BU LAFLARLA ALLAH’I MI KANDIRACAKSIN! -Nankörlere Özel

Lokman suresinin 12 ayetini bütün müminler muhakkak ve muhakkak hatırlamalıdırlar. وَمَنْ يَشْكُرْ فَاِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ حَم۪يدٌ Kim Allah’ın şükreden kulu olursa, kendisi için şükreder. Nankörlük kim yaparsa, bilsin ki, Allah kimseye muhtaç değildir. Ebu Cehiller, Firavunlar, Nemrutlar, Karunlar, Hamanlar, Allâh-u Teâlâ’ya bir zarar mı verdiler? İbrahim suresinin 8. ayeti, Musa aleyhisselam, ümmetini uyarmış; وَقَالَ مُوسٰٓى اِنْ تَكْفُرُٓوا اَنْتُمْ وَمَنْ فِي الْاَرْضِ وَمَنْ فِي الْاَرْضِ جَم۪يعاًۙ فَاِنَّ اللّٰهَ لَغَنِيٌّ حَم۪يدٌ Musa dedi ki; Siz ve dünyadaki herkes, nankörlük yapsanız, kafir olsanız, Allah size muhtaç değil ki! Kime muhtaç Allah? Size muhtaç olsun! Hac suresinin 30. ayetini hatırlamak zorundayız; وَمَنْ يُعَظِّمْ حُرُمَاتِ اللّٰهِ فَهُوَ خَيْرٌ لَهُ عِنْدَ رَبِّه۪ۜ Allah’ın dinine, Kur’an’ına ve ayetlerine saygı gösteren bilsin ki, Allah katında, kazanç elde etmiş olur. Allah’ı kazandırmaz. Kur’an’a gösterilen saygı, namaza gösterilen titizlik, kişinin kendi lehinedir. Bu duygular gerçekten Allah’tan korkmamızı sağlar. Bu korku cehennemi var, yakacak, korkusu kadar, bu sevgiye nankörlük yapılmaz korkusudur aynı zamanda. Kulun, iyi düşünmesi gereken, gerçeklerden birisi de budur. Biz madem Allah’ı seviyoruz, ona nankörlük yapamayız. Yaparsak, bu sevgimizin doğru olmadığını göstermiş olur. Eğer gerçekten Allah’ı seviyorsak, gizli ve açık olduğumuz her yerde, Allah’a saygılıyız demektir. Hata ettiğimiz zaman, tövbeyi geciktirmeyiz demektir. O bizim, çarşıda, sokakta, caddede, evlenirken, boşanırken, okulda, iş yerinde, hayatın her yerinde, مَحْيَايَ وَمَمَات۪ي her yerde Rabbimizdir o bizim. Camilerde, Allah Rabbimiz, bankaya girerken, kim rabbimiz sorusunu, sordurmayız meleklere. Ve biliriz ki, biz onun kulları olduğumuz için, biz ibadet yaptığımız zaman, kabul ederse ibadetimizi, o onun lütufuyladır. Mecbur olduğundan değil. Hani, diyorlar ya, ben vergisini ödemiş adamım! Devlet beni korumak zorundadır! Bunu devletine söylersin. Çünkü devleti, sen ayakta tutuyorsun. Oy verdin, vesaire rey verdin, vergi verdin, vatandaşlık yaptın, devlet de seni koruyor. Allah’a, ben zekat verdim, sen de beni cennete koyacaksın -haşa- diyebilir misin? Zekat malını kim vermişti sana? Seni kim yarattı? Devleti sen ortaya çıkardığın için, devlet de vergi verirsen seni koruyacak. Ama Allah seni yarattı, rızıklandırıyor, öldürecek, tekrar diriltecek, insanoğlu, ibadetini kabul ederse Allah, mutluluktan gözyaşı akıtmalı. Hiçbir Mü’min, ibadetlerine karşı, böyle edep dışı bir söz kullanamaz. His içinde olamaz. Biz Allah’ın kuluyuz. Kabul ederse ibadetimizi, minnettarız Allah’a. Lütfedip kabul etti o. İbadetlerimizin ve imanımızın garantide olduğunu -haşa- hiç düşünemeyiz. Bunu düşündüğümüz zaman, imanın orijinali sallanıyor demektir. Neuzübillahi teala.

