MASKE TAKMAYI EMREDEN ALLAH’TIR!

Mü’min kardeşlerim, bugün belalara karşı bütün insanlardan daha fazla tedbir almakla yükümlü olan Müslümandır. Bir virüs endişesi varsa, bunu ilk defa müslüman tedbir alarak önlemek için uğraşan insandır. Çünkü bilir ki Müslüman, virüs denen şeyi de yaratan Allah’tır, benimle virüsü karşılaştıracak olan da Allah’tır, tedbir almamı isteyen de Allah’tır, ben de Allah’a itaat sözü vermiş olan kulum, tedbir alıyorum der. Ve böylece Mü’min, üzerine düşeni yapar. Mü’min’e, temiz olun, virüs sana bulaşmasın, demeye gerek yok. Tedbirli ol, virüs sana bulaşmasın demeye, hacet yok. Mü’min zaten öyle insandır. Mü’min’e bir sağlık kuralı öğretildiğinde, ona itaat eder. Doktorun sözünü, müftünün sözü gibi dinler. Mü’minlik böyledir. Buna rağmen kardeşlerim, Allah’tan afiyet istiyoruz. Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem Allah’tan afiyet isteyin buyuruyor. Allâhümme innî es-elükel âfiyete fiddünyâ vel âhirah Allahümme innî es’elüke’l ‘afve ve’l âfiyete fî dînî ve dünyaye ve ehlî ve mâlî böyle dua ederiz. Allah’ım dünya ve ahirette senden afiyet isterim. Ne demek afiyet? Dertsizlik demek, sıkıntısızlık demek. Allah’ım dünyam, dînim, çocuklarım, evim konusunda, senden afiyet isterim. Duamız böyle bizim. Dua budur. Bunu isteriz Allah’tan. Ama, Ebu Ubeyde İbnu’l-Cerrah radıyallahu anh şu toprakların üzerinde yürürken daha, Allah, Cebrail’i vasıtasıyla, ona, sen cennete gireceksin diye söz verdi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e, etten, kemikten duvar gibi oldular. dünyada Allah’ın rızasını kazanıp, öyle yaşadılar. Ama Amvas taununda, şehit oldu. Bir taunda, vebada, Rabbine kavuştu. Demek ki, bu musibetler, belalar, kafirler içindir, bizde ne işi var? diyemeyiz. Allah, onları helak etmek için yok etmeyi murad etmiş olabilir, Mü’min’i de, tertemiz yapıp huzuruna almak için yok etmeyi murad etmiş olabilir. Allah’ın işine, kul karışmaz. Kul tedbirini alır, ağlar sızlar belki, dualar eder, ilaçlar kullanır, işine karışmaz Allah’ın. Buna biz tevekkül deriz. Teslimiyet deriz. Bugün, bu işleri, çok fazla karıştırarak burnumuzu yanlış yerlere sokuyoruz. Oradan virüs kapacak burnumuz da, bir daha ıslah olmayacağız. Birileri kalkıp diyor ki, bu, Allah’ın azabıdır gâvurlara. Öbürü de diyor ki, bu Allah’ın azabıdır sözü yanlış. E Allah’ın rahmeti midir diyeceğiz? Azabı değilse rahmetidir o zaman diyelim. Olur mu öyle? Bu nesidir Allah’ın? Şimdi onu konuşma zamanında değiliz. Bu azab olduğu kesin. Çünkü Müslim’de Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem efendimiz Aişe anamıza buyuruyor ki, bu vebaları, taunları, Allah eski milletlere azab olarak gönderiyordu, Allah’ın kaderinde vardı bunlar. Dünya onun. Virüsü de o yaratıyor, Everest Tepesi’ni de o yaratıyor, okyanusu da o yaratıyor. Suyu da yaratıyor, mikrobu da yaratıyor. Allah bu, Celle Celâlühü. Eski ümmetlere, azab için bunu koydu Allah kaderine. İimdi Mü’min’e geldiğinde, Mü’min için mağfiret olur, günahlardan kurtulmak olur, cennet kazanmasına vesile olur, buyuruyor. Artık bu dünyada olmayacak buyurmuyor ama! sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz.

