Oruçluyken eşini öpme! Fren patlarsa 61 gün keffaret var!

Şimdi.. Ramazan’da.. Allah bizden ne istiyor kardeşler? Yemeden keseceksin. İçmeden keseceksin. Bir şey daha var. Nedir o? Şehvetten keseceksin. Şehvetten. Bak, hanımınla nikahlısın. O senin helalindir. İslamiyet’te helalin olan hanımınla mübaşeretin, cinsi münasebetin bile her saniyesi ibadettir. Ama… İmsak vaktinden sonra… oruca niyetlendiğin anda sahurda… niyetlendikten hemen sonra… helal olan şeyi Allah haram kılıyor. Bak! O ana kadar helaldi, Ramazan’a kadar helaldi. Ama gün boyunca akşam iftara kadar, helalin olan hanımına bile yaklaşamıyorsun. Efendimiz Aleyhisselam’a bir ihtiyar gidiyor. Diyor ki: Ey Allah’ın Rasulü, hanımımı öpebilir miyim oruçluyken? Muhammed Aleyhisselam buyuruyor ki ihtiyara, öpebilirsin. Sıkıntı yok. Genç sahabe gidiyor. Ey Allah’ın Rasulü hanımımı öpebilir miyim diyor oruçluyken. Efendimiz Aleyhisselam diyor ki, sen öpemezsin. Niye kardeşler? Çünkü gençlerin şehveti, ihtiyarlara göre daha kuvvetlidir. Düşme ihtimali, yani freni patlatma ihtimali ihtiyara göre daha fazla olduğu için.. Fren patladığı zaman ne olur? 61 gün! 15 – 20 dakikalık bir keyif için 61 gün oruç olur mu kardeşler? Sıkıntı. Mecbur tutacaksın, ama.. yani bunun olmaması için, frenlemek için kendini, öpmekten uzak durmak gerekiyor. İftardan sonra öp kardeşim, sıkıntı yok. İbadettir, güzeldir. Gençlerden bir tanesi.. bir kızla nişanlanmak istiyor, evlenecek. Kız buna diyor, oruç tuttun mu hiç? Hayır diyor, şu ana kadar hiç tutmadım. Namaz? Cumadan cumaya giderim diyor. Zayıf Müslümanlardan. Şu anda ülkemizin büyük çoğunluğu böyle. Seninle evlenirim diyor. Bir şartla! Her gün bir vakit namaz kılacaksın. Kız uyanık kız, beş dese adam korkacak kaçacak. Her gün bir vakit belirle kendine diyor. Namaz kılacaksın. Bir de Ramazan, ilk Ramazan’da otuz gün boyunca oruç tutacaksın. Genç diyor ki, Allah adına yemin ediyorum, söz veriyorum yapıcam. Allah adına yemin verdiğin zaman artık bu kitlenmiş oluyor. Bu yeminini yerine getirmezsen cinler sana musallat eder. İlk Ramazan geliyor. Bir gün, iki gün, üçüncü gün çocuk gidiyor hanımına yaklaşmak istiyor. Tamam yemeden içmeden kesildik de, daha yeni evliyiz. Yeni evlilerde mübaşeret biraz daha fazla olur tabiki malumunuz. Hanımını bir kaç defa öpünce falan, şehvetleniyorlar. Devam etmiyorlar ama. Hocasına telefon açıyor genç. Ya hocam diyor böyle böyle. Hanımla diyor biraz yakınlaştık, öpüştük falan diyor biraz yani. Oruca bir sıkıntı gelmiş midir? Hoca da şöyle diyor, sıkıntı yok evladım devam. İkinci günü.. İkinci günü münasebet biraz daha ilerliyor. Biraz daha yakınlaşma, cinsi münasebette biraz daha yakınlaşma oluyor ama duhul olmuyor. Tekrardan çocuk tereddüte giriyor. Hocam diyor, biraz daha ilerlettik olayı diyor. Oruca bir sıkıntı geldi mi acaba? İçimi rahatlat hocam diyor. Hoca diyor ki, sıkıntı yok evladım devam. Üçüncü günü hanımla bir daha münasebete girince bir ön görüşmeden sonra… Artık çocuk işi bitiriyor. Duramıyor, freni tutamayınca cinsi münasebette bulunuyorlar. Çocuk yine hocasına telefon açıyor. Hocam diyor, seni ne kadar sevdiğimi çok iyi bilirsin. Biz diyor fren tutturamadık. Bu işi yaptık. Şimdi arkadaşlarım bana diyor ki, 61 gün kitlendin oğlum diyorlar. Bunun yok mu bir hal çaresi, fetvası? Evladım diyor, öyle bir şey yok. Sıkıntı yok diyor. O senin helalindir, devam. Muhtemelen bu reformist hocalara denk gelmiştir. Bunlara her şey serbest ya. Bana sorsaydı ben ona açıklardım. Muhtemelen reformistlere denk geldiği için devam evladım diyor devam. Sonra arkadaşını görüyor. Ya arkadaş diyor, bu sene ilk defa oruç tutuyordun diyor. Nasıl gidiyor oruç ya? Ramazan nasıl gidiyor? Valla kardeşim diyor, kafama göre bir hoca buldum, süper gidiyor Ramazan. Süper gidiyor, her şey serbest diyor. Kafanıza göre hoca aramayın. Hocaya diyeceksin ki, hocam.. böyle böyle bir durum var. Bana fetva söyle ama kitabın ortasından söyle. Bana uyduruk fetva getirme, yeni uydurulmuş fetvalardan getirme. Kitabın ortasından, ayet ne diyor? Hadis ne diyor? İcma ne diyor? Bana burdan söyle. Bu hoca sağlamdır. İşine gelmeyen fetvayı söyleyen hoca sağlamdır. Ama sırf kendi menfaati için, fetvanın ucunu kıvıran hocalar sahtekardır. Küçük bir dünya menfaatine, Yahudi alimleri gibi ahiretini satan hocalardandır. Allah bizi bunlardan etmesin.

Mehmet Okuyan’ın Kur’an ayetlerini nasıl tahrif ettiğine şahid olun!

