KURULUŞ OSMAN’DA BEYİN YAKAN SAHNELER!

Cumartesi ya da pazar şeyi seyrettim, Kuruluş Osman dizisini seyrettim kardeşler. Biliyorsunuz film esnasında izleyemiyorum, daha sonra Youtube’a giriyorum, oradan sara sara izleyebiliyorum. Diziyi seyrettim. Diriliş dizisini beş sezon yine Youtube’dan seyretmiş bir adamım ben. Boş sahneleri ileriye atlayarak geçerdim. Kaliteli sahneler, özellikle şeyh efendinin ya da hocaların konuştuğu sahneler ve kılıç sahneleri, aksiyon sahneleri, bunları izlerdim. Beş sezon boyunca seyrettim ve hakikaten on üzerinden 8-9 verebileceğim bir dizi, Diriliş Ertuğrul dizisi. Şimdi onun devamını Kuruluş Osman diye çektiler. Osmanlı İmparatorluğu artık devlet olarak kurulacak Osman’la beraber. Bu diziyi seyrettim. Bunun hakkında bir kaç yorum yapmam lazım. Kaliteyi düşürmüşler, bir tık aşağı düşmüş. Bir; başrol oyuncusu, Ertuğrul kadar kaliteli değil, olayın içine akamamış, çok zorlama, kasıntı. İki, sahneleri çok hızlı çekmişler. Bir kere çekip bitirmişler. Bunu yapmayın kardeşim, iki yap, üç yap, sekiz defa çek, aceleye getirme, çok aceleye getirmişler. Ertuğrul da İlk birkaç bölümde çok acemiydi. Olaya vâkıf değildi, olayın içinde değildi, rol yapıyordu. Sonra yaşamaya başladı. Rolü yaşamaya başlarsan zaten sana oturur. Ve insanlar çok beğenirler. Yaşamaya başladı, ikinci üçüncü sezonda falan hakikaten adam rolü yaşamaya başladı. Bu da şimdi çok acemi. Osman rolündeki arkadaş da çok acemi şu anda. İnşallah, belki ileriki bölümlerde daha iyi bir odaklanır ve yaşamaya başlar. Bol bol zikir çekmesini, namaz kılmasını tavsiye ediyorum bu kardeşime. Namaz ve zikir olmazsa olayın içine akamazsın kardeşim. Muhakkak bunların olması lazım. Dizi, anormal bir beyin yakan sahneyle başladı. Bu kadar abartılı, mübalağalı sahneleri yapmayın kardeşim. Yani reyting çekeceğiz diye süper güç vermişler Osman’a. Zamanı yavaşlatma süper gücü. Tekfurun kalesinin içine giriyor, orada bir şeylerden şüpheleniyor. Hiç kimse şüphelenmez ana kahraman şüphelenir, sağa sola bakıyor böyle şüpheleniyor. Sonra anlıyor ki tekfura herhalde bir suikast yapılacak. Çıkıyor yüksekçe bir yere, bakıyor sağa sola, dikkatli olun arkadaşlar, diyor. Dikkatli olun, diyor. Bir bakıyor ilerden bir okçu, sniper okçusu, bir ok atıyor. Ok tekfura doğru gidiyor. Hemen o anda süper gücünü kullanıyor ve zamanı yavaşlatıyor Osman. Belinden çıkarttığı bıçağı alıyor ve oka doğru atıyor. Bıçakla ok kesişiyor ve tekfuru ölmekten kurtarıyor. Allah aşkına ya! Ya… Hollywood filmlerinde olur bu ya! Biraz gerçekçi olun be kardeşim ya! Milleti işte, kilitleyelim diye ve süper kahraman moduna sokalım. Biz bu adamları niye sevdik? Gerçek oldukları için sevdik. Süper kahraman olayları gibi uydurma işler… Bileğinden ağ fırlatan adam yok bizim kahramanlarımızda, yok bu yalan. Bunlar gerçek süper kahramanlar. Gerçekçilikten şaşmayın kardeşim. Nereden çıktı bu? Hele bir sahne daha vardı. Tekfurun yine kalesine gidiyor gizli bir şekilde Osman. Tekfuru yukarıdan aşağıya atıyorlar, tekfur ölüyor. Osman’la arkadaşı… Yanındaki naipleri çöp, kusura bakmasınlar. Rol kabiliyetleri çöp. Diğer Ertuğrul’un yanındaki iki üç tane adam vardı, rol kabiliyetleri iyiydi. Çok iyi yardımcı roldeydiler. Bunun yanındakilerin rol kabiliyetleri iyi değil. Şimdi… Osman’ın yanındaki arkadaşı, tekfur aşağıya düşüyor, öldü mü, ölmedi mi diye kontrol edecek. Nasıl kontrol etmesi lazım? Bir, ağzına bakar. Burnundan ve ağzından hava giriyorsa yaşıyor demektir. İki, elini kalbinin üstüne koyar. Kalbi atıyor mu? Başka türlü kontrol etme ihtimali yok. Bu ne yapıyor biliyor musun? Direkt nabzına parmağını koyuyor. Direkt nabzına parmak koyuyor. Ya ölmüş, diyor. Osman abi, diyor. Ölmüş, diyor. Oğlum nabız yok daha orada, nabız olayı yüz yıllar sonra geliyor. Nabız yok. O anda sadece nefesine bakabilirsin. Ya da bir ayna tutarsın. Yahut da en zor ihtimal kalbine bakarsın. Elini kalbine koyarsın. Ama nabız yok, diyor. Yani bu ne anlama geliyor? Aceleye getirilmiş. Ne aceleniz var sizin ya? Bir iş yapın, kaliteli yapın, ağır ağır yapın, bir sahneyi on defa çekin. Tam dedim ki ya tamam, bazı saçma sahneler var ama Cüneyt Arkın gibi de uçarak ok atmıyor ya, falan dedim. Aaa, adam yine tramplenin üstüne zıpladı, tramplenin üstüne zıpladı, uçarak ok attı. Arkadaş ya şu fantezik sahneyi yapmayın, yapmasanız ne olur ya? İlla yapmak zorunda mısınız kardeşim? O fantazik sahneyi de yaptılar ve diziyi mahfettiler. Kalite olarak 7 puan veya 6 puana kadar düşürmüşler. İnşallah bundan sonraki haftalarda daha bir ağır yaparlarsa belki 7-8 puana falan çıkartabilirler.

