Eşcinsel imamdan olay sözler! “Livata haram değil!”

Eşcinsel imamdan olay sözler! Ben burada ateist imamı okudum, hatırlıyor musunuz? Ateist imam! Ya hocam, ateist imamı olur? Profesyonel bu. Profesyonel bir imam. Ben, olaya profesyonel bakıyorum. İnanmak, inanmamak önemli değil. Maaşımı alırım, namazımı kıldırırım, işime bakarım. Bu, ondan bir kademe düşük. Eşcinsel imam! Bunu da gördüm ya şu dünyada, daha artık gözüm açık gitmez. Daha başka bir sapıklık tahmin etmiyorum. ABD’li eşcinsel imam Abdullah: ”Kur’an’ın eşcinsellerin cezalandırılmasını özellikle belirtmediğini söyledi.” Kur’an, eşcinsellerin cezalandırılmasını özellikle belirtmemiş. Yani ne demek istiyor burada? Kur’an’da eşcinselliği yasaklayan hiçbir ayet yok. Vallahi yalan söylüyor. Yalan. Lut aleyhisselamın başından geçen olayları hiç okumamış. Yahut da okumuş; üstüne alınmamış. Anlatıyor burada; evet, bazı şeylerden bahsediyor ama bizi alakadar etmiyor. Bizden değil bu. Bizden bahsetmiyor Allah. O zamanla alakalı; tarihselci. Ülkemizde bazı sapık ilahiyatçılar var. Nedir bunlar? Tarihselciler. ”Ayetlerin büyük çoğunluğu peygamber zamanını anlatıyor; bu zaman için geçerli değil.” ”Dolayısıyla yahudi de kardeşimizdir, müslümandır; hristiyan da müslümandır, hep beraber kol kola, el ele tıpkı eşcinseller gibi cennete.” diyorlar. Bunlar tarihselciler. Ayık olun. Bol miktarda mutezile içerir bu sapıklar. Şimdi bu imam Abdullah diyor ki: ”Kur’an’da hiçbir ayet yok.” Abdullah’ın açıklaması çoğunluğu müslüman ülkelerdeki onur yürüyüşlerinde alınan sert tedbirlerden sonra geldi. Bu eşcinseller yürüdükten sonra, bu bir bakmış; binlerce eşcinsel insan yürüyüş yapıyor falan: ”Aaa, ben de eşcinselim; benim de artık bunu açıklamam gerekiyor.” demiş. Oradan, bir kalabalıktan cesaret almış ve eşcinsel olduğunu açıklamış. Söz, şu: ”Kur’an’ın hiçbir kısmında eşcinsellerin cezalandırılmasından bahsedilmez.” diyen Abdullah… …”Tarihçiler de, Muhammed peygamberin eşcinselliğe dair hiçbir söylemini bulmamıştır.” diyerek tezini savunuyor. İkisi de yalandır. Ayetlerde Allahu Teala hazretleri, Lut aleyhisselamın ağzından bu olayın ne kadar rezalet bir iş olduğunu anlatıyor. Lut aleyhisselam kavmine diyor ki: ”Siz, kadınları bırakıp, erkeklere gidiyorsunuz öyle mi? Allah’a yemin olsun; siz, sizden önce hiç kimsenin yapmadığı aşağılık bir şeyi yapıyorsunuz, aşağılık bir şeyi yapıyorsunuz.” Lut aleyhisselamdan önce ne kadın kadına, ne erkek erkeğe eşcinsellik yok. İlk o peygamberin döneminde oldu bu livata (eşcinsellik). Allah ayette aşağılıyor. Allah’ın peygamberi ayette: ”Bu, çok tahkir edici (çok kötü bir şey).” diyor; bu imam üstüne alınmıyor: ”Yok öyle bir şey, Kur’an’da yasaklayan hiçbir şey yok.” diyor. Rasulullah aleyhisselama dönelim. O konu hakkında birçok hadis-i şerif var. Aklıma gelen bir iki tanesini söyleyeyim. Efendimiz aleyhisselam buyurdu: ”Bir erkek üç defa livata yaparsa, bir daha o işi bırakamaz. Livata, erkek erkeğe ilişki demektir. Erkek, kötü bir erkekle yakınlaştı. Yakınlaşması ilerledi, aynı odada kaldılar; şehvetten konuşma, zinadan konuşma, şu, bu, yakınlıkları ilerledi ve eşcinsel ilişkiye girdiler. Livata yaptılar. Bu olayı diyor Efendimiz aleyhisselam üç defa yaparlarsa, bir daha bırakamazlar. Bu, artık bir hastalık haline gelir. Şimdi eşcinsellerin savunduğu tez nedir: ”Biz doğuştan itibaren böyleyiz. Biz hasta doğduk. Bu, bizim isteğimizle olmuş bir şey değil.” Bu, yanlıştır. Sen, o şartlara kendini zorladın. Kötü insanlarla beraber oldun, birkaç defa bu olayı yaptın ve Peygamberimiz aleyhisselamın tespitiyle: bunu üç defa yaptıktan sonra artık bırakamaz oldun. Tıpkı üç defa damarına uyuşturucu, eroin enjekte eden adam gibi. Bu eroini üç defa enjekte ettikten sonra senin işin bitti. Evde satmadık hiçbir şey bırakmazsın. Her şeyi satarsın. Tek bir planın olur: eroin bulmam lazım. Eşcinsellik de bunun gibidir. Şimdi, burada suçlu Allah mı, sen mi? Sen yaptın. Sen! Bu eşcinsel imam suçu kime atıyor? ”Allah beni böyle yarattı.” Efendimiz aleyhisselam buyuruyor yine: ”Allah, livata yapan erkeğe ve kadına lanet etsin.