Bak yine musibet geldi! Neden ben?

Başına musibet mi geldi? Musibet diye bir şey yok. Sadece Allah var. O musibet random bir şekilde benim kafama gelmedi, Allah yarattı. Ve bunu Allah benim üzerime isabet ettirdi. Sakın ola başına bir musibet geldiği zaman şunu deme: ”Neden ben?” Şu anda Müslümanların büyük çoğunluğunun ilk sorduğu sual bu: “Neden ben?” “Yetmiş seksen milyon insan var şu Türkiye’de. Şu musibet bana mı gelir ya?” Bu ne demektir kardeşler? “Allah’ım niye beni seçtin ya? Şu belayı verirken, şu musibeti verirken niye beni seçtin?” Allah kimi seçeceğini sana mı soracak? Sen Chosen one mısın sen, Matrix misin sen? Sana mı soracak? O dilediğine musibet verir, dilediğine nimet verir. Peki, neden bugüne kadar sana verdiği binlerce nimetin karşılığında, “Neden ben?” demedin? Bir tane musibet verdi, hemen dedin ki: “Neden ben? Beni mi buldun? Sana bu kadar nimet verdi. Bak sayıyorum. Gözlerin görüyor mu, aklın çalışıyor mu, dilin laf yapıyor mu, konuşabiliyor musun, kendi işine kendin ayaklarınla gidebiliyor musun, kimse seni götürmeden? Yemek yediğin zaman lezzet alıyor musun? Alıyorsun. Hanımın var mı, çocuğun var mı, evin var mı? Bunlar sayabildiğim sekiz on tane nimet. Saymaya kalksanız sayamazsınız diyor kuran. Allah’ın size verdiği nimetleri saymaya kalksanız sayamazsınız, güç yetiremezsiniz. (İbrahim, 34) E şu kadar nimet sana geldiği anda, Allah sana bunları verirken bir kere şunu dedin mi? “Allah’ım neden ben? Bu kadar güzel nimetleri niye bana verdin, neden beni seçtin Allah’ım?” demedin. Seni sana söylüyorum. Demedin bugüne kadar hiç. Ama bir tane musibet geldiği zaman dedin ki: “Ya niye beni seçtin Allah’ım?” Allah’ımız buyurdu: “Onları biz bazen nimetlerle, bazen musibetlerle imtihana çektik, sonunda belki hakka dönerler diye.” (A’râf, 168) Bak, Allah musibetleri ve nimetleri bize neden veriyormuş? Ayetle sabittir, sonunda belki hakka dönerler diye. Nimet verir, nimet verir, şımartır. Daha fazla bana şükretsin diye. Süleyman Aleyhisselam’a nimet vermedi mi? Cinleri verdi, şeytanları emrine verdi, hayvanatı emrine verdi. Dünyada saltanat kurmuş olan iki tane sultandan bir tanesidir, iki peygamberden bir tanesidir. Verdiği bu nimetler onun şımarıklığını mı arttırdı yoksa şükrünü mü arttırdı? Eyyüb Aleyhisselam’a nimet vermedi mi? Musibet dediğim zaman aklınıza ilk gelen peygamber Eyyüb Aleyhisselam’dır. Nimet dediğim zaman aklınıza ilk gelen peygamber Süleyman Aleyhisselam’dır. Allah’ın selamı o ikisinin üzerine olsun. (Amin) Eyyüb Aleyhisselam’a ne musibet verdi üst üste? On evlat! Bak, dünyada on evladını birden kaybeden adam bulamazsın. Ama Allah en sevdiği kul olan bir peygamberin on evladını elinden aldı. Bütün sürülerini elinden aldı, bütün mallarını elinden aldı. Ve o bir kere bile şunu demedi: “Neden ben Allah’ım?” Demedi. Bugüne kadar bana bu nimetleri vermişken ben ona neden ben, demedim. Verdi, verdiğini de ben dağıttım. Allah bana daha çok verdi. Bugün de bizi musibetle imtihan ediyor, sınav ediyor. Bizim kalitemizi görmeye çalışıyor. Bu yüzden ben, neden ben demekten