İhlas

Biliyorsunuz biraz şehir dışına arkadaşlar fazla gidiyor geliyor 4 katlının kermesi olsun Kitabın işleri olsun falan fıstık fazla gidiyoruz geliyoruz abi ve dikkat ettik Selam abi Hayalhanem’i çok fazla duyan var ama çok fazla yani biri duymadıysa onun eniştesi duymuş o duymadıysa baldızı duymuş Hayalhanem’i çavuş çok fazla duyan var dışarlarda Özellikle böyle Mersin’de de hani şu sahildeki bazı mekanlar falan var ya şurupçu mekanlar:) ordan da çok duyanlar var bu beni mutlu ediyor çünkü orda bir gün adam dertlense ve bu hayattan sıkılsa İnşallah ilk aklına neresi gelecek abi? biz geleceğiz Biz de ona şurup diye çayı kakalayacağız abi 🙂 neyi kakalayacağız? o yüzden çok fazla kim o? 🙂 sen mi güldün abi? 🙂 sana da 3 saniye gecikmeli mi geliyor yayın? 🙂 şimdi hamdolsun çok duyanlar var ve beni çok mutlu ediyor tabi bazen şehir dışına falan çıktığımızda böyle bildiğiniz gibi değil yani şöyle söylim ortalama yani bir yerden bir yere gittiğimizde mutlaka bi tanesi aa Hayalhanem değil mi diye tanıyo ve Engin abi şura çok hoşuma gidiyo aa Mehmet Yıldız diyen az aa Hayalhanem’deki abi diyen daha çok yani demek mekan oldu artık burası ve bi gün bu adam trafik kazasında ölse bi esprisi var mı? bi esprisi yok hayır cihetiyle benim defter burda devam etçek mi devam edecek di mi? günah cihetiyle ölücem hayır cihetiyle devam Allah’ın izni inayetiyle bu çok güzel bir şey geçenlerde de gittik yine havaalanındayız o kadar çok kardeş tanıdı ki havaalanında biri geldi aa Mehmet abi değil mi öteki geliyo aa Mehmet abi falan filan muhabbet ediyoruz resim çekilelim mi? olur birader kirvem gelmiş hoşgelmiş

Sapık Bir Erkeğin En Belirgin Özellikleri

şşt ufaklık kıvırcık şşt naber gel gel ders yapalım gel gel hadi, senin adın ne? Az önce şşt gel buraya gel gel azcık neyse hadi tamam uslu dur ozaman, gelmeyeceksen uslu dur bak gel gel 🙂 Valla çocuğum olsa böyle bişey olabilir ha dimi? Dersimizin konusu abazanlık, abazanlıkla ilgili ders yapcaz Aramızda bazı arkadaşların el kitapçığını yazmışlığı bile olabilir yani bunla ilgili Yani şimdi bi derste filan özel kendi aramızda filan yapıyoruz dersi herkes bi yorum katıyor, herkesin bilgisi var arkadaş, herkesin bir yorumu tabi bi geçmişi var. e hepimizin bi dönem hormonlarının ayağa kalktığı, yürüyüp şahlandığı günler olmuştur yani illaki ama şimdi abazanlık diyince şöyle kelime anlamı çıkıyor karşı cinsten hoşlanmak abazanlık mı? değil Bu Allah ın koydugu bişey bizim içimize, bizim bahsettiğimiz şey bu karşı cinsten hoşlanmayı kontrol edememek problem, problemi ilk önce tanımlayalım. Ve bu gerçekten ciddi bir problem mesela bize gelen mesajardan biliyorum, toplumun bir çoğunda böyle bir problemin olduğunu nerden biliyosun; bize gelen birçok mesajda insanlar böyle ümitsizlik içinde Mehmet, yani abi çok özür dileyerek söylüyorum abi ben mastürbasyon hastalığından kurtulamıyorum ne bileyim abi ben o kötü videoları pis videoları izlemeden duramıyorum. Yani irade edemiyorum diyor Mehmet ya bak irade edememesi nasıl bisey biliyor musun ya burda kötürüm bi kardeşimiz olduğunu düşün şurdan şuraya gitmek istiyor, arkadaşın yanına gitmek istiyor, gidemiyor ama yani. irade edemiyor, veya eroin bağımlısı birisini düşün, evet yapmaması gerektiğini biliyor sonunun ölüme doğru gideceğini biliyor ama yinede içmek zorunda kalıyor, kafayı çekmek zorunda kalıyor doğru muyum Maalesef ki Öyle, demek ki ilim yetmiyor bırakmak için, demek ki iradeyi güçlendirmek lazım veya başka şeyler lazım. Ve nasıl bir ortamda yaşıyoruz.. abi bundan 500 yıl önce, Caner, sence böyle problemler var mıydı? Böyle rezillikleri düşünen insanlar var mıydı? Bence yoktu abi. Neden? Çünkü insanlar 15 -16 sında zaten evleniyor yani. E düşünsene zamanında evlenmiş olsaydım o zamanlarda yaşasaydım Furkan yaşında böyle az önceki kardeş gibi kıvırcık kıvırcık çocuklarım olurdu yani. şöyle birşey var helâl dairede bu yaşamamız gereken şeyleri yaşayabilirdik. Ve helâl dairesi var yani bunun. Evet şimdi islamdan bahsederken “şunu yasaklıyor“ “bunu yasaklıyor şöyle oluyor böyle oluyor“ diyoruz ya, yok abi; yasakladığı yerde bi sınır koyuyor sadece Sana onun helâl dairesini vermiş, sen o helâl dairesinde kalmanı istiyor senden. Mevzu orda yani Eger o helâl dairesinde keyfe kâfi olan o helal dairede hayatını sürdürürsen hiç bir sıkıntı yok hatta hayatın daha düzenli daha iyi ilerliyor Günümüze geldiğimizde, 500 yıl önce evet helâl bi dairede insanlar evleniyordu, ama günümüze geldiğimizde bir evlilik yaşı nerelere geldi Mehmet? 24, 25, 30 yaşına kadar sürüyor di mi, neden? iyi bir kariyeri olsun çocuğun, arabası olsun, evi olsun, şöyle olsun böyle olsun derken 30 yaşı buluyor. şimdi bu istekler arzular bizi ergenlik döneminden itibaren başlıyor 15 yıllık, bi cinselliğe aç bir topluluk oluşuyor. 15 yıl boyunca evlenene kadar cinselliğe aç bir topluluk oluşturursan, cinselliği rahatça pazarlayabilirsin Ne oluyor abi, gazetede, billboardlarda, televizyonda, internette instagram da, ya fotoğrafım beğenilsin diye bile cinsellik pazarlanıyor Böyle bir asırda yaşıyoruz yani, maalesef böyle bir asırda yaşadıgın zamanda bu kardeşler düşünüyor ve şeytan bu kardeşlerin kulağına fısıldıyor. diyor ki “ya böyle bir ortamda böyle işler dönerken sen nasıl bırakabilirsin ki böye birşeyi?“ ve ümitsizligi damarlarına kadar hissediyor çocuk ve bunu bırakamayacağını falan düşünüyor. Yok Mehmet öyle birşey, yok yani. Yapılıyor abi Gerçekten hayâ sahibi, terbiye sahibi helâl dairede yaşayan insanlar olunabiliyor abi Bundan şimdi örnekler sunacaz inşallah. Bismillahirrahmanirrahim “55 sene evvel, ben 20 yaşlarındayken, üstad Bediüzzaman hz. kendisinin bir hatırasından bahsediyor yani bu makaleyi yazdıktan 50 – 55 sene önce üstad Bediüzzaman hz. kim? Bir molla, hakiki bir molla Yani 7 fen ilimini biliyor aynı zamanda kuran ilimlerinede vâkıf ve gece ibadetler, şunlar bunlar, gerçekten evliya yani şimdi böyle bir insan kendi hatırasından bahsediyor. “55 sene evvel ben 20 yaşlarındayken Bitliste merhum vâli Ömer paşa hanesinde iki sene onun ısrarıyla ve ilme ziyade hürmetiyle kaldım“ şimdi Caner üstad burda neden bahsediyor? üstad, ilim aldığı dönemde 20 li yaşlarında hepimiz 20 li yaşlarındayız hemen hemen. Zıpkın gibi olduğumuz çağdayız, doğru muyum. Kuvvetliyiz yani, böyle bir çağda, Ömer paşa hanesinde ilime çalışıyor demek ki orda imkanlar daha el verişli olduğundan orda ilim tahsil ediyor Ömer paşa hanesinde iki sene onun ısrarıyla ve ilme ziyade hürmetiyle kaldım. Onun altı adet kızları vardı, üçü küçük, üç büyük kızı varmış Ömer paşanın Ben üç büyükleri, yani üç büyük kızı iki sene beraber bir hanede kaldığımız halde, birbirinden tefrik edip tanımıyordum” Ne demek istiyor biliyor musun Caner, Ömer paşanın kızları var üç büyük. Ayşe, Fatma Hayriye olsun, hangisi büyük, hangisi Fatma hangisi Hayriye bilmiyor. Bir kere bile bakmamış Mehmet. Kaldırıp kafasını bakmamış, birbirinden ayıramıyor yani; hatta olayın devamında âlim bir arkadaşım geldi iki günde onu tanıdı diyor, öyle bahsediyor şimdi Mehmet biz bi kendimize soralım ya, lise de aynı sınıfta yaşadığımız insanların herşeyini biliyorduk, özellikle kız arkadaşlarımızın yani. Güldün bak, sen biliyon kesin. Bak yav kardeş böyle bişey olama yaz, hangi renkten hoşlanır, hangi yemekleri yer, hangi diziyi izler hangi muziği dinler bu kadar iyi biliyoruz bırak birbirinden ayırt etmeyi, hangisinin hangisi olduğunu bırak herşeyini biliyoruz ya. Bizim dönemde öyle bir arkadaş vardı ya sınıfın muhtarı gibiydi yani Kaç tane abisi var onu biliyor anladın mı, o kadar iyi yani Yav kardeş üstad böyle bir âlim, molla, böyle bir islam âlim’i olduğu halde nefsine güvenip bakmıyor üstad. Biz bakıyoruz ama “ ne olcak ki arkadaşım ya, ne var ki