Gelecek hakkında tahminde bulunmak caiz mi?

Gelecek hakkında tahmin yapmakta bir sakınca yok. Bir hava tahmini yapmak gibi ya da bir öğrencinin bu sene sınıfta kalacağını düşünüyorum, bu öğrencim tembel bir çocuk demek gibidir. Burada bir sakınca yoktur. Yeter ki kesin bir ifade kullanılmasın. “Ben, gaybı biliyorum” “Ben, geleceği bilirim” gibi net ve kesin bir ifadeyi, sadece Allah’ın bilebileceği bir şeyi kul kendine addederse, O’na ait bir sıfatı kendine monte ederse bu küfür olur.

Bütün iyiler Cennete gider mi? – Cennetlik Papaz (!)

Cennetlik papaz… Kardeşler cennetlik papaz olur mu? Brunson var ya o Brunson, Amerikalılar diyor ki: ”Cennetlik o adam. O papaz cennetlik.” O Brunson’u bana getirselerdi bir saat konuşsaydım, kapalı bir odada bir saat. Ortadan bir tane kukla geçecek. İki, üç tane de televizyon ekranı… Ben bir saat o Brunson ile konuşsaydım Müslüman olurdu Allah’ın izni ile. Amerika’nın kara kutusu o adam. Bütün her şeyi bülbül gibi öterdi. Ama bizi konuşturmuyorlar. Malikaneye koymuşlar Brunson’u. Etrafında on tane polis bunu koruyor. ”Cennetlik Papaz” Muhasebeci bir arkadaş geldi ve şöyle dedi, Başımdan geçen bir olayı aktardım bu yazının başında. ”Hocam, düşünüyorum düşünüyorum çözemiyorum.” Muhasebeci bize söylüyor. ”Haberlerde bir papaz gösterdiler. Yirmi bir tane yatalak çocuğa bakıyor. Hayatını bu işe adamış hocam. Bu adam Müslüman olsa ne olur, ateist olsa ne olur? Bu papaz kesin cennetlik hocam.” Ne oldu bu? Ne sözü bu? Bu söz şirktir. Elfâz-ı küfürdendir. Bir, ”Ateist olsa ne olur, Hristiyan olsa ne olur, Müslüman olsa ne olur?” dediğin anda kâfir olursun. İnsanlar ikiye ayrılıyor: İmanlılar, imansızlar. Bu saydığın diğer gruplar imansızlardır. İmansızlar ebedi olarak cehennemdedir. Kur’an’da yüzlerce ayet var. Sen şimdi bu ayetlerin tamamını ne yaptın? Öyle olsa ne olur, böyle olsa ne olur dedin bu ayetlerin tamamını inkar ettin. Bu bir. İki, adamın sonu hakkında bir hüküm veriyor. Kimin sonu ne olacak, kim hüküm verebilir? Allah hüküm verebilir. Muhammed Aleyhisselam’a geldi sahabinin biri, dedi ki: ”Ben birini öldürdüm. Savaşta ben onu sıkıştırdım köşeye. Yalancıktan ‘Lâ ilahe illallah muhammeden rasûlullah’ dedi. Ben inanmadım Ey Allah’ın rasûlü, öldürdüm.” ”Sen nasıl öldürürsün ya? Sen kalbini yarıp baktın mı içeride iman var mı, yok mu diye?” dedi. ”Bakmadım ey Allah’ın rasûlü.” ”Kalbini yarıp bakamayacağına göre, sen bu adamı öldüremezsin. O kelimeyi söylüyorsa Müslüman kardeşindir. Asla vuramazsın.” dedi. Bu iş böyle. Şimdi Muhammed Aleyhisselam bile bir adamın sonu hakkında hiçbir şey söyleyemezken, hatta ”Ben bile yarın başıma ne geleceğini bilmiyorum.” derken, yanında cariye kızlar şarkı söylerken, ”Aramızda gaybı bilen bir peygamber var, aramızda yarın ne olacağını bilen bir peygamber var.” diye şarkı söylerken onları susturan, ”Hayır! Yarın ne olacağını Allah bilir. Ancak Allah bilir.” diyen bir peygamber. Ve sen böyle bir Peygamberin ümmeti olduğunu iddia ediyorsun ve diyorsun ki: ”Bu papaz kesin cennetlik hocam.” Orada hemen kardeşimi ikaz ettim, tövbe etti. İnşallah şehadetini de getirmiştir. Ben cevap verdim kardeşime: ‘Kardeşim! Sen muhasipsin, bilirsin. Muhasebecisin yani. Ne kadar iyi bir insan olursan ol, devletten vergi kaçırırsan hapse girersin ve ‘kötü vatandaş’ damgası yersin. Pamuk Dede görün Pamuk Dede. bu ülkede bütün televizyonlar o adamdan bahsediyor. Ama adamın bir patladı olayı. Vergi kaçırıyormuş. Devletin bu adama bakışı ne olur? Sahtekâr, vatan haini… Vergi kaçırmak vatana ihanet gibidir. Devletin bu adama bakışı bu olur. İstediği kadar Pamuk Dede rolü yapsın bu adam. Devlet bu adama bir sahtekâr gözüyle bakar ve hapse atar. Bir fabrikatör düşün. Çok iyiliksever, melek gibi bir adam ama devletten vergi kaçırıyor. Şimdi söyle bana. Devletin nazarında bu adam iyi midir, kötü müdür? Fabrikatör ya. Binlerce insan çalıştırıyor ama vergi kaçırıyor. Biliyorsun ki her ülkede vergi kaçakçılığı ciddi bir suçtur. Devlet bu işverene mali bir ceza verdikten sonra hapse atar. Çok kimseye faydalı mıydı, çok hayırsever miydi devlet buna bakmaz. Aynen bunun gibi, Allah’ın yanılmaz kanunlarına uymayan ve son Peygamberine tabi olmayan kişi de ne kadar iyi olursa olsun, Allah’ın nazarında bir vergi kaçakçısı hükmündedir. Allah’tan kaçırıyor. Yaptığı iyi işlerin tamamı küfür asidi ile silinip gidivermiştir. Allah’ımız buyurdu: ”De ki: ‘Size, yaptıkları işler bakımından en çok ziyana uğrayanları bildireyim mi?” İşler yapıyor ama çok ziyana uğramış. En çok ziyana uğrayan kim şimdi, Allah’ımız söylüyor. ”Bunlar iyi işler yaptıklarını sandıkları hâlde dünya hayatında çabaları boşa giden kimselerdir. İşte onlar, Rablerinin ayetlerini ve ona kavuşmayı inkâr eden, bu yüzden amelleri boşa giden kimselerdir ki biz onlar için kıyamet gününde hiçbir terazi tutmayacağız.” (Kehf, 103-105) hükmü bu gibi iyi insanlardan bahsediyor. Kıyamet günü kâfirlere terazi var mı kardeşler? ”Biz onlar için kıyamet günü terazi tutmayacağız.” Çünkü kâfir olarak öldü. Terazi Müslümanlar içindir. Sevap-günah dengesi. Kâfirin sevabı yok ki terazi olsun. Yine Allah’ımız buyurdu: ”İnkâr edenlere gelince, onların amelleri ıssız çöllerdeki serap gibidir ki susayan onu su zanneder. Nihayet ona vardığında orada herhangi bir şey bulamamış, üstelik yanı başında da inanmadığı, kendisinden sakınmadığı Allah’ı bulmuştur. Allah ise onun hesabını tastamam görmüştür. Allah hesabı çok çabuk görür.” (Nur, 39) ayeti ise kâfirlerin kurduğu cennet hayalinin, çölde görülen bir yanılsama, serap gibi onları karşılayacağını bize vadediyor. O çöl filmlerini bilirsiniz. Adam yüz metre, iki yüz metre ileride bir vaha görür. ”Tamam, suyu buldum.” der koşar. Sonra suyun içine atlar. Ama bir atlar ki toprağın üstüne, kumların üstüne atlamış olur. Buna serap denir. Kâfirlerin dünyada yaptığı iyilikler de bunun gibidir. Serap gibi olacak ahirette. Olayı başka bir temsille yakınlaştırayım sana. Bir Fransız vatandaşı bilim adamı Türkiye’ye gelse ve milletimiz için çok faydalı işler yapsa fakat Türk vatandaşı olmasa, vatandaş olmadığı için Türklere tanınan bir çok hakka sahip olmaz, olamaz. Mesela oy veremez ya da milletvekili olamaz. Bak ne kadar çok faydalı iş yaparsa yapsın, ne oy verebilir, başa kendi istediği bir adamı geçirebilir ne de o devlet içinde yönetici olabilir. Çünkü Türk vatandaşı değil. Keşfettiği yeni kanser tedavisi tekniği ile binlerce insanın hayatını kurtarsa ama vatandaş olmasa, seçip seçilme hakkını elde edemez. İşte bu misaldeki vatandaşlık ‘Müslümanlık’ demektir. Müslüman olmadın mı sen bitiksin. Ahirette cennete alınamazsın. Müslüman olmadıkça, imanın altı şartını kabul etmedikçe, muharref dinleri reddedip İslam’a girmedikçe, Allah katında yaptığı iyilikler şiddetli rüzgarda elde biriktirilen kum tanecikleri gibi hükümsüz olur ki Allah Teala Kur’an’da bu sahneyi şöyle anlatır: ”Rablerini inkâr edenlerin durumu şudur: Onların amelleri fırtınalı bir günde rüzgarın şiddetle savurduğu küle benzer. Kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. İyiden iyiye sapıtma işte budur.” (İbrahim, 18) İbrahim Suresi ayeti. Kâfirleri mahşer günü nasıl göreceğiz biz? Ellerinde iyilikleri var ama kül. Küller… Hani