Şimdi kardeşler, bir kardeşim bana bir video gönderdi. Reformist, son dönemin meşhur hocalarından reformist Mehmet Okuyan’ın bir videosu. Reformist ne demek? İslamiyet’ten memnun değil, Muhammed Aleyhisselam ve sâhâbilerinin getirdiği Kur’an’ı ve sünneti beğenmeyip son yüzyılda ortaya çıkan Afgâni, Abduh, Reşit Rıza üç kellenin aklına ve fikrine tâbi olanlar, Yeni bir din getirmek isteyenler. Tıpkı Fetö gibi İslam’dan memnun kalmayıp yeni dinler ortaya çıkartmak isteyenlere reformist denir. Yenilikçi. Artık İslam’ı böyle anlamamamız lazım, farklı şekilde anlamamız lazım. Muhammed Aleyhisselam ve sâhâbilerinin anlayışı onları ilgilendirir, biz artık farklı bir şekilde anlamamız lazım, diyenlere reformist denir. Bunların önde gelenlerinden bir tanesi kim? Mehmet Okuyan. Tersten okuyor ama. Bu tersten okuyor. Bakın, çok açık bir şekilde İbrahim Aleyhisselamla İsmail Aleyhisselam arasında geçen, Sâffat süresi ayetlerini, çok açık bir biçimde… Ben bu videoya rast gelmemiştim. Kardeşin bir tanesi kesmiş, bana göndermiş. İki dakikalık bir video. Bir kadının programında yanında bir felsefeciyle, Caner Taslaman… Felsefeciyle beraber ikisi oturmuşlar. Şimdi kadın buna soruyor. Reformist Mehmet Okuyan’a diyor ki: Konu kurban. “İbrâhim Aleyhisselam’a oğlunu kesme emri geldiğinde…” diyor kadın. Şimdi bu oradan zıplıyor. “Hop diyor. Ne kesme emri. Allah’ın İbrahim Aleyhisselam’a oğlunu kesme emri diye bir şey yok! Öyle bir şey yok!” diyor. Kadın şaşırıyor. “Ya hocam, sen ne yaptın ya?” diyor. Kadın bile devamlı programına reformistleri davet eden bir kadın. Ama o bile şaşırıyor. “Ne yapıyorsun hocam? Nasıl olmaz?” diyor. “Rüyasında görmedi mi İbrahim Aleyhisselam oğlu İsmail’i kurban ettiğini? Peygamberlerin rüyası vahiy değil midir?” diyor kadın. Kadın da bir şeyler görmüş, geçirmiş, işitmiş. Orada boyna insanları davet ede ede. İşittiğinden anlatıyor hocaya. Hoca diyor ki: “Öyle bir şey yok!” diyor. “Peygamberin rüyası vahiy değildir.” diyor. İki… İki cinayet, iki çam devirme, iki ev yaktı. İslam’dan iki hükmü inkâr etti. Muhammed Aleyhisselam ne buyurdu? Buhâri hâdisidir. Sallahu aleyhi ve sellem. Şöyle buyurdu: “Peygamberlerin rüyası vâhiydir.” Vâhiydir! Bir peygamber rüyada herhangi bir şey gördü mü bizim gibi değildir. Bizim rüyalarımıza şeytan karışabilir. Peygamberin rüyasına şeytan karışamaz. O vâhiydir, Allah’tan gelmiştir. Bir peygamber üç şekilde vâhiy alır: Bir, gün içinde direkt olarak Cebrail Aleyhisselam’ın getirmesiyle. Birebir konuşur, anlatır. O vâhiydir. İki, Cebrail Aleyhisselam getirmez. Bir zil sesi eşliğinde ağır bir ağırlıkla peşinden âyetler işitir. Bir melekle, ayetler işitir. İkinci yöntemi budur. Üçüncü yöntem nedir? Rüyasında alır. Kur’an bu üç şekildeki vâhiyle bize gelmiştir. Peygamberin rüyası vâhiy değil dediği zaman ne demiş oluyor bu reformist Mehmet Okuyan? Rüyasında aldığı âyetlerin tamamı âyet olmaktan çıkıyor. Rüya diyor, rüya. Ne yapmak istediğini anladınız mı kardeşler? Ali Cengiz oyunu yapıyor. Ali Cengiz oyunu yapıyor. Dini tahrif etmek için âyetlerle oynuyor. Kelimesi kelimesine oradan videodan dinledim, peşinden yazdım. Kelimelerini okuyacağım. Mehmet Okuyan’ın dediği kelimeye bakın. “Sonra, Allah neden çocuğunu kesmesini emretsin? Olmaz böyle şey ya!” diyor. Ne demek bu? “Allah zalim mi ya? Bir peygambere çocuğunu kesmeyi niye emretsin?” diyor. Bunlar Allah’tan daha merhametli ya! Allah sınav edemez, diyor yani. Allah kimi nasıl sınav edeceğini sana mı soracak Mehmet? Mehmet, lütfen! Allah kimi isterse, nasıl isterse öyle sınav eder. Allah Teâlâ Hazretleri Eyüp Aleyhisselam’ı on tane evladını öldürmekle sınav etti. Allah zâlimdi diyebilir miyiz? En sevdiği insan, bir peygamberdir Allah’ın. Eyüp Aleyhisselam’ın on evladını aldı yaşıyorken ya! Zâlim diyebilir misin Allah’a? Kimi nasıl dilerse öyle sınav eder. Kimse karışamaz! İbrahim Aleyhisselam’a da sadece bir sözüne binâen, bir adağına binâen… “Allah’ım ben bu Kâbe’yi yapacağım da, tek başınayım. Sen bana şu yaşımda bir erkek evlat verirsen ben bu Kâbe’yi inşa ederim. Ve ben eğer erkek evlat verirsen sana söz veriyorum, en sevdiğim olmasına rağmen seni o kadar fazla seviyorum ki onu, senin yoluna kurban ederim.” Allah insanları ağzından çıkan kelimeyle imtihan eder. Bu kelimeyi söylediği anda İbrâhim Aleyhisselam konu bütün tefsirlerde, istisnasız bütün tefsirlerde böyle geçer. Ayetin açıklamaları tefsirlerdir. Mehmet ne diyor? “Yok öyle bir şey. Allah zalim mi ya? Nasıl, niye emretsin ya çocuğu kesmesini?” Bu kelimenin altında bu mana vardır. Allah zalim mi? “Allah zalim mi?” kim der? Ateist der ancak. “Niye cehennemi yapmış, Allah zalim mi?” Bu sözü ateistler söyler. Sen hoca adamsın Allah’tan kork ya! Hadi biz ateistleri düzeltiyoruz, seni de mi düzeltelim Mehmet? Ateiste anlatırsın. Devlet zalim mi? İçki içmiş, arabayla mahalleden 160’la geçiyor. Üç yaşında çocuğunu, bisikletle oynayan çocuğunu eziyor. Sonra devlet alıyor bu adamı yirmi sene hapse atıyor. Zalim mi bu devlet? Hayır! “Elli sene atsın, öldürsün bu adamı!” diyorsun Ateist. Diyor musun, demiyor musun? Elli sene atsın, diyorsun. Öldürsün bu adamı, diyorsun! Benim üç yaşındaki çocuğumu öldürdü içki içtiği için, diyorsun. İçkiye hiç karşı olmayan medeni ateist, çocuğunu içkiden sebep öldürdüğü için adamın elli sene hapiste yatmasını istiyor. Ama aynı ateist: “Cehennem zalimce bir yer.” diyor. Allah’tan kork ya! Allah sana yetmiş sene ömür vermiş. Her türlü pisliği yapmışsın ve sonra diyorsun ki: “Bana hesap sormasın! Bu yaptığım işlerin hesabını sormasın. Lokantaya gideyim, yiyeyim, içeyim lokantacı bana hesap sormasın.” Sen böyle diyorsun. Ben bunu ateiste anlatırım. Sen hoca adamsın ya! Böyle laf denir mi ya? Sonra devam ediyor Mehmet. Allah’ın İbrahim Peygamber’e çocuğunu kes emri yok. Peygamberlerin rüyaları var da… Şimdi, bak rüyayı inkâr etti ya… Peygamberlerin rüyaları var da, o rüya ertesi gün ya da bir süre sonra vâhye dönüştürülürse vâhiydir. Şimdi Mehmet’in isteğine göre olacak bu. Ertesi gün olursa o rüya, tamam o zaman vâhiy. Ama ertesi gün ya da bir süre sonra, bu muallak bir cümle. Konuya hazırlıklı gelmediği için o anda bir şey uyduramamış. Ertesi gün ya da bir süre sonra gerçekleşmezse o artık bir vâhiy değildir, diyor. Allah sana hidayet versin. (Amin) Bu kadar uydurukçuluk olmaz ya. Bu kadar uydurulan dincilik olmaz ya! Sonra yanındaki felsefeci Caner de diyor ki: “Bir kere Kur’an’da rüyalar vâhiydir, diye bir ifade yok.” Evet, Kur’an’da böyle bir âyet yok. Ama Kur’an’da olmayıp da bizim yaşadığımız yüzlerce mesele var, binlerce mesele var. Kur’an’da her rekatta iki defa secde edeceksin diye bir âyet de yok Caner. Sen nasıl secde yapıyorsun? Caner kaç tane secde yapıyor bir rekatta? İki tane secde yapıyor. Kur’an’da âyet yok, sen bunu nerden yapıyorsun? Muhammed Aleyhisselam iki tane secde yaptığı için her rekatta, biz de böyle yapıyoruz. Caner gaz çıkarttığı zaman abdest alıyor. Sen niye abdest alıyorsun? Kur’an’da gaz çıkarttığın zaman abdest almamızı emreden bir âyet yok ki! Neden? Muhammed Aleyhisselam sâhâb,lerine: “Gaz çıkarttığınız zaman gidin, abdest alın.” buyuruyor. Yüzlerce mesele sayarım. Kur’an’da eşek eti ve köpek eti yememizi engelleyen hiçbir âyet yok. Sadece Kur’an’a bakarsak, sünneti reddedersek köpek eti ve eşek eti helal. Ama İmam Ali Radıyallahu Anh ne buyurdu? “Resûlullah Aleyhisselam Mute savaşından sonra bize Mutâ nikahını yasak kıldı, bize eşek eti yemeği yasak kıldı.” Hatta hâdiste haram kıldı, diyor. Haram kıldı! Yüzlerce, binlerce