bunda?” “ ne var ki bu diziyi izlememde, bişey yok ki. Bir öpüşme sahnesi yani ne var?” doğru değil mi Caner? Biz işte kendimize dikkat etmiyoruz üstad kendi nefsine güvenmiyor, bakmıyor, meyil edebilirim diye, burası da çok önemli Mehmet, Furkan bak burası çok önemli, meyil edebilmek. Bizim fiillerimiz, yaptığımız işler meyillerimizden oluşur. Meyiller neden oluşur biliyor musun abi, sen duyu organlarını neyle besliyorsan onla oluşur. Yani sen gözünü kulağını ağzını dilini neyle meşgul ediyorsan hangi ortamda tutuyorsan onunla meyillerin oluşur. Mesela biz Hayalhanem’e gelen arkadaşlara, gelen kardeşlere deli gibi namaz dersi filan yapmıyoruz yani. Ya kardeş otur kalk nolursun namaza başla şöyle yap böyle yap, baskı falan yok. Çocuk buraya geliyor gidiyor bu ortamda nefes alıyor, bu ortamdaki arkadaşlarla arkadaş oluyor, bir bakmış namaza başlamış. Yani ekstra bi mücadele gerekmiyor. Peki ya abi aynı şekilde kuşimato sokağı var şurada alkollerin rahatça içildiği, barların olduğu bir sokak. Oraya takılsa, “ya abi ben bişey yapmıyom ki, içmiyom ki, yani masada oturuyom sadece“ dese sadece o ortamda bulunduğu için zamanla evine yatağına yanlız gitmemeye başlar bu çocuk, çünkü orayla besliyor kendini Gözünü kulağını dilini, ve meyilleri bu şekilde oluşuyor. Meyilleri oluşunca, fiilleride hareketleri de bu şekilde oluşuyor. Bizim meyil etmememiz için kendimize dikkat etmemiz gerekiyor abi, bakmamamız gerekiyor kendi nefsimize güvenmicez abi, bu kadar net. Ve kendimizle savaşacağız. Fakat bugün kendi nefisleriyle aslanlar gibi savaşanların hikayelerini anlatacağız islam kahramanlarının hayâ kahramanlarının hikayelerini anlatacağız Birisi üstad Bediüzzaman Said Nursî hazretleriydi. Diğer bir örnek Kuran’nın en güzel örneklerinden biri olan Yusuf as.’ ın kıssası. Yusuf as. Bulunduğu evin sahibesi tarafından inanılmaz bir şekilde ilgi Alanı olmaya başlıyor daha doğrusu aşık olunuyor yani Yusuf as bilindiği üzere herkesin bildiği gibi güzelliğiyle yakışıklılığıyla bilinen bir peygamberimiz, dolayısıyla ona olan ilgisi evin sahibesinin, yani Züleyha’nın ona olan ilgisin artık sınırı aşıyor ve onu elde etmeye çalışıyor Bir gün sarayın kapılarının sıkı sıkı kapandığı bir anda, pencerelerinin sıkı sıkı kapandığı bir anda, yani kimsenin dışarda görmeyeceği bir anda, öyle bir zamanda Yusuf as.’ ı elde etmeye çalışıyor Züleyha Kuran bu olayı şu şekilde bahsediyor: Bismillahirrahmanirrahim “Doğrusu, hanım ona sahip olmayı iyice aklına koymuş ve buna yeltenmişti de. Eğer Rabbinin bürhanını, yani Rabbinin delilini, görmeseydi o da kadına meyledecekti. Biz ondan kötülügü ve fuhuşu uzaklaştırmak için işte böyle yaptık çünkü o ihlâsa erdirilmiş kullarımızdandı.” Gerçekten bu çok sert bi imtihan yani gerçekten zor. Neden biliyor musun, mesela şundan bahsedeceğim Züleyha yaşlı veya çirkin bi kadın olsa bu kolay bi imtihan olur doğru muyum veya Yusuf as. genç olmasa, yaşlı bir dede olsa veya 50-60 yaşlarda olsa bu daha kolay bi imtihan olur di mi? Ikisininde gençlik dönemi, ve çok soylu bir kadın karşı taraftaki ve böyle bir imtihanda Allah Yusuf as.’a seçenek sunuyor kendi arzularına karşı koyup orda hayır diyebiliyor anladın mı kendi arzularına hayır demek kolay bişey değil. Bizde buralarda yeniliyoruz zaten kendi arzularımıza hayır diyemediğimizden yeniliyoruz arkadaşlara dönelim reele dönelim şimdi de günümüzde şöyle bi durum oluyor, arkadaşlara diyoruz ki ya tamamda abi yani reelde ben napmam lazım bu illetlerden bu hastalıklardan kurtulmam için yani o videonun başına geçmek istemiyorum ama irademi nasıl koruyacağım? Bunu zaten Resûlullah as. 1400 yıl önce zaten söylemiş bize tavsiye etmis, demiş ki oruç tutun, ama bizde ne oluyor biliyor musun ya oruç tutuyozda yani işte o gün keyifsiz geçiyor, o gün sınavım oluyor, o gün işim oluyor şu oluyor bu oluyor bir sürü şeyle bahane edip kendimizi nefsimizi terbiye edecek şeyden kaçıyoruz abi. diyoruz ki “ben zorlanıyorum” bak çok acayip bişey bu, çok kötü bi kelime bu “zorlanıyorum” ne demek biliyor musun bu Mehmet, ya kardeş bu zamana kadar neler neler için zorlandın ya yani şu okulu kazanmak için zorlandın, ne bilim ailen güzel bi işin olsun dedi zorlandın işe girmek için 5 takla attın patronun gözüne girmek için ya zorlandında zorlandın ömrün boyunca herşey için. Bi kızı tavlamak için haftalarca peşinden koştun, herşey için zorlandın da Allah için zorlanmaya gelince neden böyle birşey çıkıyor şimdi? Mükafaatı mı az geliyor abi? Hem sana kolay olacağını kim söyledi? kolay olsa mükafaat cennet olur mu? abi biz Allah için zorlanmayı kalbimize koyamıyoruz yani bizim burda problemimiz var Yusuf as. ihlasa erdirilmiş kullarımızdandır diyor değil mi Kur’anı Azimü’ş-Şan şundan bahsedicem; Yusuf as. zindana düşüyor abi, zindana düştüğünde ellerini açıyor ve Rabbine şükrediyor “Allahım senin beni koyduğun bu zindan, bana onların tekliflerinden daha şirin daha sevimli gözükür” diyor daha dünyadayken zindana râzı bi gönül yapmış bi iman bulmuş yani Yusuf as. daha dünyadayken zindana girecek gönlün var mı? öyle bi imanın var mı Allah için zindana girecek kadar? biz zindana girsek binbir türlü isyan çekeriz ya peki ya abi senin gün içinde bi oruç tutman dünyanı zindan ediyorsa, sende bu zindana râzı degilsen tabii ki kurtulamazsın evet senin için oruç bi zindansa, tabii ki oruç kötü bişey değil bundan bahsetmiyorum ama “benim günümü kötü geçiriyor, benim günümü zindan ediyor” diyorsan senin bu zindana râzı olman lazım bu şehvetini dizginlemen için işte liseden örnek verdik az önce, lisede ki bi çocuk kızlarla arkadaşlık etmeyi keserse arkasından ne derler abi muhtemelen gay derler, öyle bi zamanda yaşıyoruz maalesef Arkadaşlarının gıybet zindanına girmeye râzı olcak bi gönlün varsa sende bunlardan uzak durabilirsin kardeşim Veya açık saçık bir düğün olduğunda, arkabalarının gıybet zindanına girmeyi göze alacak bir gönlün varsa sen ordada inşallah ihlâsa erdirilmiş kulllarından olabilirsin iç arzuların seni bastırdığında da Allahı hatırlayabiliyorsan sen orda kul olabiliyorsun böyle ihlâsa erdiliyor. Efendimiz as. bir hadisle bütün dersi özetliyor: “dünya müminin zindanıdır” bize dünyayı cennet yapmayı öğrettiler, oysa bizim dünyamızı gerekirse zindan etmemiz lazım ki ahirette Resûlullah’a komşu olabilelim. Allah rızası için el-Fatiha


Almanca

Könnt ihr bitte dieses Video liken und teilen ? Hey Kleiner! Wie geht’s dir? Komm her, wir machen zusammen Unterricht! Na komm doch her. Wie heißt du eigentlich? Komm ruhig her. Naja egal, dann nicht. Wenn du nicht kommen möchtest, dann bleib aber brav. OK? Dann komm also doch. (Gelächter) Wenn ich ein Kind hätte, dann könnte es wirklich so in der Art aussehen. (Gelächter) (Musik) Das Thema unseres heutigen Unterrichts ist die Perversion im ugendlichen alter und Allgemein. im jugendlichen Alter und Allgemein. Es könnte sogar sein, dass einige Freunde unter uns darüber ein Handbuch geschrieben haben darüber, Wir machen den Unterricht speziell unter uns und jeder gibt einen Kommentar ab, jeder hat Ahnung, jeder hat eine Vergangenheit. von allen von uns haben die Hormone eine Zeit lang rebelliert, eine Zeit, in der sie am Höhepunkt waren. Aber wenn man jetzt Perversion sagt, bekommt man folgende Definition, Ist es pervers, wenn man das andere Geschlecht mag? Ist es nicht, das ist etwas, was Allah uns gegeben hat, das, was wir meinen, ist dieses Mögen nicht unter Kontrolle zu haben, das ist ein Problem, lasst uns das Problem erst mal definieren. Und das ist wirklich ein ernstes Problem, ich weiß es z.B. von den Nachrichten, die wir bekommen, woher wisst ihr, dass dieses Problem beim Großteil der Gesellschaft auftaucht; von vielen Nachrichten, die wir bekommen, die Menschen sind in