sobayı yaktığınızda, eski sobaları, gece üstüne kömür atmazsınız, odun atmazsınız, ne kalır orada? Kül kalır. Saat on ikide birde kül olur onlar. O külleri ne yaparsınız? Atarsınız dışarıya. Çöpe atarken ama rüzgâr gelir, küllerin bir kısmını uçurur. Kâfirler o külleri kucaklarında taşıyacaklar, mahşere böyle gelecekler. Allah’ımız seslendiği anda bir rüzgâr gelecek ve külleri tutmaya çalışacaklar. ”Bunlar bizim iyiliklerimiz. Bizi bunlar kurtaracak.” diyecekler. Ama hepsi uçup gidecek. Allah’ın verdiği şu örneğe bakar mısınız ya? Bundan daha açık nasıl anlatılabilir? Devam ediyorum. Allah’a ve Rasulüne iman etmeyen iyi insanlar, işi inada götürüp yüz tane camiyi yaptırsalar da bu kabul görmez. Allah’ımız ayette bunu şöyle açıklar. Hani var ya o, ”Piyango bileti alacağım, çıkarsa cami yaptıracağım.” diyen tiyatrocular… Bak bütün piyangoculara gidin. O piyango kuyruğuna girenler var ya, cehennem sırasına giriyor onlar. Cehenneme girmek için bilet bekliyorlar. Bütün hepsine gidin deyin ki: ”Çıkarsa ne yapacaksın?” Biraz bakarsa, senin şöyle yüzün nurlu falan, alnın düzse -namaz kılma işareti bunlar, secde işareti- hemen şöyle der: ”Abi çıkarsa ilk işim cami yaptıracağım. Kalanla da ev, araba işte dükkan mükkan bir şeyler alırız artık.” Hepsinin kafasındaki plan bu. ”İlk işim cami yaptıracağım.” Rahmetlik Timurtaş hocamız derdi ki: ”Sidikle abdest alınır mı oğlum?” Şu sözdeki inceliğe bak ya. Tokat gibi, yumruk gibi, döner tekme gibi. Sidik ile abdest olur mu oğlum? İdrar bu, pislik. İdrar gibi pislik bu. Kumar. Milletin hakkını gasp et. Parasını al cebine koy. Yüzüne gül bir de bilet adı altında bunu yapıyorsun. Kul hakkına gir ondan sonra ”Ben cami yaptıracağım.” Kabul olmaz senin yaptığın iş. “Allah’a ortak koşanlar, kendi kâfirliklerine bizzat kendileri şahitlik ederken, Allah’ın mescitlerini imar etmeye layık değildirler. Onların bütün işleri boşa gitmiştir. Ve onlar ateşte ebedi kalacaklardır.” (Tevbe, 17) Mescid-i Dırâr diye bir mescid yapıldı. ”Mescid-i Dırâr” Muhammed Aleyhisselamın mescidinin tam karşısında. Münafıklar, Müslümanların kendi mescitlerine gelmesini istiyordu. Peygamberimizin mescidi kalabalık olmasın, sohbet yaparken kalabalığa vaaz vermesin diye. Bakın tamamen fitne, bölücülük. Buna, ”Mescid-i Dırâr” denir. Peygamberimiz Aleyhisselamın dünyada yaktırdığı tek mescid budur. Münafıkların mescidi. Ayet onlar hakkında iniyor. Konu hakkında İmam Nevevi de şöyle demiştir: ”Kim İslam dininden başka dinlere mensup olan kimseleri tekfir etmez veya onları tekfir etme hususunda şüpheye kapılır ya da onların yollarının doğru olduğunu kabul ederse… Hristiyanlar, ”Acaba onların yolları doğru olabilir mi ya? Olabilir be onlarda iyilik yapıyorlar. Bak papazlarda iyilik yapıyor.” falan derse, Müslüman olduğunu ortaya koysa veya İslam inancını kabul ettiğini söylese dahi, yine de kâfir olur. Ravzatü’t- Tâlibîn eserinde İmam Nevevi böyle söylüyor. ”Ya canım bana göre Hristiyanlar da cennete gidecek.” diyen o sahte hocalar… ”Bana göre Yahudiler de bizdendir. Aynı dinin çocuklarıyız. Aynı Allah’ın çocuklarıyız.” Şirk sözüdür bu. Allah’ın çocuğu olmaz. Olsaydı Hristiyanların İsa’sı olurdu. Kim diyorsa bunu; onların dinlerinden, akidelerinden tahrif edilmiş inanışlarından beri olmadıkça, Müslüman olsan bile, yirmi defa hacca gitsen bile, trilyonlarınla otuz tane cami yaptırsan bile kabul olmuyor. Çünkü şirktesin. Ve şirk en büyük zulümdür. Son paragraf. Bu konuda son sözü, sözlerin sultanı Muhammed Aleyhisselam söylesin. ”Muhammed’in canı kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki, -dikkat- bu ümmetten, Yahudi veya Hristiyan herhangi bir kimse beni duyar da, sonra benimle gönderilen dine inanmadan ölürse, benimle gönderilen dine inanmadan ölürse mutlaka cehennem ashabından olur.” Müslim hadisidir. Ama Yahudi ve Hristiyan’a bu ümmet diyor? Muhammed Aleyhisselam peygamberliğini ilan ettikten sonra dünyadaki bütün insanlar bu ümmettir. İkiye ayrılıyorlar: İcabet edenler, icabet etmeyenler. Yahudi ve Hristiyanlar da icabet etmeyenlerden. Ama bu ümmetten. ”Benim adımı duyduktan sonra, benim son peygamber olduğuma ve getirdiğim dini yani Kur’an’ı kabul etmezse gideceği yer cehennem ashabıdır, bu kesindir.” diyor Efendimiz Aleyhisselam. Hâl böyleyken, papaz bırak yirmi tane çocuğa bakmayı, iki bin tane çocuğa baksa, bütün ihtiyaçlarını giderse; hatta şu anda dünyanın en zalim ülkeleri Amerika, İsrail, İngiltere, Almanya… Dünyaya terörü bunlar dağıtır. Bunlar bir karar alsa ortak. ”Afrika’daki bütün fakirleri, Osmanlı yapıyordu düne kadar. Biz de Osmanlıyı yıktık. Bu insanlar açlıktan ölmeye başladı. Afrika’daki bütün fakirleri bundan sonra biz doyuracağız.” dese bu dört zalim. Ortaya böyle bir karar atsalar ve anlaşsalar ve doyursalar, Afrika’daki açları doyursalar… Yapmak istese yaparlar. Sadece bütün bu ülkeler, silaha, silahlanmaya harcadıkları paranın yüzde onunu fakirlere verseler açlıktan bir tane adam ölmez dünyada. Bütün mesele, her şeye para var, fakir fukaraya para yok. Onlara bakmaya para yok. Bütün sıkıntı buradan çıkıyor. Bunu yapsalar bile Allah onlardan bu işi kabul etmiyor. İşte kardeşler, bu ayet-i kerimeyi okudukça imanı doğru bir şekilde anlayalım. Allah’ımızın yanına herhangi bir ilahı koymayalım. Herhangi bir ilah tasavvurunu koymayalım. Kim ne kadar kuvvetli ve mahir olursa olsun herhangi bir işte, sakın ”Onu yücelteceğim.” diye ilahlaştırmayın. ”Hocam insan ilahlaştırılmaz ya, bu adamlar tuvalete giden insanlar.” İslâm tarihine bakın, insanlık tarihine bakın. İlahlaştırılmış bir sürü insan var. Nemrut demedi mi ”Ben Allah’ım. Senin Allah’ından daha hayırlıyım?” Firavun demedi mi ”Ben senin Allah’ından daha hayırlıyım?” ”Senin Allah’ın da yaratır, öldürür. Ben de yaratırım, öldürürüm. Bak ben de Allah’ım.” dedi İbrahim Aleyhisselam’a Nemrut. Bak, insanlar ilahlık iddia ediyor. Dünyada şu anda ilahlık iddia eden bir sürü insan var. Geçmişte de bu oldu, kıyamete kadar da olmaya devam edecek. Bakın, neden oldu bu? Allahu Teala kendisine bazı nimetler verdi ve bu şımardı. Nimetler bazısının şükrünü arttırır, bunlar azınlıktır. Bazısının da küfrünü arttırır, bunlar büyük çoğunluktur. Nimetler verdiler bunlar şımardı ve artık ilahlığını ortaya koydu. İlahlık iddia etti. Amerika demiyor mu ”Dünyanın tanrısı biziz. Dünyanın efendisi biziz?” İlah yerine koyuyor kendini. Allah kimi çıkarttıysa indirdi, sıra sizde. Kimi çıkarttıysa indirdi. Mevla Teala hep böyledir. Bazılarını yükseltir, bazılarını alçaltır. Allah’ın adeti böyledir. Amerika’yı yükseltti. Elli-altmış senedir dünyanın süper gücü. Ondan önce Birleşik Krallık’tı, İngiltere’ydi. Ondan önce bizdik. Biz düştü, üç tanrıcı İngiltere geldi. Üç tanrıcılardan sonra yine üç tanrıcı Amerika geldi. İngiltere’den de düştü Amerika’da şu anda. Şimdi onun çöküş vakti başlamıştır. Allahu Teala tez zamanda İslâm düşmanlarını, Allah ve Peygamber düşmanlarını çökertsin. Tekrardan Osmanlı çocuklarını dünyaya hükmettirsin. (Amin) Amin ya Muin. Dünyanın her tarafına adaleti, aç kalmamayı, mutluluğu ve huzuru bizim ellerimizle Allah ulaştırsın. (Amin) Atalarımız bunu yaptılar, elhamdülillah. İnşallah sıra bizdedir. Allah’ım sen bize nasip et ya Rabbi. (Amin)

