraya giden kardeşlerimizin bir çoğu elhamdülillah yazılarla, sohbetlerle falan uyanmış. İnşallah kalan kısmı da uyansın. Allah bu kardeşlerimizin hepsine hidayet etsin, kurtarsın. Ülkemizde ve Dünya’da ne kadar sahte tarikat ve cemaat varsa hepsine Ehl-i Sünnet akidesine, 14 asırlık İslam’a dönmeyi nasip etsin. Amin.

Kızını Hristiyana ya da Yahudiye veren Müslüman kafir olur!

Bu akşam inşallah İmam Rabbani Hazretleri’nden, Mektubat isimli eserinden, 23. mektubunu okuyacağız. Mektuba konu olan ayet-i kerimeyi başa aldım, ayetle giriş yapacağız yine. Peşinden mektuba başlayacağız inşallah. Allah Teâlâ feyzimizi, bereketimizi bol kılsın. (Amin) Şuradan, kapıdan çıkarken kalbine bir şey doldurmadan, bir şeyler almadan, çantasını doldurmadan çıkan kullardan etmesin bizi. (Amin) Amin ya Muin. Eûzu billahi mineş-şeytânirracîm. Allah’ımız buyurdu: “İman etmedikleri sürece Allah’a ortak koşan kadınlarla evlenmeyin.” (Bakara, 221) Şimdi, bir kadın gördün mahallende. Evlilik niyetin var. İki şekilde bu kadınla beraber olursun. Ya aileni araya hiç dahil etmezsin, flört dönemi yaşarsın. Bu haramdır. Şeytanın destur verdiği bir dönemdir bu. Şeytanla beraber hareket edersin ve nefsini tatmin edersin. İki, aileni olaya dahil edersin. Dersin ki: “Mahallemde bir kız gördüm, bir soruşturun. Talibi var mı, nişanlılığı, sözlülüğü var mı? Evlenmek istiyorum.” dersin. Bu, İslam’a uygun olan yöntemdir. Aracı koyarsın. Şimdi, bir kız gördün mahallende fakat kız deist! Çok güzel, kız çok güzel ve çok beğendin. Ama kız deist. İslamiyet’te, kâfir olan bir kızla; deist olan, ateist olan, Budist olan bir kızla evlenmek helal midir kardeşler? Haramdır! Yahudi ve Hristiyan kızlar ile evlenmek helaldir. Kardeş buradan karıştırdı. Yahudi ve Hristiyan kızlarıyla evlenmek mekruhen bile olsa helaldir. Ama bu iki tane şeriatın dışında; deist, ateist, Budist, agnostik… Ne olursa olsun, hiçbirisiyle evlenmek helal değildir. Bunlara müşrikler denir Kur’an’da. Müşriklerle evlenmek bize haram kılınmıştır. Kadınlar için ne geçerli? Kadınlarımız için de, Müslüman kadınları için de Yahudi ve Hristiyan bile olsa erkeklerle evlenmek haram kılınmıştır. Bir adam; kızını bir Hristiyan ile evliliğe verdiği anda, bu artık günah olmaktan çıkar, küfür olur. Bir Yahudi’ye gelin olarak verdiği anda günah olmaktan çıkar, küfür olur. Neden böyle olur kardeşler? Çünkü bu adam, kızını bir Yahudi’ye veriyor. Bunun normal ve meşru olduğunu düşünerek veriyor. Bu nikah geçerlidir, diyor. Yahudi mahudi bakmam ben! Kızıma geldi talip oldu, evlendi diyor. Ama Allahü Teâlâ bu kitapta; kadınlarımızın, Müslüman kadınlarının Yahudi ve Hristiyan erkeklerle evlenmesini haram kılıyor. Bakın erkeklere bir ruhsat var. Yahudi ve Hristiyan kadınlarla evlenebilir mekruhen bile olsa. Neden? Çünkü soy erkekten devam eder. Lider hep erkektir. Dünya kurulalı beri, ilk insandan beri bütün dünyada lider erkektir. Aile erkek kanadından devam eder. Bundan dolayı çocuğun gayrimüslim olma ihtimali çok düşüktür. Ama Müslüman kadın gayrimüslim olan bir erkekle evlendiği zaman çocuğu kaybeder. Baba ne diyorsa o olur. Çocuk ya kiliseye gider ya havraya gider. Dolayısıyla, Allahü Teâlâ Hazretleri, ayetin başında bize neyi yasaklıyor? Allah’a ortak koşan kadınlarla evlenemezsiniz, diyor. “…Allah’a ortak koşan kadın hoşunuza gitse de, mümin bir cariye Allah’a ortak koşan bir kadından daha hayırlıdır.” (Bakara, 221) Bak, o kadını çok beğendin. Mahallendeki o deist kız var ya, bayıldın kıza! Hocaya da sordun fetvasını. Hoca sana dedi ki: “Bu haramdır, evlenemezsin kardeşim.” Harama helal dediğin anda; evlendim, meşru