Hoffnungslosigkeit, Mehmet, Bruder ich sage es mich sehr entschuldigend, ich werde die Masturbations-Krankheit nicht los, was weiß ich.. ich halte es nicht aus ohne schlechte dreckige Videos zu gucken sagen sie, Mehmet weißt du wie es ist, dass er sich nicht kontrollieren kann, stell dir vor, hier ist ein gelähmter bruder, der von hier nach da gehen will, er will zu seinem Freund, er kann aber nicht gehen, er kann es nicht, oder denke an einen Heroin-süchtigen, ja, er weiß, was er nicht machen sollte, er weiß, dass er am Ende sterben wird. Aber er muss es trotzdem weiter nehmen, stimmt’s? Leider ist es so, das heißt, das Wissen reicht nicht, man muss den Willen stärken, oder es ist etwas anderes nötig. Und in was für einer Umgebung leben wir? Caner, vor 500 Jahren, meinst du, es gab damals solche Probleme? Menschen, die an solche Niederträchtigkeiten dachten? Ich denke nicht, Bruder. Warum? Weil die Menschen mit 15 16 Jahren eh geheiratet haben. Stell dir mal vor, wenn ich jung geheiratet hätte, wenn ich zu der Zeit gelebt hätte, hätte ich so wie der Bruder von vorhin lockige kleine Kinder. Wir hätten diese Dinge, die wir erleben sollten, auf erlaubter Weise erleben können. Es gibt eine Halal Art davon. Ja, wenn wir vom Islam reden, sagen wir “er verbietet dies” “er verbietet das”. Nein, Bruder; er verbietet nicht, er setzt nur Grenzen. Er hat dir die erlaubte Art davon gegeben, er will, dass du in diesem halal-Kreis bleibst. Das ist die Sache, wenn du dein Leben in dieser erlaubten Art führst, gibt es keinerlei Probleme, dein Leben verläuft sogar besser. Wenn wir zur heutigen Zeit kommen, ja, 500 Jahre vorher haben die Menschen halal geheiratet, aber wo liegt das Heiratsalter heutzutage, Mehmet? 24, 25, 30 Jahre dauert es, oder? Warum? Er soll eine gute Karriere haben, ein Auto, ein Haus, dies haben, das haben und so kommt man zu 30 Jahren. Nun, diese Wünsche und Begehren fangen mit der Pubertät an, Und es entsteht eine Gesellschaft, die 15 Jahre lang diese Wünsche nicht befriedigt hat Wenn du 15 Jahre lang bis zur Heirat eine Gesellschaft bildest, die an Sexualität verarmt ist, kannst du die Sexualität einfach vermarkten. Was passiert, Bruder, in der Zeitung, auf Tafeln, im TV, im Internet, auf Instagram, selbst damit dein Bild geliked wird, wird die Sexualität vermarktet. Wir leben in so einem Jahrhundert, und weil wir leider in so einem Jahrhundert leben, denken diese Brüder und der Teufel flüstert zu. Er sagt: “Wie willst du in so einem Milieu, während solche Sachen abgehen, mit so etwas aufhören?” Und der Junge fühlt die Hoffnungslosigkeit bis zu seinen Adern, und er denkt, dass er es nicht schaffen wird, aufzuhören. Mehmet, so etwas gibt es nicht. Man kann es schaffen, Bruder Man kann ein Mensch werden, der wirklich Schamgefühl besitzt, sich benimmt und im erlaubten Umkreis lebt, Jetzt werden wir, so Gott will, einige Beispiele darstellen. Im Namen Gottes, es Allerbarmers des Barmherzigen, “Vor 55 Jahren, als ich in meinen Zwanzigern war-” Der Meister Bediüzzaman spricht hier von einer seiner Erinnerungen, also 50-55 Jahre bevor er diesen Aufsatz verfasst hat. Wer ist der Meister Bediüzzaman? Ein Theologiestudent, ein wahrhaftiger Theologiestudent, er kennt die 7 Naturwissenschaften und gleichzeitig beherrscht er die Wissenschaft des Korans. Nachts betet er, dies und das, er ist also wirklich ein Gerechter, Nun redet so ein Mensch von seinen eigenen Erinnerungen: “Vor 55 Jahren als ich in meinen Zwanzigern war, bin ich in Bitlis im Haus des verstorbenen Provinzgoverneur Ömer General durch sein Bestehen und seine Hochachtung für die Wissenschaft zwei Jahre lang geblieben.” Also Caner, wovon redet der Meister hier? Er ist in seinen Zwanzigern zu der Zeit, in der er Wissen aneignet, wir sind alle so in unseren Zwanzigern. Wir sind im Lebensalter, in dem wir stark sind, stimmt’s? Wir sind kräftig, er arbeitet in so einem Lebensalter im Haus des Ömer General an der Wissenschaft, wahrscheinlich sind die Möglichkeiten dort noch geeigneter, weshalb er dort Wissen aneignet. Durch sein Bestehen und seine Hochachtung für die Wissenschaft bin ich zwei Jahre lang im Hau des Ömer General geblieben. Er hatte sechs Töchter”, drei kleine, drei große Töchter hatte Ömer General, “Ich kannte dir drei Großen nicht” -also die drei großen Töchter- “obwohl wir zwei Jahre lang in einem Haus geblieben sind, konnte ich sie nicht voneinander unterscheiden” Weißt du, was er sagen will, Caner? General Ömer hat drei große Töchter. Sagen wir mal, sie heißen Ayse, Fatma und Hayriye; er weiß nicht, wer die älteste ist, wer Fatma oder wer davon Hayriye ist. Er hat sie nicht ein Mal angeguckt, Mehmet. Er hat seinen Kopf nicht gehoben und geguckt, er kann sie also nicht differenzieren; Er sagt sogar im weiteren Verlauf der Geschichte, dass ein gelehrter Freund kam und sie in zwei Tagen kannte, so spricht er davon. Nun Mehmet, lasst uns uns selbst hinterfragen, wir wussten alles über unsere Mitschüler in der Oberstufe, vor allem bei unseren weiblichen Mitschülern. Du lachst, du weißt bestimmt alles über sie. Bruder, das darf nicht sein, Wir wissen, welche Farbe sie mögen, was sie gerne essen, welche Serien sie gucken, was für Musik sie hört, so gut kennen wir sie. Lass das voneinander unterscheiden, wir wissen alles über sie. In unserem Jahrgang gab es so einen Bruder, er war so etwas wie der Gemeindevorsteher der Klasse Er weiß, wie viele Brüder sie hat, verstehst du, so gut also, Bruder, obwohl der Meister so ein Gelehrter, Theologiestudent, so ein Gelehrter des Islams ist, guckt er nicht, indem er auf seine Triebe vertraut. Aber wir gucken. “Was soll schon passieren man, was ist denn dabei?” “Was ist denn dabei, dass ich diese Serie gucke, ist doch nichts. Es ist nur eine Kuss-Szene, was ist denn daran?” Stimmt’s Caner? Wir passen nicht auf unsere Handlungen auf, der Meister vertraut nicht auf seine Triebe und guckt deshalb nicht, weil er dazu neigen könnte, das ist auch sehr wichtig, Mehmet. Furkan, guck das hier ist sehr wichtig, dazu neigen. Unsere Handlungen, die Taten, die wir begehen, entstehen aus unseren Neigungen. Weißt du, woraus unsere Neigungen bestehen, Bruder? Aus den Nahrungen, mit denen du deine Sinnesorgane fütterst. Also mit dem, womit du deine Augen, Ohren, Mund, Zunge beschäftigst, wo du sie aufhältst, damit entstehen deine Neigungen. Wir machen zum Beispiel mit den Freunden, die zu uns zu Hayalhanem kommen, nicht Gebets-Unterricht wie verrückt, Ey Bruder, sitze bitte, bitte fange mit dem Gebet an, mach dies, mach das, bei uns gibt es keinen Druck. Der Junge kommt, geht, atmet hier in dieser Umgebung, freundet sich mit den Freunden hier an, und siehe da, er hat mit dem Beten angefangen. Also ist ein zusätzlicher Kampf gar nicht nötig. Und Bruder, auf gleicher Art und Weise gibt es hier die “…”-Straße, in der gemütlich Alkohol getrunken werden kann, wo Bars sind. Wenn jemand sich dort aufhält, und sagt: “Bruder, ich mache doch gar nichts, ich trinke nicht, ich sitze nur am Tisch” Wird dieser Junge, nur weil er sich in diesem Milieu aufhält, mit der Zeit anfangen, nach Hause und in sein Bett nicht mehr alleine zu gehen, weil er sich damit füttert. Seine Augen, Ohren, Zunge, und seine Neigungen entstehen auf diese Art. Wenn seine Neigungen entstehen, entstehen seine Handlungen und Aktionen auf der selben Weise. Wir müssen, damit wir nicht dazu neigen, auf uns selbst aufpassen, Bruder, wir dürfen nicht gucken, wir dürfen uns nicht auf unsere Triebe verlassen, das ist so deutlich. Und wir werden mit uns selbst kämpfen. Aber heute werden wir die Geschichte derer erzählen, die mit ihren eigenen Trieben wie Löwen gekämpft haben, Wir werden die