Rasulullah (ﷺ)’in Hayat Planındaki Muhteşem Organizasyonu

Bismillâhirrahmânirrahîm. Elhamdülillah. Vessalatu vesselamu alâ Resûlillah. Peygamber Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem’in 23 yıllık peygamberlik döneminde, bir toplu bakışla planlama kabiliyetini hayatı, coğrafyayı, insanı planlama, projelendirme kabiliyetini belli noktalarda tespit etmemiz mümkündür mesela, ashabının, Allah onlardan razı olsun, 13 yıl, hatta ilk yılı da, Medineyi de katarsak 14 yıl süren ezilmişlik, itilmişliğine karşı yaptığı planlamalar, dünya hakimiyetinde gözü olan bir nesil ortaya çıkarmasını sağladı. 2. olarak bakıyoruz ciddi savaş planlamaları yaptı, savaş taktikleri geliştirdi, savaş meclisleri kurdu, o meclislerde yöneticilik yaptı, bu bir planlamaydı. 3. olarak bakıyoruz Müslümanların Medine’ye yerleşmesinde bir şehir planlaması olduğunu, bir hayat tarzı planlaması yaptığını görüyoruz, bir coğrafya planlaması bu. 4. olarak bakıyoruz, yaşadığı şehri kurduğu devleti kuşatan kabileler, küçük kasabalar, devletçikler, devletlerle ilgili planlamaları oldu, bir orta vadeli, uzun vadeli planlamalar yaptı. 5. olarak da, kurduğu İslam devleti’nde Müslümanlar, Müslüman olmayanlar hayat anlayışı, hayat yaşayışı şeklinde bir planlama yaptığını görüyoruz. Ve, Peygamber Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem’in planlayıcı zihniyetin sahibi bir peygamber olarak Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem’in getirdiği din olan İslam’a karşı duracak batıl, küfür, şirk, ne varsa sistemlerin varlığına karşı İslam planlaması diyebileceğimiz, yani dinler arası varlıkta İslam’ın en üstün olmasını gerektirecek planlamalar yaptığını görüyoruz. Şüphesiz bunların tamamı Allah-u Teala’nın vahyi ile oldu. Allah-u Teala’nın ona vahyetmesi, ilham etmesi ile oldu ayrı bir mesele. Ama Peygamber Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem’in kimliği, planlamalı işler yapan bir kimlikti. Velhamdülillahi Rabbi’l-âlemin.

KIZLAR EVLENMEKTEN KORKAR OLDU. AMA NEDEN?

Çünkü hanımlar arasında birbirlerinden etkileşim anormal derecede yüksek. Örnek görmek istiyor hanım dünyası. Sadece kıyafetde değil, ibadetde, kıyafetde, akîdede, insani ilişkilerde.. Pek çok hanım kızıma niye evlenmiyorsun bu yaşa kadar? sorduğumda cevabı klasik oluyor. Teyzesi, işte şusu, busu bir sürü boşanmışı var. O boşanmışların etkisi altında kalmış. Evlenmeye korkuyor. Pek çok hanım adayı, anne adayı, ne olduğunu bilmediği halde doğumdan korkar. Başkalarının masallarından dolayı. Hanımlar arasında etkileşim çok yüksek. Bir sıkıntılı bir durum değil bu. Allah narin yaratmış, hassas yaratmış. Çok basit bir çizik iz yapıyor. Bu da bize iki görev veriyor ablalar; 1) Birine kötü örnek olurken aman dikkat edin. İyi örnek olurken de içiniz açılsın. Sayende namaza başladı oda arkadaşın. Eteğini uzattı. Kısa giyiyordu, uzun giydi. Kendin giydiğinde sevindiğinden fazla sevinebilirsin. Sana yazılacak bunlar çünkü. Örnekliğin birinci boyutu. 2) Ne edin, edin kendinize Ashab-ı Kiram’dan başka hiç kimsenin kızını, hanımını örnek almayın. Bu ümmetin başı dibine yetecek kadar büyük ümmettir. Size ne Nesibe’ler, Sümeyye’ler, Aişe’ler, Fatıma’lar yeter, fazlasını koyacak yer bile bulamazsınız. Bilhassa kadın dünyasına ait, kadın özel dünyasına ait gündemleri alırken etkilenmeye çok dikkat edin hanımefendiler. Çünkü hanım kızlar da şunu yoğun bir şekilde görüyoruz. “Vallahi doğru hocam amaa…” Aması ne biliyor musunuz yani? Ürküyor. Başkalarının etkisinden ürküyor. Ona baskı oluşturuyorlar. O, o baskıyı yenemeyeceğini düşünüyor. Ufkunuz Aişelerle, Hafsalarla, Nesibelerle, Sümeyyelerle, Zeyneplerle, Haticelerle dolu olduğu zaman sizi kimse ezemez. Siz de çünkü taklit ettiğiniz, örneklediğiniz kişilerin kopyası olacaksınız Allah’ın izniyle. Hanım Ablalar, doğal ekmek, köy yumurtası, tereyağı, katıksız tereyağı filan konuşurken Müslümanlığın da obezite olmasını, obezite müslümanlık yaşanmasının mümkün olduğunu vurguladık. Doğal Müslümanlık Allah’ın bizden beklediği Müslümanlıktır dedik. Doğal olmayanın ne kadar baş belası olduğunu cıvıttığını da hepimiz gördük. Ben kendi nefsim adına, sizler adına, Rabbimden niyaz ediyorum. Doğal Müslümanlığa bizi kavuştursun. Ruhumuzu da o şekilde alsın.