Allah’ı en çok zikreden hayvan: Kurbağa / Kerem Önder

Davud aleyhisselam bir gün kendi kendine evinde oturuyorken bir söz söyledi, iddialı bir söz! Dedi ki: Ben bugün Rabbimi öyle bir zikredeceğim ki Ne benden önce kimse Allah’ı öyle zikretmiş olacak… Ne benden sonra gelen hiçbir sadık ve salih, Allah’ı böyle zikretmiş olmayacak. Bugün Allah’ı öyle bir şekilde zikredeceğim. Dedi. Bu iddialı bir sözdür kardeşler. Allah kurbağayı dile getirdi, bahçesindeki suyun içinde duran kurbağayı dile getirdi. Biliyorsunuz, hayvanlarda iki hayvan vardır ki; birisi en çok zikir yapandır. Biri en az zikir yapandır. En çok zikir yapan hayvan hangisidir? Kurbağadır. Tasavvufi kaynaklarda hep böyle geçer. En az zikir yapan hayvan hangisidir? Eşektir, eşek. Neden en az zikri o yapıyor? Çünkü; en çok bağıran odur. Kur’an bağırma tabirinden bizi uzak tutmak ister, sakın bağırmayın! Eşekler gibi sesinizi yükseltmeyin der, Allahu Teala hazretleri. Eşekler gibi. Yani, bağıran sesini yükselten insana eşek timsali yapıyor. Eşekle kıyaslama yapıyor. İnsanların birçoğu, birbirlerine bağırıp çağırıp öyle konuşuyorlar. Bağırarak konuşurlar. Neden, karşı karşıya gelmiş iki tane adam, birbirine bağırarak konuşuyor? Zaten seslerini duymuyorlar mı bunlar? Halbuki karşı karşıyalar. Fısıldaşsa bile duyar. Ama bağırıyorlar. Ve gitgide işin enteresan tarafı, öfkeleri arttıkça birbirlerine bağırmaları, ses tonajları da artmaya başlıyor. Karşı karşıyasın bu adamla, niye bağırıyorsun ya? Bunun esprisi şuradadır: İki tane kalp birbirinden uzaklaştıkça İki tane kalp farklı şeyleri istedikçe, farklı şeyleri düşündükçe Uzaklaşırlar, uzaklaştığı zaman da birine mesafen uzak olduğu zaman bağırırsın. İsmail ağabey, İsmail ağabey! Yirmi çanta, çabuk. Bak! Mesafe var çünkü aranda, bağırıyorsun. Bunun tam aksini, madalyonu çevirelim. İki insanın kalbi, birbirine çok yakın olduğu zaman Bağırmaz, fısıldaşır. Kardeşim ne haber? Bak, kısık sesle konuşmak ne kadar güzel. Muhammed aleyhisselam nasıl konuşurdu? Kısık sesle konuşurdu. Anlaşılabilir, bağırmadan çağırmadan sert değil. Yumuşak ve kısık bir ses tonajıyla. Bu Allah’ın sevdiği bir yöntemdir. Kalpler yakınlaştığı zaman da fısıldaşarak konuşur. Kalpler bazen öyle bir yakınlaşır ki… İki dostun ya da bir karı kocanın kalbi bazen öyle bir yakınlaşır ki Artık bakışarak anlaşırlar, konuşmalarına gerek yok. Bakışarak. Telapati yöntemiyle. Erkek karısına şöyle yapar. Hanım da şöyle yapar. Bak, olay bitti! Olay bitti! Bu ne demek? Hatun, yemeği hazırlar mısın? Hanım da böyle yapar. O bende. O bende, tak tak hemen sofrayı hazırlar. Konuşmaya gerek yok. Adam eve geldi zaten, yüzüne bir gülücük attı. Kadın da, kocasının yüzüne bir gülücük attı. Muhammed aleyhisselam buyuruyor ki: İkisinin de günahları, ağacın yapraklarının dökülmesi gibi dökülür. Çünkü ikisi de birbirine güldüler. Şimdi, karı koca birbirini gördü mü yüzlerine bakmıyorlar. İşler değişti artık. Kadın, sabahtan akşama kadar sekiz tane dizi izliyor, dizilerde bir görüyor o zengin adamları falan Karısına Jeep almış. Karısına köşk almış falan. İşte evlilik yıl dönümü, doğum günü, takılar makılar… Akşama kocası eve bir geliyor, kocasının yüzüne bakmıyor. Bu erkek mi ya diyor. Erkek mi bu diyor. Saçımı süpürge ettim, bana hiçbir şey almadı diyor. Sanki, babasının evinde BMW’si vardı! Sıfırla geldin sen bu eve, adam da sana 30 bin liraya, 40 bin liraya bir tane otomatik vites araba aldı. Gönlünü yaptı. Saçımı süpürge ettim bana hiçbir şey yapmadın! Araba almış işte adam! Annene, kendi arabanla gidiyorsun, dolmuşa binmiyorsun daha ne istiyorsun? Yook, bu cip istiyor bu! Cip olacak! Cip olacak ve mazotlu olmayacak. Mazotlu çok ses çıkartıyormuş motor! Mazotlu olmayacak. Nasıl anlaşabilir ki yani? Bu karıyla bu koca nasıl anlaşabilir. Mümkün değil. Kadınları bu hale ne sokuyor? Bu diziler sokuyor. Bu dizileri seyretmeyin, seyrettirmeyin. Hanımlara dini diziler bulun. İslami diziler, İslami filmler bulun. Kitap hediye alın. Hatun bak! Sana bir kitap aldım… Harika bir kitap, ben bu kitaba aşık oldum. Senin de okumanı istiyorum. Ver o kitabı. Yahut da evden çıkmadan önce televizyona bir bozuklama, arka taraftan televizyonun kablosunu çek Aaa bozulmuş ya! Neyse hallederiz yaparız. Bir iki hafta o televizyon bozuk kalsın. Hanımı, kitap okumaya teşvik edin! Bu kadınlar kitap okumuyor. Kadınların bugün en büyük eksikliği, kitap sıfır. Kitap diye bir şey yok. Evde iki yüz tane kitap var. Kadınların bütün gün, dört beş saat boş vakti var. Temizliği bitiriyor iki saatte oturuyor. Biz bütün gün çalışıyoruz. On saat çalışmak bize, kadınlara on saat çalışmak yok. Bunlar evde sultan! İslam bunları sultan yapmış bizi köle. Şikayetimiz yok, Allah’ın kanunu bu! Kadın sultan, erkek köledir İslamda. Tamam! Evde oturuyorsun bari bir ilim öğren bir şey öğren, bir kitap oku ya. Biraz sohbet seyret. Akşam ben geldim mi Sofrada otururken, muhabbet yaparken bana bir dini bir kaç kelime yap, bir şey yap! Ama yok! O dizide böyle oldu, biliyor musun Recai? Aaa! O adam öldü çok sevindim Ahmet, çok sevindim. Senaryo, uyduruk senaryo. Dinleme bunları! Davud aleyhisselam böyle söyledi. Kurbağa lisana geldi. Kurbağa konuşur mu hocam diyor? Akıllı ateist! Zeki ateist ya! Kurbağa konuşur mu ya diyor. Papağan konuşur mu? Kurbağa konuşur mu ya. Papağan konuşur mu? Sen gitmedin mi papağan almaya ateist! Evimde papağan olsun, arkadaşlarıma hava atacağım diyor. Bu papağanı kim konuşturuyor? Allah konuşturmuyor mu? Papağanı konuşturan Allah, kurbağayı konuşturmaya muktedir değil mi? Allah bu kitapta bir tane kuştan bahsetmiyor mu? Konuşan kuş. Kuşun ismi nedir kardeşler? Hüdhüd. Bak, ilimde benden ileridesiniz! Allah sizden razı olsun. Haftaya aranızdan random yapacağım random. İsimleri yazdıracağım kardeşler, 150 tane isim yazın haftaya, buraya karıştıralım onu. Hangi isim çıkarsa, sohbeti o adam versin. Sürpriz olsun ya! Değişik bir fantezi yapalım kardeşler haftaya. Ama on dakika versin yeter bana, on dakika. Bir geliyorum haftaya on kişi var sohbette. Stres, acayip stres olur ya! Kurbağa konuşur mu diyor? Allah Kur’an’da Hüdhüd’ü konuşturduğundan bahsediyor. Kuş Hüdhüd, Süleyman aleyhisselam ile Hüdhüd’ün bir atar giderleri var! Hüdhüd bir atar gider yapıyor. Senin bilmediğin bir şey biliyorum ben! Sen biliyor musun? Allah’ın peygamberine söylüyor, Süleyman aleyhisselama. Kurban olduğum Allah’ım. Karıncayla konuşan peygamber. Süleyman aleyhisselam Allah’ın selamı peygamberimizin üzerine olsun. Çok merak ettiğim peygamberlerden bir tanesi! İnşaAllah cennette rabbim bizimle görüştürür, ellerini öperiz. Allah bize nasip etsin, amin. Karıncayla konuştuğundan bahsediyor… Karıncayla bir konuşma yapıyorlar, karınca Süleyman aleyhisselama nasihat ediyor ya! Bir peygambere nasihat ediyor! Bir peygamber bile, bir karıncadan nasihat alabiliyorsa, sen sakın şunu deme! Ben bu hocanın sohbetine on senedir gidiyorum İki yüz tane kitap okumuş adamım, sen mi bana nasihat vereceksin ya! Sakın, kimseye bunu deme! Peygamber küçücük karıncadan nasihat alıyor. Bizim hocamızın nasihate ihtiyacı yok! Allah aşkına yapmayın bunu! Hepimizin nasihate ihtiyacı var. Kim derse ki nasihate ihtiyacım yok! Bu cahildir, ahmaktır. İlim derecesi ne olursa olsun. Kurbağa… Dedi ki: Allah dile getirdi kurbağayı, bir kurbağadan yarattığı bir hayvandan peygamberini ikaz ediyor. Bakın! İddialı cümleler kuracağınız zaman, dikkatli olun. Allah ağzınızdan çıkan kelime ile sizi sınav eder. İbrahim aleyhisselamı sınav etmedi mi? Sen bana bir erkek evlat ver… Ben de sana bu çocuğu kurban edeceğim demedi mi? Bak, bir kelime! Bir kelime, ağzından çıkıverdi. Bütün kelimelerin kayıtlıdır. İddialı kelimeler söyleme! Allah seni onunla sınav eder! Davud (Aleyhisselam) böyle söyleyince, kimse benden önce böyle bir zikir yapmamıştır. Benden sonra da kimse yapmayacaktır, deyince. Kurbağa dedi ki: Sen ne diyorsun Allah’ın peygamberi! Benim yıllarım Allah’ı zikirle geçmiştir. Ağzım bir kere bile kuru kalmamıştır, Allah’ı zikretmekten dolayı. Biliyorsunuz, bir kulun alışkanlığı olursa zikretmeye; onun dili devamlı ıslak kalır. Hep ıslak kalır dili. Muhammed aleyhisselamın tavsiyesini hatırlayın, Abdullah ibni Mes’ûd’a Ey Abdullah! Dilin devamlı Allah’ın zikriyle ıslak kalsın. Devesinin terkisine alıyor, ona bir dua ediyor ilimde ilerlemesi için. Ama, bir tavsiyede bulunuyor. İlimde ilerlemen için zekanın çok kuvvetli olması lazım. Zekanın kuvvetli olmasının yolu nedir? Zekayı tezkiye etmek için Allah’ı zikirdir. Dilin devamlı Allah’ın zikriyle ıslak kalsın, Ey Abdullah! Diyor. Dilim kuru kalmadı diyor kurbağa! Hele ki son on gün, Allah bana bir zikir öğretti. Ben on gün boyunca Rabbimi öyle zikirle zikrediyorum ki, şimdi sen, benden bu iki cümleyi dinle! Dedi kurbağa. Ve kurbağa o tesbihi, Süleyman aleyhisselama söyledi. Eyy, her lisan ile zikredilen Allah’ım. Eyy, her mekanda zikredilen Allah’ım. Seni bütün noksan sıfatlardan tenzih ederim. Her lisan ile, her mekanda zikredilen Allah’ım, seni bütün noksan sıfatlardan tenzih ederim. Zikir bu! Allah’ı tesbih etmenin farklı bir yöntemi. Davud aleyhisselam dedi ki: Vallahi ben bu kadar hikmetli bir zikir hayatımda söylemedim. Allah bir hayvancıktan insanı eğitir mi? Eğitir. Allah, Kur’an da, Kabil’e bir karga ile eğitim vermedi mi? İnsan gömme eğitimini karga ile vermedi mi? Bak, bir hayvanla Allah sana öğretiyor. Bu O’nun için çok kolaydır. Dilediği şekilde sana ilimleri öğretebilir. Sen yeter ki, O’nu güzel bir şekilde zikret. İhlaslı bir şekilde, hiçbir şey beklemeden zikret. Allah seni öyle bir güçlendirir, öyle bir muhabbetini arttırır ki; aşık olursun, aşık olursan ölümsüz olursun.

Günlük zikir tavsiyeleri… – Emeklemeden koşmaya çalışma!