Geschichten der Islam Helden, der Schamgefühl Helden erzählen. Einer war der Meister Bediüzzaman Said Nursî. Ein anderes Beispiel ist eines der schönsten Beispiele im Koran, die Geschichte des Yusuf (Josef) aleyhisselam. Yusuf alehyisselam fängt auf unglaublicher Weise an, das Interessengebiet der Besitzerin des Hauses zu werden, in dem er sich befindet, um genauer zu sein, verliebt sie sich in ihn also, Yusuf aleyhisselam ist bekannterweise ein Prophet, der für seine Schönheit und sein gutes Aussehen bekannt war, daher überschreitet ihr Interesse an ihm, von der Hausbesitzerin, also Züleyhas Interesse an ihm die Grenze und sie versucht, ihn für sich zu gewinnen, An einem Tag, an dem die Türe des Palastes fest geschlossen werden, die Fenster fest verschlossen werden, also in einem Moment, an dem niemand draußen etwas sehen könnte, in so einer Zeit versucht Züleyha, ihn für sich zu gewinnen. Der Koran spricht von diesem Geschehen folgendermaßen: im Namen Allahs des Allerbarmers des Barmherzigen “Und sie begehrte ihn, (und) auch er hätte sie begehrt, wenn er nicht ein deutliches Zeichen von seinem Herrn gesehen hätte. Das geschah, um Schlechtigkeit und Unsittlichkeit von ihm abzuwenden. Wahrlich, er war einer Unserer auserwählten Diener.” Das ist wirklich eine sehr harte Prüfung, also wirklich schwierig. Weißt du warum? Wenn Züleyha zum Beispiel eine alte oder hässliche Frau wäre, wäre es eine einfache Prüfung, oder wenn Yusuf aleyhisselam nicht jung, sondern ein alter Opa oder 50-60 Jahre als wäre, wäre es eine einfache Prüfung stimmt’s ? Es ist das Jugendalter beider, und die ihm gegenüberstehende ist eine sehr edle Frau, und in so einer Prüfung bietet Allah Yusuf alyhisselam Alternartiven an. Er kann sich seinen eigenen Wünschen widersetzen und dort nein sagen, seinen eigenen Wünschen nein zu sagen ist nichts leichtes. Und wir werden eh hier besiegt, Wir werden besiegt, weil wir unseren Wünschen nicht widerstehen können, Freunde, lasst uns nun zur Realität zurückkehren, Heutzutage gibt es so eine Situation, “Ja, ist ja okay Bruder, aber was muss ich nun tun, damit ich von diesem Leiden, von diesen Krankheiten befreit werde, also ich will mich nicht vor dieses Video setzen aber wie soll ich meinen Willen bewahren? Das hat der Prophet bereits vor 1400 Jahren beantwortet, er hat uns empfohlen, dass wir fasten, aber wisst ihr, was bei uns passiert? wir fasten, aber dieser Tag verläuft missmutig, an diesem Tag schreibe ich eine Klausur, ich habe zu tun… wir finden Vorwände und fliehen vor dem, was unsere eigenen Triebe erzieht, Bruder. Wir sagen: “Mir fällt es schwer”, das ist etwas sehr merkwürdiges, ein sehr schlechter Ausdruck, dieses “Mir fällt es schwer” Weißt du, was das heißt, Mehmet? Bruder, mit was hatten wir bis jetzt Schwierigkeiten? Du hattest Schwierigkeiten, um in der Schule angenommen zu werden; deine Familie hat gesagt, dass du einen guten Job haben sollst, dafür hattest du Schwierigkeiten, du hast fünf Purzelbäume geschlagen, um den Job zu bekommen und die Zuneigung deines Chefs zu erlangen, du hattest Schwierigkeiten über Schwierigkeiten, dein ganzes Leben lang für alles. Du bist einem Mädchen wochenlang hinterher gerannt, um sie herumzukriegen, du hattest für alles Schwierigkeiten. Warum ist es anders, wenn du für Allah Schwierigkeiten hast? Ist die Belohnung nicht ausreichend, Bruder? Und wer hat dir gesagt, dass es einfach wird? Wäre die Belohnung das Paradies, wenn es einfach wäre? Wir können also nicht vom Herzen für Allah Schwierigkeiten haben, hier haben wir ein Problem. Der Koran sagt, dass Yusuf a.s. einer Unserer auserwählten Diener war, oder? Ich möchte hiervon sprechen; Yusuf wird in den Kerker geworfen, Bruder, als er in den Kerker geworfen wird, öffnet er seine Hände und bedankt sich bei seinem Herren. “Allah, dieser Kerker, in den du mich geworfen hast, erscheint mir lieber und niedlicher als ihre Vorschläge”, sagt er, noch auf der Welt ist sein Herz einverstanden mit dem Kerker Yusuf a.s. hat also den Glauben gefunden. Hast du ein Herz, dass noch auf der Welt in den Kerker gehen könnte? Hast du so einen Glauben, dass du sogar für Allah in den Kerker gehen würdest? Wenn wir in den Kerker gehen würden, würden wir uns in jeder möglichen Art empören, nun Bruder, wenn dein eintägiges Fasten dir die Welt zum Kerker macht, und du mit diesem Kerker nicht einverstanden bist, wirst du natürlich nicht befreit- Wenn für dich das Fasten ein Kerker ist, natürlich ist das Fasten nichts schlechtes, davon rede ich nicht; aber wenn du “Es lässt meinen Tag schlecht verlaufen, es macht mir den Tag zum Kerker”, sagst, dann musst du mit diesem Kerker einverstanden sein, damit du diese Begehrlichkeit zügelst. wir haben gerade ein Beispiel von der Oberstufe gegeben, wenn ein Junge damit aufhört, sich mit Mädchen anzufreunden, werden sie ihn wahrscheinlich hinter seinem Rücken schwul nennen, wir leben leider in so einer Zeit. Wenn du ein Herz hast, dass damit einverstanden ist, in den Läster-Kerker deiner Freunde zu gehen, kannst auch du von diesen Dingen fernbleiben, mein Bruder. Oder wenn du, während eine halbnackte Hochzeit stattfindet, ein Herz hast, das wagt, in den Läster-Kerker deiner Verwandten zu gehen kannst du dort – so Gott will – einer Unserer auserwählten Diener werden. Wenn du, wenn deine inneren Wünsche dich bezwingen, dich immer noch an Gott erinnern kannst, dann kannst du dort Diener werden, so wird man auserwählt. Unser Prophet fasst mit einem Hadith den ganzen Unterricht zusammen: “Die Welt ist ein Gefängnis für den Gläubigen” Sie haben uns gelehrt, die Welt ein Paradies zu machen, dabei müssen wir, wenn es nötig ist, unsere Welt zu einem Kerker machen, damit wir im Jenseits der Nachbar unseres Propheten sein können.

ŞİRK NEDEN EN BÜYÜK TEHLİKEDİR

Aziz kardeşlerim, bir insan, ve Müslüman, ne kadar bu kulluk kelimesinden, haz duyuyorsa, Müslümanlığı o kadar iyidir. Müslümanlık, Allah’a kul olduğunun tadını almakla başlar. Bu tadı alamayan, gerçek bir Müslümanlık yaşayamaz. Tadamaz ondan birşey. Bu nedenle bizim, kelime-i şehadet söylerken, ben şahitlik ederim ki, derken Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem’i bile, Allah’ın, kulu olarak tanıttığımızdan başlayıp, kendimizi de, ben senin kulunum Allah’ım değişteki dudaklarımızdan çıkan ifadenin kalitesi, bunu söylerken duyduğumuz lezzet, biiznillahi teala cennet ırmaklarının kulaklarımızda yankılayan sesidir. Ben, Allah’ın, kuluyum. O, benim rabbim, ben onun kuluyum sözünü ne kadar samimi, ne kadar ciddi, ve ne kadar içten, heyecanlı söyleyebiliyorsan, o kadar sabah namazına ciddi kalkabilirsin. O kadar, faizden, zinadan, piyangodan, haramdan, kul hakkından, kaçabilirsin. Çünkü insandaki enerjinin adı, Allah’a kulluk hattından bağlanabiliyor olmaktır. Neden insanoğlunun işleyebileceği, en büyük cinayet, şirk cinayetidir? Yani Allah’a ortak koşmaktır. Çünkü şirk, yani Allah’a ortak koşmak ki bunu hep, mekkeli müşrikler, yapıyor, zannediyorduk. Halbuki, bütün çağlarda kıyamete kadar şirk vardır hep. Ve en büyük tehlikedir. Şirk neden en büyük tehlikedir? Çünkü, şirkte Allah’a kul olma itirafını, aşağıya çekme vardır. Allah’ın tek ve yegane yaratan, rızık veren, idare eden, kerem sahibi olan, lütuf sahibi olan, her şeyin mütebbiri, yan idare edicisi, olan bir Allah olduğu anlayışı, ben kulum, bütün insanlar da Allah’ın kullarıdırlar, bütün cinler, Allah’ın kullarıdırlar, her mahluk, Allah’ındır neticede gerçeğini ne kadar yüksekten kabullenirse Mü’min, o kadar imanı güçlü olur. Bu gerçek ne kadar darbe yerse, o kadar mü’min olma gerçeği de aşağıya düşmüş olur. Bunun için şirk en büyük günahtır. Neuzübillahi teala..

Cehenneme Girecek İlk 3 Grup!

