ALLAH SANA HEP YARDIM ETSİN İSTER MİSİN?

Euzu billahi mineşşeytaniracim. Bismillahirrahmanirrahim. İzâ câe nasrullahi velfeth Allah’ımız buyurdu. ”İzâ câe” -Geldiği zaman, olduğu zaman. ”Nasrullahi” Yardım geldiği zaman. Kimin yardımı? ”Nasrullahi” Allah’ın yardımı geldiği zaman. Biliyorsunuz bu dünyada hepimizin başına bir sürü sıkıntılı işler geliyor. Ben bu işten nasıl kurtulacağım diyorsun. O en girift olduğun durumda hiç bir çıkış kapısı düşünemediğin zamanda şöyle diyorsun. -”Ben bu işten nasıl kurtulacağım ya? Bu sıkıntıyı ben nasıl atlatacağım ya” diyorsun. Yardım isteyebileceğin tek zata gidiyorsun. İnsanların tamamı kapıyı kapatıyorlar. Kimseden bir şey isteyemiyorsun, kimsenin yardımını talep edemiyorsun, insanlar sana sırt çeviriyor. Kim kalıyor? Allah kalıyor. Allah’a yalvarıyorsun. İki damla gözyaşıyla beraber. Ve Allah Teala bir sabah bir bakıyorsun hiç ummadığın yerden bir kapı açıyor ve müşkülünü çözüyor. Allah’ın yardımı geldiği zaman… Mevla Teala bu ayet-i kerimeye böyle başlıyor. Kime geldi Allah’ın yardımı? Muhammed Aleyhisselam’a geldi. Daha önceki ayetlerde; Duha suresinde, Kevser suresinde…Allah’ımız ne buyurdu Duha suresinde mesela? ”Sen razı oldum deyinceye kadar sana vereceğim.” Bunu Muhammed Aleyhisselam’a söylüyor. Efendimiz Aleyhisselam’ın bu dünyadaki en büyük hayali neydi? En büyük isteği, en büyük hayali. Kovulduğu evine İslamiyet’i getirmek. Yani her şeyi burada, burada doğmuş, burada büyümüş ama kavmi doğduğu topraklardan onu kovmuşlar. Medine’ye gitmiş orada İslam ordusu kuvvetlenmiş, büyümüş, gelişmiş. Bir teçhizat yapmış, ordu kurmuş. Sonra Allah’a dua etmiş ki: ”Allah’ım bana fetih nasip et. Bana yardım et fethedeyim, topraklarıma tekrar döneyim, o beldenin tamamı Müslüman olsun.” Rabbin sana verecek bu ayeti kerimenin karşılığı ahirettedir, şefaat makamıdır. Ahirette gittiği zaman ümmetinden ne kadar insana istersen razı oldum, yeter bu kadar deyinceye kadar ben sana şefaat hakkı vereceğim. Bu ayetin bir manası budur. Sonra, Kevser suresini biz burada konuşmuştuk kardeşler. Biz sana Kevser’i verdik diyor Allah Teala hazretleri o surede. Kevser’i verdik. Kevser’den bir mana neydi? İlim, bir mana feyiz muhabbet, bir mana topraklar, fetih. Allah’ın yardımı geldiği zaman, ”İzâ câe nasrullahi velfeth.” Allah’ın yardımı gelip fetih vuku bulduğu zaman… Sen müşriklerin karşısındayken, müşrikler sana direttiler. Geçen hafta Kafirun suresini konuştuk. Senden bir rahatlık bir imtiyaz kopartmak için, bir taviz alabilmek için sana çok baskı yaptılar ve dediler ki: “Bir ay senin İlahına bir ay bizim İlahımıza tapacağız, değişkenlik yapacağız.” Sen dik durdun, sustun ama olabilir mi acaba demedin sustun ve dik durdun. Onların teklifini kabul etmedin sen benim dinimi korudun. Sen benim dinimi korursan ben sana meleklerle yardım etmeyi bırakırım, meleklerle yardım etmem. Ben sana direkt kendim yardım ederim, bizatihi yardım ederim.” Meleklerle yaptığı yardım nasıldı? Kâbe-i Muazzama’yı fethetmeye geldiler, yok etmeye geldiler. Ebrehe ve ordusu Hristiyanlar. Allah Teala ebabil kuşlarını, melekleri ebabil kuşu suretine çevirdi. Cehennemden ‘siccin’ taşlarıyla bütün orduyu helak etti. Bakın daha Muhammed Aleyhisselam dünyaya gelmeden melekleriyle Allah yardım ediyor. ”Beş bin melekle yardım etmem sana yetmez mi?” diyor Ayet-i Kerime’de. Beş bin melek, Ebrehe’nin ordusunu helak eden kuşlar. Her birinin ağzında, ayaklarında ve ellerinde üç tane taş, toplam üçer tane taş vardı. Bütün orduyu helak etti. Bedir Savaşı’nda Allah’ın yardımı gelmedi mi üç bin melekle? Bunları hep meleklerle yardım etti. Ama fetih, Mekke’nin fethi geldiği zaman müşrikler sana teklifte bulundular. İlahları değiştirme konusunda, putlara tapma konusunda seni baskı altına almaya çalıştılar, sen dik durdun taviz vermedin. Sen dik durursan ben de sana bizatihi yardım ederim, fetih nasip ederim. ”İzâ câe nasrullahi vel feth.” Allah’ın yardımı ve fetih geldiği zaman, vuku bulduğu zaman, olduğu zaman… Biliyorsunuz Mevla Teala Hazretleri Muhammed suresinde,benim hayatımı en etkileyen Ayet-i Kerime’dir. Herkesin Kur’an-ı Kerim’den çok etkilendiği yerler vardır. Benim en çok etkilendiğim yer Muhammed suresi yedinci ayettir. Bir çok defa Allah’ın kitabını okudum ama beni kalbimden vuran ve bu İslam ilimlerini öğrenme ve öğretmeye teşvik eden ayet budur. ‘‘Siz Allah’ın dinine yardım ederseniz Allah da size yardım eder.’’ Bu ayettir. Nasıl imanlı ölürüm, nasıl imanlı gidebilirim, nasıl son nefesimde şeytan beni kandırmaz, devamlı bu düşüncelerdeyim. Allahu Teala hazretleri, Kur’an Kerim-i bir açtım. Hadi bugün biraz Kur’an okuyayım dedim. Muhammed suresi geldi. Yedinci ayeti kerimeye bir geldim anladım ki Allah Teâlâ bana cevabımı verdi. Muhammed Aleyhisselam müşriklere boyun eğmemekle, onlara taviz vermemekle Allah’ın dinine yardım etti mi etmedi mi? Etti. Muhammed Aleyhisselam yetiştirdiği talebelerle İslamiyet’i dünyanın her tarafına yaymak için uğraştı mı uğraşmadı mı? Tamam ben İslamiyet’i yaşıyorum zaten ibadetimi herkesten fazla yapıyorum. İnsanlar ne yaparsa yapsın demedi. Bugünkü Müslümanların büyük çoğunluğunun yaptığı şeyi yapmadı. Dedi ki: ”Ne kadar hayat kurtarabilirim ne kadar çok insana ulaşabilirim benim vazifem budur. Çünkü bu dünyada insanların tamamı ümmettir, bana ümmettir, son peygamberim, benden sonra peygamber gelmeyecek. Bunların ümmete icabet olması için benim hamlede bulunmam gerekiyor, gayrette bulunmam gerekiyor. Gerekirse kapı kapı dolaşmam gerekiyor.” Dolaştı mı? Dolaştı. Bütün müşriklerin ayağına kadar gitti mi? Gitti. Rivayetlere göre amcası Ebu Leheb’in ayağına kırk defa gitti. Kırk defa. ”İman et amca.” Öz amcasıdır. Kardeşler dikkat edin, bakın Hamza da amcası. Allah ondan razı olsun. Ebu Talip de amcası. İkisi ona çok büyük faydalara bulunmuştur. Ebu Leheb de amcası.Hepsi kardeş bunların. En büyük düşmanı Ebu Leheb. En büyük hakareti yapan Ebu Leheb, kırk defa gitti ta ki Tebbet suresi gelinceye kadar. Rabbim nasip ederse sonraki hafta Tebbet suresini konuşacağız inşallah. Muhammed Aleyhisselam; ”Allah’ın dinine yardım ettiğin için sen ayaklarınla sabit durdun, benim dinime yardım ettin, yalpa yapmadın. Sadık durdun, asla taviz vermedin müşriklere şimdi ben sana yardım ettim ve şimdi sen Mekke’yi fethettin.” On bin Müslüman askerle İslam ordusu geldi ve Mekke’yi fethetti. İşte bu birinci ayet fetihten bahsediyor. Allah’ın yardımı geldiği zaman fetihlerin ne kadar kolay olacağından bahsediyor.

