Karantinadakileri Bekleyen Büyük Tehlike!

Karantina sürecinde evde nasıl vakit geçirmeliyim, nelere dikkat etmeliyim? Eve kapandığım halde beni bekleyen bir tehlike var mı? Bu videoda sizin için cevapladık. (Kalemle çizme sesi (sürtünme)) (müzik sesi) Korona virüs salgını sebebiyle dünya genelinde yüz binlerce insan hastalandı. Virüs kiminde kalıcı hasar bırakırken pek çok ülkede binlerce ölüme sebep oldu. Dünya genelinde ekonomik ve sosyal etkileri o kadar büyük oldu ki açıkçası pek çoğumuz bunu ön görememiştik belki de. Daha önce tecrübe etmediğimiz bir yaşam şekline geçiş yaptık. Virüsün hızlı yayılmasına engel olabilmek için karantina uygulamaları yapılıyor. Sokağa çıkma yasakları uygulanıyor, her kes bu süreçte haftalardır evlerinde. Bu da beraberinde bir takım zorlukları getiriyor. En büyük zorluk ise alışkanlıklarımızın değişmesi. Dışarı çıkıp gezmeye, dolaşmaya, arkadaşlarımızla buluşmaya o kadar alışmışız ki, evde kaldığımız zamanı belki de hapis gibi hissedenlerimiz de oluyordur mutlaka. Dolayısıyla evde geçirilen sabır döneminde süreci iyi yönetemeyen kişiler maalesef süreçten zararlı çıkabilir. İnsan ruhu büyük bir amaç ve gaye üzerine yaratılmıştır. Rabbini bulmak ve ebedi hayatına hazırlık yapmak gayesi ruhunun daima aradığı bir hakikattir. Ruhun da gıdası bu arayıştadır. Kur’an da geçen “Kalpler yalnızca Allah’ı anmakla tatmin olur.” ayeti bize aradığımız cevabı veriyor. Eğer insan bu amacı bulamazsa derin bir ruhi boşluk ve depresyona düşer. Rabbini tanımayan insan ruhundaki bu arayışı tatmin edemediği ve o boşluğu dolduramadığı için kendini başka şeylerle oyalayarak meşgul etmeye çalışır. Zaten batıl olanın, hak olmayanın da böyle bir özelliği vardır. Sen kendini hak ile meşgul etmezsen, batıl seni işgal eder. (gümbürtü) İnsan aradığı cevabı bulamazsa kendini nefsani şeylerle meşgul etmeye hatta kendini sarhoş etmeye çalışır. Ta ki düşünmekten kurtulsun. (Gümbürtü sesi) ve buna yalnızlık da eklenirse şeytan devreye girer. Yalnız kalan insan şeytana adeta oyuncak olur. Ve insanın bu savunmasız halinden istifade eden şeytan insanı günahlara iter. Üstad Bediüzzaman der ki: “Sıkıntı sefahatin muallimidir.” İnsan boş kaldıkça şeytan doldurur derler. Evet ibadetle, ilimle meşgul olmadıkça, dizi film izledikçe, bilgisayar oynadıkça bir süre sonra ruh kararmaya başlar. Ve insanı içten içe sıkar. İnsan onda boğulur, nefes almak ister. Eğer ibadetle, nefes de alamazsa yavaş yavaş günaha meyli artar ve Allah muhafaza bazı müstehcen videoların veya görüntülerin ağına düşer. (Giyotin sesi ve çınlama) Zaten bu izlenilen diziler ve filmler adeta buna hazırlık için düzenlenmiş tuzaklar gibi. İnsan düştükçe düşer ve sonuçta fırsata çevirebileceği bu zamanları aleyhine çevirir. Evet aslında bir açıdan bakıldığında bu süreç bir fırsata dönüştürülebilir. Evde kaldığımız bu süreç zaman bulamadığımız nice hedeflerimiz için bize sunulmuş bir fırsata da dönüşebilir. Hangimizin ruh detoksuna ihtiyacı yoktu ki? Şehir hayatı ve koşuşturmaca bizi yormuştu. İşte sana fırsat, değerlendiresin diye önünde. Rabbine yakınlaş, konuş Rabbinle. Derdini ona dök. Hani hep bahanen di ya. Zaman bulamıyorum diyordun. Fırsat olsa neler yaparım da vakit yok diyordun. İşte vakit. Haydi! Dizinin, filmin karşısında uyuklaşanlar gibi olma.(Gümleme sesi) Kalk! Ser seccadeni ve huzura koş. O seni bekliyor zaten. Musibetle ve imtihanlar sana atılmış bir kement gibi seni ilahi aşka çeken vesilelerdir. Eğer imtihanlar olmasa hatırlar mıydın Rabbini? Unutmuştun değil mi? İşte sana fırsat! Yüzünü dönme vaktin gelmedi mi? Her şeye vakit ayırdın ama vakti verene ayıracak vaktin olmadı. (Kuvvetli gümleme sesi) Ama hala geç değil. Yönel Rabbine, aç yüreğini. Göreceksin kalbine huzur dolacak. Her göz yaşın aktığında, her damlasında hüzünlerin sevince dönecek. Biliyorum belki de yüzüm yok ona koşmaya diyorsun. Merak etme. O zaten senin her halini biliyor. Kalbindeki o sızıyı da biliyor. Senin samimiyetle huzuruna gelmeni bekliyor. Gell kulum!! Gell seni affedeceğim! Geç kalmadan gel diyor. Ne kadar günahın olursa olsun o seni tövbenle kabul ediyor. Söyle; bu kadar sonsuz merhamet seni çağırırken gitmemek, Rabbine olan sevgine ihanet değil midir? Öyleyse gel açalım ellerimizi ve yalvaralım. “Ey bu yerlerin hâkimi, senin bahtına düştüm, sana dehalet ediyorum ve sana hizmetkârım ve senin rızanı istiyorum ve seni arıyorum. Ey Rabbi Rahimim ve ey Hakık-ı Kerimim, benim su-i ihtiyarımla ömrüm ve gençliğim zayi olup gitti. Ve o ömür ve gençliğin meyvelerinden elimde kalan elem verici günahlaar, zillet verici elemler, dalalet verici vesveseler kalmıştır. Ve bu ağır yük ve hastalıklı kalp ve hacâletli yüzümle kabre yakınlaşıyorum. Hususan benim gibi nefs-i emmareyi taşıyanların şu dünya çok gaddardır, mekkârdır, bir lezzet verse bin elem takar çektirir. Bir üzüm yedirse yüz tokat vurur. El emaaan, el eman. Ya Hannan, Ya mennan beni günahlarımın hacâletinden, utancından kurtar. Beni günahların ağır yüklerinden halâs eyle. Günahların çirkin yüzünden ve mâsiyetin vahşi şeklinden ve o mekânın darlığından bütün kuvvetimle nidâ ediyorum. El Emaaaan, el eman Ya Rahmaaan, Ya Hannaan, Ya Mennaan, Ya Deyyan, Beni çirkin günahlarımın arkadaşlıklarından kurtar. Yerimi genişlettir. İlahî, senin rahmetin melceimdir. ve Rahmetllil âlemîm olan Habîbin (s.a.v.) senin rahmetine yetişmek için vesilemdir. Senden şekva değil, belki nefsimi ve halimi sana şekva ediyorum. Eğer ki Kemâl, Rahmetinle onu kabul etsen mağfiret edip, rahmet etsen zaten o senin şânındır Çünkü Rahman ve Rahimsin. Erhamürrâhiminsin. Eğer kabul etmezsen senin kapından başka hangi kapıya gideyim? Hangi kapı var? Senden başka Rab yok ki dergahına gidilsin. Senden başka hak Mâbud yoktur ki ona iltica edilsin.” Selametle. Altyazı M.K.