(hadis-i şerif)” Hani yoktu. Ama bunlar görmek istemediği için, yaşamlarına müdahale ettiği için ayet ve hadislerden bazıları; müdahale ediyorsa bu ayetleri kaldıralım, bu hadisleri kaldıralım. ”O zamanla alakalı.” diyorlar, işten sıyrılmaya çalışıyorlar. Aktarılan habere göre: diğer imamların ve müslümanların tanışmayı reddettiği Abdullah, hiçbir imam ve hiçbir müslüman bununla tanışmak istemiyor; kaçıyor. Bak! ben, bizim diyanete sesleniyorum: bu tarz ateist imammış, yok eşcinsel imammış; bizim arnavutların camisine vermeyin. Sakın. Her tarafa verebilirsiniz; bizim arnavutlar bu işlere anormal ters bakarlar. İmam kalmaz ortada; haberiniz olsun. Ben uyarıyorum; bunlar tehlikeli adamlar. Herkesin tanışmayı reddettiği Abdullah; kadın ve erkeklerin yan yana namaz kılmasına izin vermesinden ötürü eleştirilere maruz kalıyor. Buyurun buradan yakın. Bir tane daha çam devirdi. Abdullah’a göre: kadınlarla erkekler yan yana, kardeş kardeş namaz kılabilirmiş. İslamiyette var mı kadın erkek yan yana namaz? Muhakkak aralarında setre olacak. Bir perde yahut bir tahta olacak, bir bölme olacak yahut da bölme yoksa, Rasulullah aleyhisselamın sistemi olacak: erkekler, çocuklar, kadınlar en arkada. Efendimiz aleyhisselamın mescidinin usulü budur. Ama bu Abdullah ne yapıyor? ”Kadınlar da aynıdır, müslüman kardeşiz biz ya yan yana” diyor; kadınlarla erkekler yan yana namaz kılıyor. Fıkıhta ne oluyor? Fıkıhta: erkeğin yanında, sağında ya da solunda ya da önünde bir kadın varsa, erkeğin namazı kabul olmuyor. Şimdi, bu Abdullah’ın mescidine giden kaç tane erkek varsa boşuna gidiyorlar, haberleri yok. Aynı zamanda imam Abdullah, kadınların namazı yönetmesine de izin veriyor. Buyurun, bir tane daha çam gitti, bir tane daha. Kadınların namazı yönetmesi ne demek? Kadınlar da imamlık yapabilir demek. Peki, İslamda kadınlar imamlık yapabilir mi? Tahrimen mekruhtur. Kadının imamlığı yoktur. Nafile namaz kılıyorken bile kadınlar, bir tane kadın öne geçip imamlık yapamaz; ayrı ayrı kılacaklar. Hüküm, budur. Abdullah buradan da girmiş. Mezhepsiz, reformist bir adam. Eşcinselliğe ne uygun? Ehl-i sünnet vel cemaat uymaz. Ne yapacağız biz? Reformist olalım. İslamın bir kısmını alalım, bir kısmını reddedelim. Bu şekilde, istediğimiz kaba uydururuz. İmam Abdullah: ”Biz, insanları toplumsal cinsiyetine veya cinsel yönelimlerine veya müslüman veya gayr-i müslim olmalarına göre sınırlandırmıyoruz…” Ne kadar geniş görüşlü bir adam be! Ne kadar ince yürekli bir adam! Budist ol sen ya. Hepsi, bütün insanlar güzel, herkes güzel, müslümanları yakmak serbest; budist ol sen. ”…ve insanlar ibadet etmek için geliyorlar camiye.” diyor. Abdullah, on beş yaşındayken ebeveynlerine açılmış ama otuz üç yaşına kadar müslüman olmamış. İmam olduktan sonra AIDS’den dolayı ölen bir eşcinsel müslümanın cenazesinde namaz kıldırmış. Diğer imamlardan hiçbiri merhumun cesedini yıkamaya yanaşmamış ve bu, Abdullah’ı derinden etkilemiş. Vay be! Ne kadar ince bir hareket! Şimdi, eşcinsel bir adamın cenazesi yıkanır mı, namazı kıldırılır mı? İslama göre kıldırılır. Müslümandır; fasıktır, büyük günahkardır. Onun günah olduğunu inkar etmedikçe müslümandır. Allah affeder yahut affetmez, Allah’ın bileceği iş. Ama imamlar tepki olsun diye belki yıkamamışlar, namazını kıldırmamışlar. Bu da ne yapmış? İmamları görmüş böyle: ”Aaa, siz eşcinsellere böyle mi yapıyorsunuz? Ben daha fazla eşcinselim bundan sonra be, size inat değil mi ya?” Bunun inadı olur mu ya? Sen, Allah ile mi inat yapıyorsun? Fıtratını bozuyorsun, kişiliğini, insanlığını bozuyorsun. İşid’in eşcinsel erkekleri çatıdan aşağıya atan militanların fotoğraflarını ve videolarını hala düzenli olarak yayınlıyor. İşid düşmanıymış. İşid eşcinselleri buluyormuş, böyle yukarıdan aşağıya atıyormuş, çatılardan. Bu da görüyor bunları, eşcinselleri attığını falan, ”İşid’e karşıyım ben, ben sağlam müslümanım.” diyor. Buna rağmen yakın zamanda Paris’te eşcinsellere açık olan bir cami açıldı. Allahu Ekber ya! Zaten bu, müslüman bir ülkede açılmaz. Kafir ülkelerde açılır. Sapıtsın müslümanar diye, garip garip şeyler açıyorlar. Açık bir eşcinsel olan imam Muhsin Henrik Güney Afrika’da Cape Town’da düzenli bir şekilde namaz kıldırıyor ve aynı zamanda eşcinsellik ve İslamın çelişki içinde olmadığını düşünüyor ve insanlara bunu anlatıyor. Allah aşkına ya. Bu nasıl bir sözdür ya! Eşcinsellik ve İslam çelişki içinde değildir! Birbirini kınamaz! Subhanallah. Bu bizim sokakta koşturan, yürüyen o yüzlerce eşcinsel vardı ya, gidin onlara bir sorun: şeriat hakkında ne dersiniz? Hani diyor ya bu: ”Çelişki içinde değil, birbirini kötülemez.” O eşcinsellere sorun: İslam hakkında ne dersin? Şeriat hakkında ne dersin? ”Öcü işi, o. Çağ dışı kalmış, geride kalmış bir akıl; biz, onu kabul etmiyoruz. Allah’ın bizi yönetmesini kabul edemeyiz.” hepsi bunu der. Hepsi, İslama karşı. Hem İslama gelin: Kur’an ve sünnet eşcinselliği yasaklamış ama ger gör ki bu imam diyor ki: ”Birbirini reddetmez, gül gibi geçinir giderler.” Bu, senin fantezin imam kardeş, senin fantezin. Sen sapıtmışsın. Allahu Teala, bu kardeşimize hidayet nasip etsin. Amin.