mesele var Kur’an’da olmayıp da İslamiyet’te olan. Muhammed Aleyhisselam’ın hâdisleri yüzünden… Ama siz peygamberimizi reddettiğiniz için, Muhammed Aleyhisselam’ı susturup Yahudi Goldziher’i konuşturmak istediğiniz için öyle bir şey yok diyorsunuz. Öyle bir şey yok! Şimdi bayan orada kuduruyor. Bunları dinleyince oradaki bayan kuduruyor ve şöyle diyor: “Burada çelişki var hocam. Ayet sana ne emrediliyorsa onu yap.” diyor. Kadın âyetten bunlara delil getiriyor. “Siz ise emir değil.” diyorsunuz. Hoca orada öfkeleniyor. Çünkü âyette açık bir ifade var. “Sana emredilen neyse, onu yap.” (Sâffât, 102) diyor, İsmail Aleyhisselam babasına. Emrolunduğun şey neyse onu yap babacığım. Şimdi âyetleri okuyacağım. Emrolunduğun şey demesine rağmen âyet sen diyorsun ki: “Emir değil.” Orada Mehmet Okuyan ses tonunu biraz daha yükseltiyor, biraz daha kırmızılaşmış bir vaziyette konuyu başka bir mecraya çevirip kapatmaya çalışıyor. Şimdi Allah’ın ayetlerini okuyalım. Çok açık ve net bir şekilde bu reformist hocanın âyetleri nasıl tahrif ettiğini izleyin ve konuyu kapatalım. Sâffât suresi, ayet 100: “Ey Rabbim, bana sâlihlerden bir oğul ihsân et.” Bu duayı kim yaptı? İbrahim Aleyhisselam. “Ey Rabbim, bana bir oğul ihsân et sâlihlerden.” Sâffât suresi, ayet 101: “Biz de kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik.” Sâffât suresi, ayet 102: “Oğlu yanında koşacak çağa gelince: ‘Ey oğlum, ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Artık bak, ne düşünürsün?’ dedi.” Koşacak çağ ne demektir? Dört, beş yaşlarında belki altı yaşlarında. Koşacak çağ bu. Rüya görüyor. Allah, İbrahim Aleyhisselam’a yaptığı adağı hatırlatıyor. Rüyasında ne görüyor? Oğlunu boğazladığını görüyor. Bir, iki, üç… Üçüncüde bir de ses duyuyor. Adağını yerine getir. Ey İbrahim, Allah’a verdiğin vaadi yerine getir. Ne vaadi vardı? “Bana bir oğul verirsen, seni o kadar çok seviyorum ki Allah’ım, onu bile sana kurban ederim.” Hemen rüyayı görüyor. Rüyada oğlunu boğazlıyor. Boğazlamak ne demektir? Bıçakla kesmek. Şimdi çocuk da: “Babacığım sana ne emrediliyorsa onu yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.” dedi. Çocuk kim? İsmail Aleyhisselam. Ne emrediliyorsa onu yap. Rüya vâhiy değilse çocuk niye ‘Ne emrediliyorsa onu yap.’ desin? Niye bunu bir emir telakki etsin? Çocuk bile biliyor ki babam peygamberdir. Peygamber bir rüya görürse bunun geri dönüşü yoktur. O yapılacaktır. Peşinden ne diyor? Beni sabredenlerden bulacaksın. Konu bir hayvanı kesmek değil. Konu bizzat kendisinin kesilmesi. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın. Sâffât suresi, ayet 103: “Ne zaman ki ikisi de bu şekilde Allah’a teslim oldular, İbrahim oğlunu şakağı üzerine yatırdı.” İbrahim Aleyhisselam da için de konu bir imtihandı, bir sınavdı. İbrahim Aleyhisselam oğlunu şakağı üzerine yatırdı ne demektir? Şakaklar buralardır. Sağ tarafı üzerine yatırır göğsü nereye bakar? Kıbleye doğru bakar. Oğlunu şakağı üzerine yatırdı. Bıçağı gırtlağına koydu. Sâffât suresi, ayet 104: Biz de ona şöyle seslendik: ‘Ey İbrahim!’ Sâffât suresi, ayet 105: “Rüyana gerçekten sadakat gösterdin. Şüphesiz ki biz, iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.” Hemen Allahü Teâlâ İbrahim Peygamber’e sesleniyor. Sadakat gösterdin, sınavı kazandın. Biz iyilik yapanlara mükafâtlar veririz. Sâffât suresi, ayet 106: “Şüphesiz bu apaçık bir imtihandı.” dedik. Eğer oğlunu kesme durumu yoksa, böyle bir emir yoksa niye imtihan desin Allah Teâlâ? İmtihan ne yani? Hayvanı kesmek için mi imtihan ediyor? Açık açık Allah’ın ayetlerini inkâr ediyorlar. Bunlar hiç Allah’tan korkmaz mı? Hiç Allah’tan utanmaz mı? Allah’ım sen kurtar bu adamları. (Amin) Sâffât suresi, ayet 107: “Ve ona büyük bir kurbanlık fidye verdik.” Allah neden fidye olarak söylüyor? Bir kurbanlık indi, diyor. İsmail Aleyhisselam’ı kesme olayı olmayınca bıçak gırtlağını kesmeyince ve aynı bıçağı taşa vurduktan sonra taş ikiye bölününce Allahü Teâlâ peşinden ne yapıyor? Bir fidye indiriyor, fidye! Oğluna karşılık bir kurban. Kurban kimin kurbanı? Hazreti Hâbil’in kurbanı. Hâbil’le Kâbil iddiaya girşiyorlar ya, bakalım Allah kimin kurbanını kabul edecek diye. Hâbil’in kurbanını kabul ediyor ve semaya çekiyor. Yüzyıllar sonra Hazreti Hâbil’in kurbanını Allah İsmail Aleyhisselam’a fidye olarak veriyor. Artık bundan sonra insan kesmek yasaktır. Tâhrif olmuş bütün inançlarda insan kesmek vardı. Allah insan kesmeyi yasak kılıyor ve yerine hayvan kesilmesini istiyor. Hayvan kesme. Bundan dolayı bir koçu fidye olarak gönderiyor. Biz ona büyük bir kurbanlık fidye verdik. Bu ayeti kerimeden sebep Muhammed Aleyhisselam ne buyuruyor? “Allah indinde kurbanların en makbulû boynuzlu koçtur.” Kardeşler en makbulû budur. “Ya hocam ben dana etini daha çok severim.” deme! Dana etini daha çok severim deme! İstifçi olma. Müslümanların bir çoğunun şu anda evlerinde koca buzluklar var. Onlara ne deniyor bilmiyorum. Buzdolabından başka bir şey o. Et için, sadece kurban bayramı için almış onu. Kocaman bir buzluk. Büyükbaş hayvanı kesiyor. Hayvanın 9/10’unu kendisine alıyor. 1/10’u olan kemikleri dağıtıyor. Kemiklerin dibinde minik minik et parçacıkları var. 9/10’unu olan löp etleri kendisine alıyor ve nereye koyuyor? Bu kocaman buzluğa koyuyor. Hâni o dondurmaları koydukları falan buzluk var ya kardeşler! Bakkallarda var. Adam evine buzluk koymuş ya! “Bütün senelik et ihtiyacımı karşıladım hocam.” diyor ya. Subhanallah! Ben de bu adama hâdis-i şerif söylüyorum. “Allah indinde kurbanların en makbulu boynuzlu koçtur.” kardeşim. “Hocam, ben dana etini daha çok severim.” diyor. Allah’ımız devam etti. Sâffât suresi, ayet 108: “Kendisine sonradan gelenler için de iyi bir nâm bıraktık.” Yüzyıllar boyunca biz kimi anlattık İbrahim Aleyhisselam ayetlerini konuşurken? İşte bunları anlattık. Allah’ın Peygamberi İbrahim Aleyhisselam’ın bize nâmı kaldı. Sâffât suresi, ayet 109: “Selam olsun İbrahim’e.” Sâffât suresi, ayet 110: “İşte biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.” Şüphesiz Allah doğru söyledi. Arapçalarını söylemiyorum çünkü uzun gider. Şüphesiz Allah doğru söyledi. Allah’ımız âyetlerde apaçık bir şekilde olayı böyle anlatırken bu reformist felsefeciyle, bu reformist hoca ne diyor? “Yok öyle bir şey. Ne rüyalar vâhiydir ne de Allah’ın İbrahim’e, İsmail’i kesme emri vardır.” diyor. Ve İslam’ı âyetlerle oynamak şekliyle tâhrif etmeye devam ediyorlar. Peki biz susacak mıyız? Biz ne yapacağız? Küfretmek yasak. Şiddet uygulamak yasak. Bir Müslüman ilim ehli ne yapar? Reddiye yapmaya devam edeceğiz, hiç bıkmadan usanmadan. Onlar nasıl, ne kadar, kaç defa Allah’ın âyetlerini yalanlarlarsa yalanlasınlar, biz aynı defa onlara reddiye yapmaya devam edeceğiz. İstedikleri kadar sıkılsınlar, utansınlar, ne yaparlarsa yapsınlar. Allah’ın dinini yalanladığınız kadar sizi yalanlamaya devam edeceğiz. Allah’ın Peygamberini susturmaya çalıştığınız kadar sizi susturmaya çalışmaya devam edeceğiz. Hiç bir şey yapamasak bile karınca kadar bile olsa bu yolda bir gayretimiz olur. Yarın mahşere gittiğimde bu kardeşler bana şahitlik edecek. Yaptığım yazılar, yaptığım videolar, hizmetler bana şahitlik edecek. “Allah’ım bu dini tahrif etmek isteyen sahte din adamlarına karşı mücadele verdi, bir karınca kadar bile olsa mücadele verdi.” diyecekler. Allahü Teâlâ alnımızın akıyla bu sınavdan çıkmayı bize nasip etsin inşallah. (Amin) Amin Ya Mûîn. Aranan hazinenin yolunu gösterdim sana. Belki sen kavuşursun biz varamadıksa da. Velhamdullahil Rabbil Alemin. El Fâtiha.

