NAMAZ NASIL KILINIR ? – (Videolu Anlatım)

Hastaneye gidiyorsun tıklım tıklım. Sanki tüm dünya hastalanmış ve hastaneye gelmiş Yollara çıkıyorsun arabayla tıklım tıklım. Sanki tüm dünya iş gücü bırakmış da direksiyonun başına geçmiş. AVM ye gidiyorsun tıklım tıklım sanki tüm dünya aynı anda alışverişe gelmiş. Camiye gidiyorsun. Bomboş. Sanki sanki namaz farz olmamış. Namaza başlamadan önce abdestimiz yoksa abdest alırız. Bu konuya daha önceden değinmiştik Namaz kılacağımız temiz bir yerde kıbleye dönerek, niyet ederiz. Örnek olarak öğle namazının farzının nasılkılınacağını görelim. Euzu Besmele çektikten sonra ”Niyet ettim Allah rızası için öğle namazının farzını kılmaya.” denir. Niyetten sonra ”Allah-u Ekber” diyerek İftitah tekbiri alınır. Tekbir alınırken iki elin avuç içleri kıbleye gelecek şekilde kaldırılır. Baimarmaklarını kulaklarının altına değdirilir. Sağ el sol elin üzerine geçecek şekilde baş ve serçe parmaklarıyla sol elin bileğini kavrayarak ellerini göbeğin altında bağlanır. Çoğu insan böyle tutuyor hala yanlış tutuyor. Böyle değil, böyle olacak. Pençe gibi, üç parmak bu ikisi burda. Bu duruşta gözler secde edilecek yere bakar. Besmele çekmeden bir sure veya birkaç ayet okunur. Rükuda eller dizlerin üzerine konulur. Diz ve dirsekler düz tutulur. Sırt dik ve yere paraleldir. Namazlarda bütün rükular bu şekilde yapılır. Secdeye giderken önce dizlerimizi sonra ellerimizi daha sonrada alın ve burnumuz yere koyarız. Secdede baş iki elin arasında ve hizasında bulunur. Secdede dirsekler asla yere değmemelidir. Secdede ayaklar kaldırılmaz. Secdede buruna bakılır. ”Allah-u Ekber” diyerek baş secdeden kaldırılır. Ve diz üstü oturulur, oturulurken parmaklar dizlerin hizasına gelecek şekilde , eller bacaklar üzerine konulur ve kucağa doğru bakınılır. Burada Sübhanallah denilecek kadar kısa bir an oturulur. Sol ayağını yere yayarak üzerine oturulur. Ve sağ ayak parmakları kıbleye yönelmiş durumda dik tutulur. ”Allah-u Ekber” denilerek secdeye gidilir. Secdeden ”Allah-u Ekber” denilerek ikinci rekat için ayağa kalkılınır. Secdeden kalkarken önce baş,sonra eller, ve daha sonrada elleri dizlerin üzerine koyarak dizler yerden kaldırılır. Böylece 1.rekat tamamlanmış olur. 2. rekatta eller 1. rekatta ki gibi bağlanarak ayakta durulur. Fatihadan sonra 1.rekatta okumadığımız bir sure veya birkaç ayet okunur. Allah-u Ekber denilerek rükuya gidilir. Ara oturuş yapılır. Ardından yine Allah-u Ekber denilerek ikinci secdeye gidilinir. Allah-u ekber denilerek diz üstü oturulur. Bu oturuşta sol ayağı sağ tarafa doğru yatırarak üzerinde oturulur. Sağ ayak ise parmakları kıbleye gelecek şekilde bükülerek gergin bir şekilde dik durulur. Eller dizlerin üzerine konulur. El parmakları normal şekilde, hafif ayrık olacak şekilde tutulur. Secdede böyle, dizde de böyle. Secdede bitişik, nizami; dizde rahat, gevşek. Bu şekilde oturuken Allah-u Ekber diyerek 3. rekat için ayağa kalkınır. Ardından üçüncü rekatta sure okunmadan Ara oturuş yapılır. Ardından yeniden Allah-u ekber denilerek, 2. secdeye gidilir. Allah-u ekber denilerek 4. rekat için ayağa kalkınır. Ardından 4. rekatta sure okunmadan Ara oturuş yapılır. Ardından yeniden Allah-u Ekber denilerek 2. secdeye gidilir. Diz üstü oturulur. Bu oturuşta aynı ilk oturuş gibidir. Bu şekilde otururken Dualar bitince Selam verilirken gözler omuz tarafına bakar. Böylece öğle namazının farzı tamamlanmış olur. 4 rekat olan bütün farz namazları aynen bu şekilde kılınır. Namaza kılma ve başlama noktalarını sakın geciktirme erteleme ”Biraz daha vakit var.Şu işimde bitsin.” deme. Şeytanın en büyük desiselerinden bir tanesidir tam olarak bu. ”Yahu şimdi başlasam 5 vakitim nasıl oturacak? Ben en iyisi ileride 5 vakitimin oturacağını kendimi hazır hissetiğimde başlayayım.” deme. Gerekirse o anın namazını mutlaka borç niyetiyle düşün ve öde. Namaz kılarken yapabileceğin en büyük ama en büyük hata o namazı kılmamandır.Unutma.

Her sabah uyandığında senden 8 şey isteniyor!

