MASKE TAKMAYI EMREDEN ALLAH’TIR!

Mü’min kardeşlerim, bugün belalara karşı bütün insanlardan daha fazla tedbir almakla yükümlü olan Müslümandır. Bir virüs endişesi varsa, bunu ilk defa müslüman tedbir alarak önlemek için uğraşan insandır. Çünkü bilir ki Müslüman, virüs denen şeyi de yaratan Allah’tır, benimle virüsü karşılaştıracak olan da Allah’tır, tedbir almamı isteyen de Allah’tır, ben de Allah’a itaat sözü vermiş olan kulum, tedbir alıyorum der. Ve böylece Mü’min, üzerine düşeni yapar. Mü’min’e, temiz olun, virüs sana bulaşmasın, demeye gerek yok. Tedbirli ol, virüs sana bulaşmasın demeye, hacet yok. Mü’min zaten öyle insandır. Mü’min’e bir sağlık kuralı öğretildiğinde, ona itaat eder. Doktorun sözünü, müftünün sözü gibi dinler. Mü’minlik böyledir. Buna rağmen kardeşlerim, Allah’tan afiyet istiyoruz. Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem Allah’tan afiyet isteyin buyuruyor. Allâhümme innî es-elükel âfiyete fiddünyâ vel âhirah Allahümme innî es’elüke’l ‘afve ve’l âfiyete fî dînî ve dünyaye ve ehlî ve mâlî böyle dua ederiz. Allah’ım dünya ve ahirette senden afiyet isterim. Ne demek afiyet? Dertsizlik demek, sıkıntısızlık demek. Allah’ım dünyam, dînim, çocuklarım, evim konusunda, senden afiyet isterim. Duamız böyle bizim. Dua budur. Bunu isteriz Allah’tan. Ama, Ebu Ubeyde İbnu’l-Cerrah radıyallahu anh şu toprakların üzerinde yürürken daha, Allah, Cebrail’i vasıtasıyla, ona, sen cennete gireceksin diye söz verdi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e, etten, kemikten duvar gibi oldular. dünyada Allah’ın rızasını kazanıp, öyle yaşadılar. Ama Amvas taununda, şehit oldu. Bir taunda, vebada, Rabbine kavuştu. Demek ki, bu musibetler, belalar, kafirler içindir, bizde ne işi var? diyemeyiz. Allah, onları helak etmek için yok etmeyi murad etmiş olabilir, Mü’min’i de, tertemiz yapıp huzuruna almak için yok etmeyi murad etmiş olabilir. Allah’ın işine, kul karışmaz. Kul tedbirini alır, ağlar sızlar belki, dualar eder, ilaçlar kullanır, işine karışmaz Allah’ın. Buna biz tevekkül deriz. Teslimiyet deriz. Bugün, bu işleri, çok fazla karıştırarak burnumuzu yanlış yerlere sokuyoruz. Oradan virüs kapacak burnumuz da, bir daha ıslah olmayacağız. Birileri kalkıp diyor ki, bu, Allah’ın azabıdır gâvurlara. Öbürü de diyor ki, bu Allah’ın azabıdır sözü yanlış. E Allah’ın rahmeti midir diyeceğiz? Azabı değilse rahmetidir o zaman diyelim. Olur mu öyle? Bu nesidir Allah’ın? Şimdi onu konuşma zamanında değiliz. Bu azab olduğu kesin. Çünkü Müslim’de Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem efendimiz Aişe anamıza buyuruyor ki, bu vebaları, taunları, Allah eski milletlere azab olarak gönderiyordu, Allah’ın kaderinde vardı bunlar. Dünya onun. Virüsü de o yaratıyor, Everest Tepesi’ni de o yaratıyor, okyanusu da o yaratıyor. Suyu da yaratıyor, mikrobu da yaratıyor. Allah bu, Celle Celâlühü. Eski ümmetlere, azab için bunu koydu Allah kaderine. İimdi Mü’min’e geldiğinde, Mü’min için mağfiret olur, günahlardan kurtulmak olur, cennet kazanmasına vesile olur, buyuruyor. Artık bu dünyada olmayacak buyurmuyor ama! sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz.

AFET GELMEDEN ÖNCE HERKES TEDBİR ALMAK ZORUNDADIR!

