Allah’ı en çok zikreden hayvan: Kurbağa / Kerem Önder

Davud aleyhisselam bir gün kendi kendine evinde oturuyorken bir söz söyledi, iddialı bir söz! Dedi ki: Ben bugün Rabbimi öyle bir zikredeceğim ki Ne benden önce kimse Allah’ı öyle zikretmiş olacak… Ne benden sonra gelen hiçbir sadık ve salih, Allah’ı böyle zikretmiş olmayacak. Bugün Allah’ı öyle bir şekilde zikredeceğim. Dedi. Bu iddialı bir sözdür kardeşler. Allah kurbağayı dile getirdi, bahçesindeki suyun içinde duran kurbağayı dile getirdi. Biliyorsunuz, hayvanlarda iki hayvan vardır ki; birisi en çok zikir yapandır. Biri en az zikir yapandır. En çok zikir yapan hayvan hangisidir? Kurbağadır. Tasavvufi kaynaklarda hep böyle geçer. En az zikir yapan hayvan hangisidir? Eşektir, eşek. Neden en az zikri o yapıyor? Çünkü; en çok bağıran odur. Kur’an bağırma tabirinden bizi uzak tutmak ister, sakın bağırmayın! Eşekler gibi sesinizi yükseltmeyin der, Allahu Teala hazretleri. Eşekler gibi. Yani, bağıran sesini yükselten insana eşek timsali yapıyor. Eşekle kıyaslama yapıyor. İnsanların birçoğu, birbirlerine bağırıp çağırıp öyle konuşuyorlar. Bağırarak konuşurlar. Neden, karşı karşıya gelmiş iki tane adam, birbirine bağırarak konuşuyor? Zaten seslerini duymuyorlar mı bunlar? Halbuki karşı karşıyalar. Fısıldaşsa bile duyar. Ama bağırıyorlar. Ve gitgide işin enteresan tarafı, öfkeleri arttıkça birbirlerine bağırmaları, ses tonajları da artmaya başlıyor. Karşı karşıyasın bu adamla, niye bağırıyorsun ya? Bunun esprisi şuradadır: İki tane kalp birbirinden uzaklaştıkça İki tane kalp farklı şeyleri istedikçe, farklı şeyleri düşündükçe Uzaklaşırlar, uzaklaştığı zaman da birine mesafen uzak olduğu zaman bağırırsın. İsmail ağabey, İsmail ağabey! Yirmi çanta, çabuk. Bak! Mesafe var çünkü aranda, bağırıyorsun. Bunun tam aksini, madalyonu çevirelim. İki insanın kalbi, birbirine çok yakın olduğu zaman Bağırmaz, fısıldaşır. Kardeşim ne haber? Bak, kısık sesle konuşmak ne kadar güzel. Muhammed aleyhisselam nasıl konuşurdu? Kısık sesle konuşurdu. Anlaşılabilir, bağırmadan çağırmadan sert değil. Yumuşak ve kısık bir ses tonajıyla. Bu Allah’ın sevdiği bir yöntemdir. Kalpler yakınlaştığı zaman da fısıldaşarak konuşur. Kalpler bazen öyle bir yakınlaşır ki… İki dostun ya da bir karı kocanın kalbi bazen öyle bir yakınlaşır ki Artık bakışarak anlaşırlar, konuşmalarına gerek yok. Bakışarak. Telapati yöntemiyle. Erkek karısına şöyle yapar. Hanım da şöyle yapar. Bak, olay bitti! Olay bitti! Bu ne demek? Hatun, yemeği hazırlar mısın? Hanım da böyle yapar. O bende. O bende, tak tak hemen sofrayı hazırlar. Konuşmaya gerek yok. Adam eve geldi zaten, yüzüne bir gülücük attı. Kadın da, kocasının yüzüne bir gülücük attı. Muhammed aleyhisselam buyuruyor ki: İkisinin de günahları, ağacın yapraklarının dökülmesi gibi dökülür. Çünkü ikisi de birbirine güldüler. Şimdi, karı koca birbirini gördü mü yüzlerine bakmıyorlar. İşler değişti artık. Kadın, sabahtan akşama kadar sekiz tane dizi izliyor, dizilerde bir görüyor o zengin adamları falan Karısına Jeep almış. Karısına köşk almış falan. İşte evlilik yıl dönümü, doğum günü, takılar makılar… Akşama kocası eve bir geliyor, kocasının yüzüne bakmıyor. Bu erkek mi ya diyor. Erkek