Bir sabah namazdan sonra evine dönerken, yolda birine rastlar. Adam önce selam verir. İyi dilek ve duada bulunduktan sonra da… Hayırlı sabahlar manasında; -Nasıl sabahladın Üstadım? der. Şimdi İmam’a soruyor, -Nasıl sabahladın? Birisi bize sorduğu zaman, ”Nasıl sabahladın?” Biz nasıl cevap veriyoruz? -Ya akşamleyin bir pilav yedim, pilavı fazla kaçırdım akşam… Bir ‏sağa dön, bir sola dön, uyku tutmadı sabaha kadar be… Bizim sabahlayışımız bu! Şikayet, şikayet, şikayet… Allah’tan şikayet, Peygamberden şikayet , hanımdan şikayet, çocuktan şikayet, hep şikayet! Şimdi İmam nasıl sabahlamış? Bir adam müctehid olduğu zaman, İslam alimi olduğu zaman, nasıl tefekkür sahibi… Hz. İmam, nasıl sabahladığını şöyle anlatır: -Sekiz tane şeyin benden istendiğini düşünerek sabahladım. Adam şaşırır! -Ey imam! Kim sizden sekiz tane şey isteyebilir ki… Sizin kimseyle takışık bir işiniz yoktur? İmam tebessüm eder ve saymaya başlar; -”Bak! Benden her sabah kimler, neler istiyorlar” der ve izahate başlar; Bir; Rabbim benden farzını istiyor. Her gün Allah bizden farzını istiyor mu, beş defa? Huzuruna bekliyor bizi… Bakın, Allah bizim uykumuza bile karışıyor. İsteyen bir adam, ülkemizde saat on ikiye kadar uyuyabilir mi gündüz? Bir adam 12’ye kadar uyuduğu için hapise atarlar mı? “Sen niye sabah namazına kalkmadın lan, kalk! Hapise gidiyorsun.” Var mı ülkemizde böyle kanun? Yok… Sabah namazına kalkmak zorundasın dört buçukta! Allah senin uyku vaktine bile karışıyor; ”Benim için kalkacaksın ondan sonra istersen öğle vaktine kadar uyu…” Bak, Allah uykumuza bile karışıyor. Böyle bir dinin sahibiyiz kardeşler… Öyle, ”Allah beni yarattı ama bana karışmasın.” yok! Allah her gün benden farzını istiyor. İki; Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem benden sünnetini istiyor. Muhammed Aleyhisselam’ın gün içinde üç bin dört bine yakın sünneti vardır, yapabileceğimiz. Biz Müslümanlar, elimizden geldiği kadar bu sünnetlere ittiba etmeye çalışırız. Kim, ne kadar fazla yaparsa sevabı o kadar fazla olur. Alacağın mükafat, nimet o kadar fazla olur. Sünnet’e en çok ittiba eden Sahabe kimdir? Hz. Ömer’in oğlu desem size, kim dersiniz? Halifemiz Ömer radiyallahu anhın çok oğlu vardı. Ama bir tanesi, İslam tarihinde öne çıkmıştır. Kimdir o? Abdullah İbn Ömer… Abdullah İbn Ömer, Allah ondan bin kere razı olsun. Sahabenin fakihlerindendir. Şafiler, Hadisleri Abdullah İbn Ömer’den aldılar. Biz Hanefiler Hadisleri kimden alırız? Abdullah İbn Mes’ud. Bizim silsilemiz odur. İmam-ı Azam peşinden… Hocası Hammad… Üstadı kim? İbrahim Nehai, Üstadı kim? İbn Mes’ud radiyallahu anh. Silsile böyle gider. Şimdi Abdullah İbn Ömer’in Sünnete bağlılığına bakın. Nerede Resulullah Aleyhisselam hayatında bir tek sefer bile bir şey yapsa… Bir tek sefer bile olsa, mesela; Muhammed Aleyhisselam bir yere doğru seyahat ederken bir ağacın kenarında oturdu. Abdullah İbn Ömer bunu duysun. Oradan giderken muhakkak o ağacın kenarında bir kere oturur. Bir kaç dakika bile olsa bulunur. Etrafındaki insanlar derler ki; “Niye burada oturuyorsun?” -Çünkü benim Peygamberim bir kere burada oturmuş. Bana bu nakledildi. Bu sünneti yapmadan ölmeyeyim. Bir yerde bir akarsu varsa, Efendimiz Aleyhisselam oradan bir şeyler içtiyse, Abdullah İbn Ömer muhakkak oraya gider, hayatında bir kere bile olsa, “bu sünnetten de geriye kalmayayım” diye. Gider o akar suya, Efendimiz Aleyhisselam içtiği gibi suyu içer. Buna ”Sünnete Tabiiyet” denir. Neden sabahabe bir yıldız? Neden böyle? Çünkü Sünnete çok ittiba etmişler, Abdullah İbn Ömer bunların en önde gelenlerindendir. Ölüm döşeğine yattı, son dönemlerinde yatalak oldu elini, kolunu, ağzını, gözlerini kıpırdatamıyor. Son dönemlerinde… arkadaşları geldi ona abdest aldırdılar. Namazını ima ile gözlerle kılacak. Fakat abdesti aldırdıktan sonra, Abdullah’ta bir sıkıntı ortaya çıktı. Bir rahatsızlığı var. Fakat söyleyemiyor. Dili kitlenmiş, vücudu hareketsiz, sadece