Bunu İzleyen İstediği Derdinden Kurtulur ( Cemel Vakası )

Sabri Bey burda mı? O da yerinde, makamında… Sen orda dik ölecek gibisin Sabri Abi At gibi, ayakta böyle… hı hııh ahahahahh Geçen çocuklar bi şey bağlıyordu böyle çaput maput mu türbe diye sizler de iyisiniz inşallah abiler Allah yetiştirsin de inşallah yeni sezonda… …kendi yerimize geçelim Hakan. Allah’ın izniyle Gidip geiyo musunuz inşşata? Bakıyo musunuz? Gidiyosunuz de mi? Gidiyo musun abi? İsim neydi? – Salih Kaç tane oda var? Geçen bizim Utku gitmiş, diyo ki: “Abi yeni bir oda keşfettim.” diyor. yani… Bizim çocuklar da farkında değil hamdolsun Hakikaten böyle… Herhalde dünyada görülmemiş bir proje olucak… …orası. Çünkü orası böyle yurt falan değil ya abi hani “alo oğlum sizde kalabilir miyim?” tarzı değil ya… Ora bir sosyal yaşam alanı Yani insanların haramlardan daha tecrit edebileceği, gelip rahat yaşayabileceği işte Kenan Abi, hanımı kovduğu zaman orda rahat kahve içebileceği Sabri Abi’nin badem göbeği sergileyebileceği falan dimi Sabri Abi. Orda hangi köşede böyle… ….filizlenmeyi düşünüyorsun Sabri Abi? Konum aynı mı? Orda da yine sağ köşeye mi oturucan? Şükür oraya cam koyduk çıkarsın dışarı. hehehhee Elhamdülillah. Abiler, şimdi ben biraz arkadaşlara sorular sordum Dedim ki birader sizin bir derdiniz vardı de mi birader? isim neydi? -Rıdvan herkesin bir derdi vardır demi Rıdvan? ben de sordum arkadaşlara Murat abi dedim birader sizin derdiniz nedir? tasanız nedir? biraz söyleyin dedim abi biraz done aldım Ömer’in derdi kilolu olmasıymış abi iki tane de nedeni varmış birincisi ;canı sıkılınca yemek yiyormuş ikincisi de canı sürekli sıkkınmış:)) bu bizim Ömer’in derdiymiş başka bir öğretmen kardeş yazmış demiş ki kimi sevdiysek eş durumundan tayin istedi vaayyy tam KPSS cümleleri bunlar başka bir arkadaş yazmış bu biraz dertli benden ayrılan herkes uzun ilişkiye başlıyor acemi birliği miyim ben şerefsizler yazmış ohahahaha baya kopturmuş bi tanesi yazmış abi söyle bari dolandırmak için arasın artık yani nasıl yalnızlıktan kızıştıysa oğlan abi kız diye asıldığım kişi oooo bu ahahaha bu bize yayını kapattırır başka birtanesi yazmış abi sevdiğini göstermiyor diye sinirleniyordum meğer sevmiyormuş rahatladım yazmış:)) maşallah yaa şimdi abiler var mı böyle derdini anlatmak isteyen ? sabri abi senin ne derdin var? ha bu psikolojinin bir derdi olması lazım kendi başına bu hale gelemez var mı bi derdin sabri abi? hanım antepli yemekler güzel badem göbeği büyüyo var mı? tabi tabi al mikrofonu koca sabri reissin sen yaa yok mu bi derdin Sabri abi? sıkıntı yok diyorsun isim neydi abi? ömer gözlerini niye kaçırıyosun benden Ömer var mı bi derdin tasan? hiç mi? gamsız rahat salla baba öyle bir adam mısın hiç takmıyorsun kabir ahiret men rabbuke? onlarda mı? vardır yaa olmasa gelmezdin bugün yoksa başka bişey.. kız mı gönderdi? gitmezsen evlenmem diye ha tamam kendi rızanla geldin şimdi abiler benim de aslında bir derdim var ben dedim bugün derdimi size açayım beraber bi dertleniriz inşallah benim derdim, ümmetin ayrılığı ümmetin ihtilafı yani sürekli bizde bir ayrılıklar oluyor ve bu ayrılıklar şimdi bir hadisi hatırlatayım ümmetimin ihtilafında rahmet vardır ayrılıklarda yani Sabri abi bizler aynı gaye için farklı renklere bürünürsek murat abi sorun var mı? sıkıntı yok ama sürekli rakip olmak adına islama zarar verirsek böyle ayrılıklar nasıl olur abi? menfi ayrılık olur yani mesela ben biryerler açıldığında seviniyorum bir dernek açılıyo bir vakıf açılıyo çünkü hepsi Cenab-ı Allah için koştumaya çalışıyo öyle değil mi abi? ama keşke şöyle bir yeminleşme olsaydı murat abi çok arzu ederdim yani ümmet için açılan bu derneğin bu vakfın ümmeti daha fazla bölmeyeceğine yemin ediyorum diye keşke bir akit oldaydı Kenan abi çünkü bölündükçe bölündükçe Allah göstermesin bizler gücümüzü ve birliğimizi selam abi kaybeden bi hale geliyoruz yani bir adam Allah için bir açık yol bulmuştur yani mesela bir tanesi Kur’anın lafzını çok güzel muhafaza ediyordur başka bir tanesi hadis ilminde çok ileri gitmiştir başka bir tanesi siyerde başka bir tanesi Risale- nur’da ne kadar güzel demi abi? mesela ordu bir ama hava kara deniz diye ayrılıyor doğru mu? bu işlerde böyle ayrılsa herbiri kendi alanında kesb-i muharefet etse çok güzel yani saf Allah rızası varsa kenan abi problem var mı? problem yok saf Allah rızası için değil de birine rakip olmak için açıyorsa altında ihlas kalır mı böyle bir ayrılığın? kalmaz işte bunlar da ümmeti her geçen gün yaralıyor abi bakın bir ayette murat abi Cenab-ı Allah hazreti musa’ya firavun gibi bir bebek katilinin yanına giderken kavl-i leyyin ile yani şefkatli dille davran diyo daha biz bir arkadaş bizim görüşlerimizde olmazsa eğer ne sapık bırakıyoruz ne kafir bırakıyoruz ne münafık bırakıyaoruz ben böyle şeylere çok şahit oluyorum sizler de oluyor musunuz acaba? yani sadece benimle alakalı birşey değil demi abi? isim neydi? engin abi siz de oluyor musunuz böyle şeylere şahit? yani biri birinin görüşünden değil diye kendi güzelliklerini sergileyemeyip bak bunlar o kadar kötü o yüzden biz iyiz manasını çıkarmaya çalışan ekollere arkadaşlara bunlar üç beş tanedir yani hep böyle tamamı değil tabi böyle üç beş tane aklı yetmez arkadaşlar kendi görüşünden değil diye napıyor hacı? ne sapıklık bırakıyor ne kafir bırakıyor ne de münafık bırakıyor şimdi Murat abi müslimden bir hadis okuycam ama bu hadisi beraber çok iyi dinliycez dinliyor musun abi? abi bana bak daldın oraya bende kal hadiste diyor ki herhangi bir kimse din kardeşine kime? yani olay böyle herhangi bir insana değil müslümanlar içinde bir olay mı engin abi ? müslümanlar içinde herhangi bir kimse din kardeşine ‘eyy kafir derse ikisinden biri muhakkak küfre döner’ şimdi sen adama ‘ey kafir’ dedin selama abi adam da ayan beyan açık birşekilde dinden çıkmış birisi ama bak din kardeşine diyor çok ince var orda burda bir problem yok ama sen şahsi garazlarından hasetlerinden fesatlarından iyice adama doldun dolduğundan dolayı da ey kafir dediğin anda artık sen kafir oldun o saatten sonra engin abi aynı şeyi anlıyoruz demi hadisten farklı bir yorum anlamıyoruz heralde demi şimdi bu hadisin bir de şerhi var çok ince burası genelde aynı işi yapan insanlar birbirlerini fazla kıskanabiliyor kenan abi haset edebiliyo haset işin neticesinde bir insana kafirin vermediği zararı verdirebiliyor engin abi böyle bir hadise haset dediğin olay mesela ikisi aynı işi yapıyor sallıyorum adamın bi tanesi yirmi yıldır yapıyor tutuyor on yirmi kişiye anlayoyor oradan birileri çıkıyor son üç beş yılda tutuyor yüzlerce adama ilişiyor ya diyor ben bu hakikatleri bu hadisleri bu ayetleri ezbere biliyorum diyor benim daha çok adama anlatmam lazımken bunlar nasıl oluyor da bu kadar adama yetişebiliyor diye bi sinirleniyor bir haset basıyor burak abi hasedin sonucunda da yanına gelenleri nasıl tutucak? ya diyor altında ingilizi var ya üstünde şuyu var ya arkasında bu var yani arkasındakine takılıyo da önünde secde ettiğinden habersiz öyle takılıyor şimdi bir adama bunları isnad etmek yani altında şurası var burası var demek bir adama münafık demektir doğru mu abi? yani şunun adamı bunun için iş yapıyor demek münafık demek sen o adama münafık dediğin anda o adam münafık değilse sen ne oluyorsun ? münafık oluyorsun bakın bana inanın şu cümleme engin abi ahirette eğer korkudan murat etrafımızı görebilecek kadar bir Allah gözümüzü açmamıza müsaade ederse hani kendi imtihanımızın korkusundan bir etrafımıza bakmamıza Cenab-ı Allah müsaade ederse bu hadisten dolayı bir çok insanın imanını kaybettiğine şahit olucaksınız çünkü o kadar rahat söyleniyor ki mesela ben şahit oldum bi gün bir cenazeye gittim cenazede orda bir imam effendi hakkında birisi bir şey diyor yorum yapıyor yani işte şöyle böyle ya o da az münafık değil kardeş sen napıyorsun? sen imanını otuz kupana gazeteden mi aldın? adama bir şey olmaz çünkü senin birine gıybet edip dedikodu yapman kendi defterinla alakalı birşey sen o adama kafir ya da münafık dedikten sonra fatih o kişinin artık ahiretteki hükmü artık ne oluyor? ya kafir oluyor ya kendisi ya da münafık olark ölüyor ne kadar ince değil mi abi? yani bizler böyle çok rahat bu dünyada yapıyoruz ya bu cümleleri ahirette imanımızı kaybettirecek cümleler bunlar ve bunları kimler yapıyor abi? genellikle hasetle kıskançlıkla ben yapamadım o da yapamasın ben yapamıyorum o yapıyorsa kesin altında birşey vardır mantıklı adamlardan kaynaklı ayrılışlar oluyor maalesef ve farklı görüşteki insanlar birbirinin hakkında değil birbirleriyle görüşmeye başlamadan bunun çözümü yok Engin abi biliyor musun? yani farklı görüşler farklı renkler birbirleriyle ittihat etmesi lazım tamam meslekleri birleştiremezsin meşreplerini birleştiremezsin ama aynı masada çok güzel bir iftar edebilirsin ya bunda bir mahsur yok Allah’ın ipine sım sıkı sarılın ayeti hafızları bile bugün cem edip bir araya getiremiyorsa demek ki gönüller boşalmış şekilcilik çok ön plana çıkmış bana biri dese ki kardeş bu asrın hastalıklarından bir tane söyle derim ki vallahi şekilcilik derim yaa ben Engin abi şahsen şöyle bir kardeşinim şurda birisi bana sabaha kadar abdestin hikmetlerini anlatsa bir birim etkileniyorsam şurada bir tane genç çocuk namazı kaçmadın diye karda abdest alıyorsa bin tane beni o etkiliyor işte yani benim artık kulaklarım doydu hafız benim gözlerim aç yani insanlar sadece saf bilgi isteyecek olsa abi napar? bilgisayarlar hepimizden daha bilgili bugün burda benden daha güzel bilgi verir bir bilgisayar benden daha güzel anlatır ama biz şekilcilikte ciddi manada boğuluyoruz şimdi ben düşünüyorum bir çok Allah razı olsun insanlar staadyumları dolduruyo bir yerlere gidiyo hep Allah’ı anlatıyoruz demi Sabri abi biz de dahil buna hayalhanem çok iyi de onlara kötü hayır hayır biz de de kabahat var biz bunu bulmaya çalışmamız lazım bakıyorsun stadyumlar doluyo ümmet için birşeyler çalıştaylar yapılıyor yapılıyo mu Kenan abi? yapılıyor demi peki bu kadar insan bu çalışmayı yapıyosa ve biz hala ittihat edemiyorsak demek ki bu çalışma yapanlardan biz de dahil olmak üzere bi sıkıntı var ben geçenlerde düşündüm Kenan abi dedim ki stadyumda böyle efsane şekilde siyer anlatan bir adam evet Hazreti Muhammed öyleydi dediği zaman acaba Hz.Muhammed (a.s) ı mı anlattı yoksa Hz.Muhammed böyle anlatılır diye kendisini mi anlatıyor? demek ki işin altında sıkıntılar var engin abi bizler de dahil olmak üzere biliyorsunuz bizim bir inşaat projemiz var Engin abi o kadar ciddi bir hayalim var ki dua ediyorum bir ramazan günü o terasta farklı meslek ve meşreplerden ehli sünnet dairedeki insanları o masaya toplamak ben onlara hizmet eden olmak istiyorum çaylarını çorbalarını ikramlarını eden açacak bir tanesi Kuran’dan tefsir yapacak bir tanesi hadis ilminde iyi bir adamdır o hadisi tefsir edecek başka bir tanesi bir siyer anlatacak ve fatih inşallah biz de onlara hizmet eden adamlar oluruz diye çook büyük dualarım var şimdi abiler bu ayrılıklar varya ümmetin ihtilafları ayrılıkları bu ayrılıklar Hz. Ali döneminde inanılmaz bir ayrılık örneği var murat abi ama bu gün beni çok iyi dinlemeniz lazım cemel vakasını anlatıcam hayatınızda duymadığınız bir vaka inanılmaz bir vaka beraber tahkik edicez hazır mısın engin abi? bütün dikkatlerini bana ver hazırsın demi birader gözlerin bende kaçırma sakın gözlerini Hz.Ali zamanında başlayan muharebelerin mahiyeti nedir? hz.Ali zamanında ne muharebeler oluyor ? hep siyaseten bu arada burda hep siyaset demek insan yönetme sanatı gibi düşünün olur mu abi? birlikleri toplama sanatı gibi düşünün hz. Ali zamanında başlayan muharebelerin mahiyeti nedir? soru oluyor o muharebelerde ölen öldüren oluyor mu murat abi? oluyor muhariblere ve o harpte ölen ve öldürenlere ne nam veririz? yani orada birileri ölüyor değil mi? yani ölenlere şehit mi diyelim haşa bu adam kafir gitti bak bir müslümana kıydı mı diyelim? bunu konuşacağız abi hazırsın demi? el cevap cemal vakası denilen hangi vaka ? cemal vakası denilen hz. Ali ile hz. Talha ,hz. Zübeyir, hz. aişe sıddık arasında olan muharebe şimdi anladınız mı kimle kimin arasında olduğunu bu muharebelerin? burda kim var? hz.Ali burda kim var Engin? hz.TAlha,hz.aişe ve hz zübeyir Talha zübeyir ve Ali kim biliyor musun abi? aşere-i mübeşere’nin üçü cennetle müjdeli bak hamza abi bilgiye bak yani bu adamlar cennetle nnüjdelenmişler peki Hz. aişe sıddık kim? peygamber efendimizin eşi en çok hadis muhaddislerden biri Cenab-ı Allah’ın cibrille selam gönderdiği bir zat bu tarafta kim var murarebede? hz.Ali burda kimler var abi? hz.Talha, hz.Zübeyir , hz.Aişe bunlar birbiriyle savaşta bulunmuşlar sabri abi bak vakayı iyi düşün ama murat abi az önce konuştuklarımı unutmayacaksın hani dedim ya bizler birbirimize sataşıyoruz bulaşıyoruz bak bundan büyük bir birbiriyle zıt olma örneği var mı? bir tarafta Hz.Ali bir tarafta hz. Talha, hz.zübeyir, hz.Aişe bunlar karşı karşıya geliyor olan muharebe adalet-i mahza ile adalet-i izafiyenin mücadelesidir. şöyle ki şimdi iki tane kelime çalışacağız. çalışacağımız kelimelerin birincis adalet-i mahza mahz demek ta kendisi demek adalet-i mahza diyince abi adaletin tam işte ta kendisi diyceksin Engin abi oldu mu? adalet-i mahza diyince ne diyoruz? adaletin ta kendisi öteki de murat abi adalet-i izafiye izafi biliyorsun görece demek diğeri de belli başlı kuramları temel alarak yeni bir kuram oluşturan adalet çeşidi bu adalet-i izafiyede unutmayacağımız bir kelime var Murat abi hazır mısın? ehvenüş-şer diye bir kelimevar iki tane şer var ortada ve bunun az olanı tercih etmek demek adalet-i izafiyenin kemiği bu mesela düşün ben buraya bir tane arkadaş getirmişim selam abi ilk defa sohbete getirmişim şeyhmuz diye bir psikopat getirmişim düşün adam bu zamana kadar kim yan baksa kafasından girmiş kolunu çıkarmış böbreğini deşmiş dalağını yerine … hep böyle bıçak manyağı etmiş taramış sıvamış sıkmış böbreğini dalağını her tarafını bir tarafa böyle psikopat bir adam getirmişim tam içerde çocuğun bir tanesi şaka yapıcam diye şeyhmuzcum naber bebişim diye makas alıyo bundan hayal et şimdi böyle bir adam normalde ne yapar keser biçer doğrar öyle değil mi? yani kelleyi gövdeden ayırır mı çavuş? ayırır bu adamda içinden vicdana geliyo ve diyor ki ben daha yeni Mehmet’le konuşup tövbe etmiştim bu çocuğa kıymayım ama sinirliyim diyor sinirini çıkarmak için çat diye duvara bir yumruk atıyor şimdi çocuğu mu bıçaklasın? duvara yumruk mu atsın? şerlerden hangisini tercih etti? düşük olanı buna ne deniyor? ehvenüş-şer tekrar soruyorum Kaan abi adalet-i mahza ne demek? ta kendisi peki adalet-i izafiye ne demek? -o da göreceli olan iki tane yanlıştan en iyisini seçmek eyvallah abi şimdi hz. Osman’ın yemenli bir yahudi tarafından şehit edildiğini biliyorsınız el-gafike diye bi tane yahudi tarafından şehit edildikten sonra ibn-i Sebe diye bir münafık var bunu unutmamamız lazım bugün çok terin öğreneceğiz birader hazırsın demi? kimmiş o yahudinin adı? ibn-i sebe ibn-i Sebe yedinin oğlu demek yani yedi babalı anladın mı? bu bir küfür gibi birşey aslında onların dilinde ibn-i Sebe diye bi münafık var diyor ki yahu diyor hz.Osman emevi hz.Ali de haşimilerden demi ebu talibinoğlu peygamber(a.s)amcasıın oğlu değil mi? ya onları ben birbirine düşüreyeim hz.Ali hilafet için hz . Osman’ı öldürttü diyim diyor önce bunu deniyor Resul yemiyo yemedikten sonra ibn-i Meymun diye bir tane adamı hz. Ali’nin yanına gönderiyor ya Ali sen böyle büyüksün şöyle büyüksün senin halife olman lazım sen başımızda olmazsan yapamayız diyor hz.Ali buna da gelmiyor kabul etmiyor bu da yemeyince Medine’de topluyor abi ibn-i Sebe insanları ve kendinize halife seçin diyor insanlar ısrarla kimi halife istiyorlar? hz.Ali’yi ve Hz.Ali orada halife oluyor. var mı buraya kadar sıkıntı? olay nerden başlıyor? hz.Osman’ın şehit edilmesi devamında ne oluyor? Hz.Al halife oluyor bundan sonra ortalık kopuyor Doğan işte Hz Ali efendimiz halife olduktan sonra Hz. TAlha ve hz.Zübeyir Hz.Ali’nin yanına geliyor diyor ki kitabın hükmünü icra et ne demek istiyor biliyor musun Engin abi? Hz.Osman’ın katillerini bul diyor peki Hz.Osmanın katilleri nerde? biliyor musun? başka kabilelere sığınmışlar o kabiledeki insanlar da onları almışlar mı? almışlar peki kabiledeki insanların tamamı düşman mıdır? değildir Hz.Talha ve Zübeyir diyor ki biz o kabilelere gidip Hz.Osman’ı şehit edenleri bulmamız lazım buna Adalet-i izafiye denir işte Hz.Ali de diyor ki bana biraz müsaade edin bir sükuneti toplayalım çünkü bir ayatte beyan ediyor ki birinin hatasıyla başkası mesul olamaz diyor bana biraz müsaade edin ben insanların hangisi suçlu hangisi değil bunları ayırt edeyim ayırt ettikten sonra söz veriyorum kitabın hükmünü icra edicem diyor buna da adalet-i mahza deniyor oldu mu tam oturdu mu? tam oturdu bir daha alıyorum en baştan ilk vaka nerden başlıyor? Hz.Osman şehit ediliyor sonra Hz.Ali halife seçiliyor daha sonra Hz. Talha ve Zübeyir gelip ne diyor? kütübün hükmünü icra et bize Hz.Osman’ın şehit edenlerin tamamını bul diyor peki şehit edenlere o an saldırsa suçsuzlar da gidebilir mi arada? demek ki Hz.Talha ve Hz Zübeyir’in bu arada Hz.Aişe’nin de görüşü bu istediklerine ne deniyor? adalet-i izafiye peki Hz.Ali diyor ki birinin suçuyla başkası mesul olamaz bana müsaade edin bir sükunet gelsin sükunet geldikten sonra söz veriyorum insanların suçlu olanlarını bulacağım buna ne deniyor abi? adalet-i mahza güzel oldu mu buraya kadar Hz.Talha, Hz.Zübeyir, Hz.Aişe dayanamıyorlar bu işe ve bir kuvvet topluyorlar abi topladıkları kuvvetle Basraya kadar gidiyorlar amaçları ne? Hz.Osman’ı şehit edenleri yakalayacaklar ve oraya bir yüklenecekler anlaşılıyor değil mi buraya kadar? peki devletin başında kim var? Hz.Ali efendimiz peki öyle rahat bırakabilir mi devleti? devletin iki tane başı olabilir mi? olamaz Hz.Ali de ordusunu topluyor ve o da Basra’ya gidiyor çünkü iç karışıklık çıkar anladın mı abi? ve bir elçi gönderiyor elçiyle Hz. TAlha,Zübeyir ve Aişe validemiz konuşuyor elçi diyor ki bakın Hz Ali sizden sükunete kadar beklemenizi rica ediyor diyor siz bekledikten sonra size söz veriyor kim suçluysa kim bu işin altındaysa teker teker Hz.Ali hepsini bulacak diye en son ikna ediyor ibn-i Sebe’nin neydi ibn-i Sebe? aklınızın şaşacağı derecede profosyonel bir münafık ibn-i Sebeni işine gelmiyor napıyor biliyor musun? Hz.Alinin çadırına baskın yaptırıyor ve baskında da diyor ki Aişe Talha Zübeyir yaptırdı hem Aişe Talha Zübeyir ‘in çadırına baskın yaptırıyor kim yaptırdı diyor? Ali yaptırdı diyor ve Hz.Ali; hz.Talha, Hz.Zübeyir ve Hz.Aişe validemiz bir cihada tutuşuyor on bin şehit var on bin bak Engin abi tarafları iyi belleyelim kaç şehit var? cemal vakası dediğimiz hadise bu anlıyon demi Şahin? on bin tane şehit var var mı içinizde haşa bu haksızdı bu kötüydü diye bu dördünden birine birşey söylemek isteyen? ben diyemem haşa Hz.Ali’ye ya da Hz.Aişe’ye Hz.Talha’ya Hz.Zübeyir’e bak Allah cennetle müjdeliyor Var mı içinizde bunlara birşey demek isteyen? ben çok duydum ha Engin abi yani onların bir tanesine haşa estağfurullah kafir diye isnat edeni islam toplumuna zarar veriyor diye isnad edeni çok duydum vaka anlaşılıyor mu? cemel vakasında kaç şehit var? ON BİN şehit var el-cevap cemel vakası denilen Hz.Ali ile Hz.Talha ve Hz.Zübeyir ve Aişe sıddıka arasında olan muharebede adalet-i mahza ile adalet-i izafiyenin mücadelesidir. şöyle ki üstad birisine kötü dedi mi haşa? dikkatli dinle bak abi çok dikkatli dinlemekzorundayız bu işi Hz.Ali adalet-i mahzayı esas edip neyi esas ediyo Hz.Ali? adalet-i mahzayı esas edip şeyheyn zamanındaki gibi şeyheyn demek hz. Ömerle Hz.Ebubekir efendilerimiz dönemine şeyheyn dönemi denir eğer hadis için kullanılırsa buhari müslim demek anektod bilgi kalsın şeyheyn zamanındaki gibi kim oluyor Hamza abi şeyheyn? hz.Ömer ve Hz.Ebubekir o esas üzerine gitmek için içtihat etmiştir muarızları ise hz.ali’nin muarızları kimdi? hz.Talha,Hz.Zübeyir ve Aişe sıddık muarızları ise şeyheyn zamanındaki saffet-i islamiye adalet-i mahzaya müsaitti diyor yani Hz.Ömerle Ebubekir döneminde insanlar suçu olduğu zaman ertesi gün geliptiraf ediyor suçunu ki ahirete kalmasın böyle mükemmel bir islamiyet yaşanıyor ve diyor ki onların döneminde bu kadar mükemmel islam yaşanırken diyor Selam abi adalet-i mahza uygulayabilirsiniz sıkıntı yok diyor fakat zamanla islamdaki zayıf bazı kavimler neyde zayıflar abi? islamiyetleri zayıf bazı kavimler islamiyete girdikleri için islamiyete napıyorlar giriyorlar nasıl karakterler giriyor? islamı zayıf dindarlığı zayıf kavimler giriyor adalet-i mahzanın tatbikatı çok müşkil olduğundan ehvenüş-şerr-i ihtiyar denilen adalet-i nisbiye esası üzerine içtihat ettiler. şimdi burada duracağız abi neden hz.Ali adalet-i mahzayı savunmuş anladık mı abi? şeyheyn zamanı gibi diyor peki hz.Talha,Zübeyir,Aişe neden savunmamış anladık mı ? şeyheyn zamanı gibi değil diyor islamı kötü birçok kavim girdi burda uygulayamazsın adalet-i mahzayı diyor ama bu hükümleri kafalarına göre koydular mı yazdı kitapta? hayır içtihat ettiler yazdı şimdi Murat abi iki kelime daha öğreneceğiz dikkatler bende mi? bakın bunlar ahiret için dinliyon demi birader isin neydi? mehmet bak iyi dinle çok önemli kabir için bunlar şimdi içtihat ne demek? içtihat şu demek belli başlı hükümlerden ortaya yeni bir hüküm çıkarmaya içtihat denir peki içtihadı hekes yapabilir mi? kim yapabilir? -alimler hayır müçtehitler alim de değil üst bir mertebe içtihat yapana ne deniyor ? müçtehitler yapabilir mesela bir tane beyin cerrahı profosör Murat abi bir ameliyata girdi elinden geleni yaptı ve adamı kaybetti bir suçu var mı? peki hala maaş almaya devam eder mi? edebilir işte müçtehit makamını böyle düşün peki bizim tantunici şeyhmuz dayı tuttu beyin ameliyatına girdi adamı da kurtardı ceza alır mı? alır çünkü onun ameliyata girme yetkisi yok şimdi beni iyi dinliycen hz.Ali efendimiz müçtehit mi? sahabelerin her biri müçtehit bilginiz olsun bu makamda peki Hz.Talha,Hz.Zübeyir,Aişe sıddık müçtehit mi? müçtehit şimdi beni iyi dinle abi islamda öyle bir rahmet var ki birisi müçtehit makamındaysa ve doğru isabetli bir karar alırsa iki sevap yanlış karar alırsa bir sevap alır noldu? hadi şimdi gel de birine laf söyle Allah sevap veriyor yaa nasıl makam görüyor musun? böyle makam gördün mü? biri müçtehit makamında doğru karar verirse iki sevap peki tutmadı isabet etmedi yanlış karar verdi bir sevap neyden dolayı? makamı müçtehit çünkü demek ki bu iki taraftan haşa kötü yaptı denilebilir mi? mümkünatı yok denilmesinin imkanı yok bakın çok ince bir şey daha söyliycem size peygamber (a.s) yanında sahabeler zamanında bir sesi yükseldi diye ayet indi mi? indi sesinizi yükseltemezsiniz onun yanında diye ayet indi peki uhutta sahabeler bir içtihat yaptı bir karar yaptı peygamber (a.s) da o karara uydu zahiren bir mağlubiyet oldu peki ayet inip uyarı aldılar mı? almadılar demek ki sahabelerin bir fikir beyan etmesi hak katında meşru birşey ya ses yükseldi diye ayet indiren Cenab-ı Allah uhuttakine niye indirmedi çok ilginç mantık demi abi? bi burdan düşünsene demek ki hak katında sahabelerin içtihat etmesi meşru birşey devam ediyorum ben de mi dikkatler bozmayın haa çok önemli mesele cemel vakası münakaşa-i içtihadiye siyasete girdiği için demi bu siyasete giriyor mu? giriyor normalde ilmi içtihatlarda farklılık olsa birbirine git sık denir mi? hayır ama burda devlet yönetimi var anladın mı demi? fitnenin büyümemesi için Hz.Ali’nin müdahale etmesi şart mıydı? şarttı muharebeyi intaç etmiştir madem sırf lillah için sadece ne var burda? iki tarafta da mı? evet sadece Allah rızası için islamiyetin faydası için içtihat edilmiştir ve içtihattan muharebe tevellüt etmiş şimdi bitirmek üzereyim Kenan abi iyi dinle bir muharebe oldu mu? oldu mu Engin abi? adı neydi muharebenin? cemel vakası Murat abi kaç şehit var? elbette hem katil orda öldüren hem maktül ikisi de cennet ehlidir var mı bu iki zümreden birisine laf edebilecek bir babayiğit? bak abi yok tabi ki demi aklı olan biri laf edemez buna şimdi bak Murat abi çok ilginç bir olay var cebri determinizma planında şimdi burada ölen de öldüren de demi yani? şehit olan da karşı tarafta ikisi de cennet ehli mi? peki bu kimin imtihanı? işte bu olayı duyan ve seyredenlerin çenesinin imtihanı bizlerin yani kimlerin imtihanı Sabri abi? onların mı? bizim imtihanımız peki cemaatler arasında bişey olduğu zaman gruplar arasında birşey olduğu zaman o bıdı bıdı konuşanlar işte onların imtihanı çünkü o işlerin başındaki insanların bir alim vasfı varsa onlar farklı görüşte bulunabilirler mi? bulunabilirler anlaşamayabilirler mi? anlaşamayabilirler belki müçtehitlik makamları var ama aşağıda laf taşıyan o bıdı bıdı … yapıp herkese laf söyleyenler işte bu vakalar onların imtihanı olacak cebri determinizma planında kader planında yani o nokta nokta herşey tane tane dizilen o kader planında cenab-ı Allah bazen hiç kavga etmeyecek iki tane adamı birbirine düşürür adamların aklı başına geldiğinde derki Allah Allah ben bu konudan Enginle kavga etmezdim ki Engin de der ki Allah Allah ben Mehmet kardeşe tutup karşı gelmezdim niye böyle oldu? onlar da anlayamaz Allah öyle bir yaratır ki onların hisleri akıllarını örtmüştür ve farkında olmadan birbirlerine girmişlerdir ve Allah ikisini de mesul tutmaz kimi mesul tutar biliyor musun Engin abi burda seyredenleri müslümanca davranacak mı bu Murat? gıybet edecek mi bu Can? bizim yaşadığımız hadise burada seyredenlerin imtihanı olur ve şurayı unutma ŞERRİN İÇİNDEKİ HAYRI GÖRMEK HERKESÇE UYGUN DEĞİLDİR. murat abi Cenab-ı Allah bu imtihanları Emrah kendisi bilmek için yaratmıyor bizi bize bildirmek için yaratıyor bence şu dillerimizi olabildiği kadar sıkı tutalım başkalarının yaşadığı imtihanlar bizim cehennemimize sebep olmasın usta lillahilteala el-fatiha