Tevhid nedir? – Abdülkadir Geylâni’den ümmete nasihat

Velilerin piri, on iki hak tarikattan ilki hangisidir? Abdul Kadiri Geylani Hazretlerinin piri olduğu Kadiri tarikatıdır. Allah ona rahmet etsin. (Amin) Hanbeli mesebi âlimidir. Aynı zamanda bir hadis âlimi. Mübarek zat şöyle diyor: “Bizim yolumuz çok dikenlidir, ayağını seven gelmesin.” İnsan bir kişiyi kendi memleketine, kendi yoluna davet ederken böyle bir davet şekli seçer mi? “Bizim buralar çok güzeldir kardeşim.” Farklı beldelerde oturan kardeşlerimiz var. Bizi yazlıklarına davet ediyorlar. “Hocam, hafta sonu şuraya gel. Hocam, buraya gel” Nasıl anlatıyorlar mekanlarını? Cennet gibi. Bize bu daveti yaparken şöyle deseler olur mu? “Hocam, her taraf dikenlik. Kargalar uyutmuyor. Gece sivrisinek baskını var. Çok rahat edeceğiz, emin ol hocam.” Böyle bir davet olur mu? Olmaz. Zaten hocanın gelecek vakti yok. Bu davete hiç gelmez. Abdülkadir Geylani Hazretleri nasıl davet yapıyor? “Bizim yolumuz dikenlidir kardeşler. Ayağını seven gelmesin.” Ne demek istiyor mübarek? Allah yolu meşakkatle kuruludur. Bu dünyada o bir saatlik zaman dilimi içinde, o kısa anda Allah için bazı meşakkatlere katlanacaksın. Şunu da söyleyeyim, sana meşakkatli geliyor da kâfire gelmiyor değil. Onlara da geliyor. Sana meşakkat geliyor da ateiste, deiste, Budist’e, putpereste gelmiyor değil. Onlara da geliyor. Bizim farkımız bu. Bize biraz daha fazla gelir. Dünyadaki günahlarımızı temizlemek için. Allah günahlarımızı temizlemek için bu dünyada biraz daha fazla verir. Bunun dışındaki meşakkat nedir? Nefsimizle daimi olarak cihat hâlindeyiz. Mesela nefis öfkelendiği anda küfrü basmak ister. Birine öfkelendin mi, düşman mısın, sevmiyor musun? Nefs ona küfretmek ister. Ama Allah: “Sözü güzel söyleyin.” (İsrâ, 53) diyor. Ama Allah’ın Peygamber’i Aleyhissâlatü vesselâm: “Ağızlarınız Kur’an yoludur, onu kirletmeyin.” diyor. O zaman küfür edemeyiz, küfür haramdır, yasaktır. Bu nefisle mücadele değil midir, nefisle cihad değil midir? İşte Geylani Hazretleri diyor ki: “Nefsine çok düşkünsen, keyfine düşkünsen, bu yol sana göre değil!” Başka bir hadisle yakınlaştıracağım. “Hac meşakkattir.” Sallallahu aleyhi ve sellem. “Hac meşakkattir.” buyuruyor. Meşakkat ne demek? Zorluk, zorlukla kurulu… Bir adam hacca gittiği zaman büyük zorluklar çekecek demektir. Evdeki alışkanlıklarını terk ediyor. Hep alışmadığı şeylere muhatap. Zorluk üstüne zorluk geliyor. Ama orada aldığı muhabbeti, orada aldığı feyzi ve aşkı bir tarafa koyduğunuz zaman… “Keşke bana bir kere daha çıksa da bir daha gitsem.” diyor. Ben gitmeden önce onlarca insandan şu kelimeyi duydum: “Ne bu Araplara para yediriyorsunuz ya! Anlamıyorum beş defa on defa giden insanları ya! Bir kere git, gel. Zaten bir sürü para veriyorsun, bir de zorlukları var.” Bunu diyen onlarca adama şahit oldum. Hepsi de gitti ve bir sene sonra umreye gitti. Gidiyor, öyle bir muhabbet alıyor ki, öyle bir feyiz alıyor ki bir sene sonra da umreye gidiyor. Niye kardeşim? Sen böyle atıp tutuyordun bize, Müslümanlara atıp tutuyordun. “Ne yapıyor bu adamlar, ne buluyor orada, ne yapıyor?” diyordun. Orada aşk var, orada muhabbet var. Orası dünyanın merkezi. Feyzin menbaı Kabetullah’tır. Bütün bedenlerin kıblesi orasıdır. O evin tarihi on binlerce yıllıktır. İlk evdir, Kabe evlerin anasıdır. Beytül atik, evlerin anası. Şu hâlde oranın feyziyle, dünyadaki başka bir yerin feyzi bir olamaz. İşte, nefs terbiyesi bu yolda çok önemli. Nefsi nasıl terbiye edeceğimiz konusunda, kalbi nasıl düzelteceğimiz konusunda, tevhidin mahiyetini nasıl anlayacağımız konusunda, o büyük zat olan Abdülkadir Geylani Hazretleri’nin nasihatlerini getirdim. İnşallah bu nasihatleri okuyacağım. Çok kısa yorum yapacağım. Fazla uzatmadan kapatırız Allah’ın izniyle. Bakın şimdi! İmam şöyle başlıyor: “Ey oğul, sen hiçbir şey üzerinde değilsin. Senin Müslümanlığın da sıhhatli değil.” Sert bir giriş, karşı tarafın üzerindeki tozları almak için, kilime vurmak gibi talebesine vuruyor şeyh. “Senin Müslümanlığın sıhhatli değil, ey evladım, ey talebem! İslam, üzerinde bina bulunan temelin ta kendisidir. Senin şehadet getirmen de tam olmamış, eksik.” Nasıl tam olmamış? Biz hepimiz şehadeti biliyoruz. Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve rasuluh. Buradaki bütün Müslümanlar bunu bilirler. Şehadetimiz eksik mi şu anda? Eksik değil. Bizim şehadetimiz mealcilerin şehadeti gibi değil, modernistlerin şehadeti gibi değil. Şu anda mealizm, modernizm diye yeni bir din uydurdular, yüz yıllık. Biliyorsunuz bunu. Bunların şehadeti nasıl? Eşhedü en la ilahe illallah. Bitti! “Ee devam.” “Devamı yok, şirk.” Devamını getirirsen, Muhammedun rasulullah dersen müşrik olursun. Bak, bu sapıklara dikkat edin ha! Bunlar Muhammed Aleyhisselam’ın en büyük düşmanıdır. Sorsan, biz Müslümanız derler. Ama Allah’ın isminin yanına peygamberin ismi konulmaz, derler. Allah bu kitapta yüzlerce ayette: “Kul etîûllâhe ver rasûl.” (Âl-i İmrân, 32) der. Allah’a itaat edin, rasule itaat edin. Allah, peygamberinin adını kendi adının yanına koyuyor yüzlerce ayette. Yani bu şu anlama mı geliyor? Allah bizim şirk koşmamızı mı istiyor? Haşa ve Kella! Bu kitap baştan sonra tevhidi anlatır, tek ilahı anlatır. Şu hâlde sen arızalı zihninle ve arızalı kalbinde bir şeyleri yanlış anlamışsın. Mealist! On dört asırlık İslam’ı bırakırsan, yüz yıllık yeni bir dine tabi olursan, işte böyle peygamber düşmanı olursun. “Camilerde Allah, Muhammed ismi varsa bu şirktir.” diyor. Taş düşsün senin kafana! (Amin) Yolda yürürken elinde o cep telefonuyla, o köy oyunlarından oynarken saksı düşsün kafana! (Amin) Allah’ım ya Rabbim ya! İnsan nasıl peygamber düşmanı olur? Allah’ın Peygamber’i olmasaydı, sen şu anda neydin ya? Ne idin? Şimdi Müslümanların çoğunun ağzında bir tekerleme vardır. Atamız Fatih buraları almasaydı biz ne olurduk? Çok doğru bir sual, çok doğru bir sual. Bir adım geriye götürelim. Allah, Peygamberi Muhammed Aleyhisselam’la bizi tanıştırmasaydı, bizim halimiz nice olurdu ya! Hemen örneği veriyorum. Batımızda Yunanistan, Bulgaristan, İtalya, Fransa, İsviçre, İspanya… Batıya doğru gidin. Tamamı kaç tane Allah var diyor? Kaç tane Allah var diyor? Üç tane. Baba, karısı Meryem, oğlu İsa. Üçtür, ilah üçtür, diyor. Muhammed Aleyhisselam olmasaydı biz ne yapacaktık? Çok yüksek ihtimal, çünkü Hristiyanlık eski bir din ve çok fazla yayıldı. Bizde üç tane Allah var diyecektik. Allah bizi korusun. (Amin) Allah bizi korusun. İşte soruyu, olayı buraya götürmen gerekiyor Müslüman kardeşim. İmam devam ediyor. “Zira dilinle ‘la ilahe illallah’ (Allah’tan başka ilah yoktur.) diyorsun. Fakat kalbinle bunu yalanlıyorsun. Kalbinin içinde birçok ilahlar var.” Bak şimdi! Allah dostları, veliler kalp doktorlarıdır. Nasıl bedeninde bir rahatsızlık ortaya çıkarsa doktora gidersin. Ruhunda ve kalbinde bir rahatsızlık ortaya çıkarsa kime gideceksin? Âlimlere gideceksin, velilere gideceksin. “Bana bir zikir, bana bir dua, bana bir ibadet bir şey öğret. Kendimi toparlayayım, arızalarım var benim. Ben beş vakit namaz kılan bir adamdım, iki aydan beri namaz kılmıyorum. Problem var!” Bir adam her gece uyku uyuyorken, iki ay boyunca uyku uyuyamazsa bu adam kime gider? Kerem Hoca’ya gelmez. Kime gider? Doktora gider. Problem var, benim hayatımda problem var. Beni bir kontrol et! O, onu nereye yollar? Psikoloğa yollar. Aynen bunun gibi, hayatında yıllar boyunca namaz kılmış bir adam, bir şey oluyor ve aylar boyunca namazı bırakıyor. Bu adamın kime gitmesi lazım? Dünyanın en mütehassıs doktoruna gitse, hiçbir ilaç kar etmez. Bu adamın kalp doktoruna, ruh doktoruna gitmesi lazım. Peygamberler, mürşidler, âlimler kalp doktorudur, ruh doktorudur. Bak şimdi, kalp doktoruna bak! “Sen dilinle ‘la ilahe illallah’ diyorsun, kalbinde tek olan ilahtan başka bir sürü ilah var.” diyor. “La ilahe, hiçbir ilah yoktur dediği zaman, bununla toptan bir reddi, nefy onaylıyorsun.” İlah namına her şeyi inkâr ediyorum demektir, la ilahe. Burada ateistlerle aynıyız. Çünkü onlar da ilah yoktur diyor, biz de ilah yoktur diyoruz. “İllallah, ancak Allah vardır dediğin zaman ise yine Allah için toptan bir kabulü, ispatı onaylamış oluyorsun.” Bizi ateistlerden ayıran fark ne oluyor? La ilahe illallah, ilahların tamamını reddettik; illallah, Allah’tan başka. Burada toptan bir ispat var, görmüş gibi iman ettik ki o ilah var. “Bu durumda, her ne zaman kalbin haktan gayrı bir şeye dayanır, güvenirse o zaman yukarıdaki külli ispatında yalancı durumuna düşmüş yani kendi kendini yalanlamış oluyorsun. Kendisine dayanıp güvendiğin o şey de senin ilahın olmuş oluyor. Gerçek ve fiili durum budur, zahire itibar yoktur.” Şimdi sen demiyor musun? “Oğlumu şu okula yazdıracağım da, bir tanıdık var. Onunla bu işi çözersem inşallah olur.” Demiyor musun bunu? Diyorsun. Kime güvendin? İnsana güvendin. “Ankara’da bir tanıdığım var, tayinimi isteyeceğim. O bana aracı olur.” dedin. Kime güvendin? İnsana güvendin. Kime güvenmen lazımdı? Allah’a güvenecektin. En evvel Allah’tan isteyeceksin. Allah’a güveneceksin. Bunlar aracılardır, vesilelerdir. Vesile demek şirk demek değildir. Ama aracıyı ilahın önüne koyduğun zaman ne oluyor? Ondan istemiş oluyorsun, ondan istemeyeceksin. Sen Allah’tan isteyeceksin. Ona ne diyeceksin? “Böyle bir işim var. Bende bu işe ehil olduğumu düşünüyorum. Geçmişim, backroundum budur. Aracı kardeş, şu işe bana bir yardımcı olur musun? Ben de Rabb’ime dua edeceğim. İnşallah hakkımda hayırlısıysa bu iş olsun.” İşte bu normal olandır. Ancak bunu yapmadığın zaman, ilk istediğin zat Allah olmadığı zaman ne oluyor? Aracıyı ilahlaştırmış oluyorsun. Bu büyük sıkıntıdır. Şimdi türbelere giden bir sürü insanlar var. Türbeye gitmek, kabre gitmek, dua etmek, Kur’an okumak caiz midir? Caizdir. Ancak bir yere kadar. Neresi o? Türbedeki yatan zattan dünyaya dair herhangi bir şey istersen bu şirk demektir. Mesela… Ey Merkez Efendi Hazretleri… Merkezefendi Camii bizim oradadır. Karşısına geçtik, Fatiha’mızı okuduk Rasulullah Aleyhisselam’ın yaptığı gibi. İhlas-ı şerifleri de okuduk. Bir Fatiha, on bir İhlas-ı şerif okurdu Efendimiz Aleyhisselam. Okuduk. Peşinden ne yaptık? Bu duaların sevabını Efendimiz Aleyhisselam’dan aşağı doğru bütün sahabilere bağışladık. Bütün geçmişlerimize bağışladık. Peşinden ne geldi? İstek zamanı… Dualarımızı bağışladık, Kur’an’ımızı da okuduk. Peşinden bir şeyler isteyeceğiz. Kimden isteyeceğiz? Burada tevhid ehli ne