mi bu diyor. Saçımı süpürge ettim, bana hiçbir şey almadı diyor. Sanki, babasının evinde BMW’si vardı! Sıfırla geldin sen bu eve, adam da sana 30 bin liraya, 40 bin liraya bir tane otomatik vites araba aldı. Gönlünü yaptı. Saçımı süpürge ettim bana hiçbir şey yapmadın! Araba almış işte adam! Annene, kendi arabanla gidiyorsun, dolmuşa binmiyorsun daha ne istiyorsun? Yook, bu cip istiyor bu! Cip olacak! Cip olacak ve mazotlu olmayacak. Mazotlu çok ses çıkartıyormuş motor! Mazotlu olmayacak. Nasıl anlaşabilir ki yani? Bu karıyla bu koca nasıl anlaşabilir. Mümkün değil. Kadınları bu hale ne sokuyor? Bu diziler sokuyor. Bu dizileri seyretmeyin, seyrettirmeyin. Hanımlara dini diziler bulun. İslami diziler, İslami filmler bulun. Kitap hediye alın. Hatun bak! Sana bir kitap aldım… Harika bir kitap, ben bu kitaba aşık oldum. Senin de okumanı istiyorum. Ver o kitabı. Yahut da evden çıkmadan önce televizyona bir bozuklama, arka taraftan televizyonun kablosunu çek Aaa bozulmuş ya! Neyse hallederiz yaparız. Bir iki hafta o televizyon bozuk kalsın. Hanımı, kitap okumaya teşvik edin! Bu kadınlar kitap okumuyor. Kadınların bugün en büyük eksikliği, kitap sıfır. Kitap diye bir şey yok. Evde iki yüz tane kitap var. Kadınların bütün gün, dört beş saat boş vakti var. Temizliği bitiriyor iki saatte oturuyor. Biz bütün gün çalışıyoruz. On saat çalışmak bize, kadınlara on saat çalışmak yok. Bunlar evde sultan! İslam bunları sultan yapmış bizi köle. Şikayetimiz yok, Allah’ın kanunu bu! Kadın sultan, erkek köledir İslamda. Tamam! Evde oturuyorsun bari bir ilim öğren bir şey öğren, bir kitap oku ya. Biraz sohbet seyret. Akşam ben geldim mi Sofrada otururken, muhabbet yaparken bana bir dini bir kaç kelime yap, bir şey yap! Ama yok! O dizide böyle oldu, biliyor musun Recai? Aaa! O adam öldü çok sevindim Ahmet, çok sevindim. Senaryo, uyduruk senaryo. Dinleme bunları! Davud aleyhisselam böyle söyledi. Kurbağa lisana geldi. Kurbağa konuşur mu hocam diyor? Akıllı ateist! Zeki ateist ya! Kurbağa konuşur mu ya diyor. Papağan konuşur mu? Kurbağa konuşur mu ya. Papağan konuşur mu? Sen gitmedin mi papağan almaya ateist! Evimde papağan olsun, arkadaşlarıma hava atacağım diyor. Bu papağanı kim konuşturuyor? Allah konuşturmuyor mu? Papağanı konuşturan Allah, kurbağayı konuşturmaya muktedir değil mi? Allah bu kitapta bir tane kuştan bahsetmiyor mu? Konuşan kuş. Kuşun ismi nedir kardeşler? Hüdhüd. Bak, ilimde benden ileridesiniz! Allah sizden razı olsun. Haftaya aranızdan random yapacağım random. İsimleri yazdıracağım kardeşler, 150 tane isim yazın haftaya, buraya karıştıralım onu. Hangi isim çıkarsa, sohbeti o adam versin. Sürpriz olsun ya! Değişik bir fantezi yapalım kardeşler haftaya. Ama on dakika versin yeter bana, on dakika. Bir geliyorum haftaya on kişi var sohbette. Stres, acayip stres olur ya! Kurbağa konuşur mu diyor? Allah Kur’an’da Hüdhüd’ü konuşturduğundan bahsediyor. Kuş Hüdhüd, Süleyman aleyhisselam ile Hüdhüd’ün bir atar giderleri var! Hüdhüd bir atar gider yapıyor. Senin bilmediğin bir şey biliyorum ben! Sen biliyor musun? Allah’ın peygamberine söylüyor, Süleyman aleyhisselama. Kurban olduğum Allah’ım. Karıncayla konuşan peygamber. Süleyman aleyhisselam