SÜNNETE UYGUN YEMEK YEME NASIL OLUR?

Sünnet üzere olan yemek çeşidini söylüyor.. Yemekten önce, ve yemekten sonra elleri yıkamak sünnettir. Mümkünse de, havluya tutmadan sofraya gelmek lazım. Mümkünse. Besmele ile başlamak, mühim sünnettir. Önünden yemek sünnettir. Böyle çorbanın karıştırır gibi her tarafından almak mekruhtur. Yaslanırken yemek yemek sakıncalı, ve üçte bir yemek yenecek. Şimdi oturacaksın, ben ne kadar yiyebilirim? Bu böreğin mesela, üç parçasını yerim, bir parçasını yiyip kalkacaksın. öbür parçasına su içeceksin, öbür parçasını boş bırakacaksın. Yani, kapasitenin üçte birini yiyecek ve içecek olarak kullanmak sünnete uygun edebe uygun olan yiyecektir. Yemekten sonra hamd etmek elhamdülillah! demek sünnettir. Bir sayfalık uzun dualar yapmak diye bir sünnet yoktur yalnız. Ve sıvı içerken de 3 nefeste içilecek. Bir bardaksa, bir bardağı üç nefeste içeceğiz. Ve oturarak su içmek sünnettir. Yemek yemek de aynı şekilde. Fakat ayakta su içmek haram değildir. Çünkü Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem zemzemi ayakta içtiği görülmüştür ama edep, yani uygun olan, şeriat inceliklerine uygun olan, oturarak su içmektir. Fakat, her zaman oturma fırsatı olamayabilir, oturulacak yer uygun değildir mesela bir bayan oturursa, kalabalığın içinde, mahremiyet açısından dikkat çekebilir ayakta da su içilebilir, haram değildir.

Ölüm sarhoşluğunda göreceğin şeyler?

Bu ölüm sarhoşluğunu bir iki adımda anlatmaya çalışayım. Can gargaraya geldiğinde biz bazı sahneler görürüz. Bu sahneleri görmeden önce bitkin ve yorgun bir şekilde (az evvel beyan ettiğim gibi) yatağımızda uzanırız. Normal bir ölüm tarzından bahsediyorum. Ani ölümlerden bahsetmiyorum. Kazaydı, boğulmaktı… Bunlardan bahsetmiyorum. Normal, yatağımızda yapılan bir ölüm. Büyük çoğunluk böyle gider. Fiziki fonksiyonlarımızın birçoğunu kullanamayız ve yatağımızda uzanmış vaziyette bulunuruz. Ruhumuz nereden çekilmeye başlar? Ayak parmak uçlarından çekilmeye başlar. Soğukluk, parmak uçlarından yukarıya doğru gider. Ruhun çekildiği anda ruhun bulunmadığı yerlerde soğukluk hissedersin. Bunu bir misal ile açıklayayım: İnsan, normalde evinde örtüye bürünmeden oturduğu zaman çok fazla üşümeyebilir. Ama herhangi bir yaz ayında bile uykuya daldığı zaman evinde bir kanepenin üzerinde üşümeye başlar. Bunun sebebi nedir? Ruh bedeni terk etti demektir. Ruh bedeni terk etti ve yükseltti demektir. Rüyayı gören ruhtur, yansımayı alan ruhtur. Rüyayı nasıl görüyor? Ruh bedene bir iplik ile bağlı ve semaya yükseliyor. Temizlik boyutu ne kadar güzelse, ne kadar sağlamsa ve temizse ruh o kadar net ve berrak rüyalar görür. Ne kadar az rüya görüyorsa o kadar kirli olduğunun işaretidir. Su bulanık, su çamurlu, yansıma almıyor demektir. Şimdi, evinde uzandın kanepede ”Dur bir saat yatayım, öğle namazını kıldım sonra işe inerim” dedin. O bir saat içinde ne oluyor, üşümeye başlıyorsun. Ama otururken üşümüyordun. Niye üşümeye başladın? Çünkü ruh bedeni terk ettiği zaman, uyku hali bir nevi yarım ölüm gibidir. Hadis-i şerif ile teyit edelim: ”Uyku, ölümün yarısıdır.” Allah’ın