KORONA’YI YENDİK, SIRADAKİ GELSİN! -Nankörlük

Bakınız! Yaşadığımız felaketler, ilk değil insanlıkta. Hani asırlar öncesinden, büyük felaketler oldu ne gördük, ne ettik tarih kitaplarından, Kur’an’dan duyduk sadece diyelim hani. Biz, son 50 senedir medyanın kontrolündeki bir dünyada, Afrika’da çıkan virüsü, salgın hastalıkları duyuyorduk görüyorduk. Çöllerde kalmış cesetleri görüyorduk. Hiçbir teknoloji, hiçbir tıp da Avrupa’da olmaz bu demiyordu bize. Herkes diyordu Avrupa’da da olur, dünyada olur bu. Virüslü bir bedenle yaşıyoruz diyordu herkes zaten. Biz, rabbimiz bizden ne istiyor ona bakacağız, ve bir konumuz daha var. Bu ibrete dönüşecekse, benim evimde dönüşecek. Şu kardeşimin evinde dönüşecek. Bu hanım kızımın evi, Allah’ın azabından ders almış eve dönüşecek. Toplumlardan çok şey beklemeyin. Neuzübillahi rabbil alemin. Rabbimin azametine sığınarak söylüyorum ki, tam aksini bekleyebilirsiniz. Madem Allah merhametliydi bu azabı niye bize yaptı deyip, bütün zinciri dağıtan kitleler de görebilirsiniz. Yogaya logaya sarılan yeni bir nesil görebilirsiniz. Aman Allahım! Ya erhamerrahimin. Ezan duyulmuş topraklarımızdan, bu tehlikeyi uzak tut Ya Rabbi! Yani Allah’tan intikam alma hastalığını. Ama ben sizlerle ciğerlerimi kemiren bir derdimi paylaşmak istiyorum. Kıyamet günü, kurtulmuş olmak için. Bir afete, hastalığa, koronaya yakalandığında, duadan unutmayın. Doktorlar ilacı yokmuş diyormuş bunun. Ne olursunuz dua. Diyenin, Allah’ın şifası ile Şafii ismi şerifi ile şifa bulup, daha önce namaz kıldığı için, anne duası aldığı için, Rabbim ona rahmet edip şifa bulduktan sonra, koronayı yendi, diyorlar ya. Kanseri yendi, diyorlar ya. Ne oluyor burada kardeşlerim? Elbette bunu söylerken o kastediyor, demiyorum ama, hastalığı Allah veriyor, belayı Allah veriyor, o yeniyor. Hiç şifa Allah’tan gelmiyor. İnsanoğlu değil mi bu ayağı yere bastı mı, elinden tutanı unutuyor. Ben de işte, buna bakarak, bu sıkıntıya bakarak, diyorum ki, ey Mü’min! ey Mü’min! Sen madem korona yenerdin, salgını yenerdin, niye yakalandın? Gelmeden savsaydın ya şunu bir gücünü bir görseydik senin. Bu mülkün, sahibinden, bari şifa hakkını almasaydık. Bari şifamızı o verseydi. Bu sözün pahalıya ödenmesinden korkuyor, Rabbime kasam ediyorum ki, ödüm patlıyor. Koronayı, gönderirken Allah gönderiyor, ama, yiğit adamlar, onu yeniyorlar (!) Doktorlar zaten, kurtarıyor (!) Değil vallahi değil. Sana yanaşırken uzay adamı gibi, maskeler, koruyucular, tulumlar giyip, sonra uzaktan uzaktan iğne yapmaya çalışan nasıl seni ondan kurtarsın? Hayır! Hayır! Ölü ağaçlar, üzerinde 3 ay kar kalmış don tutmuş ağaçları, baharda çiçek açtıran Allah, seni yataktan ambulanstan kaldırıp, pehlivan gibi evine getirdi. iman bunu gerektiriyor.