bir nikah kıydım dediğin anda da kâfir olursun. “Ama hocam çok güzel. Ben böyle bir güzellik hayatımda görmedim, evleneceğim.” Ee bana niye sordun kardeş o zaman? Niye sordun? Bak Allah’ın ayeti böyle söylüyor, evlenemezsin diyor. Mahallende gördüğün o kız var ya, o aç kız, o fakir kız… Allah Teâlâ cariye diyor. Cariye ne demek? Cariye… Savaş yapılmış, kâfirlerin kadınları alınmış savaş esiri olarak. Ee kadınlar sokakta kalmasın diye; her aileden bir erkeğe, bir köle olarak, bir hizmetçi olarak o eve konuluyor. Ortada bırakılsa ne olur? Geçinmek için ne yapar bu kadın? Yapabileceği tek şey vardır. Sanatı falan da yok. Kendisini satmak zorundadır. Fuhuş artmasın diye İslamiyet’te cariye statüsü vardır. Köle kadın… Bir de köle erkek vardır. Bu da yine bir ailede; her köle erkek, bir ailede kalır. Ve kölenin sahibi; bu kölenin, bu hizmetkârın bütün ihtiyaçlarını kendi giydiğinden ve kendi yediğinden karşılamak zorundadır. Şimdi Allah’ımız ne buyuruyor? Mü’min bir cariye, Mü’min bir köle o gördüğün çok güzel kızdan senin için daha hayırlıdır. Sen git, bu fakir olan kızı al. Devam ediyor ayet: “…İman etmedikleri sürece, Allah’a ortak koşan erkeklerle kadınlarınızı evlendirmeyin.” (Bakara, 221) Şimdi geldi mahallenin en zengin adamı. Ama adam Hristiyan, senin kızına talip oldu. Bu ülkede olmadı mı bu? Hristiyan bir tane profesörle kızı evlendirdiler. Bu diyalogcular grubu, fetö grubu. Bütün televizyonlar çalkalandı. Zaman gazetelerinde, onların kendi gazetelerinde koca koca manşetler çıktı. Artık devir değişti. Bu bir devrim! Neymiş devrim? Bir profesör varmış Harran’da, Urfa’da. Profesör hem Hristiyan’mış hem Müslüman’mış. İki dinliymiş! Cuma günü namaza gidiyormuş, pazar günü kiliseye gidiyormuş. İki dinli olur mu kardeşler bir adam? Ya ben size soruyorum. Bir adam hem Fenerli hem Galatasaraylı olabilir mi? Mümkün mü böyle bir şey? Bak bu ülkeyi tamamen gez. Ben hem Fenerliyim hem Kayserisporluyum diyen duyabilirsin. Ama ben hem Fenerliyim hem Galatasaraylıyım diyeni duyamazsın! İki dinli gibi bu, yani mümkün değil! Bir adam hem Müslüman hem Hristiyan ya da hem Müslüman hem Yahudi olamaz! Tahrif edilmiş şeriatlar… Ve senin şeriatını kabul etmiyor. Senin peygamberini kabul etmiyor. Senin Allah’ını bile kabul etmiyor. Onların Allah’ı biraz daha farklı. Çocuğu var ve karısı var! Yahudilerin Allah’ı da çocuğu olan bir Allah. Haşa ve Kella! Allah’ımız bunların hepsinden münezzehtir. Şimdi kardeşler, kızlarınıza o mahalledeki zengin Hristiyan geldi, talip oldu. Sen de ne yapacaksın? Hemen akraban yanına gelecek. “Ya böyle kısmet bir daha ele geçmez. Sen bu çocuğa ver. Kızın kraliçeler gibi yaşar. Dizilerde gördüğün o kızlar var ya, aynı onlar gibi yaşar.” dediler. Sen ne yapacaksın? “Kızımı ben buna verirsem bu Hristiyan’a, kâfir olurum. Şurada yaşayacağım yirmi otuz sene daha. Yirmi otuz sene sonra belki damadın yardımlarıyla iyi yaşayabilirim ama ebedi olarak cehenneme gitme durumu var. Ben niye ahiretimi küçük bir dünya menfaatine satayım ki!” Sen eğer Müslümansan imanın burada ortaya çıkacak. Sen eğer kalibren zayıfsa, kalibren düşükse yan çizeceksin, yalpalayacaksın! Senin nerede imanın ya? Allah’ımız devam ediyor: “…Allah’a ortak koşan hür erkek hoşunuza gitse de; iman eden bir köle, Allah’a ortak koşan bir erkekten daha hayırlıdır.” (Bakara, 221) O hizmetçi var ya, o köle Müslüman ama. Geldi senin kızına talip oldu. Müslüman olduğu için kızını buna verebilirsin. Korkma! Ama diğer adam ne kadar zengin olursa olsun, imanı kaybetme durumu var.

Büyük günahların en büyükleri? – Komşunun karısıyla zina etmek!