Zinaya Giden Kızın Hikayesi! (Sizden Gelen Mesajlar)

“Helal harama çok dikkat ederdim ama şeytana uydum sonra aldandım, nasıl olsa evleneceğiz diye yakınlaştık zina yaptım.” “Gönlüm birine bağlandı onunla da zina yaptım” diyor. “Ondan da ayrıldım bir başkasıyla…” Fotoğrafla tehdit ediliyor üniversitedeki kız kardeşimiz pazarlanıyor sağa sola annene babana, bu fotoğrafları her şeyi yayarız diye Allah o erkeklerin de bin belasını versin (amin) İnstagramdan onlarca yüzlerce mesajlar geliyor bize tabii Allah razı olsun diyen, teşekkür ediyoruz diyen, hayatım şöyle değişti diyenler bir kenara Allah razı olsun ama bir büyük çoğunluğu hep böyle problemlerle geliyor hep bir sıkıntıyla, yani bu da ateizm, deizm vs. değil genelde namazla alakalı sorular işte abi ben namaz kılıyordum bıraktım, namazlarımdan lezzet alamıyorum, yani ibadetsel anlamda sorular işte tesettüre girmek istiyorum tesettürden çıkmak üzereyim ne tavsiyede bulunursun bunlar gibi mesajlar geliyor biz de bunları cevaplıyoruz ama daha büyük bir problem var. Onlardan daha çok kalbimizi acıtan ve öyle kötü haller ki, bazen uykularımız kaçıyor hatta mesajlara bakan kardeşlerimiz diyor ki: “Abi mesajlara bakma görevini benden alır mısın? Ben bunu devam ettiremeyeceğim. Çünkü uykularım kaçıyor.” “Öyle mesajlar geliyor ki yani aklın çıkacak dereceye geliyor” diyenler bile var bizim mesaj ekibinde. dayanamıyor adam ya bunlardan çoğu zina ile alakalı abi zina ve flört. Çok gariptir,bir kaç tane böyle videomuz vardı bizim benim mahrem fotoğraflarımı çıplak fotoğraflarımı kullanıyor beni tehdit ediyor diye üniversiteli arkadaşlarımızdan hatta bir başka videomuzda da daha 8.sınıfa giden bir kız çocuğunun hamile kalma olayını konuşmuştuk. Bunlar yaşanıyor yani bunlara neden biz böyle gözümüzü kapatıyoruz ya! “Benim kızım yapmaz benim oğlum yapmaz” diye diye peki bunlar kimin oğlu kimin kızı abi? bunu kim sorgulayacak ya? yani böyle bir problem var ya onlarda aklını başına alsaydı ya böyle bir cevap verilebilir mi abi? Ya men dakka dukkadır ya bana dokunmayan yılan bin yaşasın hadisesi olur mu abi burada ya? Şimdi burada bakıyorsun, hani bu açık/kapalı durumu değil tesettürlü tesettürsüz değil, yani bütün hanım kardeşlerimiz bu tarz mesajları bize atıyorlar. Tesettürlü olanda, olmayanda bunun ayrımını yapamayız zaten. Bunun ayrımını yapmak kadar saçma bir iş olamaz. “Abi ben onunla evlenme niyetiyle görüştüm” diyor. Ya zaten herkes evlenme niyetiyle görüşüyor. Hangi gerizekalı kız vardır ki: ” Ya ben çıkayım, fotoğraflarımı çeksin, sağda solda beni ifşa etsin, sonra ‘annene/babana/çevrene gönderirim’ diye beni tehdit etsin ve beni erkeklere pazarlasın.” Ya bu düşüncede kimse konuşur mu birisiyle! Ama herkes ne niyetle konuşuyor? Evlenme niyetiyle. “Ben evlenmek istiyordum, safi niyetliydim.” Ya bunda bir şey yok tamam. Anladık senin safi niyetini ama; bu safi niyetini şeytan işlettiriyor işte! Karşının niyeti böyle mi! Yani işte ne biliyor musun? Şer’î hükümler dairesinin haricinde yaşanıldığı zaman Cenab-ı Hak demiş kardeşim: Zina yapmayın değil! “Zinaya yaklaşmayın” İsra/32 Yaklaşırsanız yaparsınız! Hislerin aklına ve kalbine perde olur! Bu kadar basit. Ki senin yaşayışında da şimdi sen nasıl bir yaşantı içindeysen; şeytan o yönden sana yaklaşıyor! Yani sen o tarafa doğru sevk olunmaya başlıyorsun. Günahların içinde oturuyorsan, günahların ortamında bulunuyorsan, elbette senin yönelimin o tarafa olacak! Ondan sonra:” Neden böyle oldu? Niye şöyle oldu?” Abi, ya bu riske alınacak bir şey değil! Sen bunu nasıl riske alabilirsin! Hani şunu yapabilir misin? “Evladım onuncu kattan aşağı atlasa, ölür mü? Ölmez mi?” Bunun riskini alır mısın sen? Peki bu yönden niye risk alıyorsun? Ya ebedi hayatı yönünden risk alıyorsun ya! Bu ne kadar saçma bir şey! Veya işte ileriye yönelik 15-20 dakikalık bir eğlence içinde hatta diyoruz ya işte 8-9 dakikalık bir zevk için bir lezzet için abi 9 ay karnında çocuğu taşıyorsun sonra ona bakmak zorunda kalıyorsun. Ya bunlarla çok karşılaşıyoruz, çok ütopik gelmesin size! onlarca, yüzlerce mesaj geliyor! Onunla alakalı ayrı bir videoda yapacağız. En son gelen mesajlardan bir tanesi. Ya bu bizim kalbimizi acıtıyor. Mesaja bakar mısın? Bak şöyle okuyum ben: “Abi ben hafız bir kız kardeşinizim. Helal harama çok dikkat ederdim. Ama şeytana uydum. Kursun yakınlarında biri benimle evlenmek niyetiyle görüşmek istedi.” Buraya kadar çok güzel değil mi? Çocukta namaz kılan birisi birader. Çok güzel yani. Şimdi hafız bir kardeşimiz alkol alan birisiyle evlenmek istemeyecektir yani doğru mu? Onun dini yaşantısına bakar yani çünkü niye? Diyor ki: “Biz olaya doğru başlayalım. Dürüstçe başlayalım. Allah’ın istediği tarzda başlayalım.” Allah’ın istediği tarzda niyet ediyorsun, şeytanın yolundan gidiyorsun. Nasıl olacak bu? Görüyor musun işte! Vusülde usulsüzlük diyoruz ya! Bak şimdi devam ediyor: “…Sonra aldandım. Nasıl olsa evleneceğiz diye yakınlaştık. Zina yaptık!” “Pişman oldum” diyor bak. “Pişman oldum. aradan zaman geçti. Ayrıldık zaten. Sonra bir daha başka birine gönlüm bağlandı.” Hacı abi nasıl olacak? “…Gönlüm birine bağlandı. Onunla da zina yaptım” diyor. Hadi bakalım! Ondanda ayrıldım , bir başkasıyla… Hafız olan birisi… Pişman