Bela ve musibet neden gelir?

Allah’ın Resulü aleyhisselam şöyle buyuruyor: Bir kulun yapmış olduğu günahlar biriktiği zaman ve o kul o günahları temizleyecek hayırlı işler yapmadığı zaman Allah Teâlâ o kulun başına müsibetler verir. ”O günahları temizleyinceye kadar müsibetler devam eder.” Sultanımız aleyhisselam böyle buyuruyor. Biz insan mıyız? İnsan denen ırktan mı dünyaya geldik? Evet insanız. Bize peygamberimiz aleyhisselam Beşer diye mi hitap ediyor? Yani hata edebilen varlık diye mi hitap ediyor? Hata edebilen varlıklarız. Hepimizin, buradaki herkesin günahı olacak mı? Peygamber olmadığımıza göre Bundan sonra aramızdan bir peygamber de çıkmayacağı kesin olduğuna göre, hepimizin günahı olacak. Şimdi burada bir mesele var. Bu günahlarımızı biriktirmemek zorundayız. Bu günahlar biriktiği zaman biz bunu tövbeyle, ibadetlerle temizlemezsek başımıza müsibetler gelmeye başlıyor. Bu Allah’ın âdetidir. Ahirete azap bırakmamak için Mevlâ dünyada bizim başımıza musibetler verir. Bu musibet esnasında biz müslümanlar imtihandayız, sınavdayız. Ya ilim meclislerine gitmeyen cahillerden olacağız ve şöyle diyeceğiz ”Ya hep mi beni bulur bu kaza bela işleri ya hep mi bana gelir ya” âsilerden yazılacağız. Ya da Peygamberimiz aleyhisselamın edebini öğreneceğiz ve şöyle diyeceğiz: ”Her gelen Rabbimdendir.” ”inna lillâhi ve innâ ileyhi raciûn” ”Biz Allahtan geldik ve O’na döneceğiz.” Bir Müslümanın başına musibet geldi mi Müslüman ilk olarak ne der? ”inna lillâhi ve innâ ileyhi raciûn” Efendimiz aleyhisselam Aişe annemizle gece evinde oturuyordu Işık yok, lamba yok neyle aydınlanıyorlar? Mum ile Bir rüzgar geldi mumu söndürdü. Efendimiz aleyhisselam şöyle demeye başladı: ”inna lillâhi ve innâ ileyhi raciûn” ”inna lillâhi ve innâ ileyhi raciûn” Aişe annemiz dedi ki: Ya Allah’ın Resulü başımıza bir sıkıntı mı geldi? Niye bu duayı okuyorsun? Efendimiz aleyhisselam buyurdu ki: Bir rüzgar geldi ve mumu söndürdü. Mü’minin başına gelen her garip olay bir musibettir. Mü’min başına gelen her garip olayda her musibette bu duayı okur. Bu dua Kur’an dan öğrenilmiş bir duadır. Onlar başlarına ne müsibet gelirse gelsin şöyle derler: ”Biz Allahtan geldik ve yine O’na döneceğiz” (Bakara suresi 156. ayet) Dolayısıyla bu müsibet de başıma Allahtan gelmiştir. Çünkü ben şu ayet-i kerimeyi biliyorum derler o müslümanlar: ”Bir yaprak tanesi bile Allah’ın bilgisi olmadan düşmez.” (En’âm Suresi 59. Ayet) Tek bir yaprak tanesi. Allah’ın ilminin dışında hareket etmez, düşmez. Müslüman bunu bilir. Bir yaprak bile düşmüyorken yapraktan çok daha değerli olan insanın başına musibet geldi mi havadan mı gelecek? Allah’ın bilgisi dışından mı gelecek? Muhakkak onu bize Allah vermiştir. Muhakkak Ayet-i kerimede Mevla’mız şöyle buyuruyor: ”Başınıza bir hayır geldiğinde onun sonucunda şer vardır. Başınıza bir şer geldiğinde onun sonucunda hayır vardır.” ”Siz bilemezsiniz Allah bilir.” (Bakara 216) Çok güzel bir kazanç yaptın o sene, süper bir araba aldın Yüz bin liralık bir BMW Atladın arabaya arkadaşlarına gelin dedin ıslatalım, keyif yapıyorsun. Dur bakalım kadran kaçı gösteriyor 240-250 çık çık motoru açmamız lazım çık. Arkadaşlar boyuna gaz vermeye başladı. Şeytanlar arabanın içine doluştu. 