Her sabah uyandığında senden 8 şey isteniyor!

Bir sabah namazdan sonra evine dönerken, yolda birine rastlar. Adam önce selam verir. İyi dilek ve duada bulunduktan sonra da… Hayırlı sabahlar manasında; -Nasıl sabahladın Üstadım? der. Şimdi İmam’a soruyor, -Nasıl sabahladın? Birisi bize sorduğu zaman, ”Nasıl sabahladın?” Biz nasıl cevap veriyoruz? -Ya akşamleyin bir pilav yedim, pilavı fazla kaçırdım akşam… Bir ‏sağa dön, bir sola dön, uyku tutmadı sabaha kadar be… Bizim sabahlayışımız bu! Şikayet, şikayet, şikayet… Allah’tan şikayet, Peygamberden şikayet , hanımdan şikayet, çocuktan şikayet, hep şikayet! Şimdi İmam nasıl sabahlamış? Bir adam müctehid olduğu zaman, İslam alimi olduğu zaman, nasıl tefekkür sahibi… Hz. İmam, nasıl sabahladığını şöyle anlatır: -Sekiz tane şeyin benden istendiğini düşünerek sabahladım. Adam şaşırır! -Ey imam! Kim sizden sekiz tane şey isteyebilir ki… Sizin kimseyle takışık bir işiniz yoktur? İmam tebessüm eder ve saymaya başlar; -”Bak! Benden her sabah kimler, neler istiyorlar” der ve izahate başlar; Bir; Rabbim benden farzını istiyor. Her gün Allah bizden farzını istiyor mu, beş defa? Huzuruna bekliyor bizi… Bakın, Allah bizim uykumuza bile karışıyor. İsteyen bir adam, ülkemizde saat on ikiye kadar uyuyabilir mi gündüz? Bir adam 12’ye kadar uyuduğu için hapise atarlar mı? “Sen niye sabah namazına kalkmadın lan, kalk! Hapise gidiyorsun.” Var mı ülkemizde böyle kanun? Yok… Sabah namazına kalkmak zorundasın dört buçukta! Allah senin uyku vaktine bile karışıyor; ”Benim için kalkacaksın ondan sonra istersen öğle vaktine kadar uyu…” Bak, Allah uykumuza bile karışıyor. Böyle bir dinin sahibiyiz kardeşler… Öyle, ”Allah beni yarattı ama bana karışmasın.” yok! Allah her gün benden farzını istiyor. İki; Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem benden sünnetini istiyor. Muhammed Aleyhisselam’ın gün içinde üç bin dört bine yakın sünneti vardır, yapabileceğimiz. Biz Müslümanlar, elimizden geldiği kadar bu sünnetlere ittiba etmeye çalışırız. Kim, ne kadar fazla yaparsa sevabı o kadar fazla olur. Alacağın mükafat, nimet o kadar fazla olur. Sünnet’e en çok ittiba eden Sahabe kimdir? Hz. Ömer’in oğlu desem size, kim dersiniz? Halifemiz Ömer radiyallahu anhın çok oğlu vardı. Ama bir tanesi, İslam tarihinde öne çıkmıştır. Kimdir o? Abdullah İbn Ömer… Abdullah İbn Ömer, Allah ondan bin kere razı olsun. Sahabenin fakihlerindendir. Şafiler, Hadisleri Abdullah İbn Ömer’den aldılar. Biz Hanefiler Hadisleri kimden alırız? Abdullah İbn Mes’ud. Bizim silsilemiz odur. İmam-ı Azam peşinden… Hocası Hammad… Üstadı kim? İbrahim Nehai, Üstadı kim? İbn Mes’ud radiyallahu anh. Silsile böyle gider. Şimdi Abdullah İbn Ömer’in Sünnete bağlılığına bakın. Nerede Resulullah Aleyhisselam hayatında bir tek sefer bile bir şey yapsa… Bir tek sefer bile olsa, mesela; Muhammed Aleyhisselam bir yere doğru seyahat ederken bir ağacın kenarında oturdu. Abdullah İbn Ömer bunu duysun. Oradan giderken muhakkak o ağacın kenarında bir kere oturur. Bir kaç dakika bile olsa bulunur. Etrafındaki insanlar derler ki; “Niye burada oturuyorsun?” -Çünkü benim Peygamberim bir kere burada oturmuş. Bana bu nakledildi. Bu sünneti yapmadan ölmeyeyim. Bir yerde bir akarsu varsa, Efendimiz Aleyhisselam oradan bir şeyler içtiyse, Abdullah İbn Ömer muhakkak oraya gider, hayatında bir kere bile olsa, “bu sünnetten de geriye kalmayayım” diye. Gider o akar suya, Efendimiz Aleyhisselam içtiği gibi suyu içer. Buna ”Sünnete Tabiiyet” denir. Neden sabahabe bir yıldız? Neden böyle? Çünkü Sünnete çok ittiba etmişler, Abdullah İbn Ömer bunların en önde gelenlerindendir. Ölüm döşeğine yattı, son dönemlerinde yatalak oldu elini, kolunu, ağzını, gözlerini kıpırdatamıyor. Son dönemlerinde… arkadaşları geldi ona abdest aldırdılar. Namazını ima ile gözlerle kılacak. Fakat abdesti aldırdıktan sonra, Abdullah’ta bir sıkıntı ortaya çıktı. Bir rahatsızlığı var. Fakat söyleyemiyor. Dili kitlenmiş, vücudu hareketsiz, sadece gözleri hareket ettirebiliyor. Başka bir arkadaşı geldi, dedi ki: “Siz ne yaptınız Abdullah’a?” Dediler ki: “Abdest aldırdık.” -Ama bir sıkıntı var burada, nasıl aldırdın abdesti tarif et bana. “Şöyle yaptık, böyle yaptık.” Dedi ki arkadaşı Abdullah İbn Ömer’in arkadaşı: -Kulakların arkasını mesh ettiniz mi? Muhammed Aleyhisselam’ın Sünnetidir. Biz abdest alırken ne yapıyoruz? Elleri yıkıyoruz. Serçe parmakları kulağın içine koyuyoruz. Peşinden de baş parmakları mesh ediyoruz, arka tarafı… Sünnettir. -Kulakları, baş parmaklarınızla kulaklarının arkasını mesh ettiniz mi? “Etmedik… Bu sünneti yapmadık… hastadır diye yapmadık.” -”Yapacaksınız! Abdullah, Muhammed Aleyhisselam’ın yerine getirmediği, Muhammed Aleyhisselam’ın yaptığı ve bunun yapmadığı bir tane bile sünnet yoktur. Rahatsızlığı bundan dolayıdır.” dedi, gitti ellerini ıslattı, kulaklarının arkasını mesh etti, Abdullah İbn Ömer rahatladı. Sahabe budur, din bize bu insanlardan geldi kardeşler… Ama bugün televizyonlara çıkan etiketli adamlar diyor ki: “Sahabeye ne gerek var ya, onlar anlamışsa biz de anlarız. 14 asırda bizlere bir sürü şeyler nakletmişler, gerek yok, aç Kur’an Mealini oku yeter.” Peygambere lüzum yok, sahabeye lüzum yok, mezheplere lüzum yok, hadislere lüzum yok… Adem’den de önce başka Adem’ler olabilir… Meryem tecavüze uğramış olabilir… Adem’in de babası vardı… Bana göre evrime inanmakta sorun yok… Bir sürü sapık sapık görüş ortaya çıkıyor. İşte sahabeden ayrılırsan! Muhammed Aleyhisselam’dan ayrılırsan, yeni yeni dinler ortaya çıkartırsın… İmam diyor ki: “Resulallah benden sünnetini istiyor. Her gün o Peygamberin bende hakkı var. Bu dini bana getirdi. Ve O’nun sünnetini yerine getirmem lazım.