yapar? “Allah’ım senden şunu istiyorum. Alalh’ım bana, bunu ver.” Şirk ehli ne yapar? “Ey Merkezefendi Hazretleri! Kızım evlenecek, kızıma hayırlı bir kısmet ver.” Ne oldu bu? Açık şirktir! Kimden istemesi lazımdı? Allah’tan istemesi lazımdı. Ancak şunu diyebilir. “Allah’ım, burada yatan güzel sevdiğin kulun hürmetine, bu Musa Muslihiddin hürmetine, benim kızıma hayırlı bir kısmet ver.” Şimdi kimden istedi? Allah’tan istedi. Kimi vesile kıldı? Buna İslam’da tevessül denir. Orada yatan zatı vesile kıldı. “Allah’ım, sen bunu seviyorsun. Duası makbul bir kul, etrafında binlerce mü’min var çünkü, işaret belli. Bu sevdiğin kulun hürmetine benim kızıma hayırlı bir kısmet ver.” İşte bu caiz olandır. Diğeri nedir? Ey Merkez Efendi Hazretleri, bana bir Murat yüz yirmi dört… Ne oldu? Şirk oldu, açık şirk. Hayır kardeşim! Allah’ın kulundan dünyaya dair bir şey istemeyeceksin. Manevi olarak dua istersin. Yardım istersin. Beni nefsime bırakma, bana hayır dua et. Nazarını, himmetini üzerimden eksik etme. Bu manevi isteklerdir. Ruhlar ölümsüzdür. Bedenler kabirde ama ruhlar ölümsüzdür. Hele ki mü’minlerin ruhları, âlimlerin ve şehitlerin ruhları dirilere yardım eder. Bu manevi yardım istenebilir. Ama dünyaya dair bir yardım istemek şirktir. Buna dikkat edeceğiz kardeşler. “Kalbinde birçok ilah varken, sen nasıl ‘La ilahe illallah’ diyebilirsin? Allah’tan başka güvenip dayandığın her şey senin putundur. Kalbinde şirk yani ortak koşma bulunduğu müddetçe, dilinle kelime-i tevhidi söylemen sana fayda vermez. Kalp pis oldukça bedenin temiz olması sana yarar sağlamaz.” Rasulullah Aleyhisselam hadis-i şerifte buyurmuyor mu? “Mahşer gününe gittiğinizde, Allah sizin mallarınıza, evlatlarınıza ve bedenlerinizin, elbiselerinizin temizliğine bakmaz. Ancak kalplerinize bakar.” Neremize bakıyormuş? Kalbimize. Senin dışın istediğin kadar temiz olsun; kalbini temizlemedikçe, zikirle, ibadetle ve ilimle temizlemedikçe Allah sana buğz eder. İmam devam ediyor. “Ey Ahali! Nefisleriniz uluhiyet, ilah olma iddiasında.” Bakın! Her nefsin bir tek gayesi vardır: İlahlığını iddia etme. Ben burada bir iki hafta önce, “Ben tanrıyım.” diyen futbolcuyu anlattım. “Ben tanrıyım.” diyor adam ya açık açık. Futbolcusun oğlum sen! Her gün on defa tuvalete giden bir adamsın. Nefisleriniz, ilah olma iddiasında. İlah olma iddiasında! İçinde bu duygu hep vardır. Bunu ne yapacaksın? Sen bunun üstüne gitmezsen, bunu terbiye etmezsen, suratına her gün Osmanlı tokadını vurmazsan o sana vuracak. Ya sen ya o! Birisi bu tokadı vuracak. Şu hâlde, kontrol bizim elimizde olmak zorunda. Çünkü bu kitap bizim elimizde. “Fakat sizin bundan haberiniz yok. Zira nefisleriniz, Hakk’a karşı büyükleniyorlar, kibirleniyorlar. Onlar Allah’ın muradının gayrını istiyorlar. Onlar Allah’ı sevmiyorlar. Bilakis O’nun düşmanı, lanetlik şeytanı seviyorlar. Allah’ın ezelde takdir ettiği kaderleri gelmeye ve vuku bulmaya başladığı zaman…” Dikkat! “Olanlara boyun eğmiyorlar, teslim olmuyorlar. Sabredip, tahammül göstermiyorlar. Bilakis itiraz ediyorlar. Kaderle çekişiyorlar, İslam’ın hakikatinden onların haberi bile yok!” Başına bir sıkıntı geliyor, bir musibet geliyor. “Ya Rabbim, namazımı kılan bir adamım, orucumu tutuyorum, zekâtımı veriyorum. Sen niye benim başıma musibet verdin?” diyor. Kaderle çekişmeye başlıyor. Allah bu musibeti senin kaderine yazdı. Tövben temizlemedi, sadakan kaldırmadı. Ve Allah seni o musibetle sınav etmeyi takdir etti. Sen niye şimdi Allah’a posta koymaya çalışıyorsun? Neden bütün hayırlarını yoka çıkartıyorsun, sıfırlıyorsun? Bakın kardeşler, bu elfaz-ı küfür olayı bir kelimeye bakar. Kadere olan itirazımız tek bir kelimeye bakar. “Beni mi buldu ya?” Basit bir kelimedir, halkımızın çoğu bu kelimeyi kullanır. “Bu bela beni mi buldu ya?” Bu açık bir isyandır! Kadere isyan eden bir adam, kadere teslim olmayan ve çekişen bir adam, “La ilahe illallah”ı kalbine indirmemiş demektir. Şimdi, burası bütün ümmeti ilgilendiriyor. Ümmetin hâli neden böyle? Bakın, imamı tespitine bakın! “Bu zamanda insanların çoğu Musa Aleyhisselam’ın kavmine benzedi. Yahudilere benzedi. Onlar altın buzağıyı kendilerine mabut, tanrı edinmişlerdi, ilah etmişlerdi. Bu zamanın insanının altın buzağısı da paradır. Parayı kendine ilah edinmişsin, Rabb edinmişsin. Paraya tapıyorsun, senin Allah’ın para olmuş.” Rasulullah Aleyhisselam ne buyurdu? İmam altıncı asırda geldi. Abdülkadir Geylani Hazretleri… Rasulullah Aleyhisselam altı asır önce ne buyurdu? “Ümmetin hakkında en çok korktuğum şey mal sevgisidir. Bütün ümmetlerin helakı şirkten olmuştur. Benim ümmetimin helakı mal sevgisinden olacaktır.” Mal sevgisi, para sevgisi… Yahudilere benzediniz, diyor. Musa Aleyhisselam Turi Sina’ya çıktı. Dedi ki: “Ben bir ay içinde döneceğim inşallah, Rabb’imle görüşeceğim.” Yahudiler, münafık Samiri’nin önderliğinde ne yaptılar? “Musa çıktı. Ee, başımızda bir peygamber yok.” Hâlbuki Harun Aleyhisselam başlarında. “Ee, biz tanrısız duramayız. Bir put yapmamız lazım.” “Ne yapacağız?” “Bütün kadınlar altınlarını versin, bir buzağı yapalım. Musa gelinceye kadar tapalım, sonra o ne derse onu yaparız.” Harun Aleyhisselam karşı koymaya çalıştı. Ölümle tehdit ettiler. “Seni öldürürüz, bize karışma!” dediler. Musa Aleyhisselam bir geldi, bir baktı. Bunlar puta tapıyor. “Ben bu kadar mücadeleyi bunun için mi verdim? Sizi bundan kurtarmak için verdim. Nasıl Allah’a bu kadar nimet vermesine rağmen şirk koşarsınız? Kendi ellerinizle yaptınız bir put, bir buzağı… Nasıl?” dedi. Biz Kur’an’da bu olayı okuyoruz, okurken de geçip gidiyoruz. Aynı putu, aynı buzağıyı şu anda Müslümanlar yapmışlardır. Arabaya tapan var, dolâra tapan var. Dolar değil, dolâr. Euroya tapan var. Akrabasına tapan var. “Ooo, benim dayımın oğulları mermiye kafa atıyor hocam!” Bir özgüven patlaması… “Amcamın oğlu, dayımın oğlu, önüme geleni döverim hocam. Kimse bana bir şey yapamaz.” Kimse Allah’a güvenmiyor. Kimse Allah’tan korkmuyor! İmanlar bozuldu, itikatlar bozuldu. Bu ümmetin putu para oldu. Allah bizi kurtarsın. (Amin) Amin. “Sen namazda iken bile yalan söylüyorsun.” Ya bu sözlerin her biri birer tokat mesabesinde. İmam’ın attığı birer tokat… “Mesela namaza dururken ve gene namaz sırasında, Allahu ekber, Allah her şeyden büyüktür diyorsun. Böylece yalan söylemiş oluyorsun. Çünkü senin kalbinde Allah’tan başka bir ilah vardır. Kendisine güvenip, bağlandığın her şey senin ilahındır, mabudundur. Kendisinden korktuğun ve kendisine ümit beslediğin her şey, senin ilahındır, taptığındır. Kendisinde Allah’tan başka bir şey bulunduğu müddetçe, senin kalbin için kurtuluş yoktur.” “Eğer sen taşlar üzerinde Allah’a bin yıl secde etsen, değil mi ki kalbinle ondan başkasına yöneliyorsun. Sana bu secdeler hiçbir fayda vermez.” “Mevlasından başkasını sever oldukça o kalp için iyi bir akibet yoktur. Allah’tan başka her şeyi kalbinden yok etmedikçe, saadete eremez, bahtiyar olamazsın.” Son paragraf… “Şu hususu iyi bil ki, bütün eşya sadece Allah’ın hareket ettirmesi ile hareket eder, durdurmasıyla durur.” Şimdi; İmam tokatları vurdu, vurdu, vurdu… Şimdi kalpteki bu pisliği nasıl kaldıracağız? Kalbe tevhidi nasıl indireceğiz? Tespiti ortaya koyuyor, doktor şimdi reçeteyi veriyor. “Şu hususu iyi bil ki, bütün eşya sadece Allah’ın hareket ettirmesi ile hareket eder, durdurmasıyla durur.” Kendi kendine olan bir şey var mı? Yok! “Eşşemsu velkameru bihusbân.” (Rahmân, 5) Güneş ve Ay bir hesap ile akıp gitmektedir. Kimin hesabı bu? “Benim yaptığım bir hesap ile.” Allah her şeyi bir kaderle, bir ölçüyle, bir hesap ile noktası noktasına oturtmuştur. “Onun iradesi ve kuvveti olmadan, ne duran bir şey harekete geçebilir ne de hareket etmekte olan bir şey durabilir.” O güvendiklerin, o dayandıkların, Allah müsaade etmedikçe sana hiçbir faydada bulunamazlar. Üstat Necip Fazıl anlatıyor: “Şeyhim, Abdulhakim Arvasi Hazretleri’ni aldılar.” O dönem, solcuların başta olduğu dönem. Bütün şeyhleri, bütün velileri alıyorlar. Bizim şeyhimiz İsmail Efendi’yi de seksen gün içeriye aldılar. Seksen dervişiyle beraber. Sebep ne? Şeyh! İslam’ı anlatan herkes devletin düşmanıdır. Hemen içeri alıyorlar, korkutmaya çalışıyorlar. “Cemaatini dağıt, kimseye İslam’a dair bir şey anlatma. Çünkü biz yeni bir akım getirmek istiyoruz. Dinsizlik dini…” Dinsizlik dini! Komünizm de çökmek üzere… Bu yüzden biz ne yapalım? Avrupa Hristiyanlık üzerinde. Biz ne yapalım? Yeni bir din, dinsizlik dini. Bu milletin dini olmasın. Laiklik diye bir şey bulalım. Böyle bir hayat sürsün, yeni bir nesil gelsin. Plan buydu. Tutturamadılar. Allah tuzaklarını başlarına çevirdi. Bu planları yapanlar, bir saatlik kısa dünya hayatında taklaya gitti. Şu anda hepsi hesap veriyor. Âlimler, hapislere alındı. Şeyhler hapislere atıldı. Bir tanesi de kim? Abdülhakim Arvasi Hazretleri. Son dönemin mürşid-i kamillerindendir. Allah ona rahmet etsin. (Amin) Kimin şeyhi bu zat? Üstat Necip Fazıl’ın şeyhi. “Bir geldim şeyhimin dergahına sohbet dinlemeye, dediler ki: ‘Şeyhimizi götürdüler.’ ‘Nereye?’ ‘Hapse.’ Necip Fazıl da devlet ricali tarafından tanınan bir ınsan. Yazıları, şiirleri… Ülkenin en büyük şairlerinden bir tanesi. Bir handikapı var, Müslüman. Müslüman olursan çok fazla öne çıkarılmıyorsun. Komünist olsaydın, Nazım Hikmet gibi, tavana çıkartırlardı. Benim Allah’ım Stalin deseydi Necip Fazıl… Nazım Hikmet ne dedi? “Benim Allah’ım Stalin’dir.” Öbür tarafta Stalin seni kurtarsın şimdi. Necip Fazıl ne dedi? “Allah’tan başka ilah yoktur.” Bundan dolayı, bunun kadar yüceltilmemiştir bu ülkede. Şimdi, yeni yeni, gençler hamdolsun hak ettiği değeri vermeye çalışıyorlar. “Şeyhim için çalmadığım kapı bırakmadım devlet ricalinden.” diyor. “Bir sürü insanla görüştüm, hiçbir fayda sağlayamadım.” Şimdi, İmam diyor ki: Allah her şeyi olduran ve her şeyi durdurandır. O durdurmadıkça ya da başlatmadıkça hiçbir şey harekete geçemez. Şu hâlde sen kime dayanırsan dayan, kime güvenirsen güven, Allah’a güvenmedikçe sana bir fayda sağlayamayacak. Şu tespite bakar mısın? Şu bilgiyi kalbimize indirdiğimiz anda, bütün putlar yıkılacaktır. Allah bize yardım etsin. (Amin) “Kişi bu hususu böylece bilip kabul ettiği zaman artık insanları ve diğer varlıkları, Allah’a ortak tanıma yükünden ve suçundan kurtulur, Allah’a şirk koşmaz.” Abdülkadir Geylani. Allah ona rahmet etsin. (Amin) İşte bunların her biri birer altın nasihat hükmündedir. Allah Teâlâ idrak etmeyi, yaşamayı nasip etsin. (Amin) Amin.