Hadisler güvenilir mi?

Şimdi sevgili kardeşim, hadis ilmi hicri yüzüncü yılda tebdil edilmeye başlandı. Efendimiz Aleyhisselam’ın sözlerini kağıtlara, derilere yazmış olan sahabilerden toparlandı. Sahabilerden sonraki tabiinden toparlandı ve kitaplara kayıt altına alınmaya başlandı. Bu kayıt altına alınma işleminde çok ciddi bir süzgeçten geçirildi. Nedir bu süzgeç? Bu hadisleri kimler rivayet etti? Hadis ilmi öyle uydurma bir ilim mi? “Ben böyle duymuştum.” deyip de yazılan bir şey mi bu Hadis ilmi? Nasıl? Hadisleri kim rivayet etti, silsilede zincirde kimden geliyor bu hadis? Bir hadisi rivayet eden kişiler, o kitaplara yazılmak zorunda. Bu hadisi Ebu Ubeyde, Ömer’den işitti. Bu hadisi Ömer, RESULULLAH’tan işitti, bu hadisi RESULULLAH buyurdu. Buna silsile denir. Silsilede kaç kişi var Ebu Ubeyde, Ömer, RESULULLAH. İki kişi RESULULLAH’tan aldığını nakletti. Şimdi hadis âlimi ne yapar? Hadis âlimi burada iki kişiyi zikreder. Buna ‘hadis silsilesi’ denir. Bu kitaplar zamanla tedvin edildi, yazıldı ve bize bırakıldı. Peki, hadis ilmine gerek yoktur, hadisler güvenilir değildir, diyenlerin amacı nedir? Dini bozmaktır! Tek gayeleri dini bozmaktır. KUR’AN bize yeter perdesi arkasında, peygambersiz bir din anlayışıdır. Hâlbuki ALLAH’ın kitabı KUR’AN’da peygambere tabi olmak zorunda olduğumuzu söyleyen yüzden fazla ayet vardır. KUR’AN diyor ki: “Peygambere tabi olun.” Sen diyorsun ki: “KUR’AN’a tabi olun.” KUR’AN’a tabi olalım, tamam. KUR’AN’ı açtığımız zaman diyor ki: ”…atîûllâhe ve atîûr resûl’ ‘(Nisa, 59) ”ALLAH’a tabi olun, Resul’e tabi olun ” Hem diyorsun ki KUR’AN’a tabi olun hem diyorsun ki hadise gerek yoktur. Burada bir çarpıklık yok mudur? Hadislere gerek yoktur diyen, hadisleri şüpheli gibi göstermeye çalışanlar şunu demiş olurlar: “Biz bu dini, bu dinin indiği Peygamber MUHAMMED’den Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem, daha iyi anlıyoruz! Çünkü biz KUR’AN’a bakıyoruz, KUR’AN’ı okuyoruz ve hüküm veriyoruz.” Be kardeş! Bahsettiğin kişi bir peygamberdir. Sen vahiy alamazsın, ben vahiy alamam. Bu dini, bu KUR’AN’ı, bu ayetleri vahiy almış kişiden daha iyi kimse anlayamaz. Vahyi almış kişiyi bizzat dinleyen kişilerden daha iyi de kimse anlayamaz. Şu hâlde kim derse ki ben bu dini; RESULULLAH’tan, sahabiden ve tabiinden daha iyi anlarım, ben bu KUR’AN’ı onlardan daha iyi bilirim, vallahi bunlar sapıktır. Bu günümüzde hadise gerek yoktur, hadisler güvenilir değildir diyenlerin tamamı, KURAN’ı peygamberden ve sahabiden daha iyi anladığını iddia edenlerdir. ALLAH bunlara hidayet nasip etsin. (Amin) Amin. Büyük bir sapıklık içindedirler. Bunların amacı insanları KUR’AN’a sevk etmek değil, dini bozmaktır. Tıpkı Hristiyanlığın bozulduğu gibi. Hazreti İSA’dan gelen bütün sözleri yok saydılar. İncil bize yeter dediler sonra kendi sözlerini İncil’e aktardılar. Ve İncil bir hikaye kitabı oldu, bozuldu KUR’AN’ın deyimiyle. Aynen İslam’ı da, KUR’AN’ı da İncil ve Tevrat gibi bozmak istediklerinden dolayı hadisleri devreden çıkartmak istiyorlar. Sorum şu: Bu KUR’AN’ı bize kim getirdi? MUHAMMED Aleyhisselam getirdi. MUHAMMED Aleyhisselam’ın ağzından çıkan ayetleri MUHAMMED Aleyhisselam mı yazdı yoksa etrafındaki sahabiler mi yazdı? Sahabiler yazdı. Bu kitabı, KUR’AN denilen kitabı, Peygamberimiz Aleyhisselam mı topladı, Efendimiz Aleyhisselam’ın vefatından sonra sahabiler mi topladı? Peygamberimiz zamanında ‘mushaf’ denen bir şey yok yani şu andaki KUR’AN yok. Kağıtlar var, suhuflar var. Ebubekir Sıddık zamanında bu suhuflar toplanıyor ve KUR’AN hâline, mushaf hâline getiriliyor. Şimdi o sahabiler kağıtları getirdiler, birleştirdiler bir mushaf haline getirdiler. O sahabilere mushaf hâline getirdiği zaman KUR’AN hakkında güveniyorsun ama aynı sahabiler, yine diğer hadis kağıtlarını getirip birleştirdiler ve hadis ilmini ortaya koydular. Bu konuda güvenmiyorsun. Senin derdin nedir? KUR’AN’ı getirirken güvenilirler ama hadisleri getirirken güvenilir değiller. Senin başka bir derdin var, sen dini bozmak istiyorsun. Sen peygambersiz bir din istiyorsun. Kardeşim, bunların amacı budur.