Birçok İnsanın Dertlerinden Kurtulduğu İşte O Sohbet (İzafiyet-Kuantum)

Sizin köyün kuzuları gibi değil mi Fatih abi? Bu da özel gözlük. İnsanın içini gösteren gözlük 🙂 Abiler cümleten Selamunaleyküm. Hoş gelmişsiniz. İyisiniz inşaAllah. Keyifler iyi? Allah iyilik versin. Hacı Abi hoş geldin. Nasıl Adana’da durum? Güneşe devam mı sıkıyorsunuz? 🙂 Eyvallah. Muhammed saatler olsun baba. Kaymak gibi olmuşsun. Bir Suruçlu’dan ne kadar kaymak olabilir ama? 🙂 Kaymak gibi olmuşsun. Evliliğe şafak kaç? 27 Sayıyorsun ha 🙂 Ulan insan utanır, söylerken utanır ya. Böyle kendi topuğuna sıkar mı insan ya? Mesut hoş gelmişsin. Eczaneyi bırakabildin sonunda. Bu arada eczane ablamın eczanesi sıkıntı çıkarır duyarsa. Evet ne var ne yok? Vay Mustafa hoca nasılsın ya? Geçen İrfan’la kaza yapmışsınız. Arabalar çarpmış birbirine. Tahsilata? O yüzden İrfan’ı gönderdik başka şehire. Nasıl? Sıkıntı yok inşaAllah arabalarda? Ya Baki Entel Baki. Araba yok. Ne yaptın arabayı? Ciddi mi diyorsun? İrfan o kadar vurdu mu ya? Ha sen vurdun. Sonra okuttunuz mu arabayı? Rabbim yardımcın olsun inşaAllah. Sabri Bey nasılsınız? Hamdolsun. Yaramazlık yok, keyifler iyi. Bugün derste bir iki konuda yardım istesem yardımcı olur musun? Tamam eyvallah elinden gelir senin böyle işler. Elektronik, teknoloji konuşacağız. İzafiyet Teorisi, Kuantum falan sizin dükkanda sattığınız şeyler 🙂 Kamera, pil satmıyor musunuz işte benzer şeyler. Şimdi hamdolsun vay Resul ne yaptın oğlum saçına lan? vay vay kaç lira verdin o tıraşa? 20 daha verip kafayı aldırsaydın birader . Yazıktır yav Bir insan evladı bir insan evladına bunu yapabilir mi? Vay gardaşım benim. MaşaAllah Valla Resul şuan Allah için bakıyorum yüzüne ama yolda görsem çok zor. İbrahim Adana’da nasıl durumlar? Keyifler iyi koltuk piyasası, yastık piyasası. Geçen 4 katlı için Bursa İnegöl’e gittik. Oranın salon takımına baktık abi. Abi isim neydi? Veli abi İnegöl’ü duymuş muydun önceden? Koltuk piyasasını falan? Nasıl duydun İnegöl’ü? Köfte mi duydun? Koltuk piyasasında çok zirve Veli abi. inşaAlah dört katlıya geçince, siz daha rahat oturabilesiniz diye salon koltuklarına falan baktık Allah senden de razı olsun Veli abi eksik olmayasın İbrahim öyle bir yer gezdik ki, 250 bin metre kare koltukçu 250 bin metre kare yani dört katlıyı gezen varsa içinizde dört katlının 100 katı oluyor gezdik ya gezmez miyiz? Üstad dememiş mi: “”Men talebe ve cedde, vecede” Daldık, talep ettik elde ederiz dedik. 250 bin metre kare yani kirve, sizin Suruçlular onu denk getirse hipodrom yaparmış oraya. 250 bin merte kare bak şey olacak belki ayıp olmaz inşaAllah insan tuvalet hali sıkışıyor. Sıkıştım böyle baktım, mercekle yani ileride WC yazıyor. Dedim: “Ne gideceğim.” Bursa’ya döndüm orada yaptım. Ahahah Bak hakikaten 250 bin metre kare şaka gibi. Hakikaten ya. Halbuki kabrimiz ona göre ne kadar dar değil mi? Reis efkarlandın. Sohbet bu kadar. El Fati… Ahahah Şimdi hakikaten Hamdolsun Rabbime bazen inşaat nasıl gidiyor? Dört katlı falan diye soruyorlar. Diyorum ki: “Elhamdülillah huzurluyum, mutluyum.” Ama gerçekten çok zor gidiyor. Vayy Resül abi hoş geldin. Çok zor gidiyor. Gerçekten çok zahmetli gidiyor inşaat. Aaa Seyyidi Bey varya sohbeti böldüreceksin bana be kaç yıl oldu vicdansız gelmeyeli! Kaç yıl oldu? 1 yıl oldu mu? Ben futbol oynamayı bilmiyorum diye gelmiyorsun değil mi böyle? Vayy Seyyidi Bey vay… Ya böyle hakikaten çok efkarlı geçiyor. 250 bin merte kare Yani ben evlenirken o kadar bakmamışım. Evlenirken hanıma o kadar bakmamışım yani bırak koltuğu. Ama dört katlı olunca oradan oraya geziyorsun. Oradan oraya gidiyorsun. İnsan günlük gerçekten de dertleniyor. Böyle kabalık olmazsa şöyle bir cümle söyleyeceğim; bence dünyayı, dünya amacıyla yaşayan biraz ahmak oluyor hakikaten. Şu dünyada böyle hepsi geliyor, geçiyor eskiyor, koltuk için bile 250 bin metre karelik yerler yapıyorlar. Hakikaten dünya, dünya için yaşanabilecek bir yer değil. Yani ahiret için bir amaç, bir tarla olarak kullanılırsa ne ala, ne mutlu. Ama öteki cihette, hakikaten dünya, dünyada mutlu olayım diye yaşacak bir yer değil çünkü, mutlu etmiyor. Benim bir öğrenci kardeşim vardı burada içinizde, daha sonra işe girdi para kazanmaya başladı. Dedi ki: “Abi fark ettim ki param oldukça borcum da artıyor.” O bile huzurlu ve mutlu değil. Daha öncesinde “Bir abam var atarım nerede olsa yatarım” derler ya Turgay abi “O cihette geçiniyordum” diyor ” İş hayatına girdim, lüks artmaya başladı, yol masrafım arttı, ayakkabı masrafım arttı.” Hani bunları yapmayın diye anlatmıyorum. Bir arkadaşın derdini anlatıyorum. Dünya hakikaten bu cihetlerde bana özellikle çok boğucu geliyor. Hatta vazife-i imaniye ve hizmet-i Kur’âniye olmazsa, dünya çöplük gibi geliyor. Yani böyle ev bile tat vermiyor hakikaten. Sürekli aklıma ölüm geliyor. Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şerifinde buyuruyor ki: “Ölüm müminin hediyesidir.” Şimdi ölüme böyle öcü öcü gibi bakanlar var ama, Hadiste ‘müminin hediyesi’ diye geçiyor. Başka bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor: “Lezzetleri acılaştıran ölümü sıkça zikrediniz.” Şimdi ölüm deyince Sabri abi, dünya sonsuz gibi gelmiyor. Dünya sonsuz gibi gelmeyince Ali Baba, dertlerde geçici geliyor. Yani düşünsene dünyanın bir sonu var, senin bir sonun var ihtiyarlığının bir sonu var, o zaman dertlerinin de bir sonunun olması lazım. O zaman dertlerin neden baki olsun ki? Diye, insanın kalbi gerçekten çok ciddi biçimde mutmain oluyor. Abi, ben yıllardır ölüme bu cihette iştiyak duyuyorum. Ama hani şehit olmanın ilk kuralı, vatanını, milletini, cepheni savunmak için ayakta kalmaya çalışırsın. Yani insan ölüme iştiyak duyuyor ama bu bizim elimizde değil, terhis tezkeresini Allah(c.c.) ne zaman nasip eder onu bilemiyoruz. Ama bugün derse ki: “Ey Mehmet günahlarını affettim. Açtım perdeyi, gaybı gelir misin?” Valla dönüp babamı tanımam. Hakikaten dünya bana o cihette biraz nalet geliyor. İnsanın da hakikaten günlük hayatını geçirme sebebinin en temel taşı bu dertlerine huzur aramak. Öyle değil mi kardeşim? Huzur ararken çoğu zaman insanlar dertleniyor. Anasına gidiyor, atasına gidiyor, babasına gidiyor, dedesine gidiyor, dayısına gidiyor, halasına gidiyor, amcasına gidiyor, onlar kesmiyor. Bu sefer nereye gidiyor? Bankaya gidiyor, içkiye gidiyor, zinaya gidiyor, kumara gidiyor, iddaaya gidiyor… Eski gayri meşru hayattan arkadaşlar vardı hamdolsun şimdi 5 vakit namazlı arkadaşlar. Geçen gece onların mahallesindeydim bir anlattılar bana dedi ki: ” Sen artık kumar anlatma! Yani kumar diye bir şey kalmadı. İddaa yoluyla tefeciler eline düşen kaç adam olduğunu bilsen, artık bu zamanın kumarı budur diye sadece bunu anlatırsın” dediler. Yani iddaa diye öyle bir bataklık çıkmış, Allah, özellikle genç kardeşlerimizi ondan ve onun vesilesiyle ellerine düştükleri tefeci heriflerden kurtarsın. Şimdi hakikaten dünyada her cihette dert var ve insan bu dertlerine çözüm arıyor. Urfa’dayız hacı abi Urfa’da şimdi adını vermeyim tanırsınız belki Amca dedikleri biri var. “Başın sıkışırsa dara …….(dıdıdıt) amcanı ara” derler Urfalılar bilir burada Muhammed bilirsin değil mi? Hah tamam yine de ismini zikretmeyelim. Şimdi bu amca Urfa’da köklü bir adam. Doğru mu? Böyle varlıklı, köklü, herkese yardım eden, sözü geçen bir amca. Neyse bu amca bir gün İbrahim sen de Urfalıydın değil mi? Neresindendin İbrahim? İsotçu musun? İsotçu mu Tırşikçi mi? İkisi de değil. Bu amcam ismini bildin değil mi? Uçağa biniyor. Şimdi Urfa’nın ağası. Yani ağar bir adam. Başlıyorlar uçakta çiğ köfte yoğurmaya. Haydi baba, haydi baba Şimdi Urfalı adamın gönlü de bol olur. Hani ben köşede yiyim demez ki. THY gibi “bir hamburger ikincisi yok” öyle değil yani. Zorla yedirir, tavana yapıştırır böyle “olmuş mu?” diye Uçağın tavanına 🙂 Neyse yoğuruyor yoğuruyor ” Yav benim babam sen hele yiyesin” diye herkese ikram ediyor. “Yav kurban olayım ye, cigerini yiyim ye!” Oradan da elit bir beyefendi çıkıyor. ” Ya çok teşekkür ederim ama kusura bakmayın benim hemoroidim var” diyor. ” Yav hele bunu ye onu da yerik.” Ahahahah Yani hemoroidi herhalde bir isot çeşidi zannetti. Aynı amca yine uçakta uçağın cam kenarında da bir tane ablamız oturuyor. Bu arada bunlar gerçek vakaymış bütün Urfalılar bilir. bunları bilmek Urfalı olmanın şiarı. Böyle yanında da cam kenarında bir abla oturuyor. Neyse abla demiş: “Amcacım bir müsaade eder misiniz? Geçmem lazım.” Neyse abla iniyor. Uçak havada bu arada. Tuvalete gidiyor. Geri geliyor bir bakıyor bizim amca cam kenarına oturmuş. Kadın diyor ki: “Beyefendi burası benim yerim” Amca : “Vallah ben seni indi sandıydım.” diyor Ahahahahah “Başın sıkışırsa dara bizim amcayı ara” diye de sloganı var. Hakikaten Urfalılar çok muhabbetle anlatıyorlar. Allah razı olsun. Buradaki Urfalı herkes bu anlattığımın hepsini biliyordur diye tahmin ediyorum. Şimdi şaka bir yana tüm dertler bu kadar tatlı olmuyor. Hani uçakta bir lavaboya gitmek kadar basit olmuyor. İnsanın hakikaten mahiyetine yerleşmiş, kurtulmak istediği, çözüm aradığı çok fazla derdi var. Bu dertlerine, insanlar çözüm ararken isterler ki yanlarında her şeyi bilebilen, her şeye vakıf olabilen birileri olsun, fikir danışayım isterler. Doğru mudur kardeşim? Şimdi bir dönem Hz. Ali Efendimiz bir hutbe ihraz etmek için minbere çıkıyor. Hz. Ali’yi bilirsiniz, hadislerde ‘ilmin kapısı’ diye geçer. Yani bilgi cihetiyle, ilim cihetiyle Hz. Ali çok zirve bir şahsiyettir. Hatta ‘Celcelutiye’ diye bir eseri vardır Hz. Ali’nin. Bir kısmı yanılmıyorsam Süryanice bir eser olması lazım. Risale-i Nur’da çok fazla bahsedilir Hz. Ali’nin bu ‘Celcelutiye’ isimli eserinden. Hatta Üstad bir yerde “Risale-ten Nur” Risale-i Nur’un Arapça isim tamlaması ‘Risale-ten Nur’ isminin Celcelutiye’de ilham olunduğu vs. gibi şeylerden bahseder. Şimdi Hz. Ali o dönemde bir iddia da bulunuyor. Yanına gelenlere diyor ki: “Bana her ne sual edebilirseniz edin, ben bunlara cevap verebilirim” diyor Hakikaten de boş çevirdiği yok. Bir gün tam hutbeyi ihraz ederken biri Hz. Ali’ye bir sual soruyor, ve Hz. Ali: “Ben bunun cevabını bilmiyorum” diyor ” Ey Ali (k.v.) madem bunun cevabını bilmiyorsan o mekanda ne işin var!” diyor. “Her şeyi bilen mekandan münezzeh olduğu için benim burada işim var” diyor Ya Allah Kimi kastediyor Veli abi? Allah Azze ve Celle. Nasıl cümle ama? Çok ince. Şimdi bakın abiler, her şey anlatılırken varlıkla anlatılır. Hani Cihat, desem ki: “Mehmet’i anlat” “Siyah saç, ela göz, boyu şu, kilosu bu” Değil mi abi? Şu masayı anlat desem. Ahşap dersin, kütük dersin ama Cenab-ı Allah, bunlardan gayrı bir şekilde yoklukla anlatılır. Allah’ı anlat? Olur, Allah zamandan münezzehtir; ayrıdır, ağrıdır, yoktur yani. Allah mekandan münezzehtir. Allah acizlikten münezzehtir, yani acizlik ona dokunamaz. Doğru mudur? Hatta çok ilginç bir şey söyleyim; Cenab-ı Allah’ın hazinesi de yoktur biliyor musun? Allah’ın hazinesi nerede? Yoktur. Yani Cenab-ı Allah yoktan var eder… Bugün bir inşaat yapmak istesen demir, beton, çimento topladın bunların dizilimi, kuruması için belirli bir zaman beklemen lazım neden Sinan? Çünkü, var olan bir şeyle inşaat yapmaya çalışıyorsun. Ama Cenab-ı Allah’ın hazinesi yok olduğundan, yoktan var edebildiğinden “Kün (ol)” fabrikasından çıkarması kafi geliyor Cenab-ı Allah için. Demek ki bugün asıl konu şu; dertlerimizin çözümü kimde? Bunu konuşacağız. Ama bunu konuşmadan önce, size müsaadeniz varsa biraz Rabbimizi tanıtmak istiyorum. Mülk Suresinde bir ayet geçiyor Mülk Suresi 14. Ayette “Yaradan bilmez mi hiç” diyor. Neyi bilmez mi? İçindekini, dışındakini, kalbindekini, aklındakini, ahiretini, kabrini, dünyanı, evvelini, ahirini… ” Yaradan bilmez mi hiç? O Latiftir, Habirdir” Habir demek; her şeyden haberdar olan demek. Latif ne demek? Bugün ana konumuz tam burası olacak. Size, konuya girmeden önce Risale-i Nur’dan bir paragraf açacağım. Bu arada Veli abi, ilk 3-5 dakika biraz anlaşamayabiliriz. Bana 3-5 dakika müsaade edin okurken, konuşurken. Ondan sonra çok basit bir şekilde anlaşacağız. Bediüzzaman Said Nursî şöyle bir cümle söylüyor: ” İ’lem eyyühe’l-aziz” İ’lem ne demek? İlim kökünden düşünün bilmek demek değil mi abi? eyyühe’l-aziz; ey aziz kardeşim. Bir mümine aziz vasfı çok kullanılır. Aziz; galebe edilemeyen demek. Yani bugün müminin en fazla canını alabilirsin. Müminin canını alsan, yine şehit oldu yine galebe edemedin. Doğru mu abi? Galip gelemezsin. Bu yüzden: “Dinle, bil ey aziz kardeşim” diyor. “İ’lem eyyühe’l-aziz” “Maddi olan bir şey…” Biz maddi şeylere bugün ‘kesif’ diyeceğiz. Daha önce duymuş muydunuz? “Maddi olan bir şey (kesif) ,kesafeti ne kadar fazla olursa (yani ne kadar katı olursa) o nisbette ince ve gizli şeyleri göremez” Ben şu an ruhunu görebilir miyim Koyuncu? Göremem neden? Madiliğim çok. Doğru mu? “… ve onları idraktan kasırdır (yoksundur, noksandır) Fakat nur ve nurani şeyler, ne kadar nuraniyette terakki ederse( incelirse, latifleşirse, hassaslaşırsa) o nisbette ince ve gizli şeylere nüfuzu tam ve keskin olur. Ve keza ne kadar latif (şeffaflaşırsa, incelirse) olursa, o derecede maddiyatın içlerini keşfeder.” Diye, Bediüzzaman Said Nursî’nin bir cümlesi var. Şimdi burada Latif yani letafet, Kesif yani kesafet diye iki kelime var. Ne demek bunlar? Şimdi Mesut Baba burada bir tane uzaktan kumandalı araba olsa, ben elimi böyle yaparak uzaktan kumandalı arabayı yönlendiremem doğru mu? Çünkü, benim elim kesif yani kesif deyince tesiri yok diyeceksin. Latif deyince de tesiri var diyeceksin. Tamam mı? kesif nedir? Tesiri yok. Latif nedir? Tesiri var. Bir daha tekrarlayalım. Kesif nedir Apo? Tesiri yok. Latif nedir? Tesiri var. Şimdi benim elim kesif olduğu için uzaktan kumandalı arabayı hareket ettiremem. Ama ben onun kumandasını alırsam kumandasının gönderdiği dalgalar latif olduğu için uzaktan kumandalı arabayı ne yapabilir? Hareket ettirebilir. Şimdi bakın Hacı Abiler. Şu Dinozor sizce latif mi kesif mi? Kesif. Neden kesif? Çünkü bunun bir tesiri yok. Şimdi benim elimde şöyle kibrit olsa Fatih abi bu Dinozor ile kibrit 1 trilyon yıl bakışsalar bu Dinozor bunun ateşini yakabilir mi? Yakamaz. Neden yakamaz? Beraber işleyelim hadi! Kesif çünkü. Kesifte tesir yok. Bunun ateşini yakmak için ne lazım ? Latif bir şey lazım. Çünkü latifin etkisi uzaklara ulaşır ve tesir vardır. Şimdi bir deneyelim. Bu elimdeki lazer latif midir abi? Latiftir. Şimdi bu latif lazeri tuttuğumda bunun ateşini yakabildi. Demek ki bir şey latif ise, bunun daha uzaklara tesiri oluyor mu? Oluyor. Ama bir şey kesif ise, tesiri olmuyor. Şimdi, Sabri abi be seni bir alıyım deneyim mi abi? Gelsene şöyle. Şu ateş deneyini birde seninle yapalım. Sabri abi gel şuraya. Bu tabure Sabri abiyi kaldırır mı ya? Sabri abi gel hele. Göbeğinide şu aşağıdan koyduk mu. Şimdi bak Sabri abi, senden bir ricam var abi. Şöyle sana 3 tane kibrit veriyim. Tamam mı abi. Şu 3 tane kibriti konuşarak yakar mısın? Sabri abi ver mikrofonu ben tutarım. -Yan. Ahahah -Yanmıyor abi. Yanmıyor. Başka bir şeyler dene. Bakışmayı dene. Ahahah Hakaret deneyebilirsin. Göbeği dener misin? O da yemedi. Elini dene abi, elimle yakabilir miyim diye. O da olmadı. Sabri abi neden yakamadın bir daha söyle. Çünkü sen kesifsin. Ya o başka konu kurban olduğum 🙂 “Ben olmamışım” diyor. Ahahah Şimdi Sabri abi sen nesin abi? -Kesif. Kesifin tesiri var mıydı Resul? Kesifte tesir yok. Bu yüzden yakamadın. Peki şu lazerle yakmanı rica edebilir miyim? Şu arkadan yanıyor reis. Birine tutma yakar. Şimdi Eyvallah -Gördünüz mükemmel. Ahahah Anlatmaya gerek yok 🙂 O zaman şunu diyebilir miyiz Sabri abi, lazeri bir tut abi Şimdi abi bu lazer latif, sen kesif miydin? Kesifsin. Bu lazer ney? Latif. Bu ışık ney? Bu da latif. Bunun da dalga boyu tesiri var mı? Var çünkü latif. Doğru mu? Peki bu elektrik ney abi? Bu elektrik ney? Ahahah Bu elektrik ney? Latif mi oluyor abi? Bu da latif neden? Çünkü Tesiri var. O zaman şöyle anladık -Fatih hocama tutsam? Yanar. İçinden geçer sizin dükkana gider. Yanar. Sıkıntı çıkar. Tehlikeli şeylerle oynuyorsun. Eyvallah. Seninle oynuyorum yani. Senden tehlikelisi mezarda Sabri abi. Eyvallah var mı arkadaşlara söylemek istediğin bir ilahi falan? Yoksa in de dersi yapalım 🙂 -Abi fazla takılma çok tehlikeli. Sabri abi Allah razı olsun. Eksik olmayasın. Onu da sizden almıştık bozuk çıktı 🙂 Şimdi latif ve kesif arasında bir sıkıntı yok değil mi? Kesif neydi? Katı bir şey ve tesiri yoktu. Latif neydi? Daha şeffaf bir şeydi ve tesiri vardı. Yakmam, saçları yakmam. Şimdi bak hacı abi; buraya kadar sıkıntı yok. Size latif ile kesifi ayırabilecek bir şey söyleyeyim. Bu aynaya kesif bir şeyi tuttuğunuzda, mesela bu aynaya bir tane alim tutalım. Koyuncu sen gözüküyorsun ha sanki 🙂 Bir alim tutarsak aynadaki de alim midir? Değildir, cahildir. Yani bu aynayı alime tutup sonra yanına götürüp aynada bir şeyler yapabilir misin? Bana bir fıkıh dersi ver diyemezsin. Peki bu aynaya şöyle bir parfüm olsa, parfümü aynanın karşısına koysak, normalde parfümü elinize aldığınızda güzel bir koku verir. Aynada parfümün timsali var doğru mu? Peki aynayı kokladığınızda kokar mı? Kokmaz. Çünkü parfüm nedir? Kesiftir. Doğru mu? Oturuyor değil mi böyle? Şimdi ben şu aynaya 100 bin doların resmini tutsam aynada da 100 bin dolar görünür mü? Görünür. Peki bu ayna 100 bin dolar değerinde olur mu? Olamaz. Neden? Çünkü para kesiftir. Kesifi anladık mı Caner? Kesifte bizim ayırıcımız ne olacak? Ayna olacak. Aynanın içinde görüntüsü var ama hiçbir işe yaramıyorsa kesiftir. Tesiri yoktur. Şimdi Hacı Abiler bakın; bu aynaya Güneş ışığını tuttuğunuzu düşünün bakın lazeri tuttum ve lazer şuan duvarda geziyor. Bunun bir Güneş ışığı olduğunu düşünürsek; ben bunu bu aynaya tutarsam Güneş’ten ısı verir değil mi? Peki bu aynayı tuttuğum yer ısınır mı? Evet ısınır değil mi? Hatta böyle çocukken deney yapardık değil mi? Güneşten tutar, kibriti öyle yakardık. Neden ısınıyor? Çünkü Güneş’in ısı verme şuaı nedir? Latiftir. Latif olduğu için aynadan tesiri var mıdır? Vardır. Hatta dikkat edin, bu elektrikli ısıtıcıların arka kısmını aynadan yaparlar, ısınınca aynayla odaya yansıyabilsin diye. Doğru mudur? Peki bir Güneş olarak bu aynaya bu sefer de ışık versek ben bu aynayı tuttuğumda bu ışığı sağa sola yansıtabilir miyim? Yansıtabilirim. Hatta kamera sistemlerinin bir çoğu böyle çalışıyor öyle değil mi? İçlerinde ayna var, görüntüyü birbirlerine timsal olarak aksettiriyorlar. Demek ki Güneş’teki ışık dediğimiz olay nedir? Latiftir. Latif ile kesif bir cihette oturdu mu? Sıkıntı var mı burada? Sıkıntı yok. Şimdi abiler biraz daha derinleşeceğim. Bana 5-10 dakika müsaade edin. Birazdan ‘Bu anlattıkların ne işimize yarayacak Mehmet?’ Sorusunun cevabını vereceğiz. Tamam mı baba? Bana biraz müsaade edin. Şimdi ‘Big Bang’ denilen bir olay var duymuşsunuzdur. Takriben 14 milyar yıl önce doğru mudur? 