“Hocam, benim adım Hüseyin. Müslüman demeye şahit lazım.” Öz eleştiri yapmış kardeş biraz, herhalde geçmişinden pişman. “Ancak sizin videolarınızdan ilham alarak inşaAllah ben de cennete girerim diye umut ediyorum. Size yazmamın sebebi öncelikle size hayranlığımı belirtmek ve daha sonra duanızı istemektir.” Kardeşim; Allah, kalbini İslam’a açsın. Âmin… Sana, dini yaşamayı kolaylaştırsın. Âmin, âmin… “Yazma şeklimden de anlayacağınız üzere okuma yazma ile aram pek iyi değildir. Sayenizde namaza başladım hocam. Bir de bu zikir olayını bana anlatırsanız sevinirim.” Bu kardeşimiz elhamdülillah en büyük adımı atmış. Namaz kılmak en zor olandır, namaza başlamış. Zikir olayı nedir peki? Manevi olarak daha kuvvetli olmak, vesveseyi azaltmak, şeytan ve iki ayaklı şeytanların tasallutunu azaltmak için Allahu Teala bize zikirler vermiştir. En kuvvetli zikir nedir? Zikir yapmak için, Allah’ı zikretmek için bir tarikata girmek zorunda değilsin. Biz de Nakşibendi dervişiyiz. Ama buraya gelen kardeşler tarikata girmemiş olsa bile, sadece ilim öğrenmek için geliyorum demiş olsa bile biz o adama zikri tavsiye ederiz. Ne yapacaksınız kardeşler? Tarikata girmeseniz bile Allah’ı zikretmeyi öğreneceksiniz. En kolay zikirler hangileridir? 1- “Allah” lafzı. Her gün 1000 defa Allah, Allah, Allah… Al cebine o ufak tespihi, işine gidiyorken Allah de, evine geliyorken Allah de. 1000 kere de, bunu yap, hayatındaki değişimi göreceksin. O zaman bak bana nasıl dua edeceğini biliyorum. “Allah senden bin kere razı olsun, hayatım değişti, dünyaya bakışım değişti ya.” diyeceksin bunu. Zihnî kapasitenin nasıl daha hızlı çalıştığını göreceksin. Kalbinin nasıl temizlendiğini fark edeceksin. Rüyaların değişecek, insanlara bakışın değişecek. Hanımınla ve çocuğunla muhabbetin değişecek. “Allah’ı zikir en büyüktür.” diyor Kur’an. (Ankebût Suresi 45. Ayet) “Kalpler ancak Allah’ı zikirle tatmin olur.” diyor Kur’an. (Ra’d Suresi 28. Ayet) Dinle beni. 1000 kere “Allah” zikri çekeceksin. Sonra 100 kere istiğfar çekeceksin: Sabah 50 defa, akşam 50 defa. Estağfirullah, tövbe ya Rabbi, estağfirullah, estağfirullah… Muhammed Aleyhisselam buyuruyor ki: “Ben bir peygamberim. Benim de kalbime bazen bulutlar gelir. Günde 100 defa istiğfar ederim.” (Müslim, Zikir, 42) O bir peygamberdir ya. Övgüler ve selam Efendim’e olsun. Âmin… Peygamber 100 defa istiğfar ediyorsa benim 1000 defa istiğfar etmem lazım ama zayıf dervişim, ben de 50 defa 100 defa istiğfar etmeye çalışıyorum. Allah, günahlarımı affetsin. Âmin, âmin… 1000 “Allah” lafzı, 100 “istiğfar”, 100 tane “lâ ilahe illallah” bir de 100 tane “salavat-ı şerife (Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali Muhammed” Bu dört tane tesbihatı unutmayın kardeşler. Gün içinde hepiniz yapabilirsiniz, illa bir tarikata girmek zorunda değilsiniz. Faydasını kesin olarak görürsünüz. Tarikat nedir? Hazır bir sistem, kurulmuş bir sistem, feyzi çok bol, sadıkların, salihlerin duası devamlı o dervişlerin üzerinde. Hangi tarikat dervişi, hangi mürid, o zikir dersini yaparsa yaptığı dersten hemen sonra bütün derviş kardeşlerine, dünyada kaç yüz bin tane derviş kardeşi varsa hepsinin amel defterine hediye ediyor. Oturduğun yerden yüz binlerce derviş, senin amel defterine yaptığı zikrin sevabını hediye ediyor. Bunlar büyük avantajlar. Kur’an, “Sadıklarla beraber olun.” diyor. (Tevbe 119) Kur’an, “Bana yönelen kimsenin yoluna uy.” diyor. (Lokman 15) Kur’an, “Allah’a toplu hâlde tövbe edin.” diyor. (Tevbe 36) Bunlar hep bizi topluluğa, cemaate teşvik eden ayetlerdir. Bundan dolayı tarikat büyük bir avantaj ama mecburi değil. Yani bir adam tarikata girmediği zaman, “Kesin cehennemliksin.” böyle bir şey yok. İmam Rabbani’nin sözünü hatırlayın: “Mahşer günü, Allah bize tarikattan sormayacak, şeriattan soracak.” Buradan, Kur’an’dan soracak bize. Tarikat, bir yardımcıdır, kolaylaştırıcıdır, Muhammed Aleyhisselam ve sahabilerinin yoludur ama azimet yoludur, zordur. Devamlı nefsinle mücadele hâlinde olman lazım. Devamlı kendini ilmî olarak mücehhez etmen, geliştirmen lazım. Kardeşimiz böyle diyor: “Yazma şeklimden de anlayacağınız üzere okuma yazma ile aram pek iyi değil, namaza başladım, bana bu zikir olayını tavsiye eder misin?” demiş kardeşim. Tavsiye ettim. “Ama bilmeniz gerek şey, bugüne kadar bu işlerle pek haşir neşir değildim. Yani ne yapmam gerektiğini ona göre yazın. Emeklemeden koşmaya çalışmayayım, teşekkür ederim hocam, inşaAllah yazdıklarımı anlarsınız.” Kardeşim, ben seni çok net bir şekilde anladım. Çünkü buna benzer yüzlerce mesaj geliyor bana. Güzel bir cümle kullanmış: “Emeklemeden koşmak istemiyorum.” diyor. “Ağır ağır gitmek istiyorum, sağlam adımlar atmak istiyorum.” diyor. Bu, bir kaplumbağa yürüyüşüdür. Tavşan yürüşü, sapık hocalardadır, mealcilerde. “Bırak hadisi, tefsiri, fıkhı, Muhammed’i ya, bırak onu. Al benim meal kitabımı, müçtehitsin. Sen de müçtehitsin, âlimsin sen.” Meal okumakla âlim olunur mu ya? Adı üstünde meal demek kısaltılması demektir, eksiltmek demektir. “Meal”in kelime karşılığı “eksiltmek”, Kur’an’ı eksiltmek demektir. Adama kendi mealini 50 TL’ye satıyor. Diyor ki:”Başka hiçbir kitap almana gerek yok.” Ama peşinden de tefsir kitabı yazıyor. Hani başka bir şeye gerek yoktu? Tefsiri bittiği zaman da diyecek ki sohbetinde: “Benim tefsirimi almazsanız Kur’an’ı anlayamazsınız.” Sahtekâr çakal. Kolpaçino. Allah, bu insanlara hidayet versin. Âmin…

Instagram’a resim atan kızlar ve kocalarına sürprizim var! 🙂

“Hocam, Allah razı olsun sizden.” Kardeşim, Allah senden de razı olsun. “Sohbetlerinizin müptelası oldum. Instagram’daki tüm fotoğraflarımı sildim.” Bu, bayan bir kardeşimiz. Biliyorsunuz, bayanlarda şu anda ne özellik var? Instagram’a foto atıyor. ‘Kocamla yemek yerkene…’ Senin kocanda biraz İslami bilgi olsaydı, o fotoğrafı oraya koymana müsaade etmezdi. Instagram kullanması haram mı? Hayır kullanabilir. Koy oraya Allah yazısı, Muhammed yazısı, ya da bir kuş resmi koy. Neden kendi açık resimlerini koyuyorsun? Ne gerek var. Sonra, senin kocan İslam hakkında hiç mi kitap okumadı, hiç mi sohbetlere gitmedi? Nasıl müsaade ediyor sana? Erkek bile resmini koyabilir. Çıplak resim olmayacak, dar giydiği elbiseler olmayacak. Erkeğin bile resmini koymasında kriterler var. Her şeyi koyamaz. Sen ki, kaldı ki kadınsın. Elhamdülillah, resim koyma konusundaki İslam’ın hassasiyetlerini öğrenince bu ablamız Instagram’dan bütün resimlerini kaldırmış. “Meğer bilmeyerek, oturduğum yerden ne kadar çok günaha giriyormuşum.” O resimleri attın ya Instagram’a abla; o 10 tane, 20 tane resim attın ya millet senin güzelliğini gördüğü zaman böyle övünüyor, ne güzel kadınlar var, Allah sahibine bağışlasın… Bir de merhametli şeyler var, merhametli müslümanlar. Hani ben bakıyorum evet, tat alıyorum ama Allah sahibine bağışlasın, maşallah be. Başkasının karısına bakıyorsun ve günahtan kurtarmak için sözüm ona Allah’ı kandıracak ya, “Allah sahibine bağışlasın be” dedin ya şimdi kurtardın, tamam bakabilirsin, serbest. Bakabilirsin. Şu sahtekârlığa, şu çakallığa bak ya. Şimdi, yabancı bir adam bu resme baktığı zaman; bu kadın da evde oturuyor, tesbih çekiyor ya da sohbet dinliyor ya da namaz kılıyor kadın. Ama Instagram hesabındaki resmine, yabancı bir erkek bakıyor. Kadın evinde namaz kılıyorken ona günah yazılıyor. Aynı şey bizim için de geçerli. Arkadaşın bir video çekti. Sen videoda küfür ettin ya da avret mahallini açtın gösterdin. Alay mahiyetinde dizlerinin üstü göründü. Ve bu video YouTube’a atıldı senin tarafından. Sen evinde namaz kılıyorken ya da buraya gelmiş sohbet izliyorken; o videoyu izleyen kim varsa günahın bir misli izleyene, bir misli de videoyu çeken ve atan kimse onlara. Ve bu, o video orada durduğu müddetçe devam ediyor. Buna zincirleme trafik kazası deniyor. Güncel deyimle, zincirleme trafik kazası… Günahı bir kişi yapıyor, vebalini yüzlerce insan çekiyor. Ahirette bunlar hep toplanacaklar. “Aa sen niye geldin buraya ya?” “Ya senin yüzünden, senin resimlerine baktım ben ya.” diyecek. Hep bunu söyleyecekler. Bu dizilerde erotik sahneler çekenler falan var ya, bu çıplak çıplak yarışmalara katılanlar var ya, ayvayı yediniz ablalar, mahvoldunuz. O diziler ne kadar o internette durursa, ne kadar insan seyrederse; sen yarın, öbür gün öleceksin, mezara gireceksin ama onlar yayınlanmaya devam edecek. Elli sene önce çekilmiş filmler şu anda yayınlanmıyor mu hâlâ? Kırk sene, elli sene önceki filmler hâlâ yayınlanıyor. Bu filmlerdeki erotik görüntüler hâlâ yayınlanmaya devam etmiyor mu? O kadınlar ismen hâlâ bilinmiyor mu? O kadınlara hâlâ günah yazılmaya devam ediyor. Bak, kabirdeyken defter kapanmıyor. Buna da sadaka-i cariye deniyor. Ama şeytan tarafından. Ablanın mesajı bitiyor. “Bilmeden ne kadar çok günaha giriyormuşum. Eşime de WhatsApp’tan videolarınızı atıyorum izledikçe. Artık o da, ben de zikre daha çok önem veriyoruz. Hamdolsun seni izleten Rabbime.” Ablacım, Allah senden razı olsun. İnşallah eşin de zikri, namazı, ibadeti daha iyi bir idrak eder, İslam ilimlerinde kendisini biraz daha geliştirmeye çalışır. Bu olayı, bu sakındırmayı sana eşinin yapması lazımdı; benim değil. Ama eşin evlenmeden önce sormadığından dolayı; İslam ilimlerinde nasılsın, hayz ilmini bilir misin, helali, haramı bilir misin, diye sormadığın için eşine sana bunu yıllarca belki de yapmamış. Bu tebliği sana yapmamış. Bu tebliği sana tesadüfen geldi, tevafuken geldi. YouTube’da geziniyorken ya bir sapık hocaya denk gelecektin ya da bize denk gelecektin. Yüzde ellidir. Allah’a şükürler olsun bize denk getirmiş. Sapık bir hocaya denk gelseydin, “baş örtüsünün farz olduğuna ben inanmıyorum, ben Kur’an’ın tamamını okudum, benim anladığım Kur’an ayetlerinde baş örtüsü farz değil” diyecektin. Sana da güzel gelecekti. “Aa ne kadar güzel hocalar varmış ya. Ne kadar güzel.” diyecektin. Ve ona göre iman edecektin. Baş örtüsü farz değil demek, Allah Kur’an’da yalan söylüyor demektir. Bize yalan söyledi. Peygamber ve sahabiler yalan söyledi ve bizi kandırdılar demektir. Vallahi bunu söyleyen kâfir gider. Allah Teâlâ bu bizim milletimize izan versin. (Âmin) Eski kaybettiği olgunluğu, kaliteyi geri iade etsin. (Âmin) Ataları gibi müslüman yapsın onları. (Âmin) Atamız Selçuklu, atamız Osmanlı, önderimiz, öğretmenlerimiz sahabiler… Şu insanlara biraz benzesek evliya gibi oluruz ya. Tekrar dünya karşımızda titrer. Ama uzaklaştıkça, Allah gücümüzü çekti, aldı. Şükrederseniz nimetini artırırım dedi; buradan girdi, buradan çıktı. Hiç şükretmedik. Nimetini çekti, aldı. Hûd aleyhisselâmın sözüyle bitireyim. Ben buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim… Söyleyin kardeşler. ancak beni yaradana aittir. Benim ücretim ancak beni yaradana aittir. Velhamdülillahi Rabb’il âlemîn. El-Fâtiha.