mıydı? Birincide pişman anladık. İkincide pişman mı? Pişman Üçüncüde pişman mı? Pişman. Dördüncüde evlenmiş. Üç yıldır evli ve şuan kız çocuğu var. “Alnım secdeye gittiği anda beynime vuruyorlar sanki.. Zihnimden atamıyorum” diyor. Şimdi bu hanım kardeşimizin bu durumunu benim anlatmam batılı tasvir etmek değil. Çünkü niye? Biz bunu artık dizilerde görüyoruz kardeşim ya. Niye böyle? Aaaa böyle olur mu? Şöyle olur mu? Ya evine kadar girmiş zaten bu olay senin! Sen artık bu durumları bunlar gibi halleri çoluk çocuğunla, hanımınla oturup dizi olarak izliyorsun! Aynısı var! Orada “aaaa” diyor musun sen? Toplumun bir kuralı gibi gelmiş artık! Yani o kadar sıradanlaşmış ki! “Böyle olunmalı, insanlar hayattan böyle lezzet alıyorlar. Medeni olmak budur.” Zina yapılıyor televizyonda sen bunu izliyorsun. Niye bunu basitleştiriyorsun ya! Şimdi sen çocuğuna onu izletirsen, evde bunu izlediğinde sen aynı kafaya bürünmeyecek misin? Doğru mu kardeşim? Ah vah etmenin bir anlamı var mı? Moda olmamış mı şimdi? Yani öyle bir duruma gelmişler ki bakıyorsun abi evlenmeden hamile kalıyor, bak evlenmeden hamile kalmış, çocuğun doğumuna 2 ay var evleniyorlar. Çok mutlu bir şekilde düğünler falan etrafta yani bizim tarafta diyor ki: “Herhalde mutlu olmak için böyle yapmak lazım.” Boşanmak çok normal olmuş. Mesajı orada bıkakıyorum, parantez açtım daha mesaja geri döneceğim. Çok normal olmuş. Boşanıp ondan sonra el ele; “dostça ayrıldık. Şöyle yaptık.” Çocuk ne olacak? Allah aşkına bana söyler misin bu sanatçı dediğimiz tayfa, yani neyin sanatı? İnsanların ahlakını, toplumsal yapısını bozma sanatı mı? Ya bana bir tane katkısını söyler misin? Deki: ” Evet ya benim evladım onları izliyor. Şöyle yapıyor, böyle faydalanıyor.” “Hımm valla çok güzel ya. Nasıl olsa torun sahibi olacağız. Yani mutlaka düğün mü olması lazım.” Bak böyle sıradanlaşarak devam ediyor bunlar. Ve anne babası da katılıyor biliyor musun? Düğüne katılıyor! Ne kadar garip ya… Mesaja geri döneyim. O hanım kardeşimizin durumu, evet bizi üzüyor, kahrediyor… Ama Eyüp bak buradaki durum ne biliyor musun? Pişman oldum diyor ama, samimi tövbe ediyor musun? Tövbe etmek dediğin olay ne biliyor musun hacı abi? “Bir daha yapmayacağım Allah’ım.” Diye kalben onu hissetmek… Ağızda değil! Yani senin ağızda “pişman oldum” demen, o dehşetli günaha mola vermek oluyor mola! O kalbindeki ve aklındaki acısı zamanla diniyor. Doğru mu? Unutmaya başlıyorsun sonra his uyanmaya başlıyor, o hisler tekrar uyanıyor, aynı hataya bir daha düşüyorsun… Kalbinde ve aklında o olaya kilit vurmuyorsun sen! Vurma yolunda çalışmıyorsun. Çalışmadığın içinde hisler oradan işletiyor baba. Nefis oradan işletiyor. Tekrardan ortaya çıkıp, akıl ve kalbin önüne geçiyor. Tekrardan zina yapıyor! Şimdi, burada bize gelen mesajlarda biz kardeşimize şunu da soruyoruz, “Abi böyle oldu şöyle oldu” mesajlar geliyor ya bak buradaki durum ne biliyor musun? Senin pişman olma hadisene tamam biz inanıyoruz. Amma velakin senin bu pişmanlığın iki tane yönü var. Bak şimdi: 1. Böyle dehşetli, çirkin, Kur’an’da yasak edilen ve ebedi hayatını tehlikeye atan, senin edep perdeni, ailevi olarak yaşantını, eşine olan sadakatini her şeyini zedeleyen, mahfeden yırtan, parçalayan o olay oradaki pişmanlığın hakikaten Cenab-ı Hakk’a karşı mı? Yoksa, “evleneceğim ben ileride, işte eşim bunu öğrenir mi? Ona söylemek zorunda mıyım? Bir gün bir yerlerden duyulursa, bir gün ortaya çıkarsa!” Pişmanlığın bundan dolayı mı? iki tane Allah’tan dolayı mı? Yoksa yaşamsal olarak dünyevi korkular mı? Eğer dünyevi korkularsa o korkular gittikten sonra olay durulduktan sonra oradan taşınmışsın başka yere gitmişsin yine devam eder! Allah’a karşıysa, durum farklı olur işte. “İlk önce bunu kendine soracaksın” diyoruz. Çünkü gelen mesajlardan çoğu şu: “Abi, Allah beni afferder mi?” Evet var, bu samimi tövbeyi eden var. Bunun telaşını taşıyan var. Ama birde , birde dediğim mesele genelde şöyle: “Abi ben zina yaptım. İleride evleneceğim, eşim bunu öğrenirse! Eşime söylemek zorunda mıyım?” Ya senin pişmanlığın neyden? Onun kararını verememişsin! Görüyor musun Eyüp? Arada çok büyük fark var! Biz buna hiç değinmemiştik ha . Ama mesajlara bir baktık, yani pişmanlık Allah’a karşı değil! Genelde evlilik, yuva kurmayla alakalı… Şimdi buradaki mesele bu abi. Yani “Abi niye böyle oluyor? Neden böyle oluyor?” Şundan dolayı: Kalp ve ruh vazifesiz ve gıdasız kaldığı zaman, Cenab- Hakk’ın kaninatta yani tekvini ve teşri dediğimiz hem Adetullah hem Kur’an-i uhrevi yönden koyduğu kanunlar çerçevesinde Kur’an’ı kılavuz ederek Efendimiz (s.a.v)’i kendine rehber ederek yaşamazsa, böyle bir hayat sürmezse, kardeşim kalp bu sefer başka şeylerde lezzet aramaya başlayacak! Çünkü, Allah ile tatminini bulamamış. Haramlara yönelecek! Helal daireden uzaklaşan, küfür dairesine koşar! Ruhta vazifesiz kaldığı için boş işlerle uğraşacak, boş işlerle uğraştığı zaman şeytan gelecek ona şehvet yönünden, öfke yönünden, sevgi yönünden farklı farklı hissiyatlarını ona işlettirecek. Şeytan boş durur mu? Durmaz değil mi kardeşim! Demek ki ana mesele neymiş? “Def-i şer, celb-i nef’a racihtir.” Açayım mı bunu? Hayatında şerleri def edeceksin, faydaları kendine çekmeden önce, şerleri def et! Yani