14 milyar yıl önce ‘Big Bang’ denilen yani ‘Büyük Patlama’ denilen olay oluyor. Bu ‘Büyük Patlama’ olayında, ortamda sıfır hacim ve sonsuz yoğunluk var. Bu ne demek biliyor musun Hacı Abi? Yani muazzam bir enerji var ortada ama bu enerjinin bir hacmi ve kütlesi var mı? Yok. Şimdi ben size su desem; su kesiftir doğru mu? Yarım kilo ver deseniz verebilirim. Doğru mu abi? Doğru. Şimdi az önceki elektrik elektrik bir enerji midir? Enerjidir. Bana deseniz: “Abi oradan 1 poşet elektrik ver.” Verebilir miyim? Bir hacmi, kütlesi var mı elektriğin? Yok. Neden? Çünkü elektrik latif bir enerjidir. Şimdi herkes dikkati iyi versin Mücahit. Kainatın ilk oluşumunda madde diye bir şey yok ortada abi. Tamamı enerji Fatih abi Tamamı enerji. Şimdi kainatta birden sıcaklık düşüyor ve bu enerji gitgide yoğuşmaya başlıyor. Hani köyde böyle su buharı olur hava birden soğur, katılaşır değil mi abi? Çiy olur hani böyle arabaların üzerlerinde görürüz. Aynı o şekilde sıcaklık düştükçe abi yoğuşmaya başlıyor. ‘Kuark’ dediğimiz parçacıkları oluşturuyor abi. Aradan 380 bin yıl geçiyor İbrahim. İşte bu kuarklar birleşiyor elektronlarla beraber atomu oluşturuyorlar. Genellikle hidrojen atomunu oluşturuyorlar ve atom dediğimiz, elektron dediğimiz vakalar ortaya çıkıyor. Buraya kadar sıkıntı var mı? Bazı enerji madde haline gelemiyor, hala Uzay’da. Buna da ‘Kozmik Geri Plan Radyasyonu’ diyorlar. Yani hala, elektrik gibi düşün poşete koyamıyorum yarım kilo veremiyorum. Bir hacim kaplamıyor, bir kütlesi yok. Ama hala enerji olarak bir vasfı var. Doğru değil mi? Mesela elektrik bazen bir kisveye giriyor abi, klimadan soğukluk veriyor bize. Doğru mu? Ama soğukluk elektriğin kendisi değildir. Bazen elektrik bir kisveye giriyor abi, bize sıcaklık veriyor ama sıcaklık elektrik demek değildir. Bazen bir kisveye giriyor bize aydınlık veriyor, ama aydınlık elektrik demek değildir. Yani ben taşla burdan bütün lambaları kırsam lambaya zarar veririm değil mi? Evet Elektriğe zarar verebilir miyim? Hayır. Allah’a da öyle zarar veremeyecekler işte. Çünkü kainatta gördüğümüz her şey Allah’ın bir aksi, timsali, esmasının bir tecellisi ama asla kendi değil… Konu nerelere gidiyor görüyor musunuz? Dikkat burada mı? Şimdi Hacı Abiler; yavaş yavaş konuya girmem lazım. Einstein diye bir abimiz var duydunuz mu? Bu arada tekrarlamak istiyorum. Kesif ne demek? -Katı, tesiri yok. Latif ne demek? -Şeffaf, tesiri var. Şu Dinozor’a ne demiştik? Kesif demiştik. Şu lazere ne demiştik? Latif, istediğimiz yere gönderebiliyoruz. Şimdi Einstein diye bir abimiz var. İzafiyet Teorisi’nde muazzam bir formül buluyor. Formülü: E=mc² Gözüküyor değil mi oradan? Şimdi bu ‘E’ dediği şey; enerji hani az önce elektriği söyledim ya, poşete koyamadım. Kütlesi yok, hacmi yok ama enerjisi var. ‘E’ dediğimiz şey aynı öyle bir enerji. ‘m’ dediğimiz bir kütle mesela; “Mehmet kaç kilo?” -75 kilo “Masa kaç kilo?” -Şu kadar kilo. Gibi bir kütlesi hacmi var. ‘c’ dediğimiz, ışık hızı. Yani formül şunu söylüyor abi, ışık hızı da 300.000 Km/Sn Şimdi ışık hızı sabit bir şeydir ve Einstein bu denkleme göre diyor ki: “Madem ışık hızı sabittir. Eğer bir şey ışık hızını geçebilirse enerji kütleye, kütle de enerjiye dönüşebilir” diyor yani böyle varsayımsal anlatıyorum. Yanlışlarım varsa kusuruma bakmayın. Mehmet, madde değil mi Kesif? Doğru mu abi? Mehmet ışık hızını geçerse enerjiye dönüşebilir ve bu duvarın arkasından geçebilir. Oturuyor mu biraz daha? Başta Mehmet’in kütlesi var, kesif halde doğru mu? Işık hızını geçince hangi hale döndüm; enerjiye yani latif hale. Latif hale dönünce de zaman ve mekan artık bana tesir edemez oldu. Şimdi biraz devam edeceğim. Bu Einstein’ın teorisinden anladık ki madde ve enerji birbirine dönüşebiliyor. Var mı buraya kadar sıkıntı? Şimdi Hacı Abiler, Kuantumda ‘Çift Yarık Deneyi’ diye bir şey yapıyorlar. Fatih abi konunun bağlandığı yere birazdan hayret edeceksin. Biraz sıkıyorum farkındayım, ama bana biraz tahammül edin, bakın çok güzel islami şeyler öğreneceğiz, inanın. Kuantumda ‘Çift Yarık Deneyi’ diye bir şey var. Genellikle atom üstü ve atom altı partiküllere izafiyet uyguluyorlar bunları da kuantum mekaniği ile ölçüyorlar. Şimdi kuantum mekaniğinin, ben size hikayesini anlatıyım. Öncelikle parçacık dediğim şey kesif şeylerdir. Tamam mı Ömer? Dalga dediğim şeylerde latif şeylerdir. Şimdi ben buradan, isim neydi kardeşim? Şeref buradan sana bunu atsam sadece sana gelir doğru mu? Çünkü bu parçacık, kesif. Değil mi kardeşim? Peki ışığı tutsam herkese gelir mi? Dalga olur çünkü bu latiftir. Anlaşılmayan bir şey var mı abi? Parçacıkta tek yere gider, latif olan dalgada da her yeri kapsar. Şimdi abi bu çift yarık deneyinde muazzam bir şey yapıyorlar. Şuraya bir duvar koyuyorlar. Herkes görebiliyor mu? Oradan görünüyor mu? Şimdi abiler buraya bir duvar koyuyorlar. Bu koydukları duvara önce bir tane yarık açıyorlar abi. Bak olayın ilginçliğine bak! Şuraya da yine duvar koyuyorlar, buraya bir tane yarık açıyorlar. Şimdi Fatih abi, şuradan 1 tane tabanca sıkıyorlar. Burada 1 tane yarık varsa karşıda 1 tane iz oluşur. Çünkü orada 1 delik var oradan sıkıyorsun, sıktığın yerin direk karşısına gider. Doğru mu? Tekrar söylüyorum. Kuantum mekaniğinde, çift yarık denen olayı anlatıyorum. Önce duvara bir yarık açıyorlar, karşıdan silahla sıkıyorlar, karşıda 1 yerde iz oluyor. Sıkıntı var mı buraya kadar? Daha sonra: “Abim benim ben sana iki yarık açıyım” diyorlar Yine tabancayla, hem bu yarıktan hem de bu yarıktan sıkıyorlar. Bu sefer karşıda iki tane bant oluşuyor. Normal değil mi bu da? Çünkü iki tane yarığımız var iki tane bant oluşur. Buraya kadar sıkıntı yok. Aynı deneyi bu sefer suyla yapıyorlar. Diyorlar ki: “İki yarık açıyım, suyu buradan veriyim.” Şimdi suyu verince su burada dalga dalga tepe noktasıyla çukur yerleri birbiriyle kesişir. Sadece iki yere gitmiyor, bir çok iz buluyorlar duvarda. Demek ki su hangi özelliği gösterdi? -Dalga Silah hangi özelliği gösterdi? -Parçacık. Bir daha soruyum: Silah hangi özelliği gösterdi? -Parçacık. Su hangi özelliği gösterdi? -Dalga. Şöyle düşünün Şeref, ben buradan el fenerinin tutsaydım eğer, yine duvarda iki yerde nokta göremezdin, böyle yayılmış görürdün. Çünkü dalga özelliği gösteriyor. Veli abi buraya kadar sorun yok değil mi? Şimdi abiler, adamlar “Ben aynı deneyi elektron tabancasıyla yapıyım” diyor. Eletron tabancası bulamadık bu fotoğrafı koyduk. Adamlar aynı deneyi elektron tabancasıyla yapıyor Veli abi bak birazdan olaylar kopacak. Bir tane yarık açıyorlar. Elektron tabancasıyla buraya 1 adet elektron gönderiyorlar. Karşıya gidiyor. Bir daha gönderiyorlar. Karşıya gidiyor. Bir daha gönderiyorlar. Karşıya gidiyor. Yani silahla sıkılanın aynı versiyonunu alıyorlar. Burada parçacık özelliği gösteriyor. Diyorlar ki: “Demek ki elektron parçacıktır.” Küçükken fizik dersinde böyle dönen bir şey görürdük değil mi? O dönen şeyi elinle tuttuğunu hayal et parçacık o değil mi? Dönüyor çünkü. Sonra aynı olayı çift yarıkla yapıyorlar. Bir elektron sıkıyorlar. Bir elektron burada aynı anda ayrılıp iki delikten birden geçiyor. Dalga özelliği göstermeye başlıyor. Az önce elektron kesifken, şimdi latif bir özellik gösteriyor. Bir elektronu atıyorlar, burada ayrışıyor iki delikten geçiyor, dalga oluşturuyor ve tekrar birleşiyor. Adamlar iki tane çizgi beklerken ikiden fazla bir dizi bant buluyorlar. Sıkıntı yok anlaşılıyor değil mi? Yani Yahya, birinci örnekte elektron parçacık özelliği gösterdi bildiğin kurşun gibi. Ama ikinci örnekte Şeref, elektronu bir tane atıyor, bir olan elektron burada aynı anda iki yerden geçiyor. Cümleye çok dikkat et! Aynı anda iki yerden geçerek dalga özelliği gösteriyor, latif bir hale giriyor! Diyorlar ki: “Lan bu elektron parçacık değil miydi? Normalde iki tane iz bırakması gerekirdi!” “Biz bu elektron tabancasının yanına bir ölçme cihazı koyalım, bu elektron neden böyle dalga özelliği gösterdi” diyorlar Ölçme cihazı konulduğunda sanki elektron bunu anlamış gibi iki yarık özelliği gösteriyor, tekrar parçacık halini alıyor. Bak çok ilginç bir şey anlatıyorum. Çok ilginç neden böyle olduğunu bulamamışlar ama bulamadıkları şeye İslamiyet bakın nasıl yaklaşacak şimdi! Şimdi baştan söyleyeyim Einstein diyordu ki: E=mc² Yani bir şey hem parçacığa dönüşebilir hem de enerjiye dönüşüp latif olabilir. Yani hem kesif olabilir, hem latif olabilir diyordu. Bu adamlar elektron tabancasıyla bunu denediler. Bir yarık açtılar baktılar ki bu kesif halde, “Haa bu elektron bizim gördüğümüz gibi demek ki dönen bir şey” dediler İki yarık açtılar dediler ki: “Bu parçacık değil dalga gibi hareket ediyor. O zaman bu elektron latif oldu” dediler Bak Şeref cümleye dikkat et! Bir tane elektron sıkıyorlar aynı anda ikisinden geçiyor! Bak cümleyi iyi anla! Bak çok ilginç! Ondan sonra ölçme cihazı koyuyorlar ölçme cihazı koyunca sanki elektron bunu anlamış gibi tekrar parçacık özelliği gösteriyor, iki tane delikten geçiyor. Şimdi buraya kadar sıkıntı var mı? Şimdi biz bu deneyde anladık ki; atom altı dünyasına inildikçe, kesif bir şey latif bir özellik gösterebiliyor mu? Gösterebiliyor. Şimdi bakın Hacı Abiler; insan bedeni nedir? Kesiftir. Allah razı olsun. Ruhum nedir Şeref? Latiftir. Mesela rüyadasın abi, bir bakıyorsun, normalde yatakta olman lazım ama ruhun misal alemine gitmiş. Büyümüşsün, küçülmüşsün. Yani ruh için zaman ve mekan var mı? Hayır yok. Bir örnek vereceğim, örneğim abes kaçarsa özür diliyorum. Rüya o kadar kuvvetli bir şeydir ki ergenlikteki bir kardeşin hormonu bile rüyada devreye girebilir. Bilmem anlatabildim mi? Örneğim için kusura bakmayın ama örnek olsun diye; hani “Rüya işte Mehmet” demeyin. Rüya ne kadar tesirliyse bir adamın uykudayken hormonunu bile devreye geçirebiliyor. Şimdi ben eğer Mehmet olarak, kul olarak, Allah’ın abdi olarak kesif olan bedenimi beslersem, semiz hale getirirsem imanla beslenmesi gereken ruhumu gıdasız, cılız bırakırsam Şeref, ben bildiğin maddeci bir adam olurum. Parayla, makamla, insanları aldatmakla huzur bulurum. Ruhum beden hapishanesinde mahkum gibi kalır. Ama eğer bedenimi cılız bırakıp ruhumu daha çok beslersem Bahtiyar, benim ruhum artık bedenime hükmeder, ve kesif olan bir Mehmet gitgide latif, letafetli bir özellik gösterir aynı az önce elektron tabancasındaki örnek gibi. Sual: Bursa Ulu Cami’de Somuncu Baba 3 kapıdan aynı anda nasıl çıktı? El-Cevap: Letafet ile çıktı… Nasıl oldu? Eyvallah. Az önce elektron kesifti, iki yarıktan tek bir elektron aynı anda geçip letafete erdi mi? Erdi. Şimdi İslam’da biz Velilerimizin, Evliyaullah’ın, bu tür halleri olduğuna iman ediyor muyuz? Ediyoruz. Cenab-ı Allah bunun nasıl olduğunu da yine fizik aleminde bırakmış, Somuncu Baba gibi zatlar, ruhunu bedeninden daha çok beslediğinden dolayı kesif olan bedenleri gitgide latif bir hale vardığından artık fizik kanunları o insanda geçmiyor. Zaman geçmiyor, mekan geçmiyor, yer çekimi geçmiyor kısıtlamalar geçmiyor ve Bursa Ulu Cami’nde Somuncu Baba fark edildiğinde aynı anda 3 kapıdan birden çıkıyor. Benim bu anlattığımı az önce kuantum da anlattı çift yarık deneyinde. Biz böyle söyleyince yobaz oluyoruz, kuantum söyleyince bilim oluyor. Burası üzücü işte! Anladın mı olayı? Sizden rica ediyorum makalelere, videolara bakın hani ben bu işin erbabı değilim eksiğim, kusurum varsa kusura bakmayın ama anlatmaya çalışıyoruz. Cibril (a.s), Efendimiz (s.a.v.) ile görüşürken abi Dıhye diye çok yakışıklı bir sahabenin kılığına giriyor. Duymuş muydunuz hiç? Dıhye diye bir sahabenin kılığına giriyor. Olaya bak şimdi; Cibril (a.s) normalde nuraniyet vasfına haiz doğru mu? Yani latifliği çok üst seviyede düşünün. Yani Estağfirullah bila teşbih, yanlış olabilirse kusura bakmayın benzetmelerim bir enerji gibi düşün. Ama Dünya’ya vazife için inmesi gerekirken, kesifleşmesi lazım bu gidişle Cibril (a.s) parçacık haline dönüşerek bu sefer Dıhye (r.a) kılığına giriyor. Yani latifken, kesif olup hem sahabelerin içinde bulunuyor, hem de Efendimiz(s.a.v)’e vahiy getiriyor. Nasıl olduğunu anladın mı? Çift yarık deneyinde elektron tabancasındaki olay, insanları şok etmezken, bizim İslam’ın içindeki olay genellikle algılara biraz uçucu geliyor. Neden? Çünkü İslam ile bilimi bağdaştırmıyoruz. Bir tanesi yani Kur’an’ı Kerim Cenab-ı Allah’ın Kelam sıfatından doğmuş bir kitap, şu Kainat Kitabına baktığında tekvini emirler mecmuasına baktığında Allah’ın başka isimlerinin tecellisi olan bir kitap görüyorsun. Demek ki iki kitabı birbiriyle birleştirdiğimizde muazzam bir idrak çıkıyor Şeref ortaya… Sıkıntı var mı burada? İsra Suresinin birinci ayetinde diyor ki: “Hz. Muhammed (s.a.v.) bir gecede Mekke’deki Mescid-i Harâm’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah’ın şanı yücedir.” Ne kadar zamanda Ali? Bir gecede. Şimdi insan bu nasıl oluyor diyor? Şimdi Mescid-i Haram yani Hicaz bölgesi, Mescid-i Aksa Kudüs bölgesi. Mesafesi ne kadar abi? Bir gecede nasıl oradan oraya çıkabiliyor? İşte bu şekilde… Kesif bir haldeyken Efendimiz (s.a.v.)’in ruhu o kadar ulvi, o kadar yüce ki birden Allah’ın izni ve inayetiyle istediği bir şekilde bu cihette latif bir hal alabiliyor. Var mı buraya kadar sıkıntı? Devam ediyorum Veli abi hazır mıyız? Şimdi okuduğum bazı makalelerde Ömer, ‘Karanlık Madde’ diye bir şeyden bahsediyor. Yani buna karanlık demelerinin sebebi göremediklerinden yoksa kötü bir şey olduğundan dolayı değil! Mesela şuan kainat gitgide büyüyor mu küçülüyor mu? Büyüyor değil mi? Peki Şeref, bir şey büyüyorsa enerji girişi olmak zorunda mı? Zorunda. Kainata bakıp diyorlar ki: “Bu enerji girişi nasıl oluyor?” “Demek ki karanlık madde diye bir şey var bu kainata sürekli enerji girişi yapıyor” diyorlar Bu söylediklerimi bir kabul olarak algılamayın, bir birikimi aktarmaya çalışıyorum. “Karanlık madde diye bir şey var” diyorlar Mesela; kainatta biliyorsunuz Galaksilerin yıldızların birbirleriyle bir çekim kuvveti vardır değil mi? Hani bahsederler; m1 x m2/d² kütlelerin çarpımı bölü uzaklığın karesi diye. Değil mi? Şimdi kainatta hesap yapıyorlar bakıyorlar ki bu çekim kuvveti için yeterli değil! Bunların; yıldızların, galaksilerin dengesini sağlayacak bir enerjinin daha olması lazım diyorlar. Bu enerjiye de kara enerji diyorlar. Buraya kadar sıkıntı var mı? Yani kara; kötü manasında değil henüz görünmeyen bir enerji manasındadır. Şimdi Hicr Suresinde bir ayet geçiyor: “Cinleri de, dumansız ateşten yarattık.” Hicr/27 Dumansız ateş demek, görünmeyen bir ateş demek. Az önce bahsettiğimiz ‘karanlık enerji’ görünüyor muydu? Görünmüyordu… Bir varsayıma göre deniliyor ki: “İşte bu cinlerin yaratıldığı dumansız ateş var ya, bu o karanlık enerjidir.” Yani karanlık enerji demek, letafeti çok yüksek bir enerji çeşidi demek. Az önce anlattık değil mi letafeti? Onun çok yüksek bir enerji çeşidi demek. Bu varsayım şöyle devam ediyor. Tekrar söylüyorum Seyyidi abi, bu söylediklerim kabul değil varsayımdır! Hani insan masada dostuyla hasbihal eder ya öyle alın yani. Bu direk doğrudur gibi almayın. “Cinleri de, dumansız ateşten yarattık.” Derken bu dumansız ateşi o karanlık madde, karanlık enerji olarak addediyorlar. İşte; cinler eğer dumansız ateşten yaratılmışsa ve bu dumansız ateş bu karanlık madde ise bilim ilerledikçe bu karanlık madde manipüle edilirse hüküm altına alınırsa, demek ki bir insan cinleri de artık yönetebilir demek! Cinleri de artık yönetebilir demek! Ben bazen duydum, hiç şahit olmadım ama belki sizde duymuşsunuzdur. Derler ki abi: “Bazı istihbarat servisleri cinleri elinde tutup onları yönetip bu şekilde istihbarat sağlayabiliyor.” Diye bir cümle söylerler. Bak tekrar söylüyorum bunlar kabul değil yani doğru demek değil. Siz nasıl duyduğunuzu anlatıyorsanız, ben de bu cihette duyduğumu anlatıyorum. Peki soralım: “Bu zamana kadar cinler hiç yönetilebilmiş mi?” Soralım mı abi? Cinleri bırak Şeytan bile yönetilebilmiş. Bak şimdi; Neml Suresinde hani Belkıs’ tahtı olayını bilir misiniz abi? Belkıs’ın tahtı birden bir yere götürülüyor. Şöle geçer ayet-i kerimede: “Cinlerden bir ifrit, sen yerinden kalkmadan ben onu sana getiririm.” Neml/39 Onu derken? Tahtı. “Cinlerden bir ifrit: ‘Sen yerinden kalkmadan önce sana onu getiririm, buna karşı güvenilir bir güce sahibim’ dedi.” Neml/39 Demek ki cini kontrol edebilmişler mi Şeref? Peki Şeytan’ı kontrol edebilirler mi? Edebilirler, bak şimdi; Süleyman (a.s.)’ın cinleri ve şeytanları kontrol edebildiğini biliyorsunuzdur. Enbiya suresinde bir ayet geçiyor. Ayette diyor ki: “Denize dalarak, onun için cevherler çıkaran ve başka işlerde gören şeytanları yine onun emrine verdik.” Enbiya/82 (*”Onun için..” yani Süleyman a.s. için.) Kimin emrine? Süleyman (a.s)’ın. Demek ki az önceki tezimizde; desek ki: “Cinler ve İfrit dumansız ateşten yaratıldı, bu dumansız ateş dediğimiz karanlık enerjidir, demek ki Cenab-ı Allah bazı kullarına bu İfritleri yönetebilme yeteneği vermiş. Demek ki bu karanlık enerji denilen şey manipüle edilse, hüküm altına alınsa bir insanda cinleri yönetebilir.” Diye bir varsayım var. Yani bu doğru mu? Gördün mü? Öyle bir şey yok. Sadece bir varsayım bu. Yani %100 doğru olarak kabul etmeyin olur mu gardaşım? Bunlar varsayım ama, baktığınızda silsile silsile mantıklı gidiyor. Şimdi ben size Mülk suresindeki ayeti tekrar hatırlatarak, yavaş yavaş dersi bitiriyorum. Ayette diyordu ki: “Yaradan bilmez olur mu?” Neyi? İçindeki her şeyi. Neden? Çünkü Yaradan’ın esması kesif mi latif mi Veli abi? Latif. Eğer latifse Güneş’in ışığı gibi her yeri ihata eder mi? Kalbimi? Böğrümü? Yanımı? Ciğerimi? İşte Cenab-ı Allah her yeri ihata edebildiğinden dolayı şah damarımdan daha yakındır. “Biz ona şah damarından daha yakınız.” Kaf Suresi/16 Çünkü esması latiftir… Sana şah damarından yakın olan latif Allah dururken, kesif olan haram sevdalarda, haram yollarda medet ve umut arıyorsan da artık sana yazıklar olsun denir başka bir şey denmez… Şimdi bu ayeti tekrar okuyacağım: “Yaradan bilmez olur mu? O latiftir, habirdir.” Mülk/14 Habirdir, yani her şeyden haberdardır. “Latiftir”i herhalde anladık değil mi? Şimdi şöyle bir varsayım yapalım; Hacı Abi ben ismini unuttum ya? -Abdullah Şimdi Abdullah, evli misin? Çocuk var mı? -İki tane eyvallah Allah bağışlasın. Abdullah, o çocuğu kucağına alınca huzur buluyor musun? Buluyorsun. Abdullah, huzur latif bir şey midir kesif bir şey midir? Latif. Çocuğun latif mi kesif mi? Kesif. Kesif bir şey latif bir şey veremez. Demek ki sana o huzuru çocuğun veremez. Latif olan bir yaratıcı olmak zorunda! Yani Allah veriyor o huzuru kardeşim… Nasıl ağacın dallarıyla portakal veriyor, yoksa portakalın tadı o kuru dalda yoktur, senin çocuğunu da sebep kılarak kalbinde huzuru bizzat yaratan Allah’tır… O zaman huzurun kaynağı çocuğun mu Allah mı? Allah Abdullah böyle bazen insan mesela eski dönemlerde haram sevdalara düşer Murat. Bu haram sevdalara düştüğünde gerçekten bir ergen için çok zor bir durumdur, kendini mahveder abi yırtar, parçalar, deli eder kendini şimdi baktığında onun sevdiği haram sevda latif midir kesif midir? Kesiftir. Peki üzüntüsü kesif midir latif midir? Latiftir. Kesif bir şey latif bir şeyi haşa estağfirullah yaratamaz ki demek ki haram sevdası bile vesileyken, üzüntüyü de yaratan yalnız ve yalnız latif olan Allah’tır. Madem kainata böyle bakılırsa az önceki sorumuzu tekrarlayalım. Ben dertliyim arkadaş, derdimin dermanı kimde? Böyle bakılırsa derdinin dermanının çoluğunda çocuğunda, hanımında bulamazsın! Bunlar yalnız birer perdedir, esbaptır. Çünkü senin arzu ettiğin huzuru, üzüntünün gitmesini mutluluğunu an ve an yaratmak için letafet özelliğine sahip bir zat lazımdır. Yani Allah Azze ve Celle lazımdır. Son bir örnekle bitiriyorum. Çok sıktım mı? Abdullah yine seninle bir örnek yapsak olur mu? Abdullah, ben ağzı maskeli bir adamım. Elimde de çakıyı çıkardım. Örneğim abes olmaz inşaAllah. Hanımını da bu tarafa aldık Abdullah. Senin de önüne cam kapattık. Her yer karanlık sadece bizi görebiliyorsun Abdullah. Bak olayı bilmiyorsun ha. Ben neyim Abdullah? Ağzı maskeli, eli bıçaklı bir adam. Abdullah, birden 4 kişi geliyor hanımının elinden, ayağından tutup bir masaya yatırıyor kardeşim. Bak olayları bilmiyorsun. Ne hale gelirsin camın arka tarafında? Çıldırırsın değil mi? Camı kıracak gibi olursun. Camın arkasındasın ve 4 kişi birden hanımını masaya yatırıyor. Bir kişi de o esnada hanımının ağzını şöyle tutuyor, ve hanımının artık çırpınması da gidiyor. Ondan önce “Abdullah yardım et!” Diye bağıran hanımın artık bir şey de diyemiyor. Ve ben ağzı maskeli adam geliyorum Abdullah bıçağı çıkarıyorum, karının karnından bıçağı vuruyorum. Ne hissedersin camın arka tarafında? Öldürürsün kendini değil mi? Vura vura, beni böyle yaşatmayın diye yalvarırsın doğru mu? Abdullah birden ışıklar açıldı. Hanımının elini ayağını tutan 4 kişi hemşireymiş, ağzını tutan anestezi uzmanıymış, ben de cerrah doktorum. Karında kanser tümörü varmış, Karnını yarıp o kanseri alıp karını kurtaracağım. Şimdi senaryo nasıl oldu? Birincide karımı kesmeyin diye yalvardın doğru mu? İkincide ışık açıldı, karın kansermiş bu yüzden kesiyormuşum, “Doktor bey lütfen karımı kes sana 10 bin dolar vereceğim.” Der misin demez misin? Dersin değil mi? Demek ki olay ne burada? Bıçağı yemekte değil, bıçak kimin elinde! Kainatta başınızdan geçen her şey, yalnız ve yalnız latif olan Allah’ın elindeyse, ve sebepler bir perdeyse neye üzülüyorsunuz arkadaş siz? Allah rızası için El Fatiha…