1 milyon günahın silinsin ister misin?

Vezkurullahe keśîrân; Allah’ı zikredin, Allah’ı zikredin ama keśîrân, ne demek keśîrân kardeşler? Çokça, çokça… Bak, normal zikir edin demiyor Allah, çokça zikredin. Bu bize ne manaya geliyor? Müfessirler bu ayetteki tefsire ne diyorlar? Cuma namazından çıktıktan sonra da Allah bizden zikir istiyor, iş bitmedi. Ama hocam üst tarafta “fazlından arayın” diyor, “koşturun” diyor. İşte namazdan çıktığın için koşturmak da, çalışmak da bir zikir. Çarşıya pazara çıktığın zaman herkesin Allah’ı unuttuğu bir yer, çarşı, pazar Allah’ı ‏en çok unutanların yeridir. Şeytanların en çok cirit attığı yer çarşı, pazardır. Neden çarşı pazarda Allah’a zikir, evde yapılan ya da camide yapılan zikir gibi değil? En büyük sevabın verildiği yer neresidir kardeşler? Çarşıda, pazarda, (elhamdulillah) ticaret hanende yaptığın zikir var ya burda verilen sevabı hiç bir yerde yaptığın zikir, zikir meclisinde yaptığın zikir bile, o sevabı vermiyor, neden? Şeytanların ve cinlerin en bol olduğu yerler çarşı, pazarlardır. Yalanın, hilenin, aldatmanın, Allah’ı unutmanın, gafletin en bol ve yoğun olduğu yer çarşı, pazardır, ticaret hanelerdir. Bundan dolayı Hz. Ömer radiyallahu anh, Efendimiz Aleyhisselatu vesselam’dan bir hadis rivayet eder, sahih bir haberdir; “Her kim çarşıya çıktığında, pazara çıktığında şu zikri yaparsa Allah ona bir milyon sevap verir, bir milyon günahını yok eder siler, bir milyon da derecesini arttırır.” Bakın kardeşler, bir zikri, tek bir zikir söyleyeceğim şimdi üç milyon bir şey veriyor Allah teala bize, 1- Artı bir milyon sevap, 2- Bir milyon eksiden düşüyor. Devlete bir milyon TL vergi borcun vardı, devlet sana Başbakanın imzasıyla bir mektup yolladı “Kardeşim seni çok sevdim, çok beğendim, kalbim ısındı sana, senin bir milyon TL’lik vergi borcunu siliyorum” dedi, Başbakan altta imza yapmış, o Başbakana aşık olmaz mısın? Hayatının sonuna kadar sana ne vaat ettiği önemli değil, hayatının sonuna kadar Başbakanlığa adaylığını koyuyorsa, hep bu adama oy verir misin, vermez misin? Adam bir milyon TL’ni sildi ya, bu vaat Muhammed Aleyhisselam’ın vaadidir, Allah bir milyon TL sana hibe edecek, bir milyonluk borcunu silecek yani günahını, bitmedi, dereceni bir milyon yükseltecek, manevi dereceler vardır, milyarlar, her kulun Allah ile arasında manevi mertebeleri, basamakları vardır, bunlar milyarlarla ifade edilir. Yaptığın bir tek zikirle bir milyon derecen artacak, Allah Teala’ya manevi olarak biraz daha yaklaşacaksın. Zikir nedir? “La ilahe illallahu vahdehu la şerike leh” Kayıtlara da geçiyor Allah’ın izniyle. Lütfen, bu zikri ezberleyin çok basittir, zaten çok müezzinden duyarsınız bunu. Manasıyla beraber söyleyeceğim ki ne söylediğinizi bilin: “(La ilahe illallahu – Allah’tan başka ilah yoktur), (vahdehu la şerike leh – O’nun hiç bir ortağı yoktur), (lehü’l-mülkü – mülk O’nundur), (ve lehü’l-handü – hamd O’na mahsustur), (yuhyi ve yümit – dirilten de O’dur ve Öldüren de O’dur), (bi-yedihi’l hayr – bütün hayırlar O’nun kudreti elindedir, bütün hayırlar) (ve hüve hayyün la yemütü – O Hayy’dır diridir, asla ölmez) (bi-yedihi’l hayr – bütün hayırlar O’nun kudreti elindedir) (ve hüve ala külli şey’in kadir – ve O gücü her şeye yetendir.) Bakın bir tesbih, bir zikir… Bu zikirde baştan sona Allah Tealayı meth ediyoruz, bu methi evinde yaptığın zaman değil evden çıktın çarşıya gittin, esnaf arkadaşlara “selamualeyküm, aleykümselam” esnaf arkadaşı ordan muhabbeti patlattı: “Nasıldı bu hafta fener ya?” Boş muhabbet, sen ne yapacaksın? “La ilahe illallahu vahdehu la şerik leh” tesbihatla gir adam bi şok olsun ya, “ya dur ne oldu kardeşim bir şey var, tavaf mı var ya?” Adamı bir şok edeceksin, adam gaflet muhabbetini ortaya koymak istediği zaman, “hocam bugün iş olacak mı? “La ilahe illallahu vahdehu la şerik leh” ya bi tesbihle gir şuraya ya. Sabah girer girmez adam dükkanına bilgisayarı açıyor, açıyor oradan çıplak klipleri, orada boyna yabancı, anlamını bilmediği şarkılar atıp atıp duruyor, çıplak kızlar dans ediyor, küfürler gırlalar, üç Allah var diyor, müslümanların ilahlarına küfür ediyorlar. Saçma sapan sözler, kelimeler, cümleler, bütün gün akşama kadar yabancı şarkı çalıyor, Müşteriyi çekiyormuş, daha cazipmiş yabancı şarkı koydun mu müşteri çekiyormuş, üst klas gruptaymışsın sen. Sonra hocaya geliyor “ya hocam biz niye iş yapamıyoruz, çok bereketsizlik var hocam” diyor ya, sabahtan akşama kadar dükkanında çıplaklar geziyor, sonra bereketsizlik var. Laptopunu kırarsam akar dükkanına akar, akar, “laptopunu kırayım müsade ediyor musun?” diyorum “Hocam ne gerek var, sileriz ya” diyor “bir daha girmeyiz” diyor, işte onu diyorsun ama yapamıyorsun, yapamıyorsun. Bu tesbihi unutmayın kardeşler, Allah için, bu tesbihi yaptığınız zaman üç milyon cepte, cepte… Vaat kimden? Muhammed aleyhisselam’dan, hadisi rivayet eden kim? İkinci halifemiz Hz. Ömer radiyallahu anh. Allah Ondan razı olsun (amin).

Tarikata girmeden zikir yapabilir miyim?