“ Üçüncü madde; Aile çoluk çocuk günlük masrafını istiyor. Burada gelen kardeşlerin büyük çoğunluğu evlidir. Kime bakmak zorundayız biz, İslamiyete göre? Hanıma, çocuğa bakmak zorundayız. Onların masrafı biz erkeklere aittir. Aile benden sabah uyanır uyanmaz bunları istiyor, hanım ne diyor? “Hadi, hadi işe geç kaldın çabuk git, perde alacağım daha, bana maaş getirmen lazım, perde alacağım.” Kadının derdi perde ya, perde. Faturaları düşünmüyor kadınlar. Perde alacağım, elbise alacağım. Naciye’nin kınası var dört elbiseyle çıkmam lazım. Kadınlar böyle… Abla yapmayın bunu abla yapmayın, şu kocaya biraz destek, biraz yardımcı olun ya. Dört; nefis kendine tabi olmamı istiyor. Allah farzını istiyor, Rasulullah Sünnetini, nefis ne istiyor? Şeytan kanılı; -”Bana tabii olacaksın.” diyor. Peki nefsimiz bizi nereye götürmek istiyor? Allah’a isyana ve ateşe, onun tek bir derdi vardır. -Ateşe gidelim! Orada güneşlenmek, orada tenimizin bronzlaşması çok daha caziptir. Nefis bronzlaşmayı sever kardeşler… Denize gidecek kardeşleri uyarıyorum bak! O bronzlaşmayı seven kardeşler var ya… Denize gidiyorsunuz bir de paralar veriyorsunuz orada. -“Hocam bizim gittiğimiz yerde fazla çıplak yok.” Falan numarası yapmayın bana. Çıplaklar her tarafta var, her tarafta var. Denizlerden mesafeli durun biraz. Havuz falan olabilir, sadece erkeklerin bulunduğu havuzlar. Avret mahalinizi örter, girebilirsiniz ama denizlerde sıkıntı var kardeş! Ne kadar takvalı olsan bile, o çıplaklar her tarafında geziyor senin. Şu halde kovadan suları dökme bak, ben de taekwondocuyum. O hoca sopayla vuruyor ama ben sopa kullanmam! Silahsız ve tehlikeliyim aynı zamanda, dikkatli ol! Allah bizi korusun kardeşler ya (amin). Beş; şeytan arkasından gitmemi istiyor. Nefs, ona tabi olmamı istiyor, şeytan da kendisine tabi olmamı istiyor. Biliyorsunuz nefsin mürşidi kamili kimdir? Şeytandır! Ona aklı şeytan verir. Altı; Kiramen Katibin melekleri, iyi şey yazdırmamı istiyor. Bakın iki tane meleğimiz var. Sağdaki amir, soldaki memur. Bu çift kazık, bu tek kazık onbaşı. Bu ne diyorsa, bu uymak zorunda! Şimdi, soldaki melek günahları yazıyor ama vazifesi olduğu için yazıyor. Ne istiyor bizden? Günahları yazma vazifesi olmasına rağmen istiyor ki; ”Bana bir şey yazdırma, hep sağdaki yazsın.” Bizim Cennet’e gitmemizi istiyor. Çünkü bu meleklerimiz var ya bizimle beraber Cennet’e gidecek. Kardeşler! Hepimizin vücudunda 360 tane melek var. Ve bu melekler bize gece gündüz nasıl dua ediyor? -“Allah’ım bu kulunu Cennet’ine al” Neden? Onun da menfaati var. Bizimle beraber onlar da Cennet’e gidecek. Bundan dolayı kardeşler… Yedi; geçen günler ihtiyarlamamı istiyor, zaman bizim aleyhimize işliyor. Ve devamlı bizim ihtiyarlamamızı, bedenimizden kurtulmamızı ve ruh olarak Rabbimize kavuşmamızı istiyor. Zaman bizim düşmanımız değil! Zaman her geçen gün bizim Allah’a kavuşmamızı istiyor. Allah’a kavuşmak da şu beden ülkesine girmişken mümkün değil. Bedenden kurtulmadan, ruh buradan sıyrılmadan, müşahede yoktur. Allah’a kavuşmak yoktur. Beden bizim en büyük engelimizdir. Allah ruhu bu beden içine hapsetmiştir ve bir özlem içinde devamlı Allah’ı arar ruh. Tatminsizdir, hep sonsuzluğu ister. Hasta olmayacağı, acıkmayacağı, ağlamayacağı, hüzünlenmeyeceği, devamlı mutlu olacağı, istediği her şeyin bir anda önünde olacağı bir yerde olmak ister, içimizdeki ruh. Ama bu bedenle ve bu dünyada mümkün değil! Neden bunu istiyor? Cennet diye bir yer olduğu için bunu istiyor. Cennet’in var olduğu delili nedir? İçimizde bu istek var. Sonsuz olarak yaşamak isteği, ölümsüzlük isteği… İşte bu ruhtur, işte bu Cennet’in varlığının delilidir. Sekiz; son olarak da Hazreti Azrail hazır olmamı istiyor. Azrail Aleyhisselam herkesin canını almaya gider. Ama Müslümanlardan hazır olmasını ister. -”Eninde sonunda geleceğim… Ama hazır olarak sana hazır bir şekilde gelmek istiyorum. Beni gördüğün anda şoka girme, dilin tutulmasın… Beni tanı… Öleceğini bil, buna göre hazırlık yaparsan şoka girmezsin. Ben sana güzel bir suretle görünürüm. Güzel bir suretle göründüğüm zaman şehadeti çok kolay söylersin. Şehadeti söyledin mi paçayı kurtardın. Allah’ım sen bize nasip et ya Rabbim (amin). Bakın! Bütün veliler bütün alimler en çok korktuğu şey ne biliyor musunuz? Son nefes, son nefes… Daha çok korktukları hiçbir şey yok… Aç kalır mıyız? Çocukların bakımını nasıl yapacağız? Bu çocukları nasıl evlendireceğim? Hacca gidebilir miyim acaba? Boş, boş,… Bu korkular geçici! Bir korku var ki son nefesini kaybeden her şeyini kaybeder. Ebedi hayatını kaybeder. Şu halde, o farz namazlarından sonra yaptığınız dualar var ya kardeşler… Son nefesi muhakkak arada zikredin. -“Allah’ım şu kitabın Kur’an hürmetine, isimlerin sıfatların hürmetine, şu son nefesimde bana şehadet getirmeyi nasib et Allah’ım (amin).” Bunu söyleyin kardeşler. İmam diyor ki: -Azrail hazır olarak ölmemi istiyor. İşte ben bütün bu isteklerin muhatabı olarak sabahlamış bulunuyorum, her sabah bu sualler cevap bekliyor. Hz. İmamı dinleyen adam düşünmeye başlar bir kaç saniyelik tefekkürden sonra sorar: -Ya İmam, bu saydığın şeyler sadece senden mi isteniyor, yoksa benden de isteniyor mu? Sadece senden mi yoksa benden de isteniyor mu? İmam tebessüm eder ve şöyle der: “Orasını ben bilmem artık, sen düşün.” Bu tekliflere muhatap olan sadece müctehid bir alim olan İmam-ı Şafi mi? Yoksa bütün Müslümanlar mı? Aklı olan bütün Müslümanların, aynı teklife bizde muhatabız. Aynı sekiz istek sabah, her sabah uyandığında senden de isteniyor kardeşim, benden de isteniyor… Şu halde bir seçim yapacaksın, ya hazırlık yapacaksın… ya da kolay yolu tercih edeceksin; ”Bana ne ya.” diyeceksin. Allahu Teala bizleri aldananlardan, kananlardan, sapanlardan etmesin kardeşlerim (amin). Bak! Kolay yolu tercih etmeyin! Kolay yol Ateizmdir, Deizmdir, Mealizmdir, Vehhabizmdir, Şiizmdir bunlar kolay yoldur. Siz zor olan yolu tercih edin, 14 asırlık İslamı tercih edin! Kim bu 14 asırlık dinden bir gram, bir karınca kadar ayrılırsa… Vallahi sapar! Vallahi yanılır! Şu halde dualarımızda muhakkak; -”Allah’ım ayaklarımızı şu Ehli Sünnet caddesinden kayırma ya Rabbi (amin)” diye de dua etmemiz lazım.

Kabir ziyareti nasıl olmalı? – Ruh ölür mü?