Allah, bir kalbi iman etmeye nasıl zorlar?

Vallahi bak! Bu şeytan bize unutturuyor. Bu nefsimiz, bize unutturuyor. Binlerce nimetin üzerindeyiz. Ve nelerin sahibi olduğumuz konusunda, gaflete düşürmüşler. Perdeler çekmişler gözümüze. Allah bana bir şey vermedi ki…. Allah beni yaratırken, bana sormadı ki. Öğrenci kardeşim! Öğrenci kardeşim. Okulda, bu kadar sene boyunca okuduğun okulda, eğitim gördüğün okulda aldığın bütün bilgilerden sınava çekileceğin gibi… Sınava çekilmeden okuldan mezuniyet yok. Bütün öğrenciler istisnasız sınava çekilmek zorundalar. Bütün bu, aldığın bilgiler neticesinde sınava çekileceğin gibi… Allah’ın sana verdiği, 20-40-60-80 sene neticesinde de sınava çekileceksin, hesap sorulacaksın. Ben sana bu kadar ömür verdim, zaman verdim. Sen bu zamanı nasıl kullandın? Ne yaptın, nerelerde değerlendirdin? Bunun hesabın vereceksin. O sınava, okulda bir diploma almak için, bir kariyer başlangıcı yapmak için Çalıştığın sınavlara… Ne kadar özen gösteriyorsan, bunun çok daha fazlasını dünya ve ahiret sınavı için, göstermen gerekmez mi, öğrenci kardeşim? Bu çok daha önemli değil midir? Dünya kariyerin zirvede bile olsa, en kariyerli adam, 60’ta, 70’te gidiyor. Süperdi, bütün dünya onu tanıyordu. Yüz bin takipçisi vardı, milyon takipçisi vardı. Reklamlardan büyük gelirleri vardı. 60’ta, 70’te gitti. Takla. Bazıları da erken gidiyor. 40 yaşında. Arabayla ağaca bindiriyor, yanarak ölüyor. Kariyerinin zirvesinde. Güzel mi güzel, bir adam. Ama gitti bak! Kariyer, bitişi var kariyerin. Ahiret kariyerin, dünya kariyerinden çok daha önemli. Sen ahiret kariyerine odaklanacaksın. Allah’ımız bunu söylüyor. Ben eğer dileseydim… Yeryüzündeki bütün insanlar كُلُّهُمْ جَمِيعًا ۚ(Kulluhum cemîân) “Toplu bir halde, topyekûn olarak iman ederlerdi.” “Bu benim için çok kolay.” Allah için bu kadar kolay olan bir şey. O’nun kudretini bize gösteriyor. Nasıl Allah, topluca imana sevk eder? Nasıl Allah, onları imana zorlar? Allah’ın zorlaması, kulun yapacağı bazı fiillerden sonra olur. Ahmet Yesevi Hazretleri’nin bir sözü var. Kul, kendi perdelerini kaldırmadıkça Allah, onun perdelerini kaldırmaz. Ne demek bu? Şimdi her gün sen, iş yerinde çalışıyorken; 5 vakit ezanı duyuyor musun duymuyor musun? Türkiye’de yaşıyorsan, ezanı duymayacağın bir yer, çok nadirdir, çok zordur. Ücra köşelere gitmen lazım. Sahil bölgeleri filan. İçkinin ve zinanın bol olduğu yerler. Bunun dışında her yerde, sen bu ezanı duyuyor musun duymuyor musun? Duyuyorsun. Şimdi! Ezanı işittiğin anda, hemen karşına bir perde gelir. Şeytan, gelir ve sana siyahi bir perde koyar. Kulaklarına bir ağırlık gelir, gözlerinin önüne bir perde gelir. Şimdi kılma boş ver! Bu perdedir. Şimdi sen kalbine o ışığı, o aşk ışığını, o ilim ve hidayet ışığını istiyor musun? Allah, seni sadık ve salih bir kul yapsın istiyor musun? O perdeyi kaldıracaksın! Kes Ulann! Şeytana bir ayar çekeceksin! Bir atar gider yapacaksın ya! Mafya babalığını karınıza yapıyorsunuz. Mafya babalığını, çocuklarınıza yapıyorsunuz. 8 yaşında, 10 yaşında çocuğa mafya babalığı… “Benim dediğim olacak” diyorsun. Şeytana gelince, peki ağabey. Kılmayacaksın namazı! Tamam ağabey. Gitmeyeceksin o sohbete! Ne dersen, o olur ağabey. Oğlum, niye ağabey çekiyorsun sen buna? Buna niye ağabey çekiyorsun? Bu senin, en büyük düşmanın. Kur’an’ın deyimiyle, “aduvvun mubin” عَدُوٌّ مُبِينٌ Apaçık bir düşman. Ben size demedim mi, şeytanın adımlarını takip etmeyin. “O size apaçık bir düşmandır.” Ayetlerdir bunlar. Bu senin apaçık bir düşmanınken, sen perdelerini kaldırmıyorsun. Ve bunu takip ediyorsun. O perdeyi kaldıracaksın. Arkadaşın geldi, seni sohbete davet etti. Yahut da mesaj gönderdi. Mesajı sessize al. Bak perde! Niye sessize alıyorsun? Bir cevap ver. Kardeşim, Lütfen! Bak, şu anda nefsimle mücadele ediyorum. Lütfen, akşamleyin gitmeden yarım saat önce, beni bir kere arar mısın? Teşvik lazım bana. Ben nefsi kuvvetli bir adamım. Şımarığım! Şımartmışım ben bu nefsi. Sohbete gitmek, namaz kılmak, bana çok ağır geliyor. Bana tazyik lazım, itici bir güç lazım ki perdemi kaldırabileyim Perdeni kaldırmak için biraz hamle yapman lazım, işte o perdeyi kaldırdığın zaman da Allah, senin bütün perdelerini kaldırır ve kalbine hidayet ışığını ulaştırır. Ulaştırdığı zaman artık bu sefer arkadaşını sen davet edersin. Salı günü gelse de şu sohbete gitsek, biraz ilim öğrensek… “Hadi bu günler niye geçmiyor ya?” dersin. Bak kalbe ışık gelmiş. Işık geldiği zaman oraya ait hissedersin. Tıpkı Kâbe’ye gitmiş bir adam gibi. Kâbe’ye bir kere gittin mi ne yapıyorsun? Benim bir daha gitmem lazım! Ne var burada ya. Ne var burada? Burada taş ve topraktan başka şeyler var. Oraya giden bilir… Oranın havasını teneffüs eden, O hidayet muhabbetini ve suyunu kalbine, ciğerlerine indiren adam bilir. Allahu Teala bize, 3 defa nasip etti. İnşaAllah 30 defa nasip olsun. Hepimize nasip olsun, kardeşler. Amin. Beni ne zaman anlarsın, gittin o Kâbe’nin karşısına geçtin, çıplak gözle Kâbe’yi gördün mü Anlarsın ki, ben taş ve toprağa gelmedim. Burası başka bir yer. Burası benim ait olduğum bir yer, ruhum buraya ait hissediyor. Ben burası için varım. Bunu hissedersin. Rabbimiz Teala, bu havayı hepinize teneffüs ettirsin İnşaAllah. Amin Ya Muin. İşte, dileseydi Allah