Keyiflendin mi Allah’tan iste! Büyük bir nimet peşinde misin? Yine Allah’tan iste. Dua ibadetin özüdür. Hadis-i Şeriftir. Ancak; mertebe yücelmeye başladığı zaman kendinde şunu fark edeceksin. O kadar fazla zikrediyorsun ve zikir sana öyle bir lezzet veriyor ki; artık istemeyi unutuyorsun. Rabbim bize, o mertebeyi nasip etsin. Amin. Bir kardeşim sordu. Hocam es Selamu aleyküm. Aleyküm selam. Zikir hakkındaki şu sohbetinizi izledim. Elhamdülillah, Allah’ın dilediği kadar ilim okuyorum ancak zikir eksik. Kendisine bir öz eleştiri yapmış kardeşim. Tarikat gibi düzenli zikir de yapmıyorum. Boşlukta iken, tesbihle veya kalple yapıyorum. Tarikata bağlanma imkanım da şimdilik yok. Kendim zikir yapabilir miyim? Evet ise nasıl? Allah razı olsun. Ve aleyküm selam, Allah’ı zikretmek sadece tarikattaki dervişlere değil bütün Müslümanlara farz olan bir emirdir. Tarikata girmiş olan bir derviş, bu farz olan emri ne yapar? Adede bağlar. O bir biat eder. Mürşidine, üstadına, şeyhine biat eder. Ve onun huzurunda Allah’a bir söz verir. Allah’ım, hayatımın sonuna kadar her gün, seni şu adette zikretmeye söz veriyorum. Farz olan zikri kendisine aynı zamanda mühürlemiş olur. Ölümüne varıncaya kadar her gece yatmadan önce muhakkak, Rabb’ini zikreder. E peki, tarikata girmeyen Müslümana farz değil midir? Bütün Müslümanlara farz. Delillerini yazdım. Yaratıcınızı zikretmek için, illa bir tarikata girmek zorunda değilsiniz. Tarikatın özelliği; size bir yöntem öğretmek ve halinizi göz önünde bulundurarak hangi zikirleri kaç adette yapmanız gerektiğini bildirmektir. Zikrin farz oluşunun birkaç delilini anlatayım. Allah buyurdu: “Rabb’ini alçak gönüllülükle, korku ve duyarlılık içinde, sesini yükseltmeden, sabah akşam an ve sakın umursamaz kimselerden olma! (A’râf suresi, 205) Bakın! Nakşibendi zikrinin delili nereden gelir? Nakşi dervişleri, sessizce zikreder. Allah ne buyuruyor? Korku ve duyarlılık içinde, sesini yükseltmeden! Buna hafî zikir denir. Efendimiz aleyhisselam bu zikri nasıl anlatır? Rızkın hayırlısı kâfi olandır, zikrin hayırlısı hafî olandır. Sessiz olandır. Nakşibendi dervişleri, Allah’ı öyle bir zikrederler ki; Dillerini damağa yapıştırırlar, ağızlarını açmazlar, seslerini dışarıya vermezler. Ne melek işitir, ne şeytan işitir. Riya ihtimali tamamen ortadan kalkar. Sadece Allah’ım için Allah’ı zikrediyorum. Buna hafî zikir denir. Başka bir delil: “Allah’ı namaz dışında da daima hatırlayın ki; mutluluğa erişebilesiniz.” (Cuma, 10) Mutluluğu istiyor musun kardeşim? Mutlu olmak istiyor musun? Namazın dışında da Allah’ı daima hatırla. Hicri 5. asırda gelmiş olan büyük bir Allah dostu, Abdülkadir Geylânî hazretleri. Ne buyurdu mübarek? Avam’ın orucu, imsak ile iftar arasında bir şey yer ya da içerse bozulur. Bizim orucumuz ise; 24 saat içerisinde Allah’ı bir an unuttuğumuz anda bozulur. Avam Müslüman, veli Müslüman. İkisine bir diyebilir misin? Bak ne diyor; Dışarıdaki avam Müslüman’ın orucu, herhengi bir su içerse oruç esnasında, bozuluyor diyor. Bizim orucumuz nasıldır? Bizim orucumuz kalbimizledir. Kalbimiz bir an bile Allah’ı zikirden gafil olmaz! Devamlı Allah’ı anar, namazın dışında olsak bile! Bunu yaptığın zaman ne oluyor? Mutluluğa erişiyorsun huzura erişiyorsun. Huzura ermek istiyor musun? Kalbin tatmin olsun istiyor musun? Herkes, kalbini tatmin etme peşindedir. Tatmin olmanın bir tek yolu vardır. E lâ bi zikrillâh E lâ bi zikrillâhi tatmainnul kulûb. “Kalpler ancak; Allah’ı zikirle tatmin olur!” (Râd, 28) Parayla demiyor! Yeni elbiselerle demiyor! Yeni arabayla demiyor! Bi zikrillâh, Allah’ın zikriyle diyor. Allah böyle diyorken, sen kimden, ne nasihat alıyorsun? Nasıl tatmin etmeye çalışıyorsun kendini? Ne yaparsan yap! Geçici olarak beynini uyuşturmak için ne çözüm bulursan bul! Tatmin olmayacaksın! Uyuşturucunun etkisi geçtiği anda aklın başına gelecek, yine bir boşluktasın. Yine ruhun bir şeyleri arıyor. Sana Allah’ı zikir lazım. Başka bir delil: Beni anın, ben de sizi anayım. “Feżkurûnî eżkurkum.” “Beni zikredin, ben de sizi zikredeyim.” (Bakara, 152) Başka bir delil: “Allah’ı çokça zikredin ki, felaha eresiniz. Kurtuluşa eresiniz, huzura eresiniz.” (Cuma, 10) Bunlar hep; zikrin farz oluşunun delillerindendir. Devam ediyorum, zikirdeki amaç; dil daima Rabbi anarken… Kalbin de onun kudretini ve yaratış gücünü tefekkür etmesini sağlamak suretiyle Bir yerden sonra, kalbin de zikretmesine aracı olmaktır. Bu tarikatlardaki zikir dersinin tek amacı nedir? Bütün tarikatlara girdiğiniz anda, ben Allah’a daha yakın olmak istiyorum dediğiniz anda size bir görev verirler. Allah’ı zikredeceksin. Başka bunun hiç bir şansı yok! Spor yapmak isteyen bir adam, ben tekvando sporunda iyi olamak istiyorum diyen bir adam Bir spor salonuna gitse, bu adama ne görev verirler? İdman kaçırmayacaksın. Uzakdoğu konusunda, iyi olan bir adam olarak söylüyorum bunu! Dövüş sporlarında iyiyimdir. Bana yan bakmayın! Ne derler bu adama? İdmanlarını kaçırmayacaksın. Her idmanı yerine getireceksin. Sekte yapmayacaksın. Bir idmanı kaçırmak demek; bir ay seni geriye atması demektir. Fizik kondisyonu alarak. Tarikata girdiğin zaman sana ne der? İdman! Zikir idmanını kaçırmayacaksın. Dilin devamlı Allah’ın zikriyle ıslak kalacak! Muhammed aleyhisselam bunu nasıl tavsiye ediyor? Amcasının oğlu, Abdullah İbni Abbas’ı devesinin terkisine alıyor ve şöyle diyor: Ey Abbas! Ey amcamın oğlu! Dilin daima Allah’ın zikriyle ıslak kalsın. Nasihat. Gördünüz mü nasihati! Dilin daima Allah’ın zikriyle ıslak kalsın. Bizim diller parayla ıslanıyor. Öfkeyle ıslanıyor, küfürle ıslanıyor ama Allah’ın zikri hiç gelmiyor. Neden bu zikir tavsiyesi var? Bütün bu zikir faaliyetlerinin tamamı bir tek şey için; kalp de zikretmeye başlasın diye. Marş neden var? Araçlarda o, anahtarı soktuğumuz yer neden var? Motoru çalıştırsın diye! Kalp insan bedenindeki bir motordur, merkezdir. Dil marş konumundadır. Anahtarı yani, tesbihatı buraya koyarız ve Allah Allah diye zikretmeye başlarız. Bu zikir kuvvetlendiği anda, motor çalışır. Bütün gaye motoru çalıştırmaktır. Motor çalıştığı anda, artık bu adam namazın dışında 24 saat boyunca, Allah’ı zikirden gafil değil anlamına gelir. Bütün tarikatlardaki amaç, gaye budur kardeşler. Allah bize nasip etsin, amin. Kalp Allah’ı zikretmeye başladığı zamansa; dilin küfretmesi bir yana artık öfkelendiğinde, kalbin bile küfretmez ve sabır gösterir. Bakın! Şu anda Müslümanlar iki türlü. Öfkelendiği anda, trafikte sıkıştı, yarım saat bir saat evine geç kaldı… Yemek geciktiği için, ihtiyacını hemen istediği saatte alamadığı için öfkelendi Önündeki ağır ağır, tını mını giden arabaya bastı küfrü! Bu ne yaptı? Dili küfretti. Diliyle içindeki öfkeyi dışarıya kustu. Derviş ne yapar? Aynı trafikte, aynı ihtiyacını karşılayamadı Diliyle küfretmedi ama kalbinden de saydırdı. İçinden gitti yani. Yazar mı? Günah olarak yazılır mı? Şeriatta günah olarak yazılmaz. Ama, kalbin kirlenmesine de engel olamaz. Zikirde ilerlemiş derviş ne yaptı? Bırak dilinin küfretmesini, kalbi bile küfretmedi. Allah’ın her yaptığı işte bir hayır vardır! Demek ki, eve geç gitmem gerekiyor. Belki beni yolda, bir kazadan beladan alıkoydu. Belki mahalleye o dakikada girsem, birileri beni bıçaklayacak. Allah’ın yaptığı her işte, benim için bir hayır vardır. Müslüman’a zarar yoktur. Her işimde bana bir hayır vardır, dedi ve kalbi bile küfretmedi. Zikir kuvvetlendiği zaman, bırak dilin yalan söylemesini, kalp bile yalan söylemez. İhtiyaç duyduğunda dilin yalan söylememesi bir tarafa, şayet; zikre alışmış bir kalp haline dönüşmüş ise artık, kalp de yalan söylemez. Ticaret yapıyorsun. Esnaflar, bırak kalbin yalan söylemesini, dili sekiz takla atıyor. Bu mal gibisi yok piyasada! Kurşun geçirmez abi, yalana bak! Kurşun geçirmez mal olur mu? Kurşun geçirmez kumaş olur mu ya! Yalan söylüyorsun. Komşunun malını alma, çok kötü malı var. Halbuki onun malı, senin malından daha kaliteli. Komşunun malını kötülüyor ki; müşteri kendisinin malını alsın diye. Helaline haram karıştırıyor, sonra bereket bekliyor. Ya hocam ya! Paranın cebimize girmesiyle beraber yok olması bir diyor. Şikayet ediyor bize. Sende problem var. Sende bir bereketsizlik problemi var, yaptığın bazı yanlışlardan dolayı! Dil zikretmediği zaman ne oluyor kardeşler? Tak! Elektrikler gidiyoor. Elektrikler gidiyor. Ondan sonra kitlenip kalıyor. Ne namaz kalıyor o adamda, ne şükür kalıyor, ne ibadet kalıyor. Hiçbir şey kalmıyor. Allah Teala; ibadetsiz, şükürsüz, zikirsiz, inançsız yaşamaktan bizleri emin ve muhafaza etsin, amin. Devam ediyor, şu noktada size tavsiyem; her gün beş yüz defa Allah lafza-i celâlini zikretmeye kendinizi alıştırmanızdır. Rabbim dilimizdekini, kalbimize indirmeyi de nasip etsin. Kardeşler! Etrafınızda bazı Müslüman kardeşleriniz sizden manevi sıkıntılardan kurtulmak için tavsiye isterse, siz ne diyeceksiniz? Kardeşim! Kendini her gün, 500 defa Allah demeye alıştır. Hocam, zikretmesi için illa bi tarikatımıza girmesi lazım mı? Hayır! Tarikata girme mecburiyeti yoktur İslamda! Bakın! Mahşer günü, Allah’ın huzuruna gittiğimiz zaman; Allah bize, neden tarikata girmedin diye sormayacak! Allah bize; neden zikretmedin, neden namaz kılmadın, neden İslam cemaatinden uzak kaldın? Diye sorar! Ama, neden tarikata girmedin diye sormaz! Şu halde, bizim tavsiyemiz ne olacak? İnsanları, Allah’ın zikrine alıştırmaya çalışacağız. Tarikatımıza değil. Cemaatimize değil. İnsanları Allah yoluna çağırın, büyük cemaate çağırın. Büyük cemaat nedir? Ehli sünnet vel cemaattir. 1,5 milyar Müslüman’ın cemaati.