“Boşuna salavat getirmeyin!” (Buhari ve Müslim’e kin kusan sapmış hoca!)

Hamlede bulunacağız ve Efendimiz Aleyhisselam’ı herkesten ve her şeyden daha çok sevmeye çalışacağız. İşte bu samimiyetin ölçüsüdür. Şimdi, reformist sapık hocalardan bir tanesi, televizyonu olan bir hoca diyor ki: ”Efendimiz Aleyhisselam’a boşu boşuna elinize tesbih alıp salavat getirmeye uğraşmayın. Çünkü önemli olan salavat adetlerini arttırmak değildir. Salavat getirmek boş iştir. Buradaki salavattan mana, İslam’ın istediği salavattan mana destektir.” Hani cuma vaazlarında ayeti kerimede devamlı nasıl okuyor imamlar? ”İnnallahe ve melaiketehu yusallune alen nebi.” ‘’Muhakkak ki Allah ve melekleri, Peygamberi üzerine salât getiriler, överler.” ”Ya eyyuhellezine amenu sallu aleyh” ”Ey iman edenler siz de onun üstüne salavat getirin.” Ayet böyle diyor. Şimdi bu reformist sapık hoca ne diyor? “Bu ayetteki ‘salludan’ mana şudur: Ona destek olun. Onun dinini yaşamaya çalışın. İnsanlara onun dinini öğretin ama salavat getirmeyin.” 1400 seneden beri Kur’an’a binlerce tefsir yazılmıştır. Bütün âlimler bu tefsirlerde sanki anlaşmışlar gibi ”Efendimiz Aleyhisselam’a müminlerin bolca salâvat getirmesi lazım gelir.” derler. Ama bu sapık reformist ne diyor? ”Yanlış anlamışlar, o binlerce âlim yanlış anlamış, doğrusu budur.” İslam akaidinde Efendimiz Aleyhisselam’ın ismini işittiğimizde hayatımızda en az bir kere salavatı şerife getirmek farzdır. Bulunduğumuz ortamda, bulunduğumuz evde yahut mescitte ismini ilk işittiğimizde, ilk duyduğumuzda salavat getirmek vaciptir. Ondan sonrakiler sünnettir. Mecbur değilsin ama bulunduğun ortamda ilk ismini duyduğun anda salavat getirmek vaciptir. Tıpkı yatsının üç rekat vacibi gibi. İnsanları vacipten de kopartmaya çalışıyorlar. İnsanları borçlu götürmeye çalışıyorlar. Olayı sadece basit bir sevap dengesi olarak göstermeye çalışıyorlar. Samimi değiller. Peygamberimiz Aleyhisselam’a karşı samimi değiller. Onlarca hadis-i şerifi var. Peygamber Aleyhisselam’a salavat getirme konusunda bizi zorlayan onlarca hadis var. Konumuz olmadığı için bir tanesini söyleyeceğim. Sultanım Aleyhisselam şöyle buyurdu: ‘‘En cimri olanınız, adım anıldığı hâlde bana salavat getirmeyenlerdir.’’ Dikkat buyurun! Sultanımın adını andığımız anda ona salavat getirmediğimiz de en cimri olanınız diyor. Başka bir hadisten teyit edeyim bunu: ‘‘Cennete cimriler ve kibirliler giremez.’’ En cimri olan parasını kısan, zekâtını vermeyen demiyor o hadiste. Dikkat buyurun! ‘”…bana salavat getirmeyen” diyor. Burada tehdit var. Tehdit olduğundan dolayı âlimlerimiz diyor ki: ”Hayatında bir kere getirmek farz, ilk duyduğunda getirmek vacip, sonrakiler sünnettir.” Bu sapık hoca ne diyor? Bizi farzdan kopartmaya, vacipten kopartmaya çalışıyor. Yani peygamberine karşı samimiyetsiz ve riyakâr davranıyor. Takiyye yapıyor. Ayete kafasına göre mana veriyor. Tıpkı Yahudi ve Hristiyanlar gibi. İşte Tevrat ve İncil böyle sapkın âlimler, reformist âlimler sebebiyle bozulmuştur. Aynı oyun şuanda Kur’an’ın üstüne oynanmaktadır. Allah’ımıza hamd olsun ki müktesebatımız çok fazladır. Ehl-i sünnet âlimleri bizlere binlerce eser bırakmıştır. Akaid, fıkıh, tefsir, hadis, tasavvuf ilmine dair binlerce eser. Yıkamıyorlar, bitiremiyorlar. Allah bozmalarını nasip etmesin. (Amin) Amin. Aynı sapkın hoca hadis eleme rütbesinde. Hadisleri kim eleyebilir? Müctehid eleyebilir. Bu sapkın hocanın dervişlerine soruyorum, müritlerine soruyorum. ”Kardeşim, senin hocan müçtehit mi mukallit mi?” diyorum. “Bizim hocamız müçtehittir. Bizim hocamız sorgulayabilme yeteneğine sahiptir.” “Neyi sorgulayabiliyor?” ”Ayetleri sorgulayabiliyor, hadisleri sorgulayabiliyor.” Ehl-i sünnet âlimlerimiz diyor ki: ”Beşinci asırdan sonra müctehid yetişmemiştir.” Şu anda kaçıncı asırdayız? 