Allah bizi direk cennete koysaydı ya! Neden imtihan ediyor?

Ateistlerin çok sorduğu bir sorudur. Şöyle diyor, kardeşim bana sormuş: “Hocam genellikle ateistler, ‘Allah bizi neden dünyaya gönderdi? Direkt cennete koysaydı ya!’ diyorlar.” Ateistlerin bildiğiniz klişe soruları vardır, böyle saçma sorular. “Niye bizi dünyaya gönderdi ya? Direkt cennete koysaydı, madem o kadar zengin!” “Bunlara cevap vermeye çalışıyoruz ama tatmin etmiyor onları. Nasıl cevap vermeliyiz hocam?” Ben de yazdım: “Düşünmeden slogan atan bu gibilere, “devlet bizi neden sınav ediyor? Direkt sürücü ehliyetimizi verseydi ya!” demelidir.” Şimdi bu ne diyor, ateist reis? “Sınav etmesin bizi, direkt cennete koysun!” Gidiyor, 3 bin TL veriyor ehliyet kursuna. Sonra bir de direksiyon sınavına giriyor. Ehliyet sınavı, direksiyon sınavı; 3 bin tl ve o kadar mesainin sonunda ehliyetini alıyor. Yanındaki adam da geliyor buna diyor ki: “Ya bir kanal buldum, 5 bin tl rüşvet veriyorsun. Hiç ne sınav var ne direksiyon var.” diyor ateiste. “Utanmıyor musun sen, kul hakkı değil mi bu?” ateist. Sen ne anlarsın kul hakkından oğlum? Senin sınırların yok! Çizgilerin yok senin, sana her şey helal. Ama burada 3 bin TL vermiş ve aylar boyunca eğitim almış, sınava girmiş, ter dökmüş, direksiyona da girmiş. Ve kazanmış; bileğinin hakkıyla kazanmış olduğu için bu rüşvetle ehliyet alan, kul hakkından korkmayan adama diyor ki: “Kul hakkına giriyorsun, utanmıyorsun sen!” diyor. Ve bu ateist reis Allah’a diyor ki: “Bizi sınavsız bir şekilde cennete koysaydı ya!” “Hepinizi ortaya çıkartmak için sizi deneyeceğim.” (Muhammed, 31) âyet-i kerîmesini okumadıkları için ve anlamak istemedikleri için yani nefsi olarak kolaya kaçmak istedikleri için böyle yaşıyorlar ve yaşamaya devam ediyorlar, kendi kendilerine narkozu basıyorlar. Narkoz basma! Uyuşturucu aklı alır, içki aklı alır. Bu akıl sana lazım. Bu aklın alındığı zaman, o zaman böyle saçma cümleler kuruyorsun. “Niye sınav ediyor?” Niye ehliyet sınavına girdin? Direkt devlete de ki: “Bana ehliyet ver devlet! Sen benim devletimsin ver ehliyeti!” Devlet diyor ki: “Sınava gireceksin, önüne gelene ben ehliyet vermem.” “Hayır! Sen nasıl devletsin? Sen kudretlisin, güçlüsün, vereceksin bana.” diyemezsin. Allah’a da bunu diyemezsin. Bu işin sırrı böyledir kardeşler. Ayeti bitirelim: “…ves sâbirîne” “sabredenleri ortaya çıkartmak için,” “…ve nebluve ahbârekum.” “haberlerini ortaya çıkartmak için sizi deneyeceğiz.” “Haberlerinizi, sözlerinizi ortaya çıkartmak için sizi deneyeceğiz.” (Muhammed, 31) Herkes atıp tutuyor, herkes bazı sözler söylüyor. Herkes mangalda kül bırakmıyor. “Benden daha sağlam, benden daha takvalı Müslüman yok! En iyi Müslüman benim.” diyor. Ama işte er meydanda belli