Mut’a nikahı çok faziletliymiş! (Haramın fazileti olur mu?)

Kalbi en kirli olan iki tane sapkın grup vardır. İki sapık fırka. 72 sapık fırkalardan, kimdir birisi? Şia, Şiiler. Diğeri nedir? Vehhabiler. Bu Şiiler ne der? “Muta nikahı haktır.” Süreli nikah… “Bu nikâhı kıydığı zaman bir insan, şahidi olamasa bile o nikah geçerlidir. İki saatlik, bir saatlik fark etmez, bu nikah kıyılabilir.” Bir de şöyle diyorlar: “Muta nikahı öyle bereketli bir nikâhtır ki hayatında iki üç defa yapan, ne kadar fazla yaparsa Allah katında alacağı mükafat da o kadar fazla olur.” Uydurmalara bak! Zinayı ne kadar fazla yaparsan Allah katındaki mükâfatın o kadar fazlaymış! Bunu diyen Şii’ye şöyle deyin: “Senin hanımın, kız kardeşin bu sünneti ne kadar yapmış? Bağlılar mı bu sünnete acaba?” deyin. Bakın bakalım ne cevap verecek? Utanmaz adam! Utanmaz adam! İslam’ın ilk yıllarında geçici nikah helaldi, caizdi. Sonra Allah Resulü Aleyhisselam ne buyurdu? “Allah muta nikahını ümmetime haram kılmıştır. Her kimin eli altında muta nikahlı eşi varsa boşasın.” Bu hadisten dolayı ne oldu bize muta nikahı? Haram oldu. Ama Şii’ler ne yapıyor? Kolayına geldiği için, “Biz o hadis-i şerifi kabul etmiyoruz. Biz böyle gördük, böyle gelmiş böyle gider. Atalarımız böyle diyor.” Diyorlar ve İslam’ın içinde olmayan bir şey yapıyorlar. Dolayısıyla bunun sünnet olduğunu, bunu yapanların faziletinin artacağını söyleyen bir adamın kalbi temiz olabilir mi? Kalbi selim sahibi olabilir mi? Allah’ın karşısına temiz bir kalple gidebilir mi bu adam? Gidemez. Bu adam yalan söylüyor. Bu adam İslam’da olmayan bir şeyi, bir haramı, helalmiş gibi addediyor. Herhangi bir harama helal diyen ne olur dinimizde? Mesela… İki gün önce bir esnaf arkadaşım öfke anında bir söz söyledi: “Hocam, bu adamlara küfretmek helaldir, sevaptır hocam.” Bir şeye kızmıştı, bir adama salladı ve şöyle dedi: “Bu adamlara küfür etmek helaldir, sevaptır.” İslamiyet’te küfür caiz midir? En büyük İslam düşmanına bile küfür etmek haramdır. Daha kötüsü ne? Herhangi bir harama helal dersen ne olur? Kâfir olursun. Kâfirler, Yahudi ve Hristiyanlar gibi edebi olarak ateştedir. Dolayısıyla, bu Şia’nın tehlikesi ne? Şia’nın en büyük tehlikesi harama helal demeleri. Muta nikahı başlı başına bir rezalet.