Neyden sakınacağız? ”Günahların büyüklerinden sakınırsanız…” Şimdi, günahların büyüklerini nasıl tarif ediyor Efendimiz Aleyhisselam? Sahabeden Abdullah İbn-i Mesud (radiyallahu anh), Efendimiz Aleyhisselam’a gitti. Dedi ki: ”Ey Allah’ın Rasulü!” ”Günahların en büyüklerinden en büyüğü hangisidir?” ”Büyük günahlar var, ama bunların en büyüğü hangisidir?” Rasullulah Aleyhisselam buyurdu: ”Senin Allah’a ortak koşmandır.” Yani Kuran’ın deyimi ile nedir bu? Şirk… Eş koşmak… İlah’ın yanına, yerlerin ve göklerin sahibinin yanına bir tane daha ilah koymak… ”Allah yapıyor ama bir tane daha yapan var…” Bu şirktir! Hüküm koyucu ve kanun koyucu olarak Allah’ın yanına başka kanun koyucular koymak… ”Evet, Allah’ın şeriat denilen bir sistemi var, yanılmaz bir sistem ama bu sistem de güzel.” ”Bu da olur ona alternatif.” Allah’ın sisteminin dışında hiçbir alternatif sistem olmaz! Yanılmayan sistem Allah’ın sistemidir. İnsanların yaptığı bütün sistemler yanılır. Dolayısı ile Efendimiz Aleyhisselam ne buyuruyor? ”En büyük günah senin Allah’a eş koşmandır.” ”Peki sonra nedir ey Allah’ın Rasulü?” Rasullulah buyurdu: ”Seninle beraber yiyecek diye çocuğunu öldürmendir.” Cahiliye Araplarının en önemli özelliği neydi? Neden son peygamber Araplara geldi? Dünyanın en kötü beldesi ne ise, dünyanın en büyük fıskları, en büyük günahları nerede işleniyorsa Allah peygamberi oraya gönderir, oradan birisini vazifelendirir. Dünyada o anda Araplardan daha beter insanlar yok. Kızını diri diri gömen insan yok mesela dünyanın hiçbir yerinde. Sadece Araplarda bu. Neydi özellikleri bunların? Fakirleri; kızları olduğu zaman, aynı sofrada yemeklerimiz kısalmasın, azalmasın diye, rızkımız azalmasın zorlanmayalım yaşamakta diye ne yapıyorlar, çocuklarını öldürüyorlar. Zenginleri ne yapıyor? Diğer zenginlere eğlence olmasın diye yine kızlarını öldürüyorlar. Canlı canlı kızlarını toprağa gömüyorlar. ”Bu, ikinci en büyük günahtır.” Diyor Peki, Ey Allah’ın Rasulü, ondan sonra gelen günah hangisidir? Rasullulah Aleyhisselam buyuruyor: ”Komşunun helalliği ile zina etmendir.” Dikkat buyurun! Zina etmendir demiyor. ”Komşunun helalliği ile, nikahlı hanımı ile zina etmendir.” diyor. Başka hadislerinde Allah Rasulü Aleyhisselam buyuruyor ki: ”Yabancı bir kadına bakmak, göz zinasıdır. Sadece bakmayla bile, bir şey söylemesen bile Allah Teala buraya yazdırır. Ama, baktığın yabancı kadın komşunun hanımı ise, komşunun kızı ise, yahut da bir akrabanın hanımı ise ya da bir arkadaşının hanımı ise ne oluyor? O baktığın yabancı kadından on misli daha fazla günah yazıyor. Günah katlanıyor. Yakınlık derecesi ne kadar fazla, günahı o kadar fazla katlanıyor. Şimdi haberlerde tonla sapık duyuyorsunuz. Geçen, ya da iki hafta önce seyrettim. Adam, kendi gelinine tecavüz ediyor. Kayınpeder, kendi gelinine tecavüz ediyor. Bu, normal bir insanın yapacağı birşey mi? Hayvandan da aşağı olman lazım. İnsanlıktan çıkmış olman gerekiyor. Çoğu insanın midesi kaldırmaz. Adama diyorlar ki: ”Neden böyle bir şey yaptın?” Adam diyor ki: ”Ha oğlumun, ha benim…” Dışarıdaki yabancı bir kadın ile zina etse ne olur? Büyük bir günahtır. Ama komşusunun hanımı ile zina etse bunun çok daha büyük bir günahı var. Bu adamın yaptığı ise aile içi bir zina. Beterin beteri…! Aşağılığın aşalığı…! İşte, Efendimiz Aleyhisselam Abdullah İbn-i Mesud’a 72 büyük günahtan sadece kaçını söylüyor? Üç tanesini söylüyor. İşte Allah Teala Hazretleri buyuruyor ki: ”Size yasaklanan büyük günahlardan sakınırsanız, sizin kusurlarınızı örteriz ve sizi çok güzel bir makama yerleştiririz.” Sakınacaksın! Bu büyük günahlardan sakınacaksın ki mahşer günü karşına çıkmasın. Allah’ın cemaline baktığın zaman, rezil olmayasın!