nasıl hidayet ederdi? Bir rüya verirdi. Allah bir adamın hidayetini diledi mi, ona bir rüya verir. Mecbur kalır. İmam Râzî Hazretleri, ayetin bu kısmını tefsir ederken diyor ki; Allah, ya Peygamberi eliyle mucizeler göstererek, onları zorlar imana… yahut da onların kalplerinde hidayeti yaratır. İki şekilde imana zorlar. İmana zorlaması böyledir. Nasıl olacak? Peygamberine der ki; şu şu mucizeleri çıkart. Denize asa ile vur, gerisine karışma! Musa Aleyhisselam’a demedi mi? Kocaman Kızıldeniz’e elindeki tahtayla bir vurdu, Kızıldeniz’i yardı. Mucize gösterir ama, başka ayetlerinde Allah Teala Hazretleri diyor ki; Sen onlara, dağları altın yapsan, melekler inse ve onlarla konuşsa, ölüleri diriltsen ve onlarla konuşsalar… Yine de iman etmezler. Bakın, demek ki mucize, bir adamın iman etmesi için yeterli değil. Bir adam ölü ile konuşsa ne olur? Kabirden çıktı mesela… Bir hayal edin. Zombi filmlerinin gerçek olduğunu hayal edin. Geceleyin uyuyorsun, sabah bir kalkıyorsun… Kabirlerinden yüz tane adam çıkmış. Zombi gibi, her tarafları paramparça bir şekilde dolanıyorlar. Kabir azabı var! Mehmet Okuyan, kabir azabı var! Mustafa İslamoğlu, kabir azabı var! O kadar yalan söylediniz. Muhammed Aleyhisselam’ı yalancı yaptınız. Kabir azabı var! Çıksa bunlar. Senin Mehmet ile Mustafa. İki ahbap çavuş. Ne yapar? Eyvah ulan! Biz bu kadar hadisleri inkar ettik, Muhammed Aleyhisselama yalancı dedik. Yüz binlerce alimin kitaplarında yazdığı nakil bilgileri, Kur’an ayetlerini inkar ettik. Ama gel gör bak, çıktılar adamlar kabirlerden, gördükleri azabı bize naklediyorlar. Derler mi demezler mi? Allahu Teala ayetinde diyor ki; Ölülerle bile konuşsalar. Ve ölüler bunlara, kabirde gördükleri sıkıntıyı, azabı anlatsa… Allah hidayet etmedikçe, bunlar yine hidayet olmazlar. Demek ki mesele Mucize görmek değil. Mucize sadece, Allah’ımızın o Peygamberin gerçek bir peygamber olduğunu ispat etmek için, etrafındaki insanlara bildirdiği, gösterdiği küçük ücretler, küçük deliller. Bir Peygamberin, Peygamber olmasının en önemli özelliği, mucizedir. Onu göstermek zorundadır. Sen Peygamber isen, mucizen olacak! Bütün Peygamberlere mucize vermiştir diyor, Kur’an’da Allah Teala. Dolayısıyla; mucize gördüğü anda, adamda sadece şu düşünce ortaya çıkar. “Tamam, bu Peygamberdir. Çünkü normal bir adam; bu insanın yaptığı şeyleri yapamaz,” der. Başka bir şekilde nasıl hidayet eder? Kalbinde, o hidayet ışığını ortaya çıkartır. Yaratır! İşte, bunun içinde kuldan bir hamle bekler! Tek bir hamle. Kendi perdesini kaldırdığı anda; Ben şu Peygamberi bir dinleyeyim. Muhammed bu güne kadar yalan söylemedi. (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Ben şunu bir dinleyeyim, bakayım. Kim demişse; ben şunu bir dinleyeyim, bakayım. Allah onun kalbinde, hidayeti yaratır. Sad bin Muaz’ı hatırlayın. Medine’ye ilk hocamız gitti bizim. İlk hocamız kim? Mus’ab bin Ümeyr, Allah ondan razı olsun. Amin. 18 yaşında! İlk İslam davetçisi, Muhammed Aleyhisselam’ın ilk talebesi. Medine’ye gitti. Sad bin Muaz da Medine’nin üç tane büyük liderinden bir tanesi. Nasıl Mekke’de Ebu Cehil, Ebu Leheb, Ebu Sufyan… Sad bin Muaz da Medine’nin liderlerinden birisi. Müşrik. Bir duydu ki, bir genç gelmiş. Kendisinin peygamber olduğunu söyleyen bir insanın, davetini insanlara aktarıyor. İnsanlar da onu dinliyorlar. Ve dili, su gibi akıyor. Eline bir tane mızrak aldı. O genci, Mus’ab bin Umeyr’i korkutmak için yanına gitti. Mızrağının ucunu yere sapladı. Araplar’da mızrağın ucu yere saplandı mı, tehlike var! Benimle yapacağın konuşmalara dikkat et! Sana savaş açmak üzereyim demektir. Bu bir mesajdır. Mızrak, uçla saplanmış. Mızrağın ucunu yere sapladı, Sad bin Muaz dedi ki; Benim halkımı, atalarımın dininden uzaklaştırmak istiyormuşsun… Ve tek bir ilaha secde etmemizi istiyorsun. Sakın ola, benim halkıma sohbet yapma! Devam edersen, seni burada öldürürüm. Mus’ab bin Umeyr ne dedi? Bize böyle bir şey dese biz ne yaparız? Ben Tekvando’cuyum sen kimi öldürüyorsun ya? Ne ayak’sın oğlum sen? Biz böyle deriz yani. Ama Hazreti Mus’ab bin Umeyr ne dedi? Beni birazcık dinler misin? Lütfen! Şuraya oturup Allah için beni birazcık dinler misin? Beğenmezsen çeker giderim. İslam davetçisi, gerçek bir davetçi. Peki dedi. Oturdu, Mus’ab bin Umeyr’i dinlemeye başladı. Oradan ayet söyledi, buradan hadis söyledi… Peygamberin ahlakından biraz bahsetti. Dedi ki: Ben şimdi, iman ediyorum. Bakın Sad bin Muaz bir şey yaptı. Ben seni dinlemem deseydi, perdesini kaldırmamış olurdu. Ne dedi: Tamam, seni dinleyeceğim. Kendi perdesini kaldırdı. Ahmet Yesevi’nin sözü ortaya çıkıyor. Kul, kendi perdesini kaldırdığı zaman, hamle yaptığı zaman, Allah onun perdelerini kaldırır. Ve Sad, o anda iman etti. Sonra ne oldu biliyor musun? Gitti kavmine… Yüzlerce insan. Ben dedi: Bazı sözler işittim, bir gençten. Son Peygamber’i bana anlattı ve o gencin sözleri İnsan sözü değildi. Ben anladım ki bunu, yerleri ve gökleri yaratan ilah söyledi. Ben iman ettim. Siz de eğer beni dinlerseniz, size karşı biraz hatrım varsa… Sizde iman edin, dedi. Ve kavminden istisnasız herkes, onu seven herkes Çok dürüst bir adamdı çünkü. Hepsi iman ettiler. Kendi perdelerini kaldır. Allah senin binlerce perdeni kaldırır. Hamle senden gelecek. Hamle senden! Başka bir hidayet etme yöntemi nedir Allah’ın? Rüya verir. Allah dilese, en büyük kafir başkanlara, öyle bir korkutucu rüyalar verir ki. Öyle açık ve net rüyalar verir ki; Adam iman etmek zorunda kalır. Veliler’in büyüklerinden, Ebul Vefa Hazretleri. Biliyorsunuz, İstanbul’un fethinden önce, İstanbul sur içine girmiştir. Ve binlerce insanın, gayrimüslim’in Müslüman olmasına vesile olmuştur. Manevi Fatih’lerimizden bir tanesidir. Bir tanesi Akşemseddin Hazretleri, bir tanesi Ebul Vefa. Boyna o, Vefa’ya gidiyorsunuz, boza içiyorsunuz… Şeyh’e gidip dua okuyan yok! Şeyh’e gidip Kur’an okuyan yok. Kardeşler! Ölülere, bizim iki tane faydamız olabilir. Başka hiç bir faydamız olamaz. 