“Boşuna salavat getirmeyin!” (Buhari ve Müslim’e kin kusan sapmış hoca!)

Hamlede bulunacağız ve Efendimiz Aleyhisselam’ı herkesten ve her şeyden daha çok sevmeye çalışacağız. İşte bu samimiyetin ölçüsüdür. Şimdi, reformist sapık hocalardan bir tanesi, televizyonu olan bir hoca diyor ki: ”Efendimiz Aleyhisselam’a boşu boşuna elinize tesbih alıp salavat getirmeye uğraşmayın. Çünkü önemli olan salavat adetlerini arttırmak değildir. Salavat getirmek boş iştir. Buradaki salavattan mana, İslam’ın istediği salavattan mana destektir.” Hani cuma vaazlarında ayeti kerimede devamlı nasıl okuyor imamlar? ”İnnallahe ve melaiketehu yusallune alen nebi.” ‘’Muhakkak ki Allah ve melekleri, Peygamberi üzerine salât getiriler, överler.” ”Ya eyyuhellezine amenu sallu aleyh” ”Ey iman edenler siz de onun üstüne salavat getirin.” Ayet böyle diyor. Şimdi bu reformist sapık hoca ne diyor? “Bu ayetteki ‘salludan’ mana şudur: Ona destek olun. Onun dinini yaşamaya çalışın. İnsanlara onun dinini öğretin ama salavat getirmeyin.” 1400 seneden beri Kur’an’a binlerce tefsir yazılmıştır. Bütün âlimler bu tefsirlerde sanki anlaşmışlar gibi ”Efendimiz Aleyhisselam’a müminlerin bolca salâvat getirmesi lazım gelir.” derler. Ama bu sapık reformist ne diyor? ”Yanlış anlamışlar, o binlerce âlim yanlış anlamış, doğrusu budur.” İslam akaidinde Efendimiz Aleyhisselam’ın ismini işittiğimizde hayatımızda en az bir kere salavatı şerife getirmek farzdır. Bulunduğumuz ortamda, bulunduğumuz evde yahut mescitte ismini ilk işittiğimizde, ilk duyduğumuzda salavat getirmek vaciptir. Ondan sonrakiler sünnettir. Mecbur değilsin ama bulunduğun ortamda ilk ismini duyduğun anda salavat getirmek vaciptir. Tıpkı yatsının üç rekat vacibi gibi. İnsanları vacipten de kopartmaya çalışıyorlar. İnsanları borçlu götürmeye çalışıyorlar. Olayı sadece basit bir sevap dengesi olarak göstermeye çalışıyorlar. Samimi değiller. Peygamberimiz Aleyhisselam’a karşı samimi değiller. Onlarca hadis-i şerifi var. Peygamber Aleyhisselam’a salavat getirme konusunda bizi zorlayan onlarca hadis var. Konumuz olmadığı için bir tanesini söyleyeceğim. Sultanım Aleyhisselam şöyle buyurdu: ‘‘En cimri olanınız, adım anıldığı hâlde bana salavat getirmeyenlerdir.’’ Dikkat buyurun! Sultanımın adını andığımız anda ona salavat getirmediğimiz de en cimri olanınız diyor. Başka bir hadisten teyit edeyim bunu: ‘‘Cennete cimriler ve kibirliler giremez.’’ En cimri olan parasını kısan, zekâtını vermeyen demiyor o hadiste. Dikkat buyurun! ‘”…bana salavat getirmeyen” diyor. Burada tehdit var. Tehdit olduğundan dolayı âlimlerimiz diyor ki: ”Hayatında bir kere getirmek farz, ilk duyduğunda getirmek vacip, sonrakiler sünnettir.” Bu sapık hoca ne diyor? Bizi farzdan kopartmaya, vacipten kopartmaya çalışıyor. Yani peygamberine karşı samimiyetsiz ve riyakâr davranıyor. Takiyye yapıyor. Ayete kafasına göre mana veriyor. Tıpkı Yahudi ve Hristiyanlar gibi. İşte Tevrat ve İncil