4 arkadaşken şeytanlarla beraber 14 oldunuz. Bastın bastın bastın frene asıldın tutturamadın Direğe bindirdin. Şeytanlar sana galip geldi, direğe bindirdin. Yüz binlik araba gitti ve bacakların da koptu. Başınıza gelen bir hayırda sonucunda şer vardır siz bilemezsiniz. O sene başına çok güzel bir hayır geldi, çok güzel bir para kazandın ama bacaklarından oldun. Bacaklarından oldu. Efendiler, başımıza gelen iyi ya da kötü her şeyi bu şekilde değerlendireceğiz. Bunun sonucunu Allah bilir, bu nimeti bana Allah vermiştir, bu musibeti bana Allah vermiştir ”sonucunda belki benim için hayırlı birşey vardır.” Demek zorundayız. Efendimiz aleyhisselam’ın bir hadisiyle bu ayeti açayım. Sultanım aleyhisselam şöyle buyurdu: ”Mü’min’in başına gelen her musibet günahlarına kefarettir.” Dikkat buyurun, her musibet! Yolda gidiyorsun taşı görmedin, sağa sola bakarken taşı görmedin ayağın takıldı ve düştün bunun adı nedir İslam’da? ”Musibet” Başına bir sıkıntı geldi, anormal bir şey geldi. Bunun adına musibet denir. Ama Efendimiz aleyhisselam şöyle buyuruyor. ”Bu mü’minin başına geldi mi günahlarına kefarettir. Bir tek şart var, bir tek şart ”Ağzını bozmayacaksın” O anda şöyle dedin mi! ”Ya Allah seni kahretsin be! Nereden çıktın karşıma ey taş” Bozdun ağzını, sen günahlarının temizlenmesi nimetini kaçırdın. Çünkü sen şükredenlerden yazılmadın. İmtihanı kaybettin. Tek bir hareketle, tek bir lafla imtihanı kaybettin. Mevlanamız bu müsibetleri şöyle anlatıyor: Ayetten geldik hadis ile açtık bir de velinin kelam-ı kibarı ile açalım. Mevlana şöyle diyor: ‘ ‘Bir kilimi dövenin derdi o kilime acı çektirmek değildir” Kilim, bildiğiniz halı, bazen hanımlarımız alır balkonun yarısına halıyı asarlar ve ellerine bir sopa alırlar döverler neden? Tozu çıkartmak için. Bir kilimi dövenin derdi o kilime ezâ vermek değildir. Acı çektirmek değildir. Kilimdeki tozu almaktır. Mevlana’daki tespite bak. Allah Teâlâ da kuluna bir acı, bir ezâ verdiği zaman bunu işkence yapmak için vermez. Ondaki günah tozlarını almak için verir. Bir müslüman, başına gelen sıkıntıların tamamına bu bakışla bakmazsa asilerden olma ihtimali yüksektir. Hele ki ilmi yoksa Sultanımız aleyhisselam’ın en kuvvetli sünneti olan sohbet sünnetinden ayrıysa bu adamın durumu tehlikelidir. Her an küfredebilir. Günümüzde en büyük küfrü edenler kadere küfredenlerdir. Kadere sallarlar. Allah’a sallayamaz çünkü çarpılacağını düşünür. Neye sallar? En kolayı kadere sallamaktır. Şarkıcılardan da boyuna işitir. ”Ah bu felek zalim felek, kahpe kader, bilmem ne kader” Hâşâ ve Kellâ Şarkıcılar böyle söylüyorsa ben de küfür edebilirim der ve kadere küfreder. Ama Allah’ımız kutsî hadiste şöyle buyurur: ”Kadere küfür eden bana küfür etmiştir.”

Bana bir bela gelirse, üç sebepten sevinirim!” – Hz. Ömer

Hazreti Ömer’in samimiyetinden bir not okuyayım. Bakın, Allah rızası için! İkinci halife, o Şiilerin beddua ettiği halifenin samimiyeti neymiş? Allah’a karşı nasıl bir samimi. Herkes kendini çek etsin. Emir-el Mü’minin şöyle diyor: “Bana bir bela gelirse üç türlü sevinirim.” Ya biz bela geldi mi aklımıza bin türlü şeytanlık geliyor, lanet okumak geliyor. “Ya nasıl benim başıma geldi?” diyorsun. Allah’ın dostu ne diyor, müçtehit ne diyor? “Bana bir bela gelirse üç türlü sevinirim: Bir, belayı Allah Teâlâ göndermiştir. Sevgili gönderdiği için tatlı olur.” Şimdi herhangi birimizin başına bir bela geldiği zaman bu kendi kendine mi olmuştur? Hayır! Ehl-i sünnet Müslümanları şöyle itikad eder: “Hayrı da yaratan Allah’tır, şerri de yaratan Allah’tır.” Mutezile fırkası denen, yetmiş iki sapık fırkadan bir fıkra vardır. Bunlar ne derler? “Allah sadece hayrı yaratır, şerri kul yaratır. Kul da yaratmaya muktedirdir.” Bu da sapıklardan bir tanesidir. Biz ne diyoruz Amentü’yü okurken? “…hayrihî ve şerrihi mina’llâhi teâlâ ve’l-ba’sü ba’de’l mevt…” “Hayrı da yaratan Allah’tır, şerri de yaratan Allah Teâlâ’dır. Ve öldükten sonra dirilmeyi de yaratan O’dur.” diyor muyuz, demiyor muyuz? İmanın şartı! Ama bunlar ne diyor? “Hayır! Hayrı Allah yaratır, şerri biz yaratırız. Şerri yaratan Allah olursa Allah şerli bir ilah olduğu anlamına gelir.” Kafasına göre sapık sapık hükümler söylüyor. Bu böyle değildir! Başımıza gelen herhangi bir sıkıntı, herhangi bir musibet, herhangi bir darlık anı, bunlar nereden geliyor? Allah’tan habersiz mümkün değil ortaya çıkmaz. Kesinlikle bu Allah’tan gelmiştir. Biz Müslümanlar böyle itikat ederiz. İşte Müslümanların en kafasındaki iki üç adamdan bir tanesi Ömer diyor ki: “Sevgili bana bunu yolladı, ben niye isyan edeyim ki? Sevgili bana bir şey yollamışsa benim derecemi yükseltmek istiyor, demektir. Bundan dolayı sevinirim.” Samimiyet! “İki, Allah Teâlâ’ya bundan daha büyük bela göndermediği için şükrederim.” Efendiler, karşılaştığımız belanın derecesi ne olursa olsun bilin ki bundan bir derece daha büyüğü var, daha beteri var. Bela derecen ne olursa olsun bil ki daha ötesi var. Şu hâlde bardağa dolu tarafından bakacaksın. Emir-el Mü’minin gibi. Ne diyeceksin? “Ya evet, bir aydan beri başım çok şiddetli ağrıyor. Hap, şu, bu doktor moktor geçiremiyor. Ama ben biliyorum