Kediciklerle dans etmek haram değil diyen Adnan hocacılar! – Şeriatsız tarikat şeytanın işi

Geçen bir video seyrettirdiler bana, üç beş dakikalık bir video. Bir televizyon programında Hazreti Mehdi gelecek mi gelmeyecek mi bunu tartışıyorlar. Programda bir ehl-i sünnet hoca efendi programa gelen laptoplu bir adama (bu kediciklerin cemaatinden bir adama) Biliyorsunuz değil mi o cemaati? Televizyonda devamlı dans yapıyorlar; acayip bir cemaat. Çıplak kızlar falan karşı tarafta. Bunlar müziği bir çalıyor; hadi diyor bir iki soruya cevap verdim, şimdi çal müziği. Oradan arka taraftan müziği bir çalıyorlar; kızlar erkekler karşı karşıya oyun oynamaya başlıyorlar. Şimdi oradaki ehl-i sünnet hoca bu kediciklerin cemaatindeki abiye dedi ki: ”Ya kardeşim! Mehdi falan diyorsun da; çıplak kızlarla karşı karşıya oynamak İslamın neresinde var?” Soru sordu. Şimdi adam da şöyle cevap verdi: ”Kur’an’dan ayet göster? Kadınlarla dans etmenin yasak olduğuna dair Kur’an’dan ayet göster?” Allah’a isyan etmek istersen bahanen çok. Ne diyor: ”Ben sana Kur’an’da olmayıp da bize haram olan onlarca delil söyleyebilirim. Onlarca mesele. Bir tane söyleyeyim: ”Mümin erkeklere altın, haramdır. Kur’an’da yok.” Burada yok. Kur’an’da yok. Bir tane daha söyleyeyim: ”Bir müslüman gaz çıkarttığı zaman abdest almak zorundadır; abdestsiz namaz kılmak haramdır.” Var mı Kur’an’da? Yok. Bu hüküm nereden geldi bize? Kur’an’ın tâbi olmamızı farz kıldığı Muhammed Aleyhisselam’dan geldi. Sen şimdi dersen ki: ”Ben çıplak kızlarla dans ediyorum ama Kur’an’da ayet olmadığı için dans ediyorum.” dersen ne oluyor? Keyfine uymuş oluyorsun. “Hevâsını ilah edineni gördün mü, ey Habibim. Ona sen mi vekil olacaksın?” Bu ayet sanadır. Hevâyla olur mu bu iş? Kitaba bakacaksın, sünnete bakacasın; Allah Resûlü Aleyhisselam böyle bir şey yaptı mı, sahabe böyle bir şey yaptı mı. Vahiy onlara indi, onların dönemine indi. O dönemi atlıyor, on dört asır sonra gelmiş yeni bir şeriat uyduruyor. O hocalara bunu soruyor. O anda tabi tartışmanın heyecanıyla ayet aklına gelmemiş. Kur’an’da ayet var mı? Var. Kur’an’da ayet de var bu konuda. “Mümin erkeklere söyle, gözlerini harama bakmaktan sakınsınlar.” (Nûr Suresi 30. Ayet) Ne bu? Bu, ayet değil mi? Seni bağlamıyor mu bu ayet? Bütün müminler, bizim cemaatimize gelmeyenler, kadına kıza bakamaz ama bizim cemaate gelenlere kızlara bakmak serbesttir. Sen bu ayeti demek ki böyle anlamışsın. Kaldı ki baktığın kızlar dışarıda gezen normal kızlar değil. Sadece başı açık işine gücüne giden normal kızlar değil. Baktığın kızlar hepsi estetik olmuş sanki bir yerden emir almışlar gibi, hepsi estetik ameliyat geçirmiş ve hepsi şehveti tatmin etmek istercesine çıplak giyiniyor… ve hepsi birer kilo makyaj yapmış ve hepsi kızlı erkekli karşı karşıya dans ediyor. Şimdi sualim şudur… Bir kız, karşınızda oturursa mı daha çekici olur, daha şehveti tahrik edici olur, yoksa karşınızda yarı çıplak bir vaziyette dans ederken mi daha şehveti tahrik edici olur? Hangisi? Hareket halinde, sana bakan ve sana doğru dans eden bir kız daha çekicidir. Şehveti tahrik eder. Allah diyor ki: ”Bakma!” Sakındır. Sakındır, geri çek. Baktın mı? Gördün mü? Bakışlarını geri çek. Gözlerini, bakışlarını geri çek. Sen bu ayeti