Şu günlük zikirleri herkese tavsiye ediyorum…

İftitah tekbirini getirmeden namaz yoktur. İftitah tekbiri sonra kıyam, ayakta duracaksın. Namazın farzlarından bir tanesi. Burada ne diyor Allah? “…fez’kurûllâhe kıyâmen” (Nisa, 103) “Ayaktayken Allah’ı zikredin.” Namazı kıldın. Peşinden Resulullah Aleyhisselam’ın hadislerinde geçen otuz üçer kere tesbihatı yaptın. Sübhanallah, Elhamdulillah, Allahu Ekber. Peşinden ellerini açtın, duanı yaptın. Allah’tan isteyeceğini istedin. Sonra ne yapıyorsun? Camiden çıkmaya başlıyorsun. Görüştüğün komşularla musâfaha ediyorsun. Nasılsın kardeşim? İyiyim, hamdolsun. İşler nasıl gidiyor? Derken, çıkarken neye başla diyor Allah Teala? “Fez’kurûllâhe kıyâmen” Ayakta Allah’ı zikretmeye başla. Müslümanların görevlerinden bazıları… Yaşıyorken, geziyorken, görüyorken karşılaştığı bazı durumlarda hemen Allah’ı tespihe başlamak durumundadır Müslümanlar. Kaliteli Müslümansa Allah’ı zikreder, zayıf Müslümansa boş kelimeler eder. Malayani ile boş sözlerle anı geçiştirir. Kaliteli Müslüman ne yapar? Bir şeye şaşırdığı zaman… Karşılaştığı güncel meselelerde herhangi bir şaşırdığı bir şey gördü. Ne der? “Sübhanallah.” Allah’ım seni tenzih ederim. Bu müthiş bir şey. Bu hârikulâde bir hâl. Ama sen bundan çok daha güzelsin, çok daha üstünsün. Ne diyor zikir olarak? Sübhanallah. Peki cahil Müslüman ne der? “Vay bee, vay anasını be!” Boş… Boş kelime… Kaliteli Müslüman ne diyor? Sübhanallah. Allah’ım seni tenzih ederim, sen çok güzel bir şey yapmışsın. Ama ben biliyorum ki sen bundan çok daha güzelsin. Sübhan, tenzih etmek demektir. Allah’ı yarattığı her şeyden tenzih etmek. Kaliteli Müslüman bunu yapar. Herhangi bir şeyi yapmaya niyetlendiği zaman ne der? “İnşallah bunu yapacağım.” İnşallah! Zayıf Müslüman ne der? “Hocam, o iş bende!” Kardeşim şu sohbet kesimlerini hallettin mi? “O bende hocam merak etme.” O bende… İki hafta geçiyor, vazife yapılmamış. O bende yok, o bende. Her şey Allah’tadır. “Er-rızku Al’Allah.” Rızık, Allah’tadır. Ya bu hafta nasıl halledeceksin haftalığı oğlum? “O bende baba merak etme.” O sende değil kardeşim. “Er-rızku Al’Allah.” Rızık Allah’tadır. Resulullah Aleyhisselam hadislerinde hep böyle söyler. Allah’ta olan rızkı sen talep edeceksin, isteyeceksin. İstemek iki türlüdür: Bir, fiziki olarak çalışacaksın. İki, dua edeceksin. Allah’ım bana temiz, helal rızıklar ver. Ama bu adam ne diyor? “Kesin hallettim o işi, olmuş bil hocam!” Bir de bizim bazı dervişler var, kesinci! “Olmuş bil hocam. Çözdüm ben o işi.” diyor. Kardeşim yapma bunu ya. Allah bir mani çıkartır, bir engel çıkartır mahcup eder. Bunu böyle yapmayın. Muhammed Aleyhisselam Yahudilere vermesi gereken cevabı veremedi. Allah’ın Peygamberi! Yahudiler üç tane sual sordu. Efendimiz Aleyhisselam ne buyurdu? “Ben bunların cevabını size yarın vereceğim.” Neyi unuttu? İnşallah! İnşallah demeyi unuttu. İnşallah demediği için Allah Teâlâ cevabını on beş gün boyunca vermedi. On beş gün sonra Cebrail Aleyhiselam’ı yolladı ve o ayeti kerimeleri gönderdi. “Herhangi bir işe niyetlendiğinde ben bu işi yapacağım deme! İnşallah de.” (Kehf, 23-24) Eğer Allah dilerse yapacağım. Anladınız mı kardeşler? Bu kaliteli Müslüman’ın işidir. Kaliteli Müslüman böyle yapar. Herhangi istediği bir şey olduğu zaman; talep ettiği bir şey vardı, arzuladığı bir şey vardı Allah da ufak bir çalışmanın akabinde bu kula bunu verdi. O ne der? “Elhamdülillah.” Bakın ayakta zikreden bir kul. Dilinden zikir eksik olmayan bir kul devamlı bahaneler arar. Karşılaştığı her meselede o bir zikir ortaya koyar. Allah’ı bir şekilde zikreder. Bir beklentin vardı. Çocuk sahibi olmak istiyordun. Üç sene geçti, dört sene geçti, beş sene geçti Allah sana vermedi. Altıncı sene sana çocuk verdi. Sen ne diyeceksin? “Çok uğraştım, çok çalıştım en sonunda başardım be!” Akıllı Müslüman böyle der mi? Madem çok yeteneklisin, çok beceriklisin altı senedir neredeydiniz siz karı koca? Çok uğraştınız, çok çalıştınız ama sonuç yok. Kim verecek çocuğu? Çocuğu Allah verir. Milyon tane spermin içinde milyon tane canlı tohum vardır. Milyon tane! Bunlardan bir, iki ya da üç tanesi… Anormal doğumlarda ikiz ya da üçüz, dördüzü bile gördüm ben. Kadın hamile kalır. Allah, “ol” demedikçe hamile kalmaz. “Hiçbir dişi Allah izin vermedikçe hamile kalamaz.” (Fussilet, 47) Ayettir. Hiç bir dişi! Şu hâlde sen ne yapacaksın? Allah sana evladı verdi mi? Sen ne diyeceksin? “Elhamdülillah. Rabbim bana bir çocuk verdi.” Zikretmek için bahane arayacaksın, onu devamlı yücelteceksin. Allah övülmeyi sever. Muhammed Aleyhisselam ne buyurdu? “Övülmeyi Allah kadar seven yoktur.” İnsanlar övülmeyi sever mi? Sever. Allah övülmeyi en çok sevendir. Şu hâlde insanları bazen methederiz, güzel iş yapan insanları teşvik etme babında övebiliriz. Ama en çok öveceğimiz kimdir? Allah Teala’dır. Onun şanı ne yücedir. Herhangi bir şeyden korunmak istediğimiz zaman kaliteli bir Müslüman ne der? “Hafezanallah. Allah bizi muhafaza etsin.” Bu kaliteli Müslüman’ının yaptığı bir şeydir. Allah bizi muhafaza etsin. Zayıf Müslüman ne der? “Uuu!” Nasıl yapıyordu? Hah. Kulağını çekiyor ondan sonra böyle yapıyor. (Masaya vurma sesi) Ne bu? Bu kitapta böyle bir şey yok. Muhammed Aleyhisselam’ın binlerce hadisini okudum, böyle bir şey yok. Tahtaya vurun, herhangi bir şeyden korktuğunuz zaman tahtaya vurun bir de kulağınızı çekin. Ağzıyla hareket yapanı bile gördüm. Ağzıyla hareket yapıyor, kulağını çekiyor sonra da tahtaya vuruyor. İki olmazmış, üç defa olması lazımmış. İşin sırrı oradaymış. Üç defa vurursan Allah seni ondan korurmuş. Uydurma! İslamiyet’in i’sinde yok böyle bir şey. Uydurma! koca karı masalları. Müslüman ne der? “Hafezanallah. Allah bizi bundan muhafaza etsin.” Kaliteli Müslüman! Sonra, çok güzel bir şey gördüğü zaman ne der Müslüman? “Peh arkadaş be! Ne güzeller var be! Allah sahibine bağışlasın.” Güya ne yapıyor? Dua yapıyor. Önünden bir çıplak kız geçiyor ya. Sahtekâr esnaf! Çıplak kız önünden geçiyor, yanındaki arkadaşa da şöyle diyor: Hani ben ona kötü gözle bakmıyorum. “Allah sahibine bağışlasın be, ne kadar güzel be!” Sahtekâr seni! Ne yapacaksın? Gözlerini oradan çevireceksin. Kardeşim bu bize haramdır. Bu başkasının kızıdır, başkasının karısıdır. Nasıl ki buradaki esnafların benim hanımına bakmasını istemiyorum, bende ona bakamam. Ne diyecek? “Maşallah!” Çocuğu sünnet ettireceksin. Çocuğun sünnet olacak. Çocuğa ne diyeceksin? “Bende bir çocuk var Allah bana en güzelini verdi. Hiçbir çocuk benim çocuğum kadar güzel değil.” Sen şu anda nazar topluyorsun. Çocuğun üzerine nazar topluyorsun. Senin ne demen lazım? “Maşallah. Allah nazardan saklasın.” Esnaf arkadaşım dedi ki: “Hocam bir avukat buldum. Avukatın ismi Maşallah.” Daha önce duydunuz mu böyle bir isim? Vallahi ben ilk defa duyuyorum. Maşallah… Dedim kardeşim hemen o avukatı tut. Hemen tut! Beddua bile etsen işlemez. Bak! Allah senin belanı versin, nazardan korusun demek. Allah senin belanı versin Maşallah, dese bir adam ne demiş olur? Allah senin belanı versin, nazardan korusun. Hem bela versin diyor peşinden de diyor ki nazardan korusun. Bela dua iç içe… Tutmaz! Şu hâlde herhangi bir güzellik gördüğümüz zaman, kötü nazarımız geçmesin diye ne diyeceğiz? Maşallah. Başka? Allah’ın gücünü gördüğümüz zaman, bir yaratış, bir kuvvet, bir kudret… Güneş tutulması. Bu anormal bir şeydir. Ay tutulması. Gündüzün üçünde, yaz mevsiminde güneş yüzde elli, yüzde altmış ışık verme kapasitesini kaybediyor. Ve sanki bir nevi akşam vaktini yaşıyorsun. Saat yediyi, sekizi yaşıyorsun. Allah Teala bunu otuz saniyeliğine, kırk saniyeliğine yapabiliyor. Bir anda veriyor bunu. Hiçbir teknolojik alet bunu başaramıyor. Güneşi kırpamıyor.