gözleri hareket ettirebiliyor. Başka bir arkadaşı geldi, dedi ki: “Siz ne yaptınız Abdullah’a?” Dediler ki: “Abdest aldırdık.” -Ama bir sıkıntı var burada, nasıl aldırdın abdesti tarif et bana. “Şöyle yaptık, böyle yaptık.” Dedi ki arkadaşı Abdullah İbn Ömer’in arkadaşı: -Kulakların arkasını mesh ettiniz mi? Muhammed Aleyhisselam’ın Sünnetidir. Biz abdest alırken ne yapıyoruz? Elleri yıkıyoruz. Serçe parmakları kulağın içine koyuyoruz. Peşinden de baş parmakları mesh ediyoruz, arka tarafı… Sünnettir. -Kulakları, baş parmaklarınızla kulaklarının arkasını mesh ettiniz mi? “Etmedik… Bu sünneti yapmadık… hastadır diye yapmadık.” -”Yapacaksınız! Abdullah, Muhammed Aleyhisselam’ın yerine getirmediği, Muhammed Aleyhisselam’ın yaptığı ve bunun yapmadığı bir tane bile sünnet yoktur. Rahatsızlığı bundan dolayıdır.” dedi, gitti ellerini ıslattı, kulaklarının arkasını mesh etti, Abdullah İbn Ömer rahatladı. Sahabe budur, din bize bu insanlardan geldi kardeşler… Ama bugün televizyonlara çıkan etiketli adamlar diyor ki: “Sahabeye ne gerek var ya, onlar anlamışsa biz de anlarız. 14 asırda bizlere bir sürü şeyler nakletmişler, gerek yok, aç Kur’an Mealini oku yeter.” Peygambere lüzum yok, sahabeye lüzum yok, mezheplere lüzum yok, hadislere lüzum yok… Adem’den de önce başka Adem’ler olabilir… Meryem tecavüze uğramış olabilir… Adem’in de babası vardı… Bana göre evrime inanmakta sorun yok… Bir sürü sapık sapık görüş ortaya çıkıyor. İşte sahabeden ayrılırsan! Muhammed Aleyhisselam’dan ayrılırsan, yeni yeni dinler ortaya çıkartırsın… İmam diyor ki: “Resulallah benden sünnetini istiyor. Her gün o Peygamberin bende hakkı var. Bu dini bana getirdi. Ve O’nun sünnetini yerine getirmem lazım.“ Üçüncü madde; Aile çoluk çocuk günlük masrafını istiyor. Burada gelen kardeşlerin büyük çoğunluğu evlidir. Kime bakmak zorundayız biz, İslamiyete göre? Hanıma, çocuğa bakmak zorundayız. Onların masrafı biz erkeklere aittir. Aile benden sabah uyanır uyanmaz bunları istiyor, hanım ne diyor? “Hadi, hadi işe geç kaldın çabuk git, perde alacağım daha, bana maaş getirmen lazım, perde alacağım.” Kadının derdi perde ya, perde. Faturaları düşünmüyor kadınlar. Perde alacağım, elbise alacağım. Naciye’nin kınası var dört elbiseyle çıkmam lazım. Kadınlar böyle… Abla yapmayın bunu abla yapmayın, şu kocaya biraz destek, biraz yardımcı olun ya. Dört; nefis kendine tabi olmamı istiyor. Allah farzını istiyor, Rasulullah Sünnetini, nefis ne istiyor? Şeytan kanılı; -”Bana tabii olacaksın.” diyor. Peki nefsimiz bizi nereye götürmek istiyor? Allah’a isyana ve ateşe, onun tek bir derdi vardır. -Ateşe gidelim! Orada güneşlenmek, orada tenimizin bronzlaşması çok daha caziptir. Nefis bronzlaşmayı sever kardeşler… Denize gidecek kardeşleri uyarıyorum bak! O bronzlaşmayı seven kardeşler var ya… Denize gidiyorsunuz bir de paralar veriyorsunuz orada. -“Hocam bizim gittiğimiz yerde fazla çıplak yok.” Falan numarası yapmayın bana. Çıplaklar her tarafta var, her tarafta var. Denizlerden mesafeli durun biraz. Havuz falan olabilir, sadece erkeklerin bulunduğu havuzlar. Avret mahalinizi örter, girebilirsiniz ama denizlerde sıkıntı var kardeş! Ne kadar takvalı olsan bile, o çıplaklar her tarafında geziyor senin. Şu halde kovadan suları dökme bak, ben de taekwondocuyum. O hoca sopayla vuruyor ama ben sopa kullanmam! Silahsız ve tehlikeliyim aynı zamanda, dikkatli ol! Allah bizi korusun kardeşler ya (amin). Beş; şeytan arkasından gitmemi istiyor. Nefs, ona tabi olmamı istiyor, şeytan da kendisine tabi olmamı istiyor. Biliyorsunuz nefsin mürşidi kamili kimdir? Şeytandır! Ona aklı şeytan verir. Altı; Kiramen Katibin melekleri, iyi şey yazdırmamı istiyor. Bakın iki tane meleğimiz var. Sağdaki amir, soldaki memur. Bu çift kazık, bu tek kazık onbaşı. Bu ne diyorsa, bu uymak zorunda! Şimdi, soldaki melek günahları yazıyor ama vazifesi olduğu için yazıyor. Ne istiyor bizden? Günahları yazma vazifesi olmasına rağmen