nasıl okumazsın? Yoksa inanmadığınız ayetler kısmına mı giriyor? Böyle iş olmaz ama ben işitiyorum ki bu adamlar hakkında, bu cemaate giden insanlar hakkında Allah dostları diyorlar. Bu nasıl Allah dostu! Biz bu akşam Allah dostlarını okuyoruz. Böyle bir Allah dostu on dört asırda yok. Ama bunlar devamlı internetten faaliyet halinde; videolar koyuyorlar, sayfalar kiralıyorlar, parayla sayfa tutuyorlar daha fazla takipçileri olsun diye… ve devamlı bu çıplak kızlarla olan dansları anlatıyorlar ve gençlere şunu diyorlar: ”İşte İslam, bu. Bize gelin. Bizim cemaatimize tâbi olun. Başımızdaki Allah dostu budur” ”Bununla beraber olursanız kızlarla dans etmek serbesttir.” Allah’tan korkun kardeşim ya. Bir adamın veli olup olmadığının en önemli işareti: şeriata ne kadar bağlı? Ufak bir kayma varsa Allah’ın kelimelerinden, Allah’ın dininden keyfi olarak bir ortama ufak bir kayma varsa bu adamın havada uçtuğunu görürsen kaçacaksın. Üstadım İhramcızade İsmail efendi şöyle diyor: ”Kimse tâbi bulunduğu tarikatta keramet aramasın. Eğer istikametinde daim ise, hayatı değişiyorsa, ilmi artıyorsa ve ahlakı güzelleşiyorsa en büyük keramet: İstikamettir.” Peşinden devam ediyor: ”Kardeşlerim, onun tabiri ile söyleyeyim: “Gardaşlarım, benim havada uçtuğumu görseniz; havada uçup, kuşlarla konuştuğumu görseniz ama şeriatın bir tek emrine muhalefet ettiğimi görseniz beni terk edin.” Allah dostu budur. Sen ne havada uçuyorsun ne kurbağa gibi denizin üstünde yürüyorsun; hiçbir kerametin yoktur. Tek kerametin: Çıplak kızlarla dans etmek. Kardeş, sana tâbi olunmaz. Sana tâbi olan cehennem-i zümera olur, başka bir yere gidemez. Allah, bu insanlara akıl fikir versin. Bu millet yüz yıldır cahil bırakılmasaydı bunlara kanmazdı; asla taraftar bulamazlardı. Osmanlı döneminde şu kadar sapık hoca olsaydı, yeminle söylüyorum, taraftar bulamazlar, hemen sınır dışı edilirlerdi. Hemen Şeyhülislamlar ve tâbileri ve alimler çıkıyor, reddiyelerini yazıyor, padişaha veriyor. Padişah hemen huzuruna alimlerle beraber sapık adamları, mezhepsizleri çağırıyor: ”Konuşun.” diyor. Fetvaların, bu mu? ”Bu.” diyor. Bu, M’utezile. Bu, Mücessime, Müşebbihe, Vehhabî, Selefi, Şiî. Akide, bu. ”Bu akidene tövbe ediyorsan kal. Tövbe etmiyorsan; bu akidenin doğru olduğunu söylüyorsan peygamber ve sahabesini yalanlıyorsun demektir. Benim ülkemde duramazsın.” diyor ve dışarıya kovuyor. Halk şikayet ediyor. Sapık insanları halk şikayet ediyor ama şimdi halk İslamı bilmiyor ki: Neyi şikayet etsin? Orada hoca sıfatlı bir adam, hoca olduğunu söyleyen bir adam internete boyuna videolarını koyuyor. Müslüman da videoları gezerken ona denk geliyor ve diyor ki: ”Hoca bu ya. Bak, isminin başında profesör yazıyor demek ki doğru” ”Mucize diye bir şey yok. Efendim, bir gece bir aylık mesafeyi bir anda Mekke’den Mescid-i Aksa’ya gitmesi mümkün değil hocam.” diyor. Mucize diye bir şey yok. Aya işaret etmiş Resulullah aleyhisselam, ayı bölmüş. Yalan! Yalan! Hem peygamberi yalanlıyor hem sahabeleri yalanlıyor hem Allah’ın kitabını yalanlıyor. Müslümanlar cahil bırakıldı. Bu insanlara öğretmemiz lazım. Allah’ın kitabını iyice belletmemiz lazım, anlatmamız lazım. Rabbim bize yardım etsin. Amin.

Neden şeriat? – Fabrikada patron kimse, kuralları o koyar!