Allah’ın selamı peygamberimizin üzerine olsun. Çok merak ettiğim peygamberlerden bir tanesi! İnşaAllah cennette rabbim bizimle görüştürür, ellerini öperiz. Allah bize nasip etsin, amin. Karıncayla konuştuğundan bahsediyor… Karıncayla bir konuşma yapıyorlar, karınca Süleyman aleyhisselama nasihat ediyor ya! Bir peygambere nasihat ediyor! Bir peygamber bile, bir karıncadan nasihat alabiliyorsa, sen sakın şunu deme! Ben bu hocanın sohbetine on senedir gidiyorum İki yüz tane kitap okumuş adamım, sen mi bana nasihat vereceksin ya! Sakın, kimseye bunu deme! Peygamber küçücük karıncadan nasihat alıyor. Bizim hocamızın nasihate ihtiyacı yok! Allah aşkına yapmayın bunu! Hepimizin nasihate ihtiyacı var. Kim derse ki nasihate ihtiyacım yok! Bu cahildir, ahmaktır. İlim derecesi ne olursa olsun. Kurbağa… Dedi ki: Allah dile getirdi kurbağayı, bir kurbağadan yarattığı bir hayvandan peygamberini ikaz ediyor. Bakın! İddialı cümleler kuracağınız zaman, dikkatli olun. Allah ağzınızdan çıkan kelime ile sizi sınav eder. İbrahim aleyhisselamı sınav etmedi mi? Sen bana bir erkek evlat ver… Ben de sana bu çocuğu kurban edeceğim demedi mi? Bak, bir kelime! Bir kelime, ağzından çıkıverdi. Bütün kelimelerin kayıtlıdır. İddialı kelimeler söyleme! Allah seni onunla sınav eder! Davud (Aleyhisselam) böyle söyleyince, kimse benden önce böyle bir zikir yapmamıştır. Benden sonra da kimse yapmayacaktır, deyince. Kurbağa dedi ki: Sen ne diyorsun Allah’ın peygamberi! Benim yıllarım Allah’ı zikirle geçmiştir. Ağzım bir kere bile kuru kalmamıştır, Allah’ı zikretmekten dolayı. Biliyorsunuz, bir kulun alışkanlığı olursa zikretmeye; onun dili devamlı ıslak kalır. Hep ıslak kalır dili. Muhammed aleyhisselamın tavsiyesini hatırlayın, Abdullah ibni Mes’ûd’a Ey Abdullah! Dilin devamlı Allah’ın zikriyle ıslak kalsın. Devesinin terkisine alıyor, ona bir dua ediyor ilimde ilerlemesi için. Ama, bir tavsiyede bulunuyor. İlimde ilerlemen için zekanın çok kuvvetli olması lazım. Zekanın kuvvetli olmasının yolu nedir? Zekayı tezkiye etmek için Allah’ı zikirdir. Dilin devamlı Allah’ın zikriyle ıslak kalsın, Ey Abdullah! Diyor. Dilim kuru kalmadı diyor kurbağa! Hele ki son on gün, Allah bana bir zikir öğretti. Ben on gün boyunca Rabbimi öyle zikirle zikrediyorum ki, şimdi sen, benden bu iki cümleyi dinle! Dedi kurbağa. Ve kurbağa o tesbihi, Süleyman aleyhisselama söyledi. Eyy, her lisan ile zikredilen Allah’ım. Eyy, her mekanda zikredilen Allah’ım. Seni bütün noksan sıfatlardan tenzih ederim. Her lisan ile, her mekanda zikredilen Allah’ım, seni bütün noksan sıfatlardan tenzih ederim. Zikir bu! Allah’ı tesbih etmenin farklı bir yöntemi. Davud aleyhisselam dedi ki: Vallahi ben bu kadar hikmetli bir zikir hayatımda söylemedim. Allah bir hayvancıktan insanı eğitir mi? Eğitir. Allah, Kur’an da, Kabil’e bir karga ile eğitim vermedi mi? İnsan gömme eğitimini karga ile vermedi mi? Bak, bir hayvanla Allah sana öğretiyor. Bu O’nun için çok kolaydır. Dilediği şekilde sana ilimleri öğretebilir. Sen yeter ki, O’nu güzel bir şekilde zikret. İhlaslı bir şekilde, hiçbir şey beklemeden zikret. Allah seni öyle bir güçlendirir, öyle bir muhabbetini arttırır ki; aşık olursun, aşık olursan ölümsüz olursun.