Peygamberi böyle buyurdu. Sahabe sordu (Allah onlardan razı olsun): Ey Allah’ın Resulu cennette uyku var mıdır? -Sen bilmez misin? Uyku , ölümün yarısıdır. Ölümün yarısı cennette nasıl olsun? Yorulmak yok ki uyku olsun. Şimdi biz burada niye uyumak zorundayız? Telefonu şarja takmak zorunda olduğumuz gibi bedenimizi şarja takmak zorundayız. Yatıyoruz yatağa, beden görünmeyen bir şarja takılıyor ve biz kuvvetlenmeye başlıyoruz. Sabah bir kalkıyoruz iPhone’un şarjı %100. Tamam, gün başladı diyoruz. Bu uyku olmasa ne olur? Bütün gün yapacağın işlerde %60-%70 verim düşüklüğü yaşarsın. 2-3 nescafe içersin kafayı toparlamak için, yine toparlayamazsın. En kuvvetli hapları alsan, o göz açıcı uykuyu giderici hapları alsan uyku gibi kifayet etmez. Allah bizi böyle yaratmıştır kardeşler. Her akşam bu şarja, uyku denilen şarja kendimizi takmak zorundayız. Şimdi! Verdiğim misalden geriye dönelim; Ruh, ayak parmaklarından çekiliyor. Yatağında yatan bu kişinin ayaklarına dokunduğunuz zaman soğukluk hissedersiniz. Ölümün işareti demektir. Yukarıya doğru çıkıyorsa, dizler de soğumaya başlamışsa yavaş yavaş yukarıya doğru çekiliyor demektir. Buraya kadar bu işleri kim yapıyor? Gözümüz ile görmediğimiz ölüm melekleri. Hocam biz biliyorduk ki ölüm meleği bir tanedir. Hayır! Ölüm meleklerinden bahseder Kur’an. Bunlar kimdir? Azrail Aleyhisselam’ın yardımcıları. Ruhu gırtlağa kadar kim çeker? Ölüm melekleri çeker. Ruh gırtlağa kadar gelir, bedenin tamamı soğuk olur. Gırtlağa gelmesinin işareti nedir? Çok hızlı ve seri nefes alır. Yatan kişi çok seri nefes alır. Ruh gırtlağa geldiği anda ne olur? Perde kalkar. Bakın! Can gırtlağa gelmesi hadisi var ya, bu hadis-i şerifte anlatılmak istenen mesele nedir? Perdenin kalktığı andır. Perde kalktığı zaman imtihan biter. İlk olarak biz neyi görürüz? Sağımızda ve solumuzda iki tane melek var. Bunlara ”Kirâmen Kâtibin” denir. Bu melekler hayatımız boyunca bizim yaptıklarımızı yazan ama hiç görmediğimiz melekler, o can gargaraya geldiği anda karşımıza geçerler. İyi bir yaşam sürdüysek, Allah’ın istediği meclislerde yaşadıysak hadislerin tabiri ile bize şöyle derler: Ey mübarek, ey hayırlı müslüman! Sana müjdeler olsun! Sana teşekkür ederiz ki bizi çok hayırlı, çok güzel meclislerde, mescitlerde bulundurdun. Bizi ilim meclislerine götürdün, bizi mescitlere götürdün. Bizi zikre götürdün, sohbete götürdün, kitap okudun, ilim öğrendin, haramlardan sakınmaya çalıştın. Sana cenneti müjdeleriz! Kirâmen Kâtibin hayırlı kula bunları söyler. Sonra yok olur giderler. Sonra kim gelir? Azrail Aleyhisselam gelir. çok güzel bir erkek suretinde, çok güzel bir insan suretinde. Bu, müslüman kulun başından geçecek olan son andır. Fasık bir kulun başına ne gelir? Bunlar da yine hadislerden; Sağdaki ve soldaki melekler şöyle derler: Yazık sana, hayıf sana! Çok kötü bir zaman, çok kötü bir sonsuzluk seni bekliyor. Çünkü bizi çok çirkef mekanlarda bulundurdun. Bizimle çok kötü şeyler yaptın. Biz seninle o pis mekanlara girmek orunda kaldık. Bizi oralara sen sürükledin. Sana yazıklar olsun! Gideceğin yeri sana