bir lağım borusu patlamış, sen lağım borusunu bir tane bezle silip kenara atar mısın? Aldın mendili sildin attın, sildin attın, mendil mi dayanır birader? Ne yaparsın? Orayı tıkarsın değil mi? Orayı tıkadığın anda bu sefer zaten fayda kendi kendine gelir. O yüzden ilk önce hayatında şu ortamlarını, takıldığın mecraları, bulunduğun zihin yapısını yani bir lağım olmuş artık oraları bir tıka kardeşim. Allah aşkına bir sabret. Sabret ya sabret! Helal dairede ya helal dairede evlenmeye çalış. Yani nasıl söyleyeyim bununla alakalı çok videomuz var çok uzatmak istemyorum ama bence çok açık, bunu yapan hanım kardeşimiz Allah affetsin. Yani inşaAllah samimi olarak kalbinde onun pişmanlığını hisseder. Bu dünya evet ona biraz böyle baskı yapar ama inşaAllah ahirete temiz gider. Çünkü “kusurunu itiraf eden, affa müstehaktır” diyor. Birde işte bu gelen mesajlardan yine kurtulmuş yani inşaAllah hakiki o pişmanlık kalbine düşer de bunu yaşar diyoruz. Ama birde fotoğraflarla tehdit edilenler var! Fotoğrafla tehdit ediliyor, üniversitedeki kız kardeşimiz pazarlanıyor sağa sola! Annene babana bu fotoğrafları, her şeyi yayarız diye! Nasıl uyuyacağız biz ya! Şimdi anlıyor musunuz, biz insanlardan dua istiyoruz ya “kardeşim dua edin Allah bizi dertsiz bırakmasın” diye “dua edin uykusuz kalalım” diye “belki bir gence daha ulaşırız” diye “o bataklığa düşmeden, o çirkin işlere bulaşmadan kalbine dokunuruz” diye bütün çabamız bu… Bak şuan şurada terliyoruz değil mi abi? Terliyoruz ya. Bütün mesele bu. Uykusuzda kalacağız. Bir genç için bir genç… Belki şu videoyu izlerde “aaa demek böyle oluyormuş” diye “önlemimi alırım” demesi için biz bu mücadeleyi veriyoruz. Yani şantaj yapmalarına gerek yok. Zaten bak evlenmiş, çoluk çocuğa karışmış ama şeytan beynine ve kalbine sürekli o şantajı yapıyor. Tehdidi yapıyor zaten. Cidden haddinden çok fazla mesaj geliyor. Yani kaç tane deyim abi? O kadar çok ki! Bazen yarısına kadar okuyup sonra cevap veriyorum devamını okumak istemiyorum çünkü tahmin ediyorum. Hep aynı senaryo aynı senaryo. Buradaki genelde işte o korku kısmı işte ” benim fotoğraflarım kullanılırsa, şöyle yaparsa, ona çıplak fotoğraf atmıştım, seviyordum” falan yani onun tehdit etmesinden ziyade senin ebedi hayatında tehdit ediliyor. Niye onu düşünmüyorsun ya? Buda ayrı bir gaflet ya! Pisliğin içinde ayrı bir pislik… Neye benziyor biliyor musun? Bataklığa düşmüş, “ay elbisem kirlendi, eyvah gözlerime çamur geldi” boğulacaksın sen! Şimdi gel üzerine çamur.. Dünyalık elbette dehşetli bir şey çirkin bu abi nasıl yaşayacaksın sen! Değil mi? Çok intihar eden var bundan dolayı. Ama birde ebedi tarafı var bunun. Senin boğan! Yani ondan korkarsan zaten abi elbiseni de temiz tutacaksın sen. Doğru mu hacı abi? Allah kardeşlerimize akıl fikir versin. İman ve izan versin. Önemli ya… Ya bir kardeşe daha inşaAllah şu videomuz ulaşır. Sizden rica ediyoruz paylaşın. Okullarda öğretmenler şu videoyu izletsinler! Abi izletsinler Allah aşkına izletsinler ya. İmam Hatiplerde, Düz Liselerde, Fen Lisesinde, Üniversitelerde her yerde izletilmesi lazım! Çünkü bak şuan bizim bu yaptığımız videoyu çürüten binlerce dizi var etrafta! Yabancısından tut Türkçesine kadar ya! Var. Biz o zaman neye uğraşıyoruz abi? İllaha senin kızının başına gelince mi! Şimdi burada biz kadınları mı suçluyoruz birader? Allah o erkeklerinde bin belasını versin! Bazen bilinçli yapıyorlar çünkü hatta şöyle bir şeyde var bak ağzımı bozuyorum hakkınızı helal edin ha beyler. Bak oradaki durum ne biliyor musun? Diyor ki: “Tesettürlüyüm ben. Güzelde bir kızım. Ama çocuk beni kandırmak için, tavlamak için benim olduğum mescide namaz kılmaya geliyor.” Halbuki şerefsiz adam namaz kılmıyormuş! Ona dindar gözükmek için kandırıyor! Yatağa giriyor, ondan sonra bırakıyor! Etrafa da “bu kızla yattım” diye yayıyor! Şimdi aferin mi deyim? Tebrik mi edeyim ha? “Aaa böyle bir olay mı vardı?” Deyim yani! Sinirlenmiyor musun sen? Abi işte bunlar oluyor ya… Gözümüzü kapatmayalım ya! Bu kadar ahmak olmayalım ya! Bir kendimize gelelim Allah aşkına… Ama şeytan işte mücadelemiz zor. O yüzden Rabbim inşaAllah, bu gençliğin bir gün gideceğini, ve sokakta yaşanan aşkın sokakata kalacağını, eğer ki sokakta yaşanan aşkla o iffet, edep erkek içinde söylüyorum kadın içinde! Hürmet ve sadakat çöp olduktan sonra eve bir şey kalmaz! Azap dolu bir evlilik olur. Hanımından lezzet alamazsın, erkek için söylüyorum. Hanımda erkekten keyif alamaz, mutlu olamaz. Hem muhabbette hem de evliliğin bir kanunudur kardeşim yani bu hem de yatak odasında. Alamazsın. Azap olacak, zihnine tecavüz edecek zihnine! Seni rahat bırakmayacak. Değer mi? Değmez abi. Bize imandan gelen sabır lazım. Bu gibi günahlar kalbide karartıyor. Kararttığı gibi, tevhidden gelen huzurdan da mahrum kalıyorsun. Huzuru gaflette aramaya başlıyorsun sen. Allah muhafaza. Bir kardeşmize daha ulaşmak için lütfen paylaşın abi. İzletin, bulduğun adama izlet. Bak en iffetli olan dahi bu videoyu izlemesi lazım yani. Böyle bir tehlikenin olduğunu anlaması lazım. Hakkınızı helal edin Bağırdık, çağırdık beyler. Ama hakikaten çok sinirleniyorum böyle O sinirde kişiye karşı değil. Şeytanın onu kandırmasına… Allah affetsin… Allah yardımcıları olsun inşaAllah.