Neden Tarikata girdim? – Otobiyografi…

Birçok kardeşimiz bize mesajlar atıyor. “İnternette birçok hocayı dinliyoruz hocam fakat tarikat ehli olan hoca sayısı çok az. Sen neden bir tarikata girme ihtiyacı hissettin?” Birçok kardeşim bize bu suali soran mesajları atıyor. Biz de bu kardeşlerimize özetle konuyu anlatıyoruz. Kardeşler ben, rahmetli babacığımın teşvikiyle sekiz yaşında İslam ilimleri öğrenmeye başladım. Devamlı babamın yanında çalışırken o beni çalıştırmama tarafında, Kur’an kursuna yollama tarafındaydı. Ben de istemeye istemeye, babanın sözü kırılmaz, babanın hatırı için Kur’an kursuna giderdim. Allah içimi biliyor, sizden saklayacak değilim. Allah için gitmedim, babamın hatırı için gittim. Ama birinci sene, ikinci sene işler değişti, kalbim döndü. Bir, iki adım attığı için Allah kalbimi çevirdi. Ve Kur’an kursundan zevk almaya, haz almaya başladım Artık babam beni çalıştırmak istediği zaman ben işten kaçıyor ve Kur’an kursuna gidiyordum. Kur’an kursunda dört, beş senem geçti. Allah ona selamet versin, Sadık hocam… İlmihâl bilgilerini, Kur’an ve tecvit bilgilerini bana kim öğretti? Sadık hocam öğretti. Şimdi emeklidir, ne zaman görsem elini öperim. Çok hayırlı bir insandır. Bu ilimleri öğrendikten sonra fıkha merak saldım. Yaşım çok genç olmasına rağmen Osmanlı dönemine ait fıkıh kitapları elime geçti. Hepsini inceledim, okudum. Soru-cevap, soru-cevap. Şeyhülislamlara teba, halk soru soruyor bunlar cevap veriyor. Her soru kafamda başka soru işaretleri uyandırdı, devamlı bu kitapları okudum. Fıkıh ilmi beni hadis imine sevk etti. Fıkıh ilmindeki âlimler, fakihler hükümleri nereden çıkartırlar? Ayet ve hadislerden çıkartırlar. Hadis ilmine merakım uyandı. Kütüb-i Tis’a denilen kitapları araştırdım. Dokuz hadis kitabı. İslam’da Kur’an’dan sonra gelen en önemli kaynak hangisidir? Hadistir. Hadis kitaplarının en başları hangisidir? Kütüb-i Tis’a, dokuz hadis kitabı. En sahih, hasen hadisler buradadır. İmam Buhari’nin, İmam Müslim’in, Ebu Davud’un, Tirmizi’nin, İbrahim Nehai’nin, İmam Malik’in, Ahmet bin Hanbel’in… Dokuz kitap. Bu kitapları inceledim ve oradaki hadisleri ezberlemeye başladım. Fakat ilmim ne kadar artsa da, buraya dikkat edin, kalbim dolmuyordu. Bilgiyi ikinci maddeye geçiremiyordum. İkinci madde neydi? Amel. Amele dökemiyordum. Sekiz yaşından beri dini eğitim alıyorum ve devamlı okuyorum, okumayı çok seven bir adamım ama namaz kılıyor muyum? Bir vakit namaz kılıyorum. On beş yaşına kadar bu kardeşiniz, on beş yaşına kadar bir vakit namaz kıldı. Hangi namaz? Sabah namazı. Namazların da en zorudur. Bu namazlara beni kim alıştırdı? Rahmetli babacığım alıştırdı. Allah kabrini nur etsin inşallah. (Amin) Zorla morla beni her gün sabah namazına götürürdü. O bana alışkanlık hâline geldi ve devamlı olarak bu namazı kıldım, on beş yaşıma kadar. Bir sene, iki sene kaza borcum vardı. Rabbime hamdolsun namaza başladığım an da bu kazaları hemen kapattım. Şimdi kardeşler, düşünün bir adam devamlı kitap okuyor, devamlı sohbet dinliyor, aklını devamlı dolduruyor ama kalbi boş. Öğrendiklerini amele dökemiyor. Ne zamana kadar bu hâl devam etti biz de? Tasavvuf yoluna girinceye kadar. Namazlarda istikrar sağlayamama rağmen Kur’an okumada çok istikrarlıydım. Her akşam yatmadan önce dişlerini fırçalamak gibi beş, on sayfa Allah’ın kelimelerini okumadan yatmazdım. Yine bir akşam Kur’an okurken geldi Muhammed suresine. Muhammed suresi, yedinci ayet. Yâ eyyuhellezîne âmenû in tensurûllâhe yensurkum ve yusebbit akdâmekum. Bu ayetin üstünde daha önce onlarca defa gitmişimdir. Ama o akşam okurken beynimde şimşekler çaktı. Ayet şöyle diyor: “Ey iman edenler, in tensurûllâh, eğer Allah’a yardım ederseniz; yensurkum, Allah da size yardım eder. ve yusebbit akdâmekum, ayaklarınızı dini üzere sabit kılar. Şimdi bu ayeti okudum, Kur’an’ı kapattım. Ve aklımdan bazı düşünceler geçti. Allah Teala âlemlerden müstağni iken, hiçbir şeye ihtiyacı yokken neden benden yardım istiyor? Ben âciz bir kulum. Yardım ederseniz diyor, in tensurûllâh; yensurkum, o zaman ben de size yardım ederim diyor. Hemen tefsirleri karıştırdım. Ayetleri tefsirlerle okumazsanız kafanıza göre hüküm verirsiniz. Bir mealci bu ayeti okuduğu zaman ne yapar? “Hee bak, Allah’ın benim yardımıma ihtiyacı var.” der. Bir ehlisünnet Müslümanı ne yapar? Dur bir tefsirlere bakayım âlimler bu ayet hakkında ne buyuruyor. Rasulullah bu ayet hakkında ne buyuruyor sallallahu aleyhi ve sellem. Tefsirlere baktım ve gördüm ki, ulema diyor ki: “Allah’ın kendisine yardım değil Allah’ın dinine yardım ederseniz. Bu ayetin manası budur.” Allah’ın dinine yardım kimin muhtaç olduğu bir şeydir? Allah’ın muhtaç olduğu bir şey değil kulun muhtaç olduğu bir şeydir. Eğer kul Allah’ın dinine yardım ederse Allah onun kalbini İslam’a açar ve hidayetini kalbine indirir. Bu sefer İslam’ı yaşamak ona kolaylaşır. Bunu anladım ve idrak ettim. Okumalarım, Kur’an okuyuşlarım devam etti. Bu sefer duygulanarak okumaya başladım. Okurken ağlıyordum, tövbe ediyordum, pişman oluyordum ve devamlı bir dua yapıyordum. “Allah’ım, beni sana daha yakın olacak sevdiğin bir dostunun kapısına yönlendir, bana bir mürşidi kamil nasip et.” Devamlı dualarımda bu temennide bulunuyordum Mevla Teala’ya. Bir gece rüyamda Mehmet Emin Tokadi Hazretlerini gördüm. Onun kabrine gidiyordum. Mübarek, kabrinin başında beni davet ediyordu. Bize gel, diyordu. Rüyamda bu olayı gördükten sonra Unkapanı Zeyrek Yokuşu’na gittim. Mehmet Emin Hazretlerinin kabrini ziyaret ettim, Kur’an okudum ve orada Rabbime bir duada bulundum. “Allah’ım burada yatan sevdiğin bu dostun hürmetine bana bir Hak kapısı nasip et. Kendimi geliştirebileceğim, senin isteyeceğin, istediğin kıvamda olabileceğim bir kapı, bir doğru yol bana nasip et Ya Rabbi.” Orada bu duayı yapınca Allah Teala Hazretleri duamı kabul etti ve beni üstadımız İhramcızâde İsmail Hakkı Efendi’nin talebeleriyle tanıştırdı. Allah’ın selamı onların üstüne olsun. (Amin) Onların talebelerinin, o mübareğin vekillerinin, halifelerinin sohbetlerine gittim geldim. Beş, altı sene kadar bu böyle devam etti. Bu yılların sonunda Efendi Hazretleri rüyama girdi. Rüyamda karşıma geldi ve bana şöyle dedi: “Evladım, Allah’ın kullarına hizmet etmen lazım. Allah’ın kullarına hizmet etmen lazım.” Bu rüyayı gördükten sonra tebliğime daha bir sarıldım. O sohbetler esnasında, o tasavvuf yoluna girmem ile beraber, o zikir dersini almamla beraber bilgilerim kalbine inmeye başladı. Hemen birinci, ikinci sohbette namaza başladım. Dikkat buyurun! Yıllar boyunca düşündüğüm, okuduğum, dinlediğim bilgiler beni namaza başlatamadı. Bir tarikat meclisine, bir tasavvuf sohbetine gittim; birinci, ikinci sohbette hemen beş vakit namaza başladım. Ve hemen kaza borçlarımı kapatmaya başladım. Bir ya da iki sene içinde bütün kaza borçlarımı kapattım. Zikir dersi ile beraber, okuyuşlarla, sohbet dinleyişlerle beraber hem ilmî olarak hem manevi olarak Rabbime hamdolsun gelişmeye devam ettik. Sonra tebliğe ağırlık verdik. Üstadımızdan bu hayır duayı aldıktan sonra tebliğimiz daha bir kuvvetlendi. O zamana kadar, tarikata girinceye kadar ilmimiz olmasına rağmen tebliğden hep kaçtım. Hep uzak durdum. Bunun iki tane sebebi vardı. Birincisi, dilimdeki kekemelik. Bizim geçmişimizi tanıyanlar bilirler. Dilimde sekteme vardı. Çok hızlı konuşurdum ve çok takılırdım. Bu, birinci sebepti. İkinci sebep neydi? İslam’ı yaşamanın verdiği öz güvensizlik. Bir adam Allah’ın dinini yaşamıyorsa ne kadar bilirse bilsin konuşmak istemez. Çünkü ben bu adama namazı tarif edeceğim, ben kılamıyorum. Utanır. Bu öz güvensizlikten dolayı ve dildeki sorundan dolayı bu vazifeden hep kaçtım. Ama tasavvufa girince, velilerden hayır dua alınca, şeyhimden de desturu alınca işler değişti. O kekeme olan dilimiz bülbüle döndü, Allah’a hamdüsenalar olsun. Konuşmamız gereken ne varsa Allah Teala bize ilham etti. Büyüklerimizin de hayır duasıyla bunu konuştuk, insanları İslam’a davet ettik. İnsanlar her gün bize hayır dua mesajları gönderiyor. Şükranlarını sunuyorlar, teşekkür ediyorlar. Namaza başladım diyenler, mezhepsizlikten kurtuldum diyenler, şu sapkının peşindeydim tövbe ettim diyenler… Şii idim tövbe ettim, Vehhabi-Selefiydim tövbe ettim diyenler, canlı bomba olacaktım tövbe ettim diyenler… Canlı bomba! Adam sohbetimizi seyretmese gelecek burada yüz kişinin arasına dalacak. Allah’a hamdüsenalar olsun çok güzel hayırlara vesile olduk. İnşallah bundan sonra bu istikametimizi bozmazsak, Allah’ta bu dini üzere ayaklarımızı sabit kılarsa, kaymazsak çok daha güzel hayırlara vesile olacağız. (İnşallah) Rabbim bize yardım etsin. (Amin) Amin ya Muin. İşte kardeşler, tasavvuf, tarikat bir yaşam okuludur. Tarikat ne yetiştirir? Mücahit yetiştirir. Evinde miskin miskin duran Müslümanı alır; öz güvensiz, bitkin, iki kelimeyi peşi peşine getiremeyecek Müslümanı alır bir mücahite dönüştürür. Kelleyi koltuğa almış, başına ne geleceğini düşünmeyen, bir tek şey düşünen: Bugün kaç tane Müslümana vesile olabilirim. Bu adama Mücahit denir. Tarikat adamı bu şekle sokuyor. Allah Teala hepimize bu bilinci versin inşallah. (Amin) Amin ya Muin.

İbadette zevk almamızı engelleyen sebepler neler? – 1 milyon sevap kazan!