14. asırdayız. Nereden çıktı bu müctehid? Hemen peşinden soruyorum. Bir adam ”Benim hocam müctehid” dedi mi ilk soru şudur: ”Hocan hafız mı?” ”Hayır değil ama müctehid.” Kardeşim müctehitliğin şartları vardır. Biraz Google hoca efendiye bir yazsan müctehitliğin şartları nelerdir bir görürsün ya! Bunu da ben mi sana söyleyeyim? Müçtehitliğin şartı: Bir, hafız olmak zorunda. Kur’an’ın tamamına bir resim gibi bakabilmek zorunda. Bakamadığı zaman bu sapık hoca gibi olur. Bir taraftaki ayeti kerimeyi alır öne koyar. On tane ayeti siler. On tane ayetin hükmünü ortadan kaldırır. Bir resim gibi bakamazsan bir tarafa bakarsın bu var dersin, bunlar yok dersin. İşte bu sapıkların yaptığı budur. Neden? Hafız değil, hafız değil. Daha birinci maddede çöktün. İkinci maddeye geçmedim daha. Komutan sordu askere: ”Asker!” ”Buyrun komutanım.” ”Bu tepeyi niye kaybettiniz?” ”Komutanım bunun bir çok sebebi var.” ”Say!” ”Bir, barutumuz bitti.” ”Tamam kardeşim başka saymana gerek yok, sayma. Barut bittiyse zaten savaş bitmiştir.” Adama soruyorum: ”Hafız mı?” Değil, başka saymaya gerek yok, bitti. Sapık. Hem hafız olmayacak hem müctehid olacak. İşte böyle sapıklar İslam’ı anlattığı zaman şöyle diyorlar: ”İmam Müslim’imiz, İmam Buhari’miz nasıl olur da böyle uydurma hadisleri kitaplarına koyarlar?” Buhari ve Müslim ne demek? İslam’ın iki kalesi demek, iki kale… Sahih hadisleri, sadece sahih hadisleri… Yani şartları o kadar zorlaştırmışlar ki benim kitabıma koyduğum hadisleri rivayet eden insanlarda unutma yok. Hayatında bir kere yalan söylemişlik varit değil. Bir kere günah işlerken görülmemiş. Bütün bu adamlar, bu rivayet edenler hepsi bu adamlardan olduğu zaman ben kitabıma koyarım demişlerdir. Buhari, Müslim iki tane sahih kitabıdır. İmam Müslim, Buhari’nin talebesidir. Bu iki kitabı şüpheler içinde bırakmaya çalışıyor ve ne diyor? ”Uydurma hadisler de koymuşlardır. Bu hadis benim mantığıma uygun gelmedi. Bu hadisi Kur’an’a vuruyorum uymuyor.” Deyip deyip iki tane kaleyi yıkmak istiyor. Niye yıkmak istiyor? Çünkü kaleleri yıkarsan ülkeyi alırsın. İslam’ı yıkmak isteyen adam ne yapmak zorunda? Kur’an’ı tahrif edemezsin. Onu Abdulvahap denedi, başarılı olamadı. İngilizler, sana bir liderlik, bir devlet vereceğiz dediklerinde bir şartla geldiler: ”Yeni bir Kur’an yazacaksın. Değiştirilmiş, reforme edilmiş tıpkı İncil gibi Tevrat gibi bir Kur’an yazacaksın.” dediler. Abdulvahap kabul etti ancak sonra vazgeçti. Hemper’e dedi ki, İngiliz ajanı Hemper’e: ”Eğer bir Kur’an yazarsam bütün insanlar benim bir sahtekâr olduğumu anlar. Bu yüzden bunu yazmam.” dedi. Hemper hatıratında itiraf ediyor. Diyor ki: ”Bu konuda haklıydı bir daha onu zorlamadım. Çünkü yazsaydı bütün foyamız ortaya çıkardı. Yazmadık.” Keşke yazsaydı. Yazsaydı bu kadar sapık vehhabi-selefi bu aptalların peşinden gitmezdi. Kur’an yazmadılar gizli gizli, sinsi sinsi: ”O hadisi kabul etmiyoruz, bu ayeti kabul etmiyoruz. O sünneti kabul etmiyoruz, şefaati kabul etmiyoruz, tevessülü kabul etmiyoruz.” deyip bütün Müslümanlara müşrik demezlerdi. Şimdi bütün Müslümanlara müşrik diyorlar. Sebep? Çünkü sapıkların peşindeler. Bu gibi reformist kafaların peşindeler. Reformistlerin atası İbn-i Teymiyyedir, Abdulvahap’tır. Bu sapıklar da bunların yolundan gelmektedir. ”Müslim’imiz böyle uydurma hadisleri nasıl koyuyor? İmam Gazali çok büyük âlim, oo Hüccetül İslam ama kitabında bir çok uydurma hadis vardır.” Allah sana hidayet etsin be. Allah sana… Bak beddua etmiyorum. Benim Müslüman kardeşimdir. Sapıktır ama beddua etmem. İslam’ı biliyorum. Allah Teala bu sapık hoca ve taifesinin peşinden giden bütün kardeşlerimize hidayet nasip etsin. (Amin) Peygamber düşmanlığını bırakmayı nasip etsin. (Amin) Ehl-i Sünnet âlimlerine düşman olmayı terk etmeyi nasip etsin. (Amin) Amin. Sonra da bize mesaj yazıyor bunun müritleri. ”Hocam gıybetin hakkında sohbet yapıyorsun ama boyuna bizim hocalara sallıyorsun. O hoca böyle, bu hoca böyle, sallıyorsun.” diyor. İşte sapık bir adamın peşinde olmasaydınız fıkıh kitapları okurdunuz. Din fıkıh kitaplarından ve ilmihallerden öğrenilir. Kur’an mealinden