EINSTEIN VE MUHYİDDİNİ ARABİ KÜRE TEORİSİ

Bakın, Einstein diyor ki: “Kainattaki her şey, kainata tabi olarak küreseldir.” Güneş yuvarlak mı? Mars yuvarlak mı? Jüpiter, Neptün, Satürn bunların tamamı yuvarlak mı? Gördüğün bütün yıldızların hepsi yuvarlak mı? Diğer galaksilere bakın. Hubble teleskobuyla galaksimizin dışına çıkıyorsun, diğer galaksilere bakıyorsun. Diğer galaksilerin tamamı da yuvarlak mı? Hepsi yuvarlak. Bunların tamamı yuvarlak da dünya düz mü olacak? Einstein da buna nispetle diyor ki: “Mükemmel olabilmesi için yuvarlak olmak zorunda.” En mükemmel şeyler kainatta yuvarlak olanlardır. Dolayısıyla yuvarlak olmak zorunda, diyor. Şimdi… Einstein’dan yedi yüz sene önce gelmiş olan bir Allah dostu, bir İslam âlimi: Muhyiddini Arabi. Fütuhat diye bir eseri var bunun. Çok meşhur bir eserdir. Daha birinci cildinde bir cümle kuruyor. Daha yedi asır önce gelmiş Einstein’dan. Sizin tabii Muhyiddini Arabi dediğimde, sizin tek bildiğiniz Diriliş dizisinde Fatiha okumasını beceremeyen o adam. Sizin bildiğiniz o. Tamam, adam rol yapmaya falan çalışıyor ama çocukluğundan itibaren Kur’an kursuna bir kere gitmemiş, belli. Onu hoca olan anlar. Kur’an kursuna gitmiş gelmiş, din öğretmiş adam anlar. Hoca olmayanlar anlamaz. “Aa bak, çok süper rol yapıyor falan.” Adam Fatiha’yı okuyamıyor. Olmuyor! İki üç hafta önce Osman dizisinin karakterine de Kur’an okuttular. Hanım dedi ki bizim: “Ya ne kadar güzel okudu.” Hatun, dedim, belli ki çocukluğundan bu yaşına kadar bir kere bile Kur’an kursuna gitmemiş. Yazık, boşa geçmiş bir ömür. Kur’an kursuna gitmiş bir adamın okuyuşu öyle olmaz. Çok çalışmış. Kesinlikle saatlerini vermiş o işe, okuyabilmek için. Ama Kur’an kursuna gitmemiş bir adam, kelimeleri, mahreçleri tam oturtamadığı belli olur. Hemen kendini belli eder. Kur’an kursuna gitmiş, ufaktan itibaren kendini geliştirmiş bir adam da okuduğu anda hemen ortaya çıkar. Bu kardeşimiz, maalesef çocukluğunda ya da gençliğinde Kur’an eğitimi almamış. Boşa geçmiş bir ömür. İnşallah bundan sonraki ömründe, o okuduğu ayetlerden bir tesir alır, ya bir Kur’an kursuna gider ya da bir sevdiği dostunu evine çağırır. Her gün yarım saat ders verse yirmi günde Kur’an’a geçer. Ve bundan sonraki sahneleri çok daha gerçekçi olur. Benim eleştirilerimden kurtulmuş olur yani en azından. Eleştirilerimden de kurtulmuş olur. Ne olursa olsun… Çıplakların oynatıldığı o televizyonlarda, o kanallarda artık İslam’ın konuşulması, İslam’ın yayılışının, dünyaya hükmedişinin konuşulması ve Kur’an ayetlerin okunması beni çok keyiflendiriyor. Allah Teâlâ devamını getirsin. (Amin) Amin. İşte kardeşler, Muhyiddini Arabi, Fütuhat’ın birinci cildi, Einstein’dan yedi yüz sene önce gelmiş. Çok iyi dinleyin bu kelimeleri. Şöyle diyor: “Allah kemal sahibidir. Kainatta kendi kemal sıfatını göstermiş, gökleri mükemmel yaratmıştır. Mükemmel şekil küredir(çaptır, oval, daire). Onun için Allah, kainatı küreler şeklinde yaratmıştır.” Bakın teleskop yok, bir şey yok. Kainatı küreler şeklinde, bütün galaksilerden bahsediyor. Bütün gezegenden bahsediyor ve Dünya’dan bahsediyor. “En mükemmel şekil kürelerdir.” diyor. “Bundan dolayı Allah kainatı küreler şeklinde yaratmıştır.” diyor. Yedi asır önce Einstein’dan. Sen buna Allah’ın dostu demeyeceksin de ne diyeceksin? Allah veli kullarına basiret verir. Onları basiretle ve ilhamla konuşturur. Yüzlerce sene önce hiçbir kitapta yazmamış olan bilgiyi yazarlar. Mesela mikrop teorisini kim bulmuştur desem size, ne dersiniz? Pasteur, Pasteur bulmuştur. Hayır! Mikrop teorisini Pasteur’den iki asır önce Akşemseddin Hazretleri bulmuştur. Maddet-ül Hayat isimli kitabında aynen şöyle diyor: “Hastalıklar, insandan insana gözle görülemeyecek kadar küçük ve canlı tohumlar vasıtasıyla bulaştırılır.” Gözle görülemeyecek kadar küçük canlı tohumlar… Bu ne? Mikrop. Pasteur’den iki asır önce kitabına bunu yazmış. Batılılar bizim Müslümanların kitaplarını araştırıyor, bunları çekiyorlar, intihal yapıyorlar, sonra biz bulduk diyorlar. Baklavayı biz bulduk diyen Yunanistanlılar gibi. Oğlum, baklava bizim, sen nereden çıktın ya? Bunu bizden başkası üretemez. Dünyada şekere bizden daha çok düşkün olan bir millet yok! Şeker, tatlı bizim işimiz. Bu yüzden yaşam standardımız, yaşam limitimiz diğer ülkelerden daha az. Şeker, yağ miktarı bizde çok daha fazla. Türkler çok severler bunu. Ama adam çıkmış, “Hayır, baklava Türklerin değil.” diyor. Dünya çapında bir tatlı ya, “Türklerin değil.” diyor. Uydurma, yalan söylüyor. Bu iş böyledir kardeşler. Kalbini ve ruhunu Allah’a verirsen, Allah seni doğru yollara çıkartır ve sana söylemen gereken şeyleri söyletir. O anda söylediğin şeyin menşei hakkında çok fazla bir bilgin olmayabilir. “Ya, bu söz nereye gidiyor acaba?” diyebilirsin. Ama yüzlerce sene sonra, insanlar bu sözleri okuduğu zaman, derler ki: “Bu sözü sen nasıl söyleyebilirsin?” İşte Kur’an ortada. İşte Akşemseddin’in kelimeleri, işte Muhyiddini Arabi’nin kelimeleri.

KURULUŞ OSMAN’DA BEYİN YAKAN SAHNELER!