1) Onların ruhuna Kur’an okumak. 2) Onlar adına istiğfar etmek. Kimin ölüsü varsa bilsin ki, başka hiç bir fayda sağlayamaz. Şeyh de olsa, Alim de olsa, Peygamber de olsa; dua ister bundan mutlu olur, haz alır. Bu onun derecesini arttırır. Manevi derece… Cennetteki derecesini arttırır. Dolayısıyla vefat etmiş olan her insan, kabrine birilerinin gidip, Kur’an okumasını bekler. Ama oraya giden insan, bozayı bir görüyor! Ooo Arnavut bozası bu diyor. Şeyh’e giden yok! Para veriyorsun orada boza içiyorsun. Şeyh efendi orada bekliyor. O mübareğe gidin, oraya gittiğiniz zaman muhakkak mübarek… Camisi biraz ilerde, belki 30-40 metre ilerdedir. Sol taraftadır. Ebul Vefa Hazretleri. Sultan Fatih’ini kapısına kadar gittiği, tahta kapısından içeri giremediği, görüşmeyi kabul etmeyen zat. Büyük bir Allah dostu. Hocasından icazet istiyor, bana müsaade edin. Buhara’ya gideyim. Hem biraz ilmimi geliştireyim, hem de orada bir sohbet halkası kurayım… İnsanların hidayetine vesile olamak istiyorum. İcazet’iniz var mıdır, müsaadeniz var mıdır? Hocası dedi ki: Tabi evladım çık! Geldi Buhara’ya. Fakat işte, mekan bulma sıkıntısı, mali sıkıntılar… Parası yok, aç. Yatacak yeri de yok. Bir yer açması lazım ki, insanları sohbete davet etsin… Bu da yok, hep fakirlik. Dedi ki: Ben Buhara Emiri’ne çıkayım. Seyyid olduğumu ona söyleyeyim. Belki Seyyid’lere bir özen gösterir, hürmet eder… Bize küçük bir oda bile açsa, insanları İslamı öğretmek için davet edebiliriz. Buhara Emiri’ne çıkıyor ve diyor ki: Ben Seyyid’im. Muhammed Aleyhisselam’ın soyundan geliyorum. Buraya hem ilim tahsili, hem de halkı irşad için geldim. Bana bir oda ayarlasanız, bir yardımcı olsanız. Bir oda, her gün biraz ekmek bana yeter… İnsanlara İslam’ı anlatmak istiyorum. Deyince… Buhara’nın Emiri diyor ki: Burada yalancı Seyyid çoktur. Herkes Muhammed Aleyhisselam’a kendisini nispet eder ve Seyyid olduğunu söyler. Ama bunların 10’da 8’i yalancıdır. Ben nereden bileyim, senin Seyyid olup olmadığını? Deyince, mübarek çok üzülür. ve kaldığı yere geri gider. Buhara Emiri gece yatar ve uykusunda kıyametin koptuğunu görür. Bak! Allah, bir adamı uyarmak, ikaz etmek istediği zaman, rüya ile nasıl ikaz ediyor. Emir bile olsan… Bir devletin, bir beldenin Sultan’ı Vali’si bile olsan Allah, alır adamı yatağından aşağı indirir. Kıyametin koptuğunu görüyor. Muhammed Aleyhisselam’ın Liva-ül Hamd Sancağı’nı görüyor. Koşa koşa oraya gidiyor. Bakıyor ki: Efendimiz Aleyhisselam Havz-ı Kevser’inden suları almış Ümmeti’ne dağıtıyor. Ben senin ümmetinim Ey Allah’ın Resul’u diyene Havz-ı Kevser’inden su içiriyor, susuzlukları gitsin diye… Bu, çok susamış. Peygamberimizin yanına gidiyor ve diyor ki: Ben senin ümmetinim Ey Allah’ın Resul’u, bana su verir misin? Çok susadım. Diyor ki: Ben senin ümmetindenim diyorsun ama ben senin, ümmetim olduğunu nereden bileceğim? Ey Allah’ın Resul’u, Vallahi ben senin ümmetinim diyor. Sen eğer benim, gerçekten benim ümmetim olsaydın… Benim bir evladım, sana geldiğinde yardım istediğinde, onu aşağılayıp geri çevirmezdin. Deyince bu, şimşekler çakmış bir şekilde gözleri açılıyor. Benim evladım dediği kim? Şeyh Ebul Vefa Hazretleri. Gözleri açılıyor, hemen adamlarına emir veriyor, çabuk bu zatı bulun, yerini tespit edin ben gideceğim. Nerede? Hangi kuytu köşede kalıyorsa. Emir gidiyor yanına… Ellerini öpüyor, ikramlarda bulunuyor ve ona bir ilim meclisi açıyor, sohbet meclisi açıyor. Buna: Rüya ile hidayet etme deniliyor. Nice papazlar, nice Hristiyanlar, yapmış oldukları küçük hayırlar sebebiyle, küçük iyilikler sebebiyle… Allahu Teala tarafından çok sevdikleri bazı insanları, rüyalarına aktarmak suretiyle, göndermek suretiyle, ikaz edilirler. Ya zor yolu tercih eder, İslam’a girerler… Çünkü alıştığın her şeyi terk etmiş olman lazım. Bütün bilgilerini, şirk bilgilerini unutacaksın! Bu zor yoldur, kardeşler. Ya da kolay yolu tercih ederler. Yok! Ben İslam’ın doğru olduğunu düşünmüyorum. Ben bildiğim gibi, bana müdahale etmeyen, 3 Tanrı’nın akidesine devam etmek istiyorum, der. Kolay yolu tercih eder. Bak! Kendi perdelerini kaldırmadı. Sen, perde üstüne perde örtüyorsun, üstüne. ve diyorsun ki: Allah, bana niye hidayet etmiyor? Camını, pencereni her taraftan kapatmışsın, kilitlemişsin ve diyorsun ki: Niye bu güneş benim evimin içine doğmuyor? Her tarafa tahta koymuşsun ya! Çıkart bu tahtaları. Güneş, senin evinin içine de doğacak. Ama sen, gözlerini kapatmışsın. Perdeleri üstüne doldurmuşsun ve diyorsun ki: Güneş diye bir şey yok! Allah, bu insanlara hidayet versin. Amin.

Kur’an’ı Hz. Muhammed (sav) mi yazdı?