SADECE KADINLAR İZLESİN!

Bu muhabbeti kadın sosyal hayatta rol almasın diye değil kadın, aksine sosyal hayatta sömürülmesin diye yapmak istedik. Bazıları şunun çok iyi farkında kadın sömürülmedikçe o cips satılamaz. Kadın sömürülmedikçe o film izlenemez. Eğer mantıkları bu değilse araba reklamında dahi bir kadın resminin ne işi var düşündürüyor insanı. Biraz böylee izlenimde bulunan şunu anlayabiliyor. Kadınları bu şekilde kullananların derdi kadınların özgürlüğü değil kadınlara özgürce ulaşma arzusu sanki. Medeniyetler hep kadınlar üstüne kuruludur ve bu yüzden sosyal hayatta çökertmek isteyenler sürekli medeniyetteki kadınların rolünü bozmak üzerine planlar yapmışlar. Öncelikle bekar hanım kardeşlerime söylemek istediğim bir iki cümle var. “İyi adamlar yalnızlıktan ölüyor. İyi kadınlar da kötü adamların balkonunda gökyüzüne bakarken.” derler. İlerde hayatınızı birleştireceğiniz zaman size söylenen süslü cümlelerin ve duygusal anların büyüsüne kapılmayın. Bazen bir erkek gelir, “Seninle yeryüzünün en güzel yuvasını kuracağım evimiz adeta cennetten bir bahçe olacak.” der. Ne biliyorsun? Daha önce hiç yuva kurdun mu? Bunun edebiyatı kıt ahlakı kıt bu adamın sadece parası bol aldanma böyle adamlara. Bazı ablalarımız da “Bu adam hiç böyle değildi sonradan böyle oldu.” derler. O adam öyle olsa evlenir miydin hiç? Tabi ki de sonradan gösterecek gerçek yüzünü pekii sen neden göremedin gerçek yüzünü? Kur’an gözlüğü ile baksaydın ahirete göre değerlendirecektin. Ve doğru bir tercih yapacaktın. Ama dünya gözlüğü ile baktın koltuk takımına göre değerlendirdin ve aldandın. Bekar kardeşlerimle ilgili söyleyeceğim bir şey daha var. Bazı vicdansız maalesef annelerde böyle aman oğlumu düzeltsin diye sıkıntılı arıza oğullarına dükkandan margarin seçiyor gibi gelin ararlar. Acaba kendi kızlarını bu şekilde ahlaksız birine yem etmek, vermek isterler miydi? Zannediyorlar ki o adam evlendikten sonra düzelecek. Kadınlar kötü yetiştirilmiş erkekler için bir rehabilitasyon merkezi değildir. Bu yüzden kadınlara saygı duyun. Peki toplumda kadın neden bu duruma düştü? Neden tesettürlü Yasin okuyan teyzeler kızlarına bir şey anlatamaz hale geldi? Neden bekar hanım kardeşler sürekli birileri tarafından aldatılma ve kandırılma boyutlarına geldi? Neden o kadar gönlü güzel kadınlar sosyal hayatta iğrenç fikirlere malzeme yapılabilmek adına bir meta haline geldi? “Dünyanın yarısını kadınlar oluşturur diğer yarısını da o kadınlar yetiştirir.” derler. Demek ki kadının sosyal hayattaki rolü muazzam şekilde önemli. Çünkü eşini, çocuğunu yani ailenin tamamını yani ailelerden oluşan toplumun tamamının yetiştiren kadınlardır. Bu yüzden fesat gözler, kirli planlar sürekli kadınlar üzerinde kurulu. Hz. Ali’nin eşi Efendimizin kızı Hz. Fatıma annemiz tam da bu misyonun bu rolün yani annelik denilen kadınlık denilen vazifenin ne kadar ehemmiyetli olduğunu bize gösteriyor. Muhassin isimli evlatlarını bebekken kaybeder. Hz. Hasan üzerinden ümmete vahdeti öğretir. Hz. Hüseyin üzerinden ümmete şehadeti öğretir. Zeynep’in üzerinden insanlığa izzeti öğretir. Ümmü Gülsüm üzerinden de insanlığa dirayeti öğretir. Bu saydığımız çocukların mektepleri evleriydi ve muallimleri anneleriydi.Çünkü kadının sosyal hayattaki rolü bu kadar önemliydi. Ümmü’l-hakem; yani bu zamana kadar bu ümmete en çok zarar vermiş olan Ebu Cehil denen adamın ,yani bu ümmetin firavunun gelini adeta, yani Ebu Cehil’in oğlu da İkrime. Efendimiz (a.s) Mekke’yi fethedince İkrime kaçıp gider.Çünkü bakar ki 21 yıl boyunca Efendimiz (a.s) ‘in karşısına düşman olarak çıkmıştı ve böyle bir insanı yakalasa ne yaparlar diye korkup kaçar gider Mekke’den. Kocası zaten kaçıp gitmişti. Ümmü’l-hakem kendisine yeni bir hayat kurabilirdi. Ama yapmadı. Onun da ahiretini kurtarmak için çabaladı. Çünkü saliha kadın eşinin ahiretini düşünen kadın yaaa:) Efendimiz (a.s) ‘in karşısına geçti. “Ya Resulullah ben istiyorum ki İkrime iman etsin . Ben onu ikna etsem karşına getirsem dikilse ‘Affet Ya Resulullah iman ettim.’ dese onu da affeder misin? ” diye Efendimize sorar Ümmü’l-hakem. Efendimiz (a.s) bugüne kadar kimi kapısından geri çevirmiş ki ona ‘hayır’ diyecek. ‘Tabi ki’ der. “İman etsin yeter” der. Ümmü’l-hakem devam eder. “Ben İkrime’nin yanına giderim onu ikna ederim. Ama korkarım inanmaz Ya Resulullah sen bir sembol versen de bek bunu ben peygamberden aldım desem İkrime’yi iknam daha kolay olmaz mı?” der. Ve Efendimiz(a.s) Mekke’nin Fethi’nin sembolü haline gelen siyah sarığını kafasından çıkarır Ümmü’l-hakem’e verir. Ümm’l-hakem başta İkrime’yi inandıramaz çünkü İkrime sürekli şaşırır. 21 yıl boyunca ona yapmadığım eziyet kalmamış Benim gibi birini nasıl olur da affedebilir? Ümmü’l-hakem “İnan o senin bildiğin gibi değil etrafta anlatılan gibi değil şimdiye kadar tanıdığın hiçbir insan gibi değil inan o affedicilerin en güzellerinden.” demiş. Tam o esnada Efendimiz (a.s) Kabe’nin avlusunda otururken İkrime eşi Ümmü’l-hakem ile birlikte el ele geliyor. Efendimiz(a.s) yanındakilere “sakın İkrime’nin yanında babası Ebu Cehil’e laf etmeyin” diye uyarıyor. Bakın düşünün. Bu zamana kadar ümmete en zarar vermiş, ümmetin firavunu hükmündeki Ebu Cehil’in hakkında kötü konuşmayın çünkü biliyoruz ki İkrime iman etmeye geliyor. Alınmasın, darılmasın istiyor. İşte bizim kaybettiğimiz yüce gönül, kaybettiğimiz nebevi ufuk, kaybettiğimiz şuur. Yanındakinin en ufak hatasında dünyasını ahiretini başına yıkmaya çalışan bizler insanların sonsuz hayatı için uğraşan böyle yüce bir peygamberi anlamakta çok geri kalacağız maalesef. İslam kaynaklarının tamamında araştırın bakın Ebu Cehil’e ölene kadar sövseniz size zerre kadar hiçbir sevabı yok çünkü sen Ebû Bekir olamadıktan sonra boş konuşan bir adamsın demek Efendimiz (a.s) İkrime yanına gelince ona baktı. Ve “Hoş geldin hicret yolcusu” dedi. İkrime diyor ki “Bu cümleyi duyar duymaz zaten eridim ve iman ettim.” diyor. İkrime’yi İkrime yapan Ümmü’l-hakem diye bir kadın çünkü saliha kadın evdekilerin dünyasını değil ahiretini de düşünen kadın. Sizlerin rolü işte bu kadar ehemmiyetliyken sürekli rolünüzü manipüle etmeye çalışanlardan Allah sizi muhafaza etsin. Sizin rolünüz o kadar önemli ki siz tam olursanız evlatlarınız tam olur. Onlar tam olursa eşiniz tam olur ve böylece aile kurulur. Ve ailelerin düzelmesiyle birlikte de toplum düzelecektir. Bu toplum tamamen siz kaynaklı düzelecektir. Siz eğer bu ciyette düzelmezseniz toplum tepeden inme bir baskıyla asla ve asla düzelemeyecektir. Ve bana sorarsanız hem dünya hem ahiret için düzelmeniz lazım. Neden? Mesela düşünelim bir annesiniz benim de ufak bir kız çocuğum var ordan böyle hayal ederek söyleyim. Bakmaya kıyamadığınız, öpmeye kıyamadığınız bir tane evladınız var bazen siz aç kalsanız evladınız yemek yese siz doymuş hükmüne geçiyorsunuz değil mi? Şevki açısından dolayı bu kadar kıymetli sizin için. Evladınızaa birden sokakta oynarken bir kamyon çarpsa kamyon çocuğu atsa ve kafasını bir kaldırıma vursa kaldırıma vurduğu kafası tam yarılmış halde beyin sıvısı bile o kaldırıma boşalıyor. Her yer kan revan içinde, yüzü tanınmaz halde, beli dönmüş, gözleri kaymış, çenesi kırılmış ve artık nefes almıyor. Bu esnada bir komşunuz haber verse “Yetiş!” “Çocuğuna araba çarptı” diye. Çocuğunuzun o sahnesini o halini görseniz perişan olur bir daha dünyada alabilecek hiçbir murad bulamazsınız. Ve ben diyorum ki eğer o çocuğun ahiretini kurtarmazsanız ona bir muallim hükmünde anne olmazsanız evinizi bir mektebe çevirmezseniz O çocuğun ahirette yaşayacakları karşısında bu dünyada az önce tasvir ettiğimiz olay hiç hükmünde olacaktır. Selametle..


İngilizce

We wanted to shoot this not so that women should be excluded from society but so that women are not abused in society Some people know this very well: That potato chips can’t be sold unless women are exploited… That movie won’t be watched unless women are exploited If that’s not the case, then what is a picture of a girl doing on a car ad!? It makes you think… It’s not hard to see that… The goal of people who exploit women is not freedom of women, it’s the freedom to reach and desire women Civilizations are always structured around women and if you want to destroy a civilization, you start to destruct women’s role in society A few things I want to tell my single girls… They say good guys die from loneliness and good women die while staring at the sky from a bad guy’s balcony In the future, don’t be fooled by those decorated words and inspirational promises… A guy will come and say – “I will build the best home/family with you and turn it into a garden from heaven” How would you know? Have you ever built a family before? Don’t be fooled by those guys! Their morals and their characters are dangerous, all they have is their wealth Some sisters say: -“He wasn’t like that before marriage, he changed”… Would you ever marry him if you knew otherwise? Of course not, he was fooling you! Why couldn’t you see the truth? If you examined him with the ideals in the Quran, you’d not be fooled and you’d have made a good choice But you examined him with worldly standards and you were fooled Unfortunately, some mothers pick girls for their wicked sons hoping that the marriage could fix his wrong behavior and character Would they want to give their daughters to such broken men? WOMEN ARE NOT A REHABILITATION CENTER FOR MEN WHO WERE NOT RAISED CORRECTLY!!! Why did women fall into this situation in today’s society? How come our sisters are being fooled, humiliated and cheated on by such dangerous men constantly? How come, women with such good hearts were turned into sexual objects for society’s desires? They say: half of the world is made up of women and the other half is raised by them! It’s clear that the women’s role in society is detrimental Whole of society, including all of the men are raised by women That’s why all of the dirty plans are aimed at women Fatimah (s.a.), the daughter of prophet S.A.V, the wife of Ali (R.A.) shows us how crucial motherhood and the role of women in society is… They lose their kid named Muhassin at a young age With Hasan, she teaches the Ummah “Unity” With Hussain, she teaches the Ummah “Shadaha” With Zainab, she teaches Ummah “honour” With Ummu Gulsum, she teaches the Ummah “astuteness” These kid’s schools were their homes and their teachers were their mother Because the women’s role in society was this important! Ummul Hakam, the bride of one of the worst enemies of our religion Abu Jahl, the pharoah of our Ummah Abu Jahl’s son was “Ikrimah” When our prophet invades Mecca, Ikrimah flees town because he has fought our prophet for 21 years, he thinks he’ll be captured and killed Since Ummul Hakam’s husband had fleed the town, she could’ve married another guy but she didn’t She tried to save his afterlife! Because a good pious wife is the one who thinks of her spouse’s afterlife! She stood in front of our prophet and said -“I want Ikrimah to become a believer, what if I bring him in front of you and he apologized, would you forgive him to?” Our prophet has never rejected anyone in his whole life so he responds: -“As long he believes, that’s sufficient” She asks: “Can you give me a symbol so that I can convince Ikrimah to become a believer, it’ll make my life easier” Our prophet would give her his famous headcover that he wore all the time At first, she has a tough time convincing Ikrimah because he doesn’t think that the prophet could forgive him after all of the tortures he has done She responds: “He’s not like anyone else that you know, nothing like what you heard, he’s the best among the forgivers!!!” When our prophet was sitting in Kaba, Ikrimah and his wife would visit the prophet Our prophet warns everyone: “Don’t say anything about his father when Ikrimah comes” How beautiful? Abu Jahl was the worst enemy who fought him for 21 years but prophet forbids anyone to talk negatively since his son may become a worshipper afterall That’s the horizon that we lost in society That’s the conscientiousness we long lost We will lack behind in understanding such a virtuous man because we destroy people’s lives after their smallest mistake Look up all of the Islamic references, there’s no reward in cursing at Abu Jahl whatsoever If you can’t become Abu Bakr, then you’re just speaking non-sense!!! When they visited the prophet, he welcomed them by saying: -“Welcome, the voyagers of faith” Ikrimah says: -“As soon as I heard this sentence, my heart melted and I became a believer” What made Ikrimah so special was the women named “Ummul Hakam” Because a good wife is that who thinks of her loved one’s afterlives as well as this world May God protect you from those who try to exploit you when your roles are so detrimental for society! Your roles are so crucial that if your character is complete, then your kid’s character will be complete, if they’re complete then your husband’s character will be complete so you’ll have a family If families are complete then society will be complete If you don’t fix yourself, all of society will crumble If you ask me, you have to fix yourself for this world and the afterlife, why? Imagine you’re a mother, I have a cute daughter myself, you have a child that you love so much Sometimes even if you’re hungry, you feel satisfied because your child has eaten right? What if a truck was to hit your child? Her head was hit against the pavement on the side of the road His/her head is crushed and blood is coming out of the head, there is blood everywhere Broken jaw, damaged ribs and he/she can not breathe anymore Your neighbor calls you to tell you about this accident If you were to see your own child in such a situation, you’d be devastated and you’d never have another desire in this world I say, if you don’t protect that child’s afterlife, if you don’t become a teacher to him, if you don’t turn your home into a school This accident will be nothing compared to what he will face in the afterlife!!!! With peace…