müjdeleriz! Onlar da müjdeliyor kardeşler! Kötü yeri de müjdeliyorlar, hayırlı yeri de müjdeliyorlar. Seçim kimde? Seçim bizde. İyi yerleri seç, güzel yerleri seç, son nefesinde güzel karşılan. Sonra Azrail gelir, korkunç bir adam suretinde, korkunç… Bakın! Bu öyle korkunç bir surettir ki İmam Gazali bunu İhyâ’sında şöyle anlatır: İbrahim Aleyhisselam bir gün şöyle dedi Mevlâ’sına: ”Allah’ım! Bana Azrail’i göster”. Mevlâ dedi ki: ”Sen onun suretini görmeye dayanamazsın.” -Ya Rabbi görmek istiyorum, imanım tatmin olsun, imanım kuvvetlensin. Azrail aleyhisselam geldi müslümanlara görünen sureti ile. Son nefesinde müslümanlara nasıl görünecek? Çok güzel bir surette görünecek. O surette geldi, gördü. İbrahim Aleyhisselam dedi ki: ”Eğer bu surette isen herkese karşı bu çok güzel bir suret.” dedi. Hayır dedi böyle değil. Fasıklara, asilere, namazını kılmayanlara, zikretmeyenlere, haram işleyenlere, kafirlere ben çok kötü bir surette görünürüm. ”Sırtını dön Ey İbrahim!” dedi. İbrahim Nebi sırtını döndüğü anda Azrail Aleyhisselam suretini değiştirdi. Meleklerde suret değiştirme kabiliyeti vardır. Kur’an’dan örnek vereyim: Cebrail Aleyhisselam hiçbir kadınla görüşmemiştir. Bir kadın müstesna. Kimdir bu? Kur’an’da ismi geçen tek kadın: Hz. Meryem anamızdır. Dikkat buyurun! Kur’an’da Allah Teâlâ hiç bir kadına ismi ile hitap etmiyor. Sadece Meryem anamıza ismi ile hitap ediyor. Neden? Çünkü Meryem anamızın bir kocası yok. Kocası olan hiçbir kadına ismi ile hitap etmemiştir Mevlâ Teâlâ. Buradan ne anlamamız gerekiyor? Müslüman kardeşim! Herhangi bir arkadaşının hanımının hatrını soracağın zaman ona ismi ile hitap etme. ”Hanımın ne yapıyor?” de, ‘ ‘Yenge Hanım ne yapıyor?” de. Ama ismini zikretme. Çünkü Allah Teâlâ’nın ahlakından örnek al. Allah Kur’an’da hiçbir kocanın karısının ismini zikretmemiştir. Bunda bizim için çok güzel ibretler vardır. Kimle görüştü bu Hz. Cebrail Aleyhisselam? Hz. Meryem ile ama bir erkek suretinde. Bu da kılık değiştirdiğinin bir delilidir. Kur’an’ dan bir delilidir. Şu halde! Bu Azrail Aleyhisselam, kötü surette de görünebilir, iyi surette de görünebilir. Bir Kâfir, o Münker Nekir’i, o Kirâmen Kâtibin Melekleri’ni gördüğü anda tövbe etse tövbesi geçerli midir? Perde kaltı. Perde kalktı. Anlatılanları gördü. Yıllarca insanlar anlattılar. 124.000 peygamber anlattı. 10.000 yıldır insanlığın tarihi… İnsanlıktan 2.000 sene önce cinler vardı. 10.000 yıldır bütün peygamberler anlattı. Melekler var, şeytanlar var, cinler var, imtihan var, hesap var, sırat var, cennet var, cehennem var. Hepsi aynı şeyi anlattı. İnanmadın. Şimdi sonuçları ile yüzleşme vaktin kardeşim. En önemli anın, o son nefesi, ölüm sarhoşluğunu kaybettin. Biter mi? Bitmez. Orada bir şey daha var. Nedir o? Gideceği yeri görecek. Hem kâfir hem Müslüman. Gideceği yeri görmeden kimse ölmeyecek. Ruhu kimseyi terk etmeyecek. Mü’min mi, Sâlih mi? Gideceği yeri, cennetteki yerini görecek. Allah ona gösterecek. Bir iştiyakla, bir heyecanla cennette gideceği yere bakacak. Bir fasık mı, bir asi mi? Ateşteki gideceği yeri görecek. Allah bize göstermesin.