SAHABE ÜTOPYA DEĞİLDİR! HAYAL KAHRAMANI HİÇ DEĞİLDİR!

Bugünkü sorunumuz kitap kıtlığı değil, okul kıtlığı değil, başörtüsü yasağı değil, Müslüman memur olamaz diye bir ayrımcılık yapma mantığı değil. Böyle bir sorun yok ortada. Ama ortada ne var? Hep bu saydığımız acaba bunlar sorun mudur? dediğimiz şeylerin fazlalığı bile var. Koyacak yer bulamayacağız neredeyse. Ama buna rağmen Müslüman, Müslümanla evlenince huzur bulamıyor. Müslüman, Müslümanla şirket kurunca sürdüremiyor. Müslüman, Müslümanla iki hanım arkadaş, beş hanım arkadaş Müslümanca bir arada durduklarında acaba bu benim sırrımı yayar mı, yaymaz mı diye endişesini gideremiyor. Halbuki bunların hepsi Müslüman üzerinde yansıması gereken Müslüman ahlakıydı. Ahlak olarak bunu oluşturmalıydı Müslüman. Ama gel gör ki biz başörtülüler olarak bir araya gelebiliyoruz. Sakallılar olarak bir araya gelebiliyoruz. Camide buluşabiliyoruz. Din eksenli konuları konuşmak üzere bir araya geliyoruz. Ama izlerimiz, yankılarımız başörtüsü, sakal, din yankısı değil, din izi değil. Bütün görüntümüze rağmen, bütün iddialarımıza rağmen bir sıkıntı yaşıyoruz. Nedir bu sıkıntı? Hâlâ Müslümanlık arayışı içerisindeyiz. Hâlâ ama hâlâ Ashâb-ı kiram hayal midir acaba? diye düşünüyoruz. Hepsini bir kenara bırakalım. Çöl şartlarında Allah’ın aradığı en güzel Müslümanlığı yaşamış bir nesil gerçek midir? diye merak ediyoruz. Yani inkar da edemiyoruz. Kur’an’da örnekleri var çünkü. Hayat feda etmiş adamlar. Allah, Allah. Mallarını, mülklerini al Ya Resûlullah demişler. Çocuklarını sanki poşete koyup, getirip emanet etmişler. Senin olsun demişler. Biz bir terlik verirken bile tereddüt ederiz. Doğurduğu çocuğu götürüp vermiş. Fedakarlığı gelince, şuraya gidilecek, şu yapılacak deyice, eşime bir sorayım diyen olmamış. Allah ve Peygamber’i istediyse eşe mi sorulur? Anaya, babaya mı sorulur? deyivermişler. Namaz kılmışlar, Kıldıkları namazlar bize masal gibi geliyor. Bir gecede şu kadar namaz kılmış. Yüz rekat namaz kılarmış filanca zat. Oturuyoruz hesap makinesi ile asgâri namaz kaç dakika sürer bir rekatı? Yüz şu kadar sürer. Ya bu abdeste gitmiş, gelmiş, ne okumuş? Hadi en kısa ayetleri okumuş. Bilgisayar bile bizim bilgisayarlarımızda şaşırıyor. bu ibadetleri nasıl yaptı diye. Ramazan’ı nasıl geçirdiler? diye yani ütopya aleminde bile cevap bulamıyoruz. Doğal Müslümanlıklarıyla gökleri delip arşa kadar yükseldiler.

İHLAS “3” SAYISINI UNUTMAKTIR

Hanım kardeşlerim, ihlas, kulun, Allah ile ibadet ortamında, üçüncü kişilerin bulunmaması demektir. Kul ile Allah, ibadet zemininde buluşurlar. Kul, ibadetler yapar, Allah da ibadetini kabul eder kulun. İbadetin kıvamı, ihlasla ölçülür. İhlas nedir? üçüncü kişi yoktur. Bu üçüncü kişi, insan olabilir, para olabilir, şöhret olabilir, menfaat olabilir, beklenti olabilir, çıkar olabilir, her şey olur! Ashâb-ı Kirâm’ın doğal müslümanlığında bunların hiçbiri yoktur. Hiçbiri bir yere tayin edilmek için Peygamber Aleyhisselâm’ın mescidinde ibadet yapmaya kalkmadı. Çıkarı ve menfaati için yapanlar münafık olarak tescillendiler zaten. Doğal bir müslümanlıkları oldu. Tek beklentileri Allah’ın cennetiydi. O cennette ancak ihlasla, yani üçüncü kaynakları karıştırmadan, Allah ve kul, başka bir kimse olmadan, başka bir kavram karışmadan, yapılan ibadetler olunca, Allah cennetini veriyor. Peki bu ne kadar mümkündür? Cevap; Elbette bu tıpkı doğal ekmek mümkün olduğu kadar mümkündür. Bu doğal ekmeği biz bugünkü hayat şartında ne kadar mümkün kılabiliyoruz? E yüzde şu kadar. 500 sene önce ne kadardı yine yüzde o kadardı. Doğal buğday elde etmek için, hayvan gübresini de tarlaya atıyorlardı. Doğallığa, yüzde yüz doğallığın engeli çok. Toprak tek başına kaldığında, ona gübre atmadığında, ona su vermediğinde, çok cılız bir buğday veriyor. 1 günlük ekmek bile çıkaramayabilirsin. Ama hiçbir zaman, tehlike oluşturacak boyutta olmamıştı bu katkı. Yani yüzde 50’yi geçmemişti. Yüzde 20’si gübreden oluşuyordu. Şimdiki sorunumuz bizim, doğal ekmeğimizin, yüzde 70’inin katkı olmasından kaynaklanıyor. Eğer biz jelatinsiz yoğurt yiyemiyorsak, bundan rahatsızız. Yoksa önceki ineklerin sütleri, şu kadar oranda yağlıydı, şimdikiler bu kadar oranda çok bir sorun değil bu. Ama şimdi yoğurt, peynir gibi görünsün diye jelatin katıklı bize verildiği için, sorun yaşıyoruz biz. Ashâb-ı Kirâm’ın ibadetleri de, sıfır riyâlı, sıfır karışımlı, yani yüzde 100 ihlaslı mıydı sorusuna evet diyemiyoruz. Çünkü Allâh-u Teâlâ, toprağa böyle bir üfürüyorsun, istediğin gibi buğday veriyor sana şeklinde bir kanun koymadığı gibi, illa ona bir katkı vereceksin de sana buğday verecek şeklinde bir kanun koyduğu gibi, yaşadığımız müslümanlık için de, iman ettin, tövbe ettin, bir daha da bu sürece girmek istemiyorsun, e ciddisin tamam bundan sonra senin ihlas sorunun yok. Böyle değil. Böyle olması mümkün değil, böyle bir vaadi Allah’ın hiçbir kuluna yoktur. Belki Peygamberler, bundan müstesnadırlar. Peygamberlerin dışında aleyhimüsselam, hiçbir insan, ihlas konusunda yüzde yüz garantili değildir. Ashâb-ı Kirâm’ın da mücadelesi vardı. Mücadele edip dik durmaya çalıştılar, Allah onlardan razı olsun. Ama sorun nerde? İbadetteki saflık oranı, hiçbir zaman yüzde 50’nin altına düşmedi onlarda onun için sahabi oldular zaten. Biz saflık oranını yüzde 50’nin üstüne çıkarmaya çalışmak zorunda kalıyoruz. Bizim beklentilerimiz, katkımız, doğallığımızı öldürüyor..

GELECEK KAYGISI YEDİ BİTİRDİ BİZİ

Uzunca bir hadis-i şerifin son bölümünde Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem Efendimiz buyuruyor ki; “Bir grup Allah’ın evlerinden bir evde Kur’an okumak ve ondan ders çıkarmak için toplandıklarında onların üzerine sekinet iner, rahmet onları kuşatır, melekler çevresinde toplanırlar. Allah onları kendi katında zikreder ve kimi ameli kurtarmıyorsa onu soyu kurtarmaz .” Hadisi şerif bugün Kur’an’a iman eden müminler olduğumuz halde Kur’an’ın bereketini kalbimizde neden hisssedemiyoruz? sorusunu irdeleme nedenimizdir. Elhamdülillâh İman ehliyiz, Elhamdülillâh, Kur’an’ımız var diyoruz. Fakat bir huzursuzluk , bir endişe fırtınası, bir gelecek kaygısı, bir şüpheci akıl, bir melekleri yokmuş gibi zannetme dalgası hepimizi kasıp kavuruyor. Halbuki Kur’an-ı Kerim arapça bilene de, bilmeyene de hatta onu okuyabilene de okuyamayana da bir rahmet kaynağı olmalı idi, çünkü önceki nesillere Kur’an-ı Kerim bunu yaptı. Ashâb-ı Kirâm’ı (Allah onlardan razı olsun) incelediğimizde görüyoruz ki Ashâb-ı Kirâm Kur’an-ı Kerim’i gıda gibi hazmetmişler.

PANDEMİ YÜZÜNDEN İŞİ VE MORALİ BOZULANLAR İZLESİN!

Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem Güneş ve Ay tutulması gibi mucizeler olduğunda.. haydi namaza koşun! namaza koşun! Allah’ın ayetleri görünüyor (buyurmuş) yani büyük bir olay oluyor gökyüzünde evde cemaatle namaz kılarız İnşallah camilerimizde namaz kılarız ayrı bir mesele bir de bir namazdan söz ediyor stresten çatlayacağım ya ben şu kötü haber, bu kötü haber aklımı oynatacağım ya ne edeyim ben? balkona geçip sigara mı içeceğim? televizyonun karşısına geçip haberleri izleyip biraz daha yüksek tonajlı mı çıldıracağım? yok yok namaza gideceğim abdest alacağım hususi bir abdest iki rekat Allah rızası için namaz kılacağım çok kazası olan, sabah namazı diye 2 rekat kaza namazı kılsın ondan sonra Rabb’ime hamd ederim اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ اَلرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۙ مَالِكِ يَوْمِ الدّ۪ينِۜ اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُۜ اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَۙ صِرَاطَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْۙ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّٓالّ۪ينَ Amin! sonra canım Peygamberime salavât ederim أَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِ مُحَمَّدٍ كَمَا صَلَّيْتَ عَلٰى اِبْرَاهِيمَ وَعَلٰى اٰلِ اِبْرَاهِيمَ اِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ اللَّهُمَّ بَارِكَ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ كَمَا بَارَكْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَعَلَى آلِ إِبْرَاهِيم إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيد derim sonra da bilmiyorsam Arapça dualardan Peygamber Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem’in dualarından Allah Türkçe bilir merak etme Türkçe de bilir, Kürtçe de bilir İngilizce de bilir Çince de bilir her dili bilir Allah duyar السميع bir Allah’dır O السميع dir Allah Celle Celâlühü başlarım Ya Rabbi! Ya Rabbi! çatlayacak gibiyim her saat başı bir kötü haber duyuyorum artık ayaklarım yere basmıyor Ya Rabbi! kalbim yerinde durmuyor beni rahatlat beni huzurunda kabul buyurduğun kullarından et ne diyeceksen Rabbim! dükkanımı 2 haftadır açamadım ben kiramı nasıl ödeyeceğim? bana bir kapı aç Ya Rabbim! çocuklarım beni çok üzüyorlar olayları anlamıyorlar beni bunaltıyorlar onlara da rüşdlerini göster akıllılıklarını göster bana da sabır ver Ya Rabbi! Ya Rabbi! başımızda bu kadar belalar var eşimle başım gene derde girdi bizi bu ara rahat ettir şeytanı aramızdan al Ya Rabbi! ne diyeceksen herkesin derdi başka herkesin yüreğini yakan ateş başka namaza koşan aradığını bulur Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem Güneş tutulduğu için gökyüzü kapkara oldu da Ashâb-ı Kirâm titremeye başladılar büyük ihtimalle tansiyonları yükseldi nabızları arttı belki 120 oldu nabızları gök başımıza mı düşüyor? ne oluyor? yağmur yağacak bir şeye benzemiyor kapkara oldu gece gibi oldu gündüz Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem.. haydi namaza koşun! haydi namaza koşun! buyurdu ama şüphesiz iman eden için bu secdeyi, Rabbinin önünde yaptığını bilen için