Allah’ın sevgilisi Habibullah’ın Medinesinden Hepinize selamun aleyküm. Zaman çok şeyin müfessiridir Nice sahneleri tarih sahnesinde tefsir ettiğini Ve zamanın akışı içerisinde nice mesajlar bugüne verildiğini tarih bize gösteriyor Uhud’da nice yiğitler yere serilmiş Nice kahramanların kanı toprağa dökülmüştü Bunlardan biri de hiç şüphesiz Efendimiz (ASM)’ın arkasında bir dağ gibi duran Allahın aslanı Hz. Hamza’ydı Zaten Uhud’a giden yolda nice aslanlar kükremişti Bunlardan birisi de Abdullah İbn-i Cahş’tı Savaştan önce duasının makbuliyeti ile meşhur olan Sad Bin Ebi Vakkas ile bir anlaşma yaptı Ben dua edeceğim sen amin diyeceksin, sen dua edeceksin ben amin diyeceğim Var mısın? Dedi. Sad Bin Ebi Vakkas Efendimiz(ASM)’ın duasına mazhar olmuş Ve o ne dua ederse kabul olurdu. Sad Bin Ebi Vakkas çok iyi ok atardı İnsanlar onun oklarından korktuğu gibi aynı zamanda Onun beddua oklarından da kaçarlardı Abdullah önce Sad’a dedi ki ” Sen dua et ben amin diyeyim ” Sad açtı ellerini dedi ki; ” Yarabbi Uhud’da karşıma azılı bir müşrik çıkar O bana vursun ben ona vurayım o beni yaralasın ben onu yaralayayım Sonra ben ona öyle bir darbe vurayım ki onu cehenneme göndereyim Sonra da ganimetini islama kazandırayım. ” Abdullah amin demişti ve sonra deki ki; ” Şimdi ben sad sen amin diyeceksin. ” Abdullah İbn-i Cahş açtı ellerini dedi ki; ” Yarabbi Uhud’da karşıma öyle azılı bir müşrik çıkar ki Ben onu yaralayayım o beni yaralasın birbirimiz ile boğuşalım Sonra o bana bir darbe vursun ve beni öldürsün, şehid etsin. Yarabbi senin huzuruna geleyim sonra o benim cesedimde burnumu, kulaklarımı, dudaklarımı kessin. Sad deki ki; ” Ben buna nasıl amin diyebilirim ya Abdullah? ” ” Hayır! ” dedi ” Anlaşmayı bozma seninle bir anlaşma yapmıştık amin diyeceksin. ” Sad çaresiz boynunu büktü. Abdullah devam etti dedi ki ” Bu müşrik dudaklarımı, burnumu, kulaklarımı kessin ve Senin huzuruna Ya Rabbi bu günah işlediğim dudaklarımla, burnumla, kulaklarımla gelmeyeyim. ” Sen bana sor ” Ey Abdullah dudakların, burnun, kulakların nerede? ” Ben de diyeyim ki ” Ya Rabbi ben dudaklarla, o kulaklarla, o burunla nice günahlara nice hatalara girmiştim. Ya Rabbi senin yolunda onları feda ettim. Onları senin huzuruna getirmekten utandım Ve onları senin yolunda feda ettim. ” diyeyim. Sad amin demişti ve amin dediği gibi Uhud’da her şey birebir yaşanmıştı. Gerçekten de Uhud meydanın da Sad baktı ki Abdullah İbn-i Cahş aynı duasında söylediği gibi şeyleri yaşamıştı. Sahabeler Uhud meydanın’da Abdullah’ı görünce Allah’ın Resulüne gösterdiler. Ya Rasulullah Abdullah’a bakın nasıl da kahramanca düşmanın üstüne atılıyor Nasıl da müşrikleri bir bir yere seriyor Efendimiz (ASM) o savaşın hengamesi içerisinde Gülümsedi ” Abdullah cennetliktir İnşallah. ” Daha sonra sahabeler içerisinde Kuzman ismin de birisi vardı O da aynı Abdullah gibi düşmanın üstüne atılıyor Ve sırasıyla müşrikleri yere seriyordu. 1-2-3 derken 8-9 tane müşrik leşini cehenneme göndermişti. Sahabeler bunu görünce gururlandılar Ya Resulullah Kuzman’a bakın nasıl da kahramanca savaşıyor değil mi? Diye gösterince Efendimiz (ASM) bir anda kaşlarını çattı Bir anda Efendimizin morali bozuldu, hiddetlendi ve dedi ki; ” Kuzman cehennemliktir. ” Sahabe-i Kiram anlayamadı Neden Kuzman böyle kahramanca savaşırken cehenneme gitsin ki? Anlam veremediler. Efendimiz (ASM)’ın hiddeti biraz sonra geçmişti ama Savaşta şiddetlendiği için ashab soramadı Sahabe’nin içinde Hz.Katade Efendimiz (ASM)’in Kuzman’a söylediğinden habersiz Kuzman’ın yanında onu Şehid düşerken görmüştü. Ve yanına koşmuş “Sen kahramanca savaştın Ve şimdi de kahramanca Şehid düştün ve cennete gidiyorsun Ne mutlu sana ey Kuzman!” dedi. Kuzman ona hiddetle döndü Ne Allah için savaşması ne Muhammed için savaşması ne Şehidi? Ben medinedeki hurmalıklarım için ve kavmimin şerefi için savaştım! Katade dehşete kapılmıştı ” Nasıl olur? Nasıl Kuzman böyle bir şey söyleyebilir. ” Demişti. Ama evet Kuzman’ın dudaklarından aynen bu dökülmüştü. Düşünün neredeyse birbirinin tıpa tıp aynısı iki tane fiil var. Birisi Allah için kılıcını sallayan ve kılıcını paramparça edercesine düşmana saldıran. Abdullah İbn-i Caşh Var. Diğer tarafta Kuzman var. İkisi de müşrikleri gebertmiş. İkisi de nice müşrik’i cehenneme göndermiş Ve sonra da can vermişti bu yolda. Fakat Allah Rasulü(ASM) birisine o cennetliktir derken diğerine o cehennemliktir dedi. Neydi bunun hikmeti? Neydi bunun sebebi? Katade’nin şaşkınlığı geçmemişti ki bir süre sonra Kuzman Eline aldığı oku bir anda damarlarına sapladı ve orada intihar etti. Katade olan biteni anlayamadı ve Allah Resulü (ASM)’a koştu ve durumu söyledi. Allah Resulü (ASM) onun halini Allah tarafından bildirildiği için biliyordu. Evet bu bize bir ders veriyor tıpkı 21. Lema’da söylediği gibi Ama bizim tek derdimiz Allah için hareket etmek, Allah için yaşamak, Allah için adım atmak Buhari’de geçen meşhur bir hadis var ” Allahın huzuruna 3 güruh insan çıkarılır, 1. Güruh çok zengindir Ya Rabbi derler Biz Allah yolunda bize verdiğin malı senin için harcadık Cenab-ı Hak der ki; ” Hayır yalan söylüyorsunuz Siz size ne kadar cömert desinler diye harcadınız öyle de dediler Mükafatınızı dünya’da aldınız atın cehenneme diyor. ” ve onları cehenneme atıyor. 2. Güruh geliyor ” Ya Rabbi sen bize ilim vermiştin Ve biz bu ilmi senin yolunda seni anlatmak için harcadık, kullandık insanlara seni anlattık. ” Cenab-ı Hak diyor ki; ” Yalan söylüyorsunuz Siz size ne kadar güzel konuşuyor ne kadar güzel anlatıyor Ne kadar çok biliyor desinler diye harcadınız. Öyle de dediler. Mükafatınızı dünya’da aldınız atın cehenneme. ” Diyor. Ve cehenneme atılıyor. 3.Güruh insan çıkarılıyor Cenab-ı Hakkın karşısına Diyorlar ki; ” Yarabbi sen bize can verdin biz de bu canı senin yolunda harcadık Ve senin yolunda şehid olduk. Cenab-ı Hak diyor ki; ” Hayır yalan söylüyorsunuz Siz ne kadar kahramandır desinler diye Başka şeyler için savaştınız ve o yolda öldünüz Öyle de dediler mükafatınızı dünyada aldınız Atın Cehenneme. ” Diyor. İşte ihlasla yapılan bir amel ihlassız yapılan batmanlar amele müreccahtır. Ondan daha üstünüdür. Eğer başladığımız işe Allah için başlamazsak Allah için adım atmazsak, Allah için yürümezsek Allah için işlerimizi görmezsek bunlar size hiçbir mükafat hiçbir fayda sağlamayacak. Belki dünya’da kalacak belki ahirette bize zarar olarak gelecek. Elalem ne der diye yaşadığımız zaman Allah yaptığımız ameller hayır bile olsa Eğer O’nun için değilse O’nun rızası için değilse kabul etmeyecek. Cenab-ı Hak işte Abdullah ile Kuzman olmak arasında Bize Abdullah Bin Cahş gibi olmayı nasip etsin(amin) Medine’den, kainatın en sevgili yerinden Allah’a emanet olun, Selamun Aleyküm.

Elazığ Depreminin Perde Arkası

Bismillahirrahmanirrahim eşhedu en la ilahe illallah ve eşhedü enne muhammeden âbduhu ve resuluhu Selamun aleyküm arkadaşlar. Öncelikle Elazığ depreminden dolayı Ve ülkemizde son zamanlarda gerçekleşen depremlerden dolayı Eğer can kaybına uğrayanlar varsa Onlara Allah’tan rahmet temenni ediyoruz Bütün vatana’da buradan taziyemizi iletiyoruz. Cenab-ı Hak kalanlara sabrı cemil ihsan eylesin Cenab-ı Hak bazı musibet zedelere dair Bazı hakikatleri tabir-i caiz ise müjdeliyor Biz de dedik ki o kardeşlerimize bir teselli olsun Ve buradan bütün musibet zede kardeşlerimize Belki onların yüreklerini ısındıracak Belki onlara sevgimizi, muhabbetimizi, kardeşliğimizi tekrar hisettirecek Bir duygu paylaşımı olsun diye dedik ki bir video paylaşalım Kardeşlerim belki canınız sıkkın belki moraliniz bozuk Ama eğer bizi izleyen buradan sesimizi duyurabileceğimiz Orada kardeşlerimiz varsa üzülmeyin Sizlerle beraberiz zaten bu tarz musibetler Vatanımızın özellikle böyle kenetlenmeye muhtaç olduğu zamanlarda Sanki Cenab-ı Hak tarafından gelen bu imtihan Bir kenetlenme vesilesi oluyor o yüzden Bütün Vatan şuan da birlik ve beraberlik için de olmalı Ve bu birlik ve beraberliği bozmak isteyenlere de Fırsat verememeli, Acıları paylaşmalıyız yüklerini hafifletmeliyiz Ve unutmamalıyız ki; Evet bu hadiseler dünyevi olarak, bilimsel olarak Araştırıldığında bazı sebeplere dayanıyor Cenab-ı Hakkın bütün kanunları evet bir sebeple dayanır Ama bu kanunların arkasında kanun koyucuyu hatırlamak lazım Ve Cenab-ı Hak ne hikmete binaen bize bu musibeti verdi diye Sormamız aslında bize çok büyük faydalar sağlayacak. Neden? Çünkü insanlar vefat edenlere eğer Yokluk alemine gitti diye düşünürse O zaman kalanlara çok büyük bir ızdırap ve acı olacak Ve bir hakikatı çiğnemek olduğu için Aslında manevi bir cinayet olmuş olacak. Belki bir insan kaybından çok ciddi bir ebedi bir kayıp olacak. Öyle ise meselenin ahirete iman perspektifinden ele alınması lazım O vefat edenler İnşallah İslamı fıkıha göre şehit hükmüne geçtiler Allah’ın izni ile inşallah belki günahlarından azad olmuş bir şekilde Ahirete gittiler ki buna dair rivayetler var. İnşallah Cenab-ı Hak onların Şehadetlerini kabul eylesin. 