istiyor ki; ”Bana bir şey yazdırma, hep sağdaki yazsın.” Bizim Cennet’e gitmemizi istiyor. Çünkü bu meleklerimiz var ya bizimle beraber Cennet’e gidecek. Kardeşler! Hepimizin vücudunda 360 tane melek var. Ve bu melekler bize gece gündüz nasıl dua ediyor? -“Allah’ım bu kulunu Cennet’ine al” Neden? Onun da menfaati var. Bizimle beraber onlar da Cennet’e gidecek. Bundan dolayı kardeşler… Yedi; geçen günler ihtiyarlamamı istiyor, zaman bizim aleyhimize işliyor. Ve devamlı bizim ihtiyarlamamızı, bedenimizden kurtulmamızı ve ruh olarak Rabbimize kavuşmamızı istiyor. Zaman bizim düşmanımız değil! Zaman her geçen gün bizim Allah’a kavuşmamızı istiyor. Allah’a kavuşmak da şu beden ülkesine girmişken mümkün değil. Bedenden kurtulmadan, ruh buradan sıyrılmadan, müşahede yoktur. Allah’a kavuşmak yoktur. Beden bizim en büyük engelimizdir. Allah ruhu bu beden içine hapsetmiştir ve bir özlem içinde devamlı Allah’ı arar ruh. Tatminsizdir, hep sonsuzluğu ister. Hasta olmayacağı, acıkmayacağı, ağlamayacağı, hüzünlenmeyeceği, devamlı mutlu olacağı, istediği her şeyin bir anda önünde olacağı bir yerde olmak ister, içimizdeki ruh. Ama bu bedenle ve bu dünyada mümkün değil! Neden bunu istiyor? Cennet diye bir yer olduğu için bunu istiyor. Cennet’in var olduğu delili nedir? İçimizde bu istek var. Sonsuz olarak yaşamak isteği, ölümsüzlük isteği… İşte bu ruhtur, işte bu Cennet’in varlığının delilidir. Sekiz; son olarak da Hazreti Azrail hazır olmamı istiyor. Azrail Aleyhisselam herkesin canını almaya gider. Ama Müslümanlardan hazır olmasını ister. -”Eninde sonunda geleceğim… Ama hazır olarak sana hazır bir şekilde gelmek istiyorum. Beni gördüğün anda şoka girme, dilin tutulmasın… Beni tanı… Öleceğini bil, buna göre hazırlık yaparsan şoka girmezsin. Ben sana güzel bir suretle görünürüm. Güzel bir suretle göründüğüm zaman şehadeti çok kolay söylersin. Şehadeti söyledin mi paçayı kurtardın. Allah’ım sen bize nasip et ya Rabbim (amin). Bakın! Bütün veliler bütün alimler en çok korktuğu şey ne biliyor musunuz? Son nefes, son nefes… Daha çok korktukları hiçbir şey yok… Aç kalır mıyız? Çocukların bakımını nasıl yapacağız? Bu çocukları nasıl evlendireceğim? Hacca gidebilir miyim acaba? Boş, boş,… Bu korkular geçici! Bir korku var ki son nefesini kaybeden her şeyini kaybeder. Ebedi hayatını kaybeder. Şu halde, o farz namazlarından sonra yaptığınız dualar var ya kardeşler… Son nefesi muhakkak arada zikredin. -“Allah’ım şu kitabın Kur’an hürmetine, isimlerin sıfatların hürmetine, şu son nefesimde bana şehadet getirmeyi nasib et Allah’ım (amin).” Bunu söyleyin kardeşler. İmam diyor ki: -Azrail hazır olarak ölmemi istiyor. İşte ben bütün bu isteklerin muhatabı olarak sabahlamış bulunuyorum, her sabah bu sualler cevap bekliyor. Hz. İmamı dinleyen adam düşünmeye başlar bir kaç saniyelik tefekkürden sonra sorar: -Ya İmam, bu saydığın şeyler sadece senden mi isteniyor, yoksa benden de isteniyor mu? Sadece senden mi yoksa benden de isteniyor mu? İmam tebessüm eder ve şöyle der: “Orasını ben bilmem artık, sen düşün.” Bu tekliflere muhatap olan sadece müctehid bir alim olan İmam-ı Şafi mi? Yoksa bütün Müslümanlar mı? Aklı olan bütün Müslümanların, aynı teklife bizde muhatabız. Aynı sekiz istek sabah, her sabah uyandığında senden de isteniyor kardeşim, benden de isteniyor… Şu halde bir seçim yapacaksın, ya hazırlık yapacaksın… ya da kolay yolu tercih edeceksin; ”Bana ne ya.” diyeceksin. Allahu Teala bizleri aldananlardan, kananlardan, sapanlardan etmesin kardeşlerim (amin). Bak! Kolay yolu tercih etmeyin! Kolay yol Ateizmdir, Deizmdir, Mealizmdir, Vehhabizmdir, Şiizmdir bunlar kolay yoldur. Siz zor olan yolu tercih edin, 14 asırlık İslamı tercih edin! Kim bu 14 asırlık dinden bir gram, bir karınca kadar ayrılırsa… Vallahi sapar! Vallahi yanılır! Şu halde dualarımızda muhakkak; -”Allah’ım ayaklarımızı şu Ehli Sünnet caddesinden kayırma ya Rabbi (amin)” diye de dua etmemiz lazım.