Dövme yaptıranlar izlesin! – Ben Meireles hocam! ????

Sizi, birileri bir meclise çağırdı. Hep meclisten gidiyoruz. Gittiniz meclise, bir baktınız: Herkesin kolunda dövme var. Hepsi dövmeli. Normal geldi ve üç hafta sonra siz de gittiniz bir tane dövme yaptınız çünkü devamlı o meclise gidip geliyorsunuz. Haller sirayet eder. Haller birbirine aks eder. Kötü bir adamın yanında bulunuyorsan kötü hali sana aks eder, bunu engelleyemezsin. İyi ve hayırlı adamların yanında olduğun zaman iyi hali size aks eder, bunu engelleyemezsiniz. Değişirsiniz, halleriniz güzelleşir. Bu adam da vücuduna dövme yapmış insanların yanına gitti geldi devamlı. Ne oldu? Buna dövme normalleşti. Normalleşti ve bu adam da dövme yaptı. Allah’ın peygamberiyle lanetlenmiştir. Efendimiz aleyhisselam: ”Saç ektirene, dişlerini inceltene, kaşlarını inceltene ve dövme yaptırana Allah ve melekleri lanet etmiştir” buyuruyor. Ama bu adam dövme yaptırdı. Neden? Çünkü onlardan oldu. O kavme benzedi, o dövmelilere benzedi; onlardan oldu. Esnaf arkadaşım bir arkadaşını getirdi. Kolu tamamen dövmeli, iki kolu da. Kış vaktinde kısa kollu gömlek giyiyor, millete resimlerin havasını atıyor. Her ay iki gün hasta hava atacak diye. Kulaklarda beş altı tane küpe, burnunda bir öküz halkası, saçlar tam ortadan Mohikan gibi yanlar sıfır. Çocuğu benim yanıma getirmiş ki bir kaç kelime söyleyeyim çocuğa, hayatı değişsin. Yanıma geldi. Kardeşim dedim: ”Sen ne ayaksın ya?” Sen ne ayaksın? Sen kime benzemeye çalışıyorsun? Hocam dedi: ”Ben Meireles.” Aynen bunu söyledi. Kime benzedi bu adam? Bir Hristiyan futbolcuya benzedi. İnsan olmamak için elinden gelen bütün gayreti yapan, insan gibi görünmemek adına bütün gayreti ortaya koyan bir topçuya benzedi. Meireles! Hristiyan, olabilir. Bozulmuş bir dine mensup ama insan gibi görünmüyor; insan dışı bir mahluk gibi görünüyor. Tamamen yaratılışıyla oynamış. Şeytan ne diyor Kur’an’da: ”Onların yaratılışlarını değiştirteceğim.” “Değiştirteceğim.” (Nisâ 119) Adam değiştirmiş. Biz doğduğumuzda dövmeli mi doğduk? Yok. Derimiz tertemiz olarak doğduk. Bu derinin üzerine hiçbir resim yapamazsın. Tasvir bizim dinimizde yasaktır. Resimlendirmek, şekillendirmek, Allah’ın ruh verdiği herhangi bir şeyi çizmek ve duvarına asmak yasaktır bizim dinimizde. Efendimiz aleyhisselam bu şöyle anlatır: Mahşer günü Allahu Teala tasvircilere yani ressamlara seslenir: ”Hani o canlandırdığınız kuşları ve insanları diriltin de göreyim bakayım. Diriltin!” Tasvircilik yasaktır.