Kur’an’da başörtüsü yok diyen kadının feci sonu!

İlim sahibi olamadığın zaman çok büyük hatalar yaparsın. Allah’ın kitabında olmayan meseleleri Allah’ın kitabındaymış gibi söylersin. Sapıtırsın. Yahut da Allah’ın kitabında olan hükümlere dersin ki: ”Böyle bir şey yok, Kur’an’da böyle bir şey yok.” Geçen haberleri seyrediyorum, bir kadın çıktı. Son zamanlarda sokaklarda gördüğümüz bir başörtüsü bağlama şeklinden vardı kadının üstünde. Nasıl bağlıyor başını? Tam ortada başörtüsü, ön taraftaki saçlar görünüyor. Başörtüsü arka tarafa doğru gidiyor, arka tarafta bağlanmış ve çenesinin altı tamamen açık. Kadın şöyle diyor. Diyanet İşlerinde görev yapmış, emekli olmuş bir kadın: ”Ben Kuran’ı çok iyi bilen bir insanım. Kur’an’da baş örtüsü diye bir emir yoktur. Allah’ın başörtüsü diye bir emri yoktur.” Dikkat buyurun! Diyanette görevli bir kadın. Kimlere kalmışız, Müslümanlar kimlerden ilim öğrenmek zorunda? Hesabını siz yapın. Elhamdüliilah görevine son vermişler, sepetlemişler. Diyanette görevli bir kadın, Kur’an’ı çok iyi bildiğini iddia eden bir kadın şöyle diyor: ”Kur’an’da Allah’ımızın başörtüsü diye bir emri yoktur. Bakın bana. Saçlarımın yarısını kapatıyorum, yarısını açık bırakıyorum.” Yani sen böyle yaptığın için her şeyimizi sana göre ayarlamamız lazım, Allah’a göre değil (!) Allah’ın kitabının içeriğini bilmediğimiz zaman çok büyük hatalara düşeriz. Aynen bu kadın gibi. Kur’an’da başörtüsü emri yok demek elfaz-ı küfürdür, kâfir eden sözlerdendir. Allah Teala ne buyuruyor Kur’an’da? ”Mü’min kadınlara söyle, başlarını yakalarının üzerine örtsünler.” ”Başörtülerini yakalarının üzerine örtsünler.” Ne demek? Allah Teala niye yakalarının üstüne diyor? Yakalarının üstü demek göğüslerini kapatsın demektir. Omuzlar ve yakalar kapanacak. Neden böyle söylüyor Mevla’mız? Çünkü Müşrik kadınları da başlarını örterlerdi ama saçlarının ön tarafı açıktı, başörtülerini geriye doğru topuz yaparlardı. Arkaya doğru örterlerdi ve yukarıya doğru yükseltirlerdi. Şimdi, daracık giyinen Müslüman kadınlarda da bu var. Bu âdet başladı şimdi. Modern Müslümanlar bunlar. Başlarını, Peygamberimiz aleyhisselamın hadislerinde zikredildiği gibi deve hörgücü gibi yapıyorlar. Deve hörgücü! Develeri görürsünüz böyle tam ortada bir hörgüç vardır, su deposu. Ona hörgüç denir. Efendimiz aleyhisselam kadınların bazılarından bahsettiği zaman: ”Saçlarını deve hörgücü gibi bağlayan kadınlara Allah lanet etmiştir.” buyuruyor. Bu kadınlar niye böyle yapıyor? Heybetleri, görüntüleri, güzellikleri artsın diye. Saçlarını yukarıya doğru bağlıyor ve bir örtü koyuyor ondan sonra altına giydiği elbiseyi nasıl yapıyor? Daracık. Daracık. Tesettürü yani İslam’ı, yaşantısına alet ediyor. Hâlbuki tesettürün manası şudur, tesettür ne demektir? Vücut hatları belli olmayacak şekilde giyinme. Vücut hatları belli olmayacak şekilde. Tesettürün manası budur. İstediğin kadar başörtüsü tak, istediğin kadar kalın elbise giy, vücut hatların belli olmayacak yani yapışmayacak. Vücuduna yapıştığı zaman bunun adı tesettür değildir. O başka bir şeydir. İslam adına kullanılan bir oyundur o. ”Ümmetimin giyinik çıplaklarından korkuyorum.” diye Allah’ın peygamberi aleyhisselam boşuna söylemedi,14 asır önce. Giyinik çıplak olur mu hocam? Giyinik çıplak; üstünü örtmüş, başını örtmüş kız, bir tane tişört giymiş ön tarafına daracık, her taraf meydanda bir de kot pantolonu, daracık. Ben tesettürlü bir kızım, dinime sağlamım. Bu giyim tarzıyla taliplisi olmasını istediği erkeklere şu mesajı verir: ”Ben her yola gelirim. Bak, şu anda örtülüyüm ama modern bir örtülüyüm. Yani sen bana evlendikten sonra desen ki: ”Açıl!” ben açılırım.” Allah diyor ki: ”Açılma!”, kocan diyor ki: “Açıl!” Allah diyor ki:’ ‘Örtün!”, kocan diyor ki: “Açıl!” ”Ben tanınan bilinen bir insanım, etrafımdaki komşularım beni çok sever. Her zaman seninle her yere gideceğim. Yemeğe, içmeye gideceğim, meydanlara gideceğim.” Özgürlüğümüzü ve rahat yaşamımızı, zenginliğimizi göstermemiz lazım.” ”Ne yapacağız kocacığım?” ”Açılacaksın.”

Mucizeler Ayettir; İnkâr eden kâfirdir!