Eşini makyajsız görünce tazminat davası açtı! (Evlilik) / Kerem Önder

“Eşini makyajsız görünce dava açtı.” Evlenecek kardeşler, bu haberim size gelsin, dikkat edin! “Cezayir’de yaşayan bir adam, düğün töreninin sabahında eşini ilk kez makyajsız bir şekilde görünce gözlerine inanamadı.” Şimdi, zifafa girmişler ilk gece. Sabah bir kalkıyorlar, tabii yıkanmışlar falan kadın makyajsız, sade hâlde. Bu gözlerini ovuşturuyor, “Sen kimsin?” diyor ya. “Kimsin sen?” “Ya ben senin hanımınım, dün gece beraberdik falan. Güzel vakit geçirdik.” “Sen, sen benim karım değilsin.” diyor. Şaşırıyor adam. Neden şaşırıyor? Aldatılmış, aldatılmış. Makyaj, makyaj, makyaj… Bir kilo boya, kirpikler on santim… Adam diyor ki: “Süper bir kız buldum ya, müthiş güzel.” Evlenecek kardeşler size bir tavsiye: Annenize dediğiniz zaman, “Şu kızla bir görüş bakalım, boşta mıymış, sözü nişanı var mıymış?” falan dediğiniz zaman o kız boştaysa görüşme aralıklarında; Müslüman’ın evlilik niyeti böyle olur, “İki sene flört yapıyım.” falan olmaz! Anne ya da baba görüşme ayarladığında, o kızla görüşmeye gideceğinizde deyin ki karşı tarafa: “Rica ediyorum, rica ediyorum makyaj sıfır… Ben sade bir adamım, sadeliği severim. Makyaj istemiyorum. Çünkü makyajlı olarak o kızı görmem caiz değildir. Bana kendisini süslü göstermesin, bana sade görünsün. Ben de küpe müpe takmayacağım, dövme mövme yaptırmayacağım, koku sürmeyeceğim. Ben de sade geleceğim. Rica ediyorum, görüşmek istediğim kıza bunu söyleyin anne.” Bunu deyin kardeşler. Yarın öbür gün bu Cezayirli arkadaş gibi fena sürprizlerle karşılaşabilirsiniz. “Eşini doğal hâliyle gören damat, karısını makyajlı ve makyajsız hâli arasındaki farkın bu denli şaşırtıcı olması nedeniyle şoka girdi.” Makyajlı, makyajsız. Şimdi, haberleri falan izlediğiniz zaman yahut da sosyal medya sitelerinde dolaştığınız zaman bazı küçük videolar görürsünüz, iki dakikalık. Sanatçıların makyajlı hali, makyajsız hali. En güzel gördüğünüz kadınlarda bile, çok çirkin yüz görürsünüz. Neden? O boyalar, o an için o kadını güzel gösteriyor ama boyayı kaldırdığı anda vücuduna tahribat veriyor. Allah’ın verdiği güzellik gibi olmaz. Tahribat verir o boyalar. Hepsi kimyasal, bozuyor güzelliğini bozuyor. Ama bu kadınlar devamlı güzel görünmek için, gündemde kalmak için ne yapıyor? Boya üstüne boya atıyor, boya üstüne boya atıyor! “Sabahın ilk saatlerinde eşinin günlük hâliyle karşılaşan Cezayirli damat, bu kişiyle evlendiğine inanamadı.” Şaşırmış adam. “Yirmi bin dolarlık dava açtı.” Adam öyle bir kabusa girmiş ki peşinden dava açmış. “Ben bu kadar masraf yaptım, ev yaptım, bark yaptım, beyaz eşya şu bu… Masrafa girdim ya. Bunları karşılamam için ne yapmam lazım? Ben dava açıyorum arkadaş! Beni aldattınız.” diyor kadına. “Yaşadığı şoku bir süre üzerinden atamayan damat, eşini evine giren hırsız sandı.” Önce kadını hırsız sanmış. Artık makyajdan sonra ne kadar çirkinleşmişse… “Senin ne işin var burada ya?” diyor. “Sen kimsin?” diyor. “Ben senin hanımınım.” diyor ya. “Ancak gerçeği kabul etmek zorunda kalan damat; aldatıldığını iddia ederek, yaşadığı psikolojik olarak yıprandığı gerekçesiyle karısına yirmi bin dolarlık dava açtı.” Aileye yakın kaynaklar; damadın, eşinin evlenmeden önce doğal hâliyle hiç karşılaşmadığını ve daha güzel göründüğünü söylediğini aktardı. Tabii bunlar evlenmeden önce bir süreç var. Beş ay, altı ay, bir sene… Bir kere bile doğal hâliyle görmemiş ya! Damatta biraz karakter olsa der ki: “Kardeşim ben, makyaj istemiyorum.” Bir Müslüman’a göre karısının makyaj yapıp dışarı çıkması demek ne demektir? Her saniyesi haram, kadına haram günahı yazılır. O kadına azap vardır. Koku sürdü, makyaj yaptı, dışarıya çıktı. Bir kadın makyaj yapabilir mi İslam’da? Yapabilir. Kime? Kocasına. Koku sürünebilir mi? Sürünebilir. En güzel elbiseleri giyebilir. Kime? Sadece kocasına. Yabancıya değil! Ama bu koca, hanımına müsaade ediyorsa, “Dışarıya çıkarken makyaj yap, koku sür.” diye, günahın bir misli kime yazılıyor? Kocaya yazılıyor. Sebep olan işleyen gibidir. Kadın sebep oldu, iki misli günah. Koca izin verdi, bir misli günah. İzin vermeyeceksin, sen bu kadından sorumlusun. Bu kadın makyaj ve kokuyla dışarı çıkamaz. Ama bu Cezayirli maalesef İslam’ı bilmediği için şokla karşılaşmış. Bilmiyorum Müslüman mı değil mi? Ama bizim sohbetleri seyretseydi aldanmazdı. Böyle bir sıkıntı yaşamazdı. Allah Teâlâ gençlerimize hayırlı eşler nasip etsin. (Amin) Dış güzelliğiyle değil iç güzelliğiyle alakadar olan hanımlar nasip etsin. (Amin) Örtüsüne, tesettürüne dikkat eden, tarza uyan değil farza uyan kadınlar nasip etsin.(Amin) Amin ya Muin.