Neden Allah’ın sistemi olmak zorunda? Çünkü bu dünya denilen fabrikanın sahibi, patronu Allah Teala. Sahip, patron kimse kuralları o belirler, kuralları o koyar. Bir örnekle yakınlaştıracağım inşallah. Bulunduğunuz mahallede çok geniş bir alan kazıldı. Bir zengin geldi Ankara’dan, oraya bir tane fabrika dikti. Fabrikanın içine beş yüz tane işçi aradığını beyan etti gazetelerde, reklamlarda. İşçileri buldu, makinalara dizdi fabrikayı açtı. Sorum şu: Bu fabrikada emir koyma yetkisine sahip olan kişi kimdir? İşçi midir, ustabaşı mıdır, müdür müdür, patron mudur? Kimdir? Yatırımı kim yaptı, o fabrikayı kim kurdu, sermayeden kim harcadı kim kullandı? Patron. O iş yerinde emri patron verir. “Ey işçi, işçi kardeşim, elemanım, sabah saat sekiz buçukta geleceksin! Saat on bir buçukta çay paydosu sonra tekrar iş, saat birde yemek paydosu, ikide geleceksin. Saat dörtte çay paydosu, akşam yedide paydos. “Benim çalışma sistemim bu, kuralı böyle koydum. İstiyorsan gel, istemiyorsan gelme.” İşçi burada patrona şunu diyebilir mi? “Ben çay paydoslarını istemem. Akşam yedi bana geç, her akşam halı saha maçım var. Saat beşte çıkarım.” İşçi bunu diyebilir mi? Patrona bunu derse patron işçinin suratına tükürür. Haydi kardeşim başka kapıya, der. İşçi bunu diyemez! İşte, ben hem işçiyim hem Müslüman’ım hem de şeriatı istemiyorum diyen bir adam, patronlar patronu olan Allah Teala’ya bunu demiş olur. Kuralları ben belirlemek istiyorum. Sen kural belirleyici olamazsın, sen kurallara uyucu olabilirsin. Bir futbolcu düşünün. Her şeyin bir kuralı olduğu gibi, her işin bir kuralı olduğu gibi futbol denilen bu sporun da bazı kuralları var. Bir futbolcu düşünün, futbolcu söyle diyor: “Ben ayakla gol atmak istemiyorum, ben elle atmak istiyorum ya.” Kardeşim, kural bu değil. Bu futbol denilen mekanizmayı, sporu ortaya koydukları zaman kural ayak topu demektir futbol. Burada İngilizce dersine başlattırmayın beni kardeşler. Ayak, top; foot, ball. Sen kuralı kendin belirleyemezsin. Elinle topu alıp da kaleye doğru koşamazsın bu Amerikan futbolu değil, İngiliz futbolu bu. Dolayısıyla Müslümansan kurallara uyacaksın, Allah’ın verdiği hükümlere uyacaksın. Her Müslüman’ın önüne çizilmiş sınırları vardır. Zina yasak, içki yasak, kumar yasak. Bu yasaklamaların cezasını bu dünyada çekmezsek ahirette çekiceğiz.

Hırsızlık yapanın eli kesilir mi?

Zina eden bir adamın, şeriatta cezası nedir? Zina eden bir adam, eğer bekârsa halkın önünde 4 şahit olmak suretiyle… 4 şahit tutulmasının sebebi çok zor olması içindir. Çünkü ceza müeyyide çok ağır, 4 kişinin görmesi çok anormal. Bir adamın zina hakkında getirilmesi için kadıya 4 tane şahit olması lazım. Bu adam bekârsa, 4 tane de şahit varsa bu adama 100 tane sopa vurulur. Ve 1 yıl İslam beldesinden sürgün edilir. Şeriatla yönetilen yani Allah’ın sistemiyle yönetilen bir ülkede. Hırsızlık. Hırsızlığın cezası nedir fıkıhta? Belli bir miktarı geçtiği zaman çalınan para yahut da eşya, belli bir miktarı geçtiği zaman o hırsız yakalandığı anda bir eli kesilir. Hangi eli kesilir? Daha çok kullandığı eli hangisiyse o kesilir. Bakın zayıf el değil, sağlam el hangisiyse o kesilir. Neden Allah Teala Kur’an’da böyle bir hüküm verdi? Çünkü insanlar hırsızlık yapmaya yeltenmesin, çok ağır gelsin, sonuçları korkutucu olsun diye. Dikkat buyurun! Resulullah aleyhisselamın bi’setinden sonra peygamberlik ve İslam devleti reisliği kaç sene sürdü? 23 sene. Peşinden 4 halife, 5 halife. Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Hasan. Allah onlardan razı olsun. (Amin) Kaç sene sürdü? 30 sene. Artı 23, 53 sene. 53 senede kaç tane hırsızlık vakası var? Tarih kitaplarını inceleyin. 53 senede toplam 15 tane hırsızlık vakası, 15 tane el kesme vakası. 53 senede. Yüz binlerce insan yaşıyor İslam beldesinde. Milletin gözünün önünde elini kesersen bu adam çalabilir mi bir daha? Onu gören diğer hırsızlar çalabilir mi, yeltenebilir mi? El gidecek ya, şeytan bile vesvese vermez. Hırsıza şeytan bile “hırsızlık yap” diye vesvese vermez. Çünkü o el günah işlemeye yarıyor. Elini kesseler bir daha günah işletemeyecek. Bu hüküm böyle bir hükümdür. Allah Teala bizi bazı şeylerle korkuttuğu zaman cezasını çok sert gösterir, ahirete kalmasın diye. Ahiret azabını görmeyelim diye. İşte şeriat adaleti ortaya koyan bir nizamdır. Çalanın yanına kâr kaldığı bir nizam değil. Şeriat, Allah’ın hükmü; zengini kollayan, fakiri çöpe atan bir nizam