Kabirdeki ölünün ruhuna nasıl selam vermeliyiz? Bunu nakletmek zorundayım kardeşler. Çünkü Ramazan geliyor. Ramazanlarda kabir ziyaretleri çok fazla oluyor bizim ülkemizde. Hayırlı ve salih kullar ülkemizde çok fazla olduğu için gerek sâhâbeden, gerek âlimlerden, gerek velilerden… Halkımız, hamdolsun kabir ziyaretlerinde bulunuyorlar. Bu çok güzel bir amel. Fakat bazıları, İslam âkidesini, Allah’ın sıfatlarını tam olarak bilmediği için kabirlerde yanlış işler yapabiliyorlar. Ne gibi? Kabirdeki mevtâyı ilâh gibi görmek. Kabirdeki mevtâdan ne istersen o sana verir demek gibi. Bunlar şirktir! Bunlardan korunmak için şimdi bir suâli cevaplandırdım. Bunu nâkledeceğim inşallah. “Hocam, selamun aleyküm. “Evliyanın, mesela Aziz Mahmut Hüdayi Hazretleri gibi, Yuşa Aleyhisselam gibi peygamberlerin kabrini ziyarette bulunduğumuz zaman…” Hüdayi hazretleri velidir, peygamber değildir. Yuşa Aleyhisselam Allah’ın peygamberidir. “Peygamberlerin kabrini ziyarette bulunduğumuz zaman nasıl selam vermeliyiz? Neler yapmalıyız? Ve akrabamızdan ailemizden kişilerin kabirlerini ziyaret ettiğimiz zaman nasıl selam vermeliyiz? Neler yapmalıyız? Kabir ziyaretleri hakkında bilgi verir misiniz? Vesselam.” Cevap: Ve aleykum selam. Mezarlığa girince, “esselamu aleyke ya ehlel kubur.” Size selam olsun ey kabir ehilleri, denilir. Şimdi mezarlığa girdik. Bayramlarda, özel günlerde biz kabirleri ziyarete ederiz akraba-i taallukatımızı özellikle. Mezarlığa girdiğin zaman ne yapacaksın? “Esselamu aleyke ya ehlel kubur.” Bu ne demek? Ey kabir ehilleri! Burada yatan kaç tane mevtâ varsa, hepinize selam olsun. Peki, hocam bunlar ölü. Ölüler selam alabilir mi? Kardeşler, İslamiyet’te bedenler ölür, ruhlar ölmez. Gerek Muhammed Aleyhisselam’ın ruhu gerek Ebu Cehil’in ruhu… Birisi İslam’ın Peygamberi, birisi İslam’ın en büyük düşmanı. İkisinin de ruhu kıyamete kadar bâkidir, yaşar. Birisinin ruhu nimetler içinde, öbürünün ruhu zilletler içinde. Kabri cehennem çukurlarından bir çukur, hadis-i şeriflerin deyimiyle. Bakın, iki ruh da işitir, duyar ve gelen kişi hakkında haber sahibidir. Az sonra gelecek olan hâdislerle bunu delillendireceğim. Kabre girdiğimiz zaman ne diyeceğiz? Genelleme yapacağız, bütün kabir ehline selam vereceğiz. Onların ruhları da bizi işitecek. Ziyarete gittiğimiz kabrin başına geçtiğimizde de, “Esselamu aleyke ey babacığım, anneciğim vesaire.” diyerek bizzat gittiği kişinin ruhuna selam verilir. Kime gittin sen? Babanın kabrine gittin. Önce bir etrafa selam verdin ya, ondan sonra babanın kabrine girdin ya, tam karşısına oturacaksın. Esselamu aleyke ey babacığım. Sana selam olsun ey babacığım, dedin. Direkt olarak babanı muhattap aldın. Anladınız mı kardeşler? Bakın, bu İslamî bir edeptir, İslamî bir usûldür. Son peygamber Muhammed Aleyhisselam mezarlığa girdiğinde: “Ey mü’minler ve Müslümanlar diyarının âhalisi, sizlere selam olsun.” Kimlere selam veriyor? Allah’ın Peygamber’i kimlere selam veriyor? Ey mü’minler ve Müslümanlar diyarının âhalisi. Diyâr, belde demektir, mezarlık beldesi. Mezarlık diyarının âhalisi. Onlar oranın âhalisi olacak. Allah’ın Peygamber’i oraya giriyor ve diyor ki: “Size selam olsun.” Peki kabirde yatanların ölü olduğunu iddia eden Reformistler ve Vehhâbi Selefiler ne diyor? Hayır, onlar seni işitmez! Onlar ölü, işi bitti onların! Hatta bu cümleleri peygamberler için bile kullanıyorlar. Şehitler için bile kullanıyorlar. Hâlbuki Kur’an âyetleriyle sabittir. Şehitler ölümsüzdür. Diğer âyette kabirlerinde rızıklandırılırlar, diyor Allah Teâla şehitlerden bahsederken. Ama materyalist Müslümanlar olan Vehhabi Selefiler kabirdeki insana selam vermek şirktir, diyorlar. Peki, Allah’ın Peygamber’i… Bakın! Müslim hâdisi, İbni Mâce hâdisi, en sâhih kaynaklar. Allah’ın Peygamberleri kabir âhalisine geliyor ve selam veriyor. Muhammed Aleyhisselam müşrik mi oluyor? Allah’ın Peygamberi’ne müşrik dediğinizin farkında mısınız? Bidâtçilik: Muhammed Aleyhisselam’ın öğretilerini reddetme, yeni öğretiler koyma. Bidâtçilik… Sapık fırkâların sayısı yetmiş ikidir. Allah bizi onlardan etmesin. (Amin) Ehl-i sünnet vel cemaatten ayaklarımızı bir karış kayırmasın. (Amin) Amin. Muhammed Aleyhisselam devam ediyor. Sizlere selam olsun dedi ya. “İnşallah biz de sizlere katılacağız.” Şimdi de konuşmaya başladı. Şimdi de onlara durumlarını anlatıyor. Kendi durumundan bahsediyor. Siz oradasınız, biz buradayız. İnşallah biz de sizlere katılacağız. “Allahtan bize ve size âfiyet dilerim buyururlardı.” Hâdis-i şerif! Hem bize âfiyet dilerim. Bizdeki âfiyet nasıl? Sağlık, sıhhât, İslami bir yaşam… Onlardaki afiyet nasıl? Kabrin Cennet bahçelerinden bir bahçe olması. Hem bize âfiyet dilerim hem size âfiyet dilerim. Başka bir Hâdis-i şerif İbni Abbas’ın rivâyetinde: “Rasulullah Aleyhisselam bir defasında Medine mezarlığına uğradı. Ve onlardan tarafa dönerek şöyle dedi.” İbni Abbas, Hazreti Abbas’ın oğlu. İslam âlimlerinden bir tanesi. Olayı görmüş ve nâklediyor. “Muhammed Aleyhisselam buyurdu: ‘Ey kabirler âhalisi size selam olsun. Allah bizi ve sizi mağfiret eylesin. Sizler bizden önce gittiniz. Biz de sizin ardınızdan geleceğiz.’ Sizler bizden önce gittiniz. Vaadeniz bu kadardı. Biz sizden sonra dünyaya geldik. Sizin ardınızdan biz de kabre gireceğiz. Muhammed Aleyhisselam kabirde yatan insanlarla konuşuyor. Kardeşler! Şu hâlde kabirde yatan Müslümanlara selam verdiği zaman başka bir Müslüman kâfir oldu diyebilir misin? Dersen Peygamber de kâfir oldu demiş olursun. Ama Reformistler ve dini iki yüz yıl önce İngiliz’den öğrenmiş olan Vehhabi Selefiler, medrese eğitimi almadıkları için, bir mezhebe tâbi olmadıkları için, usulleri olmadığı için ne yapıyorlar? İslam’ın bazı hükümlerini kabul ediyor, bazı hükümlerini reddediyorlar. İşte reddettikleri bir hüküm. Bu hükümleri reddettikleri için ne oluyor? Kabirleri ziyaret eden Müslümanların tamamına da müşrik diyorlar. Ama bunu demekle Muhammed Aleyhisselam’a da müşrik dediklerinin farkında değiller. Allah bunlara hidayet versin. (Amin) Bakın! Bir medrese talebesi, medreseye gittiği zaman İslam ilimlerini şöyle öğrenir: A, b, c, ç, d, e… Kur’an, Tecvit, Akaid, Hâdis, Fıkıh, Tefsir, Tasavvuf. Sırayla, sırayla. En başta tasavvuf