oluyor. İlim meclisin var mıdır? Her hafta gittiğin bir ilim meclisin var mıdır? -Yok. Her hafta gittiğin halı saha var mıdır? -Var. Her hafta gittiğin sinema var mıdır? -Var. Ama ilim meclisi? Bu uzak menfaat, ebedi yaşamını kurtaracak bir şey bu. Nereye gidiyorsun? Muhakkak her Müslüman, her hafta bir ilim meclisinde olmak zorunda. “İlim kadın-erkek her müslüman üzerine farz.” diyor, Muhammed Aleyhisselam. (İbn Mace, Mukaddime, 17) Ne ilim meclisine gidiyor ne sohbet dinliyor. Hem diyor ki: “Ben çok şey biliyorum.” Böyle iş olur mu? Bu sözleri söyledikten sonra hakikati ortaya çıkartmak için, kaliteni ortaya çıkartmak için yerine getireceksin. İşi yapacaksın, meydanda olacaksın. Müslüman’ın meydanı: Hacdır, umredir, mescittir, camidir. Allah için gelin şu camilerimizi, mescitlerimizi, ilim yuvalarımızı şenlendirelim. Allahü Teâlâ Hazretleri bu âyet-i kerîmeyi; anlamayı, idrak etmeyi, yaşamayı bizlere nasip etsin. (Amin) Âmin Ya Muin. Camilerimizi şenlendirmeyi bize nasip etsin. (Amin) Camilerimizi kiliseye dönmekten korusun. (Amin) Amin.

Kimse bana karısını şikayet etmesin! – Kelin merhemi olsa…????

Bu feyize, sekinete; bizim ihtiyacımız olduğu gibi kadınlarımızın da ihtiyacı vardır. Bu sohbetlere, bu ilimlere bizim ihtiyacımız olduğu gibi kadınların da ihtiyacı vardır. Kadınlar bu sohbetleri bu feyizleri almadığı zaman ne olur? Dünya’ya fazlaca düşkün olurlar. Kalplerinden dünya sevgisi gitmezse; bu sefer kocalarının başlarına kakmaya başlarlar. Kadınlar; aksidirler. Aksi olmalarının sebebi; Dünya’ya olan düşkünlükleridir. Çok fazla şeye gönül verdikleri için; elde edemedikleri her şeyde kocalarına kavga açarlar. Savaş açarlar! Efendimiz Aleyhisselamın hadislerinde zikrettiği: Kadınların cehennemde erkeklerden fazla olmasının sebeplerinden bir tanesi nedir? Kocalarına karşı küfran-ı nimet etmeleridir! Koca kendisine 10 nimet getiriyor. İstediği bir nimeti vermediği zaman kadın şöyle diyor: “Zaten bana ne yaptın ki?” Ya o, 10 tane nimet ne oldu? Hemen nasıl unuttun onu? Şeytan kadına bu nimeti unutturuyor. Bunun sebebi ne? “Feyizden mahrum kalmış kadın” İlim dinlememiş, sohbet dinlememiş… Hanımlarınız, akrabalarınız, bayan olanlar, etraflarında bir bayan hoca yoksa; internet üzerinden ehl-i sünnet hocaları dinletiniz. Senin sohbete ihtiyacın olduğu gibi, senin ilme ihtiyacın olduğu gibi bu kadının da ilme ihtiyacı var. Bu kadın bu ilimleri almadığı zaman ne olur? Feyizsiz bir kadın olur, aklı boş bir kadın olur. Sadece Dünyayı isteyen bir kadın olur! Erkek şehvete ve güce tabidir. Dünya yaşamında şehveti ve gücü çok sever. Kadınsa; süse tabidir. Süse aşıktır, tapar! Süsü çok sever. Perde alır, 5 sene sonra değiştirmek ister. Ya yırtılmadı, bozulmadı, perde..! Evi