değildir. Allah’ın hükmünde, şeriatta zengin de aynı şekilde hesap görür, fakir de aynı şekilde hesap görür. İslam tarihinden bir örnek vereyim kardeşler; (Bismillahirrahmanirrahim) Kardeşler, Allah’ın Peygamberi aleyhisselama bir dava geliyor. Bakın. Adalet, zayıf sineklerin takılıp kaldığı kuvvetli kargaların, kuvvetli şahinlerin ve atmacaların delip geçtiği bir örümcek ağı değildir. Adalet şeriattadır. Bakın şimdi Allah’ın Peygamberi aleyhisselama. Resulullah aleyhisselama geldiler dediler ki: “Bizim beldemizde bir kadın hırsızlık yaptı, yakalandı, itiraf da etti. Fakat kadın çok soylu bir kadındır. Bunu nasıl kurtarabiliriz ya Allah’ın Resulü?” Şimdi, olayı Resulullah aleyhisselama söyleyemiyorlar, kime söylüyorlar? Resulullah’ın çok sevdiği bir sahabi efendimize. Diyorlar ki: “Bunu ancak sen Allah Resulü aleyhisselama söyleyebilirsin. Sana hatırı geçer. Senin de ona hatırın geçer. Yumuşatabilirsen biraz, bu kadını elinin kesilmesinden kurtarabiliriz.” Sahabi efendimiz Resulullah aleyhisselama gider. Durumu anlatır. Allah’ın Peygamberi ayağa kalkar. Çok sakin bir insandı bizim peygamberimiz. Ama şeriatı çiğneme noktasında birisi en ufak bir meyil, en ufak bir imada bulunduğu anda hemen alnının tam ortasındaki damar kabarır. Ayağa kalkar ve öfkelenir. Buna Allah için celallenmek denir. Resulullah aleyhisselama bu sahabi efendimize ne buyurdu? “Sen, benden Allah’ın hükmünü çiğnememi mi istiyorsun? Allah’ın hükmüne karşı birini kayırmamı mı istiyorsun? Sen benden şeriatı uygulamamamı mı istiyorsun? Şeriattan kaçmamı mı istiyorsun?” Sahabinin yüzü kıpkırmızı olur. Sonra Allah’ın Peygamberi aleyhisselama devam eder. “Sizden önceki kavimlerin helak olmasının sebebi; onların arasında bir zayıf günah işlediği zaman cezası hemen verilirdi, bir kuvvetli günah işlediği zaman kayırılırdı, atlatılırdı, görmezden gelinirdi. Allah bundan dolayı o kavimleri helak etti. Allah adına yemin ediyorum ki hırsızlık yapan kızım Fatıma bile olsa elini keserim.” Bunun adı şeriattır. Bunun adı adalettir. Adam kayırmak yoktur. O yaparsa hırsızlığı serbest, bu yaparsa görmeyebiliriz. Bir kereden bir şey olmaz. Şeriatta böyle bir şey yok. Cezayı ortaya koyan olay nedir? Suçtur. Suç. Suç işlenmişse Allah’ın kitabına bakacaksın. Kardeşim, bu suçun cezası budur. Var git cezanı sen düşün. Şu anda ülkemizde şeriat olmadığına göre aramızdan kim bu cezayı verebilir? Kimse veremez çünkü şu anda bu ülke demokrasiyle yönetiliyor. Kan da dökemeyeceğimiz için. Yasaktır İslam’da baş kaldırma, bağilik yapma, asilik yapma, fitne çıkartma, kan dökme. Ne yapacağız? Sabredeceğiz. Sabırlı bir şekilde insanlara İslam’ı öğreteceğiz. Ve Allah’ın dinini anlamaları için tebliğde bulunacağız. Osmanlı’nın son dönemlerinde cennet mekân Sultan Abdülhamit Han’a halk geliyor. Ayaklanmış halk, İttihat Terakki bir taraftan bastırmış, solcular Abdülhamit zayıflamış. Halk Abdülhamit’in sarayına geliyor ve diyor ki “Şeriat istiyoruz! Atalarımızın sistemini istiyoruz! Allah’ın hükmüyle bizi yönet! Şeriatı getir bize ey Abdülhamit! Ey Sultan!” Sanki Abdülhamit Han aldı şeriatı bir tarafa götürdü. Her taraftan baskı var. İçerisi ajanlarla dolmuş, vatanı satan satana. Mübarek tutmaya çalışıyor. Abdülhamit Han ne buyurdu? “Kardeşler, şeriat sizin evinizde. Şeriat sizin işinizde. Şeriat sizin hayatınızda. Eğer siz şeriatı gerçek manada yaşarsanız o şeriat ülkemize, dünyaya hakim olur. Bakın atalarımıza. Sistemlerini şeriat üzerine kurdular, Allah’ın hükmü üzerine kurdular. Ve 400 yıl dünyaya hükmettiler. Bir imparatorluk oldular. Çağ kapattılar, çağ açtılar. Şu hâlde, sen eğer kalbinden şeriatın gelmesini istiyorsan yani Allah’ın yönetim sisteminin gelmesini istiyorsan yaşayacaksın. Sen hem İslam’ı yaşamıyorsun hem de “ben şeriatın gelmesini istiyorum.” diyorsun. Sen sahtekârsın. Hizmetin içinde söylediğim o toprağım gibi. O arkadaşım, kardeşim gibi. “Hocam biz oradan ibadet için geldik, İslam’ı yaşamak için geldik.” Yaşamıyorsun kardeşim, yaşamıyorsun. Sohbete gel diyoruz, gelmiyorsun. Kitap oku diyoruz, okumuyorsun. Namaz kıl diyoruz, kılmıyorsun. Sen kimi kandırıyorsun? Sen ancak kendini kandırabilirsin, Allah’ı kandıramazsın. Bu aldatış hareketlerin seni hesaptan kurtaramaz ki, hesaptan kurtaramaz. Allahü Teala Müslüman kardeşlerimize hidayet nasip etsin. (Amin) Bu, Allah’ın hükmü, yönetim şekli olan şeriatı, bu nizamı anlamayı idrak etmeyi bize nasip etsin. (Amin) Amin.