din öğrenilmez. Meal okuyup hüküm verirsen kâfir olursun. İşte hoca! Fıkıh kitaplarını okusaydın şu hükmü görürdün: Bidat ehlinin bidatlerini insanlara açıklamak gıybet olmaz. Bilakis sevap olur. Reddül Muhtar, İbni Abidin. Ehlisünnet fukahasının en üst derecelerindendir. Aç bir oku! Ama sizin âlimlerle işiniz yok. Siz meali açıyorsunuz her biriniz bir müctehid. Kur’an-ı okuyorsunuz. ”Tamam bana göre bu ayet böyle.” diyorsunuz, İmamı Azam’ı çöpe atıyorsun, İmam Şafii’yi çöpe atıyorsun. Ondan sonra? ”Hocam, benim kardeşim sapıttı.” ”Hayırdır kardeşim?” ”Ben salavatı şerife getirdiğim için bana müşrik dedi.” Bunlar çıkıyor. Bunlar çakma müctehidler. Çakma müçtehit olduğun anda önüne gelene kâfir dersin. Bunlar kitabullaha karşı samimi değildirler. Bunlar Peygamberimize karşı samimi değildirler. Takiyye yapıyorlar, gösteriş yapıyorlar.

İslâm’ın şartı 5 değil miydi?

Reformist hocaların ortaya attığı bir safsatadır bu. İslamın şartı beştir. Hadis, Buhari ve Müslim hadisidir. Bu İslamın ve imanın şartlarını kim zikretmiştir bize? Efendimiz aleyhisselam zikretmiştir. Hz.Cibril, Cebrail aleyhisselam geliyor ve soruyu soruyor. İslam nedir? İslam: Şehadet getirmek, namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek ve hacca gitmektir. Beş şart nereden geliyor bize? Bu hadisten geliyor. Kim derse ki altıncı şart da vardır, yalan söylüyor. Peygamber öyle demiyor (aleyhisselatu vesselam) İman nedir ey Allah’ın Rasulu? İman: Allah’a iman, meleklere, kitaplara, peygamberlere, kadere; hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna, ahiret gününe; öldükten sonra dirilmeye. 6 şart. Kim derse ki 5’tir ya da 4’tür, kafir olur. Çünkü tevatür hadisidir. Tevatür hadisi inkar küfürdür Bu gibi bazı sitelerde, imanın şartını 4’e indiriyorlar, İslamın şartını 7’ye çıkartıyorlar falan Bunlar reformist, sapkın hocaların uydurmalarıdır, Dikkate almayın!

Mucizeler Ayettir; İnkâr eden kâfirdir!

Bu kalbi güzel meclislerde bulundurmaya çalışırsak, hayır dua alırız inşallah. İnşallah. Ama bozuk meclislerde de bulundurursak, hiç farkına varmadan küfre girebiliriz. Allah muhafaza. Mesela, kalp arkadaşa meyleder. Arkadaş seni bir sohbet meclisine çağırdı. “Gel kardeşim! Oturacağına burada, gel bir sohbet mekanına gidelim. Seni götüreyim. Falanca yerde bir profesör var, sohbetine gidelim.” dedi. Sen de boş bulunmayayım, boş durmayayım dedin ve sohbete gittin. Sohbeti anlatan kişi, lafın arasında şöyle dedi: ”Mucize diye bir şey yoktur, Kur’an’da mucize yoktur, mucizelere inanmak zorunda değilsiniz. Bu uydurmadır. Hep hadislerde geçer, ayetlerde mucize yoktur.” dedi. Senin de ilmin olmadığı için ”Ya, bu adam koca profesör. Mucize yoktur diyorsa demek ki mucize yoktur.” dedin. Onun söylediği batıl şeye tasdik getirdin. “Tamam ya, mucize yokmuş demek ki.” dedin ve dille ikrar ettin. İslam’da mucize yoktur diyen adamın hükmü nedir? Küfürdür, dinden çıkmıştır! Elfaz-ı küfür derslerinde işlediğimiz konulardan bir tanesi nedir? Mucizeyi inkâr, küfürdür. Muhammed Esed gibi sapık mealcilerin kitaplarından dini öğrenmeye kalkanlar, mucizeyi inkâr ederler. Hâlbuki mucize ve keramet ayetlerle sabittir. Ama bu adamın kötü bir niyeti yoktu. Bu adam sohbete davet edildi. İlmi olmadığı için, ilmi olmayan adam küfre düşme konusunda çok kolaydır, çok savunmasızdır. Hemen düşebilir. Gözü görmeyen bir adamın çukurlu bir yerde yürümesi gibidir. Belediye çukurlar kazmış, bu adamın da gözü görmüyor. Bastonla yol bulmaya çalışıyor. Bu adam düşer. Düşer bu adam, ilmi yok çünkü. İlim nur demektir, gözlerin açılması demektir. Bu adam da davet edildi, davet edildiği yere gitti. Ama davet edildiği yer, ehl-i sünnet dışı sapık bir yerdi. Ve şöyle dedi: ”Mucize diye bir şey yoktur.” Ama Allah Kur’an’da böyle söylemiyor. Allah Teâlâ Kur’an’da bazı peygamberlere verdiği mucizelerden bahsediyor. Siz bu Kur’an’ı nasıl okuyorsunuz? Siz bu Kur’an’ın neresine bakıyorsunuz? Eğer niyetiniz hakikaten