20’den fazla kardeşimiz şehadet alemine bu vesile ile Geçmiş diye duyduk biz de onlara dualar ediyoruz ve ailelerine dualar ediyoruz İnşallah tabi zor bir psikolojidir ama Allah’a iman ile Tevekkül ile sabır ile atlatılabilecek bir imtihandır Bu dünya zaten imtihan dünyası biliyorsunuz. Zaten ecel hak. Benim de başıma gelecek Herkesin de başına gelecek bir ölüm hakikati var. Şu ve ya bu sebeple yani Cenab-ı Hak bu ölümü Bir kalp krizi ile de verebilir başka bir şekilde de verebilir esas mesele Gerçek depremden kendimizi korumak. Nedir gerçek deprem? İşte ” Esas musibetten korununuz.” diyor. Nedir esas musibet? Yani Cenab-ı Hak bize bu dünya’da bazı imtihanlar verir Ayağımız taşa çarpar ama karşılığında ahirette Eğer imanımız varsa isyanımız yoksa Büyük mükafatlar alacağız ki bu noktada şu hadisi aktarmak istiyorum Bil mana çok önemli bir hadis diyor ki; ” Bu dünya’da en fazla sıkıntı çeken, işkence gören En fazla azap gören, dünyevi olarak azap gören Müslümanı Allah cennetine daldırır çıkarır ” ve Ona sorar; ” Bu dünya’da sen bir musibet gördün mü? ” ” Hayır, vallahi görmedim ” yani mükafat o kadar büyük. Ve sonsuz ki şu kısa fani hayatı bakileştiriyor Ve o kadar büyük bir mükafata sebep oluyor ki Sizin bu dünya’da katlandığınız belki az bir musibet O yüzden sabredin kardeşlerim. Tevekkül edin, Allaha sığının bu Allah’ın bir takdiridir sakın isyan etmeyin. Kesinlikle bunu öncelikle söylemek gerekir. Evet bazı hadiseler oluyor, bu hadiselerin Fay hatlarıdır vesairedir fiziksel ve coğrafi izahları var. Zaten biz de okullarda, üniversiteler de bunları gördük öğrendik Ama mesela bu işin sadece bu yönünü görürsek Allah’a bakan yönünü görmezsek bakın şu misale benziyor; Yani arkadaşlar Cenab-ı Hak adeta yakamızdan tutup sarsıyor ” Kendine gel bu dünya fani bak dünya malına Dünya’ya çok yöneldin biraz bana yönel Ebedi hayatın var, Senin bir Rabbin var, Seni yaratan bir Zat var. ” Dercesine adeta Yakamızdan tutup sarsıyor. Peki insanın aklına geliyor; Nedne masunlara geliyor? Mesela bazı bi çare masumlar var, hiç günahsızlar var. Neden onlara da geliyor? Şimdi bir musibet gelse düşünsenize Dindarlara ve ya masunlara hiç uğramasa Bir bina yıkılıyor ve ya bir mahalle komple yıkılıyor Sadece dindarlar ve masumlar belki 15 yaş altında Küçük çocuklar kurtuluyor. Bu imtihan sırrını bozar yani perde yırtılır Bu dünya’da insanlar imtihan edilecek yani din bir imtihandır Akla kapı açar, ihtiyari iradeyi elden almaz. O yüzden Cenab-ı Hak bir imtihan getirdiği zaman Umumi bir musibet ise herkese isabet eder ama Mukafat alır, Sabretmeyen isyan eden ve ya ehl-i iman olmayanlarda Bu konuda musibetten olumsuz etkilenecektir. Aslında ne oldu biliyor musunuz? Bu depremler bize acizliğimizi hissettirdi Cenab-ı Hakka ne kadar muhtacız bunu farketttik Eğer malımız gittiyse, binamız yıkıldıysa Cenab-ı Hak bunları sadaka hükmünde saydı normalde veremeyeceğimiz kadar Ahiret azı, ahiret yatırımı yapmış olduk. Sadaka hükmüne geçti yani boşa gitmedi, Heba olmadı. Lütfen moralinizi bozmayın Allah’ın izni ile. Ama işte aklınıza şu takılabilir ” Allah sonsuz merhamet sahibi değil mi? Neden böyle bir şey veriyor? Arkadaşlar ahireti düşünmezsek alımıza bu gelebilir Ama ahiret var, ebedi bir hayatımı var oraya gideceğiz Ve Cenab-ı Hak böyle musibetler ile aslında bizi kendimize getiriyor Aslında Zilzal suresini bolca hatırlamak lazım Ben sizi Zilzal suresinin ayetleri ile baş başa bırakayım Siz de kalbinize manevi bir sarsıntı verin Yani iman sarsıntısı ile o gafletten sıyrılın Ve sorgulayın ebedi hayatım önümde bir şekilde bir gün bitecek Cenab-ı Hakkın kendini hatırlatmasına karşı ben acaba onu hatırlıyor muyum? Diye düşünün Bu şekilde inşallah ebedi kazanca uğrayın. Allah’a emanet olun. Bismillahirrahmanirrahim.

Nazardan Kurtulmanın Kesin Yolu! Nazar Boncuğu Şirk Mi?

Nazarı çok kuvvetli bir köylü varmış Mustafa. Bu adamın nazarı o kadar kuvvetliymiş ki adam nereye baksa orayı mahvediyormuş. Bir gün Osmanlı Ordusu böyle bir yerden geçerken bir bakmışlar kocaman bir kaya. E patlatma imkanı yok; o zaman böyle dinamit yok, bişey yok. Demişler ki falan köyde, buraya yakın olan bir köyde nazarı çok kuvvetli bir adam var. Onu çağıralım. Yüzbaşıya bunu söyleyince tamam demiş çağırın. Gitmiş o adam nazarıyla kayaya bir bakmış aa kayaya bak demiş, kaya bir anda infilak etmiş, o yol açılmış, ordu geçmiş. Bu adamı gören karşı köyden bir adam demiş ki senle gel 2 dakka işimiz var. Adamı almış götürmüş. Bu adamın da komşusuyla arasında müthiş bir rekabet var. ikisi de müthiş servet sahibi, ikisinin de böyle bir sürü hayvanları var, sürüleri var. Plan şu: Nazarı çok kuvvetli olan adamı böyle kendi evinin bahçesinden karşı komşusunun evindeki o otlayan binlerce hayvanı, sürüsünü gösterecek ve onlara nazar değdirtecek. Çıkarmış böyle verandaya. Bak demiş görüyor musun şurdaki hayvan sürülerini? O nazarı çok kuvvetli olan adam bir bakmış! Göremiyorum demiş!! Ondan sonra yaa nasıl görmüyorsun? Baksana orda binleerce hayvan, bak yaa ne acayip demiş. adam bakmış. Göremiyorum yaa demiş. Yaa nasıl görmüyordun bak işte orda binlerce şey var. İnek de var bak orda, köpek de var nasıl görmüyorsun orda? Nazarı çok kuvvetli olana adam bir dönmüş (gıcırtı sesi) Sende de ne göz varmış yaa demiş. adamın gözleri akmış. (Gülüyor) (Kalemle çizme sesi) Selamün aleyküm arkadaşlar. Benim en çok etkilendiğim konulardan birisini ele alacağız bu gün. Üstümde bir nazar var. Dedim madem öyle üstümdeki bu nazarı size anlatayım. Nazar nedir? Bazen bana da soruyorsunuz, mesaj atıyorsunuz. Ağabey bana nazar mı değiyor? Veya ağabey bir arkadaşın bir eşyasını çok beğendim, sonra kırıldı. Acaba nazar mı değdirdim? Nazar diye bir şey var mı? Nazar hak mıdır? Dinimizde yeri var mı? isterseniz buyrun konuşalım. (Yankılı sesle) bazı insanlar yani nazardan korunmak için nazar boncuğu takıyorlar, kimi at nalı takıyor. Kimisi nazar mı değdi diye kurşun döktürüyor falan. Kurşun dökerken bir anda suratı yananlar oluyor falan. Böyle başına bin tane şey gelenler oluyor. Değişik değişik bâtıl inançlar. Ağaca çaput bağlamalar (gümleme sesi), böyle üzerlik tohumu yakmalar (gümleme sesi), evin içinde ayin yaparcasına böyle, kabile dansı yaparcasına gezmeler. Yani bunlar acaba gerçekten hak mı? (Elektrik sesi) Bunları yapmak doğru mu? (elektrik sesi). İslamiyete göre yani bunları yapmakta bir beis var mı? Efendimiz Alayhisselatü Vesselam’ın zamanında nazar boncuğu var mıydı? (Gümleme sesi) Nazar boncuğu caiz midir? Şirk midir? (Giyotin sesi ve ince çınlama sesi) Efendimiz Alayhisselatü Vesselam’ın Müslim’de geçen bir hadisiyle başlayalım. Efendimiz (s.a.v.) diyor ki: “Nazar haktır.” diyor. “Deveyi kqazana, insanı mezara koyar.” Hatta Taberâni’de geçen bir başka rivayette Efendimiz Alayhisselatü Vesselam diyor ki: ” İnsanların yarısı nazardan ölmüştür.” Demek nazar bu kadar tehlikeli bir şey. hatta kalem Suresi’nin 51. ayeti müfessirlerimizin görüşüne göre nazar için inmiştir. Olay da şöyle gelişiyor. Efendimiz Alayhisselatü Vesselam zamanında Esetoğulları’ndan bir adam varmış. Böyle bedevîymiş. 