gizliyor mu? Gizliyor! Daha ne yani. Neden ikinci bir perde istiyorsun? “Değiştirelim bunu” der. Bu şeytanın istediği bir şeydir. Bu israftır. İsraftır! Kardeşler, tam buraya gelmişken sizden bir ricada bulunacağım. Hiçbir kardeş, Allah rızası için söylüyorum, bize hanımını şikayete gelmesin! “Kelin merhemi olsa kendi başına sürer!” Kardeşler, hiçbirinizin hanımı; benim hanımım kadar asi ve aksi olamaz! Allah Teala Hazretleri, bize Nuh’un hanımı gibi bir hanım vermiştir. İmtihan… Bu Dünya imtihan dünyası… İmtihan edileceğimiz şeyleri biz seçemiyoruz. Allah Teala takdir etmiş. Dayanacağız, sabredeceğiz. Direneceğiz. Boşayıp atmak kolay! Sabredeceksin, sabredersen mükafatı var! Sen boşu boşuna gelip de bana hanımını şikayet etme! “Söyletme bana derdimi! Söyletirsen bana derdimi; ezer geçer senin derdini! ” Kardeşler! Hz.Ömer (radiyallahu anh) Allah ondan razı olsun. 2. Halifemizdir. Emiru’l-mü’minin. Sahabeden bir tanesi geliyor. Hanımını şikayet edecek Halifeye. Ki Halife, hanıma gitsin bir kaç nasihatte bulunsun. Kapısına bir geliyor, bir bakıyor içeriden bağrışma sesleri… Bağrışma sesleri ama hep kadın sesi geliyor. Halife Ömer şöyle diyor: “Peki hatun. Tamam hatun. Yapacağız inşallah hatun” Hz. Ömer çok zenginken halife oldu, fakir oldu. Şimdi bizim yöneticiler; fakir yönetici oluyor, zenginleşiyor. Halife Ömer zengin yönetici oldu, fakirleşti. Ticaretle alâkadar olamadığı için müslümanların derdi ile ilgilenmekten, fakirleşti. E fakirleşince, kadınlar süse giyime düşkün! Daha önce aldığı elbiseyi alamıyor, daha önce yediği yemeği yiyemiyor. Boyuna Halifenin kafasına kakıyor! “Bu görevi niye kabul ettin sen? Bak bunları yiyorduk, bunları içiyorduk…” Kadınlar böyle kardeşler. Sabredeceğiz, idare edeceğiz. Halife diyor ki: “Tamam hatun, hallederiz hatun, sen sıkılma hatun.” Geçiştiriyor! Bir bakıyor o, hanımını şikayete gelen Sahabi; “Ya beterin beteri varmış, diyor. Koca Halife! karısına bir laf edemiyor!” “Ben en iyisi diyor. Sessiz sakin evime doğru gideyim. Beterin beteri var diyor. Böyle bir hanım da sahibi olabilirdik” diyor. “Çok şükür Mevla bana daha az beterini vermiş diyor. Ben buna en iyisi sabredeyim” diyor. Kardeşler, herkesin bir imtihanı var! Ama Efendimiz Aleyhiselam ne buyuruyor? “Sizin en hayırlınız, hanımlarına karşı en güzel davrananızdır.” Bak! Çok namaz kılanınız demiyor, çok Hacca gideniniz demiyor. “Hanımlarına karşı en güzel davrananızdır.” diyor. Kadınlar için ne buyuruyor Hocam? Kadınlar için de Peygamberimiz Aleyhisselam şöyle buyuruyor: “Kadının cihadı, kocasıyla iyi geçinmektir.” Bir kadın kocasının aksiliklerine sabrederse, onu kırmazsa ve onu getiremediği bazı nimetler dolayısıyla aşağılamazsa bu kadın cennetliktir! “Kadının cenneti evidir.! Bu da başka bir hadis-i şerif. Evinde çocuğunun eğitimiyle alâkadar oluyor. Ve kocasının huysuz ahlaklarına sabrediyor… Bu kadın cihad sevabı alıyor. Kardeşler! Cihad sevabı.. Yolumuzun büyüklerinden Ebu’l-Hasan Harakani Hazretleri vardır. Harakani… Bu mübarek; Bâyezîd-i Bistâmî Hazretlerinin kabrine ziyarete gidiyor. 