ki baş ağrısından çok daha ters, çok daha sıkıntılı hastalıklar var. Allah bana ufağını verdi. Benim hamdetmem lazım. Daha beterini vermemesi için Rabb’ime yalvarmam lazım. İşte bu Ömer’in kafasıdır. Allah ondan razı olsun. (Amin) Bu samimiyettir. Bir ay kadar önce anacığımı götürdüm radyoterapiye. Baktım, bizim önümüzde bir adam var. Adam yüzüstü yatıyor. O da bizden önce radyoterapiye girecek. Yanında bir genç kardeşi var. “Kardeşim, hastamızın durumu nedir, niye yüzüstü yatıyor?” dedim. Çektim köşeye sessiz konuşuyorum. Abi, babam iki yıldan beri sırtı tamamen kanserli olduğu için; sırtı çürümüş, yanları çürümüş, iki yıldan beri yüzüstü yatıyor. İki yıldan beri ne sağına ne soluna dönüyor. Yemeklerini yüzüstü yiyor, def-i hacetini yüzüstü yapıyor.” Benim anam da orada. Hastalıkların en şiddetlilerinden, kanser tedavisi görüyor. Allah bütün hastalarımıza şifa versin. (Amin) Amin. Beterin beteri var mıymış? Var! Hocam, onun beteri var mı? Onun da beteri var. Her şeyde, karşılaştığımız her şeyde bir adım kötüsünü düşüneceğiz. Allah bana daha beterini verebilirdi, beni bununla sınıyor. Allah’ım sen bana sabır gücü ver. Allah’ın dilimden seni incitecek bir kelimenin çıkmasına müsaade etme. Dilimi kitle! Bu samimi Müslüman’ın işidir. İşte Ömer de bize bunu tavsiye ediyor. Radıyallahu anh. Üçüncü madde neymiş? Üç şeye sevinirim, diyor. Bismillâhirrahmânirrahîm. “Allahü Teâlâ, insanlara boş yere faydasız bir şey göndermez. Bir belaya karşılık, ahirette çok nimetler ihsan eder. Dünya belaları az, ahiretin nimetleri ise sonsuz olduğundan gelen belalara sevinirim.” Şimdi, şu zekâya, şu basirete bakar mısınız? Dünyada başıma ne bela gelirse gelsin biliyorum ki sonu var. Sonu var. Diyelim ki örneği uca götüreyim. Ölümcül bir hastalığa yakalandın. Akciğer kanseri… Bu bir beladır, bu bir imtihandır, musibettir. Sonucu ne? Bu hastalık da bitecek mi? Bitecek. Neyle bitecek? Ölümle beraber bu hastalık da bitecek. İmam diyor ki: “Ne kadar çok bela gelirse gelsin, bu kısa dünya hayatında gelecek. Kabirde bela gelmeyecek, mahşerde bela gelmeyecek, cennette bela yok. Bela, bu kısa dünya hayatında. Ben bu dünya hayatında belaya sabredersem Allah, sonu olmayan hayatta benim derecemi artıracak.” Bu, müthiş bir basirettir. Bu, derin bir ilimdir. Allah ondan razı olsun ki bize bu ilmi öğretmiştir. Âlimlerimizden de razı olsun ki bize bu ilmi aktarmıştır. Amin.