Müslüman, sağlığını, malını, ailesini ve çevresini, baştan sona kadar felaketten ve sıkıntıdan koruyacak tedbirlerle yaşayan Müslümandır, yaşayan insandır. Bunun için gerekli sebepleri kullanmak zorundadır Müslüman. Müslüman, mesela, çocuğunu balkondan kaldırıp atamayacak birisi olduğu gibi, bir hastalığa düşmesine sebep olacak yanlışı yapması da Müslümanın aleyhinde bir suçtur. Müslüman, başına, kendisi, çocuğu, ailesi, çevresi açısından, sağlığı açısından, bela gelmesin diye insanoğluna Allah ne kadar teknik, bilim, fırsat verdiyse, tamamını kullanmaya mecburdur. Sabah namazını kılmaya mecbur olduğu gibi. Yalan konuşmamaya mecbur olduğu gibi, Müslüman, sağlığı, malı, çocukları, çevresi ile ilgili tedbir almak zorundadır. Evham ve vesveseli değildir Müslüman. Ama tedbirlidir. Eğer, Müslüman zamanında tedbir almazsa; bir afet, hastalık, bela geldiğinde, tedbir o zaman için, o gün için gerekli tedbir eksikliği yaparsa, bunda muhakkak hesap verir. Müslüman hantal ve pısırık ve tembel ve vurdumduymaz birisi değildir. Bu birinci kural. Eğer bu, tıpsa tıp. Eğer bu, mühendislikse mühendislik. Eğer bu, muhasebeyse muhasebe. Hangi açıda ise Müslümanın güveni, o noktada, çok ciddi olmak zorundadır. Çünkü biz dünyada şehit olup gidelim diye arzumuz olur, ama yaşarken, bir nefes fazla yaşayıp bir sabah namazı daha fazla kılmak için uğraşır bir insanız. Şehitlik, ne zaman gelecekse ecelimiz, o kategoriden gelsin diye beklediğimiz bir şeydir. Yoksa, şehitlik adı altında hantallık, dinimizin emretmediği bir şeydir.