Nasıl kurtulabiliriz? Onu da anlat hocam bize. Zevk alamamaktan… Tamam biz avam mesabesindeyiz daha bu Allah yolunun başındayız. Zevk almak istiyoruz. O ihlas mertebesine erişemedik. Yahut da etrafımızda zevk almak isteyen, yeni namaza başlayan, yeni sohbete başlayan insanlar var. Bunların zevk alamamasının sebepleri nelerdir? Bu sebepleri biraz açar mısın? Bir iki madde anlatayım. Sebeplerden bir tanesi, ibadetin mahiyetini bilmemesidir. Namaz ibadeti mesela… Allah’ımızın Kur’an’da en çok zikrettiği ibadet. Namaz… sonra zikir… Bir adam niye namaz kılmaz, niye zikretmez? Namazın ve zikrin ehemmiyetini bilmediği için. Bunun kıymetini, önemini bilse bu adam namazı çok keyifle kılar. Zikri çok keyifle yapar. Ehemmiyetini biliyor, getirisini biliyor. Geçen hafta bir kardeşim mesaj yollamış. ”Hocam!” dedi. ”Sohbetinde bir milyon sevap hadisini söyledin… Onu sohbetin içinden cımbızla çektim.” diyor. ”Her gün işime gittiğim anda, dükkanıma, masama oturduğum anda o zikri yapıyorum ve bir milyon sevap aldığımı düşünüyorum… Allah senden bin kere razı olsun.” Bu hafta bir tane mesaj geldi kardeşimden. Diğer gelen soruların yanında bu mesaj beni çok keyiflendirdi. İçerden en hikmetli, en cebimize yarayan meseleyi çekip almış. Kıymetini öğrendi. Şimdi bak, kıymetini öğrendiği için bu adam bu zikri her gün yapıyor. Her gün 1 milyon TL cebine girse yaptığın bir iş ile, sen o işi yapmaz mısın Müslüman? Asla kaçırmazsın o işi. Asla! Her gün bir milyon sevap diyor Allah’ın Resulü. O hiçbir şeyde yalan söylemedi Müslüman kardeşim. Kâfirlere hiçbir zaman yalan söylemedi. Müslümanlara hiçbir zaman yalan söylemedi. O hep doğruydu. Sadık haber veren bir Peygamberdi. Şu halde bize diyor ki: ”Çarşıya gittiğinizde, pazara gittiğinizde, ticarete gittiğinizde bunu yaparsanız bir milyon sevap alırsınız.” İşte bu adam bu ibadetin mahiyetini öğrendiği için bunu terk etmez. Mahiyetini bildiği için ona çok ehemmiyet verir, önem verir. Bu ona feyiz olarak huzur olarak zevk olarak döner. Zevk alamamanın sebeplerinden bir tanesi ne yine? Kötü ortamlarda bulunması. Bir adamın kendisi ne kadar iyi bir insan olursa olsun kötü arkadaşlarla bulunursa kirlenmekten korunamaz. Bu iş tıpkı sağlam elmaların yanına çürük elmayı koymaya benzer. Üç tane arkadaşın var, ikisi sağlam biri çürük. İkisi sağlam biri çürük. O çürüğü aranızdan uzaklaştırın. Çünkü o çürük ehli bidat ise sağlamları bozar. Çünkü şeytanın yoluna gitmek, Allah’ın yoluna gitmekten daha kolaydır. Örnek mi? Bir kasa elmanın içine iki tane çürük elma koyun. Kasadaki 40 tane sağlam elma olsun. Bir hafta sonra gidin elmalara bakın. Kaç tanesini bozmuş? ”Hocam şu olamaz mı? Sağlam elmalar çürüğü düzeltemez mi?” Eşyanın tabiatına aykırı. Sağlam elma çürüğü düzeltemez, çürük sağlamı bozar. Çünkü bozulmak düzelmekten ve düzeltmekten çok daha kolaydır. Allah tabiatı böyle yaratmıştır. Şu halde ne yapacaksın? Ehli bidat bir arkadaşın varsa uzak duracaksın, mesafe koyacaksın. ”Dur hocam, benim ilmim çok ilerledi. Sohbetlerde üç beş yıldır gelip gidiyorum çok şey öğrendim ben onu düzeltirim.” Hiç uğraşma, sen alimlerden nakiller yap… sohbetini paylaş, ilmi durumları paylaş, kitap hediye et ama diyaloğa girme. Diyaloğa girme çünkü onun yanında şeytan var. Senin yanında kim var? Hiç kimse yok. Şu halde kardeşler haz alabilmek için ortamımıza dikkat edeceğiz. Arkadaşlarımıza dikkat edeceğiz. Mesela namazın şartlarından bir tanesi nedir İslam fıkhında? Hadesten taharet, necasetten taharet. Hadesten taharet bedenin temizliği. Bedenimizin temiz olması gerekiyor. Necasetten taharet ne? Namazı kıldığın yer temiz olacak. Senin bedenin temiz, elbiselerin gıcır bu namazın olur mu? Olur. Ama namaz kıldığın yerde necaset var, köpek gelmiş pislemiş… arkadaş gelmiş pisliği almış ama halının üstünde hala pislik var, koku geliyor. Bunun üzerinde namaz olur mu? Olmaz. Necaseti galizadır o, namazın geçersiz olur. Tıpkı bunun gibidir huzur, zevk ve haz… Bozuk bir ortamda, gıybetin yapıldığı bir ortamda, devamlı çalışan bir adam nasıl zevk alsın? Arızalanmış. Ruhu, kalbi arızalanıyor. Devamlı şehvetin konuşulduğu bir ortam diyor. Hayal edin. Çalıştığınız yerde devamlı şehvet konuşuluyor. ”Akşam bir program seyrettim filmde bir kızlar vardı be neydi o ya!” Sen hiç o diyaloğa girmiyorsun ama bu kulaktır, bu işitir. İşittiği anda bir havuza akan ırmak gibi… Pislik işitirsen kalp havuzundaki o suya pislikli su akar ve havuzun kirlenmeye başlar. Ondan sonra namaza bir durursun aklına hatırına şehvet geldi gıybet gelir, küfür gelir, öfke gelir, hiddet gelir. Bunlar hep aldığımız hazzı ve zevki engelleyen meseleler. Bir mesele daha vardır. Nedir o? Kalbimizde herhangi bir arıza varsa haz alamıyoruz. Neye benzer bu? Bir adamın ağzında bir yara varsa… Ağzımızın içinde birçoğumuzun bazen yara olur. Vitamin eksikliğinden olur genelde bu. Ağzının içinde yara olduğu zaman istediğin kadar kaliteli bir lokantaya git. En güzel yemeği ye. Zevk alabilir misin? Alamazsın. Neden? Yara var, acı hissediyorsun. En sevdiğin şey iskender ve peşinden gelecek olan bir künefe… ama garsona diyorsun ki: ”Künefeyi getirme.” zevk almıyorum ki. Acı var… Her çiğnememde acı hissediyorum. İskenderin keyfini, etin lezzetini, o üzerine dökülen tereyağının lezzetini alamıyorum. Bu hafta bir kardeşime gideceğim iskender yemeğe. Kardeşler kusura bakmayın. Özlemişim iskenderi. Geleceğim bir tanenize. Bakalım Allah’u alem. Kime denk gelirse. Kardeşler, arıza varsa hastalık varsa ağzının içinde lezzet alamazsın. Kalp de bunun gibidir. Kalpte bazı arızalar varsa haz, lezzet, zevk ibadetten alamazsınız. Ancak işin özü şudur ki, geniş akıllı olarak meseleye baktığımız zaman ne deriz? İstediğin kadar lezzet alma o yemeği yemek zorunda mısın değil misin? Yemek zorundasın yoksa yaşayamazsın, yoksa iyileşemezsin. Şu halde istediğin kadar lezzet alma o namazı kılmak zorunda mısın değil misin? Zorundasın, mecbursun. İstediğin kadar lezzet alma. O zikri yapmak zorunda mısın? Sen söz verdin Allah’a. Sen söz verdin Resulullah’a. ”Ben her gün Allah’ımı zikredeceğim… Tıpkı sahabe gibi. Tıpkı alimler gibi, tıpkı veliler gibi. Bir derviş olarak her gün Allah’ımı zikredeceğim.” Söz verdin, sözünü yeme. Benim geldiğim yerde sözünde durmayan adamlara iyi şeyler söylemezler. Şu halde zevk alsan da almasan da ”Allah, Allah, Allah” diyeceksin. Zevk alsan da almasan da bu zekatı vereceksin. Zevk alsan da almasan da namazı kılacaksın, Hacca gideceksin. Allah’ın emri bu. Allah’ın emri bu. Bu emri yerine getirdiğini zaman Allah seni sever. Yerine getirmediğin zaman şeytanla kanki olursun, kol kola girersin. Allah bu adamdan razı gelmez. Mevla Teala hazretleri İslam’ı iyice anlayan, idrak eden, yaşayan, kullardan etsin bizi. Amin ya muin.

İstiğfar ve tövbe arasındaki fark nedir?

İstiğfar ve tövbeyi İslam âlimleri ikiye ayırmıştır. İstiğfar, tövbe. İstiğfar, günahların bağışlanmasını dilemek demektir. Peki tövbe ne demektir? Tövbe, değişmek demektir. Yönelmek demektir. Yeni bir yaşama başlamak demektir. Düne kadar namaz kılmayan bir adam, bir ilim meclisine gelir, oraya daim olur, istiğfar etmesini öğrenir, tövbe etmesini öğrenir. Ondan sonra ne başlar? Değişim başlar. Gayr-i ihtiyari, ister istemez o adamda bazı değişimler başlar. Bir adam kokucu dükkanına girdiği zaman, istediği kadar koku sürünmesin, o adamın üstüne güzel kokular siner. Çünkü kokucu dükkanına girdi. Bir adam kahvehaneye girdiği zaman, o adamın üstüne sigara kokusu siner. İstediği kadar sigara içmemiş olsun. Pis koku, temiz koku. Bir adam ilim meclisine, bir tasavvuf meclisine girdiği zaman, o adamda hâl değişimi olur kardeşler. Fark etmeden değişmeye başlar. Namazlar kolaylaşmaya başlar. Allah’ı zikir kolaylaşır, bir zevk hâline gelir. Tıpkı çay içmek gibi. Aranızda var mı çay içerken çok sıkılıyorum diyen? Ya bende bir huy var, kahve içerken çok sıkılıyorum, çok yoruluyorum hocam. Var mı? Yok. Aranızda var mı yemekten sonra baklava yerken çok sıkılıyorum hocam diyen? Yok. Çünkü bu zevktir. Karnın doymuş, ihtiyacın yok. Zevk için meyve yiyorsun, çay içiyorsun, tatlı yiyorsun. Bu bir zevktir. Dervişlere, tasavvuf yolunda ilerlemiş olanlara Allah Teâlâ bir haz ve zevk verir. Bu zevk, aynen anlattığım örnekteki olduğu gibidir. Zikretmek, çay içmek gibi gelir. Namaz kılmak, tatlı yemek gibi gelir. Hocam namaz kılmak ağır bir görevdir. Günde beş defa olan bir şeydir. Tatlı yemek gibi gelir. O adam namaz kılmadığı zaman, şeker komasına girmiş adam gibi olur. “Çabuk tatlı verin bana. Tatlı verin bana.” Bir esnaf arkadaşım var, şeker hastası. Şekerini devamlı olarak kontrol altında tutması lazım. Ceplerinde devamlı çikolata var. Hafif bir şekeri düştüğü anda başı dönmeye başlıyor yolda yürürken. Hemen çikolatayı açıyor. O Temel Reis’in ıspanağı gibi, çikolatayı yediği anda gözleri parlıyor. Hemen kendine geliyor. Şeker hastası bu. İşte Müslüman Allah’ı zikirden gâfil olduğu zaman, bitmiş bir şeker hastası gibidir. Bu adamın şekere ihtiyacı var. Allah’ı zikrettiği anda gücü, kuvveti yerine gelir. Ve işin güzel tarafı bundan haz alır. Çünkü bu adam bir tasavvuf meclisine gidiyor demektir. Bir ilim meclisine gidiyor demektir. Dolayısıyla bu ilim meclisleri insana önce tövbe etmeyi öğretir. O, orada kalmaz. İstiğfardan sonra değişmeyi öğretir. Yönelmeyi öğretir. Allah’a böyle dua edeceksin. Rasulullah’tan böyle şefaat isteyeceksin. Salavat-ı Şerife’yi böyle getireceksin. Nafile namazı böyle kılacaksın. Kazayı böyle bitireceksin. Hayatına böyle bir nizam vermen lazım kardeşim. Büyük çoğunluğa aldanma. Etrafında Müslüman’ım diyen büyük çoğunluğun namaz kılmaması seni aldatmasın. Onlar yanlış içindeler, onlar hata içindeler.