dini bozmak, reformist bir kafayla tahrif etmekse, açık açık söyleyin. “Biz yeni bir Kur’an yapmak istiyoruz.” deyin. Biz de bilelim dostu düşmanı. Ama siz diyorsunuz ki: “Bugüne kadar gelmiş olan Müslümanlar, dört mezhebe tabi olan Müslümanların tamamı yanlış bir Kur’an okudu. Yanlış bir inanışta, bunlar bozuk yolda. Biz bu dört mezhebi lav ediyoruz. Biz bu sahabeyi lav ediyoruz, sadece Kur’anla hükmetmeye başlayacağız.” diyorsunuz. Ve insanları Kur’an bize yeter deyip, aldatmaya çalışıyorsunuz. Şu sözümü kaydedin, aklınıza kaydedin. Bu ülkedeki en büyük sahtekârlar, Kur’an bana yeter diyenlerdir. Herhangi bir yere gittiniz. Birisinin ağzından şu söz çıktı: “Kur’an bize yeter.” Bu adam sahtekârdır. Bu adam en büyük sahtekârdır, yalancıdır bu adam. Çünkü Kur’an yetseydi, Allah peygamberler göndermezdi. “Yüz yirmi dört bin peygamber gönderdi.” diyor Efendimiz Aleyhisselam. Bu peygamberlerin ne işi var o zaman ya? Madem vahiyler, İncil, Tevrat, Kur’an bize yeterdi. Bu peygamberler niye geldi? Ne işi vardı bunların bizim yanımızda? Niye Allah bizim nefsimizden, bizi ikaz eden insanlar gönderdi? Ne gereği vardı? Cebrail gökten inerdi. Bir kanadından bir kitap uzatırdı bize: ”Ben Allah’ın meleğiyim. Hiçbir aracısız Allah Teâlâ size bu kitabı uzattı. Alın, okuyun. Namazı kılın, orucu tutun.” derdi, olay biterdi. Allah böyle murad etmedi. Allah bizim gibi namaz kılacak bir varlık, bir insan gönderdi bize. Bize namazı tarif ederken biz baktık, o da namaz kılıyor. Bize içki içmemeyi tarif ederken, bizi ondan men ederken biz baktık, peygamber de içki içmiyor. Bize güzel konuşmayı, yumuşak konuşmayı anlatırken biz baktık, bizden çok daha yumuşak konuşuyor. Bize bizim nefsimizden bir insan gönderdi O. Allah’ın adeti böyledir. Bütün kavimlere peygamber göndermiştir. O zaman bize Kur’an yeter sözü nereden çıkıyor? Bu ne sapıklık? İşte bize Kur’an yeter dediğin zaman Kur’an’daki açık mucize ayetlerini de inkâr ediyorsun ve kâfir oluyorsun. Hocam delil getirir misin? Getiriyorum. Kamer suresinin ilk ayetinde, Allah Teâlâ bizim Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselam’ın bir mucizesinden bahseder. Nedir o? ”İkterabeti-ssâ’atu venşakka-lkamer.” (Kamer, 1) Vakit geldi. Zaman yaklaştı. İşaret etti ve ay ikiye bölündü. İşaret etti. Allah Allah? Kim işaret etti? Cebrail mi işareti? Allah’ımız mı işaret etti? Hayır! Müşrikler geldiler Efendimiz Aleyhisselam’ın yanına. ”Bize bir mucize gösterirsen sana iman edicez ya Muhammed” dediler. Sallallahu aleyhi ve sellem. Efendimiz Aleyhisselam ne dedi? “Ne istiyorsunuz, nasıl bir mucize istiyorsunuz?” “Şu ayı ikiye bölebilirsen, biz de sana iman ederiz.” Dünya’nın dışında bir yerden bir delil istediler ki, büyücüler dünya içinde herhangi bir şeyi, bir şey yapabilirler. Ama bunlar ne istedi? Dünyanın dışında bir cisme işaret yapabilir misin? Efendimiz Aleyhisselam, işaret parmağı ile ayın ortasını çizdi. Ve ay üç gün, üç gece boyunca ayrı kaldı. Ayrı! Dikkat buyurun, ayrı kaldı! Bu, Kamer suresinin ilk ayetidir. Peygamberimizin açık mucizesini Allah Teâlâ bu surenin başında zikretmiştir. Ancak bu olayı görmelerine rağmen bu müşrikler: ”Senin kadar büyük bir büyücüyü hayatımızda görmedik!” dediler. Ama bu sapıklar diyor ki: “Mucize yoktur.” Allah diyor ki: “İşaret etti, ayı ikiye böldü.” Bunlar diyor ki: “Yok öyle bir şey!” Küfürdür! Gittiğiniz yerlere dikkat edin. Başka bir peygamberden delil getireyim. Allah Teâlâ Kur’an’da Süleyman Aleyhisselam’ı anlatırken şöyle der: “Biz rüzgârı Süleyman’ın emrine verdik.” (Sebe, 12) Süleyman Aleyhisselam’ın en büyük mucizelerinden bir tanesi neydi? Rüzgâra hükmederdi. Ordularını taşısın diye büyükçe gemiler yaptırmıştı. Bir yerden bir yere seyahat edeceği zaman, ”Ey rüzgâr, gel ve bizi falanca beldeye götür.” derdi. Ayetle sabit, ”Bir aylık mesafeyi bir günde giderdi.” (Sebe, 12) diyor Mevla’mız. Bu bir mucizedir. Bir peygambere Allah’ımızın verdiği açık bir