Arapça

هذه الحلقة ليست لمنع المرأة من المشاركة في الحياة الاجتماعية، بالعكس اردنا القيام بهذه الحلقة للحد من استعباد المرأة. البعض يعلمون جيدا انه دون استعباد المرأة كيس الشيبس لن يباع( يعني استخدام المرأة في الاعلان الترويجي ) يعلمون أن لولا اسعباد المرأة الفيلم لن يشاهد ان لم تلك هي غايتهم و منطقهم اخبروني اذن ماذا تفعل صورة المرأة على لافتات إعلانات السيارات؟؟ امر محير!! المتابعين للاعلانات يستطيعون استنتاج ان الهدف وراء هذا الاستغلال القبيح للمرأة ليس رغبتهم بتحريرها و انما هو الحصول على حرية الوصول إليها!! الحضارات دائما ما بنيت على المرأة لذلك فإن الذين يريدون اسقاط و هدم الحضارة يقومون بالتخطيط حول الدور الريادي للمرأة في المجتمع! اولا لدي القليل لاقوله لاخواتي العازبات يقال ان ” الرجال الصالحون يموتون من الوحدة اما النساء الصالحات فيموتون وهم يتاملون السماء من شرفة الرجال الفاسدين ” مستقبلا عندما يحين وقت توحيد حياتكن (الزواج) لا تنغروا بالجمل المزينة و الكلمات السحرية. احيانا يأتي رجل و يقول لك ” سنأسس اجمل عائلة على وجه الارض سيكون حديقة من الجنة ” لكن يا اخي من اين لك العلم ؟؟ هل اسست بيت من قبل لكي تعلم ؟ هذا حديثه شيء و أخلاقه افعاله شيء آخر! هو غني و حسب ! لا تنخدعي لمثل هذه الرجال اختي ! بعض الاخوات تقول :’هذا الرجل لم يكن هكذا و انما تغير لاحقا ” هل هذا الرجل لو اراك وجهه الحقيقي هل كنت لتقبلي به؟؟ طبعا سيريك وجهه الحقيقي بعد الزواج لكن انت ما منعك من رؤية وجهه الحقيقي؟ لو نظرت اليه بعين القرآن لكنت قيمتيه بالنسبة الى الآخرة و ما كنت أخطأت! لكنك نظرت بعين الدنيا و قيمتيه بالنسبة لقدرة شراءه طقم اثاث فاخطات الاختيار! لدي شيء اخر اقوله لاخواتي العازبات مع الاسف بعض الامهات الغافلات بلا ضمير تقول سازوج ابني بفتاة صالحة يكفي ان تصلحه و تبحث لابنها الفاسد عن بنت (ضحية) كالذي يبحث عن الزبدة عند البقال عجبا! هل كانت لتقبل لابنتها ان تتزوج بشخص مثل ابنها الفاسد و تجعلها طعما له ؟؟؟ تظن ان ابنها سيصلح بعد الزواج النساء ليست مركز اعادة التأهيل للرجال الفاسدين ! لهذا احترمواا النساء! لكن لماذا المرأة أصبحت في هذا الوضع ؟ لماذا الخالات المحجبات اللواتي يقرأن سورة يس اصبحوا لا يرشدون بناتهم ؟ لماذا اخواتنا العازبات دائما ما تتعرضن للخيانة من طرف احدهم؟ لماذا النساء الصالحات صرن لازمة من لوازم الرأسمالية يتم استغلالها ؟ يقال ان النساء يلدن نصف البشرية اما النصف الاخر فينشأ على يد النصف الاخر من النساء! ذلك لان الدور الذي تلعبه المرأة في المجتمع عظيم ! لانها هي التي ترشد زوجها و ابنائها يعني المجتمع الذي هو منتوج العائلة تاسسيسه في يد المرأة! لهذا ! النظرات الخبيثة و الخطط الشيطانية دائما ما تكون النساء عرضة لها! زوجة علي رضي الله عنه ابنة احسن الخلق امنا فاطمة رضي الله عنها ارتنا دورها الفعال في المجتمع يعني وظيفة الامومة و الانوثة كم هي مفيدة تعلمناها منها رضي الله عنها! فقدت ابنها محسن و هو رضيع علمت الامة التوحيد عن طريق حسن رضي الله عنه و عن طريق حسين رضي الله عنه علمت الامة الشهادة تعلمنا من زينب رضي الله عنها العزة الانسانية و تعلمنا الدراية عن طريق ام كلثوم رضي الله عنها الاطفال الذين عددناهم كلهم مدارسهم كانت بيوتهم و معلماتهم امهاتهم ، لان للمرأة دور جد فعال و مهم في المجتمع. ام الحكم ، يعني كنة ابا جهل اي زوجة ابن الرجل الذي اذى الامة الاسلامية و الذي نعتبره فرعون هذه الامة زوج ام الحكم اكريمه عندما فتح الرسول صلى الله عليه وسلم مكة هرب اكريمه لانه خلال 21 سنة كان معاديا للإسلام و الرسول صلى الله عليه وسلم و خاف من مصيره اذا القوا القبض عليه فبقيت زوجته وحدها زوجها ذهب و هرب كان بامكان ام الحكم ان تتزوج و تعيد حياتها لكنها لم تفعل! كانت تتخبط لتنقذ اخرة زوجها ايضا لان الزوجة الصالحة هي التي تفكر في اخرة زوجها نعم نعم ! ذهبت ام الحكم الى رسول الله صلى الله عليه وسلم و قالت يا رسول الله اريد ان يؤمن زوجي اكريمه اذا انا ذهبت اليه و اقنعته و احضره اليك و قال لك العفو يا رسول الله انا اؤمن بالله فهل تسامحه؟ فيسأل صلى الله عليه وسلم ام الحكم و يقول هل رأيت ان احدا ردد من هذه الباب لكي ارد اكريمه و لا اقبله ؟ قال احضريه طبعا يكفيني او يؤمن فاتمت ام الحكم : بامكاني الذهاب اليه و اقناعه لكني اخاف ان لا يصدقني ! يا رسول الله الا تظن انه اذا اعطيتني دليل اعطيه له و اقول انه منك الن يكون ذلك اسهل لاقناعه؟ فقام صلى الله عليه وسلم باعطائها الشاش الاسود الذي كان يلفه على راسه فهو يعتبر رمز للسلام في اول الامر ام الحكم لم تستطع اقناع اكريمه لانه كان مندهش كيف لشخص ان يؤذيك طيلة 21 سنة و تسامحه كأن شيء لم يكن! فقالت له زوجته صدقني هو ليس كأي شخص و ليس كما يحكى عنه بالسوء هو لا يشبه اي احد تعرفه! هو خير العافين و المتسامحين و بينما الرسول صلى الله عليه وسلم جالس في صحن الكعبة حتى يرى ام الحكم و اكريمه قادمين يدا بيد فنبه الرسول صلى الله عليه وسلم اصحابه قائلا:” اياكم و ذكر ابا جهل امام ابنه اكريمه ياااه ! هل رأيتم! يعني منعهم من التحدث ابسوء عن من؟ فرعون الامة الاسلامية الرجل الذي اساء للإسلام اكثر من اي احد! و ذلك لان اكريمه كان قادما ليؤمن فقال لهم صلى الله عليه وسلم لا اريده ان يحزم او يضيق صدره تلك هي رحابة الصدر التي فقدناها في الدعوة إلى الاسلام ذلك هو الافق النبوي الذي فقدناه و الشعور بالاخرين الذي فقدناه و اصبحنا عند اول خطأ للشخص بجانبنا نعاديه و نقلب دنياه راسا على عقب مع الاسف رسبنا في فهم رسولنا الذي تخبط من اجل انقاذ اخرتنا ! لو تبحثوا في جميع المصادر الاسلامية لن تجدوا في اي موضع انه من قام بسب و شتم ابو جهل يأجر و يثاب! لأنك في حين انك لست ابو بكر فانت سوى رجل يتكلم في الفراغ! عندما اتى اكريمه الى جانب الرسول صلى الله عليه وسلم نظر اليه و قال له :” اقبل! مرحبا بك يا عائد من الهجرة ” يقول اكريمه فور سماعي تلك العبارة كنت قد ذبت و امنت مباشرة العبرة : الذي جعل اكريمه على ما هو عليه هي زوجته ام الحكم لان الزوجة الصالحة هي التي تفكر في اخرة الناس الذين في بيتها و ليس في دنياهم فقط ! فتلك هي درجة أهمية دوركم لا تتركوا ليتلاعب بكم العقول الشيطانية الله يحميكم و يحفظكم. دوركم مهم لدرجة انه حيث ان اكتملتم اكتمل اطفالكم و ان هم اكتملوا كذلك ازواجكم يكتملوا و هكذا تكون العائلة مكتملة و بما أن العائلة هي النواة المشكلة للمجتمعات فان هذا الاخير سيصلح ايضا بدوره و كل هذا من فضل الله الذي اتاكم. اذا انتم لم تصلحوا عائلاتكن فان المجتمع لن يصلح أبدا و اذا سالتموني اقول انه يجب علينا اصلاح دنيانا تارة و اخرتنا تارة اخرى! طيب لماذا؟؟؟ دعونا نتصور انت الآن ام ، انا ايضا لدي طفلة صغيرة و لهذا ساتكلم و انا استحضرها بين عيني ، تخيلوا ابنتكم التي حتى في النظر اليها تنظرون برحمة و حب ابنتكم التي تخافون على وجهها من الحساسية فتخشون تقبيلها التي حتى ان كنتم جائعين تقولون ليس مهم الحمد لله ان ابنتي اكلت و شبعت اليس كذلك؟ الكائن القيم لديكم الذي تشفقون عليه ماذا لو فجأة و هي تلعب في الشارع فتصطدم بها شاحنة فترميها بعيدا يشق رأسها لانه انصدم بالاسمنت بشدة جسدها تملؤه الجروح و الكدمات اصيبت بنزيف حاد و هي تسبح في دمها في حالة لا تستطيع حتى التعرف عليها كسرت عظامها و خرجت عينها من محلها كسر فكها و هي لا تتنفس فيناديك الجيران اركككضض ابنتك تعرضت لحادث ! لو رايت نفسك في ذلك المشهد حالة مزرية من بعد ذلك لن تهتم لأي شيء من امور الدنيا فاريد ان اقول اذا لم تنقذوا اخرة ذلك الطفل و لم تكونوا له المعلم الام و لم تجعلوا منازلكم مدارس له ما سيعيشه ذلك الطفل في الاخرة يبقى بجانب الحادثة التي قمنا بتصورها قبل قليل لا شيء!! دمتم سالمين.

Almanca

Dieser Vortrag ist nicht dazu da, dass Frauen sich nicht am sozialen Leben beteiligen.. .. sondern ganz im Gegenteil, dass die Frauen im sozialen Leben nicht ausgebeutet werden. Einige wissen es ganz genau; Solange man die Frauen nicht benutzt, wird diese Kartoffelchips nicht verkauft. Solange man keine Frau ausnutzt, wird dieser Film nicht geschaut. Falls das nicht ihre Gedanken wären, würden sie Frauen nicht in jeder Werbung benutzen. Warum muss man denn ein Auto mit einem Frauenbild bewerben? Das gibt jemandem echt zu denken. Wenn man es logisch betrachtet erkennt man schnell, Die Personen, welche die Frauen so benutzen, machen dies nicht für die Freiheit der Frauen. Sie machen dies um ihr Verlangen nach Frauen ganz frei stillen zu können. Die Zivilisation basiert auf Frauen, sie sind die Grundfeiler. Wenn jetzt jemand also die sozialen Verhältnisse einer Zivilisation angreifen will, So werden diese Grundfeiler die Zivilisation, also die Frauen angegriffen. Zuerst möchte ich etwas an meine Single-Schwestern sagen; Man sagt; “Gute Männer sterben einsam. Gute Frauen jedoch sterben, während sie auf dem Balkon eines schlechten Mannes in den Nachthimmel schauen.” Wenn ihr später mit dem Gedanken spielt euer Leben mit jemandem zu teilen, dann lasst euch nicht nur von ausgeschmückten Wörtern und Emotionen leiten. Manchmal kommt ein Mann und verspricht euch, mit euch eine Familie zu gründen. Woher soll er das wissen? Hat er davor ein neues Leben aufgebaut? Eine Familie gegründet? Sein Intellekt ist jedoch unzureichend. Sein Anstand ist unzureichend. Das einzige was er dir bieten kann, ist sein Geld. Lass dich von solchen Männern nicht reinlegen. Viele sagen dann; “Er war aber gar nicht so, er hat sich so verändert.” Wäre er von Anfang an so, würdest du ihn dann überhaupt heiraten? Natürlich zeigt er sein wahres Ich erst später. Die Frage ist eher, Wieso hast du sein wahres Gesicht nicht erkannt? Wenn du es aus der Sicht des Kurans sehen würdest, dann würdest du ihn nach wichtigen Werten beurteilen. Nicht nur nach vergänglichen Gefühlen. Dann wäre auch deine Entscheidung richtiger. Wir sollten nicht nur nach materiellen Sachen überlegen, wie wir das Haus einrichten wollen etc. sondern nach seinen wirklichen moralischen Werten und ob sie überhaupt existieren. Ich möchte in dem Zusammenhang noch etwas ansprechen; einige gewissenlose Menschen welche ziemlich verkorkste Kinder erzogen haben sind der Meinung, dass die zukünftige Frau ihn in diesem Sinne verändern kann. Eine Frage an euch; würdet ihr auch eure eigenen Kinder für jemand so anstandslosen aufopfern, damit sie ihr Leben damit verbringt ihn umzuerziehen? Viele glauben, dass die Partnerin dann dabei hilft sein Leben auf die Reihe zu bringen. Frauen sind kein Rehazentrum für Männer, die ihr Leben nicht auf die Reihe bekommen. Diese Männer sollten sich erst einmal selber bessern bevor sie heiraten. Respektiert die Frauen. Warum sind Frauen heutzutage in dieser Lage? Warum verlieren junge Mädchen ihr Selbstwertgefühl und ihre Werte? Warum werden Frauen so oft reingelegt und betrogen? Warum werden Frauen mit so reinen Seelen in der heutigen Gesellschaft auf widerlichste Art und Weise benutzt und nur auf ihre körperlichen Reize reduziert? Die eine Hälfte der Welt besteht aus Frauen, die andere Hälfte wird von ihnen erzogen, heißt es. Daraus schließen wir, dass die Frau die wichtigste Rolle in einer Gesellschaft spielt. Nicht nur der eigene Ehemann oder das eigene Kind, also die Familie sondern auch die Gesellschaft, welche aus all diesen Familien besteht sind geprägt von der Frau. Daher werden auch heimtückische Pläne und schmutzige Ideen immer auf Frauen gerichtet. Die Frau von dem Kalifen Ali, also die Tochter des Propheten Mohammed (Friede und Segen auf ihn) Das Vorbild aller Muslimen Fatima bint Muhammed zeigt uns die Wichtigkeit dieser Rolle. Ihre Kinder Muhasin verliert sie kurz nach der Geburt, durch ihren Sohn Hasan zeigt sie der Welt, was Einheit bedeutet. Ihr Sohn Hussein zeigt der Welt, was es bedeutet ein Märtyrer zu sein, der bis zum letzten Atemzug für sich und seine Werte einsteht. Ihre Tochter Zeynep zeigt der Welt, was Würde bedeutet. Ihre Tochter Ümmügülsüm zeigt der Welt, was es bedeutet intelligent und scharfsinnig zu sein. Diese Kinder wurden alle von ihr erzogen. Sie war für sie ihr Zuhause, ihre Bildungsstätte. İkrime Bin Ebî Cehil also der Sohn vom größten Feinden des Islams Abū Dschahl, demjenigen, der der größte Widersacher des Propheten Muhammeds war, hat eine Frau Namens Ummul Hakim. – Widersacher: Abu Dschahl – sein Sohn: Ikrime – Ikrimes Frau: Ummul Hakim. Als unser Prophet Muhammed ganz Mekka für sich gewinnt, flieht Ikrime. Er und sein Vater waren dem Islam die letzten 21 Jahre lang der größte Widersacher, also bekam er Angst, was sie mit ihm machen würden, wenn sie ihn schnappen. Als ihr Mann vor Angst floh, hatte Ummul Hakim die Möglichkeit sich ein neues Leben aufzubauen. Hat sie aber nicht. Sie hat alles gegeben damit sie ihn und sein Jenseits rettet. Weil das eine wahre Ehefrau ausmacht; sie sorgt sich um das Wohl ihres Mannes. Sie stellte sich vor den Propheten Muhammed; “Du Gesandter Gottes, ich möchte das mein Mann auch zum Glauben kommt. wenn ich ihn umstimmen kann und zu dir bringe, vergibst du ihm dann?” “Wenn er dich selber um Verzeihung bittet?” Unser Prophet ist so gütig.. Wann hat er je jemanden der zu ihm gefunden hat abgewiesen? Er sagte; “Natürlich, Hauptsache er bezeugt es vom Herzen.” Sie fährt fort; “Ich werde zu ihm gehen und versuchen mit ihm zu reden, ihn umzustimmen. Doch ich habe Angst, dass er mir nicht glaubt” “Kannst du mir nicht ein Zeichen mitgeben, so dass ich ihm das zeigen kann, das ich wirklich beim Propheten war? Etwas, was es mir erleichtert ihn umzustimmen.” Der Prophet nahm seinen schwarzen Turban, der das Symbol der Eroberung Mekkas war, und gab sie ihm mit. Ummul Hakim konnte ihren Mann Ikrime zunächst nicht überzeugen, er konnte ihr nicht glauben. Er wunderte sich, dass der Prophet ihm versprach ihm zu vergeben, obwohl er mit seinem Vater zusammen den Propheten 21 Jahre lang jeglicher Folter ausgesetzt hatte. Sie versprach ihm; “Er ist nicht so wie du glaubst, er ist nicht so wie das was andere über ihn erzählen. Er ist wie kein anderer Mensch, den ich kennen gelernt habe. Vertrau mir, es ist der barmherzigste und vergebendste der Menschen.” Genau als der Prophet an der Kaaba saß, kam Ummul Hakim Hand in Hand mit Ikrime. Der Prophet der dies sah sagte zu den Menschen die bei ihm waren; “Sagt bloß nichts zu Ikrime über seinen Vater.” “Und sagt bloß nichts schlechtes über seinen Vater.” Denkt darüber nach.. Es handelt sich hier um den Mann, der den Muslimen am meisten geschadet hat. Der Muslime verfolgt und gefoltert hat. Und der Prophet möchte nicht, dass über ihn schlecht gesprochen wird, weil er weiß, das sein Sohn Ikrime kommt um neu anzufangen. Nur damit Ikrime nicht verletzt wird. Und genau das ist ein schönes Beispiel für die Gutmütigkeit und das reine Herz, welches wir verloren haben. Wir fangen schon beim kleinsten Fehler eines Menschen an ihm seine komplette Welt auf den Kopf zu stellen. Ihn zu beschuldigen, all seine guten Taten zu vergessen. Mit dieser Einstellung wird es uns sehr schwer fallen einen so gutmütigen Propheten und seine Handlungen nachzuvollziehen, leider. Guckt in den Quellen über den Islam nach. Und selbst wenn ihr Abu Dschahl bis zu eurem letzten Atemzug noch verflucht, es wird euch nicht bringen. Solange ihr es nicht schafft ein ehrlicher, rechtschaffener Mensch zu sein, ist alles nur heiße Luft. Als Ikrime zu ihm kam guckte ihn der Prophet nur an und sagte; “Herzlich Willkommen, du Reisender.” Ikrime sagte später; “Schon als ich diesen Satz gehört hatte taute mein Herz auf und ich wurde ein echter Gläubiger.” Das was Ikrime wirklich Ikrime taucht hat, war seine Frau Ummul Hakim. Den eine rechtschaffene Frau denkt nicht nur an das Jetzt, sie sorgt sich auch um das Jenseits, um das Wohlbefinden der anderen. Während eure Rolle also eine so wichtige ist, ihr so wichtig seid, lasst nicht zu, dass euch andere versuchen zu manipulieren und nur auf geringe Reize reduzieren. Möge Allah euch beschützen. Der Einfluss der Frauen sind so vielfältig, so wichtig. Wenn ihr vollkommen seid, dann werden es auch die Menschen mit denen ihr in Verbindung steht; eure Kinder werden vollkommen sein. Euer Ehemann wird vollkommen sein, eure Familie. Wenn Familien vollkommen sind, dann wird die Gesellschaft vollkommen.. Ihr habt den größten Einfluss, ihr seid die Wichtigsten für die Veränderung der Gesellschaft. Die Gesellschaft kann niemals von einer Macht von oben herab verändert werden, nicht von König oder Staat, jedoch von euch. Und ich finde nicht nur das jetzige Leben, sondern auch das Leben ihm jenseits ist unter eurem Einfluss. Ihr fragt jetzt sicherlich warum; ich habe selber eine kleine Tochter. Ich stelle mir das also von dort ausgehend vor. Eine süße Tochter oder einen Sohn, manchmal ist es ja so, dass egal wie hungrig man ist, es vollkommen reicht, wenn die Kinder gegessen haben. So wichtig ist sie für euch. Was wäre, wenn euer Kind eines Tages von einem Auto überfahren wird? Wenn das kleine Kind beim Spielen einfach mitgerissen wird, so dass sie durch das Auto an den Bordstein geschleudert werden würde. Und ihr kleiner zerbrechlicher Kopf an den Asphalt knallt.. Alles voller Blut… Sie in so einem Zustand zu sehen, so unlebendig… Wenn euch ein Bekannter rufen würde; “Komm schnell, dein Kind!” Dann würdet ihr euer Kind so vorfinden.. euer Leben wäre zerstört, ihr würdet eures Leben nicht mehr froh. Und ich sage jetzt, wenn ihr kein guter Einfluss für eure Kinder seid, sie nicht wirklich erzieht und sie nicht auf das wirkliche Leben vorbereitet, wenn ihr sie nicht ernst genug nimmt und für sie keine Bildungsstätte seid, dann ist das, was euren Kindern (im Jenseits und Diesseits) Wiederfahren wird nichts im Vergleich zu dem, was ich euch gerade erzählt habe. Auf Wiedersehen.

Fransızca

cette vidéo n’est pas pour empêcher la femme de prendre un rôle dans la vie sociale ,au contraire on a voulu faire cette vidéo pour mettre fin a l’esclavagisme indirecte de la femme dans la vie sociale. certains , sachent très bien que sans l’exploitation économique de la femme le paquet de chips ne sera pas vendu! sans l’utilisation de la femme , le film ne sera pas regarder! si ce n’était pas ça leurs logique , avez-vous déjà poser la question QUE FAIT LA PHOTO D’UNE FEMME MÊME SUR UN PANNEAUX PUBLICITAIRE D’UNE VOITURE?? si on analyse un peu ce fait on constate que le but d’utilisation des femmes de cette façon n’est pas vraiment vouloir les libérées mais c’est carrément avoir la liberté de les utilisées… Le civilisation a toujours été fonder sur la femme C’est pour ça que ceux qui veulent détruire la vie sociale Font des plans pour saboter le role de la femme Dans une société. d’abord je veux adresser la parole a nos sœurs célibataires on dit que ”les hommes biens et pieux meurent de solitude et les femmes biens finissent leurs jours en regardant le ciel des balcons des hommes mauvais ” plus tard quand vous aller vous marier ne vous laisser pas aller par la magie des belles paroles parfois un homme viens te dire :” on va fondre le plus beaux des foyers qui puissent exister sur terre ça va être un jardin du paradis”’ mais d’ou tu le sais? a tu-déjà fonder un foyer ? celui-la ses paroles disent une chose mais ses principes et éducation en disent autre chose il est riche c’est tout …ne te fais pas avoir par ce type d’hommes ma sœur! certaines de nos sœurs disent ” cet homme n’était pas comme ça c’est que maintenant q’il a changer ” si cet homme était comme il l’est maintenant dès le début allais-tu te marier avec lui ? mais bien sur qu’il va montrer son vrai visage après le mariage voyons! mais toi pour quelle raison tu n’a pas vu son vrais visage dès le début ?? si tu l’avais regarder avec l’œil du CORAN (c’est-a-dire d’un point de vue religieux) tu l’aurais analyser par rapport a la vie éternelle (après la mort ) c’est-a-dire si cet homme va m’emmener au paradis ou bien en enfer , a ce moment la t’aurais fait le bon choix mais tu l’a regarder d’un œil de ce monde bas et tu l’as juste juger par rapport a sa capacité de te faire vivre bien et de t’offrir tout ce que tu veux..et tu t’es tromper.. j’ai une seule chose aussi a ajouter pour mes sœurs célibataires malheureusement quelques mamans inconscientes juste pour le fait que leurs enfants fous et irresponsables (garçons) retrouve le bon chemin comme si ils achètent de la margarine d’une supérette ils choisissent une épouse a leurs garçons, ces mamans aurait elles fait la même choses a leurs filles ? aurait elles accepter que leurs fille se marient avec quelqu’un aussi mauvais que leurs propre garçon ?? elles pensent que leurs fils après le mariage va retrouver le bon chemin LES FEMMES NE SONT PAS DES CENTRES DE RÉHABILITATION POUR LES HOMMES POURRIS! RESPECTEZ LES FEMMES ! mais alors pour-quoi la femme se retrouve dans cet état dans la société ? pour-quoi les femmes d’un certains age en plus d’être voilées et lisent la soura Yassine n’arrivent pas a guider leurs filles au bon chemin ? pour-quoi nos sœurs célibataires souvent se font tromper de la part de quelqu’un pourquoi les femmes de si bonne foi on les utilisent de cette façon terrible juste pour l’illusion d’être un sujet de la vie sociale est devenu une marionnette du capitalisme (a exploitation Economique ) on dit que ” la femme avec la volonté d’Allah contribue a donner vie a la moitié du monde et l’autre moité est éduqué par la femme aussi ” ce qui veut dire que le rôle que jour la femme dans la société est énorme ! elle aide son mari a devenir quelqu’un de meilleur , elle éduque son enfant, sa famille c’est a dire le plus petit noyau qui compose la société est diriger par LA FEMME ! c’est pour ca que les plans du mal et les yeux maudits sont toujours programmé autour de la femme , la femme de ALI (qu’Allah soit satisfait de lui) la fille du prophète Mohammed (que la paix soit avec lui) notre mère Fatima nous a exactement montrer cette mission , ce rôle énorme c’est a dire le rôle d’une maman et le rôle d’une femme en générale a quel point est il important, son fils nomé Muhassin l’as perdu quand il était encore bébé par le biais de Hassan (Allah soit satisfait de lui ) a appris a la Ummah (nation musulmane) le tawhid( dieu est le seul puissant ) par le biais de Husseyn (qu’allah soit satisfait de lui) a appris la chahada(achhadou anna la ilaha ila allah wa anna muhamad rasoul allah) a la ummah (nation musulmane) a appris a la ummah par le biais de Zeynep la fierté de l’être humain et par le biais de oum keltoum a appris a la ummah la connaissance de l’être humain les enfants qu’on viens de compter leurs écoles était leurs maisons et leurs professeures était leurs mamans, car la femme a un tel important rôle dans la société oum-el Hakam (la maman d’al Hakam) la belle fille de l’homme qui jusqu’à présent a donner le plus de mal a cette ummah (nation) abou djahl c’est a dire le faraon de cette ummah si on peu dire donc la femme du fils d’abou djahl des que le prophete muhammed ( que la paix soit avec lui) conquis mekka elle aide ikrimé a s’enfuir ( la mère d’el hakam s’enfuit avec son époux) Car elle a vu que durant ses 21 ans a toujours été ennemie de la religion et du prophète Et elle avait peur du sort que va avoir si on l’attrape Donc ils se sont enfuis de Makka. Oum el hakkam pouvait bien refaire sa vie et se remarier Mais elle l’a pas fait. Elle fessait des mains et des pieds pour sauver son marie de la punition éternelle Car une femme pieuse et saliha C’est celle qui pense a la vie éternelle de son époux c’est a dire son sort après sa mort Et ouiiii Un jour elle part chez le prophète Muhammad que la paix soit avec lui et lui dit ”Oh prophète, je veux que ikrimé mon époux croit en dieu Si je le conviens et je le ramène jusqu’à toi Et il s’excuse auprès de toi ya rasoul allah Et dit qu’il croit en dieu, va tu le pardonner ? Le prophète (s.a.s) demmande a ummu al hakam et dit: As tu vu a ce jour ci que j’ai renvoyé quelqu’un de ma porte et je lui ais dis non Il lui dit mais bieeen sur ramène le il suffit qu’il ait croyance ! Ummu al hakam continue et dit : je peux aller lui parler Mais j’ai peur mon prophète, peut tu me donner un symbole Pour lui montrer et lui dire que c’est de ta part Vous pensez pas que ça serait plus facile de lui convaincre ? Et notre prophète (s.w.s) donne a oum al hakam Le ruban auquel était tourné autour de sa tête qui était pour eux le symbole de la paix En premier lieu ummu al hakam peut pas convaincre ikrimé car il était étonné Durant 21 ans j’en ai fait trop du mal au prophète disait ikrimé Comment pourrais- il pardonner quelqu’un comme moi disait ikrimé Ummu al hakam lui dit: crois-moi il n’est pas du tout comme les autres personnes qu’on connait Et il est pas mauvais comme on parle de lui Il ressemble à personne crois-moi Il te pardonnera crois-moi ” Et pendant que le prophète (s.w.s) Était assis dans la cour de la kaaba Il voit venir ummu al hakam avec son mari ikrimé main dans la main Le prophète (s.w.s) dit a ceux qui étaient a coté de lui :” faites attention ne parler pas devant ikrimé De mal sur son père abou el djahl” Juste regarder !! Comment le prophète S’est comporté avec le fils de l’homme qui a donné le plus De mal a cette nation musulmane,il dit ne prononcer pas le nom de son père denvant lui Il vien pour croire en dieu je veux pas qu’il soit blessé ou vexé Voici la bonne foi qu’on a perdus Le sentiment qu’on a perdus Les bonnes manières qu’on a perdus Et a la moindre erreur de l’être humain On le traite comme un ennemi redoutable Malheureusement on restera toujours en retard si on comprend pas Un prophète qui fait tout pour sauver la vie éternelle de sa nation Si vous cherchez dans tous les ouvrages islamiques vous ne trouverez en aucun Lieu qu’on est récompensé pour avoir insulté abou djahl Aucuneee récompense! Du moment ou vous n’êtes pas ebu bakr vous êtes qu’un homme qui parle dans le vide. Quand ikrimé part aux côtés du prophète il le regarde et dit ‘bienvenue ikrimé , le revenant de la hijra’ Ikrimé dit une fois cette phrase entendue j’avais été conquis deja et j’ai cru à dieu Ce qui fait que ikrimé soit ikrimé C’est sa femme oumm el hakkam car la femme bien C’est celle qui ne pense pas uniquement à la vie du monde bas de sa famille mais aussi a leurs vie éternelle Voici votre rôle Qui est important a ce point Ne vous laissez pas faire manipuler Que dieu vous protège Votre rôle est important a point que si vous êtes complètes Vos enfants seront complets Si eux seront complets vos époux le seront aussi et ainsi la famille sera complètement fondée sur une bonne base Et ainsi va se régénérer les sociétés Mesdames, vous êtes la clé de voûte Le maillon essentiel de cette société Ne suivez ceux qui essaie de vous faire prendre une place en bas de la société. Si vous voulez mon avis Que ca soit pour ce bas monde et pour la vie éternelle on doit se racheter Par exemple vous êtes une mère ( moi aussi j’en ai une petite fille) c’est pour ca que je parle en la mettant la vedette de mon imagination Notre fille qu’on fait tout pour elle et on a toujours peur qu’un mal lui arrive Notre fille qu’on a peur que si on l’embrasse un peu trop elle aura des boutons aux joues Parfois vous avez faim mais votre seul réconfort est que votre enfant a mangé non? Ca vous arrive pas? Une personne très chère pour nous ! Si votre fille (enfant) d’un coup En jouant dehors un camion lui passe dessus Et la tête de l’enfant Sera tout ouverte Votre enfant nage dans le sang Il est dans un état Ou vous n’êtes même pas capable de le reconnaître … Défigurée et ne peut meme pas respirer Et votre voisin vous annonce la nouvelle en disant couurrs! Ton enfant a été percuté par un camion Si vous imaginez cette scène pitoyable Vous n’aurez pas envie d’entendre des futilités de tous les jours Vous n’aurez aucun goût à la vie Et je vous dis que si vous ne Sauver pas la vie éternelle de votre enfant et vous ne savez pas pour le lui Le guide et le professeur et vous ne transformez pas votre maison en école Vous serez la cause pour laquelle votre enfant va périr en enfer Et tout ce que vous aves investi Sur lui dans cette vie Sera pas pris en charge Assalalu akeykum .