Efendimiz Aleyhisselam bize, abdest almayı tarif ederken kollarımızı yıkamayı tarif ederken nasıl tarif eder? Kolumuza üç defa su alıyoruz. Neden, suyu yukarıdan aşağıya doğru bırakmıyoruz? Omuzdan parmaklara doğru bırakmıyoruz da parmaklardan omuza doğru bırakıyoruz? Bakın bu müstehaptır. Üç defa suyu verdikten sonra, suyu biraz aşağıya doğru sarkıtmak müstehaptır. Efendimiz Aleyhisselam’ın bir sünnetidir. Neden böyle yapıyoruz? Doktorları gördünüz mü kardeşler hiç doktorları? Doktorlar ameliyattan önce ellerini yıkadıkları zaman, ellerini iyice yıkarlar ondan sonra suyu parmaklarına doğru vermezler, buraya doğru verirler. Ellerini böyle kaldırırlar. Ameliyathaneye doğru girerken elleri böyle olur. Neden? Su aşağı gelsin diye. Bunun bilimsel sebebi nedir? Mikropların son çıkış noktası parmak uçları olmasın, dirsek olsun. Bizim peygamberimiz Muhammed Aleyhisselam mikropları nereden görebilir? Bu bilgiyi nasıl elde edebilir? Okuma yazma bilmeyen bir insandır. Allah’ın selamı onun üzerine olsun. O bize diyor ki; ”Suyu attıktan sonra kolunuza, su damlacıkları dirsekten aşağı gelsin.” Mikroplar burada durmasın çünkü siz o elleri kullanıyorsunuz. Tespih çekiyorsunuz, müsafaha yapıyorsunuz, yemek yiyorsunuz… Mikroplar buraya aksın, buraya akmasın. İşte bundan dolayı kardeşler İslam yönetmelidir, Başka bir sistem değil… Yazıyı gören bir karınca olursa kalemin yazdığını zanneder ama yazıyı gören bir insan olursa, insan karıncadan çok daha akıllıdır, çok daha kompleksli, çok daha zekidir. Bir yerde bir yazı görürse insan der ki “bunu yazan bir zât var. Bir akıl var, bir üst akıl var.” Karınca bu kitabı gördüğü zaman bir şey hissetmez, Bir şey anlamaz ama biz insanlar bu kitabı gördüğümüz zaman bunun içindeki tespitleri gördüğümüz zaman, vahiye dayalı bilgileri gördüğümüz zaman, geleceğe dayalı bilgileri gördüğümüz zaman, gaybi bilgileri gördüğümüz zaman ne deriz? “Bunu yazan bir zât var. Bir üst akıl var. Beni kontrol eden güç bu olmalı. Beni yaratan güç bu olmalı.” demek zorundayız kardeşler. Bunu demezsek, insanların yaptığı sisteme göre hareket ederiz ve hatalar yaparız. Peşi peşine hatalar yaparız. Bugün müsteşriklerin, Batılıların, İslamı reddedenlerin ”Kur’an’ı Muhammed Aleyhisselam yazdı.” diyenlerin en büyük yalanıdır. “Kur’an’ı Muhammed -sizin peygamberiniz Muhammed-uydurmuştur. Sağdan soldan toplamıştır ya da uydurarak yazmıştır.” diyorlar. Şimdi Alimler Kur’an’ı neden Muhammed Aleyhisselam’ın uyduramayacağına dair bazı deliller ortaya koymuşlar. Ben birkaç tane nokta getirdim. Bunları da nakledeceğim inşaAllah. Sonra kapatacağız. Neden Kur’an’ı Muhammed Aleyhisselam uydurmuş olamaz? Kur’an’ı Kerim’de Allahu Teala Hazretleri peygamberimiz Aleyhisselam’a “Mekke yakında fetholunacaktır.” Diyor mu demiyor mu? “Mekke, yakında fetholunacaktır.” Efendimiz ve sahabeleri Medine’de. Müşrikler bizden çok daha kuvvetli ve Allah ortaya bir iddia atıyor. “Mekke yakında fetholunacakır.” diyor bu kitapta. Neden risk alsın? Muhammed Aleyhisselam, madem bu kitabı Muhammed Aleyhisselam yazdı, neden risk alsın ki? Eğer Mekke’yi fethedemezse ne olacak? Bu kitap yalan olmuş olacak ama efendimiz müjdelerle beraber Ebubekir’e, Ömer’e, Osman’a, Ali’ye ve bütün sahabelerine müjde veriyor. Bir rüya gördüm ki Allah bize Mekke’nin fethini nasip ediyordu. Hemen peşinden ayeti kerime geliyor: “Mekke elbette de fetholunacaktır.” “İnnâ fetahnâ leke fetham mübînâ.” “Muhakkak ki biz sana apaçık bir fetih nasip ettik.” ve Allah bu fethi efendimiz Aleyhisselam’a nasip ediyor. Neden böyle bir risk alsın? Madem “Kur’an’ı peygamberiniz yazdı.” Sonra başka bir delil: Rumlar’la perslerin savaşından bahsediyor Allahu Teala. Rumlar’la putperest ateşe tapan İranlılar savaş yapıyor. İranlılar savaşı kazanıyor. Allahu Teala buna rağmen “yakında Onlar bir daha savaşacaklar ve bu sefer Rumlar kazanacak.” diyor. Bakın yeni savaştan çıkmış bir ordu ve kaybetmiş. Kaybetmiş ordunun toparlanması çok zordur ve aynı düşmanla savaşıp tekrar kazanma ihtimali çok düşüktür. Allah büyük bir risk alıyor ve diyor ki; bir daha savaşacaklar, bu sefer Rumlar kazanacak. Ne oluyor? Dokuzuncu yılda bir daha savaşıyorlar ve bu sefer Rumlar kazanıyor. Neden Muhammed Aleyhisselam risk alsın ki? Eğer İranlılar bir daha kazansa ne olacaktı? Kur’an yalan… Peygamber yalancı peygamber olmuş olacaktı. Başka bir delil nedir? Kur’an’ı neden Muhammed Aleyhisselam yazmış olamaz? Hangi İnsan yazdığı bir kitapta vahiy olduğunu söylediği ve yazdığı, kendi yazdığı bir kitapta kendisine daha fazla ibadet yaptırır? Şimdi biz müslümanlara ibadet günde kaç vakit kardeşler? 5 vakit. Her gün beş vakit belirlenen zaman dilimi içinde namaz kılmak zorundayız. Muhammed Aleyhisselam’a namaz kaç vakit? Altı. Sabah, öğle, ikindi, akşam, yatsı, teheccüd. Ona farzdır, bize sünnettir. Şimdi madem Kur’an’ı Muhammed Aleyhisselam yazıyor: Neden keyfini bir kenara atıyor? Bize beş vakit namazı emrederken kendisi nafilelerle beraber 10 vakit namaz kılıyor günde? Neden kendisine daha fazla yapıyor? Bakın sadece bu bile onun peygamber olduğunun en büyük delili. Bize dinin asgarisini anlatıyor, “Asgariyi yapın kurtulursunuz.” diyor ama kendisi azami ölçüde ibadet yapıyor. “Senenin bir ayında oruç tutmak zorundasınız.” diyor ama kendisi yılın yarısında oruçlu. Bütün yılın yarısında oruçlu. Bunu neden yapıyor? Vahiydir bu! Bu kendi iradesinin dışında kendisine bildirilmiş olan bilgidir. “Sen yapacaksın çünkü ben sana peygamberlik verdim.” Ayakları şişinceye kadar namaz kılan peygamberin, iki vakit namaz kılmayan, günde iki vakit namaz kılmayan ümmetisin! Utanmalısın! Utanmalısın! Kollarını hareket ettiremiyor kardeşim felç olmuş. Bana mesaj yolluyor. Nasıl yolladı mesajı bilmiyorum, artık sesle mi yolluyor ya da birisine mi yazdırıyor bilmiyorum bana mesaj yolluyor. “Hocam ben kollarımı hareket ettiremiyorum, Felcim. Aşağı yukarı iki yıldan beri felcim.” diyor. “Ben nasıl namaz kılabilirim? nasıl abdest alabilirim?” Müslüman kardeşimin sorduğu