olmaz. Tasavvuf en sonda. Önce bir şeriâtı öğreneceksin, sonra tasavvuf. Şeriâtı öğrenmeden, “Ben tasavvufa gitmek istiyorum.” dedin mi sapıtırsın. Benim şeyhim peygamberdir dersin, Mehdî’dir dersin, yeni bir din ortaya koyarsın. Önce dinin usulû. On dört asırlık İslam’ı öğrenmen gerekiyor yoksa kandırılırsın. Vehhabi Selefiler medreseye gitmedikleri için bu ölçüden uzak. Bundan dolayı ne oluyor? Kandırılıyor, aldatılıyor. Bir medrese talebesi, bir Kur’an kursu talebesi İslam ilimlerini böyle sırayla öğrenmesine rağmen bir reformist, bir Vehhabi Selefi nasıl öğreniyor? A, d, ğ, z. Üç – dört tane harf öğreniyor, sonra ne diyor biliyor musun? Ben şu kadarını biliyorum dese problem değil. Şöyle diyor: “Bu aradaki yirmi dört harf yok, yirmi dört harf yok. Sadece dört harf var İslam’da. Yirmi dört harf uydurma. Tefsir, Akâİd, Fıkıh, Siyer, Tasavvuf. Bunların hepsi yok!” Ya sen ne yapıyorsun kardeş? Eğer medreseye ya da bir Kur’an kursuna gidip temelden itibaren bir usûl dairesinde dört hâk mezhepten birine tâbi olup da İslam ilimlerini öğrenseydi, bu ilimlerin hiçbirini yok saymazdı. Derdi ki: “Bunlar vardır. Ben ancak bu kadarını biliyorum.” İslam ilimleri, kardeşler, bir okyanus gibidir. Biz Müslümanlarsa bu okyanusta sadece bir kaç damlaya sahibiz. Aramızdan kimse ben bu okyanusun tamamını yuttum diyemez. Çünkü okyanus ne kadar büyük olursa olsun senin alabileceğin elindeki kova kadardır. Bir damla fazlasını alamazsın, dışarıya taşar. Şu hâlde, kabre giden bir Müslüman onlara selam verebilir. Devam ediyor. İmam Gazali de meşhur eseri İhyâ’da şöyle der: “Kişi tanıdığı bir kimseye kabrinin başından geçerken selam verirse, ölü selamını alır ve onu tanır. Tanımadığı bir kimsenin kabrinin yanından geçerken selam verirse, ölü yine selamını alır.” Bak, ister tanıdığın birinin kabrine git ister tanımadığın bir zâtın kabrine git. Hüdayi hazretlerinin kabrine gittin. Esselamu aleyke ey Allah’ın dostu, ey Allah’ın sevgili kulu, ey Mahmud Hüdayi Hazretleri. Selam verdin. O, senin selamını alır diyor imam Gazali Hazretleri. Çünkü bedeni ölmüştür. Ruhu hala hayattadır ve diridir. Kendisini ziyarete gelen insanı görür. Olayı bu şekilde anlamamız lazım kardeşler. İşte Allah’ımız: “… cehra ve mâ yahfâ.” (A’lâ, 7) diyor. Sizin açıktan söylediğinizi de bilir, gizli olarak yaptığınızı da bilir. Ramazanlarda türbelere gidenlerin birçoğu ne yapıyor şimdi? Bu İslamî hâkikatlerden bihâber bir şekilde, Allah’a ait olan vâsıflardan bazılarını kullara yüklüyor. Ve diyor ki: “Ben buraya çaput bağlayacağım.” Bu kabre geldim bana uğur olsun diye iplik bağlayacağım. Sonra ekmeği sirkeyle bandıracağım. Bu veli kulun türbesini önüne bırakacağım, yere.” Yerlerde onlarca ekmek parçası sirkeye bandırılmış yere atılmış. Allah bundan razı değil! Çünkü israf yapıyorsun. Bir, ekmek israfı. İki, sirke israfı. Üç, o işin sana bir fayda sağlayacağını düşünüyorsun. Çaputa bağlıyorsun. Allah’ın sana bir şeyler vermesini çaputa bağlıyorsun. Sen böyle yapmayacaksın! Ancak o kişiyi vesile kılabilirsin. Allah’ım bu sâlih kulun hürmetine benim şöyle şöyle isteklerim var. Bana bu isteklerimi ver. Buna tevessül denir İslamiyet’te. Sâhih hâdislerle sabittir. Tıpkı gözünün kör olmasının iyileşmesini isteyen sâhabinin, Muhammed Aleyhisselam’ın ismine tevessül etmesi gibi sen de peygambere sâhâbilere ya da veli zâtların ismine tevessül edebilirsin. Ama onları yaratıcı olarak göremezsin. Bunlar ana itikâd maddelerimizdendir kardeşler. Aman bunlara karşı dikkatli olun!

Sigara içmek oruç bozmazmış! – Mealcilere her yol serbest!

Bak Allah’ımız bize ne diyor? ”O Allah size bu kitapta: “Allah’ın ayetlerine küfredildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğinizde, onlar bir başka söze geçip dalıncaya dek onlarla oturmayın.” Herhangi bir yerde Allah’ın ayetlerine küfredildiğini işittiğinde onlar başka bir söze geçinceye kadar orada duramazsın Müslüman. Allah’ın ayetiyle sabit. ”Onlarla oturmayın.” diyor. “…Yoksa siz de onlar gibi olursunuz.” diye indirdi.” Onlarla oturduğumuz zaman ne oluyormuş? Biz de onlar gibi oluyoruz. İstersen sen etme. Adam yanında diyor ki: “Hadis diye bir şey yok, peygambere gerek yok, o neymiş ya.” Allah’ın ayetlerine küfretti. Resulullah’ı metheden ve onu övmemizi isteyen, ona tabi olmamızı emreden onlarca ayeti inkâr etti. Şimdi gelirken bir hacı abiyle görüştüm ve bana şöyle dedi: ”Mealistlerin son numarası…” Biliyorsunuz ülkemizde: ”Sadece hocamın yazdığı Kur’an mealini okurum. Ne Peygamberime tabi olurum ne sahabeye bakarım, hiçbir şeye bakmam bana meal yeter. Hocamın meali -50 TL’yi verip aldığım meal- bana yeter.” diyen tonla sapık türedi. ”Bunlara baktım.” diyor Hacı ağabey. ”Oruç tutuyor musunuz? dedim” diyor. Bu mealistler demiş ki: ”Tutuyoruz.” Ancak bunlar tuvalete gidiyor, bir geliyor koku geliyor. Ne kokusu? Sigara kokusu. Ramazan’da, geçtiğimiz Ramazan’da. Tuvalete gidiyor geliyor sigara kokusu var. Ne anlama geliyor bu? Tuvalette sigara içiyor. ”Hemen çevirdim.” diyor. ”Sen nasıl oruç tutuyorsun kardeşim, sigara içiyorsun ya.” “Mealist de bana şöyle dedi” diyor. ”Sigara haram değil ki. Sigara orucu bozmaz ki.” ”Ayet göster.” diyor. Bak bak, sapığa bak. Yaptığı yanlışı örtecek ya. ”Ayet göster.” diyor. Kur’an’da sigarayı haram kılan bir ayet var mı? Yok. Kur’an’da sigara dumanının orucu bozduğuna dair bir ayet var mı? Yok. Demek ki helal(!). Vay be. Vay be. Kardeş, o 19’cu sapığın sözleriyle sana cevap vereyim. 19 dinine tabi olan, Reşad Halife’nin peygamberliğini kabul eden bir sapık ne dedi? ”Kur’an’da hayvanlarla ilişkiye girmemizi yasaklayan hiçbir ayet yok.” Dikkat edin! ”Bana Peygamber lazım değil, benim kimseye tabi olmama gerek yok, Kur’an meali bana yeter.” dedin mi işte böyle olursun. Ne demek istiyor bu? ”Serbest. Bu Kur’an’da varsa yasak ben kabul ederim yoksa Peygamber onu demiş bunu demiş beni ilgilendirmiyor. Bana hadis söyleme, bana meal söyle.” Bu sapıklara dikkat edin bak! Bunlara tabi olmadığın zaman ne oluyor? Din uyduruyorsun, din uyduruyorsun. İşittin mi? Etrafında birisi var mı? ”Ben peygamberi kabul etmem, ben hadisleri kabul etmem.” Terk et orayı, terk et. Çünkü bu adam düşman. Bu adam İslam düşmanı, yıkmak için çalışıyor.