böyle sapkın âlimler, reformist âlimler sebebiyle bozulmuştur. Aynı oyun şuanda Kur’an’ın üstüne oynanmaktadır. Allah’ımıza hamd olsun ki müktesebatımız çok fazladır. Ehl-i sünnet âlimleri bizlere binlerce eser bırakmıştır. Akaid, fıkıh, tefsir, hadis, tasavvuf ilmine dair binlerce eser. Yıkamıyorlar, bitiremiyorlar. Allah bozmalarını nasip etmesin. (Amin) Amin. Aynı sapkın hoca hadis eleme rütbesinde. Hadisleri kim eleyebilir? Müctehid eleyebilir. Bu sapkın hocanın dervişlerine soruyorum, müritlerine soruyorum. ”Kardeşim, senin hocan müçtehit mi mukallit mi?” diyorum. “Bizim hocamız müçtehittir. Bizim hocamız sorgulayabilme yeteneğine sahiptir.” “Neyi sorgulayabiliyor?” ”Ayetleri sorgulayabiliyor, hadisleri sorgulayabiliyor.” Ehl-i sünnet âlimlerimiz diyor ki: ”Beşinci asırdan sonra müctehid yetişmemiştir.” Şu anda kaçıncı asırdayız? 14. asırdayız. Nereden çıktı bu müctehid? Hemen peşinden soruyorum. Bir adam ”Benim hocam müctehid” dedi mi ilk soru şudur: ”Hocan hafız mı?” ”Hayır değil ama müctehid.” Kardeşim müctehitliğin şartları vardır. Biraz Google hoca efendiye bir yazsan müctehitliğin şartları nelerdir bir görürsün ya! Bunu da ben mi sana söyleyeyim? Müçtehitliğin şartı: Bir, hafız olmak zorunda. Kur’an’ın tamamına bir resim gibi bakabilmek zorunda. Bakamadığı zaman bu sapık hoca gibi olur. Bir taraftaki ayeti kerimeyi alır öne koyar. On tane ayeti siler. On tane ayetin hükmünü ortadan kaldırır. Bir resim gibi bakamazsan bir tarafa bakarsın bu var dersin, bunlar yok dersin. İşte bu sapıkların yaptığı budur. Neden? Hafız değil, hafız değil. Daha birinci maddede çöktün. İkinci maddeye geçmedim daha. Komutan sordu askere: ”Asker!” ”Buyrun komutanım.” ”Bu tepeyi niye kaybettiniz?” ”Komutanım bunun bir çok sebebi var.” ”Say!” ”Bir, barutumuz bitti.” ”Tamam kardeşim başka saymana gerek yok, sayma. Barut bittiyse zaten savaş bitmiştir.” Adama soruyorum: ”Hafız mı?” Değil, başka saymaya gerek yok, bitti. Sapık. Hem hafız olmayacak hem müctehid olacak. İşte böyle sapıklar İslam’ı anlattığı zaman şöyle diyorlar: ”İmam Müslim’imiz, İmam Buhari’miz nasıl olur da böyle uydurma hadisleri kitaplarına koyarlar?” Buhari ve Müslim ne demek? İslam’ın iki kalesi demek, iki kale… Sahih hadisleri, sadece sahih hadisleri… Yani şartları o kadar zorlaştırmışlar ki benim kitabıma koyduğum hadisleri rivayet eden insanlarda unutma yok. Hayatında bir kere yalan söylemişlik varit değil. Bir kere günah işlerken görülmemiş. Bütün bu adamlar, bu rivayet edenler hepsi bu adamlardan olduğu zaman ben kitabıma koyarım demişlerdir. Buhari, Müslim iki tane sahih kitabıdır. İmam Müslim, Buhari’nin talebesidir. Bu iki kitabı şüpheler içinde bırakmaya çalışıyor ve ne diyor? ”Uydurma hadisler de koymuşlardır. Bu hadis benim mantığıma uygun gelmedi. Bu hadisi Kur’an’a vuruyorum uymuyor.” Deyip deyip iki tane kaleyi yıkmak istiyor. Niye yıkmak istiyor? Çünkü kaleleri yıkarsan ülkeyi alırsın. İslam’ı yıkmak