Mümin Kulda 3 Beladan Biri Kesin Olur, Yoksa Sıkıntı Vardır

Mü’min üç şeyden boş kalmaz ya fakir olur ya insanları gözünde hakir olur ya da hasta olur bazen üçü birden olur bende olduğu gibi bazen ikiye bir ama birinden boş kalmaz senin durumun nasıl? ooo forsum çok iyi hastalık mastalık birşey var mı? ağrın, sancı? hiç öyle birşey bilmem kadın Efendimiz (s.a.v.) ile evlenecekti Efendimiz (s.a.v.)’e kendini arz etti dedi ki ben sizinle evlenmek istiyorum Ya Resulullah dediler ki diğer kadınlar Ya Resulullah bununla evlen. Bu sana çok hizmet eder. bakar, eder, kanlı canlı, hani güçlü kuvvetli falan Resulullah (s.a.v.) için kendini arz ederlerdi Ayeti kerimede de var Yani evlenmek istiyorum manasına yani Efendimiz (s.a.v.) orada dururken O zaman tabi sonra helal değil bundan sonra ayeti geldi. Tamam o sırada kaldı. O ayet gelemeden evveli konuşuyoruz Dedi ki ben hayatta dedi başım ağrımamıştır Baş ağrısı nedir, bir yerim ağrımış bilmem dedi ki o zaman dedi kusura bakma ben seninle evlenemem çünkü Allâh-u Teâlâ’nın hiç hastalık, illet vermediğinde sıkıntı vardır dedi yani bir Allah muhafaza etsin azap siması müşahede etti ve hasta olmadıysa bana yaramaz dedi ha çünkü Mü’min ya fakir olacak ya hakir olacak ya hasta olacak adama soruyorsun nasılsın? dört köşeyim elhamdülillah hastalık yok, fakirlik yok, itibar 1500, fors bilmemne.. bilmiyorum okuduğum Hadis-i Şeriflere falan göre pek senin hakkında hayır dilenmiş değil Allah kime hayır dilerse, ona müsibet verir bu kadar ha. Ya Rabbi beni de sev de bana bela ver diye dua etmeye lüzum yok zaten sen doğru yolda git belalar gelecek merak etme merak etme ne gibi? önünüzdeki gibi burada sen bir şeyler yapmaya bak, doğru gitmeye bak belasız kalmayacaksın merak etme merak etme belasız gün görmüyoruz çünkü hak üzere olduğumuzu anlıyoruz geldi sahabeden biri ne dedi? Ya Resulullah ben seni çok seviyorum, sen de beni sev falan falan.. dedi seviyor musun beni? çok seviyorum. ne kadar, şu kadar falan o zaman dedi.. beni sevenden dedi bela eksik olmaz dedi beni seviyorsan dedi yağmur yağdığı zaman sel yatağına su ne kadar çabuk iner, ne kadar hızlı yatağını bulursa sular toplanırsa bela ondan çabuk bulur beni sevenleri sen de biraz dedi kendine hazırlık yapmaya başla belalara karşı dedi beni seviyor musun? dedi belalara hazır ol dedi siz de zannediyorsunuz ki ben Allah’ı Peygamberi çok seviyorum. Bundan sonra hiç bela gelmeyecek Hakiki Mü’minseniz Ehl-i Sünnet’in galibiyeti için İslam’ın dünyada hakim olması için cihad ruhunu taşıyan mücahit adamsanız belanız eksik olmayacak maddi veya manevi ama bela istemeyeceğiz Allah’ım biz senden şahit ol. Afiyet istiyoruz Ya Rabbi! Dinimizde de afiyet, malımızda da afiyet çoluk çocuğumuza da afiyet, bütün vatanımıza da afiyet bela istemiyoruz Ya Rabbi bir bela takdir ettiysen.. sabra muvaffak eyle Ya Rabbi! -amin rızaya muvaffak eyle Ya Rabbi! -amin razı olanlardan eyle Ya Rabbi! -amin razı olduklarından eyle Ya Rabbi! -amin razı edeceklerinden eyle Ya Rabbi! -amin amin Ya Rabbi! ölene kadar şu senden razı olma duasını da bize unutturma Yâ Rabbel Âlemin! – amin ve Ya Hayra’n-Nâsırîn ve Yâ Hayral Fâtihîn Amin Yâ Rabbel Âlemin