Çocuğunu şımartma sakın! Her şımarık Cehennemdedir…

Katı kalpli, her kibirli, her şımarık. Aaa… Bu da yeni nesil çocukların çok fazla üstüne bende ettiği bir ahlak. Şımarıklık! Bu ahlak bir adama nereden gelir? Havadan şıp diye inmez! Bu ahlak bir adama anasından, babasından gelir. Bir çocuğa anası, babası istediği her şeyi alırsa o çocuk şımarık bir çocuk olur. Ve bilinç altına şu gelir: Ben istediğim her şeyi elde edebilirim. Ben sadece bir ağlamayla, zırlamayla, anneme babama verdiğim rahatsızlıkla bu dünyada gördüğüm her şeyi elde edebilirim. Bu şımarıklıktır! Annenin babanın ne yapması gerekir, edep nedir? Edep, çocuk kendisinden on şey isterse çocuğa bir ya da iki şey vermektir. Bu çocuğun bilinçaltına şu mesajı verir: Bu dünyada asla istediğin her şeye sahip olmazsın. Asla! Hep sahip olamayacağın bir şeyler olacak bu dünyada, bu dünya böyle bir yer. İstediğin her şeye sahip olacağın tek yer cennettir. Allah Teâlâ, Kur’an’da o mekanın özelliklerini bize tarif etmiştir. Allah’ın peygamberi Efendimiz Aleyhisselam, hadislerinde o mekanın özelliklerini bize tarif etmiştir. Şu hâlde istediğin her şeye sahip olacağın yer için çok fazla çalış. Bu dünya için çok fazla çalışma, çok koşturma. Çünkü ne yaparsan yap istediğin her şeye sahip olamazsın. İnsanlar her gün kafasında yapamadığı bin tane planla toprağa gömülüyorlar. Sen de gömüleceksin! İşte bu bilinci çocuklarımıza verebilirsek o çocuk şımarık olmaz. Ama veremezsek çocuk şımarıklaşır. Ve büyüdükçe şımarıklığı ve kibri artar, doyumsuzluğu artar. Ne alırsa tatmin olmaz. Anası babası evlendirmek ister kız beğenmez. Babası araba alır, araba beğenmez. Annesi bayramlık elbise alır, elbise beğenmez. Hiçbir şey beğenmez! Hiçbir şeyden memnun olmaz. Çünkü o şımarıktır. Şımarık adam, tatminsiz adam demektir. Allah şımarıkları hiç sevmez. Hâlbuki biz Efendimiz Aleyhisselam’dan şımarmayı görmedik. Hep mütevaziliği gördük. Hep mahcubiyet gördük, hep mahviyet(alçak gönüllülük) gördük. Mü’min asla şımarık olamaz! Şu hâlde çoluk çocuğumuzu yetiştirirken nasıl yetiştirdiğimize çok dikkat edelim. İstediği her şeyi almamaya çalışalım. Çünkü Efendimiz Aleyhisselam hadiste cehenneme girecek üç zümreden bahsediyor. Çocuğunu kendi ellerinle ateşe götürebilirsin, dikkat et! O sabah namazına kalktığı anda, “Dur çocuğun uykusu bölünmesin, sabahleyin 11:00’de okula kalkacak. Namaza kaldırmayayım.” diyenler, çocuğunuzu kendi elinizle ateşe atıyorsunuz, onu şımartıyorsunuz. Yorganı, üşümesin diye üstüne çekenler, çocuğunuzun üstüne ateşten bir yorgan çekiyorsunuz, şımartıyorsunuz. Allah’tan korkun! Allah’tan korkun, çocuğunuzun yüzüne su serpiştirin Allah Resulu Aleyhisselam’ın yaptığı gibi. Soğuk bir su serpiştirin ki çocuğunuzu kaldırın, şımarıklığını giderin. Allah’ın huzuruna sizinle beraber kalksın ve namazını kılsın. Ve onu cehennemden kurtarın. Hocam insan insanı cehennemden kurtarabilir mı? Kurtarır. Allah böyle buyuruyor. “Ey iman edenler kendinizi ve ehlinizi yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden koruyunuz.” (Tahrîm, 6) “Koruyunuz.” Biz koruyabilir miymişiz? Allah buyuruyor, koruruz. Nasıl koruyacaksın? Sabah namazına kalktın mı şu hanımını da kaldır. Hanımını da kaldır. O kadındır hocam sabah kalktığında kılsa da olur. Ya sabah kılsa da olur da kaza oluyor. Üstüne güneş doğduğu anda kaza oluyor namaz. Ve bu kadın günahkâr olarak namaz kılıyor. Yani meleklerin deyimiyle, “Ey gafil, kalk ve sabah namazını kıl!” diyor melekler, güneşi üstüne doğuran insana. Sen meleklerin gafil diye hitap ettiği adam mı olmak istiyorsun? Yoksa ey Allah’ın güzel kulu, kalk ve sabah namazını kıl diyen bir adam mı olmak istiyorsun? Sen hangisi olmak istiyorsun? Biz Müslümanların bunları iyi idrak etmesi lazım. Çoluk çocuğumuzu şımartmamamız lazım. Sabah namazına kaldırmamız lazım. Efendimiz Aleyhisselam, cennetlik bir karı kocadan bahsediyor. Cennetlik, cennetin en güzel yerlerindedir, diyor o karı koca. Özellikleri nedir ey Allah’ın Resulu? Özellikleri şudur: “Birisi gece namazına kalktığı zaman yatan, uyuyan kişinin yüzüne su serpiştirir. O da yumuşak bir şekilde kalkar ve beraber namazlarını kılarlar, sonra tekrar yatarlar. Bunlar cennetin en güzel köşesindedir.” Var mı şimdi böyle kadın? Yok! Hep sırtını dönen kadın var şimdi. Namaz yok, sabah namazına kalkmıyor. Kur’an okumuyor. Çoluk çocuğuna dua etmiyor, zikretmiyor. Dizi izliyor. Oturmuş evde dizi izliyor. Sonra, benim kalbim niye katı? Ben Kur’an okuyamıyorum, Kur’an okuma sevgisi içimden gelmiyor. Benim içimden niye namaz kılma sevgisi gelmiyor? Niye namaz bana zor geliyor? Demeye başlıyor. Kalbin katılaşmış. Kalbin katılaşmış! Müslümanlara benzemeyenleri izleye izleye kalbin katılaşmış, sertleşmiş. Kalbin sertleşmesinin bir alameti de odur ki ibadetlere karşı soğukluk gelir. Hâl budur.

Biz geyik miyiz, kafa tokuşturuyorsun? Ülkücü kardeşim? ????

Geçen bir müşterim geldi. Musâfaha ettik. Musâfaha ettiğimiz zaman ne diyeceğiz? ”Allahümme salli alâ seyyidina Muhammed.” Bununla tak Musâfaha ettik. Bu böyle yaptı. Tak! (Gülüşmeler) Beynimde şimşek çaktı. “Hacı abi, Allah aşkına yapma.” dedim. “Sünnettir hocam.” dedi. Bana sünneti öğretiyor. Tak diye kafama çaktı. Öteki tarafa geldim, bu tarafa omzumu uzatmaya çalışıyorum. Kurtarayım, kafamı çekiyorum. Tak kafayı koydu yine. (Gülüşmeler) Kardeşim, biz geyik değiliz. Biz Müslümanız. Kafa tokuşma var mı bizim İslam’ımızda? Bizim dinimizde var mı böyle bir şey? Bilmediğin zaman sünneti, edebi bilmediğin zaman, kafana göre şeyler uydurursun. Hocam bizim ceddimiz böyle. Ya bizim ceddimizi bana anlatma, bizim ceddimiz bunu yapmaz. Bizim ceddimiz Osmanlı sünnete göre hareket eder. Sünnette bu yok! Bana bir tane rivayet göster, iki tane sahabenin tokuştuğu rivayet. Yok böyle bir şey! Biz koç değiliz, biz geyik değiliz. Allah aşkına efendiler! Musâfaha edeceğiz, ondan sonra omuzlar birbirine değecek, öpüşmek olmayacak. Sarılmak da, uzun zaman görüşmezsek yahut kardeşimiz uzun bir mesafeden gelirse sarılmak olacak. Her zaman sarılmak uygun değildir.