Allah neden hayatımıza karışıyor?

“Hocam, ben Allah’ın yaşamıma müdahale etmesini istemiyorum.” Müdahale etmesini istemiyorsan evine gittiğinde bıçağı al, gözlerini çıkart. O gözler senin değil. Parmaklarını kes. Kalbini çıkart, o kalp senin değil. Bunu sana insanlar vermedi. Anan, baban vermedi. Allah verdi, onları sebep kıldı. Kalbi ben yarattım, gözleri ben yarattım diyen başka bir ilah da olmadığına göre, Kur’an’da sahiplenen o. O zaman bunun sahibi Allah Teala’dır. Sahibi olan Allah da senden bir şey istiyor, namazını kıl. Namazını kıl. Rahmetli Timurtaş hocamız anlatıyor: “Bir gün diyor bana bir bayan getirdiler. Dedim ki, “kızım nedir derdin?” Kız bana dedi ki, “dayımla evlenmek istiyorum.” İslamiyet’e göre bir bayan dayısıyla evlenebilir mi? Evlenemez. Haramdır. Dayı çocuğuyla evlenebilirsin, amca çocuğuyla, hala çocuğuyla evlenebilirsin ama amcayla, dayıyla, halayla evlenemezsin. Haramdır. Bu kız ne diyor? “Dayımla evlenmek istiyorum.” diyor. Kıza dedim ki, “bacım Allah’ın hükmü vardır. Evlenebileceğimiz insanlar vardır, evlenemeyeceğimiz insanlar vardır. Sen Müslüman mısın? Dedim.” diyor Timurtaş hoca. Kız dedi ki: “Elhamdülillah, Müslümanım hocam.” Allah’ın hükmü var, yasaklamış. Kız bana şu cevabı verdi diyor: “Allah benim kimle evleneceğime niye karışıyor?” diyor. Sübhanallah, sübhanallah. Bak bak cahil Müslüman olduğun zaman en ahmak adamın bile söylemeyeceği kelimeleri söylersin. “Allah benim kimle evleneceğime niye karışıyor?” diyor. Yahu yerlerin, göklerin sahibi kim? Bir Müslümanla karşılaştınız. Ben şeriatı istemiyorum diyen bir Müslümanla karşılaştınız. Bak. Namaza gidiyor bu adam, hacı amca ama şöyle diyor: “Ben şeriat istemiyorum.” Bu adama şöyle deyin: “Hacı abi, yerlerin ve göklerin sahibi kim?” Hacı abi şöyle diyecek: “Allah’tır.” Kuran diyor ki: “Ve lillâhi mulkus semâvâti vel ard.” Mülk; semavatın göklerin mülkü. Vel ard, yerin mülkü; ve lillâhi, Allah’a aittir.’’ Kiminmiş yerlerle gökler? Allah’ın. Hacı amca bunu kabul ediyor mu? Ediyor. Peki, bu nasıl bir mülk sahibi ki mülkünde istediği kuralları koyamıyor? Böyle ilah olur mu? Allah Teala diyor ki: “Bu mülkün sahibi benim; Güneş benim, Ay benim, yıldızlar benim, Dünya benim, Merkür, Venüs, Jüpiter benim. Ben yarattım, kuralları ben koyarım.” Sen de diyorsun ki: “Yok. Allah’ım senin olduğunu kabul ediyorum ama bize karışma, bize kural koyma.” Böyle bir ilah yok. Karışmayan bir ilah yok. Sen şimdi bir kız çocuğu hâlindeyken evinin mülkü kime ait? Babana ait. Evin sahibi olan baban diyor ki: “Kızım, arkadaşın Elif’e git ama saat beşten sonra gelemezsin. Bacaklarını kırarım.’’ Mülkün sahibi olan baban sana kural koyuyor bak. Babanın kuralına uyuyorsun. Neden? Bacakların kırılması tehlikesi var, korkuyorum babamdan diyorsun. Küçücük bir evin sahibi olan baban bazı kurallar koyuyor, ona tabi oluyorsun. Kainatın sahibi olan Allah sana bazı kurallar koymuş, karışmasın diyorsun. Vallahi sen aptalsın. Burada problemler var. İlimden, kitaplardan, okumaktan ve dinlemekten o kadar uzak kalmışsın ki aklını yemişsin. Zekan zayıflamış. Zayıflaya zayıflaya Allah bana karışmasın diyorsun. Allah Teala yarattıysa, sahip oysa her şeyimize karışır.