“Boşuna salavat getirmeyin!” (Buhari ve Müslim’e kin kusan sapmış hoca!)

Hamlede bulunacağız ve Efendimiz Aleyhisselam’ı herkesten ve her şeyden daha çok sevmeye çalışacağız. İşte bu samimiyetin ölçüsüdür. Şimdi, reformist sapık hocalardan bir tanesi, televizyonu olan bir hoca diyor ki: ”Efendimiz Aleyhisselam’a boşu boşuna elinize tesbih alıp salavat getirmeye uğraşmayın. Çünkü önemli olan salavat adetlerini arttırmak değildir. Salavat getirmek boş iştir. Buradaki salavattan mana, İslam’ın istediği salavattan mana destektir.” Hani cuma vaazlarında ayeti kerimede devamlı nasıl okuyor imamlar? ”İnnallahe ve melaiketehu yusallune alen nebi.” ‘’Muhakkak ki Allah ve melekleri, Peygamberi üzerine salât getiriler, överler.” ”Ya eyyuhellezine amenu sallu aleyh” ”Ey iman edenler siz de onun üstüne salavat getirin.” Ayet böyle diyor. Şimdi bu reformist sapık hoca ne diyor? “Bu ayetteki ‘salludan’ mana şudur: Ona destek olun. Onun dinini yaşamaya çalışın. İnsanlara onun dinini öğretin ama salavat getirmeyin.” 1400 seneden beri Kur’an’a binlerce tefsir yazılmıştır. Bütün âlimler bu tefsirlerde sanki anlaşmışlar gibi ”Efendimiz Aleyhisselam’a müminlerin bolca salâvat getirmesi lazım gelir.” derler. Ama bu sapık reformist ne diyor? ”Yanlış anlamışlar, o binlerce âlim yanlış anlamış, doğrusu budur.” İslam akaidinde Efendimiz Aleyhisselam’ın ismini işittiğimizde hayatımızda en az bir kere salavatı şerife getirmek farzdır. Bulunduğumuz ortamda, bulunduğumuz evde yahut mescitte ismini ilk işittiğimizde, ilk duyduğumuzda salavat getirmek vaciptir. Ondan sonrakiler sünnettir. Mecbur değilsin ama bulunduğun ortamda ilk ismini duyduğun anda salavat getirmek vaciptir. Tıpkı yatsının üç rekat vacibi gibi. İnsanları vacipten de kopartmaya çalışıyorlar. İnsanları borçlu götürmeye çalışıyorlar. Olayı sadece basit bir sevap dengesi olarak göstermeye çalışıyorlar. Samimi değiller. Peygamberimiz Aleyhisselam’a karşı samimi değiller. Onlarca hadis-i şerifi var. Peygamber Aleyhisselam’a salavat getirme konusunda bizi zorlayan onlarca hadis var. Konumuz olmadığı için bir tanesini söyleyeceğim. Sultanım Aleyhisselam şöyle buyurdu: ‘‘En cimri olanınız, adım anıldığı hâlde bana salavat getirmeyenlerdir.’’ Dikkat buyurun! Sultanımın adını andığımız anda ona salavat getirmediğimiz de en cimri olanınız diyor. Başka bir hadisten teyit edeyim bunu: ‘‘Cennete cimriler ve kibirliler giremez.’’ En cimri olan parasını kısan, zekâtını vermeyen demiyor o hadiste. Dikkat buyurun! ‘”…bana salavat getirmeyen” diyor. Burada tehdit var. Tehdit olduğundan dolayı âlimlerimiz diyor ki: ”Hayatında bir kere getirmek farz, ilk duyduğunda getirmek vacip, sonrakiler sünnettir.” Bu sapık hoca ne diyor? Bizi farzdan kopartmaya, vacipten kopartmaya çalışıyor. Yani peygamberine karşı samimiyetsiz ve riyakâr davranıyor. Takiyye yapıyor. Ayete kafasına göre mana veriyor. Tıpkı Yahudi ve Hristiyanlar gibi. İşte Tevrat ve İncil böyle sapkın âlimler, reformist âlimler sebebiyle bozulmuştur. Aynı oyun şuanda Kur’an’ın üstüne oynanmaktadır. Allah’ımıza hamd olsun ki müktesebatımız çok fazladır. Ehl-i sünnet âlimleri bizlere binlerce eser bırakmıştır. Akaid, fıkıh, tefsir, hadis, tasavvuf ilmine dair binlerce eser. Yıkamıyorlar, bitiremiyorlar. Allah bozmalarını nasip etmesin. (Amin) Amin. Aynı sapkın hoca hadis eleme rütbesinde. Hadisleri kim eleyebilir? Müctehid eleyebilir. Bu sapkın hocanın dervişlerine soruyorum, müritlerine soruyorum. ”Kardeşim, senin hocan müçtehit mi mukallit mi?” diyorum. “Bizim hocamız müçtehittir. Bizim hocamız sorgulayabilme yeteneğine sahiptir.” “Neyi sorgulayabiliyor?” ”Ayetleri sorgulayabiliyor, hadisleri sorgulayabiliyor.” Ehl-i sünnet âlimlerimiz diyor ki: ”Beşinci asırdan sonra müctehid yetişmemiştir.” Şu anda kaçıncı asırdayız? 