soru! Ama sokaklarda binlerce Müslüman kardeşim sağlıklı sıhhatli, her hafta gidiyor maçını seyrediyor, her hafta gidiyor halı sahada koşturuyor ve bu kardeşim günde bir vakit Allah için namaz kılamıyor. Vallahi utanmalısın Müslüman! Utanmalısın… Bir başka delil yine, Ebu Leheb. Tebbet Sûresi birçok Hristiyan Papaz’ın müslüman olmasına vesile olan suredir. Ebu Leheb daha yaşıyorken, altı sen önce Allah, Tebbet suresinde ne buyurdu? “O iman etmeyecektir. Ebu Leheb’in elleri kurusun, kurudu da. Onu karısı da ateşin hamalıdır. Cehennemde ateşin hamalıdır.” Allah bunu söyledi. Şimdi Ebu Leheb o altı yıllık zaman dilimi içinde yalandan bile olsa deseydi ki: “Ben iman ettim be! Muhammed’e ve onun Allah’ına iman ettim.” Dese; Kur’an yalancı çıkacak. Ama Allah iman etmeyeceğini biliyor ve bu bilgiyi Muhammed Aleyhisselam’a ayeti kerime olarak veriyor. İşte bunlar, bunun gibi daha onlarca mesele var. Ben size sadece birkaç tanesini getirdim buraya. Bunlar geleceğe dair gaybi bilgilerdir. Allah’ın meydan okumasıdır. Yerleri ve gökleri yaratan Allah yönetmeyecek de kim yönetecek Müslüman kardeşim? Neden Allah’ın yönetmesine tahammül edemiyorsun? Neden? Senin Allah’ın hükümleriyle sorunun nedir? Senin imanında ciddi zayıflık vardır… Kim diyorsa ki, Bakın hacısı hocası bilmem nesi! Kim diyorsa ki, “Ben Allah’ın Şeriatıyla yönetilmek istemiyorum.” Şunu demiş olur: “Ben Kur’an’ı kabul etmiyorum.” Bu söz nedir kardeşler? Küfür değil midir bu söz? “Ben Kur’an’ın tek bir ayetini bile kabul etmiyorum.” diyen dinden çıkar, Kafir olur. “Ben şeriatı kabul etmiyorum.” demekle “Ben Kur’an’ı kabul etmiyorum.” demek aynı şeydir. Bugün ben Müslümanım diyen bir sürü insan bu cümleyi kolayca bir şekilde kullanabiliyor, söyleyebiliyor. Neyinize güveniyorsunuz kardeşim ya! Biraz araştırın, sorun, edin, Etrafınızda her zaman Salih insanlar vardır, Hocalar vardır, İlim ehilleri vardır, bir sor! “Bu şeriat ne demektir ya? Bana bir anlat kardeşim ya! Şeriat ne demektir?” Dünya nizamında her şeyine karışması için devletin başına getirdiğin adamların her şeyine karışmasına müsaade ediyorsun, Nasıl evlenilir? Nasıl boşanılır? Kırmızı ışıkta durmak zorunda mısın? Sarıda geçilir mi? Dükkan açacağın zaman neler yapman lazım? Onların yaptığı, insanların yaptığı bütün sistemlere en ince ayrıntısına kadar uyuyorsun, aman ceza yemeyeyim diye korkuyorsun ama Allah’ın yaptığı yazdığı sisteme uymam diyorsun. Senin inancında bir problem yok mu sence? Burada kardeşim ciddi problem var. Allahu Tela bize idrak etmeyi, anlamayı nasip etsin. (Amin, Ya Muin)

Dua edin, kalp gözüm açılsın! – En karlı meslek: İslam’ı öğretmek / Kerem Önder

Bir kula iki tane nimet verdi mi ona her şeyi vermiş demektir. Bu nimetlerden bir tanesi şudur: Allah’ın sevdiği dostlarını tanımak. Bak! Bilmek değil, görmek değil, tanımak. Görmek olsaydı, Resulullah’ı gören bir sürü müşrik vardı. Ama onu tanımadıkları için kâfir gittiler. Örnek, amcası, öz amcası Ebu Leheb. Gördü, bildi ama tanımadı. Tanımak istemedi, anlamak istemedi, konuşmak istemedi. Nerede İslam’ı tebliğ ettiğini görse yerden bir parça toz aldı, toprak aldı, yeğeninin suratına attı. “Ellerin kurusun Ya Muhammed!” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem. Ama “Tebbet yedâ ebî lehebin…” (Tebbet, 1) oldu. “Ebu Leheb’in elleri kurusun.” Sen Allah’ın peygamberine beddua edersen… O peygamber sahipsiz mi? O peygamberin Rabbi var, onu kim görevlendirdi? Anlattığı cennet ve cehennem o peygamberin mi? Cennetin, cehennemin ve senin bir sahibin var, Allah Teâlâ var. Allah peygamberini sahipsiz bırakmaz. Ebu Leheb kuruya kuruya ölmüştür cüzzam hastalığından. Burnu düştü, kulağı düştü, parmakları düştü, tırnakları düştü. Bunu görüyor, yeğenine ettiği beddua da aklına geliyor. Ben beddua ettim yeğenime, bak Allah bana ne verdi, diyor. Ama elinden bir şey gelmiyor. Parası var, şöhreti var, tabipler çare bulamıyor. Neden? Allah seni helak etti mi ne yapabilirsin ki? Ne yapabilirsin? O gelişmiş Avrupa yüz binlerce insanı vebaya kurban verdi. Yüz binlerce insan! Veba nasıl yayıldı? Allah Teâlâ farelere bir hastalık verdi. Farelerin ısırdığı adam veba oluyordu. Avrupa’nın ilmi, Avrupa’nın tekniği karşı koyamadı. Yüz binlerce insan fare pisliğiyle yok olup gittiler. Şu hâlde Allah Teâlâ Hazretleri bir kuluna, sevdiği kullarını tanıma nimetini verirse ona her şeyi vermiştir. Üstadım İhramcızade İsmail Efendi’ye bir dervişi geliyor, diyor ki: “Efendim! Bu ihvanınıza, bu dervişinize bir dua eder misiniz? Allah benim kalp gözümü açsın.” Üstadım diyor ki: “Evladım, bu nasıl bir söz? Kalp gözümü açsın demek nasıl bir söz? Sen Mevlana Halid-i Bağdadi’yi tanıyor musun?” “Tanıyorum efendim.” “Onu seviyor musun?” “Seviyorum efendim.” “Sen İmam Rabbani’yi seviyor musun?” “Seviyorum efendim.” “Sen Beyazid-ı Bistami’yi seviyor musun?” “Seviyorum efendim.” “Sen Ebu Bekir Sıddik’i seviyor musun?” “Seviyorum efendim.” “Sen Muhammed Aleyhisselam’ı seviyor musun evladım?” “Seviyorum efendim.” “Evladım senin kalp gözün açılmış, sen farkında değilsin.” Kimleri sevdiğine bak, kimleri tanıdığına bak. Eğer tanıdığın ve sevdiğin insan Karl Marx ise ayvayı yedin. Kalp gözün kirlenmiş, mühürlenmişsin. Marx’ı sevebilir mi bir Müslüman? Marx, “Din afyondur.” diyen bir adam. “Bütün inançlar afyondur, uyuşturucudur. İnançlardan kaçın” diyen bir adam. “Allah diye bir şey yok. Uydurma, binlerce yıllık bir uydurma.” diyen bir adam. Eğer sen Karl Marx denilen adamı seviyorsan, Darwin’i seviyorsan, Stalin’i, Lenin’i seviyorsan sen mühürlenmişsin, senin kalp gözün kirli, kapalı. Ama sen Ebu Bekir Sıddık’ı seviyorsan, dava arkadaşı Muhammed Aleyhisselam’ı seviyorsan Allah sana en büyük nimetlerden bir tanesini vermiş. En büyük nimetlerden bir tanesi, onun dostlarını sevmektir. Rabbime hamdolsun ki siz de onun dostlarından bazılarını seviyorsunuz, o sevgi sizi buraya getiriyor. Bir adam sevmeye sevmeye sinemaya gitmez. Sinemaya gitmesi bir işkence olursa, bir sıkıntı olursa oraya gitmez. Bir adam sevmeye sevmeye halı sahaya gitmez. Bir hafta gider, ikinci hafta “Ben gelmiyorum artık.” der. “Sevmediğim adamlar orada.