Cumartesi ya da pazar şeyi seyrettim, Kuruluş Osman dizisini seyrettim kardeşler. Biliyorsunuz film esnasında izleyemiyorum, daha sonra Youtube’a giriyorum, oradan sara sara izleyebiliyorum. Diziyi seyrettim. Diriliş dizisini beş sezon yine Youtube’dan seyretmiş bir adamım ben. Boş sahneleri ileriye atlayarak geçerdim. Kaliteli sahneler, özellikle şeyh efendinin ya da hocaların konuştuğu sahneler ve kılıç sahneleri, aksiyon sahneleri, bunları izlerdim. Beş sezon boyunca seyrettim ve hakikaten on üzerinden 8-9 verebileceğim bir dizi, Diriliş Ertuğrul dizisi. Şimdi onun devamını Kuruluş Osman diye çektiler. Osmanlı İmparatorluğu artık devlet olarak kurulacak Osman’la beraber. Bu diziyi seyrettim. Bunun hakkında bir kaç yorum yapmam lazım. Kaliteyi düşürmüşler, bir tık aşağı düşmüş. Bir; başrol oyuncusu, Ertuğrul kadar kaliteli değil, olayın içine akamamış, çok zorlama, kasıntı. İki, sahneleri çok hızlı çekmişler. Bir kere çekip bitirmişler. Bunu yapmayın kardeşim, iki yap, üç yap, sekiz defa çek, aceleye getirme, çok aceleye getirmişler. Ertuğrul da İlk birkaç bölümde çok acemiydi. Olaya vâkıf değildi, olayın içinde değildi, rol yapıyordu. Sonra yaşamaya başladı. Rolü yaşamaya başlarsan zaten sana oturur. Ve insanlar çok beğenirler. Yaşamaya başladı, ikinci üçüncü sezonda falan hakikaten adam rolü yaşamaya başladı. Bu da şimdi çok acemi. Osman rolündeki arkadaş da çok acemi şu anda. İnşallah, belki ileriki bölümlerde daha iyi bir odaklanır ve yaşamaya başlar. Bol bol zikir çekmesini, namaz kılmasını tavsiye ediyorum bu kardeşime. Namaz ve zikir olmazsa olayın içine akamazsın kardeşim. Muhakkak bunların olması lazım. Dizi, anormal bir beyin yakan sahneyle başladı. Bu kadar abartılı, mübalağalı sahneleri yapmayın kardeşim. Yani reyting çekeceğiz diye süper güç vermişler Osman’a. Zamanı yavaşlatma süper gücü. Tekfurun kalesinin içine giriyor, orada bir şeylerden şüpheleniyor. Hiç kimse şüphelenmez ana kahraman şüphelenir, sağa sola bakıyor böyle şüpheleniyor. Sonra anlıyor ki tekfura herhalde bir suikast yapılacak. Çıkıyor yüksekçe bir yere, bakıyor sağa sola, dikkatli olun arkadaşlar, diyor. Dikkatli olun, diyor. Bir bakıyor ilerden bir okçu, sniper okçusu, bir ok atıyor. Ok tekfura doğru gidiyor. Hemen o anda süper gücünü kullanıyor ve zamanı yavaşlatıyor Osman. Belinden çıkarttığı bıçağı alıyor ve oka doğru atıyor. Bıçakla ok kesişiyor ve tekfuru ölmekten kurtarıyor. Allah aşkına ya! Ya… Hollywood filmlerinde olur bu ya! Biraz gerçekçi olun be kardeşim ya! Milleti işte, kilitleyelim diye ve süper kahraman moduna sokalım. Biz bu adamları niye sevdik? Gerçek oldukları için sevdik. Süper kahraman olayları gibi uydurma işler… Bileğinden ağ fırlatan adam yok bizim kahramanlarımızda, yok bu yalan. Bunlar gerçek süper kahramanlar. Gerçekçilikten şaşmayın kardeşim. Nereden çıktı bu? Hele bir sahne daha vardı. Tekfurun yine kalesine gidiyor gizli bir şekilde Osman. Tekfuru yukarıdan aşağıya atıyorlar, tekfur ölüyor. Osman’la arkadaşı… Yanındaki naipleri çöp, kusura bakmasınlar. Rol kabiliyetleri çöp. Diğer Ertuğrul’un yanındaki iki üç tane adam vardı, rol kabiliyetleri iyiydi. Çok iyi yardımcı roldeydiler. Bunun yanındakilerin rol kabiliyetleri iyi değil. Şimdi… Osman’ın yanındaki arkadaşı, tekfur aşağıya düşüyor, öldü mü, ölmedi mi diye kontrol edecek. Nasıl kontrol etmesi lazım? Bir, ağzına bakar. Burnundan ve ağzından hava giriyorsa yaşıyor demektir. İki, elini kalbinin üstüne koyar. Kalbi atıyor mu? Başka türlü kontrol etme ihtimali yok. Bu ne yapıyor biliyor musun? Direkt nabzına parmağını koyuyor. Direkt nabzına parmak koyuyor. Ya ölmüş, diyor. Osman abi, diyor. Ölmüş, diyor. Oğlum nabız yok daha orada, nabız olayı yüz yıllar sonra geliyor. Nabız yok. O anda sadece nefesine bakabilirsin. Ya da bir ayna tutarsın. Yahut da en zor ihtimal kalbine bakarsın. Elini kalbine koyarsın. Ama nabız yok, diyor. Yani bu ne anlama geliyor? Aceleye getirilmiş. Ne aceleniz var sizin ya? Bir iş yapın, kaliteli yapın, ağır ağır yapın, bir sahneyi on defa çekin. Tam dedim ki ya tamam, bazı saçma sahneler var ama Cüneyt Arkın gibi de uçarak ok atmıyor ya, falan dedim. Aaa, adam yine tramplenin üstüne zıpladı, tramplenin üstüne zıpladı, uçarak ok attı. Arkadaş ya şu fantezik sahneyi yapmayın, yapmasanız ne olur ya? İlla yapmak zorunda mısınız kardeşim? O fantazik sahneyi de yaptılar ve diziyi mahfettiler. Kalite olarak 7 puan veya 6 puana kadar düşürmüşler. İnşallah bundan sonraki haftalarda daha bir ağır yaparlarsa belki 7-8 puana falan çıkartabilirler.

Romantik Müslümanlar! – Abdest havlunu ben tutmak istiyorum Recai ????

Geçen hafta bir mesaj geldi. Bunu muhakkak okumam lazım. Evli kardeşlerime özellikle. Aşağılık kompleksi, alay edilme, aşağılama. Hanımını aşağılayan Müslüman. Okuyorum. “Eşimi boşamak istiyorum ne yapmalıyım?” Koca: “Eşimi boşamak istiyorum hocam. Artık ona karşı eskisi gibi hissetmiyorum. Aradığım heyecanı başka bir kadınla evlenerek yakalamak istiyorum.” Ne kadar kibar, ne kadar romantik bir koca! Vay be! Heyecan arıyormuş yani bir heyecan arıyor, bu kadınla bu olmuyor. Başka bir kadın alarak bu heyecanımı tatmin etmek istiyorum, diyor. Şimdi ılımlı Müslüman var, normal Müslüman var bir de romantik Müslümanlar var şimdi, romantik Müslümanlar. Erkekle kız sosyal medyada tanışıyor, flört işine girişiyor. Romantik Müslümanlar bunlar. Flörtlerine nasıl başlıyorlar? “Seninle evlensek de abdest için, abdest aldıktan sonra havlunu ben tutsam Recai.” Ne kadar romantik. Yalan. Yalan. Ya ben yirmi yıllık evliyim, bir kere bana havlu tutmadı ya! Yalan. Şimdi Recai’yi kandırmaya çalışıyor. “Hani beni al. Muhakkak her abdest aldığında havlunu ben tutacağım.” diyor. Ya sen bir namaz kıl önce ya! Namaz yok. Ne Recai’de namaz var ne bunda namaz var. Ama İslam’ın bazı hükümlerini, bazı emirlerini öne sürüyorlar ve oradan flört başlatıyorlar. Öbür adam ne diyor? “Sabah namazında ezan okunurken yüzüme su serpmeni istiyorum Necla.” Bak şimdi kız arkadaşına mesaj yazmış. Güya bunlar evlenecekler. Evlenmeye niyeti olduğu zaman haram flört değilmiş bu, sevapmış. Yapabilirmişsin yani. Siz kendinizi kandırıyorsunuz. Şeytan size vermiş ayarı, vermiş ayarı. Kandırıyorsunuz. Aldanmışsınız. “Evlendiğimiz zaman benim yüzüme su serpiştir sabah namazında, beni sen kaldır.” diyor. Oradan muhabbete başlıyorlar sabahlara kadar muhabbet yapıyorlar. Tabii ki sabaha kadar din muhabbeti yapacak bir durum yok. Boş boş muhabbetlere giriyorlar. Şehvetlerini tatmin ediyorlar ve olayı kapatıyorlar. Bunlar romantik Müslümanlar. Şimdi bana bu mesajı yollayan kardeşim de romantik Müslüman. “Bir heyecan arıyorum hocam. Ne bu her gün iş, her gün eve gidiyorum, aynı kadının