14. asırdayız. Nereden çıktı bu müctehid? Hemen peşinden soruyorum. Bir adam ”Benim hocam müctehid” dedi mi ilk soru şudur: ”Hocan hafız mı?” ”Hayır değil ama müctehid.” Kardeşim müctehitliğin şartları vardır. Biraz Google hoca efendiye bir yazsan müctehitliğin şartları nelerdir bir görürsün ya! Bunu da ben mi sana söyleyeyim? Müçtehitliğin şartı: Bir, hafız olmak zorunda. Kur’an’ın tamamına bir resim gibi bakabilmek zorunda. Bakamadığı zaman bu sapık hoca gibi olur. Bir taraftaki ayeti kerimeyi alır öne koyar. On tane ayeti siler. On tane ayetin hükmünü ortadan kaldırır. Bir resim gibi bakamazsan bir tarafa bakarsın bu var dersin, bunlar yok dersin. İşte bu sapıkların yaptığı budur. Neden? Hafız değil, hafız değil. Daha birinci maddede çöktün. İkinci maddeye geçmedim daha. Komutan sordu askere: ”Asker!” ”Buyrun komutanım.” ”Bu tepeyi niye kaybettiniz?” ”Komutanım bunun bir çok sebebi var.” ”Say!” ”Bir, barutumuz bitti.” ”Tamam kardeşim başka saymana gerek yok, sayma. Barut bittiyse zaten savaş bitmiştir.” Adama soruyorum: ”Hafız mı?” Değil, başka saymaya gerek yok, bitti. Sapık. Hem hafız olmayacak hem müctehid olacak. İşte böyle sapıklar İslam’ı anlattığı zaman şöyle diyorlar: ”İmam Müslim’imiz, İmam Buhari’miz nasıl olur da böyle uydurma hadisleri kitaplarına koyarlar?” Buhari ve Müslim ne demek? İslam’ın iki kalesi demek, iki kale… Sahih hadisleri, sadece sahih hadisleri… Yani şartları o kadar zorlaştırmışlar ki benim kitabıma koyduğum hadisleri rivayet eden insanlarda unutma yok. Hayatında bir kere yalan söylemişlik varit değil. Bir kere günah işlerken görülmemiş. Bütün bu adamlar, bu rivayet edenler hepsi bu adamlardan olduğu zaman ben kitabıma koyarım demişlerdir. Buhari, Müslim iki tane sahih kitabıdır. İmam Müslim, Buhari’nin talebesidir. Bu iki kitabı şüpheler içinde bırakmaya çalışıyor ve ne diyor? ”Uydurma hadisler de koymuşlardır. Bu hadis benim mantığıma uygun gelmedi. Bu hadisi Kur’an’a vuruyorum uymuyor.” Deyip deyip iki tane kaleyi yıkmak istiyor. Niye yıkmak istiyor? Çünkü kaleleri yıkarsan ülkeyi alırsın. İslam’ı yıkmak isteyen adam ne yapmak zorunda? Kur’an’ı tahrif edemezsin. Onu Abdulvahap denedi, başarılı olamadı. İngilizler, sana bir liderlik, bir devlet vereceğiz dediklerinde bir şartla geldiler: ”Yeni bir Kur’an yazacaksın. Değiştirilmiş, reforme edilmiş tıpkı İncil gibi Tevrat gibi bir Kur’an yazacaksın.” dediler. Abdulvahap kabul etti ancak sonra vazgeçti. Hemper’e dedi ki, İngiliz ajanı Hemper’e: ”Eğer bir Kur’an yazarsam bütün insanlar benim bir sahtekâr olduğumu anlar. Bu yüzden bunu yazmam.” dedi. Hemper hatıratında itiraf ediyor. Diyor ki: ”Bu konuda haklıydı bir daha onu zorlamadım. Çünkü yazsaydı bütün foyamız ortaya çıkardı. Yazmadık.” Keşke yazsaydı. Yazsaydı bu kadar sapık vehhabi-selefi bu aptalların peşinden gitmezdi. Kur’an yazmadılar gizli gizli, sinsi sinsi: ”O hadisi kabul etmiyoruz, bu ayeti kabul etmiyoruz. O sünneti kabul etmiyoruz, şefaati kabul etmiyoruz, tevessülü kabul etmiyoruz.” deyip bütün Müslümanlara müşrik demezlerdi. Şimdi bütün Müslümanlara müşrik diyorlar. Sebep? Çünkü sapıkların peşindeler. Bu gibi reformist kafaların peşindeler. Reformistlerin atası İbn-i Teymiyyedir, Abdulvahap’tır. Bu sapıklar da bunların yolundan gelmektedir. ”Müslim’imiz böyle uydurma hadisleri nasıl koyuyor? İmam Gazali çok büyük âlim, oo Hüccetül İslam ama kitabında bir çok uydurma hadis vardır.” Allah sana hidayet etsin be. Allah sana… Bak beddua etmiyorum. Benim