Hazreti Musa ve İsa Peygamberlerin kavimlerine hitap şekli – Kur’an mucizesi

Bir Kur’an mucizesinden bahsedelim. İki tane peygamberden… ve gelmiş oldukları bir kavimden bahsedelim. Peygamberlerden bir tanesi kim? Musa Nebi. Allah’ın selamı üstüne olsun. Musa Nebi nasıl hitap ediyor kavmine? Ve-iż kâle mûsâ likavmihi yâ kavmi (Saff, 5) Musa kavmine dedi ki: ”Ey kavmim!” Saff suresi 5. ayet. Allah’ın peygamberini kim tarif ediyor? Son kitapta Allah Teala geçmişten sahneleri bize anlatıyor. Şimdi, bazı ilahiyatlarda bazı sapık profesörler türemiş. Bu hafta bir video seyrettim. Sapık bir profesörü ilahiyatta öğrencilerin önüne getirmişler. Öğrencilere konferans veriyor. Konferans esnasında oradaki ehl-i sünnet öğrencilerden bir kalabalık.. o profesörün o sapık profesörün kitabından bazı paragrafları almışlar.. Kağıtları önlerine koymuşlar. Soru sorma vakti geliyor. Sapık profesöre öğrencilerden bir tanesi ayağa kalkıyor ve şöyle diyor: ”Hocam, sizin kitabınızda diyor ki: Kur’an’daki geçen geçmiş kavimlere ait bütün hikayeler İncil’den ve Tevrat’tan çalıntıdır.” Yani size göre Muhammed Aleyhisselam… Son peygamber bu hikayeleri… Kur’an’da bir sürü hikaye anlatılır. Geçmiş kavimlerden Musa Nebîden İsa Nebîden.. Davut Aleyhisselamdan, Süleyman Aleyhisselamdan onlarca hikaye anlatılır. Ama bunlar günümüzdeki Dede Korkut masalları değildir. Bunlar Allah’ın, bozulmaktan koruduğu kitapta anlattığı hikayelerdir. Yani yaşanmış olaylardır. Bunlar yaşanmış hikayelerdir. Bu profesör ne diyor? Hayır, bunlar İncil’den ve Tevrat’tan çalınmış olan uydurma hikayelerdir… ve bu alıntıları, çalıntıları son peygamber Muhammed yapmıştır. Yani bir peygamberin yalancı olduğunu, hırsız olduğunu, sahtekar olduğunu söylüyor profesör. Oradaki öğrenciler de bu suali o hocaya soruyorlar. ”Siz son peygambere yalancı dediğinizin farkında mısınız?” diyorlar. ”Siz bu kitaba korunmamış, çalıntı bir kitap dediğinizin farkında mısınız?” diyorlar. İşte reformist, işte mezhepsiz ilahiyattaki bir hoca. Bu hocanın yetiştirdiği talebeler nasıl olur? Ehl-i sünnet mi olur yoksa peygambere ve sahabilere küfreden bir nasipsiz mi olur… bir mealist mi olur? Bugün ülkemizde gördüğünüz ne kadar peygamberimize ve sahabeye küfreden mealist varsa bu kafalı adamlar yüzünden yetişiyor. Bunlar yetiştiriyor. Ve onlar devamlı reddediyorlar. Peygambermiş, mucizeymiş, sahabeymiş, yalan söylemezlermiş hepsi yalan. Meali oku. Bunun dışındaki her şey sahte, her şey yalan. ”Meali oku” diyorsun da buna da yalan diyorsun? İşi artık Kur’an’a kadar götürdün. Allah’ın Peygamberine küfrettin yetmedi sahabelere küfrettin yetmedi, artık Kur’an’a küfrediyorsun. Ve diyorsun ki: ”İçinde geçmiş kavimleri anlatan bütün hikayeler uydurmadır, çalıntıdır.” Oradaki öğrenciler bu tepkiyi koyunca, oradaki nasipsiz adam, oradaki İslam düşmanı cevap veremiyor ve rezil oluyor. Kardeşler! Allah, Musa Nebînin kavmine hitabetini gösteriyor bize. Bakın nasıl hitap etmiş: Ve-iż kâle mûsâ likavmihi yâ kavmi Musa kavmine dedi ki: ”Ey kavmim!” Bir sonraki gelen ayette de, ondan sonra gelen peygamber… -arada yüzyıllar vardır- İsa Nebiden bahsediyor. Ve-iż kâle ‘îsâ-bnu meryeme yâ benî isrâ-île (Saff, 6) Dikkat buyrun! Musa Aleyhisselam ile İsa Aleyhisselam hangi kavme peygamber olarak gönderildi? Beni İsrail, Yahudilere gönderildi. İkisi de yahudilere gönderilmiş peygamberlerdir ve yahudidir ikisi de. Ancak, Musa Aleyhisselam kavmine hitap ederken ne diyor? ”Ya kavmi!” ”Ey kavmim!” Peki, İsa aleyhisselam hitap ederken ne diyor? ”Ya Beni İsrail!” ”Ey Beni İsrail!” İsa Nebi yahudilere hitap ederken asla ”Ya kavmi!” dememiştir. ”Ey kavmim!” dememiştir. Hep Beni İsrail, ey İsrailoğulları! Ey İsrailoğulları! Allah size bunu emrediyor ey İsrailoğulları! putlara tapmaktan vazgeçin! Bak, kavmim demiyor. Ama aynı insanlara, Musa Aleyhisselam hep kavmim diye hitap ediyor. Neden? Peşi peşine gelen Saf sûresinin 5 ve 6. ayetleri. Neden böyle yapıyor? Bakın, insanlık tarihi boyunca ilk insandan beri bütün insanlar babasının adıyla süregiderler. Günümüzde bile ülkemizde soy isim kimden gelir? Babanın soy ismi neyse, kız ve erkek evlat soy ismini ondan alır. Hatta ve hatta evlendiği kadın da soy ismini kimden alır? Kocasından alır. Çünkü insanlığın başındaki ilk insandan beri insanlara ‘Ademoğulları’ denmiştir. Havvaoğulları değil. Bu kitapta Allah Teala bütün insanlara seslenirken nasıl sesleniyor? ”Ya Beni Ademe!” ”Ey Ademoğulları!” Niye ”Ya Beni Havvae!” demiyor? ”Ey Havvaoğulları!” demiyor. Hayır.. Soy babadan devam eder. Sen nereye aitsin, sen nerelisin? Annen Bursalı, baban Arnavut. Sana ne derler? Sen Arnavutsun. Neden? Baban nereliyse sen de oralısın. Şimdi… Musa Aleyhisselamın babası nereli? Beni İsrail, Yahudi. Musa Nebinin babası da Yahudi. İsa Aleyhisselamın babası nereli? İsa Nebinin babası yok. Babası olmadığı için ne diye hitap ediyor? ”Ya Beni İsrail!” ”Ey İsrailoğulları!” Bu Allah Teala hazretlerinin Kur’an’da beyan ettiği mucizelerden bir tanesidir. Bu, aynı zamanda, İsa Nebînin Kur’an’ın diğer ayetlerinde kavmine olan hitabet şekli bir gerçeği de ortaya koyuyor. İsa, babasız olarak sadece bir kelime ile dünyaya geldi. ”İsa Allah’tan bir kelimedir.” ayeti bunun bir delilidir. Anası Meryem bir bakireydi hiçbir erkekle temas etmedi.. Hiçbir erkekle evlenmedi. Hatta Cebrail Aleyhisselam Kur’an’ın anlatımına göre.. Cebrail Aleyhisselam Hz. Meryem’e: ”Senin bir çocuğun olacak.” dediğinde, Hz. Meryem ne cevap verdi? Bana hiçbir erkek eli değmemişken… Bakın! “Bana hiçbir erkek eli değmemişken benim nasıl çocuğum olabilir?” Kur’an yine bilimsel bir tespit ortaya koyuyor. Bir kadının çocuğunun olabilmesi için ne gerekiyor? Bir erkeğin ona temas etmesi gerekiyor. Buradaki temas nedir? Cinsi münasebet. Hazreti Meryem diyor ki: ”Bana bir erkek eli bile değmedi, bırak münasebeti. Benim nasıl çocuğum olacak? Allah’tan korkarım.” diyor. Bu Allah’ın takdiridir… O’nun demesiyle olacaktır. Allah, sadece bir ”ol” demeyle Hz. Meryem’i hamile bırakmıştır. Ve Hz. Meryem’den kim dünyaya geldi? İsa Nebi dünyaya geldi. “‘îsâ-bnu meryeme” diyor Kur’an’da… Mesela bütün insanlar babasının adıyla anılıyor. Ama İsa Aleyhisselam kiminle anılıyor? “Ve-iż kâle ‘îsâ-bnu meryeme” ”Meryem oğlu İsa dedi ki:…” Bakın, annesinin adıyla anılıyor çünkü babası yok. Halbuki bugün, İncillere baktığınız zaman İsa Aleyhisselamın soy kütüğünü ortaya koymuşlardır. Babası Yusuf’tu onun babası şuydu onun babası buydu. İncil’de İsa’nın soy kütüğü var. Babası olmaz diye bir şey olmaz, mantığımıza uymuyor bu, bir baba koyalım demişler Yusuf’u koymuşlar. Böyle iş olur mu?