Kerbela 2 | Hz.Osman’ın Şehadeti

Fitne! Kelimesi telaffuz edildiğinde dahi kulakları tırmalayan, ortaya çıktığında ise yeri göğü ateşe veren amansız felaket. Fitne, uykudaydı onu uyandırdılar. Ve kıyamete kadar uyumayacağını fısıldadı semaya ellerini. Kalemle çizme sesi Devir Hazreti Ömer (r.a.) devriydi. Müminlerin halifesi Ömer (r.a.) dört dönüyor, Hazreti Huzeyfe’yi sıkboğaz ediyordu. Soru üstüne soru soruyordu. Peygamberin (s.a.v) sır katibiydi Huzeyfe (r.a.). Ona öğretilmişti Allah tarafından bildirilen sırlar. Fitne günleri gelecekti, haksızlar kendini haklı görecek zulmedeceklerdi ve hatta kan dökeceklerdi. Hazreti Huzeyfe (r.a.), Hazreti Ömer’in (r.a.) sürekli sormasından ve onu köşeye sıkıştırmasından yorulmuş, sadece tek bir cümleyele cevap verecekti. Hazreti Ömer (r.a.) sordu: “Söyle ey Huzeyfe (r.a.) fitne bana da isabet edecek mi?” Hazreti Huzetfe (r.a.) “Merak etme Ya Ömer (r.a.) Senle fitne arasında bir duvar vardır. Fakat senden sonraki halife döneminde fitneler zuhur edecek, fitne kapısından girilecektir.” Hazreti Ömer (r.a.) ferasetiyle ince bir soru sordu: “Ya Huzeyfe (r.a.) fitne kapısı açılacak mi? Kırılacak mı?” (Tahta kırılma sesi) Kastettiği manâ şuydu. Açılan kapı kapatılabilirdi fakat kırılan kapı bir daha asla kapatılamazdı. Hazreti Huzeyfe (r.a.) sorudaki inceliği anladı. Derin bir nefes aldı, “Kırılacak Ya ömer (r.a.)” dedi üzülerek. (Gök gürlemesi sesleri) Yıllar geçmişti, o büyük fitne günlerine yaklaşılmış kıyamete kadar devam edecek fitnelerin kapısının kırılmasına çok az kalmıştı. Hazreti Ömer (r.a.) ateşe tapan bir İranlı tarafından şehit edilmiş vefatı esnasında halifeliği 6 kişilik bir kurula bırakmıştı. Abdurrahman İbn-i Avf’ın (r.a.) önderliğinde heyet ise 2 isim arasında kalmışlardı. Hazreti Ali (r.a.) veya hazreti Osman (r.a.). İkisi de bu işe ehildi. Her vasıfta kemaldelerdi. Üstün özelliklere sahiplerdi. İkisi de Peygamber Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın damadıydı. İkisi de çok ahlaklı, çok zeki, çok alimdi. İkisi de Peygamberimizin (s.a.v.) pek çok övgüsüne mazhar olmuştu. Uzun süren kararsızlık sonucu daha fazla uzatarak fitne çıkmasın diye olay karara bağlandı. Hazreti Osman (r.a.) halifre seçildi. Ve hazreti Ali (r.a.) hemen ona biat etti. Zira Hazreti Ali’ye (r.a.) sorulmuştu eğer halife sen seçilmezsen en ehil olarak kimi görüyorsun? Osman’ı (r.a.) demişti. Hazreti Osman’a (r.a.) da aynı soru sorulduğunda o da Ali (r.a.) demişti. Hiç biri saf yüreklerinde iktidar kaygısı gütmüyor, hatta hilafetten kaçıyorlardı. Fakat ikisi de Peygamber Efendimiz’den (s.a.v.) bu noktada talimat almışlardı. Bunu bir yük olarak görüyorlar, daima Allah’a sığınıyorlar, bu sorumluluğun altında eziliyorlardı. Zira ikisi de dünyayı kalplerinden de yaşantılarından da çıkarmışlardı. Hazreti Ali (r.a.) ne güzel diyordu: “Ben dünyayı 3 talak ile boşadım.” diye. Hazreti Osman (r.a.) hilafete seçildi. İlk yaptığı konuşma bir deklarasyondan ziyade bir dini hutbe gibiydi. Tıpkı Hazreti Ömer (r.a.) ya da Hazreti Ebu Bekir (r.a.) gibi konuştu. Peygamberin de (s.a.v.) sahabelerin de sevdiği şefkatli Osman’dı (r.a.) o. Malını, ömrünü her daim İslam uğruna harcamış bir kahramandı. Zinnureyndi, iki nur sahibiydi. Sahabenin en alimlerinden, en çok ibadet edenlerinden, Kur’an’a en düşkün olanlarındandı. İdarede de çok başarılıydı. 12 yıl süren halifelik hayatında çok fütühatlara imza attı. İnsanların kazançları çok artmıştı. Her şehirde yargı evleri kurdurmuştu. İlk donanmayı kurdu ve ilk deniz zaferini elde etti. Mescid-i Nebevî’yi genişlettiği gibi ülke sınırlarını da bir hayli genişletmişti. İlk 6 ayda (ilk 6 yılda demek istiyor) fitneler zuhur etmemişti. Her şey çok saadetli görünüyordu. Fakat fitneler ikinci 6 yılda kendini göstermeye başladı. Münafıklar, ektikleri tohumları topluyor; yaptıkları şer çalışmasının meyvesini alıyorlardı. Fitneler baş göstermeye başlamıştı. Abdullah İbn-i Sebe isminde bir münafık dehşetli fitnelerin başına geçmişti. Kendisi Yahudi’ydi ama Müslüman rolü oynuyordu. Ekibiyle birlikte pek çok fitnelerin yayılmasında kadrolu bir şekilde çalışmış ve İslam tarihinin en kara lekesini meydana getirmeye muvaffak olmuşlardı. Hazreti Osman (r.a.) gibi yüksek ferasetde bulunan ve pek çok farklı kemal noktada bulunan bir halifenin döneminde neden bu fitneler başlamıştı? Ve Kerbela’ya giden süreç nasıl oluşmuştu? Neydi bu fitnelerin sebebi? Fitnelerin çıkmasına sebep olarak öncelikle sahabelerin pek çoğunun vefat etmiş olması veya İslam’ı yaymak için dağılmasını söyleyebiliriz. Hazreti Ömer (r.a.) sahabenin önde gelenlerinin Medine’den ayrılmasına izin vermemişti kendi döneminde. Fakat Hazreti Osman (r.a.) döneminde durum değişmişti. Çünkü Rasulullah Aleyhisselatü Vesselam’dan ders alma bahtiyarlığına erişen nice sahabeler artık yoktu. Ya vefat etmişlerdi ya da yaşlanmışlar ve inzivaya çekilmişlerdi. Kalanlar ise farklı coğrafyalara tebliğ için gittiğinden Hazreti Osman (r.a.) onların desteğinden mahrumdu. Gerek istişare hususunda gerekse idareciliğe tayin hususunda elindekilerle yetinmek durumunda kalan Hazreti Osman (r.a.) atadığı kişilerden tam manasıyla memnun kalmıyor, karışıklıkların önüne geçemiyordu. Zira bu kişiler eldekilerin en iyisi de olsalar Hazreti Ömer (r.a.) dönemine kıyasla idareciliğe tam lâyık olmayabiliyordu. Diğer taraftan bir nesil değişimi söz konusuydu. Sahabelerin yerini alan neslin zühdde , takvada, adaletde, dindarlık ve dürüstlükte onlara yetişmeleri, onlar kadar hassasiyet göstermeleri mümkün olmamıştı. Münafıklar bu durumu fırsata çevirip ortalığı karıştırıyor, yaygara koparıyorlardı. Bu da Hazreti Ömer (r.a.) dönemini hatırlayan ve kıyaslama yapan halkta bazı karışıklıklara kapılmalarına sebep oluyordu. Buna ek olarak yeni fetihler yapılan topraklardaki milletlerin intikam hislerine kapılmalarını sayabiliriz. Hazreti Osman (r.a.) döneminde İslam Devleti’nin hudutları bir hayli genişlemişti. Hazreti Ömer (r.a.) dönemindeki kadar saffet kalmamış pek çok farklı millet İslam’a girdikçe farklı sorunlar da baş göstermeye başlamıştı. Anadolu’dan Ankara’ya kadar uzanmıştı sınırlar. Kuzeyde Azarbaycan, İran. Bir tarafta Özbekistan, Afrika’da Tunus’a kadar pek çok geniş arazilere İslam yayılmıştı, pek çok muhtelif din, dil, ırk ayrımlarıyla birliği yakalama zorluğu yaşanıyordu. Üstelik bu milletler içinde millî gururları kırılanlar fırsat kolluyor, diş biliyor, intikam arzu ediyordu. Üstad Bedîüzzaman’ın Mektubat’da da dediği gibi Abdullah İbn-i Sebe gibi bir kaç Yahudi tek sorun değildi. İslam’a giren pek çok milletin devletlerinin yıkılmasını gururlarına yedirememelerinden dolayı gizli öfke duymaları fitnenin zeminiydi. Yahudi ve münafıkların rolü bu sorunları deşmek ve önü alınmaz hale getirmek için durumdan istifade etmekti. Nitekim istifade ettiler. Müslümanların manevi birlikteliğinin karşısına çıkamadıkları için çareyi aralarına sızıp tefrika çıkarmakta buldular. Zaman ve mekan farklılıklarından istifade ederek planlı olarak bazı yalanları yaymaya başladılar. Hazreti Osman’a (r.a.) iftiralar atıyorlardı. Farklı coğrafyalarda yaydıkları bu iftiralardan Medine’deki halifenin haberdar olması uzun zaman alıyor, tedbir alana kadar tabiri caizse iş iten geçiyor, çoktan ortalık kaynamış oluyordu. Hazreti Osman’ın (r.a.) kendi cebinden, kendi imkanlarıyla zor durumda olan akrabalarına peygamber döneminde ve diğer halifeler döneminde, kısacası her zaman yaptığı gibi yardımlarda bulunmasını devletin kasasındanmış gibi yayıyorlardı. Böyle bir yalanı yayıyorlardı. Onu tanımayan bozuk kalpli insanlar da buna inanıyorlardı. Halbuki ayette “Size bir fâsık haber getirdiğinde buna inanmayın, tahkik edin.” diyordu. Bu iftira tamamen yersizdi. Eğer doğru olsaydı ganimetlerden halifeye beşte bir oranda verilen payı da alması gerekirdi. Ama Hazreti Osman (r.a.) almıyordu. Kendine helal görmüyordu. Bu derece hassa bir insandı. Ayrıca öyle bir durum olsa o dönemdeki krallar gibi başka memleketlere daha yüksek vergiler koyardı. Halbuki her yerde eşit vergiler vardı. Adalet ve eşitlikle hükmediliyordu. Hazreti Osman (r.a.) bu yardımları tamamen kendi cebinden yapıyordu. Halife olmadan öncede, ömrü boyunca da bunu yapmıştı. Ayrıca Hazreti Osman’ın akrabalarını vali olarak atadığı yalanını yayıyorlar, onu akrabalarına torpil yapmakla suçluyorlardı. Halbuki bu da yüzde yüz doğru değildi. 22 validen sadece 5 i akrabasıydı; onlarında ikisi Hazreti Ömer’in (r.a.) atadığı valilerdi. O öyle bir dönemdi ki fetihlerin çok artması ganimetlerin de artmasına bu da halkın refahının artmasına sebep olmuştu. Tabi ki bunun bir de dezavantajı var. Rehavet de artmaya başlamıştı. Kişi başı düşen ganimet 4-5 kat artmıştı. Hazreti Osman (r.a.) çok cömert biri olduğu için halka bu gelirin dağılmasın çok uğraşıyor, pek çok insana maaş bağlıyordu. Bunu dahi suistimal etti münafıklar. Osman (r.a.) devletin hazinesini israf etti. Çar çur ederek bitirdi diyorlardı. Durum böyle değildi. Fakiri çok gözetiyordu, yetimi kolluyor, kimse açlık çekmesin diye tedbirler alıyor, destekler veriyordu. Hatta tüm şehirlerde toplu sofralar, toplu iftarlar oluşturuyor, bu sofraları kurduruyor, binlerce insana yemek yediriyordu. Hatta bu gün de o şehirlerde toplu iftar adeti ondan gelmektedir. Bu cömertliğini de aleyhine çevirmeye kalktılar utanmadan. Bir asılsız iftira da Hazreti Osman’ın devlete ait meraları kendine ve akrabalarına tahsis etmesi yalanıydı. Halbuki Hazreti Osman (r.a.) bu arazileri kendine değil devletin hayvanlarına tahsis etmişti. Devlet zenginleştiği için hayvan sayısı da çokça artmıştı. Yeni mera ve otlaklara ihtiyaç vardı. Bu devlet arazilerinin başka şeylere kullanılması yasaklandı. Meraya özel olarak tahsis edildi. Maalesef bu normal hadise münafıkların yalanlarına malzeme oldu. hatta hazreti Osman’ın (r.a.) getirdiği yenilik çok güzel de bir yenilikti. Toprağı ihya eden, o toprağa sahip olur teşvikiydi. Bu ülkede tarımın gelişmesine yol açtı. Ükle bu sayede hızla kalkınıyordu. fakat münafıklar bunu dahi Osman (r.a.) bid’adçıdır, halkı cihattan koparmak istiyor, devlet arazilerini peşkeş çekiyor diyerek yansıtıyorlardı. kara bir propagandayla uğraşıyordu Hazreti Osman (r.a.). Halifeliğinin 9. senesinde duyduğu fitnelerden hayretlere düşen Hazreti Osman (r.a.) tüm valilerini çağırdı. Şehrin önde gelenlerinin temsilcileriyle beraber Medine’ye geldiler. Bu fitnelerin aslını esasını sordu. Tüm ithamlara cevap verdi. Her kes ikna olmuş, her icraatın perde arkasını öğrenmişler, hikmetini duymuşlardı. Münafıkların çevirdikleri oyunların foyası bir ölçüde meydana çıkmıştı. Münafıklar yüzleri kara olarak döndüler geldikleri yere. Fakat daha ince, daha sinsi çalışmaya karar verdiler. Hazreti Osman’ın (r.a.) döneminde bir tehlike daha çıktı. Kur’an okuyuşlarını farklı sahabelerden, farklı kıraatlerden öğrenen toplumlar; herhangi bir sefer öncesi bir araya geldiklerinde birbirleriyle sert tartışmalara giriyorlar, birbirlerini Kur’an’ı yanlış okumayla suçluyorlardı. Ve Kur’an’ı kendi lehçelerine göre mushaflara yazmışlardı. Hazreti Osman (r.a.) sahabenin büyükleriyle acil olarak istişare etti. Ve tüm farklı lehçelerdeki mushafları toplattı. Henüz Kur’an’da bir hareke yoktu. Kur’an’ın indiği Kurayş Lehçesi hariç diğerlerini yaktırdı. Ve bu şekilde yanlış anlaşılmaların önünü almış oldu. Bu icraatıyla sahabenin duasını aldı. Büyük bir fitneyi önlemiş oldu. Hazreti Ebu Bekir (r.a.) döneminde iki kapak arasına toplatılan ve kitap haline getirilen Kur’an’ı Hazreti Hafsa’dan (r.a.) alıp, nüshalarını çoğalttırdı. Bu güzel hizmeti müthiş bir titizlikle yaparken münafıklar ise şunu yaymaktaydı. Osman öylesine yoldan çıktı ki Allah’ın kitabının mushaflarını toplatıp yaktırıyor. (Gümleme sesi) Zulmü Kur’an’a da sıçradı diyorlardı. (Giyotin sesi) Bir de yüzük meselesi vardı ki olmayacak kadar abartıldı. Hazreti Osman (r.a.) Peygamber Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın mühür olarak kullandığı yüzüğünü Eris isminde bir kuyunun duvarında otururken düşürmüş tüm kuyunun suyu boşaltılmasına rağmen; yüzlerce kişi aramasına rağmen bulunamamıştı. Bu doğal hadiseyi bir işaret olarak gören cahil insanlar bir yaygarayla galeyana getirilmişti. Osman (r.a.) halifeliğe layık olmadığı için o yüzük ondan alındı diye fitne çıkarıyorlar, bazı insanlar da bu fitneye inanıyorlardı. Münafıkların başını Yemen Yahudisi Abdullah ibn-i Sebe çekiyordu. Yahudiler hasetleriyle meşhurdur. Kitap larında Hazreti Muhammed Aleyhisselatü Vesselam’ın geleceğini okumuş fakat Araplar arasından geldi, Yahudiler arasından gelmedi diyerek haset duymuş, kibirleri yüzünden kutsal kitaplarındaki Peygamber Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’dan bahseden yerleri yırtmışlardı. İbn-i Sebe’nin münafıkların başını çektiği biliniyordu fakat ele geçirilemiyordu. Medine ve Mekke’de fitnesini yayamayınca Irak’a gidip orda başlamıştı fitnelerine. İlk başlarda yüksek ilminden dolayı çok iyi bir Müslüman taklidi yapıyor, halka duymadıkları şeyler anlatarak kendine çekiyordu. Yavaş yavaş zehrini aşılamakta ustaydı. Konuşmayı çok iyi biliyordu. Müslümanları nerden vuracağını çok iyi biliyordu. En önemli etki alanı nifaktı yani ara açmak. O ve adamları Hazreti Osman (r.a.) ve sahabenin önde gelen isimlerini birbirine düşürmek için azimle çalışıyorlardı. Halifenin her kararını yanlış aksettirmek için habercilerden hızlı çalışıyorlardı. Sahabeler ilk başta inanmak istemiyor ama sonra yapılan iş eğer anlatıldığı gibiyse doğru değildir diyorlar; bu da münafıkların eline bir koz olarak geçiyordu. Bu sözlere türlü yalanlar ekliyorlardı. Sahabenin büyüğü şöyle tenkit etti, böyle tenkit etti diyerek. Ve daha sonra farklı yalanları yaymaya başladılar. Mesela Abdullah İbn-i Mesud’u (r.a.) öyle dövdürdü ki bağırsakları dışarı döküldü, feci şekilde can verdi diyorlardı. Kim inanır böyle bir yalana? Halbuki böyle bir hâdise vuku bulmamuıştı. Ebu Zer El Gıfare’yi (r.a.) Medine’ye sokmadı, alıkoydu diyorlardı. Halbuki işin salı öyle değildi. Ebu Zer’le (r.a.) görüşmüş, onun da rızasıyla başka bir yere onu göndermişti. Ammar’a (r.a.) zulmetti diyorlardı. Ammar (r.a.) ümmetin pusulası gibi bir sahabedir. peygamberimiz (s.a.v.) buyurmuştu: “Ammar’ı (r.a.) baği yani bozguncu bir gurup katledecek.” “Hak üzere olmayan bir gurup katledecek.” demişti. Halka Hazreti Osman’ın (r.a.) Ammar’ı (r.a.) öldüren bağiy lduğunu söylüyorlardı. Bu da apaçık bir yalandı. Fakat uzak coğrafyalarda haberin yanlış olduğunu öğrenmek haftalar, bazen aylar sürüyordu. Bu bilgi kirliliği, yalan furyası atılan çamurun izlerinin kalmasına sebep oluyordu. İbn-i Sebe ve münafık ekibi bir yandan da halkı yanlış fikirlerle zehirliyorlardı. İtikad ve inançlarını bozuyorlardı. İbn-i Sebe insanlara Hazreti Muhammed’in (s.a.v.) reankarnasyonla tekrar geri geleceğini etkili bir biçimde anlatıyor chillerin inancını bozuyordu. Hâşa Hazreti Muhammed’in (s..a.v.) geri döndüğünde zalimlere indireceği darbedeb bahsediyorlardı. Bu darbeden korunmak için yapılacak iş; yanlışlar üzerinde olan hükümeti indirmektir, şeriatı korumak için isyan etmek cihattır diyorlardı. Hazreti Ali’nin (r.a.) hakkının yendiğini anlatıyor; Hazreti Ali (r.a.) üstünden Hazreti Ebu Bekir (r.a.), Hazreti Ömer (r.a.), hazreti Osman (r.a.) gibi sahabelere düşmanlık ettiriyordu. Hazreti Osman’a (r.a.) düşmanlık güden, İslam’dan intikam almak isteyen ya da kavmiyetçi olanlar bu görüşlere kapılıyorlardı. bazen de İslam’a yeni girenler ve İslam hakkında yeterli bilgisi olmayanlar bu söylemlere kapılı; İslam’ı korumak namına Hazreti Osman’a (r.a.) ve hilafete düşmanlık güdüyorlardı. Köpürte köpürte, yalanları yaya yaya insanları galeyana getirdiler. Hicretin 34. yılında Irak ve Mısır’dan gelen bir gurup hac için yola çıkmış fakat yaptıklarının hesabını sormak için dönüşte Medine’ye uğradıklarında Hazreti Osman’ın (r.a.) karşısına çıkmışlardı. Hazreti Osman (r.a.) onları dinledi, şefkatle konuştu, ikna etti. Geri dönerlerken münafıklar oyunlarının bozulduğunu fark ettiler. hemen bir tuzak tertip ettiler. Hazreti Osman’ın (r.a.) ağzından yalan bir mektup yazıp, mührünü taklit ederek bir mühür bastılar. Mektubu taşıyan kişiyi ihbar edip kızgın kalabalığa yakalattılar. Mektupta Hazreti Osman (r.a.) güya Mısır Valisi’ne hitaben bu bozguncu gurubun hepsine hakaret ediyor, öldürülmelerini emrediyordu. İnsanlar öfkelendi. Öfkeli kalabalık münafık elebaşısı İbn-i Sebe’nin de galeyanıyla Medine’ye yürümeye başladılar. Hazreti Osman’ın yalan söylediğini ve istifa etmesi gerektiğini düşünüyorlardı. Niyetlerinin doğru olduğunu İslam’ı korumaya çalıştıklarını zannediyorlardı fakat İslam’dan haberleri yoktu. Çoğu cahil ve aşırıcı kimselerdi. Şeytanın tuzağına düşmüşlerdi. Halifenin evini kuşattılar. istifasını istediler; istifa etmedi. Münafıklar yoksa öldürürüz diye bağırıştılar. Diğer insanlar da o anın kontrolsüzlüğüyle münafıkların provakasyonuna kapıldılar. Halbuki, şeriatça ulül emre itaat farzken bir halifeyi katletmek ne derece hak üzere olabilirdi ki? Hazreti Osman (r.a.) elbette istifa etmedi. peki neden istifa etmemişti? Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın çok sevdiği damadıydı Zinnureyn (çift nurlu) Osman (r.a.). “Cennet’de her peygamberin bir dostu vardır benim dostum da Osman’dır (r.a.)” buyurmuştu Nebiler Serveri (s.a.v). “Ashabım içinde ahlakı bana en çok benzeyen Osman’dır (r.a.)” demişti. Vefatından önce “Ashabımdan bazısının yanımda bulunması beni çok sevindirir. “buyurmuştu. “Ebu Bekir’i (r.a.) çağıralım mı?” dediler, sükut etti peygamberimiz (s.a.v). “Ömer’i (r.a.) çağıralım mı?” dediler sükut etti. “Osman’ı (r.a.) çağıralım mı? dediler. “Evet!” dedi. Çağırıldı Osman (r.a.). Koşarak geldi, uçarak geldi. En sevgili (s.a.v) çağırmıştı. “Gel'” demişti. Koşmak değil uçmaktı itaat. Düşünsenize Allah Rasulü’nün (s.a.v) isminizle sizi de çağırdığını. Resulullah (s.a.v) onu görünce sevinmişti. Bir müddet sohbet etmişlerdi. Hazreti Osman’ın (r.a.) yüzü gittikçe değişmişti. Çünkü Rasulullah Aleyhisselatü vesselam ona halifelik döneminde meydana gelecek fitnelerden bahsetmişti. Suçsuz olarak şehit edileceğini haber vermiş ve sabretmesini istemişti. “Ey Osman, (r.a.) eğer Allah sana bir gün halifelik gömleğini giydirirse, münafıklar o gömleği soymaya kalkışırsa sakın onu bana kavuşuncaya kadar çıkarma.” demişti. İstifa edemezdi Osman (r.a.), emir verilmişti. Karşı koymayacaktı, sabredecekti. canı pahasına sabredecekti. Hazreti Ali (r.a.) ve iki oğlu Hasan (r.a.) ve Hüseyin (r.a.) koşmuştu imdadına. Su vermiyorlar, yemek vermiyorlar; Hazreti Osman’ı istifaya zorlamak için her türlü gadri yapıyordu çapulcular. Hazreti Hasan’ın (r.a.) ve Hazreti Hüseyin’in (r.a.) yapısında da susuz kalana koşmak vardı. Bembeyaz, nur gibi parlayan halifenin susuzluktan çatlamış dudaklarına su yetiştirdiler. Acaba bilir miydi Hüseyin Kerbela’da aynı zihniyet kendisini de susuz bırakacaktı. Böyle cahil, böyle zalim, İslam’ın sevkat ve sevgi dolu mesajından nasibini alamamış insanlar vardı karşılarında. Suyu en fazla hak edeni susuz bırakmak onların ebedî susuzluğuna sebep olmuştu. Söylenen her yalana inanmışlar, şeytan da onların cehaletinden faydalanmış, fitnenin içine çekmişti. Hazreti Ali (r.a.) “Ya Emir-el Mü’minin emret hepsini kılıçtan geçirelim.” dedi. Hazreti Osman (r.a.) “Olmaz” dedi. “Medine’de rasulullah Aleyhisselatü Vesselam’ın yanında harp olsun kan dökülsün istemem.” dedi. “Öyleyse kapında nöbet tutacağız” dediler. “Hayır” dedi. “Siz mescide gidin, istemiyorum hiç bir cedelleşme olmasını.” dedi. Günler geçiyor, tansiyon düşmüyor, münafıklar tansiyonu yükseltecek yalanlarını daha da yayıyorlardı. hazreti Osman (r.a.) evinin balkonuna çıktı. Mescid-i Nebevî’ye seslendi. Evi yakın olduğu için Mescid-i Nebevî’dekiler onu duyabiliyorlardı. Ama isyancılar görüştürmüyordu. “Ali orda mı?” dedi. “Burda” dediler. Sahabelerden mümtaz şahısları sordu, burda dediler. İsyancılar şaşkın şaşkın ne diyeceğini bekliyorlardı. “Ya Ali (r.a), ey Allah’ın sahabeleri, bu eşkiyalar bilmiyorlar mı benim kim olduğumu? Bana su vermiyorlar. “Müslümanların en susuz anlarında Rume kuyusunu tasadduk eden, Müslümanlara bağışlayan ben değil miydim?” dedi. “Sendin!” dediler. “Siz de şahit misiniz?” dedi Mescid’dekilere. “Şahidiz ey Allah’ın halifesi.” dedi Ali (r.a.) ağlayarak. “Bunlar bana yemek vermiyorlar. Halbuki Müslümanlar kıtlık yaşarken, en aç zamanlarında, binlerce develik kervanla erzak dağıtan ben değil miydim?” dedi. “Sendin.” dediler. “Siz de şahit misiniz Ya Ali (r.a.)” diye sordu. “Şahidiz.” dedi Hazreti Ali ağlayarak. “Beni ablukaya almışlar, halbuki ben İslam’ın zorluk ordusunu silahlandıran, tedarik eden kişi değil miyim?” dedi. “Sensin!” dediler. “Siz de şahit olun.” dedi. Bir gün Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam, Hazreti Ebu Bekir (r.a.), Hazreti Ömer (r.e.) ve ben Uhud Dağı’na çıkmıştık. Uhud Dağı’nı bir titreme aldı. Efendimiz “Usbud ya Uhud. Fe inne ma aleyke nebiyyun ve siddikun ve şehiden.” dememiş miydi?” “Benim şehit olacağımı müjdelememiş miydi? dedi. “Evet!” dediler. İsyancılar birer birer pişman olup vazgeçiyor, tövbe ediyorlardı. Hazreti Osman (r.a.) ellerini kaldırdı. “Şahit ol Ya Rab, düşmanlarım bile şehadetimi tasdik ediyor.” dedi. Ve içeri girdi. Hanımı Naile’ye (r.a.) sordu. “Kaç gündür su içmiyorum?” dedi. “4 gündür su içmiyorsunuz.” dedi. Bu gün de oruca niyetlenelim.” dedi Hazreti Osman (r.a.). İftar edemeden oruç tutuyordu. Bir ara uykuya daldı. Rüyasında bir melek ona göründü. “Ey Osman (r.a.) hazırlan Nebiler Nebisi (s.a.v) seni çağırıyor.” dedi. Osman’ın (r.a.) dudakları mevcelendi. hemen koştu Rasulullah’ın (s.a.v) huzuruna. Dereler yollar aşılıyor, bir patikadan bir bahçeye iniliyordu ve güllerin arasında onun çehresi gözüktü. Gözleri dolu dolu damadı Osman’a (r.a.) bakıyordu Efendimiz (a.s.v). Sağında Ebu Bekir (r.a.), solunda Ömer (r.a.) vardı. “Geldin mi ey Osman (r.a.)” “Geldim ya rasulallah (s.a.v)” “Seni hapis mi ettiler? “Evet beni hapsettiler.” Sordu ona: “Ey Osman (r.a.) sana su vermediler mi? Seni susuz mu bıraktılar?” “Evet Ya Rasulallah (s.a.v) beni susuz bıraktılar.” “Ya Osman (r.a.) seni aç mı bıraktılar, sana yemek vermediler mi?” “Evet Ya Rasulallah (s.a.v), bana yemek vermediler, beni aç bıraktılar.” “Osman! (r.a.)” “Buyur Ya rasulallah (s.a.v)” “Öyleyse buyur gel iftarı benim yanımda yap.” Uyandı Osman (r.a.). Vakit gelmişti. Rasulullah’a (s.a.v) kavuşma vakti gelmişti. Hazırlandı, hanımı Naile’ye (r.a.) dedi “Bana şalvar getir.” Hanımı sıordu “Sen şalvar giymezdin, ne oldu Allah’ın halifesi?” Dedi ki: “Rüyamda Rasulullah Alethisselatü Vesselam’ı gördüm. Beni yanına çağırdı. Birazdan eşkiyalar beni öldürmeye gelecekler, beni yerde sürükleyecekler. Avret yerim görülsün istemiyorum.” Sözleri hançer gibi saplanıyordu hanımının gönlüne. Çaresizdi. Bir yandan ağlıyor, bir yandan sadık rüyaya itaat ediyordu. O sırada eşkiyaların bir kısmı vaz geçmişti. Hazreti Osman’ın (r.a.) konuşmasından etkilenmişlerdi. Oluşan havadan hoşnut olmayan liderleri hemen harekete geçme emri verdi. Evinin arkasındaki duvar yıkılmıştı halifenin. Evinin içine girdiler. Kur’an okuyordu nurlu Osman (r.a.). İlk kılıç darbesi hanımının gözleri önünde inmişti ensesine. Tam da okuduğu ayetin üstüne akmıştı başının kanı. Ayette ise şu yazıyordu: “Feseyekfikehumullah” Yani “Onlara karşı sana Allah yeter.” (Gök gürlemesi sesi) Evet Üstad’ın da dediği gibi “Dost istersen Allah yeter. Tüm dünyaya karşı sana Allah yeter. Madem o var, her şey var. Tüm dertlere, kederlere, dünyanın tüm kötülüklerine karşı sana Allah yeter.” Sahabeler Hazreti Osman’ın (r.a.) vefat etmesine Hazreti Ömer’in kinden (r.a.) daha çok üzülmüşlerdi. Hem mazlum olarak ölmesi hem de fitne kapısının bir daha kapanmamak üzere kırılması hepsini hüzne boğmuştu. Artık Müslümanları çok çetin bir dönem bekliyordu. O çetin dönemle baş edebilecek; ümmete bir baş lazımdı. Kahraman bir baş. İslam yoluna feda olan bir baş. Hem cesur hem âlim hem imam Haydar’ı Kerrar (r.a.) lazımdı. Allah’ın aslanlarından bir aslan lazımdı. Hazreti Ali (r.a.) lazımdı. Evet maalesef Kerbela’ya giden süreç başlamıştı. Fitne kapısı kırılmış ve halifenin mazlum olarak öldürülmesi ilerleyen süreçte ciddi bir sıkıntı ve siyasi bir mesele olarak kullanılacaktı. Seçim yoluyla gelen halifelikten saltanat sürecine geçiş ve Kerbela yangınının kıvılcımları Hazreti Osman’ın (r.a.) şehadetiyle çakılmıştı. Hazreti Ali’nin (r.a.) halifeliği ve onun döneminde yaşanan bazı fitneleri bir sonraki videomuzda konuşmak üzere Allah’a emanet olun. Altyazı M.K.