kuvvettir. Mucize! Mucize, acizde bırakan demektir kelime itibarıyla. Hâlbuki “Allah’ım sen bunu yap.” derdi. Kendisi hiç olaya müdahil olmadan Allah Teâlâ kudretiyle o işi yapardı. O zaman, Allah yapınca o işe mucize denmez. Allah’ın kudreti denir. Ama bu olaylar mucize diye zikredilir. Neden? Çünkü peygamberin elinden ya da dilinden, bir işaretle o olay ortaya çıkarsa, buna mucize deniyor. İşte, mucizeyi inkâr bu sebeple küfürdür. Nasıl iş, nasıl inkâr edersin? Nasıl yaparsın? Bismillahirrahmanirrahim Bir örnekte İsa Nebi’den vereyim. Bu konuyu atlayacağım. Allah’ımız Kur’an’da İsa peygamberden bahsederken, onun ağzından şöyle diyor: “Ben, Allah’ın izniyle körleri gördürürüm. Ben, Allah’ın izniyle ölüleri diriltirim.” (Mâide, 110) Dikkat buyurun! Ayette Allah diriltir demiyor. “Ben ölüleri diriltirim.” diyor. Ama ”illa bi iznih” Allah’ın izniyle. Şimdi, olayı yapan, yaparım dediği için buna ne deniyor İslam’da? Mucize. Allah’ın seçtiği peygamberden sadır olduğundan dolayı, buna mucize deniyor. Bu mucizelerden herhangi bir tanesini inkâr eden yani hiçbir insan, hiçbir insanın gözlerini açmamıştır diyen kâfir olur. Ayetle sabit çünkü. Ben açarım, diyor! Açtı mı? Bütün tefsir kitaplarına bakın. İsa Aleyhisselam’ın körlerin nasıl gözlerini iyileştirdiğini görürsünüz. Yine ayette ne diyor? “Sen, eline bir çamur aldın. Çamura üfledin ve biz onu bir kuş ettik, dirilttik.” (Mâide, 110) Çamurdan kuş olur mu? Kardeşim biraz aralar mısın burayı? Çamurdan kuş olur mu efendiler? Çamurdan kuş şekli yapabilirsin, hadi uçur bakalım! Uçuramazsın! Çünkü sen ve ben sıradan insanlarız. Peygamberler Allah’tan yardım istediği anda anormal şeyler yaparlar. Tıpkı kim gibi? Musa Aleyhisselam’ın denizi ortadan ikiye yarması gibi. Ama siz bu olayı Muhammed Esed’in mealine baktığınız zaman, bu gibi sapık hocaların, sapık reformistlerin kitaplarını okuduğunuz zaman nasıl görürsünüz? “Musa Aleyhisselam Kızıldeniz’in oraya geldiği anda, asasını suya vurduğu yerde, hâlbuki orada fazla su yoktu, kara vardı. Gelgit, medcezir olayları çok fazla olduğundan dolayı sular çekilmişti zaten. Dolayısıyla bir mucize söz konusu değildir.” Dersiniz ve Allah’ın açık ayetlerini inkâr edersiniz. Neden? Çünkü siz sapık reformistlerin peşinden koşuyorsunuz. Siz ehl-i sünnet hizmetkârlarının peşinde değilsiniz. Ehli sünnet yolundan karış kadar ayrılan, cehenneme gitmekten kurtulamaz. İşte delil! Mucizeyi inkâr ediyor. Kerameti de inkâr ediyor. Ya hadi o bir tarafa. Kerameti inkâr etmesi ayrı bir sapıklık. Ama mucizeyi inkâr etmek açık küfürdür. Kerametten de Kur’an’da deliller vardır. Konum değil, meselem değil başka bir zaman girmem lazım. Efendiler! Çağrıldığınız yerlere dikkat edin. Çünkü kalp meyleder. Kalp meylettiği anda Allah’ımızın buğz edeceği bir ameli işlersek bir daha da geri dönemezsin. Siz görmüyor musunuz? Mahallenizde bazı arkadaşlarınız da sohbete gidiyor. Ve size şöyle diyorlar: “Yahudi ve Hristiyanlar da cennete gidecekmiş. Öyle değil mi?” Ya kardeşim! Bu nasıl sohbet? Sen nerede hizmet görüyorsun? Bin dört yüz yıldır bir tane İslam âlimi Yahudi ve Hristiyan’ı cennete sokamamış. Sen nasıl bunların cennete gireceğini söylüyorsun? Allah Teâlâ ayetlerinde onlara kâfir diye hitap ediyor. Sen kimi cennete sokmak gayretindesin? Allah’a akıl verme gayretinden ne zaman ayrılacaksın? Nasıl bir sapık mantıktasın ? Allah Teâlâ bunların kalbini çevirmiştir. İnşallah tekrar İslam’a geri döndürür. Çünkü bu sözü söyleyen, Allah’ın ayetlerinin tersini söylüyor demektir. Allah Teâlâ Kur’an’da herhangi bir şeye ak demişse, bir kul da buna kara derse ona kâfir denir. Söz onun sözüdür. Hüküm ona aittir. Allah sözünden dönmez. Allah’ın vaadi haktır, bunlar iki ayrı ayettir. Ahmet sözünden döner, İsmail sözünden döner. Münafıklık alametidir. Ama Allah sözünden dönmez! Allah Teâlâ yapacağımız işlerimizin neticesinde ayağımızı dini üzere sabit kılacağını vadetmişse, kılar. O sözünden dönmez. Allah bizi bozmasın.