15 sene kadar, kabrin bakımıyla alâkadar oluyor. “15 sene mübareğin ruhaniyetine rabıta yaptım” diyor. Sonra Halife oluyor. Silsilemizde, Bâyezîd-i Bistâmîden hemen sonra kim gelir? Ebu’l-Hasan Harakani Hazretleri gelir. Onun devrinde yaşayan bir kişi var. Kim bu? Filozof. İbn-i Sina. Bir hekimdir, aynı zamanda filozoftur. Felsefeyle uğraşır. Sıkıntılı bir adam. Akaid konusunda ciddi sıkıntıları var. İmam Gazali Hazretleri, Cennetin ve Cehennemin ebedi olduğunu inkar ettiği için küfürle itham etmişir, İbn-i Sinayı. İnşallah son nefesinde tövbe emiştir. Bir adam derse ki; Cennetin sonu var; kafir olur! Allah diyor ki: “halidine fi ha” “Orası ebedidir.” Sen diyorsun ki: -Sonu var! Allah diyor ki böyle, sen diyorsun ki: -Yok öyle değil. Allah bilmiyor, ben biliyorum” Haşa ve Kella! İbn-i Sina böyle demiştir. Allahu alem ümid ediyoruz inşallah son nefesinde tövbe etmiştir. İbn-i Sina, tasavvuf erbabına karşı çok merhametliydi. Çok muhabbeti, aşkı vardı. Ne zaman fırsat bulsa tasavvuf ehlini ziyaret ederdi. Ziyaret ettiği zatlardan bir tanesi kim? Ebu’l-Hasan Harakani Hazretleri. Evine bir gidiyor, kapıyı çalıyor. İçerden bir ses: -Kimsin? Kadın sesi.. İşte ben Ebu’l-Hasan Hazretlerini ziyarete geldim. Biraz muhabbet edeyim, feyiz alayım diye… -Yok öyle biri burada! Ne Hazreti? Kimmiş o? diyor. Karısı kocası hakkında diyor ki: “Kimmiş o?” diyor. -Nereye gitti, diyor. Bari gittiği yeri söyleyin, diyor. Yengecim, ablacım… Gittiği yeri söyle. Bari orada bekliyeyim ya da yanına gideyim. “-Odun toplamaya gitti ormana. O hayırsız adam!” diyor. “- Ondan ne hayır gelir?” diyor. Allah dostuna söylediği lafa bak! -“Allah u Ekber” diyor. “Öyle bir Veliye, böyle bir kadın!” “Nasıl olur” diyor. Bekliyor kapının önünde… Ebu’l-Hasan Harakani Hazretleri binmiş bir aslanın sırtına. Arka tarafları da odunları koymuş, aslanın sırtında: “Yürü oğlum” diyor. Aslanla beraber eve doğru geliyor. İbn-i Sina diyor ki: -Ya Efendi, bu ne hal? diyor. Aslanın sırtına binmişsin. Mübarek anlıyor, yüzü düşmüş, hanımla görüşmüş belli. Bir kaç kelam yapmışlar… Ebu’l-Hasan Hazretleri diyor ki: “Evdeki kurda sabretmeseydik, Allah Teala bu aslanı bize memur etmezdi.” Evdeki kurdun, huysuzluklarına sabrettiğimiz için Allah bize böyle bir nimet verdi. Yıllar sonra İbn-i Sina, tekrar mübareği ziyarete geliyor. Bir bakıyor; mübarek odunları sırtına almış. Aslan yok! Keramet gitti! Evliyanın