Müslüman kardeşimdir. Sapıktır ama beddua etmem. İslam’ı biliyorum. Allah Teala bu sapık hoca ve taifesinin peşinden giden bütün kardeşlerimize hidayet nasip etsin. (Amin) Peygamber düşmanlığını bırakmayı nasip etsin. (Amin) Ehl-i Sünnet âlimlerine düşman olmayı terk etmeyi nasip etsin. (Amin) Amin. Sonra da bize mesaj yazıyor bunun müritleri. ”Hocam gıybetin hakkında sohbet yapıyorsun ama boyuna bizim hocalara sallıyorsun. O hoca böyle, bu hoca böyle, sallıyorsun.” diyor. İşte sapık bir adamın peşinde olmasaydınız fıkıh kitapları okurdunuz. Din fıkıh kitaplarından ve ilmihallerden öğrenilir. Kur’an mealinden din öğrenilmez. Meal okuyup hüküm verirsen kâfir olursun. İşte hoca! Fıkıh kitaplarını okusaydın şu hükmü görürdün: Bidat ehlinin bidatlerini insanlara açıklamak gıybet olmaz. Bilakis sevap olur. Reddül Muhtar, İbni Abidin. Ehlisünnet fukahasının en üst derecelerindendir. Aç bir oku! Ama sizin âlimlerle işiniz yok. Siz meali açıyorsunuz her biriniz bir müctehid. Kur’an-ı okuyorsunuz. ”Tamam bana göre bu ayet böyle.” diyorsunuz, İmamı Azam’ı çöpe atıyorsun, İmam Şafii’yi çöpe atıyorsun. Ondan sonra? ”Hocam, benim kardeşim sapıttı.” ”Hayırdır kardeşim?” ”Ben salavatı şerife getirdiğim için bana müşrik dedi.” Bunlar çıkıyor. Bunlar çakma müctehidler. Çakma müçtehit olduğun anda önüne gelene kâfir dersin. Bunlar kitabullaha karşı samimi değildirler. Bunlar Peygamberimize karşı samimi değildirler. Takiyye yapıyorlar, gösteriş yapıyorlar.

Biri Benden Zenginlik Duâsı İstedi, Namaz Kılmadığını Söyleyince…

bugün birisine diyoruz yani yahu diyor, sadece farzları, sadece farzlara da başlamamış yahu diyor işte diyor nasıl zengin olabilirim hocaefendi falan dedim sana bir iki dua öğretebilirim dedim feci zengin olursun dedim parayı koyacak yer bulamazsın dedim aa yaparım falan.. e namaz kılıyor musun? yoo e dedim namaz kılmayanın duası kabul olmuyor ki falan aa kılarım o zaman dedi 🙂 dedim kılarsan durum nasıl olacak acaba? dedi ki ya dedi farzları kılsam nasıl olur? bak dedim ben sana kolaylık da sağlarım sadece farzları kıl mesela dedim abdest senin sıkıntın olabilir mesela öyle bir abdest al ki dedim ikindiye 20 dakika kala, 10 dakika kala öğlenin farzını kılarsın 10 dakika beklersin 5 dakika zaten farzı kılarsın 5 dakika bekle, ikindi okunur bir abdestle ikindiyi de kurtarırsın dedim yani hani adamı alış.. şey edelim da.. bizimkiler ne yapıyor? 4 önce sünnet, öğlenin son sünneti, 2 olur mu? o da 4 ya yapma kardeşim yapma adam farzı kılmıyor son sünneti de 4’e çıkartma adama da ben böyle neleri başlattım adamı ya tabii sadece farz namazları ya bugün bana birileri diyor sadece farzları kıl, olur demeseydin, şu ana kadar namazsızdım diyor bak 10 senedir bana bunu dedin diyor, 10 senedir namaz kaçırmıyorum şimdi sünnnetleri de kılıyor ama arkadaş alıştıralım ya dedi ki şimdi farzları kılsam olur mu? şimdi derdi zenginlik de.. dedim bak farzı kılarsan hiç olmazsa öbür zikirler falan kabul olur yani ya dedi sonra da işte sünnetleri dersiniz dedi siz dedi falan 🙂 ya babacığım ben bir şey demiyorum dedim ya farzları kıl ben farzın dışında sana birşey vacip.. Allah Allah sünnetin adı üstünde zaten farz olsa, vacip olsa, adı sünnet olmaz yani ben dedim bir şey demiyorum bak ha sen onu fazl-u kereminden kılarsın, kılmazsın ayrı dava ama ben farzları bak mutlaka kılman lazım yoksa ben sana bu duayı öğretsem boşuna gider ya zengin olacağımı bilsem, sabaha kadar zikir çekerim diyor ya 🙂 5 vakti kılmıyor Allah Allah 🙂 neyse inşallah kılacak şimdi inşallah zengin de olur inşallah cömert bir çocuk yani zengin olsa da millete de yedirir bir şey demiyorum ama durum bu