Cemel Vakası- Kerbela (3.bölüm)

Fitne kapısı kırılmıştı. (Gümleme sesi) İslamın 3. Râşit halifesi, 2 nur sahibi, Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın damadı, Hazreti Osman (r.a.) şehit edilmişti Kalemle çizme sesi Sahabelerden Abdullah Bin Selam (r.a.) feryat ediyordu. Fitne kapısı artık kıyamete kadar kapanmayacak. Eyvah ki eyvah diyordu. Said Bin Zeyd (r.a.) öylesine üzülmüştü ki Uhud dağı yıkılsa, Uhud Dağı yakılsa yeridir diyordu. Efendimizin (s.a.v.) sır kâtibi Hazreti Huzeyfe (r.a.) beddua ediyordu “Allah’ım onlara lanet et, onları paramparça et. (Gök gürlemesi sesi) Allah’ım onlar boyunları kılıçla vurulmadıkça ölmesinler.” diyordu. Sahabe Öfke doluydu. Hazreti Ali (r.a.) ise Hazreti Osman’ın (r.a) şehit edildiğini duyunca çizgi çizgi oldu yüzü kederden. Katillere nida etti: “Vallahi onlar Cehennem’e gireceklerdir, (gök gürültüsü sesi) onu nasıl öldürürler? O akrabayı en çok gözeten ve Allah’tan en çok korkanımızdı. Rasulullah’ın (s.a.v.) kendisinden hoşnut olduğu 6 kişiden ve Cennet’le müjdelenen 10 kişiden biriydi.” demişti. Fakat olan olmuş; katiller ellerini o nurlu adamın kanıyla bulamışlardı. Kalbi İslam’ı ağlatacak nice hadiselerin başlangıcıydı bu. Hazreti Osman’ın (r.a.) şehid edilmesiyle artık yeni bir dönem başlamıştı. Fitne Dönemi! Şeytanın ve şeytanlaşmış insanların dönemi. İslam’ın fetihler dönemi durmuş, İslam’ın yayılması için gereken güç ve enerji iç çekişmelere ve fitneye harcanmaya başlamıştı. Birlik ve beraberlik bozulacak, halen daha bu gün de devam eden sorunlar ortaya çıkacaktı. Ve emin olun bu günün hainliklerine çok benzer genetik özellikler taşıyan o günün fitnelerinde hangi yarayı otopsi etseniz altından Yemen yahudisi bir münafık olan Abdullah ibn-i Sebe çıkacaktır. Hazreti Osman’ın (r.a.) halifeliği boyunca onun aleyhinde çalışan ve insanları ona isyan ettirerek galeyana getirten İbn-i Sebe Hazreti Osman’ı (r.a.) adamlarına şehit ettirince şimdi de kaos çıkartmak için abartılı mersiyeler söylettiriyor, iyice yaraya tuz basıyordu. Hedeflediği şey Müslümanların merkezini oluşturan 2 büyük aileyi Hâşimî’lerle Emevî’leri karşı karşıya getirmekti. Hazreti Osman (r.a.) Emevî ailesindendi. Hazreti Ali ise Hâşimî. İbn-i Sebe’nin amacı organize bir şekilde Müslümanı Müslümana kırdırmaktı. Tıpkı bu günün münafıkları da aynı yöntemleri kullanmıyor mu? Hep cemaatleri bir birine düşürüyor; türlü iftiralarla, çamur at izi kalsın politikası uyguluyor ve ne acıdır ki o gün olduğu gibi bu gün de bazı Müslümanlar her söylenilene inandıkları için münafıklara bilmeyerek çanak tutuyorlar. Halbuki ifk hadisesi ile Hazreti Aişe’ye (r.a.) iftira atıldığında ayet gelene kadar Müslümanlar göstermeleri gereken duruşu göstermedikleri ve kısmen münafıkları şüphelerine kapıldıkları için ayette sarsan ifadelere maruz kalınmıştı. (yankılı sesle) “Bunu işittiğiniz zaman, erkek ve kadın mü’minler kendileri hakkında iyi zan besleyip de bu apaçık bir iftiradır deselerdi ya!” (gümleme sesi) “O sırada siz o iftirayı dilden dile bir birinize aktarıyor, işin aslına dair hiç bilginiz olmayan sözleri ağızlarınızda geveleyip duruyordunuz ve bunu basit, önemsiz bir şey sanıyordunuz. Halbuki o, Allah’ın nazarında pek büyük bir vebaldir. (Gök gürültüsü)” “Ey inananlar, eğer yoldan eğer yoldan çıkmışın birisi size bir haber getirse onun içi yüzünü araştırın. Yoksa bilmeden bir millete fenalık edersiniz de sonra ettiğinize pişman olursunuz.” (Çok kuvvetli giyotin sesi) Maalesef Müslümanlar münafıkların dolduruşuna geliyor, o nazik dönemde bilhassa bazı cahil kimseler ve heyecanlı kimseler kargaşanın büyümesine sebep oluyorlardı. Hazreti Osman’ı (r.a.) şehit eden gurubun başında Abdullah İbn-i Sebe’nin adamı; yine bir Yemen yahudisi olan El Gâfıkî vardı. Emevî’lerle Hâşimî’leri karşı karşıya getirmek için Hazreti Osman’ın (r.a.) Hazreti Ali (r.a.) tarafından öldürüldüğü haberini yaydı. Hazreti Ali’nin (r.a.) hakimiyeti ele geçirmek ve halife olmak gayesiyle bunu yaptığını fısıldıyordu kalpsiz diller. İbn-i Sebe bir yandan Hazreti Ali’ye (r.a.) böyle alçakça iftiralar atarken bir yandan da onu halife yaptırmaya çalışıyordu. İbn-i Sebe, Mısır’dan gelen bozguncular arasından yine yahudi asıllı biri olan İbn-i Meymun ve adamlarını bir heyet olarak Hazreti Ali’ye (r.a.) gönderdi. Ümmetin başsız kalmaması gerektiğini o yüzden halife olması gerektiğini söyledi gelen heyet. Onların samimiyetsiz pohpohlamalarına kapılmadı Allah’ın Aslanı. Hazreti Ali (r.a.) tekliflerini kabul etmedi. Hilafeti istemediğini söyleyip onları kapısından kovdu. Sahabenin önde gelenlerinden Cennet’le müjdelenen 10 sahabeden ikisi olan Hazreti Talha (r.a.) ve Hazreti Zübeyr’e (r.a.) de gitti bu heyet. Onlar da aynı şekilde kovdular. Hiç kimse bu kargaşa ve fitne ortamının yükünü omzuna almak istemiyordu. İbn-i Sebe onlardan da istediğini elde edemeyince bu defa bozguncuları yöneten yahudi Gâfıkî’ye şu talimatı verdi: “Medine’lileri mescide topla ve onlara hemen kendilerine bir halife seçmelerini söyle. Aksi halde hepsini kılıçla korkut.” Bu tehdidi dinleyen Medine halkı Hazreti Ali’nin (r.a.) huzuruna çıkarak, ondan halifeliği kabul etmesini istirham ettiler. Hazreti Ali’de (r.a.) bu karışık durumu göz önünde bulundurarak vazifeyi fitneleri dindirmek için sorumluluk almak gerektiği düşüncesiyle hiç istemediği halde halifeliği kabule mecbur oldu. Hazreti Ali (r.a.), ilmin kapısı, peygamberimizin (s.a.v.) amca oğlu, 5 yaşından beri yanından ayrılmayan, bir deve yavrusunun annesini takip ettiği gibi Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ı takip eden, Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın amca oğlu, kardeşim hitabına mazhar olmuş, Efendimizin (s.a.v.) defalarca övgülerde bulunduğu ve kerametli Zülfikar’ı hediye ettiği biricik Ali’siydi (r.a.) o. Gadir-i Hum Mevkî’sinde Hazreti Ali’nin (r.a.) elini tutup “Ben Ali’denim (r.a.), Ali de (r.a.) bendendir. Ben kimin mevlâsıysam Ali de (r.a.) onun mevlâsıdır. Ya Rab Ali’yi (r.a.) seveni sev, Ali’ye düşmanlık edene düşman ol.” demişti nebiler nebisi Aleyhisselatü Vesselam. (Gök gürlemesi sesi) Hiç kimseyi sevmediği gibi sevmişti Allah’ın Aslanı Haydar’ı Kerrar’ı Ali’yi (r.a.). Ve şimdi hilafetin ağır yükü Allah’ın Rasulunün Alayhisselatü Vesselam’ın göz bebeği Ali’nin(r.a.) omzuna yüklenmişti. Hilafete geçtiğinde Hazreti Ali’yi (r.a.) bekleyen en önemli mesele Hazreti Osman’ın (r.a.) katillerini bulup cezalandırmaktı. Fakat maalesef bir katil yoktu. Çok sayıda kişiydiler. Onun katilleri bir bozguncu topluluktu. Ve şehre hakim olan bu asilerle hemen başa çıkılamayacağı açıktı. Bu sebeple Hazreti Ali’nin (r.a.) kısası icra etmesi imkansızdı. İsyancılar hem sayıca üstün hem de kuvvetliydiler. Kendilerini cezalandırmak isteyenlere karşı tetikteydiler. Halifenin bu durumda şehre tamamen hakim olan asilerle hemen başa çıkamayacağı aşikardır. İsyancılar Medine’yi terk etmiş; Basra’ya çekilmişler, orada bazı kabilelere sığınmışlardı. Fakat hala ortalık çok karışıktı. Şimdilik ortalığın yatışmasını beklemek en doğru yoldu. Ayrıca yeni halifeye sadece Medine’de biat edilmişti. Diğer vilayetlerin durumu henüz netlik kazanmamıştı. Hazreti Ali (r.a.) biat etmeyen valileri görevden alma kararı vermiş ve Hazreti Osman (r.a.) tarafından tayin edilen valilerin bir kısmını değiştirmişti. Bunu öğrenen Hazreti Talha (r.a.) ve Hazreti Zübeyr (r.a.) bu karışıklığı gidermek adına katillerin sığındığı Basra ve Kufe valiliği için görev istemişlerdi. Ancak onların bu isteği kabul edilmemişti. İkisi de Cennet’le müjdelenen 10 sahabedendi ve ikisi de Hazreti Osman’ın (r.a.) yakınlarıydı. Hazreti Osman’ın zulmen öldürülmesini bir türlü hazmedemiyorlar ve derhal bu vicdan yakan hadisenin gereğinin yapılmasını, adaletin sağlanmasını istiyorlardı. Dolayısıyla bir süre sonra Hazreti Talha (r.a.) ve hazreti Zubeyir (r.a.) Halife Hazreti Ali’ye (r.a.) giderek ondan kitabın hükmünü icra etmesini ve Hazreti Osman’ın (r.a.) katillerinin cezalandırılmasını istediler. Hazreti Ali onlara hitaben: “Haklısınız fakat devlet henüz asileri tam manasıyla sindirmiş değildir. Onun için devletin olaylara hakim olmasını beklemek gerekir. Bana biraz zaman tanıyınız, ortalık yatışsın, ondan sonra gereği yapılacaktır.” dedi. Hazreti Ali (r.a.) adelet-i mahzayı tatbik etmek istiyordu. Yani tam adalet. Suçluların tek tek belirlenerek sorguya çekilmelerini ve gerekli cezaya çarptırılmalarını istiyordu. Kur’an’da En’am, İsra ve Zümer gibi sureler de de geçen “Ve lâ tezirû vâziretün vizra uhra” sırrınca “Yani hiç kimse başkasının günahıyla mesul olamaz.” kaidesince kimse işlemediği suçla yargılanmayacak; herkes suçu ölçüsünde cezalandırılacak. Hazreti Aişe (r.a.), Hazreti Zübeyr (r.a.) ve Hazreti Talha (r.a.) ise fitne ortamında olunduğu için ayırt etmenin güç olduğunu ayırt etmekle uğtraşılırsa devletin zayıf düşeceğini ve daha büyük şer olacağını, tüm İslam Alemi’nin zarar göreceğini düşünüyorlardı. Bu yüzden “ehvenüş şer” diyerek adalet adalet-i izafiyeyi uygulamak istiyorlardı. yani kim karışmışsa, kim savunuyorsa sorunu kökten çözmek için hepsine cezayı ortak tatbik etmek istiyorlardı. Adalet-i izafiye toplumun selameti için bireyin hukukunu feda etmek demekti fakat Kur’an aza çoğa bakmaz hak haktır der. masumun hakkını muhafaza eder. Hazreti Şeyheyn gibi yani kendinden önceki halifelerin dönemlerindeki gibi tam adaleti yani adalet-i mahsayı uygulamanın mümkün olduğunu görüyor ve haklı olarak uygulamak istiyordu. Hiç bir masum canın zarar görmesini istemiyordu. Fakat sahabenin önde gelenleri ilimce en yükseklerinden olan Hazreti Aişe (r.a.) gibi Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam tarafından Cennet ehli olduğu müjdelenen ve Hazreti Talha (r.a.) ve Hazreti Zübeyir (r.a.) gibi peygamberimizin Aleyhisselatü Vesslam övgüsüne mazhar olan kahraman sahabeler ise farklı düşünüyor; derhal bu kanayan yarayı kapatmak istiyorlardı. Onlar da içtihat yapmışlardı ve her kes din namına hareket etmekteydi. Hiç kimse şahsi menfaat ya da siyasi ikbal derdinde değildi. Fakat tansiyon çok yüksekti. (Gümleme sesi) Ve şeytan böyle ortamları çok sevdiği için münafıklarla ortak olup mü’minleri alevlendirmekteydi. Belki de kader sahabelerden sonra gelecek insanlara bir ders veriyor ve fitne zamanında nasıl davranılması gerektiğini talim ettiriyordu. Sonunda söyleyeceğimi şimdi söyleyeyim. Cemel birbirini kendi öz canından çok sevenlerin hakkın ikamesi için savaştığı bir kardeş kavgasıdır. Olaylar hiç umulmadık şekilde gelişecekti. Her ne kadar hazreti Ali (r.a.) haklı da olsa ortalığın yatışmasını beklemek münafıkların çalştığı ortamda zordu. Sabredemeyen Talha (r.a.) ve Zübeyir (r.a.) Basra’ya gidip katillerin sığındıkları kabilelere bunun bedelini ödetmek gerektiği kanaatindeydiler. Fakat bir eyleme dökme gayeleri yoktu. ümre yapmak niyetiyle Mekke’ye doğru yola çıktılar. O dönemde ise Efendimiz Aleyhissatü Vesselam’ın eşi mü’minlerin anası Hazreti Aişe (r.a.) Peygamber Efendimiz Aleyhissatü Vesselam’ın kendisine bir vasiyetini unutmuştu. Efendimiz Aleyhissatü Vesselam ona Medine’yi asla terketmemesini öğütlemişti. Fakat Hazreti Osman (r.a.) döneminde bazı fikir ayrılıklarıyla zihni meşgul olsa gerektir ki Hazreti Osman’ın (r.a.) şehri terketmemesini rica etmesine rağmen hac için Mekke’ye gitmişti. Medine’ye hacdan sonra dönüş yapacakken bir gurup bozguncunun Hazreti Osman’ı (r.a.) şehit ettiklerini duyunca fevkalade üzülmüştü mü’minlerin annesi. mekke’ye dönüp, Hazrerti Osman’ın mazlumen şehid edilmesine dair meşhur konuşmasını, hutbesini yaptı. Hazreti Osman’ın (r.a.) ailesinden kan davası güden bazı Emevî’ler ve görevden alınan Basra ve Yemen valileri Hazreti Osman’ın kanını talep için askerleriyle beraber Hazreti Aişe’ye (r.a.) gelmişler ve Basra’ya gidilmesini kararlaştırmışlardı. Hazreti Talha (r.a.) ve Hazreti Zübeyir de (r.a.) Mekke’ye ulaştı ve onlara katıldı. Gayeleri itaatsizlik değildi. Basra’ya doğru hakkın yerini bulması amacıyla yola çıktılar. Fitnelerini durduracaklarına inanıyorlardı. Hazreti Ali, İslam devleti içinde iki başlılık çıkmasının daha büyük bir fitneye sebep olacağının farkındaydı. Derhal onları itaate davet etmek üzere, kargaşa çıkmasını önlemek amacıyla ordusuyla beraber o da Basra’ya doğru yola çıktı. Basra yakınlarında iki ordu karşılaştı. İki ordununda içerisine sızmış münafıklara fırsat doğmuştu. Karşılıklı tahrik edici hareketler yaparak kışkırtmaya çalışıyorlardı. Hazreti Ali (r.a.) karşı tarafa bir elçisini göndererek sulhten yana olduklarını Hazreti Osman’ın (r.a.) katillerinin tez zamanda bulunacağını, hadiselerin sulh ile çözülebileceğini, aksi halde Müslüman kanı akmasının zarar olacağını bildirmişti. Karşı tarafta aynı kanaatte olduklarını, savaş çıksın istemediklerini bildirmişlerdi. Beraber yemek yenildi, namaz kılındı. Mutabakat sağlanmış ve muhtemel bir tehlikenin önüne geçilmişti. (Yankılı sesle) Taa ki gece iki tarafta kendi çadırlarında istirahate çekilinceye kadar. (Çok kuvvetli giyotin sesi, gök gürlemesi) Münafıklar âcil bir toplantı düzenlediler. Ekmeklerine taş konulmuştu. Planları bozulmuştu. âcilen bir tuzak kurmalıydılar. Karar verildi. iki tarafa da aynı anda baskın düzenlenecek ve baskını karşı taraf düzenledi süsü verilecekti. Maalesef plan tıkır tıkır işledi. İki taraf da “DEMEK BİZE TUZAK KURMUŞLAR, DEMEK BARIŞ DEĞİLMİŞ MAKSATLARI, DEMEK O KADAR NEFRETLE DOLMUŞLAR Kİ KANIMIZI İSTİYORLAR.” diyip silaha sarılmıştı. Ortalık karışmıştı. Her kes birbirine girmişti. Savaş başlamak üzereydi. Ordular savaş düzeni aldılar. Hazreti Ali (r.a.) bir anda meydana atıldı. Hazreti Zübeyir’e (r.a.) bağırdı. Ya Zübeyir (r.a.) hatırlıyor musun Rasulullah Aleyhisselatü Vesselam ile bir gün siz Ganemoğulları’na ait bir bahçede oturuyordunuz, o sırada ben gelmiştim. İkinizde sevinmiştiniz. Rasulullah Aleyhisselatü Vesselam sana sormuştu, sen de Ali’yi (r.a.) seviyor musun? demişti. Sen demiştin ki “Evet ya Rasulallah (s.a.v) hem de çok seviyorum.” Ve Efendimiz (s.a.v) buyurmuştu “Bir gün siz karşı karşıya geleceksiniz. O gün sen haksız olacaksın Ali (r.a.) ise haklı olacak. Hazreti Zübeyir Radiallahu anh hatırlamıştı her şeyi. Bir anda ağlamaklı oldu. Kılıcını elinden düşürdü. “Ey Ali (r.a.) artık dünyaları bana verseler ben sana karşı savaşmam asla” dedi. (Tok gümleme sesi) ve atına atladığı gibi “Affet Ya Rasulallah (s.a.)” diyerek, istiğfar ede ede, Medine’ye doğru, göz yaşı dökerek atını sürecekti. Medine’ye varamadan yolda Sıb-a Vadisi’nde namaz kılmak için durduğunda bir cahil onu namazın içindeyken şehit etti. O cahil, koşup gelip Hazreti Ali’ye (r.a.) marifetini anlattı. Zübeyir’i (r.a.) şehit ettiğini övünerek söylemişti. Taltif beklediği yerden tekdir gördü. Hazreti Ali (r.a.) dedi ki: “Vallahi ben Rasulullah’dan (s.a.v.) duydum ki Safiye’nin oğlunu şehit eden Cehennem’dedir. (Gök gürlemesi) Bu adamı Cehennem’le müjdeleyin. Eveet Zübeyir Bin Avvam (r.a.). Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın eşi Hazreti Hatice’nin (r.a.) amcaoğlu, Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın ise halaoğluydu. Yani halası Safiye’nin (r.a.) oğlu. Cennet’le müjdelenen 10 sahabeden biriydi. İlk Müslümanlardandı. Efendimiz (s.a.v.) onun için “Her peygamberin bir havarisi vardır. Benim havarim ise Zübeyir’dir (r.a.).” buyurmuştu. İşte o Zübeyir(r.a.) şimdi şehit olmuş, Evc-i âlâya uçmuş, Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’a kavuşmuştu. O sırada Talha Bin Ubeydullah’da (r.a.) savaş başlamadan pişman olmuş geri dönecekti. Fakat Mervan Bin Hakem onun tereddütle geri dönmeye meylettiğini görünce Talha’da (r.a.) geri dönerse hâlimiz ne olur diye düşünerek zehirli bir mızrakla bacağını yaraladı. Zehrin etkisi ile Talha (r.a.) yürüyemez olmuştu. Savaş başladı. Mü’minler birbirlerine kıyıyorlardı. Yanında geçen bir askere elini uzattı Talha (r.a.) “Sen kimin askerisin?” dedi. Asker ben Halife Ali’nin (r.a.) askeriyim diyince “Uzat elini sana beyat edeceğim, Allah’ın huzuruna Ali’ye (r.a.) olan beyatımı bozarak çıkmak istemem dedi. Asker sordu: “Sen kimsin?” “Talha Bin Ubeydullah’ım (r.a.)” dedi. Asker hemen koştu Hazreti Ali’ye (r.a.) durumu anlattı. Hazreti Ali (r.a.) koştu geldi. Hazreti Talha’nın (r.a.) bedenini kucaklayıp sarılmıştı. Öpüyor, kokluyor, sakalındaki tozları temizliyor, canı gibi sevdiği kardeşini bu halde görmeye yüreği dayanmıyordu. “Ey Talha (r.a.) bu gök kubbe altında seni bu halde mi görecektim?” dedi. Öyle ağladı, öyle ağladı ki yanındaki oğlu hazreti Hasan (r.a.) endişelendi. Onu teselli etmeye çalıştı. Oğlu Hasan’a (r.a.) dedi ki Hazreti Ali (r.a.): “Evladım keşke baban 20 yıl önce ölseydi de bu hali görmeseydi.” (gök gürültüsü) O rasulullah’ın (s.a.v.) biricik Talha’sıydı (r.a.). İlk Müslümanlardandı, Hayırlı Talha (r.a.) adıyla anmıştı Nebiler Nebisi (s.a.v.) onu. Cömert Talha (r.a.) demişti ona. Şehid-ül hay demişti. Yaşayan şehit bu. Ve gerçekten de şimdi şehitler arasına kavuşmuştu. Hazreti Ali (r.a.) Uhud Savaşı sonrası inen ayeti hatırladı. “Mü’minlerden öyle yiğitler vardı ki, Allah’a karşı verdikleri sözü tuttular, şehit oldular. Kimileri ise sözünü tutmayı bekliyor. Şehit olmayı bekliyor.” Sahabeler sormuştu Güllerin Efendisi’ne (s.a.v.) “Ya Rasulallah (s.a.v) bu bekleyenler kimlerdir?” demişlerdi. O sırada yeşil cübbesiyle mescide giren Talha’yı (r.a.) göstermişti Nebiler Serveri (s.a.v.) “İşte odur!” demişti. Tlaha’da (r.a.) sözünü tutmuştu. Hazreti Ali’nin (r.a.) kucağında göz yaşlarıyla yıknamıştı bedeni gassal boyunca. (gök gürlemesi) Hazreti Aliş (r.a.) Resulullah’ı (s.a.v.) hiç olmadığı kadar özlüyordu. “Ya Rasulallah (s.a.v) sen gittin bak, ümmetin yetim kaldı, sen gittin, ümmetin sahipsiz kaldı. Nerdesin Ya Rasulallah (s.a.v)” der gibi bakınıyordu semaya. Yanıyordu yürekler, alev alevdi Ali’nin (r.a.) gönlü. Ne oldu ümmetin hali böyle diyordu. Ya Ali (r.a.), bu gün gelsen, ümmetin bu günkü halini görsen gözlerin yaş değil kan ağlardı. (gümleme sesi) Yüreğindeki alev semadan arş-ı âlâya uzanır Cehennem o ızdırabın yangınından korkardı belki.(gök gürlemesi) Bir bir yere düşüyordu imanlı yürekler, ensardan, muhacirden kahramanlar. Ayaklarının altındaki toza feda olacağımız yiğitler şeytanın tuzağına kapılmıştı. Münafıkların yalan furyaları fitne ateşini kavuruyordu. Bu esnada Hazreti Aişe (r.a.) ise savaş meydanına geldiğinde Hav’eb suyu yakınında köpek ulumaları işitince “Burası neresidir?” diye sordu. Neresi olduğunu söylediklerinde “Eyvah!” dedi. Allah’ın Rasulü Aleyhisselatü Vesselam’ın sözünü hatırladı. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam ona köpeklerin uluduğu bu mevkiye geldiklerinde Hazreti Ali (r.a.) ile karşı karşıya geleceklerini, kendisinin haksız olduğunu bildirmişti. Hazreti Aişe (r.a.) hatırlayınca telaşla dönmek istedi. Fakat savaş patlak verince kadın başına kaldığı için dönemedi. Hazreti Aişe’nin (r.a.) devesi etrafında cereyan eden savaşta Hazreti Aişe’nin (r.a.) devesine doğru ok atıldığını görünce; Hazreti Aişe’nin (r.a.) zarar görmesini engelleyen yine Hazreti Ali (r.a.) olmuştu. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam ona da bildirmişti. “Böyle bir durum olursa Aişe’yi (r.a.) güvenli bir şekilde Medine’ye ulaştır.” demişti. hazreti Ali (r.a.), Hazreti Aişe’yi (r.a.) güvenli bir şekilde Medine’ye ulaştırdı. Hazreti Aişe (r.a.) o günden sonra vefatına kadar 22 sene boyunca göz yaşı döktü. 22 sene boyunca tövbe etti. Hatta Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın yanına defnedil mek hayaliydi. Hazreti Ebu Bekir (r.a.) vefat edince, onu kendi hanesine Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın yanına defnetti. Sonra Hazreti Ömer (r.a.) ölüm döşeğindeyken rica etti. Hazreti Ebu Bekir’in (r.a.) yanına da Hazreti Ömer (r.a.) defnedildi. Bir kişilik yer kalmıştı. Bu gün hala bir kabirlik boş yer vardır. Aişe Ana’mız (r.a.) böyle tövbe etmişti işte. Kendini Bâkî Kabri’ne defnettirmişti. Hayali olmasına rağmen Cemel hadisesinden dolayı kendini affedemiyordu. Cemel Savaşı bitmiş, münafıkların planı hayata geçmiş, on binden fazla Müslüman şehit olmuştu. Şunu bilmeliyiz ki iki taraftan da ölenler şehittir. Zira hak için mücadele vermişlerdi. Kazanan Hazreti Ali’nin (r.a.) tarafı gibi anlatılsa da aslında kazananı yoktu bu savaşın. (gök gürlemesi). Tek gülen taraf münafıklar ve İslam düşmanları oldu. Maalesef kardeş kavgası Cemel’le bitmemiş, Cemel bir son olmamış, binler teessür ki bir başlangıç olmuştu. Hazreti Ali (r.a.) hilafetin zorlu yıllarını göğüs gerecek bir sonraki imtahana, Sıffın savaşına gidecekti. Kardeş kanının aktığı bir başka kardeş kavgası idi Sıffın. Esas mesele bu hadiselerden ders almak ve üstümüze düşeni en iyi şekilde tespit etmek. Kerbela’ya giden keder yolundaki bir sonraki durağımız da Sıffîn hadisesi. Serimizin bir sonraki bölümünde görüşmek üzere Allah’a emanet olun. Altyazı M.K. Bundan sonra fonda hafif bir müzik var. Konuşma yok. Üstteki yazılar geçiyor