isteyen adam ne yapmak zorunda? Kur’an’ı tahrif edemezsin. Onu Abdulvahap denedi, başarılı olamadı. İngilizler, sana bir liderlik, bir devlet vereceğiz dediklerinde bir şartla geldiler: ”Yeni bir Kur’an yazacaksın. Değiştirilmiş, reforme edilmiş tıpkı İncil gibi Tevrat gibi bir Kur’an yazacaksın.” dediler. Abdulvahap kabul etti ancak sonra vazgeçti. Hemper’e dedi ki, İngiliz ajanı Hemper’e: ”Eğer bir Kur’an yazarsam bütün insanlar benim bir sahtekâr olduğumu anlar. Bu yüzden bunu yazmam.” dedi. Hemper hatıratında itiraf ediyor. Diyor ki: ”Bu konuda haklıydı bir daha onu zorlamadım. Çünkü yazsaydı bütün foyamız ortaya çıkardı. Yazmadık.” Keşke yazsaydı. Yazsaydı bu kadar sapık vehhabi-selefi bu aptalların peşinden gitmezdi. Kur’an yazmadılar gizli gizli, sinsi sinsi: ”O hadisi kabul etmiyoruz, bu ayeti kabul etmiyoruz. O sünneti kabul etmiyoruz, şefaati kabul etmiyoruz, tevessülü kabul etmiyoruz.” deyip bütün Müslümanlara müşrik demezlerdi. Şimdi bütün Müslümanlara müşrik diyorlar. Sebep? Çünkü sapıkların peşindeler. Bu gibi reformist kafaların peşindeler. Reformistlerin atası İbn-i Teymiyyedir, Abdulvahap’tır. Bu sapıklar da bunların yolundan gelmektedir. ”Müslim’imiz böyle uydurma hadisleri nasıl koyuyor? İmam Gazali çok büyük âlim, oo Hüccetül İslam ama kitabında bir çok uydurma hadis vardır.” Allah sana hidayet etsin be. Allah sana… Bak beddua etmiyorum. Benim Müslüman kardeşimdir. Sapıktır ama beddua etmem. İslam’ı biliyorum. Allah Teala bu sapık hoca ve taifesinin peşinden giden bütün kardeşlerimize hidayet nasip etsin. (Amin) Peygamber düşmanlığını bırakmayı nasip etsin. (Amin) Ehl-i Sünnet âlimlerine düşman olmayı terk etmeyi nasip etsin. (Amin) Amin. Sonra da bize mesaj yazıyor bunun müritleri. ”Hocam gıybetin hakkında sohbet yapıyorsun ama boyuna bizim hocalara sallıyorsun. O hoca böyle, bu hoca böyle, sallıyorsun.” diyor. İşte sapık bir adamın peşinde olmasaydınız fıkıh kitapları okurdunuz. Din fıkıh kitaplarından ve ilmihallerden öğrenilir. Kur’an mealinden din öğrenilmez. Meal okuyup hüküm verirsen kâfir olursun. İşte hoca! Fıkıh kitaplarını okusaydın şu hükmü görürdün: Bidat ehlinin bidatlerini insanlara açıklamak gıybet olmaz. Bilakis sevap olur. Reddül Muhtar, İbni Abidin. Ehlisünnet fukahasının en üst derecelerindendir. Aç bir oku! Ama sizin âlimlerle işiniz yok. Siz meali açıyorsunuz her biriniz bir müctehid. Kur’an-ı okuyorsunuz. ”Tamam bana göre bu ayet böyle.” diyorsunuz, İmamı Azam’ı çöpe atıyorsun, İmam Şafii’yi çöpe atıyorsun. Ondan sonra? ”Hocam, benim kardeşim sapıttı.” ”Hayırdır kardeşim?” ”Ben salavatı şerife getirdiğim için bana müşrik dedi.” Bunlar çıkıyor. Bunlar çakma müctehidler. Çakma müçtehit olduğun anda önüne gelene kâfir dersin. Bunlar kitabullaha karşı samimi değildirler. Bunlar Peygamberimize karşı samimi değildirler. Takiyye yapıyorlar, gösteriş yapıyorlar.

Tebliğ et!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir