Kabir azabı var mı?

Efendimiz Aleyhisselatu Vesselam buyuruyor ki: “Vefat etmiş olan yakınlarınızın rüyalarınıza girmesi, çok açık rüyalardır. Çok hayırlı rüyalardır. Çok gerçek rüyalardır. Benim vefatımdan sonra size haber-i sadık olarak, sadık haber olarak rüyalar kalmıştır.” Rüyalar önemlidir. Dolayısıyla herhangi bir yakınımız rüyamıza girebilir. Bu çok açık ibretlerdir, işaretlerdir. Ona dua ettiğimiz zaman, Kur’an okuduğumuz zaman, zikredip de mükâfatını o yakınımızın ruhaniyetine bağışladığımız zaman bizim rüyalarımıza gelebilir. Allah Teâlâ müsaade eder ruhların bazılarına. Çık, dolaş. Ruhlar hapistir. Nerede? Berzah âleminde. O âlem, kısıtlı bir âlemdir. Kur’an diyor ki: “Onlara her sabah ve akşam gidecekleri yer gösterilir.” (Mü’min, 46) Kabirde yatan geçmişlerimize… Şimdi bedenleri kabirde yatıyor ama ruhları başka bir âlemde, berzah âleminde. Şimdi, bazılarına Allahü Teâlâ izin verir. Çıkarlar ve yakınlarını akrabalarını dolanabilirler, dolaşabilirler. Benim bu yakınım ne yapıyor, bizi hatırlıyor mu, bize dua ediyor mu? Yoksa kendi keyfine mi düşmüş? Bunlar bakabilirler. Bunları unutmamak lazım. Öldü, gitti, toprak oldu, bitti dememek lazım. Bu müşrik düşüncesidir. Hayır! Dünyaya gelen her insan ölümsüzdür. “Ya hocam, insan nasıl ölümsüz? Herkes ölüyor.” Allah’ın ruh verdiği her insan ölümsüzdür. Artık o muhatap demektir. Allah’ın muhatap aldığı adam demektir. Son nefesini verir, dünyasını değişir, ölmez. Kabire girer, kabir âlemi başlar. Kıyamet kopar, mahşer âlemi başlar. Hesap görülür, cennet âlemi ve cehhennem âlemi başlar. Bak ölümsüzsün, bunların hepsini göreceksin. O zaman, sonsuz olan yaşam için çalışacaksın. Bunu arka plana atmayacaksın. Sapık hocaların dediğine bakmayın! “Ruhlar bizim okuduklarımızdan haberdar değillerdir. Onlar kendi dertlerine düşmüşlerdir.” Hayır, böyle bir şey yok. Bazıları çıkar derler ki: “Kabir azabı diye bir şey yoktur.” Onlarca hadisi reddederler, ayetleri reddederler. Bak Allah diyor ki: “Onlara gidecekleri yerler sabah ve akşam gösterilir.” (Mü’min, 46) Kimlere? Eğer o kul; ibadet içinde, Allah’a muti olarak güzel bir şekilde yaşamışsa kabri ona cennet bahçesi olur. Allahü Teâlâ ona sabah ve akşam cennette gideceği yeri gösterir. Ve o kul şöyle der: “Yarabbi, bir an evvel şu kıyamet kopsa da oraya gitsem. Hesap kitap görülse de bir an evvel şu cennetteki yerime kavuşsam.” Öbürüsü; namazsız, niyazsız, asi adam. Ne sohbeti var ne cemaati var. Kafasına göre yaşıyor. Vur patlasın, çal oynasın. Öbürüsü de sabah ve akşam cehennemde gideceği yeri görür. “Ya Mevlam, buradaki azaba razıyım. Yeter ki oraya gitmeyeyim, bu kıyamet kopmasın.” Bakın, ikisi de dua ediyor. Birisi kopsun da sonuç gelsin diye dua ediyor. Birisi de kopmasın diye dua ediyor. Kabir azabı vardır. Bundan kaçış yoktur. O zaman azap görmemek için peygamberin buyruklarına bakacaksın. Bir tane buyruk söyleyeyim. “Kabir azabının en çoğu, ayakta bevledenlere gelecektir.” Ayakta bevledenler… Küçük abdestini ayakta bozanlar. En büyük kabir azabını bunlar yaşayacaklardır. O zaman yapmayacaksın kardeşim! Bak sana peygamber buyuruyor. Var mıymış kabir azabı? Varmış. Al sana hadis. Ama yok, biz hadislere göre amel etmeyiz! Biz peygamber sözüne bakmayız! Ee kardeşim, peygamber sözüne bakmayız diyorsun. Namazların dört rekât kılınacağını, sabah namazının iki rekât kılınacağını, zekâtın nasıl verileceğini, orucun nasıl tutulacağını hep bu hadislerden öğrendin. İşine gelince hadise bakıyorsun. İşine gelmeyince, korkunca, kabir azabı deyince, “Yok, biz hadislere bakmayız.” diyorsun. Münafıklık değil mi bu? Sen münafıksın! Öyle yok! Onları nasıl peygamberden öğrendiysen, Aleyhisselatu Vesselam, bunu da peygamberden öğrendin. Kabir azabı var, kaçacak yerin yok, hazırlan! Hazırlan! Peygamberin amel ettiği gibi amel edersen düçar olmazsın. Bu kadar basit. Bir hadis daha söyleyeyim. “Yatmadan önce her akşam Mülk suresini okuyana kabir azabı sirayet etmez.” Bu da başka bir hadistir. “Tebârekellezî bi yedihil mulku ve huve alâ kulli şey’in kadîr.” (Mülk, 1) Hani bizim Arnavutlar’da Yasin, Tebâreke ve Amme çok okunur. Cüzler vardır böyle. Tebâreke, bu sürelerden, önemlilerden bir tanesidir. Efendimiz bu süreyi şöyle methetmiştir: “Yatmadan önce her gece kim Mülk suresini okumayı adet edinirse kabir azabı ona sirayet edemez.” Al sana garanti. Kabir azabı var demek ki. Yoksa böyle bir hadisten bahsetmezdi Efendimiz. (İzleyenlerden birisi soruyor.) …bu kişiler için söylüyorum. “Gidip gelen var mı?” diyorlar. Allahü ekber. Ya böyle söz olur mu? O zaman cennete inanmayacaksın. Gidip gelen var mı cennete? Bu kadar zaman geçmiş, binlerce yıl geçmiş, aramızdan bir tane cenneti gören var mı? Ben cenneti gördüm diyen bir tane peygamber var mı? Bir tane İslam âlimi var mı? Yok. O zaman demek ki cennet yok. Bu mantıkla bakarsak böyle düşünmemiz lazım. Hâşâ, adam dinden çıkar ya! Allah Kur’an’da diyor ki kardeşim: Ben iki yol yarattım. Sağ taraftan gelenler, sağcılar cennete girecektir. Sol taraftan gelenler, solcular cehenneme gidecektir. İki yol var, üçüncü yol yok! Allah var diyorsa bitmiştir kardeşim. Gidip gelene bakmayız biz. Biz O’nun dediğine bakarız. Bu imandır!

Bilinçli atmosfer, Allah var diyor!

Allah’ı görmek istiyor Müslüman kardeşim tamam… Ayet-i Kerime’de ilk hitap olarak Yahudilere hitap ediyor ama, her ayet aynı zamanda bize de hitap eder. Ey Müslüman kardeşim! Allah’ı görmek istiyorsun. Allah’tan işaret bekliyorsun ve yapmak istediğin o hayırlı işe bir türlü adım atmıyorsun. Kardeş, Kur’an geldi haberin yok mu? Kur’an’ı bize öğreten Peygamber Muhammed Aleyhisselam geldi, vazifesini yaptı, gitti. Haberin yok mu? Daha neyi bekliyorsun? Cihad etmek için, insanlara İslam’ı anlatmak için daha neyi bekliyorsun? “Yok, ben gece rüya görmezsem tebliğ yapmam.” Evlenmeye niyetim var, yaşım 35 ama ben açık bir rüya istiyorum hocam.” Ne istiyorsun kardeşim sen? “Rüyamda açık bir şekilde, Allah bana evleneceğim kızı göstermezse evlenmem.” Bu ahmaklıktır. Ahmahlık! Sen peygamber değilsin. Böyle saçma iş olmaz. “Evlenmek benim sünnetimdir. Evlenmeyen benden değildir.” Sen bu hadisi bilmiyor musun? Muhammed Aleyhisselam’ın sözü. “Benden değildir.” diyor ya! Yok bu hala vahiy bekliyor(!) Rabbi görmek isteyen koyuna dikkat versin. Otu, süte çeviren kimyagere ne dersin? Koyuna bakıyor musun koyuna? “Allah’ı görmek istiyorum.” Bak koyuna! Ot yiyor, sahibi koyunları çıkartıyor meraya. Yeşilliği yiyor. Yeşil bu ya, ot! Sonra alıyor onu içinde bir iki saat öğütüyor. Sonra sahibi alıyor memelerini çekiyor. Yeşil çıkmıyor, yeşil! Ne çıkıyor biliyor musun? Süt, beyaz. Öyle bir nimet ki; bir adam hayatı boyunca başka hiçbir şey yemese, sadece süt olsa nimet olarak süt ile yaşar. Tıpkı bal gibidir. Sadece süt ile yaşar. Bebek, Bebekler nasıl yaşıyor iki sene boyunca? Süt, anne sütü içen bir bebekle anne sütü içmeyen mamayla beslenen bir bebeğin zekası seviyesi bile, bir olmuyor. Bakın, sair şartlar, dış ortamın yediği içtiği meseleler, sair durumlar bebeğin aklına kadar nüfuz ediyor. Anne sütü içen bebek, anne sütü içmeyen bebek… Allah böyle yaratıyor ve sen o Allah’ı görmek istiyorsun. Allah’ı görmek istiyorsan yarattığına bakacaksın. Güneş, Güneş’ten misal getireyim. Allahu Teala Güneş diye bir yıldız var etti. Galaksimizin en kuvvetli, en enerji dolu yıldızı. Enerji merkezidir Güneş. O olmasaydı yaşayamazdık. Şimdi, Güneş’ten Dünya’mıza ne geliyor? 1-) Işık, 2-) Isı. Bu ikisinden bir tanesi olmazsa yaşam biter. Isı ve ışık geliyor. Bir tane daha bir şey geliyor, nedir o? Radyasyon rüzgarları. Radyasyon rüzgarları. Şimdi Allah Teala Dünya semasının üstüne bir atmosfer yaratmış, bir koruyucu kalkan; bir koruyucu tabaka… Bilim bunu tespit ediyor. Dünya semasında Dünya’mızı koruyan, bir koruyucu kalkan. Şimdi bu tabaka öyle akıllı bir tabaka ki; ışığı alıyor, ısıyı alıyor, radyasyon rüzgarlarını almıyor. İtiyor. “Sen gelme! Işık gel! Isı gel!” Radyasyon sen çık, sen gelme!” diyor. Allah aşkına yaratılmış olanda akıl ne gezer? Bunu bir programlayan olması lazım gelmez mi kardeşler? Programlayan olması lazım gelir bunu. Programlayan olmadan, düğmeyi açıp kapayan olmadan onu bina eden, inşa eden olmadan o çalışmaz, onun aklı ermez. Hiçbir ağaç kendi kendine rahleye dönüşmez. Hiçbir ağaç. Ağaç ne kadar kaliteli olursa olsun, kendi kendine rahle olmaz. O ağacı birisi alacak, bir marangoz alacak şekilden şekle sokacak. Bazı işkencelerden, bazı yöntemlerden geçirecek ve onu bir rahleye ya da bir masaya çevirecek. Bir çevirici, bir yapıcı, bir bina edici olmadıkça kendi kendine ortaya gelmez kardeşim, ortaya gelmez. İşte biz böyle bir dinin müntesipleriyiz. Biz böyle bir ilahın kullarıyız. Bize kendisini göstermiyor çünkü gösterse sınav bitecek. Bize işlerini gösteriyor. Bize kendisi tarif eden anlatan bir öğretmen veriyor. Her kavme bir peygamber gönderdik diyor Allahu Teala. Bize gelen peygamber kim? Muhammed Aleyhisselam’dır. Bakın, İsveç’te dört ya da beş yıl önce çıkan bir tasarı, ayakta bevletmek, tuvaletlerde ayakta bevletmek yasaklandı. İsveç’te! Ayakta bevletmek hangi şeriatta yasaktır? İslamda yasaktır, Neden? Muhammed Aleyhisselam “Kabir azabının en büyüğü ayakta bevledenlere, idrarından sakınmayanlara gelir.” buyuruyor sallallahu aleyhi vesellem. Ne zaman söyledi bunu? On dört asır önce. Vahiy alan işte işaret bekleyen odur. Peygamber işaret bekler, vahiy bekler ama sen peygamber değilsin neyi bekliyorsun harekete geçmek için Müslüman? “Namaz kılacağım ama hocam, rüyamda babamı görmezsem başlamam.” Sübhanallah, Sübhanallah! Peki, peki bu kardeşe sorun: “Kardeş öğle yemeği için öğle vakti geldiğinde, hani öğle paydosuna çıkıyorsun ya? Hiç dedin mi: “Ya akşamleyin rüyamda, ölmüş olan babamı görmezsem bugün öğle yemeği yemeyeceğim.” Dedin mi hiç? Niye orada işaret beklemiyorsun? Para kazanmak için ay sonu maaş almak için “rüyamda ölmüş olan dedemi görmezsem -büyük bir zat idi- O dedemi görmezsem, çalışmaya gitmeyeceğim.” Niye demiyorsun?” İşine gidiyorsun, yemeğini yiyorsun. Bütün şartları yerine getiriyorsun ama dini konuları yapmaya gelince, Allah’ın istediği şeyleri yapmaya gelince Allah’tan işaret bekliyorsun. Daha ne işareti bekliyorsun kardeşim? Muhammed Aleyhisselam geldi haberin yok mu? On dört asır önce diyor ki: “Ayakta bevletmeyin.” Aişe anamız(radıyallahu anha) efendimiz Aleyhisselam’ı tarif ediyor: “Resulullah Aleyhisselam’ın hayatında bir kere bile ayakta bevlettiğini görmedim.” Hayatını onunla geçiren insan… Şu halde Allah’ın peygamberi hiçbir bilimsel bulgu olmamasına rağmen bizi men ediyor. Bilimsel bulgular 50 yıl önce ortaya çıktı. “Ayakta bevletmek, prostat kanseri olma ihtimalini yüzde bilmem kaç arttırıyor.” Diye. Bilimsel bulgu, ama senin peygamberin bilimsel konuşmadı. Senin peygamberin dedi ki “Ben sana böyle diyorum. Sen bunu yap, ibadetine zarar vermesin.” Olayın bir de fiziksel kısmı var: Senin bedenen sıhhatli olmanı sağlar. Bütün ibadetler, Allah’ın ve peygamberinin bize emrettiği bütün ibadetlerin; 1) Zahiri yolu vardır, bedenimize faydası vardır. 2) Manevi durumumuza faydaları vardır. Sevap olarak yazılır, Günahlarımız temizlenir. Ahlaki olarak bizi düzeltir. Senin böyle bir peygamberin var, Sen daha ne gibi bir işaret bekliyorsun Müslüman?

Müslüman erkeğin bakımı! – On şey fıtrattandır…

Efendimiz Aleyhisselam fıtratı bir hadiste şöyle tarif eder. Üstteki başka bir tarifti. Şimdi zikredeceğim, zahiri durumumuzla alakalı, bedeni durumumuzla alakalı fıtri meseleler. Allah için bunu iyi anlayın. Bu da Müslim hadisidir. “On şey fıtrattandır: Bıyığı kısaltmak, sakalı bırakmak.” Bir, bıyığı kısaltmak. Bu kimin sünneti? İbrahim Aleyhisselam’ın sünnetidir. Sakalı bırakmak kimin sünneti? Muhammed Aleyhisselam’ın sünnetidir. “Misvak kullanmak.” Efendimiz Aleyhisselam dişleri ne yapardı? Misvakla temizlerdi. Fıtri bir meseledir bu. İnsan fıtratında diş temizliği vardır. Dişini temizlemeyen fıtratına aykırı hareket ediyor demektir. Sonra on beş yaşına geliyor, yirmi yaşına geliyor. Yemiş çikolatayı, yemiş şekeri, “Benim diş etlerim boyuna kanıyor hocam. Bana bir dua et.” Diş fırçası kullan kardeşim, misvak kullan kardeşim. Fıtratını bozmuşsun, o dişler daha çok kanar. Fıtratı bozmamak için bunları temiz tutacaksın. Bu dişler Allah’ın bize verdiği emanetlerdir. Tıpkı babanın sana verdiği para emaneti gibi. “Al bunu, şu dükkana götür, beş yüz lirayı teslim et.” Sen bu beş yüz lirayı götürürken yüz lirayı düşürürsen ne olur? Emanete ihanet etmiş sayılırsın. Bu emaneti kullanmadığın zaman, düzgün bakmadığın zaman ihanet etmiş sayılırsın. Allah senden razı gelmez. “Burna su çekmek.” Biz her gusül abdesti aldığımızda… Guslün farzlarından bir tanesi nedir? Burna su çekmek. Bir tanesi farz, diğer ikisi vaciptir. Gusül alırken muhakkak bir kere gargara yaparız. Bir kere de burna, genze su çekeriz acı verecek kadar. Normalde sünnet olan nedir? Üç defa yapmaktır. Ama bir kere bile yapsak olur mu? Olur. Efendimiz Aleyhisselam bunu üç defa yapardı, üçünü de genzine verirdi, acı verirdi. Üç defa da gargara yapardı. Ondan sonra ağzını çalkalar ve tükürürdü. Bu fıtrattandır, temizlik fıtratındadır. “Tırnakları kesmek.” Tırnakları en az haftada bir defa muhakkak kesmemiz lazım gelir. Fıtri meseledir. “Tırnaklarını kesmeyenlerin tırnaklarının altında şeytan gölgelenir.” buyuruyor Efendimiz Aleyhisselam. Adamda bu kadar sakal var, tırnakları upuzun. “Ben çok temizim hocam, bembeyaz bak! Kir yok bende.” diyor. Yani bu ne demek? Bırakabilir misin anlamına mı geliyor? Bu mu? Hayır kardeşim. Fıtratta kısaltmak vardır. Ehl-i sünnet âlimlerini anlatan kitaplarımızda ne anlatır? O kadar kısaltırlardı ki deriyle tırnağın bittiği yere kadar. Parmak uçlarına acı verirlerdi. Âlimlerimiz tırnaklarını keserken böyle yaparlarmış. Neden? Hadisten korkuyor. Şeytan uzun tırnakların altında gölgelenir, hadisinden korkuyor. Devam ediyor. “Parmak aralarını yıkamak.” Yine fıtrattan… Biz abdest alırken nasıl abdest alıyoruz? Yalap şap değil. Parmak aralarını hilalleyeceksin. Efendimiz Aleyhisselam hilallemeyen ümmetine ne diyor? “Orada cehennem ateşini görüyorum. Ateş mahşer günü bunları yakacak!” diyor. Parmak araları, ayak parmak araları muhakkak abdest alırken hilallenecek. “Koltuk altını temizlemek.” Haftada bir defa, iki haftada bir de yapılabilir. İki haftayı geçmek mekruhtur. Muhakkak bu koltuk altları temizlenecek. Esnaf arkadaşım anlatıyor. “Almanya’ya gittim hocam. Havuza çağırdılar beni.” diyor. “Tabii biz her hafta tıraş olduğumuz için havuza bir gittim, üstümü çıkarttım, koltuk altlarım sıfır.” diyor. “Bir baktım bizim Türklere, hepsinin koltuk altı Fransız, İngiliz gibi full dolu.” diyor. Bana dediler ki: “Kardeşim, sen ne yapıyorsun ya, utanmıyor musun?” “Benim koltuk altlarım temiz, bunlarınkisi full kıl dolu!” Bana diyorlar ki: “Utanmıyor musun?” Dedim ki: “Siz ne diyorsunuz ya?” Burada, Almanya’da koltuk altlarını tıraş edene eşcinsel derler. Fıtrat bozulmuş efendiler, fıtrat bozulmuş. Türkler söylüyor bunu Almanlar söylemiyor. Onları karıştırmıyorum ben, onlar zaten İslam dışı. İslam içinde olduğunu söyleyen insanlar, sorsan Müslüman’ım diyecek adamlar ne diyor? Koltuk altlarını uzun kalması lazım. Biz erkeğiz, erkeklerin işareti budur. Böyle işaret mi olur ya? Allah’ın Peygamberine mi bakacağım ben, senin kafandaki sapkın görüşe mi bakacağım? Peygamberimiz Aleyhisselam diyor ki: “Koltuk altlarını tıraş edeceksin.” İslam fıtratı budur. “Etek tıraşı olmak.” Yoruma gerek yok. “İstinca ve istibra.” Haa bunu açmam lazım. Bak, burada çok Müslüman sapıtıyor. Hacısı hocası bunu hiç yapmıyorlar. Son iki fıtrat bunlardır. İstinca ne demektir? Su ile temizlenmek. Biz Avrupalılar gibi kâğıdı sürüp kaçmayız. Su ile temizleriz, ondan sonra kurularız. Avret mahallimizdeki temizlik su ile olur. Buna istinca denir fıkıhta. İstibra nedir hocam? İstibra, defi hacetten çıktıktan sonra adım atmak demektir. Efendimiz Aleyhisselam muhakkak adımlar atardı ki tenasül uzvundan herhangi bir idrar damlası kalmışsa dışarı çıksın. Abdestten sonra dışarı çıkarsa abdesti geçersiz olur. Bundan dolayı Hanefi mezhebinin imamı Ebu Hanife ne der? İstinca ve istibra bizim mezhebimizde vacip hükmündedir. Muhakkak defi hacetten çıktıktan sonra adım atılmak zorundadır. Müslümanların çoğu malesef bunu bilmiyor. Hacılar özellikle ayakta bevletme yarışına girmiş. Ayakta bevlediyorlar. Bu rezalettir!

Vesveseden kurtulmanın yolları!

Nedir, o sebeplerden bir tanesi? Sol elle yemek. Yemek yiyoruz hepimiz. Müslüman yemeği nasıl yer? Sağ elle yer. Sol elle asla yemez. Çünkü; Efendimiz Aleyhisselamın şu hadisini bilir: Allah Resulü Aleyhisselam şöyle buyurdu: “Sol elle yemek yiyen, şeytanı yedirmiştir.” Hizmetimin başında; onu yedirmemiz gerektiğini, onu şişmanlatmamız gerektiğini konuştuk. Dolayısıyla, sol elle yemeyeceksin! Ve şeytanı kuvvetlendirmeyeceksin! Sen sağ elle yiyeceksin! Sultanım Aleyhisselama dedi ki bir tanesi: “Sol elle yiyorum, ey Allah’ın Resulü! Peygamberimiz dedi ki: “Yapma bunu. Sen sağ elle ye!” “Yapamıyorum ey Allah’ın Resulü!” dedi. “O zaman yiyemez ol” dedi. “Yiyemez ol!” Peygamberimiz Aleyhisselam böyle dediği için; adam bir daha sağ elini kullanamadı. Hep sol elle iş yaptı! Sağ eli kurudu. Müslüman kendisini zorlayacak! Çocukluktan itibaren, bebeklikten itibaren, yanındaki çocuklara diyecek ki: Sağ elini kullan! Sağ elle yemeye çalış! Hocam çocuk bu ne anlar? Hayır! O çocuk sol elle yediği zaman; alacaksın çikolatayı, öbür eline vereceksin! Sonra o tekrar sol eline verdiği zaman; alacaksın bir daha vereceksin! Bu cız diyeceksin! Anam şöyle yapardı: İğne alırdı. Bak! Bizim Arnavutların kadınları da bir acayiptir ha! Sol elle bir şey yiyeceğim zaman ben hatırlıyorum; iğne alırdı böyle elime “şıp” vururdu! Bu cız, bu kötü bu! Halbuki; bu sol el, yardımcı bir eldir bu! Bu elle yediğimiz anda; elime iğne vuruyor ki, anlıyorum ki bu acı veriyor! Bununla yemeyin! Sağ elle yemeye biz böyle alıştık. Besmelesiz yemek… Yemeğimizi besmelesiz yersek yine şeytana gider! Sonra kuvvetlenir. Bize tahakkum etmeye başlar! Vesveselerin çoğunlukla gelmesinin sebeplerinden bir tanesi de besmelesiz yemektir! Doyduktan sonra hamd etmemek! Bak! Bu çok yaptığımız bir şey! Doyuyorsun, doyuyorsun ondan sonra; “Allah’ım sana hamd olsun” demiyorsun! Niye? “Ben çalıştım, ben kazandım!” “Ben uğraştım, bütün hafta çalıştım, haftalığımı aldım. Eve nimet getirdim. Bu benim hocam! Ben yaptım bunu!” Sen yapmadın kardeşim! İspat edeyim: Salata yap! Kuyumcusun bak! Usta bir kuyumcusun! Kuyum işi, ince bir iştir. Herkes yapamaz! Bir tane salata yap da göreyim! Toprağın olmayacak, tohumun olmayacak! Salata yapacaksın! Var mı burada yapabilen salata? Yapamaz! Bak, ben hoca adamım, ben yapamıyorum. Salata yapamazsın, portakal yapamazsın! Bunları ancak Allah Teala yapar! Toprağı ve tohumu vesile eder ve bunları Dünya’ya getirir! Sen de çalışmanın neticesinde aldığın parayla; bunları satın alırsın! Bu nimeti senin önüne kim getirmiş oldu? Allah yarattı, Allah getirdi! Sen sadece sebepleri yerine getirdin! Şu halde, Allah’ına hamd etmeyecek misin? Bu nimetleri senin önüne getirdiği için… Hamd etmeyecek misin? Şuan Dünya’da nice zengin adam var; patates yiyor! Patates! İskender yiyemiyor, şiş kebap yiyemiyor! Patates yiyor! Allah midesine bir hastalık vermiş; binlerce nimet var, yiyemiyor! Ne oldu bu adama? Allah sınav ediyor, imtihan ediyor! Güzel nimetleri yeme özelliğini ondan almış! Ama biz her şeyi yiyebiliyoruz. O zaman hamd edeceksin! Rahmetli babacığım derdi ki: Her doyduğumuzda şöyle derdi: “Allahım biz doyduk. Sen doymayanları da doyur!” Amin! Bu çok güzel bir duadır. Biz doyduk elhamdülillah! Sağlığımız yerinde, yedik doyduk! O doymayanlar var bu Dünyada. Biz bunu biliyoruz! Bak şu anda Suriye’de fetva vermişler: “Kedi köpek yenilebilir.” Suriye’nin Ehl-i sünnet alimleri fetva vermişler. Normal şartlarda bu caiz midir? Caiz değildir! Ama aç insanlar! Aç! Hiçbir şey bulamamışlar. Halk gidiyor, alimlere diyor ki: -Ya hocam! Hiçir şey yok! Sokakta bulduğumuz kedileri, köpekleri kessek yiyebilir miyiz? Yiyebiliriz! Domuz olsa yenir mi? Köpekle kedi varsa yenmez! Köpekle, kediler biterse bir domuz kalsa; şimdi bilmiyorum Suriye’de var mı? Fetvadan söylüyorum. Domuz olsa; millet de açlıktan ölme durumu olsa, yiyebilir mi? Ölmeyecek kadar yiyebilir! Fıkıhtaki hüküm budur. Ama insanlar ne hale gelmiş görün! Kedi köpek yemeye fetva vermişler! Bizim sofrada 5 çeşit var. Allah bize izan versin! Amin. Yine, başka bir vesvesenin artması meselesi; ayakta bevletmek! Yine müslümanlar; hacısı, hocası bak! Hacısı, hocası ayakta bevlediyor! Şahit oluyorum, esnafların içindeyiz. Hacı adam 4 defa Hacca gitmiş. Ayakta bevlediyor! Dükkanına gidiyorum çay içmeye, laf arasında diyorum ki: -Hacı abi, ayakta bevletmek çok kötü bir şey! Hiç onunla alaka yok ama! Ona söylemiyorum. Efendimiz Aleyhisselam bir hadis buyurdu. Halbuki konuyla alakası yok! “Kabir azabının en şiddetlisi; ayakta bevledenlere gelir Hacı abi! Ben bunu işittim. Ve bıraktım Hacı abi! -Ya tabi tabi! Ben de hiç yapmam hocam!” diyor. “Ben de asla yapmam!” diyor. Bir de yalan söylüyorsun ya! Ayıpları yüzüne vurmakta İslam’da uygun olmadığı için ben ortaya konuşuyorum. Bari bir üstüne alın! “Evet, hocam, yapmamak lazım.” de biz de anlayalım kardeşim. “Ben hayatta yapmam hocam” diyor. “Ayakta bevletmek” demek; idrarın üstümüze sıçraması demek. İdrarın üstümüze sıçraması demek; abdestimizin geçersiz olması demek! Namaz kıldığını söylüyorsun, abdest geçersiz! Necis elbiseyle kılıyorsun! Bu olmaz! Sonra şeytanlar boyuna yanında gezip duruyor. Uyuşturucu satıcıları gibi! Devamlı yanındalar. Vesveseyi sen arttırdın, sen yaptın bunu! Yine bir madde: Abdestsiz gezmek… Biz tasavvuf yolunun yolcuları ne yaparlar? Tıpkı Efendimiz Aleyhisselam ve sahabeleri gibi… Gün içinde bulunabildiğimiz kadar abdestli bulunuyoruz. Yapabildiğimiz kadar bunu yaparız. -Hocam ben yapamam! – Kardeşim, ben yapıyorum! Burada çoğunluk yapıyor. Biz de insanız. Senin gibi benim de elim var, ayağım var. Bende yiyorum, ben de uyuyorum! Ben yapabiliyorsam, sen de yaparsın! Tek bir şartı var: Kendini alıştırmaya çalışacaksın! Yapabildiğin kadar! Yarın 2 saat dur. Öbür gün 4 saat dur. Olsun git bir daha al! Ne kadar abdestli durursan, o kadar zırhlı durmuşsun demektir. Abdest, zırh demektir. Bu zırhla yaşarsan, abdestli olarak ölürsen şehit gittin! Şehadet getiremesen bile, abdest hürmetine şehit sayılıyorsun. Böyle bir nimet var mı? Bu nimeti nasıl kaçırırsın? Şu halde, şeytana karşı bir zırh istiyorsan; abdestli gez! Küfür etmek! Müslümanlar, dervişler! Ağzını bozan müslümanlara dikkat edin! Bunların vesvesesi çoktur! Vesvesesi devamlı artar! Neden? Çünkü; devamlı ağzını bozuyor, devamlı şeytanın istediğini yapıyor. Şeytan diyor ki: “Şöyle küfret!” “Tamam!” diyor. Basıyor. Şeytan diyor ki: “Böyle küfret!” Bu, “tamam!” diyor. Basıyor. Şeytana devamlı kuvvet geliyor. “Bravo be! Senin gibi bir evladım, çok mutluyum senden. Çok memnunum senden!” “Senin gibi bir evladım var, bir dostum var!” Şeytanı sevindirmeyin kardeşim! Sevindirmeyin! Allah Resulü Aleyhisselam şöyle buyurdu: “Küfreden kul, Cennetin kokusunu alamaz.” Bırak girmeyi, Cennetin kokusunu alamaz! Ne yapan kul? Küfreden kul! Son madde: Harama bakmak! Gözleri sakındırmak! Şu andaki müslümanların çoğunluğu; büyük günahlardan kendisini savunuyor, elhamdüllilah! Ama bu harama bakmak var ya! Küçük görünüyor. Fakat; bu harama bakmak; bizi şehvetlendiriyor! Bizi tahrik ediyor ve nefsimizi kuvvetlendiriyor. Şeytanımızı da kuvvetlendiriyor! Vesvese artıyor! Sonra bir bakıyorsun; zinaya gitmişsin! Sonra bir bakıyorsun; flörte çıkmışsın! Nereden geldi bu? Harama bakmak; her şey buradan başlar! Bu gözüne sahip ol! Harama gitmezsin! Efendimiz Aleyhisselamın hadisiyle kapatalım: “İblisin, köpek burnu gibi burnu vardır. Ve onu Ademoğlunun kalbine koymuştur. Ona şehvet ve lezzetleri hatırlatır” Kim hatırlatıyor bize? Lezzetleri, şehvetleri? Cumartesi şehvet ve lezzet günüdür. Bu cumartesiyi özellikle, alem günü olarak telakki etmişler. Hafta sonu haftalığı alıyorlar, cumartesi akşamı. Pazar günü nasılsa tatil dinlenme günü. Geceleyin, sabaha kadar alemlere akıyorlar! Kim hatırlatıyor bunlara bunu? Şeytan, köpek gibi burnunu onların kalbine koyar; şehvetleri ve lezzetleri hatırlatır. Ve Allah hakkında şüpheye düşürecek vesvese verir. “Yerleri kim yarattı? Allah. Gökleri kim yarattı? Allah. Allah’ı kim yarattı?” Hâşâ ve kellâ! Bu şeytandandır! Onun hakkında şüpheye düşürecek vesveseyi veriyor. Kul: “Eûzü billahis-semî’il alîmi mineşşeytânirracîm” “Sığınırım, her şeyi işiten Rabbime. Kovulmuş olan şeytanın şerrinden.” derse… Ve Eûzü billâhi en yahdurûn. Sığınırım Rabbime, hazır bulunanların şerrinden” derse… İnnallahe hüvessemî’ul alim. Muhakkak ki o Allah; her şeyi işitir ve bilir.” derse… Hortumunu kalbinden çeker! Bu kısacık duaları, öğrenebilirsek, anlayabilirsek , gün içinde bunu bir kaç defa söylersek; bu köpek burnu gibi burnu olan şeytan burnunu buradan çeker! Vesvesesi zayıflar! Zayıfladığı zaman; biz kuvvetleniriz Allah’ın izniyle! Allah Teala, bu şiddetli düşmana karşı, bu “aduvvun mubîn”e karşı, bu bize karşı apaçık düşman şeytana karşı biz kullarını galip etsin! Aldananlardan etmesin, imanını kaybedenlerden etmesin! Amin Ya Muin!