“ der. Bir adam seviyorsa her hafta halı saha maçını aksatmaz. Çünkü sevdiği insanlar orada. Onlarla beraber ter döküyor, onlarla beraber hareket yapıyor, aksiyon yapıyor. Çünkü seviyor. Allah yolu da bunun gibidir. Sevdiğin insanlar varsa, sevdiğin âlimler, veliler anlatılıyorsa, sevdiğin peygamber, aşık olduğun peygamber tanıtılıyorsa Allah sana nimetlerin en büyüklerinden bir tanesini vermiştir kardeşim. Nimetlerin en büyüklerinden ikincisi nedir? Allah bir kuluna iki nimet vermişse ona her şeyi vermiştir. İkincisi, güzel bir işte çalışmak. Güzel bir işte çalışmak! Bir Müslüman için bu dünyada en güzel iş nedir? İslam’ı öğretmektir. Peygamberin işidir. Sâllallahu aleyhi ve sellem. Allah’ın peygamberlerinin işi nedir? İslam’ı öğretmek; Allah’ın dinini ücretsiz, parasız, karşılıksız, menfaatsiz insanlara yaymaktır. Bunlar peygamber mesleğidir. Şu hâlde, aramızdan herhangi bazıları; ilme meraklı olan, sohbetlerden ve okuduğu ehl-i sünnet âlimlerin kitaplarından öğrendiği bilgileri kayıtsız, şartsız, karşılıksız insanlara aktarma isteğinde olanlar kimin mesleğini almış oluyor? Kimin meslektaşı? Peygamberlerin meslektaşı oluyor. Kardeşler, İslamiyet’te bir kaide vardır. Bir kula, bir Müslüman’a İslam’dan bir tek meseleyi öğrettiğimiz zaman bir tek mesele hürmetine yüz umre sevabı vardır. Bakın, kardeşlerimiz şimdi umrede. Cemaatimizden üç beş kardeş gitti. İnşallah kavuşmak nasip olacak. (Amin) Hurmalarını, zemzemlerini yiyeceğiz, içeceğiz. Bu kardeşlere soracağım şimdi geldikleri zaman “Kardeş kaç tane umre yaptın?” Bunlar şimdi derviş ya “Dört tane yaptım hocam, beş tane hocam.” Mirsad kardeş biraz dengesizdir, sekiz on taneye çıkabilir. Bakalım, ben merak ediyorum. Ama işaret vermeyin, kimse işaret vermesin. Geldiği zaman soracağım. Bakalım. Yedi sekiz maksimum, yirmi günde yedi sekiz tane umre yapar. İslam’dan bir meseleyi öğretirsen bir Allah’ın kuluna yüz umre sevabı vardır kardeşler. Bakın bu fıkhi bir kaide olabilir, bir ahlak kaidesi olabilir, Resulullah Aleyhisselam’dan bir menkıbe olabilir, bir hadis olabilir, bir ayet olabilir. Bir tek mesele… Öğrettin mi? Yüz umre sevabı burada. Bundan büyük nimet var mı? Şimdi… Bir tek meseleyi öğretmek bu kadar sevapsa, İslam’dan bir tek meseleyi bir kula karşılıksız öğretmek bu kadar mükafatlıysa ya bir kulu namazsızlıktan namaza başlatmak nasıl bir mükafattır? Bak daha buraya geçmedim, sadece bir tek meseleyi öğretmekten bahsediyorum. Adam namaz kılmıyor. İki üç sohbete geliyor, beş vakit namaza başlıyor. Bunun mükafatı diğeriyle kıyas yapılamaz. Bir Şii’yi ehl-i sünnete döndürmek nasıl bir mükafattır? Düne kadar sahabe efendilerimize, Kur’an’ın “Peygamberin hanımları sizin annelerinizdir.” (Ahzâb, 6) dediği Resulullah’ın hanımlarına küfür eden bir Şii’yi Ehl-i sünnete döndürdün, vesile oldun. İslam’ı öğrettin, ana caddeyi öğrendi. Ehl-i sünnet vel cemaati öğrendi, tövbe etti. Bu adamı döndürmek, bir adamı namaza başlatmaktan çok daha büyük mükafatlıdır. Ehl-i bid’atten yani cehenneme doğru koşturan bir adamdan cennete doğru koşturan bir adam oldu. Bir Vehhabi Selefiyi Ehl-i sünnete döndürmek nasıl bir şeydir? Adam tekfirci, adam harici, önüne geleni kesen bir adam… Önüne gelene kâfir damgası vuran bir adam ama Ehl-i sünnet oldu, döndü, tövbe etti. Bunun mükafatıyla ölçülebilir mi kardeşler? Şu hâlde bizim için en büyük nimet çalışmaktır. Bizim için en büyük nimet bu salihleri, bu âlimleri, bu Ehl-i sünnet âlimlerini tanımak; orada kalmayıp onlara benzemektir. Sonra, onlar gibi peygamber mesleğini sahiplenmektir. Ebu Hureyre radıyallāhu anh Resulullah’ın mescidine girdi koştura koştura. Yok, çarşıya gitti çarşıya. Ticaret yapılan çarşıya gitti koştura koştura. “Ne yapıyorsunuz siz burada ey ahali? Ey peygamberimin ümmeti! Sâllallahu aleyhi ve sellem. Ne yapıyorsunuz siz burada?” “Ticaret yapıyoruz ya Ebahir.“ “Resulullah’ın mescidinde miras dağıtılıyor. Peygamberin mirası dağıtılıyor. Ne yapıyorsunuz siz burada? Bırakın işinizi gücünüzü.” Mirası duyunca insanlar tabii hemen işi gücü bıraktılar, koştura koştura mescide gittiler. Bir baktılar ne para var ne altın var ne bir şey. “Ya Ebu Hureyre hani miras, nerede para, nerede altın?” Ebu Hureyre ne buyurdu? “İlim meclisi var burada. Abdullah ibni Mesud burada sohbet yapıyor. Abdullah ibni Abbas burada sohbet yapıyor. Musab bin Umeyr burada sohbet yapıyor. Biri fıkıh anlatıyor, biri hadis anlatıyor, biri tefsir yapıyor, biri akaid konuşuyor. Siz ne yapıyorsunuz orada? İşte bu, peygamberin mirasıdır. Alın bunu, kaçırmayın.” Kardeşler, şu anda ülkemizin birçok yerinde peygamberin mirası sahipsiz. Övgüler ve selam üzerine olsun. (Amin) Kimse bunun peşinde değil. Herkes nasıl daha çok, kolay zengin olabilirim. Şimdiki dervişler çok değişti, çok değişti! Hepsi para peşinde. Napolyon’un tarikatından; para, para, para… Napolyon’un tarikatına girmeyin kardeşler. Bu tarikat sapık tarikattır. Para tarikatı olur mu? Bir derviş tasavvuf yoluna girdiği zaman dünya ona hep ikinci plandadır. Önce Allah yolu… İşinde çalışırken bile bugün nasıl bir Müslümanın ağzındaki küfrü iptal edebilirim? Bunun hesabını yapar derviş. İşinde çalışırken bile bugün nasıl birisine bir ayet öğretebilirim? Bunun hesabını yapar derviş. Para sonraki iştir. Çünkü toprağa girdiğin zaman seninle giriyorsa tamam, ben senden daha çok çalışayım. Toprağa girdiğimde şu anda cebimdeki elli lira benimle beraber girecek mi? Soru basit… Fıkhi bir kaide sormuyorum kardeşler. Cebimdeki elli lira toprağa girdiğimde benimle beraber toprağa girecek mi? Hocam senin çocuğun seni çok sever, sokar o elli lirayı. Kefenin içine sokar. Sokmaz, sokmaz. Caiz değil, uygun değil, bid’at olur. Kefenden başka hiçbir şeyle beni koyamazlar toprağa. O zaman ne yapacaksın? Toprağın altında bize faydalı olan şeylere bakacağız. Öncelik bu olacak. Nedir o öncelik? İslam’ı öğren ve öğret. Öncelik budur.