Evde Kolaylıkla Yapabileceğiniz 5 Sünnet!

Selamün Aleyküm kardeşlerim. Dünyada ve ülkemizde devam eden virüs salgını nedeniyle bir süredir evlerimizde karantinadayaz. Bu sebeple maddi, manevi bunalmış ve sıkılmış olabilirsiniz. Bu sıkıntılarımızı giderebileceğimiz elimizde mükemmel bir rehber var. Evet Resullullah’ın (s.a.v.) sünnetleriyle bedenimizi ve ruhumuzu ferahlatabiliriz. Biz de bu sebeple günlerimizi güzelleştirecek, karantina günlerinde bizleri manevi olarak rahatlatacak ve iyi hissettirecek sünnetleri 5 farklı konu üzerinden sizlere derledik. (Kapı kayma sesi ve kalemle çizme sesi) (Ayrıca videoda müzikler var.) 1- Ev işlerinde eşlere yardımcı olma. Resullullah Efendimiz (s.a.v) evde kendi elbiselerini temizler, koyunlarını sağar, yırtığını yamar, pabucunu tamir eder, evi süpürür, devesini bağlayıp yemini verir, hizmetçiyle beraber yemek yer, onunla hamur yuğurur, çarşıdan aldıklarını kendisi taşırdı. Bir defasında satın aldığı çamaşırları Ebu Hureyre (r.a.) taşımaya kalkınca “Bir şeyi sahibinin taşıması daha uygundur.” buyurarak çamaşırları ona vermemişti. Onun hayatını kendilerine örnek alan Hazreti Ömer (r.a.) ve Hazreti Ali (r.a) halife oldukları yıllarda bile çarşı pazarı dolaşarak evlerinin ihtiyaçlarını bizzat temin ederlerdi. Evet kardeşlerim bizlerde Peygamber Efendimizin (s.a.v.) yolundan gitmeliyiz. Karantinada olduğumuz bu dönemde evlerimizde hiç olmadığımız kadar vakit geçiriyoruz. Bu süreç boyunca evlerimizde büyüklerimize, eşlerimize, çocuklarımıza yardım etmek; ev işlerinin yükünü onların üzerinden almak hem onları, hem de onlara yardım etmenin mutluluğuyla bizleri rahatlatacaktır. Hem aramızdaki sevgi bağlarını da böylece kuvvetlendirmiş; birbirimizin üzerine yük olmaktansa birbirimize destek olmuş oluruz. Bir şeyi sahibinin taşıması daha uygundur düsturunu söylediği gibi davranmalıyız. Örneğin odamızı, eşyalarımızı; annemize ve eşimize temizletip toplatmak yerine bu düstura uygun olarak sahip olduğumuz şeyleri kendimiz düzenlememiz ve temizlememiz daha iyi olacaktır. Hem aile fertlerine yardım etmek, evinde kendi işini kendisi yapmak insanın mütevazi olduğunu da gösterir. 2- Eşine ve ailene iyi davranmak. Buhari’den rivayet edilen hadise göre Hazreti Muhammed Salli Allahu Aleyhi Vessellem eşlerine karşı çok nazik ve kibardı. Örneğin, eşlerinden birisi deveye bineceği zaman üzerine yaygıyı serer, devenin yanına oturarak dizlerini büker ve eşi de basarak binerdi. Yine Tirmizi’den rivayetle “Allahuteala’nın rızası anne ve babayı hoşnut ederek kazanılır; Allahuteala’nın gazabı da anne ve babayı öfkelendirmek suretiyle celbedilir.” denilmiştir. Evlerimizde hiç olmadığı kadar çok zaman geçirmemizin bir sonucu olarak da eşimizle ve ailemizle çok fazla birlikte zaman geçirme fırsatı yakalamış olmaktayız. Ancak bu kadar çok zaman geçirmek şeytanın ve nefsin etkisiyle bazen sürtüşmelere, kavgalara yol açabilmektedir. İşte bu sebeple hoş görüye hiç olmadığımız kadar ihtiyacımız var. Resullullah’ın (s.a.v.) yaptığı gibi eşlerimize nazik ve kibar davranmak aramızdaki sevgi bağını güçlendirecek ve sürtüşme veya kavgaları da önleyecektir. Öfkeli hareketlerden öfke doğacağı gibi sevgi ve nazik davranışlardan da sevgi doğacaktır. Yine hadiste belirtildiği üzere: anne-babaya iyi davranmak ve onların da rızasını kazanmak Allah’ın rızasını kazanmak olacağından onlara karşı saygımızı ve sevgimizi bu zor günlerde arttırmalı ve onları kıracak davranışlardan kaçınmalıyız. 3- Komşuluk hakkı. Buhari’den rivayet edilen bir hadiste Resulullah Salli Allahu Aleyhi Vessellem şöyle buyurdu: “Ey Müslüman hanımlar, hiç bir komşu hanım bir koyun paçası bile olsa komşusuna vereceğini küçük görüp vermemezlik etmesin.” buyurulmaktadır. Resulullah’ın (s.a.v.) en çok önemsediği ve üzerinde durduğu konulardan birisi de komşuluk hakkıdır. Öyle ki bir hadiste Peygamber Efendimiz Salli Allahu Aleyhi Vessellem “Komşu hakkında dikkat edin. Ben komşu hakkı konusunda Cebrail’den (a.s.) o kadar ısrarla ikaz aldım ki neredeyse komşunun komşuya mirasçı olacağını dahi zannettim.” buyurmuştur. İşte komşuluk hakkı bu kadar önemsenmektedir. Yine bir hadiste Resulullah: “Çorba pişirdiğin zaman suyunu çok koy. Sonra da komşularını gözden geçir ve gerekli gördüklerine güzel bir şekilde ikram et.” buyurdu. Evet bu karantina günlerinde oturduğumuz apartmanlarda, evlerde bizlere en yakın olan ve en çok göreceğimiz olan yine komşularımızdır. Karantina sebebiyle işsiz kalan veyahut maddi olarak sıkıntıya düşen, derdi olan komşularımız olabilir. Onların ihtiyacını gidermek, elimizden geldiğince onlara yardımcı olmakta bizlerin boynunun bir borcudur. Özellikle bu ramazan günlerinde sevabı katlanarak bize verileceğinden şüpheniz olmasın. Bunun öylesine büyük bir mükafatı vardır ki Rasulullah (s.a.v.) “Bir mü’min aç bir mü’mini doyurursa Allah da o kimseyi Cennet meyveleriyle doyuracaktır. Yine “Bir mü’nin susuz kalan bir mü’mine bir şeyler içirip susuzluğunu giderirse Allah kıyamette ona misk ile mühürlenmiş lezzetli bir içecek olan Rahik-i Mahdum’dan içirecektir. Yine bir mü’min elbise ihtiyacı olan bir mü’mini giydirirse Allah’da ona Cennet’in yemyeşil elbiselerinden giydirecektir.” buyurarak bunun kıymetini ve ecrini bizlere bildirmiştir. 4- Yemek âdabı ve oruç. Resulullah Salli Allahu Aleyhi Vessellem şöyle buyurdular: “Âdemoğlu mideden daha şerli bir kap dolduramaz. Ademoğluna belini doğrultacak bir kaç lokmacık yeterlidir. ANcak (nefsinin galebesiyle) illa (mideyi doldurmak işini) yapacaksa; bari onu 3’e ayırsın. Üçte birini yemeğe, üçte birini suya, üçte birini de nefesine tahsis etsin. Üçte birinden fazlasına yemek koymasın.” Evet hazır ramazan ayına girmişken yemek konusunu da ele almazsak olmazdı. Hadiste Rasulullah’ın (s.a.v) da belirttiği gibi yemek konusuna çok dikkat etmemiz gerekir. Oruç tuttuğumuz bu günlerde 16-17 saat açlıktan sonra bir anda midemize yüklenmek sağlık açısından bizlere çok zarar vereceği gibi aslında nefsin körelmesi olan orucun anlamınından saparak tekrar nefsin açlığını doyurmaya dönmesine sebep olabilir. Hem sofralarımıza çok fazla çeşitli, yiyemeyeceğimiz kadar yemek yapmak; yemeklerin israfına sebep de olacaktır. Hem de bir bakıma fakirin ve aç kalmışın halinden anlamak olan orucun anlamından sapması ve ibadetimizin bir nevi sakat bırakmamıza sebep de olabilir, Allah korusun. Ayrıca yeri gelmişken; sahur yapılmasının gerekliliğini de vurgulamış olalım. Yine Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hadiste: “Sahur yemeği yiyin zira sahurda bereket vardır. “buyurmuştur. Bu sebeple oruçlarımızı sahur yaparak tutmaya gayret edelim ve bu bereketten mahrum kalmayalım. Mideye ve vücudumuza en doğru ve en yararlı uygulamaları Rasulullah’ın (s.a.v.) hadislerinde böylece görebilmekteyiz. Çünkü ayetde buyurulduğu gibi: “İn huve illâ vahyun yûhâ.” Yani “O asla nefsinden konuşmaz, vahyolanı söyler.” 5- Uyuma âdabı. Buhariden nakledilen hadiste Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Biriniz yatağına yatacağı zaman elbisesinin bir ucuyla yatağını silkelesin çünkü yatağından ayrıldıktan sonra oraya hangi zararlının girdiğini bilemez. Sonra da şöyle desin Rabbim senin isminle yatağıma yattım, yine senin isminle yatağımdan kalkarım. Eğer uykuda canımı alacaksan; bana merhamet edip bağışla. Şayet hayatta bırakacaksan iyi kullarını muhafaza ettiğin gibi beni de fenalıklardan koru.” Yine başka bir hadiste Resulullah (s.a.v.) karnı üzerine yatmış bir adam görmüştü. Hemen müdahale edip “Bu Allah’ın sevmediği bir yatıştır.” buyurdular. Evet gördüğünüz üzere Resulullah’ın (s.a.v.) uyku konusunda da bir düzeni vardı. Özellikle sağ tarafına doğru yatar, yüzüstü yatmayı kesinlikle nehyederdi. Bir gün mescidde uyuyan bir sahabi dürtülerek uyandırılmış, uyandıran kişinin “Bu Allah’ın kızgınlığına sebep olan bir yatış şeklidir.” dediğini duymuş ve kafasını kaldırıp bakınca bu kişinin Rasulullah (s.a.v.) olduğunu görmüştür. Uyumadan önce abdest almak, yatağa girerken ve girdikten sonra Fatiha, ihlas, Felak, Nas, Kafirun gibi sureleri okumak yine Resulullah’ın (s.a.v.) sünnetlerindendi. urada bir önemli nokta daha var. Resulullah ‘ın ümmeti konusunda endişelendiği durumlardan birisi de ümmetinin çok fazla uyumasıydı. Çünkü bu tembelliğe ve imanî olarak da insanı zayıflığa götüren bir durumdur. Çok uyumak işlerin aksamasına ve namazların da kaçmasına sebep olabilecektir. Bu sebeple evde olduğumuz bu günlerde uyku düzenimize de dikkat etmeli ve çok geç saatlere kalmadan uyumalıyız. Evet sizin için ekstra bir hadis daha paylaşalım. Resulullah (s.a.v.) bir hadiste “Namaz dinin direğidir.” buyurmuştur. Normal zamanda dünya telaşına dalarken ve zamanımızı dünyaya harcarken; belki bahanelerle kendimizi namaz kılmaktan kaçıra biliyorduk. Şimdi ise saatlerce boş vaktimiz bulunmakta. Evet yukarda söylediğimiz hadisleri yerine getirerek hayatımızı güzelleştirebiliriz. Ancak eğer namaz kılmıyorsak hayatımızda büyük bir eksiklik olacaktır. Resulullah’ın (s.a.v.) “gözümün nuru” dediği namaz aslında hem bir sünnet hem de farzdır ve biliyorsunuz ki farzlar sünnetlerden daha önce gelmektedir. Günlerimizi bu yüzden hadislerle süslendirebileceğimiz gibi namazımızı kılarak asıl ferahlığa ve huzura da kavuşabiliriz. Selametle. – Alt yazı M.K.