kerameti gitti! -Efendi, diyor. Ne oldu sen aslana biniyordun? Aslanla beraber getiriyordun bu odunları… -Kardeşim, diyor. O benim hayırsız bir hanımım vardı. Aksi bir hanımım vardı. Hanım vefat etti. Ben de gittim, bir kere daha evlendim. Bu kadın da Sahabe kadınlar gibi çıkmaz mı! Ne desem, “tamam bey” diyor. “Tamam efendim” diyor. Ve Allah Teala o sabretmemize karşı bize verdiği nimetleri birer birer çekip aldı. İmtihan olmazsa nimet olur mu? İmtihan olmazsa derece artması olur mu? Meleklerin derece artması yok! Çünkü; nefis yok! Sabredecek bir şeyleri yok! Neye memur edilirlerse, onu yaparlar. Bir adım ileri ya da geri gitmezler. Ama bizde nefis var! Sabredecek misin, etmeyecek misin? Bu namazı kılacak mısın, kılmayacak mısın? İmtihan, imtihan, imihan… Her günümüz imtihan kardeşler! “Öyle bir hanım olmadığı için. Şimdi, evimizdeki kurt öldü. Evimize bir ceylan geldiği için ahlaklı, güzel bir ceylan geldiği için Allah Teala bizden o kerametlerini alıverdi.” diyor. Kardeşler! Allah Teala evimizdeki kurtları ceylana çevirsin. Bize de ağır imtihanlar vermesin. Amin ya Muin. Bu kadınlar feyiz almazsa kardeşler; beyinleri boşalır. İlim öğrenmezlerse; akılları sadece Dünya’ya çalışır. “Ona nasıl hava atarım? Ayşe’ye nasıl hava atarım? Naciye’ye nasıl halılarımla övünürüm?” Bunu der, der, der.. Beyinler zayıflar, zeka zayıflar. Zeka zayıfladığı zaman ne olur? Allah’ın hükümlerini, sakız gibi çiğnemeye başlar, reddetmeye başlar. Haberlerde seyrettim geçen hafta. Bir Belediye, Devlete ait bir arazide Camii yapacak. O beldedeki halk da diyor ki Belediye’ye: “Yapamazsın, Camii yaptırmayız!” -Niye? -Ezan sesinden rahatsız oluyoruz. Ben müslümanım diyen bir adam, ezan sesinden rahatsız oluyorum, diyebilir mi? Ezan, İslam’ın şiarıdır! Ezan, İslam’ın işaretlerindendir. Bu bir çana, boruya ya da davula benzemez! İnsan sesiyle yapılmak zorundadır bu davet! Çünkü: Allah’ı methetmek vardır orda! Bir müslüman derse ki: “Ben İslam’ın işaretlerine karşıyım!” Kafir olur! Bunlar ne diyor? -Biz rahatsız oluyoruz. Şimdi, toplanmışlar orada 100-150 kişi. “Burada camii istemiyoruz! Burada ezan istemiyoruz! Sabah sabah ezan sesiyle kalkmak istemiyoruz.” Dövizler açmışlar ya! Allah u Ekber! Gazeteciler ve televizyoncular gitmişler oraya, röportaj yapmaya! Bir tane kadını çevirdi. 65-70 yaşlarında bir kokana! Kadına mikrofonu uzattı: Hanımefendi diyor. -Neden burada camii yapılmasını istemiyorsunuz? -Kardeşim diyor. Uzakta bir yerde yapsınlar diyor. Zaten etrafta, civarda camii var diyor. Burada yapmasınlar. Mesele ağaç falan da değil! Önceki bahane ağaçtı. Burada ağaç falan meselesi de yok! Açık alan. Senin derdin ne diyor? Hanımefendi diyor. Bak şimdi soruya bak! “Siz müslüman