İslam, kadına değer vermiyor mu?

Dolayısıyla, Allah’ımızın verdiği emirlerde hiçbir adaletsizlik mevzubahis olamaz. Sakın Allah’a adaletsiz demeyin! Ablalar, dinden çıkarsınız! Kocana adaletsiz diyebilirsin. Abine, kardeşine, babana adaletsiz diyebilirsin, aranızdaki tartışmadır. Allah’a adaletsiz diyemezsin! Kadınlara baskı yapmış, kadınlara daha çok baskı yapmış diyemezsin. Allahü Teala Hazretleri bir yuva kurmamızı emrediyor ve bu yuvada bütün yükü erkeğin sırtına yüklüyor. Kadını öyle bir koruyor ki, Mekke dönemindeki kadınları düşünün. Ezilen, aşağılanan bir kadın… Âdet olduğu anda ne kocayla beraber oturabiliyor, ne kocaya temas edebiliyor, dokunamıyor. Aynı sofraya oturamıyor, aynı yatakta yatamıyor adet olan bir kadın. Çünkü o lanetli, âdetli olduğu hâlde. Bozuk, müşrik kafası… İslamiyet ne diyor? Bir hanımı evine aldığın zaman, onunla evlendiğin zaman bütün ihtiyaçlarının tamamını erkek olarak sen karşılayacaksın. İki, çocukların oldu. Çocukların ihtiyaçlarının tamamını erkek olarak sen karşılayacaksın. Üç, hanım çocuğu emzirmek istemedi. Sen, çocuğu gıdalandıracaksın. Çocuğun bütün ihtiyaçlarını sen karşılayacaksın. Bir hizmetçi tutacaksın. Hanımın böyle bir mecburiyeti yok! Yani kadın İslamiyet’te evde bir sultan vazifesinde, bir kraliçe vazifesinde. Allah böyle yapmış kadını ve sen diyorsun ki: ”Adaletsiz…” Ben sana adaleti söyleyeyim: Ben evlenirken hanıma diyorum ki: ”Şu kadar sana mehir veriyorum, kabul ediyor musun?” diyorum evlenirken. Niye bu kadınlar bize mehir vermiyor? Benim gibi adamı bulmuşsun ya, sen bana mehir vereceksin abla! Kadına bakmam, küfür etmem, hayatımda hanımıma bir kere el kaldırmamışım, bir tane küfür etmemişim. Şehvet düşkünlüğüm yoktur. Tek kafamda bir şey var: Cihat, nasıl insanlara İslam’ı anlatırım? İçkim yok, kumarım yok, havayı, gösterişi hiç sevmem. Onun o arabası var, bunun… Umurumda değil! Sen benim gibi adamı bulmuşsun, bana mehir vermen lazım abla! Niye biz demiyoruz bunu? Allah sistemi koymuştur. Rasullulah Aleyhisselam ne buyuruyor? ”Erkekler, az bile olsa kadınlara mehir vermek zorundalar.” Niye kadınlar bize vermiyor? İslam böyle emretti. İslam böyle emretti ise demeyeceksin, ”Ya bu adaletsiz mi…” falan. Allah’ın sisteminde adaletsizlik olmaz! Adaletsizlik senin kafanda, sende problem var. Bundan dolayı kardeşler ve ablalar, Allah rızası için edebinize dikkat edin! Sakın ola kocanız, dedeniz, amcanız, ilmi vasfı ne olursa olsun size derse: ”Benim için başını aç.” Siz ona deyiniz ki: ”Senin için başımı açamam.” Eğer sen, Kur’an-ı Kerim deki o ayeti kaldırmaya gücün yetiyorsa, ben o zaman başımı açarım. Deyin bunu. Ama bunu diyemezse, kaldıramazsa bu ayeti ki kimse kaldıramaz! Siz ona deyin ki: ”Ben Allah’tan korkarım.” Zembilli Ali Efendi, şeyhülislam… Yavuz Selim Han dedi ki ona, Allah ona rahmet