Bu kalbi güzel meclislerde bulundurmaya çalışırsak, hayır dua alırız inşallah. İnşallah. Ama bozuk meclislerde de bulundurursak, hiç farkına varmadan küfre girebiliriz. Allah muhafaza. Mesela, kalp arkadaşa meyleder. Arkadaş seni bir sohbet meclisine çağırdı. “Gel kardeşim! Oturacağına burada, gel bir sohbet mekanına gidelim. Seni götüreyim. Falanca yerde bir profesör var, sohbetine gidelim.” dedi. Sen de boş bulunmayayım, boş durmayayım dedin ve sohbete gittin. Sohbeti anlatan kişi, lafın arasında şöyle dedi: ”Mucize diye bir şey yoktur, Kur’an’da mucize yoktur, mucizelere inanmak zorunda değilsiniz. Bu uydurmadır. Hep hadislerde geçer, ayetlerde mucize yoktur.” dedi. Senin de ilmin olmadığı için ”Ya, bu adam koca profesör. Mucize yoktur diyorsa demek ki mucize yoktur.” dedin. Onun söylediği batıl şeye tasdik getirdin. “Tamam ya, mucize yokmuş demek ki.” dedin ve dille ikrar ettin. İslam’da mucize yoktur diyen adamın hükmü nedir? Küfürdür, dinden çıkmıştır! Elfaz-ı küfür derslerinde işlediğimiz konulardan bir tanesi nedir? Mucizeyi inkâr, küfürdür. Muhammed Esed gibi sapık mealcilerin kitaplarından dini öğrenmeye kalkanlar, mucizeyi inkâr ederler. Hâlbuki mucize ve keramet ayetlerle sabittir. Ama bu adamın kötü bir niyeti yoktu. Bu adam sohbete davet edildi. İlmi olmadığı için, ilmi olmayan adam küfre düşme konusunda çok kolaydır, çok savunmasızdır. Hemen düşebilir. Gözü görmeyen bir adamın çukurlu bir yerde yürümesi gibidir. Belediye çukurlar kazmış, bu adamın da gözü görmüyor. Bastonla yol bulmaya çalışıyor. Bu adam düşer. Düşer bu adam, ilmi yok çünkü. İlim nur demektir, gözlerin açılması demektir. Bu adam da davet edildi, davet edildiği yere gitti. Ama davet edildiği yer, ehl-i sünnet dışı sapık bir yerdi. Ve şöyle dedi: ”Mucize diye bir şey yoktur.” Ama Allah Kur’an’da böyle söylemiyor. Allah Teâlâ Kur’an’da bazı peygamberlere verdiği mucizelerden bahsediyor. Siz bu Kur’an’ı nasıl okuyorsunuz? Siz bu Kur’an’ın neresine bakıyorsunuz? Eğer niyetiniz hakikaten dini bozmak, reformist bir kafayla tahrif etmekse, açık açık söyleyin. “Biz yeni bir Kur’an yapmak istiyoruz.” deyin. Biz de bilelim dostu düşmanı. Ama siz diyorsunuz ki: “Bugüne kadar gelmiş olan Müslümanlar, dört mezhebe tabi olan Müslümanların tamamı yanlış bir Kur’an okudu. Yanlış bir inanışta, bunlar bozuk yolda. Biz bu dört mezhebi lav ediyoruz. Biz bu sahabeyi lav ediyoruz, sadece Kur’anla hükmetmeye başlayacağız.” diyorsunuz. Ve insanları Kur’an bize yeter deyip, aldatmaya çalışıyorsunuz. Şu sözümü kaydedin, aklınıza kaydedin. Bu ülkedeki en büyük sahtekârlar, Kur’an bana yeter diyenlerdir. Herhangi bir yere gittiniz. Birisinin ağzından şu söz çıktı: “Kur’an bize yeter.” Bu adam sahtekârdır. Bu adam en büyük sahtekârdır, yalancıdır bu adam. Çünkü Kur’an yetseydi, Allah peygamberler göndermezdi. “Yüz yirmi dört bin peygamber gönderdi.” diyor Efendimiz Aleyhisselam. Bu peygamberlerin ne işi var o zaman ya? Madem vahiyler, İncil, Tevrat, Kur’an bize yeterdi. Bu peygamberler niye geldi? Ne işi vardı bunların bizim yanımızda? Niye Allah bizim nefsimizden, bizi ikaz eden insanlar gönderdi? Ne gereği vardı? Cebrail gökten inerdi. Bir kanadından bir kitap uzatırdı bize: ”Ben Allah’ın meleğiyim. Hiçbir aracısız Allah Teâlâ size bu kitabı uzattı. Alın, okuyun. Namazı kılın, orucu tutun.” derdi, olay biterdi. Allah böyle murad etmedi. Allah bizim gibi namaz kılacak bir varlık, bir insan gönderdi bize. Bize namazı tarif ederken biz baktık, o da namaz kılıyor. Bize içki içmemeyi tarif ederken, bizi ondan men ederken biz baktık, peygamber de içki içmiyor. Bize güzel konuşmayı, yumuşak konuşmayı anlatırken biz baktık, bizden çok daha yumuşak konuşuyor. Bize bizim nefsimizden bir insan gönderdi O. Allah’ın adeti böyledir. Bütün kavimlere peygamber göndermiştir. O zaman bize Kur’an yeter sözü nereden çıkıyor? Bu ne sapıklık? İşte bize Kur’an yeter dediğin zaman Kur’an’daki açık mucize ayetlerini de inkâr ediyorsun ve kâfir oluyorsun. Hocam delil getirir misin? Getiriyorum. Kamer suresinin ilk ayetinde, Allah Teâlâ bizim Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselam’ın bir mucizesinden bahseder. Nedir o? ”İkterabeti-ssâ’atu venşakka-lkamer.” (Kamer, 1) Vakit geldi. Zaman yaklaştı. İşaret etti ve ay ikiye bölündü. İşaret etti. Allah Allah? Kim işaret etti? Cebrail mi işareti? Allah’ımız mı işaret etti? Hayır! Müşrikler geldiler Efendimiz Aleyhisselam’ın yanına. ”Bize bir mucize gösterirsen sana iman edicez ya Muhammed” dediler. Sallallahu aleyhi ve sellem. Efendimiz Aleyhisselam ne dedi? “Ne istiyorsunuz, nasıl bir mucize istiyorsunuz?” “Şu ayı ikiye bölebilirsen, biz de sana iman ederiz.” Dünya’nın dışında bir yerden bir delil istediler ki, büyücüler dünya içinde herhangi bir şeyi, bir şey yapabilirler. Ama bunlar ne istedi? Dünyanın dışında bir cisme işaret yapabilir misin? Efendimiz Aleyhisselam, işaret parmağı ile ayın ortasını çizdi. Ve ay üç gün, üç gece boyunca ayrı kaldı. Ayrı! Dikkat buyurun, ayrı kaldı! Bu, Kamer suresinin ilk ayetidir. Peygamberimizin açık mucizesini Allah Teâlâ bu surenin başında zikretmiştir. Ancak bu olayı görmelerine rağmen bu müşrikler: ”Senin kadar büyük bir büyücüyü hayatımızda görmedik!” dediler. Ama bu sapıklar diyor ki: “Mucize yoktur.” Allah diyor ki: “İşaret etti, ayı ikiye böldü.” Bunlar diyor ki: “Yok öyle bir şey!” Küfürdür! Gittiğiniz yerlere dikkat edin. Başka bir peygamberden delil getireyim. Allah Teâlâ Kur’an’da Süleyman Aleyhisselam’ı anlatırken şöyle der: “Biz rüzgârı Süleyman’ın emrine verdik.” (Sebe, 12) Süleyman Aleyhisselam’ın en büyük mucizelerinden bir tanesi neydi? Rüzgâra hükmederdi. Ordularını taşısın diye büyükçe gemiler yaptırmıştı. Bir yerden bir yere seyahat edeceği zaman, ”Ey rüzgâr, gel ve bizi falanca beldeye götür.” derdi. Ayetle sabit, ”Bir aylık mesafeyi bir günde giderdi.” (Sebe, 12) diyor Mevla’mız. Bu bir mucizedir. Bir peygambere Allah’ımızın verdiği açık bir kuvvettir. Mucize! Mucize, acizde bırakan demektir kelime itibarıyla. Hâlbuki “Allah’ım sen bunu yap.” derdi. Kendisi hiç olaya müdahil olmadan Allah Teâlâ kudretiyle o işi yapardı. O zaman, Allah yapınca o işe mucize denmez. Allah’ın kudreti denir. Ama bu olaylar mucize diye zikredilir. Neden? Çünkü peygamberin elinden ya da dilinden, bir işaretle o olay ortaya çıkarsa, buna mucize deniyor. İşte, mucizeyi inkâr bu sebeple küfürdür. Nasıl iş, nasıl inkâr edersin? Nasıl yaparsın? Bismillahirrahmanirrahim Bir örnekte İsa Nebi’den vereyim. Bu konuyu atlayacağım. Allah’ımız Kur’an’da İsa peygamberden bahsederken, onun ağzından şöyle diyor: “Ben, Allah’ın izniyle körleri gördürürüm. Ben, Allah’ın izniyle ölüleri diriltirim.” (Mâide, 110) Dikkat buyurun! Ayette Allah diriltir demiyor. “Ben ölüleri diriltirim.” diyor. Ama ”illa bi iznih” Allah’ın izniyle. Şimdi, olayı yapan, yaparım dediği için buna ne deniyor İslam’da? Mucize. Allah’ın seçtiği peygamberden sadır olduğundan dolayı, buna mucize deniyor. Bu mucizelerden herhangi bir tanesini inkâr eden yani hiçbir insan, hiçbir insanın gözlerini açmamıştır diyen kâfir olur. Ayetle sabit çünkü. Ben açarım, diyor! Açtı mı? Bütün tefsir kitaplarına bakın. İsa Aleyhisselam’ın körlerin nasıl gözlerini iyileştirdiğini görürsünüz. Yine ayette ne diyor? “Sen, eline bir çamur aldın. Çamura üfledin ve biz onu bir kuş ettik, dirilttik.” (Mâide, 110) Çamurdan kuş olur mu? Kardeşim biraz aralar mısın burayı? Çamurdan kuş olur mu efendiler? Çamurdan kuş şekli yapabilirsin, hadi uçur bakalım! Uçuramazsın! Çünkü sen ve ben sıradan insanlarız. Peygamberler Allah’tan yardım istediği anda anormal şeyler yaparlar. Tıpkı kim gibi? Musa Aleyhisselam’ın denizi ortadan ikiye yarması gibi. Ama siz bu olayı Muhammed Esed’in mealine baktığınız zaman, bu gibi sapık hocaların, sapık reformistlerin kitaplarını okuduğunuz zaman nasıl görürsünüz? “Musa Aleyhisselam Kızıldeniz’in oraya geldiği anda, asasını suya vurduğu yerde, hâlbuki orada fazla su yoktu, kara vardı. Gelgit, medcezir olayları çok fazla olduğundan dolayı sular çekilmişti zaten. Dolayısıyla bir mucize söz konusu değildir.” Dersiniz ve Allah’ın açık ayetlerini inkâr edersiniz. Neden? Çünkü siz sapık reformistlerin peşinden koşuyorsunuz. Siz ehl-i sünnet hizmetkârlarının peşinde değilsiniz. Ehli sünnet yolundan karış kadar ayrılan, cehenneme gitmekten kurtulamaz. İşte delil! Mucizeyi inkâr ediyor. Kerameti de inkâr ediyor. Ya hadi o bir tarafa. Kerameti inkâr etmesi ayrı bir sapıklık. Ama mucizeyi inkâr etmek açık küfürdür. Kerametten de Kur’an’da deliller vardır. Konum değil, meselem değil başka bir zaman girmem lazım. Efendiler! Çağrıldığınız yerlere dikkat edin. Çünkü kalp meyleder. Kalp meylettiği anda Allah’ımızın buğz edeceği bir ameli işlersek bir daha da geri dönemezsin. Siz görmüyor musunuz? Mahallenizde bazı arkadaşlarınız da sohbete gidiyor. Ve size şöyle diyorlar: “Yahudi ve Hristiyanlar da cennete gidecekmiş. Öyle değil mi?” Ya kardeşim! Bu nasıl sohbet? Sen nerede hizmet görüyorsun? Bin dört yüz yıldır bir tane İslam âlimi Yahudi ve Hristiyan’ı cennete sokamamış. Sen nasıl bunların cennete gireceğini söylüyorsun? Allah Teâlâ ayetlerinde onlara kâfir diye hitap ediyor. Sen kimi cennete sokmak gayretindesin? Allah’a akıl verme gayretinden ne zaman ayrılacaksın? Nasıl bir sapık mantıktasın ? Allah Teâlâ bunların kalbini çevirmiştir. İnşallah tekrar İslam’a geri döndürür. Çünkü bu sözü söyleyen, Allah’ın ayetlerinin tersini söylüyor demektir. Allah Teâlâ Kur’an’da herhangi bir şeye ak demişse, bir kul da buna kara derse ona kâfir denir. Söz onun sözüdür. Hüküm ona aittir. Allah sözünden dönmez. Allah’ın vaadi haktır, bunlar iki ayrı ayettir. Ahmet sözünden döner, İsmail sözünden döner. Münafıklık alametidir. Ama Allah sözünden dönmez! Allah Teâlâ yapacağımız işlerimizin neticesinde ayağımızı dini üzere sabit kılacağını vadetmişse, kılar. O sözünden dönmez. Allah bizi bozmasın.

ÇOCUK KÜFRETTİ DİYE AĞZINA ACI BİBER SÜRENLER İZLESİN!