mısınız?” Elhamdürillah! Bak! Dikkat edin! Lillah değil, rillah! Elhamdüllillah demeyi de bilmiyor! Dedesinden, ninesinden duymuş: “Elhamdürillah, müslümanım” diyor. “Ama ezan sesinden de rahatsız oluyorum” diyor. Allah u Ekber! Sübhanallahi ve Bihamdihi! Bu milleti nasıl böyle boşalttılar? Bu milletin zekasını nasıl böyle sıfıra indirdiler? Nasıl? Sıfır altı bu! Sıfır altı! Bak! Soru 1: Müslüman mısın? -Elhamdürillah müslümanım! Soru 2: Ezan? Ezandan niye rahatsız oluyorsun? “Rahatsız oluyorum!” Bir müslüman bu kelimeyi nasıl kullanabilir, kardeşler? Bir müslüman nasıl bu şekle, bu hale gelebilir? Kim bozdu bu müslümanları? Kim bunların beyinlerinin tamamını yok etti? Kim bunların kalplerindeki muhabbeti, İslam sevgisini aldı götürdü? Allah bu insanları kurtarsın!

Şimdi Câmilerde; Muhammed İsmini Allah İsminin Karşısına Koymayıp Aşağısına Koyuyorlar!

Allah’ın nasıl bildirdiği şefaati inkar edenler çıkacak? adam Şefaat ya Resûlullah! yazıyorlar camilere şirktir diyor Osmanlı ecdadımız yazdı mı? şirk olsa yazar mı ya? Allah Muhammed diyor Allah ile Muhammed aynı hizada olmayacak diyor niye diyor, çünkü diyor Allah ile Muhammed aynı değil Allah yaratan, Muhammed yaratılmış diyor Celle Celâlühü, Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem Muhammed’i aşağıya indireceksin ne olcak diyor.. Ebû Bekir’lerin sırasına koyalım ya Ebû Bekir’lerin sırasına koyuyorsun Ebû Bekir Peygamber değil, Muhammed Peygamber ne yapacağız o zaman? niye Peygamber’i normal insanın yanına koydun? Allâh-u Teâlâ Eşhedü’de kendini habibinin yanına koymuş mu? ezanda koymuş mu? kâmette koymuş mu? hutbede koymuş mu? Tahiyyat’da koymuş mu? her yerde isminin yanına ismini yazmış mı? bunlar.. Allah’ı çok yüce tutacaklar güya Peygamber’i indirdiler aşağıya şimdi bütün camilerde bu soruna başladılar neymiş efendim Allah Muhammed’in yan yana yazılması şirkmiş ulan İbn-i Kemal görmedi mi? Ebüssuûd görmedi mi? Akşemseddin görmedi mi? Fatih’ler, Yavuz’lar, bu kadar ulemâ, evliya görmedi mi? yani insanların kafasını nasıl karıştırıyorlar ya Allah bu Peygamber’in adını kendi yanına koymuş ben koymadım ben ayıramam وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَۜ Senin şânını yükseltmedik mi? (İnşirâh/4) diyor Kur’an şanını, zikrini yüce ettim diyor o yücenin tefsirinde ne diyor? senin şanını yüce ettim kimsenin adını adımın yanına yazdırmadım bir tek senin adını, benim adımla yan yana okutturuyorum yazdırıyorum diyor Kur’an söylüyor adını yüce ettik diye sen nasıl indiriyorsun aşağıya ya? şefaati tekzîb edecekler diyor bak Şefaat Ya Resûlullah yok.. ya bunlar din midir ya? bunlar cehalettir ya geçmiş büyüklerimiz doğru yoldaydılar kardeşim kendi başınıza yeni yollar icat etmeyin icat edenlerin peşine gitmeyin