KABE’DEN CEHENNEME, DESTE DESTE PARA İLE CENNETE

Ben kulum beni yaratan Allah’ım da benden kulluk istiyor e namaz kılarken, sen ve ben Ey Rabbim! şehit olurken, sen ve ben ey Rabbim! doğum yaparken o, ticaret yaparken o, ya bu ne biçim iş şimdi? biz ticaret yapacağız deste deste paraları akşam kasaya koyacağım sen ve ben Rabbim inanır mı buna melekler? ağzımdakine inanmazlar ama içimdekini anlarlar nasıl anlarlar? çok basit bunun için derin bir bilgisayar incelemesi yapmak da gerekmiyor laboratuvara gitmek de gerekmiyor o maldan zekat veriliyor mu? o mala haram karışıyor mu? o malda pintilik, cimrilik var mı? bulaştığı faiz var mı? işçi hakkı var mı? hileli malla mı elde edilmiş? yoo O ve Allah başka kimse yok zaten bu kadar basit Müslüman, Allah’ın rızasını kazanmak, saf mü’min olmak için illa Kabe’nin dibinde, Kabe’ye yapışıp, ölene kadar burada bekleyeceğim demesi gerekmiyor ki Kabe’nin dibine yapışıp, Allah’ı bulamayabilir bir insan, Cehenneme yuvarlanır Ebû Leheb öyle gitti zaten Ebû Leheb Antartika’da ölmedi, Kabe’nin dibinde öldü Güney Kutbunda da ölmedi, Kabe’nin dibinde öldü ama cehennemin dibini boyladı para kasasına yaslanıp, şu vaziyette oturup, oradan da cennetin Firdevs-i Âlâ’sına girer kasada haram var mı? işçi hakkı var mı? kimseyi aldatmış mı? bu orijinal japon malıdır deyip, çin malı mı satmış? yoo hiçbir şey yok zekat veriyor mu? veriyor sadaka veriyor mu? veriyor bir mü’min dara düştüğünde filanca abiye gidelim onun parası var diye bir güven hissediyor mu? ediyor anasının sütü ona o kadar helal olsa cennete girerdi zaten anasının sütünden daha helal o kasa onu Kabe’ye uçuran kanadıdır çünkü biz kasamızın başındayken de Allah ile beraberiz ihlastan konuşuyoruz ihlasın teknoloji çağındaki başlığını kullanıyoruz

HAYATI ANLAMLI KILAN SÖZ – BEN VE ALLAH

Biz camide veya evde seccademizin başında iki rekat namaz kılarken niyet ettim Ya Rabbi senin rızan için sabah namazının farzını kılmaya diyoruz böyle bir vâcibi yok namazın ama içimizden bunun geçirilmesi gerekiyor sözlü olarak ben ne düşünüleceğini telaffuz etmiş oldum şimdi niyet ettim Rabbim senin rızan için iki rekat namaz kılmaya dedim o namazımda, ya desinler ki bu hanımefendi maşallah ne namaz kılıyor dediğim zaman bu riya yani ihlası aşağı doğru çekiyor başka bir maksat, biraz daha aşağı çekiyor bazen de sıfırlanabiliyor ihlas şimdi ben bunu namazda böyle yapıyorum e filan fakültede ilim tahsil ederken veya sizler geldiğiniz burada beni dinliyorsunuz bu dinleme esnasında siz buraya Allah’ın dini ile ilgili bir şeyler konuşulacak, ben de Allah’ın kuluyum gideyim, dinimde ilgili bir şeyler öğreneyim doğrularım için şükrederim, yanlışım varsa, eksiğim varsa, onları da toparlamış olurum diye gelseniz ki öyle geldiniz diye İnşallah umuyorum sizi melekler Hacca giden, nafile bir umre yapmaya giden, Müslüman bir kadın gibi görüyorlar çünkü umre yapmaya giden de ibadet niyetiyle geliyor, sizin buraya gelişiniz de ibadet maksatlı ibadet ne demek? Allah’a kulluk demek bu Kabe’yi tavaf etmekle de olur, şu sıralarda ders dinlemek için oturmakla da olur çünkü ben burada oturduğum zaman şu anda Allah’ın murâkabesi dışında kaldım, çekim alanı dışındayım var mı böyle bir şey? bizim ilişkimiz telefon ilişkisi midir ki çekim alanı dışında kalacağız biz onu görmüyoruz ama o bizi çok iyi görüyor saniyelerimizi, nefeslerimizi tutuyor hesabımızı tutuyor melekleri kaydediyor her yer kulluktur dolayısı ile her yerde ihlas var bizden beklenen ihlas nedir? ben ve Allah başka amaç olmayacak bu başka amaç diploma olabilir, para olabilir, siyaset olabilir, fors olabilir, gösteriş olabilir isim, istediğimiz kadar isim koyalım Ben ve Allah! bu hayatta O’nun için varım şehit olurken de nasip olursa bir gün inşallah şehit olurken de ben ve Allah! şehit oluyorum Rabbime gidiyorum hacca giderken de Ben ve Allah! namaz kılarken de ben ve Allah! doğum yaparken de ben ve Allah! onun için doğruyorum ebem olur, hastanede doktorun nezaretinde doğum yapıyorumdur ama maksadım, iç dünyam, beni doğuma doğru götüren şey, anne olmuş maşallah desinler diye değil, ya da eski Anadolu kültürü ile bu kadar tarlalar kime kalacak ya? bir çocuğumuz olsun, tarlalar ona kalsın gibi %100 ihlas düşmanı bu tarlalar kime kalacak için doğum yapmak %100 ama sıfır ihlas ve tarla Allah’ın yerine tarla konmuş bu arada müşrikler şöyle bir put yapıp O’nu Allah’ın yerine koyuyorlardı, bu tarlalar için çocuk doğuran da lat ve uzza diye o tarlayı koyuyor lat ve uzza kayboldu zannediyoruz Ebû Leheb gitti zannediyoruz hiç de öyle değil hayattan hiçbir şey kaybolmuyor he duman oluyor, oksijen oluyor şuralara buralara şekil değiştirdiği için, kaybolduğu için biz yok oldu zannediyoruz yok olmuyor

Kâfirlere lanet etmekte serbest miyiz?

Bismillâh elhamdülillah Vessalatu vesselamu alâ Resûlillah Kur’an’ın kâfirdi bu dediği ve kavim olarak bunlar kâfirdiler, zalimdiler dedikleri insanlara lanet edilir. Kur’an da zaten onlara lanet ediyor. Ebû Leheb’e, Ebû Cehil’e lanet edilir. Ama bir kâfirin nasıl öldüğünü bilme ihtimalimiz çok zayıf. Ancak yüzde bir, belki binde bir olacak kadar muhtemel olduğu için, belki iman edip ölmüştür ihtimalinden dolayı, hakkında nas yani hadis, ayet bulunmayan kafirler için lanet etmemeyi tercih ederiz. Velhamdülillahi Rabbi’l-âlemin