suratını görüyorum. Ben heyecan istiyorum hocam ya.” diyor. “Başka bir kadınla evlenerek yakalamak istiyorum ama üç çocuğumuz da var.” Hem üç çocuğu yapmış hem de heyecan arıyor. “Eşimi boşarsam günaha girmiş oluyor muyum hocam?” Soru böyle bitiyor. Bu adam bu soruyu benim yüzüme karşı sormuş olsaydı önce bir döner tekme atardım, ondan sonra fetvasını verirdim. Ama uzaktan soruyor belki de beni tanıdığı için. Hoca: “Yav ne heyecanı. Formula şoförü müsün sen?” Heyecan dediğin Formula pistlerinde olur. Formula pilotları arabayı kullanırken heyecan içindeler. Bundan dolayı içecekleri bile teskin edicidir onların. Heyecan arıyorsan git piste araba sür. Ne heyecanı bu? “Üç tane çocuğu yaparken çok heyecanlıydın ama!” Ne oldu? İlk evlendiğin zaman bu kadına karşı çok heyecanlıydın, çok istekliydin. “Aa ben seni asla mutsuz etmem, elini sıcak sudan soğuk suya koymam Necla.” diyordun bu kadına. Ama çocuklar bir oldu, iki oldu, üç oldu. Hanımın kiloları biraz artmaya başladı. Biraz kırışıklıklar meydana gelmeye başladı. Makyaj da yapmayan bir kadınsa ne oldu? Ben artık sana bakınca heyecan duymuyorum Necla, oldu. Ne oldu romantik Müslüman? Unutuldu, nankörlük yapıyorsun. “Şimdi iyi dinle. Hanımın sana ihanet etmedikçe, dinini değiştirmedikçe, çok şiddetli geçimsizliğiniz de yok ise keyfi olarak onu boşaman caiz değildir. Ha şunu da söyleyeyim o izlediğin iğrenç yerli dizilerden hemen boşan. Bir daha dizi izleme.” Şimdi bu adam, bu kelimeleri nereden etti bana? Nereden etti bu? Bu, evde otururken, tefekkür ederken bunlar oluşmaz. Bu, takılmış bazı dizilere. Her akşam üç, beş tane dizi seyrediyor bu. Dizilerde görüyor, bir adamın üç tane flörtü var. Dizilerde asla iki hanımı olan bir adamdan bahsedilmez çünkü o çok ayıptır! İki tane nikahlı karısı olan bir adam aşağılık bir şey yapıyordur! Ama dört tane flörtü olan bir zengin çok medeni bir adamdır! Bütün dizilerde böyle gösteriliyor. Bu aşağılıklar, bu kadın satıcıları, bu senaryoyu yazanlar, tamamen İslam düşmanları. Bu adam da bunları seyrediyor. Şimdi, adamın iki karısı var fakat aynı kadınla her gün beraber olduğu için yenilik arıyor, başka bir kadınla gidiyor, flört ediyor. Başka bir kadınla nikahsız bir ilişki yaşıyor, zina ediyor, yatıyor, kalkıyor. Bu adam da dizide bunu görüyor. “Ya bu adamın da eli ayağı var benim de var, bu adamın da parası var benim de var. Ben de bir heyecan aramam lazım ya. Benim bu kadını boşamam lazım.” diyor. Diziye göre hayatını endekslemeye çalışıyor. Bu, hikaye bu. Bunlar gerçek değil Müslümanlar. Sizi aldatmasınlar. Yalan söylüyor bunlar, yalan söylüyorlar. Böyle bir hayat yok. Ey cenneti isteyen Müslüman, hanımın sana ihanet etmedikçe, evine istemediğin insanları sokmadıkça, dinini değiştirmedikçe, şiddetli geçimsizliğiniz yok ise asla onu boşayamazsın. Bu caiz değildir. Eğer cenneti istiyorsan, eğer cennette Allah’ın sana vereceği ebedi nimetlere talip isen… Aa orada ne nimetler var? Bak! Altlarından ırmaklar akan köşkler, sütten nehirler, baldan nehirler, ölümsüzlük, hastalanmama, tuvalete gitmeme… Ayetler ve hadisler bu nimetleri anlatıyor ama Müslüman erkeklerin en beğendiği nimet hangisi? Burada bir itirafta bulunun erkekler. Müslüman erkeklerin cennet ayetlerini ve cennet hadislerini okurken en çok dikkatini celbeden nimet hangisi? Huriler… Huriler… Her Müslüman erkeğe eğer hak ederse, kendisini haramlardan sakındırırsa hurilerle evlendirilecektir cennette. Allah hepimize nasip etsin. (Amin) Şimdi hocanın bir tanesi vaazda bir cennet hadisini anlatıyor. Muhammed Aleyhisselam hadisi şerifte bir Müslümanın cennete girdiğinden bahsediyor. Cennette yürürken bir yerde huriler görüyor ve Müslüman şöyle diyor. “Allah’ım bu huriler benim için mi?” Oradan bir melek şöyle sesleniyor: “Hayır bunlar senin için değil, seninkiler daha ilerde.” O Müslüman yürümeye devam ediyor. İleriye gidiyor, bakıyor köşede yine huriler var ama onlardan daha güzel. “Allah’ım yoksa bunlar mı benim için, ben bunlarla mı evleneceğim? Bunlar benim hanımlarım mı?” “Hayır, seninkiler daha ilerde köşkte.” diyor. Müslüman ilerlemeye devam ediyor, bir köşk görüyor. Köşkün kapısına geliyor, kapısını açıyor, bir bakıyor tahtta dünyadaki hanımı oturuyor. Bunu duyduğu zaman cemaatten bir tanesi ayağa kalkıyor ve şöyle diyor: “Hocam inşa’Allah bu hadis zayıf bir hadistir.” (Gülüşmeler…) Adam artık yaka silkmiş karısından. Adam artık hanımından yaka silkmiş artık. Yaka silkmiş. “İnşa’Allah zayıf hadistir hocam. Dünyada dayanamıyorum ben buna ya. Orada hiç görmek istemem.” diyor ama bilmiyor. Dünyada hanımında sevmediğin huylardan hiçbir tanesi orada olmayacak. Bak burada, erkekte de hanımın beğenmediği huylar olacak, kadında da erkeğin beğenmediği huylar olacak insanız. Birbirimizde beğenmediğimiz bazı şeyler olacak. Konuşarak, anlaşarak, birbirimizi yumuşakça ikaz ederek bunları atlatacağız. Ama cennete bu beğenmediğimiz huylarımız olacak mı? Hiçbir tanesi olmayacak. Allah beğenmediğimiz ne varsa hanımımızın üzerinden kaldıracak. Yine hadisi şeriflerde dünyadaki hanımımızdan bahsederken ne buyuruyor? “Dünyadaki kadının cennet kadınlarına üstünlüğü, elbisenin dışının astarına üstünlüğü gibidir. Efendimiz Aleyhisselam’ın şu verdiği örneğe bakın Allah aşkına ya. Elbiseyi alırken sen dışına mı bakarsın astarına mı bakarsın? Dışına bakarsın. Çünkü elbise demek, dış demektir. Görüntü, dışı… Astarı iç aksesuardır. Dünyada Müslüman erkeklerin cennete girdiği zaman evleneceği huriler de hanımın yani ilk karısının, dünyevi deyimle kraliçenin hizmetçileri gibi olacaktır. Güzellikte, letafette, çekicilikte asla dünya kadınının yanına yaklaşamazlar. Hadise budur kardeşim. Sen şimdi bu cennet nimetleriyle nimetlenmek istiyorsan ne yapacaksın? Alay etmeyeceksin, hanımınla alay etmeyeceksin. Allah bana bu hanımı nasip etti, bu hanımdan bana üç tane sağlıklı güzel çocuk verdi. Bu benim için büyük bir nimettir. Ben bunlarla beraber yaşayacağım. Rabbim nasip ederse inşa’Allah cennete bununla beraber gideceğim. Orada artık heyecan üst düzeyde, üst limitte. Orada heyecansızlık yok. Bunun olması için kardeşler aman dikkat edin sağdan soldan ne duyuyorsanız duyun. Bazen kötü görümceler gelir, kötü görümceler. “Bu kadını bırak artık biz sana daha iyisini alırız.” Anlaşamıyor gelinle, kocanın kafasını bozmaya çalışıyor. “Sen bunu boşa.” Dört tane çocuk var, “sen bunu boşa.” diyor. Ne olacak bu çocuklar? “Sen bunu boşa biz sana daha iyisini buluruz.” diyorlar. Aileyi yıkmak istiyorlar. En büyük hain bir aileyi yıkmak isteyendir. Kaynana mı dersin görümce mi dersin böyle yüzlerce şikayet alıyorum. Bunlara dikkat edin kardeşler! Sakın ola kimsenin sözüne itibar etmeyin! Hanımımızı öyle bir anda çöpe atıvermeyin!