Arapça anlamadığım için Kur’an okumuyorum diyorsan izle! – Kur’an temizler

…Ve çok itinalı olmak zorundayız. Çok hassas olmak zorundayız. Efendimiz aleyhisselam buyurdu: “Bir insanın Kur’an’ı ezberlemesi bir adamın deve sahibi olması gibidir. Eğer adam deveye karşı itinalıysa, deveyi bağlar ve onu muhafaza eder. Deveye karşı itinalı değilse deveyi bağlamaz, serbest bırakır. Ve o deve elinden kaçıverir.” İşte Kur’an’ı tekrar etmemek, Kur’an’ı okumamak hafızamızdan ayetlerin su gibi akıp gitmesini sağlar. Meclisimize gelen birçok kardeş var. Çocukluğunda bizim gibi Kur’an kurslarına gitmiş. Fakat yaz dönemlerinin dışında, kışın da Kur’an okumadığı için ne oluyor? Hemen unutuyor. En çok şuanda aldığımız şikayetlerden bir tanesi ne? Talebe üç aylık Kur’an kursuna gidiyor, elifbadan Kur’an’a geçiyor sonra sekiz ay boyunca okula gidiyor ve hiç tekrar yapmıyor. Rasulullah aleyhisselamın beyan ettiği gibi devenin bağı salıveriliyor. Bir sonraki sene Kur’an kursuna gidiyor. Nereden başlıyor? En baştan başlıyor. “Unuttum hocam” diyor “aklıma hiçbir şey gelmiyor.” diyor. Bu bir deve gibidir. Sen akşamleyin evine gittiğin zaman arabanın kapılarını kitlemiyor musun? Arabanın kapılarını açık bırakmak demek hırsızlara davetiye çıkartmak demektir. Gel, benim teybimi çal demektir. Gel, benim içerideki özel eşyalarımı çal demektir. Arabanı kilitliyorsan deveni de bağlayacaksın. Deveyi bağlamak ne demektir? Allah’ın kitabını, Allah’ın kelimelerini her gün okuyacaksın, her gün. “Hocam, biz okuyoruz ama manasını bilmiyoruz, Arapça bilmiyoruz.” Ülkemiz Türkçe konuşuyor, ülkemizdeki insanlar Türkçe konuşuyor. Arapça bilen sayısı çok azdır. Ama bu, şu kelimeyi kullanma hakkını bize verir mi? Arapça bilmediğim için ben Kur’an okumuyorum. Kur’an okumasını biliyorum. Manasını anlayamadığım için gereksiz görüyorum. Bu kelimeyi söyleyen bir Müslüman, aklı çok zayıf bir Müslüman’dır. Beyni Twitter ile eritmiş bir Müslüman demektir. Film milm, Twitter, giysi, telefon, şu, bu beyni erimiş. Neden? Kardeşler, Allah’ın kitabının bir görevi yoktur. O sadece bir yaşam kitabı değildir. Birçok görevi vardır. İkinci görevi nedir? Sevap kazandırmaktır. Rakamları arttırmaktır, hayır adetlerini arttırmaktır. Kul Allah’ın kitabını okuduğu anda kimle muhatap olmuş olur? Direkt olarak yaratıcısıyla muhatap olmuştur. Allah sana bir mektup göndermiş, direkt olarak seninle muhatap oluyor. Ve sen manasını bilmediğin için bile olsa açıp okumuyorsun. Bu saygısızlık değil midir? Hâlbuki okumasını biliyorsun fakat Arapça bilgin yok, manasını bilmiyorsun. Bir çocuk, babasına sahil kenarında şöyle dedi: Olayı bir misalle yakınlaştıracağım inşallah çok iyi anlayacağız. “Babacım,” dedi “ben Kur’an okuduğum zaman manasını anlayamıyorum. Neden sen bana devamlı olarak Kur’an okumamı söylüyorsun? Her akşam bana diyorsun ki: “Oğlum, iki sayfa okumadan yatma. Oğlum, üç sayfa okumadan yatma. Geceni, gününü boş geçirme.” “Ama ben bunun manasını anlamıyorum. Niye sen beni zorluyorsun?” dedi. Sahildeki babası dedi ki: “Oğlum, elindeki o kovanın içini boşalt, o kumları at, kovayı bana ver.” Baba kovayı aldı ve kovanın dibini deldi. “Şimdi al” dedi “bu kovayı, git denizin içine. Oradan bir kova su doldur, bana getir.” Çocuk gitti denize, suyu doldurdu, babasına doğru getirirken, kova delik… Kova delik olduğu için alttan boyuna su akıyor. Babasına getirinceye kadar suların tamamı boşalıyor, boşaldı. Su yok, kova boş. “Oğlum,” dedi “bir daha git.” Çocuk iki defa gitti, geldi. Üç defa gitti, geldi. “Baba,” dedi “niye bana işkence yapıyorsun? Kova boş görüyorsun, delik var. Altına sen delik deldin. Niye bana işkence yapıyorsun? Boşu boşuna gidip geliyorum.” “Oğlum,” dedi “boşu boşuna gidip gelmiyorsun. Farkı fark ettin mi? Kovaya bir bak bakayım farkı fark ettin mi?” Fark ettiniz mi kardeşler? Kova geldi ama nasıl geldi? Temiz olarak geldi. Temiz olarak geldi. Kumlar vardı kovada. Kovanın dibini deldi. Suya soktu, çıkarttı. Suya soktu, çıkarttı. Ne oldu? Kova temiz olarak geldi kardeşler. Allah Teâlâ hepimize bir gönül kovası vermiştir. Yarattığı her kulda; kâfir olsun, mümin olsun İslam fıtratı üzere yarattığı için bu kovayı hepimize vermiştir. Bu kovayı ya temiz tutacaksın ya da pis. Kur’an’ı anlayarak okuyanlar, Arapça bilenler; mealini ve tefsirini okuyanlar, Arapça bilmesen bile aç tefsirini oku. Niye tefsirini okumak bu kadar sana zor geliyor? Saçma sapan romanları okuyorsun. Ama tefsir okumaya fırsatın yok, zamanın yok. Aç tefsirini oku. Hemen ayetin Arapça’sının altına mealini verir. Mealin altına tefsiri verir. Detaylı bir şekilde Allah’ın sana ne dediğini anla. Bunda ne sıkıntı var ki? Şimdi, anlamadan ben bunu açtım: “Tebârakellezî bi yedihil mulku ve huve alâ kulli şey’in kadîr.” Anlamıyorum. Okudum. Mülk suresinden iki buçuk sayfayı okudum. Dedem, ninem vefat ettiği için, onun ruhuna hediye etmek için okudum. Bir, bunun sevabını onun ruhuna hediye edebilir miyim? Buradan bir kâr. Hediye edebilirsin. İki, okuduğum her harfin sevabı bana yazar mı? Yazar. Yazar. Üç, okumuş olduğum Kur’an’ın her ayetinden dolayı kalbimdeki pislikler tıpkı o kova gibi temizlenir mi temizlenmez mi? Kesinlikle temizlenir. Faydalara bak. Dört, kardeş sen az önce Efendimiz aleyhisselamın deyimiyle Allah ile konuştun. “Allah ile konuşmak isteyenler Kur’an okusun.” “Allah ile konuşmak isteyenler namaz kılsın.” İki farklı hadistir bu. Herkesle konuşmak istiyorsun. O sanatçı ile konuşmak istiyorsun, bu başbakanla konuşmak istiyorsun ama Allah ile konuşmak istemiyorsun. Sende bazı problemler var. Ciddi sıkıntılar var kardeşim. Dikkat etmemiz lazım, özen göstermemiz lazım. Devenin bağını iyice, dikkatli bir şekilde bağlamamız lazım. Salıverdiğin zaman ne olur? Deve gider. Sahabe-i kiram, Efendimiz aleyhisselama geldi: “Ey Allah’ın Rasulü, deveyi bağladıktan sonra mı Allah’a tevekkül edeyim yoksa bağlamadan mı Allah’a dayanayım, güveneyim?” Efendimiz Aleyhisselam ne buyurdu? Sen müminsin. Allah’a inan, güven bağlamayı boşver demedi. İlim, akıl, tedbir böyle söylemiyor. Tedbir ne diyor: “Ey kardeşim sen önce deveni bağla, ondan sonra Allah Teâlâ’ya tevekkül et. Onu vekil et. Ona güven.” Önce ne yapacağız? Önce çalışacağız sonra Allah’a tevekkül edeceğiz. “Yarabbi bize rızık gönder.” diyeceğiz. Önce evleneceğiz sonra Allah’a dua edeceğiz. “Allah’ım bize evlat gönder.” diyeceğiz. “Hayırlı evlat ver.” diyeceğiz. Sen hem evlenmiyorsun…