3 gün boyunca hiç bir şey yemez, ondan sonra çadırının örtüsünü kaldırır, ordan geçen bir gurup deveye bakıp bunlar ne acayip develerdir der, hani bazen böyle skeçlerde olur ya keşke benim olsa diyen bir karakter. Aynı onun gibi böyle. Bakıyor, nazar ediyor, haset ediyor ve ondan sonra o develer hastalanıyor ve pek çoğu telef oluyor. Bu kişinin nazarının çok kuvvetli olduğunu farkeden müşrikler Efendimiz Alayhisselatü Vesselam’ın o harkulade güzelliğinin, o harkulade konuşma şeklinin, harkulade ahlakının, muhteşem karakterinin karşısında; bu kişinin de ona nazar etmekten başka yapacak bir şeyi olmaz diyerek onu alıyorlar, Efendimizin (s.a.v.) karşısına getiriyorlar. Ama ayet Efendimiz Alayhisselatü Vesselam’ı koruyor. Efendimize (s.a.v.) vahiy iniyor ve Efendimizi (s.a.v.) Allah muhafaza ediyor. Ayet de aynen şöyle. “Neredeyse kâfirler seni gözleriyle yıkacaklardı.” diyor. Efendimiz Alayhisselatü Vesselam peki nazardan korunmak için ne yapıyordu? Diyordu ki: “Ya Rabbi beni insanları ve cinlerin kötü bakışlarından, kötü nazarlarından, hasetlerinden koru.” diyordu. Fakat daha sonra Felak ve Nas sureleri gelince Efendimiz Alayhisselatü Vesselam nazar için bu 2 sureye başvurmaya başladı. Zaten Efendimiz Alayhisselatü Vesselam yatmadan önce İhlas Suresi’ni, Felak ve Nas surelerini okur, ellerine üfler ve bütün vücuduna mesh ederdi. Dokundururdu, değdirirdi. Bu şekilde nazardan korunmaya çalışırdı. hatta sahabe efendilerimiz, mesela Hazreti Osman (r.a.) bunu söylüyor, Hazreti Ömer (r.a.) bunu söylüyor: Sahabe efendilerimiz bunu yapmayanın aklından şüphe ederdik diyorlar. Bu derece demek ki nazar insanın hayatında olan bir şey ve hak bir şey. Peki çocuklarımız oluyor. Benim de mesela 2 tane kızım var. Özellikle çocuklar yeni doğduğunda o çocukların böyle tenleri çok güzel oluyor değil mi? Böyle hiç birimizin teni bu kadar güzel değil. Baksana! Yani Mustafa’ya da baktığım zaman çok böyle kayış gibi bir teni var şu an yani. (gülüşmeler) Yüz hatlarına bakıyorum. Hadi Sefa’da biraz daha baby face (beybi feys) var ama. (gülüşmeler) Yani bize o kadar net değmiyor ama çocukların çok daha teni taze böyle tenleri var. Özellikle canlı canlı. Yani resimden bakma değil de canlı canlı bakılan nazarlar çok kuvvetlidir. Bu noktada, anne, babanın nazarı çok etkilidir. Anneannenin, dedenin, babaannenin nazarları, ağabeylerin, amcaların nazarları çok etkilidir. neden? Çünkü nazar 2 surette değiyor arkadaşlar. Bazıları diyor ki yaa ben severek bakıyorum, hasetle bakmıyorum, kötü gözle bakmıyorum ki. Severek bakıyorum diyor. Ama severek baksan da işte 2 çeşit nazarın birinci şekli senin bakışın. Bazıları severek baktığı için, çok yüksek muhabbet beslediği için manayı harfiyle değil de manayı ismiyle baktığı için nazar değdirir. Peki nedir manayı ismi ve manayı harfi? Bediüzzaman Hazretleri diyor ki. Bakın Bediüzzaman denilmiş, zamanın harikası denilmiş. Karşılaştığı bütün âlimleri iltizam eden, böyle bir ilim sahibi,küçücük yaşta zeka ve hafızanın üst düzey kendisinde birleştiğini gören âlimler ona Bediüzzaman, zamanın harikası demişler. Bu kadar ilimde uçmuş gitmiş bir zat. hatta şöyle söyleniyor: 3 ayda belki 20 senelik medrese ilminin kitaplarını okumuş ve bitirmiş bir insan. Böyle bir zeka ve deha sahibi bekın ne diyor? Diyor ki: “Kırk senelik hayatımda, otuz senelik tahsil hayatımda öğrendiğim şu dört kelimedir.” diyor. Netdi onlar? “Manayı ismi, manayı harfi, nazar ve niyet.” Bakın bütün ilmini bununla ifade ediyor. nazar gerçekten de günahları sevaba, sevapları da günaha çevirebilir. Nazar eşyanın mahiyetini değiştirebilir, tahayyir edebilir, dönüştürebilir. İnsanlar gözleriyle eşyaları hareket ettirmişler. Hatta Hazreti Süleyman’ın (a.s.) yanında bir âlim diyor ya Belkıs’ın tahtını ben sana getireceğim. Bunu da bu nazar ilminin içinde bir kategoride yapmış Bu da henüz bizce meçhul. Ama belki ilerde bulacağımız bir ilim. İnşallah bu teknolojiye de bir gün ulaşırsak, bunun tam tefsiri de tafsilatı da yapılmış olur. Demek ki nazarla insan o enerjiyi yüklediği yere yüklediği ölçüde hareket kâbiliyeti de kazandırabiliyor. Bu kadar demek ki yüksek bir enerjiyle insan yaratılmış. E şimdi sen bütün kainatın zübdesisin, kainatın küçültülmüş bir örneğisin, prototipi hükmünde yaratılmışsın. Elbette ki Cenab-ı Hak sendeki tecelliyetını özel kılmıştır. Bu tecelliyatın da en etkili kanallarından birisi elbette bizim gözlerimizdir. Yani bizim bakışlarımızla. Bu konuda da özellikle benim gibi insanların karşısına, kalabalıkların karşısına çıkıp anlatımlar yapan ve insanların olduğum şahıstan çok daha fazla hüsn-ü zanlar besleyerek yani benim namımın layık olmadığı hüsn-ü zanlar besleyerek baktığı için nazara muhatap birisi olarak söylüyorum, ciddi manada; özellikle mesela bizim cumartesi sohbetleri oluyor ya işte 400 kişi geliyor, 350 kişi geliyor; her kesin böyle teveccühü ordaki Kur’anî mananın inkişafını senle bağlıyor. Halbuki orda bir Kur’an dersi okuyoruz, Risale-i Nur’dan bir yer okuyoruz ama sana bağlayınca, senle ilişkilendirince ne oluyor? sana karşı bir muhabbet besliyor. Sana karşı bir hüsn-ü zanla bakıyor. Dolayısıyla ne oluyor? Sana karşı nazarı cevfliyor. Ben her cumartesi günleri çok fazla okuyorum. Cevşen okuyorum, Kur’an okuyorum. Kendimi muhafazaya çalışıyorum. Ve her gün, yıllardır her gün çok yoğun işte Felak, Nas, Ayetel Kürsi okumalarım var. Sizler de biliyorsunuzdur yani. Böyle sayısını söylemeyeyim de yani şimdi. Tabi bu her kes için çünkü farklı. Her kes kendindeki esmaya göre, hani yıldıznameden bakarlar ya bazı alimler. Kendilerindeki esmanın galibiyetine göre; Allah’ın hangi ismi sende daha çok tecelli ediyor ona göre. Elbette her kesin yapacağı okumanın yoğunluğunun miktarı da, kalitesi de farklı olacaktır. Ama Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam bize ne demiş biz onu yapacağız. Ayetel Kürsi’yi tavsiye etmiş, Felak Suresi’ni ve Nas Suresi’ni tavsiye etmiş, Kafirun Suresi’ni tavsiye etmiş. Bunları bol bol okuyacağız. Şimdi bazıları soruyor, ağabey diyorlar bende renkli göz var, bana kem gözlü muamelesi yapıyorlar, işte renkli gözün var diye senin gözünde daha çok nazar oluyor. böyle bir şey var mı? Yani İslamiyet’de bunun yeri yok. Bu bir batıl inanç. Doğruluğu veya yanlışlığı tartışılır. Öyle söyleyeyim. Gerçekten böyle bir şey var mı? Allah biliyor ama sanmıyorum böyle bir şey olacağını. Renkli gözden ziyade insanın bakışlarında 2 tane dediğim gibi temel unsur var. Birincisi manayı ismiyle bakıyorsa. Yani Allah’tan bilmeyip, maaşallah demeyip, onu Allah’a vermeyip, ne güzel yaratılmış demeyip; o şeyin şahsına yönelttiyse Cenab-ı Hak orda tokat vuruyor. Nazarın işte mahiyeti aslında bu. yani Cenab-ı Hak ordaki faniliği sana gösteriyor. Cenab-ı Hak o güzelliğe böyle nazar ettiğin ve onu kaynak gibi görürcesine Allah’a yöneltmen gereken hayranlığı ona yönelttiğin ölçüde ona nazar değdiriyor, onu çürütüyor. Bak diyor bu fani. Demek ki sen Allah’a esas perestiş etmelisin. Ona hayranlığını yöneltmelisin. Yani nazarın mahiyeti belki bize veriliş gayelerinden, hikmetlerinden birisi bu. İşte burda bahsettiğimiz manayı harfi dediğimiz kavram: o bebeğe baktığın zaman o bebeğin yaratıcısına intikal etmen. Her hangi bir esmaya intikal etmen. Yani sanattan sanatkara gitmendir. Yani ne güzel yaratılmış demendir. “Ne güzel deme ne güzel yapılmış de.” Bu bir ahlak olarak bizde oturmadı gerekiyor. Nazarın 2. versiyonu olan hasede gelmeden önce isterseniz bir kaç hadis okuyalım ondan sonra Mektubat’dan hasedle ilgili bir bölüm var. Çok güzel bir bölüm, orayı beraber paylaşalım. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam diyor ki Nazar neredeyse kaderi geçecekti diyor o yüzden diyor nazarda Allahü Tealaya sığınırım diyor ve şu hadis çok işinize yarayacaktır diye düşünüyorum. Diyor ki “fatiha ile Ayetel Kürsi’yi okuyana o gün içinde nazar değmez.” diyor Demek ki sabah evden çıkarken Fatiha’mızı ve Ayetel Kürsi’mizi okuyacağız. Felak ve Nas sureleri için de “Bu iki sure ile belalardan, nazardan korunun. Hiç kimse bu iki sure ile korunduğu gibi başka şeyle korunamaz.” diyor. Yani Felak ve Nas sureleri Muavvizeteyn sureler, bunları sürekli okumakta fayda var. Hem büyüleri, hem de nazarı defetmek. Çünkü Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın zamanında büyü yapıldığında Felak ve Nas surelerini okuyarak Efendimiz (s.a.v.) o büyüden korunmuştur. Peki yani mesela bir arkadaşımızın bebeğini sevmeye gidiyoruz veye bir arkadaşımız araba almış, ona baktığımız zaman? Yani içimizde bir haset yok ama ona nazar değdiriyoruz. Yaa bu nazarı nasıl önleyebilirim? Bir bahçeye girdiğim zaman o bahçeye nazar değdiriyorum. Gerçekten arkadaşlar hani deveyi kazana sokar diyor ya. bazı insanlar işte o hayvanlara, otlayan sürülere baktığı zaman nazarla bakıyor; sahibinin haberi yok. Yaa bu hayvanlara ne oluyor diyor. Mesela bir karı koca var. Diyelim ki çocukları olmadı. Çocukları olmadığı için biraz üzülüyorlar. Bu konuda çocukları olsun diye sürekli dua ediyorlar ve istiyorlar. Allah’da onları bir imtihana almış. Bir arkadaşlarının çocuğu olduğunda o çocuğu sevmeye gidiyorlar, sevmeye gittiklerinde kadın mesela o çocuğa içli içli baktığı zaman kötü bir şey beslemiyor içinden ama o bakışından nazar değebiliyor o çocuğa. haberleri yok. Bu çocuk niye ağlıyor, kaç gündür bir türlü susmadı. O doktora götürüyorsun, bu doktora götürüyorsun, hastaneleri geziyorsun ama çareyi bulamıyorsun. Halbuki çaresi işte Kur’an’da var aslında. Felak ve Nas surelerinde bu nazarı def edecek, bu kötü enerjiyi yayacak bir koruma kalkanı var ve Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam bizler için ne diyor: “Hoşa giden bir şey görünce Maaşallah, lâ kuvvete illa billah denirse o şeye nazar değmez.” diyor. Maaşallah, la kuvvete illa billah. Yani Allah’tan başka kuvvet veren yoktur. maaşallah diyeceksin ve bu şekilde. Yani sen o nazardan korunmuş olacaksın. Bir de Ukbe Bin Amr’ın (r.a.) rivayeti var. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam şöyle bir şey söylüyor, diyor ki: “Kendisine Allah’ın nimet verdiği kimse bu nimetin devamını isterse” hepimiz isteriz değil mi nimetin devamını? Bakalım ne diyeceğiz? “La havle vela kuvvete illa billah desin.” “la havle vela kuvvete illa billah desin.” buyurdu. Sonra bakın Kehf Suresi’nin 39. ayetini okuyorum: “bahçene girdiği zaman Maşallah la kuvvete illa billah demeliydin değil mi?” diyor, Kehf Suresi 39. ayet. Şimdi bazı insanlar yani nazardan korunmak için nazar boncuğu takıyorlar. Kimisi at nalı takıyor, kimisi nazar değdi diye kurşun döktürüyor falan. Kurşun dökerken bir anda suratı yananlar oluyor. Böyle başına bin tane şey gelenler oluyor. Değişik değişik batıl inançlar, ağaca çaput bağlamalar, böyle üzerlik tohumu yakmalar, evin içinde ayin yaparcasına böyle kabile dansı yaparcasına gezmeler. Yani bunlar acaba gerçekten hak mı? Ya bunları yapmak doğru mu? İslamiyete göre yani bunları yapmakta bir beis var mı? Zaten bunların ne kadar İslamiyet’in ruhundan uzak, şamanizme benzer şeyler olduğunu fark etmişsinizdir Zaten kökeni genelde bu putperestlik inancından gelen şeyler. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam zamanında nazar boncuğu var mıydı? Vardı! Peki soru: “Nazar boncuğu caiz midir, şirk midir?” Genelde bu soru hep sorulur ve nazar boncuğu Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam tarafından kabul edilmemiştir, Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam bunu şirk kabul etmiştir. Çünkü cahiliye toplumundaki insanlar, o putperest insanlar nazardan korunmak için bu nazar boncuğunu takıyorlardı. Onun onları koruyacağına inanıyorlardı. Ondan meded umuyorlardı. Bu yüzden dolayı şirktir. Ama eğer bunu yani beni nazardan koruyacak diye değil de süs diye kenara koyarsan bu şirklik boyutundan düşer; haramlık boyutuna girer. Caiz değildir o. Yine de bundan uzak durmamız lazım. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam nazar boncuğu kullanan kişilerin beyatlarını kabul etmemiş. Onlar onu çıkartıp kırınca Efendimiz (s.a.v.) onların o şekilde beyatlarını kabul etmiş. Demek ki böyle işte bazısı at nalı takıyor. Aynı şey onun için de geçerli aslında. At nalı takıyor, kocaman böyle. Kapının üstüne. Yani adam geçerken kafasına düşüyor felan. Hani nazardan koruyacaktı? Şimdi insanlar her şeyi nazara bağlıyor. Yani gerçekten yaprak düşse, saksı düşse anında nazar diyorlar. Elbette nazarın bir etkisi vardır ama hayatımızdaki her şey de nazar değildir. Hani şimdi mesela ben bazen böyle sosyal medyada, instagramda bir mesaj vermek için Ecrin Sare’yle beraber fotoğrafımı paylaşıyorum. bana da böyle bazen annem babam diyor ki nazar değdireceksin. Yani işte bu sefer ne oluyor? Aslında bu bizi ne kadar üzüyor bak. Neden üzüyor? Annelere babalara bunu söylemek neden üzer? Çünkü sen bu sefer çocuğun başına bir şey gelse kendinden bileceksin. Mesela dün Ecrin Sare yere su dökmüş, koşarken de o suya basıyor, ayağı kayıyor, düşüyor, alnını yerdeki taşa vuruyor, bir kaç saniyelik bir bayılma yaşıyor. İşte eşim onu hemen kendine getiriyor. 1-2 saniye sürmüş yani 1-2 saniye böyle bir bayılmış. Sonra kendine gelmiş. Şimdi böyle görseniz aile içinde küçük çaplı bir infial oluşuyor hemen. Suçlu olarak seni ilan ediyorlar. Neden? Sen nazar değdiriyorsun ki bu tarz şeylerin temel kaynağı nazar mı? Şimdi elbette nazarın her insanın hayatında rolü var. Ama ben size şunu söyleyeyim. Siz sürekli Kur’an’a başvuruyorsanız, Felak ve Nas sureleri, Ayetel Kürsi okuyorsanız, elinizden geldiği kadar dikkat etmeye çalışıyorsanız Allah’ın izniyle üstünüze düşeni yapıyorsunuz. Zaten çünkü başka türlü nasıl koruyacaksınız? Ben de çocukken çok defa düştüm. O zaman sosyal medya yoktu yani. Ben de mesela merdivenlerden yuvarlandım, yokuş aşağı yuvarlandım, başıma neler geldi. Hangi çocuk var ki düşmüyor? hangi çocuk var ki başına taş gelmiyor? Hangi çocuk var ki, başına musibet gelmiyor. Şimdi diyecek miyiz o zaman her başa gelen her şeyde nazar var? Hayır! Cenab-ı Hak bazen bir mesaj vermek ister, bazen bir imtihan getirir. Asla nazara maruz olan kişiye senin şu hatan yüzünden oldu diyemeyiz. Bunu dememiz sadece üzüntüye sebep olur. Ama ne yapmalıyız? Maksimum ölçüde korumaya çalışmalıyız. Maksimum ölçüde duaya çalışmalıyız. Yani kısacası ben olayı şöyle değerlendiriyorum. Her çocuğa elbette nazar değer. En çok da annenin, babanın nazarı, sevenlerin nazarı değer. Bir de etrafında hani eş dosttan, akrabadan çok nazar değebilir Tabi ki böyle bir insanları böyle hedef gösterme gibi algılamayın. Etrafınızda yaa acaba kim bana nazar değdiriyor olabilir falan diye birilerine kin gütmeyin. Ama yani önce insan kendinde aramalı. Benim nazarım değiyor olabilir. Fakat şunu da unutmamalı başa gelen bütün kötülüklerin kaynağı nazar değildir. Böyle düşünmek insanı hatasını bulmaya engel bir hale getirir. Sosyal medya içinden gelen sorular içinde şöyle bir şey söyleyebilirim. Yani önceden sosyal medya yoktu ama bu gün çocukların yaşadıkları şeyler hatta daha beterleri eskiden de yaşanıyordu. Bu da bize bir fikir veriyor olsa gerek. Peki bir de kötü nazar var. Haset nazarı var; onunla ilgili isterseniz Mektubat’dan bir yer okuyalım. İstersen Mektubat’ı bana ver. Şimdi diyelim ki sende haset var kardeşim. Yani birisine böyle kıskançlık beslercesine kötü duygular besliyorsun. Ona bakışların böyle. Allah ona bir nimet verse o nimeti tenkit edecek derecede, rahmet-i ilahi’ye itiraz edeceksin, ona verme diyeceksin neredeyse. O derece bazen haset duyabiliyorsun. Bu çok yanlış; bir mü’mine yakışmayan hatta şeytanani bir his diyebiliriz. Haset, keskin sirke küpüne zarar misali, haset önce hâsidi yakar. Önce haset eden kendi içinde kavrulur durur. Gece uyuyamaz, midesi ekşir. Döner dolaşır. Ama haset edilen kişi olaydan haberi bile yoktur. Gece vurur kafasını rahatça uyur. Yani demek ki hasede çare bulman lazım. Nedir hasedin çaresi? “Hâsid adam, haset ettiği şeylerin âkibetini düşünsün.” diyor. Bu çok önemli bir ders. Yani sen bir şeye haset ediyorsan, bir şeye karşı kuvvetli bir kıskançlık besliyorsan onun âkibetini düşün, fâni olduğunu düşün. O gelip geçecek. O nimet verilmesinden rahatsız olduğun, mutlu olmasından rahatsız olduğun veya servetinden rahatsız olduğun o insan fâni ve servet dediğin şey elinden çıkıp gidecek. Bir gün ona da ölüm gelecek, bir gün o da dünyayı terk edecek. Öyleyse âkibetini düşün. Haset ettiğin her şeyin gelip geçici olduğunu fark et, o hasetten kurtul. Sana yakışmıyor, senin gibi yüksek ahlaklarda yaratılmış, beşeriyet makamını kazanmış, insan olmak makamını kazanmış bir kul haset gibi düşük ahlakların peşinde gitmemeli. Rabbim sizi de bizi de nazarın her türlüsünden korusun Nazar konusunda da çok vesveseye kapılmayın. Yüreğiniz ferah olsun. Felak, Nas okuduğunuz sürece, Ayetel Kürsi okuduğunuz sürece; inşallah Allah size sizi muhafaza edecektir nazarlardan ve eğer de ruhunuz çok sıkılıyorsa benim bir tavsiyem de İnşirah Suresi’ni bol bol okuyun. Rabbim inşallah hepimizi muhafaza etsin. Allah’a emanet olun. Altyazı M.K.