Yunus Emre dizisinde skandal! Tevhidi eksik söylettiler!

Tamamıyla teslim oldum İbrahim’in dediği gibi, diyor. Ben teslim oldum Rabb’ime. Ben teslim oldum. İşte biz Müslümanlar da bu kelimeyi söyleyeceğiz. Müslüman mıyız? Allah’a hamd olsun. Elhamdülillah. O zaman ben teslim oldum. Bunu diyeceksin. Bir dizi seyrettim internetten. Yunus Emre diye bir diziyi kardeşim bana göndermiş. Bir kaç bölüm seyrettim çok hoşuma gitti. Ehlisünnet akidesinde harika bir dizi yapmışlar. Ta ki son bir kaç bölüme gelinceye kadar. Ya son iki bölüm ya son üçüncü bölümde bir olay cereyan etti dizide. Bakın şimdi bir adam nasıl gavur olur? Dizi başından sonuna kadar ehlisünnet akidesini anlatıyor, tasavvuf meclislerindeki muhabbeti, keyfi anlatıyor. İnsanların nasıl tasavvuf vesilesiyle İslam’ı daha içine sindirdiklerini anlatıyor. Peygamber ve sahabesinin, Allah’ın selamı onların üstüne olsun (Amin), nasıl tasavvufi bir yaşam yaşadığını anlatıyor. Ama bir yere geldi dizi. Osmanlı toprakları içinde yaşayan bir Ermeni vatandaş bir sualin cevabını arıyor. Sual ne? “Kelime-i tevhidin manası nedir?” O hocaya soruyor, bu dervişe soruyor, bu hacıya soruyor. Kimse kelime-i tevhid manasını veremiyor. Kelime-i tevhidin manası ne? Allah’tan başka ilah yok, Muhammed Mustafa onun kulu ve Resulüdür. Sallallahu Aleyhivesellem. Manası bu. Bunu da bir çok hoca bu adama söylüyor. Ama tatmin olmuyor. Sözden tesir almıyor. En son buna kimi tavsiye ediyorlar? Şeyh Taptuk Emre. Yunus Emre hazretlerinin şeyhidir, üstadıdır. Şeyhe gidiyor, ”Efendim ben aylardan beri dolaşırım, kalbim İslam’a ısınmıştır fakat giremiyorum, son hamleyi yapamıyorum.” diyor. ”Evladım seni engelleyen nedir?” diyor. ”Kelime-i tevhidin manasını bana düzgün bir şekilde anlatan bir adama denk gelmedim. Bana şunun manasını verirseniz bu kadar da kardeşim burada şahittir, ben İslam’a gireceğim.” Şeyh Efendi diyor ki: “Gel yanıma. Dizlerini dizlerime ver. Kulağını getir.” diyor. Ermeni vatandaş şeyhin yanına kulağını getiriyor. Şeyh kulağına fısıldıyor. O Ermeni kişi, o Hristiyan kişi kafasını geriye çekiyor, ağlamaya başlıyor. ”Buldum. Kelime-i tevhidin manasını buldum. Şahit olun ben Müslüman oldum.” diyor. Şimdi buraya dikkat! Şeyh Efendi diyor ki: “O zaman sözlerimi tekrarla.” Müslüman olman için bazı kelimeleri söylememiz gerekiyor değil mi? ”Buyrun efendim” diyor. Şeyh başlıyor. “La ilahe illallah.” Karşı taraftakine diyor ki: “Tekrar et.” ”La ilahe illallah.” diyor. Şimdi normalde şeyhin ne söylemesi lazım? Muhammed’un Resulullah demesi lazım. Ama şeyh bunu söylemiyor. Bak dizinin başından sonuna kadar ehlisünnet akidesinde gayet gidiyordu. Sonra iki bölüme fitneyi koydular. Ne fitne? Diyalogçuluk fitnesi. Bir adam iki dinli iki donlu olabilir. Diyalogçuluk budur. Bu parelel darbe girişiminden sonra çok güç kaybettiler, darma duman oldular. Beddualar başlarına döndü ama hâlâ görülüyor ki kritik yerlerde adamları var. Sen bu kadar güzel bir diziye nasıl milleti gavur edecek bir şeyi koyabilirsin? Hocam bir adam La ilahe illallah dese Muhammed’un Resulüllah demezse olmaz mı? Olmaz. Yüzlerce ayeti inkâr etmiş olur. Bak bu Kur’an’ın bir kısmını kabul etmiş olur, içindeki yüzlerce ayeti inkâr etmiş olur. Örnek getireyim. “Kul in kuntum tuhibbûnallâh …” Ey habibim de ki, onlara söyle ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız (fettebiûnî) bana tabi olacaksınız.” (Ali İmran, 31) Bakın, Kur’an’a tabi olacaksınız demiyor. Allah’a tabi olacaksınız demiyor. Cebrail’e tabi olacaksınız demiyor. Ne diyor? “fettebiûnî” Bana tabi olacaksınız. Allah bunu peygamberine emrediyor. Böyle söyleyeceksin, diyor. “yuhbibkumullâh” Ki Allah da sizi sevsin, “ve yagfir lekum zunûbekum” ve günahlarınızı bağışlasın. (Ali İmran, 31) Bu gibi yüz tane ayet var, şimdi burada sayamam. Sen sadece “la ilahe illallah” dersen ve Peygamberimizi kabul etmezsen ne oluyor? Ben yarısını kabul ederim İslam’ın, yarısında da kendi dinim üzere devam edebilirim, demiş oluyorsun. İşte buna iki dinli adam deniyor. Böyle bir insan olmaz. İki kişilikli adam. Psikolojide bir tabir vardır. İki kişilikli. Bu adama ruhi bozukluğu olan adam denir. Mahkemede şahitliğini kabul etmezler devlet kanunlarında. Psikolojik olarak bu teşhis konduğu zaman bir adama, kişilik bozukluğu teşhisi konduğu zaman mahkemede şahitliği kabul edilmez. Neden? Olmayan şeyleri olmuş gibi söylüyor. Kişiliği değişiyor. Bir gün çok muhabbetli, bir gün çok güleç sevecen, ertesi gün kin dolu önündeki herkese küfür ediyor. İki kişilikli adam gibi olma Müslüman! Sen tek bir dinin tabisi olmak zorundasın. İki yok.