İnsan insana baka baka kararıyor insan insana baka baka beyazlıyor iyileri görüyorsun, iyi oluyorsun kötüleri görüyorsun, kötü oluyorsun neden biz çocuklarımıza kaşık tutma kursu diye bir kurs verdirmiyoruz ama ama onlar bir yaşında kaşık tutuyorlar? çünkü bizi kaşık tutarken görüyorlar evde yeni bir kaşık eğitimine gerek yok yürümeyi çocuk zaten babasını ve annesini ağabeyisini, ablasını yürürken gördüğü için ilk takatında fırlayıp yürümeye çalışıyor yürüme kursu engelliye verilir yürüme kurşuna gerek yok kötülükler de iyilikler de toplumda böyle alışılıyor bir anne Allahuekber diye müezzinin sesini duyar duymaz seccadeye kapanan anne ise, baba böyle bir baba ise, o evdeki çocuğu Kur’an kursuna, camiye göndermeye bile gerek yok er geç o çocuk namaz kılacak Allah’ın izni ile yürümeyi öğrendiği gibi namaz kılmayı da öğrenmiş ama anne ve baba ezan okunduktan saatler sonra çocuk uyuduktan sonra yatsı namazına gidiyorlarsa, ya da yatsı namazını kılmayı taa çocuk görmeyecek kadar geç vakite erteliyorlarsa, çocuk namaz ciddiyeti görmediği için onu bir camiye göndermek lazım namaz ciddiyeti öğrensin ona kitaplar, resimli kitaplar alman lazım göre göre göstere göstere eğitim herhangi bir kitabın eğitiminden çok daha fazladır insanlar kaç senedir dünyada kitaptan okuyarak bir şey öğreniyorlar? kaç senedir insanlar yemek kitapları, yemek programları izleyerek yemek yapıyorlar? düne kadar kitap yoktu video yoktu ama insanlar birbirlerini görerek, genç kızlar annelerini görerek, yemek yapmayı öğreniyorlardı, dikiş yapmayı öğreniyorlardı biz birbirimizin kölesiyiz birbirimizin güneşiyiz biz birbirimiz için varız Allah-u Teâlâ böyle bir düzen kurmuş sadece anne baba değil, toplum eğiticidir neden çocuk küfür eder? ilk defa küfür etmeyi çocuk nasıl öğrenebilir ki ya? küfreden bir arkadaş bulmadıkça çocuk ya da baba ağzını açtığında kurşun gibi laflar çıkarmıyorsa çocuk nereden küfür etmeyi öğrenecek? ne bilir çocuk küfür nedir ya? onun için çocuk küfür etti diye çocuğun ağzına biber sürecek yerde o çocuğu kiminle arkadaşlık yaptırdın onu bul kendi ağzına biber sür sen çocuğu niye takip etmedin? kiminle oturuyor, kalkıyor? toplumun ürünüdür çocuklar büyükler, hepimiz toplumun ürünüyüz yani doktorlar istediği kadar sakıncalıdır, zararlıdır, kanser yapıyor, öldürüyor desin yemekten sonra bir sigara getir dedin mi 10 kişi orada sigara içiyorsa, 11. kişi nasıl ben içmiyorum diyecek? yav erkek değil misin, yak bir cigara ya denir insana biz birbirimizin mahkumuyuz onun için Allah kötülüklerin çiçek açtığı bir dünyada zakkum çiçeği açtığı bir dünyada kötülüklerin imanın sönük kalacağını bildiği için toplumu ve insanı böyle yarattığı için Allah Peygamberine ne dedirtiyor? kötülüklerle mücadele edeceksiniz diyor mücadeleniz kadar da Allah sizden razı olacak e ben polis miyim? polislik yap demiyor ki Allah-u Teâlâ polis olmak başka bir şey, güç kullanmak başka bir şey el semboldür burada kudret çapını gösteriyor el alıp buradan şuraya koymanı tarif ediyor dil bir semboldür yani bir düşük bir el %100 kudreti gösteriyor dil %80’i gösteriyor mesela kalp %15’leri gösteriyor %20’leri gösteriyor belki yani ne kadar kapasiten yetiyor bunu Allah biliyor yani gidip de İsrail’de Kur’an devleti olun diye miting yap demiyor ki kimseye Allah-u Teâlâ böyle bir şey demiyor ki ama evde niye Kur’an mantıklı çocuk yetiştirmedin? bunu soruyor çünkü Tel Aviv’de bir şey yapamayacağını senin Allah biliyor emretmiyor sana zaten git orada birşey yap diye o Devlet işi siyasetçilerin işi Mü’min’in işi biraz daha kendi çapında yani biz gerçekten yapamadıklarımızla yapmaya üşendiklerimiz arasındaki farkı Allah anlamıyor mu zannediyoruz biz? niye kendi kendimizi kandıralım ki?

Damar şarkı arıyorken sizi buldum Hocam!

bir iki hidayet mesajı okuyayım hem kapatayım vaktim var mı kardeşim? – 10 dakika var tamam kardeşim peki hocam inanın sizi tanıyana kadar hayatımı boş yaşamışım ne gariptir ki Youtube’da damar şarkıları araken sizi sohbetleriniz karşıma çıktı ben de damarcıyımdır yani bak 🙂 damarı bende alacaksın adam Youtube’a giriyor şarkı seyrediyor klip seyrediyor damarları ararken tak orada bizi görmüş yahu bu adam kimdir? sürekli karşıma çıkıyor deyip sürekli söyleniyordum bir de benim hakkımda atıp tutuyor ya niye bu adam çıkıyor ya? hocalığın avatajını görüyor musun? ilk görüşte insanlar bir kere antipatik davranıyor karşılarına çıkmamızı ve nasihat etmemizi istemiyorlar bir gecede 20 şarkı aradıysam, 30 kere karşıma çıktınız mübarek bi adamım bak 🙂 20 kere, 20 defa şarkı arıyor Allâh-u Teâlâ 30 kere bizi karşısına çıkartıyor şuraya bak yani kafasına vura vura İslam’a döndürecek bu adamı bak dedim ki kendi kendime bu adam kim ya sürekli karşımda bir damar şarkı indiriyorum tak yine karşımda artık dayanamadım dedim bir dinleyeyim bu hocayı ne diyor acaba tuzak geliyor şimdi bak bubi tuzağı geliyor şimdi dedim bir dinleyeyim bir kere bakayım belki bir videoyla kurtulurum bir daha da çıkmaz karşıma 🙂 bu ne benziyor? ya bir kere zina edeyim, bir daha etmem 🙂 demeğe benziyor saadet tuzağı aynen şeytanın tuzağı gibidir Allah’ın tuzağı, şeytanın tuzağı gibidir bir kere yapayım, bir daha yamam dersin uyuşturucu kullanan gençlere sorun nasıl başladın? arkadaşlar ortamında onlar içiyordu, bana dediler ki bir kere al ya bir şey olmaz hepsi aynı şeyi anlatacak hepsininin hikayesi aynı bir kere bir kereden birşey olmaz diyen kim varsa uyuşturucuya başladı sigaraya başladı bir dal aldım, bir dal sigarayı içtim öyle bir lezzet verdi ki başladım hepsinin başlangıcı böyledir sohbet de bunun gibidir arkadaşıyla beraber ısrarına dayanamıyor, 3-4 hafta sonra koluna giriyor getiriyor, hatıra binaen zarla zorla getiriyor buraya bir hafta gelip sohbeti izleyince narkoz yiyince burada bizim narkoz tersine çalışıyor, uyandırıyor gözleri şimşek gibi açılıyor ben nasıl, nasıl bir adamım ben ya? ben niye Dünyaya gelmişim, daha yeni anladım ya diyor saadet tuzağına düşüyor artık bu adam bu adam en büyük hazzı buldu geri çeviremezsin ben böyle dedim ya hocam iki gündür akşam evde dinliyorum işe gidiyorum, orada yasak telefon kullanmak ama gizli gizli dinliyorum artık telefonun nereye koyacağımı şaşırdım 🙂 her taraf kamera iş yerinde demek ki her tarafta kameralar var bu da ne yapıyor işte, sürgüye falan bir yerlere koyuyor telefonu kulaklıkla falan bir şekilde dinlemeye devam ediyor kardeş kul hakkına girmemek için İşini aksatmadan dinleyeceksin eğer iki kulağında kulaklık varsa ve işi aksatıyorsan, sağdan soldan alacağın komutları dinleyeceksen, kul hakkı olur, vebal olur bir tarafı çıkart tek tarafla dinle bu dikkat edin kardeşler şimdi işte açıyorum sizin sohbetlerden bir tane atıyorum telefonu çekmeceye ooh mis benden kralı yok saatlerce sizi dinliyorum insan huzur buluyor hocam eskiden küfür nokta ile virgüldü ağzımızda nokta, virgül gibi küfür ediyor her cümlenin sonunda bir küfür daha dokunaklı daha ağır cümleli oluyor küfür ettiği zaman daha ağır abi modundasın küfür etmiyorsan sokak çocuğu yani ev çocuğu gibi muhallebi çocuğu gibi dikkate alınmıyorsun gençlerimiz şu anda böyle şimdi tövbe estağfurullah sözleri ağzından düşmüyor yanındaki arkadaştan bir cümle duyuyor tövbe estağfurullah ne kadar güzel bir şey bir de yanımda küfürlü konuşunca arkadaşlar etmeyin, eylemeyin, tövbe et, estağfurullah de diye kafalarına ekşiyorum artık yanındaki insanlar küfredince de onlara nasihat vermeye başlamış kardeşimiz elhamdülillah işyerinde lakabım pala idi, şimdi sofi oldu 🙂 bu kardeş, bıyıklarına da özen gösteren bir kardeş önceleri buna pala diyorlarmış şimdi ne diyorlar? bıyıklardan gitti artık, artık dava adamı bu, sofi dava adamlarına ne derler kardeş? derviş! sofu! sofu! 🙂 sofi! derler yani bunu bunu tahkir etmek için söylüyorlar aşağılamak için söylüyorlar halbuki sofi demek Sofî demektir Ashab-ı Suffa demektir Muhammed Aleyhisselâm’ın devamlı kendisini ilme ve zikre vermiş olan Ashab-ı Suffası gibi Sûfî kelimesi buradan gelir gerisini artık siz düşünün hocam bende bağımlılık yaptınız sizden Allah razı olsun bana çok şey kattınız İşiniz gücünüz rast gitsin hayırlı akşamlar sevgili kardeşim Allâh-u Teâlâ ayaklarını İslâm caddesinden kayırmasın – Amin sana müthiş bir tesir versin – Amin İslamiyet’i insanlara akın akın aktarırsın, anlatasın ki hayatlar kurtarasın Amin