etsin (Amin): ”Bir ferman çıkartacağım, bana fetva ver. Fermanda şu olacak: Benim topraklarımda ne kadar gayrimüslim varsa, Müslüman olmayan ne kadar adam varsa 6 ay içerisinde ya beldemi terk edecek ya da hepsini kılıçtan geçireceğim. Buna bana fetva bul.” dedi. Bu hükmü vereceğim dedi, kanunnameye yazdıracağım ama bütün padişahlar Kur’an ve sünnete göre hareket eder. Şeyhülislama ne diyor? ”Bu konuda bana Kur’an ve sünnetten istidlal yap, fetva çıkart.” Şeyhülislam diyor ki: ”Sultanım, Allahü Teala Hazretleri bu kitapta diyor ki: ‘Lâ ikrâhe fî-ddîn.’ (Bakara, 256) Dinde zorlama yoktur. Sen bu kitaptan bu ayeti çıkartabilirsen, ben de sana fetvayı çıkartırım.” Çıkartabilir mi? Padişah, senden benden daha takvalıdır. Hayatta çıkartamaz! Şimdiki sapık hocalara bakmayın. Bunlar çok kolay bir şekilde istediği ayeti çıkartıyor. ”Bu ayetler bana göre şu anda Kur’an’da olmamalı, gereksiz, önemsiz, kadını aşağılayan ayetler…” Allah, kadını aşağılıyormuş. Sahtekâr sapıklar sizi. Sen şunu açık açık desene: ”Ben Kur’an’ın bir kısmını kabul etmiyorum.” Dök içini ya, mert ol biraz ya! Bırak sahtekârlığı, takiyeyi bırak! Açık açık konuş. Ama demiyor, gerçek yüzünü göstermiyor. Ehlisünnetim, diyor. Ben de ehlisünnetim. Eee? ”Kur’an’ın bir kısmı, ayetlerin bir kısmı kaldırılmalı.” Sana gel ben bir, sünnet edeyim ben seni, gel sen. Ehlisünneti ben sana göstereyim. Subhanallah! Kimlere kaldık?

HER SULTANA BİR BEHLÜL GEREK – Tokat Gibi Saray Cevabı

Kardeşlerim biz bu dünyada nefeslerimiz bile bize ait değilken dünyanın tamamına hükmetme iddialı çıkışlar, kabadayılıklar, görkemli görkemli edebiyatlar, nasıl yaparız? Allah’ın mülkünde Allah’ın kullarıyız. Hayat onun, Her şey onun. Yanlış anladık! Yanlış anladık! Kulluktan sıyrılmaya çalıştık. Üç asırdır insanlığa hastalık olarak bulaşan ve insanı tanrılaştırma hastalığı olan humanizm bize de sirayet etti. Fani dünyada, ebedi kalacağımızı zannettik. Behlüldane denen zât bir gün Harun Reşid’in huzuruna çıkmış. Büyük halife. Asya’nın en büyük devlet adamı. Bu da elinde odun, meczub tipli biri çıkmış kimsin nesin derken, sen kimsin demiş. Behlül, Harun Reşid’e halifeye sen kimsin demiş. Ben, mü’minlerin emiri, bu sarayın sahibiyim demiş. Bu saray sana nereden kaldı demiş. Benden öncekinden kaldı demiş. Tarihi cevap veriyor; Be Harun! diyor.. Madem o birisinin oluyordu, sana nasıl kaldı diyor. Sen başkasına bırakacağın şeyi, benim niye diyorsun? diyor. Çekip gidiyor sonra. Hayat budur. Kesinlikle toprağın üstünde yürüyeceğiz. Kesinlikle tuttuğum güçlü olacak, ama Allah’ın mülkündeyiz. Bunu unutmayacağız. Allah’ın mülkünde olduğunu unuttuğumuz gün, başkasına bırakacağımız şeyi, benim diye nasıl söyleriz sorusu kulağımıza yansısın. Madem bu birisinin oluyor, niye sana bıraktılar bunu? Sorusunun cevabını bulmaya çalışalım.