utanırım, dedi. Hatta hanımı ne dedi, Rahime hatun? “Sen Allah’ın peygamberisin ey Eyyüb. Allah’a bir tek dua etsen şu bütün musibetleri bizim üstümüzden kaldırır. Bir de eski verdiği nimetleri de geri verir. Sen bunu biliyorsun. Peygambersin sen, bir dua ediver.” “Ey hatun!” dedi. Bakın, Allah’ın peygamberine bakın. Aramızdan birisine böyle bir dua etme hakkı verilse, bir dua kabul hakkın var dese… Mesela geceleyin uykuya yattın, bir peygamber sana geldi, dedi ki: “Bak, ey Allah’ın kulu uyandığın anda Allah sana bir dua kabul hakkı verdi. Uyanır uyanmaz sağ tarafına dön, euzü besmele çek, yapacağın duayı yap, kesin kabul dense rüyanda neyi isterdin? Ne isterdin? Herkes kendisini Allah aşkına bir düşünsün. Beş saniye susuyorum. Buradaki kardeşlerin onda dokuzu dünyalık isterdi. Şu anda imani mertebemizi açık açık söylüyorum, itiraf ediyorum. Onda dokuzu dünyalık… Şuyum olsun, buyum olsun, şöyle olsun, böyle olsun. Onda biri, sohbetlerde uzun zaman bulunmuşsa, ağzı mürekkep yalamışsa ne derdi? “Allah’ım ahirete imanla gitmeyi istiyorum.” Bakın! Şu var ya şu, ahirete imanla gitme nimeti, şunu elde ettin mi zaten her şeyi kazanmış oluyorsun. Bunu elde edemezsen bütün dünya senin olsa ne olur? Ne olur? Eyyüb Aleyhisselam dedi ki: “Hatun Allah bize kaç sene nimet verdi?” “Yetmiş sene verdi efendim. Yetmiş sene…” “Kaç senedir musibet veriyor?” “Yedi yıldır musibet veriyor, her şeyimizi aldı.” “Vallahi bize verdiği musibet ve sınavlar yetmiş yılı bulmadıkça ben bu duayı Allah Teâlâ’ya yapmayacağım, utanırım.” Bak, yetmiş sene nimetler gelmiş, yedi sene musibetler gelmiş. Eşit olacak diyor, eşit olacak. Allah ne yaptı? Yüzde onunu verdi. Yedi sene sonunda sınavın bitti, dedi. Sınavı kazandın. Beni çok çok zikrettiğin için, sana verdiğim onca musibete rağmen beni çok çok zikrettiğin için… Hastalığı diline kadar bulaştırdım, hâlâ beni zikretmekten vazgeçmedin. Bundan dolayı sınavın bitmiştir. Şu suya gir yıkan, şu suyu da iç. Kur’an iki tane sudan bahseder: Biri sıcak, ılıman; biri soğuk. Sıcak suya gir dedi, yıkan. Bütün hastalıkların gidecek. Soğuk suyu da iç, iç hastalıkların gidecek. Bir suyla yıkandı, bir suyu da içti. Allah ona eski gençliğini geri verdi. Eski nimetlerini geri verdi. Tekrardan hanımıyla beraber oldular, tekrardan çoluk çocuk verdi. Allah gençleştirdi. Tıpkı Yusuf aleyhisselam’ın hanımı Züleyha’yı bir anda gençleştirdiği gibi. Bu onun için çok kolaydır. E bizi ne yapacak peki Allah Teâlâ ahirette? Eğer Rabbim nasip eder de cenneti kazanırsak, lütfeder de girersek… Aramızdan bazıları altmışı görecek, bazıları yetmişi görecek. Hocanız elliden fazla gitmez tahmin ediyorum. Yaşlı gidecek bazıları. Bedenler çürümüş. Kabre gireceksin, bedenin tamamen yok olacak. Ahirette ne yapacak Allah Teâlâ? Ahirette, hadislerle sabittir. Herkes genç olacak, otuz üç yaşında. Fiziki olarak bir adamın, fiziki olarak kuvvetinin zirve olduğu yaş otuz üçtür. Ruhi olarak zirve olduğu yaşsa kırktır. Ahirette Allah hepimizi nasıl diriltecek? Otuz üç yaşında, yepyeni taze bedenlerle. İşte bu, olay budur. Şu hâlde sen sakın ola deme, “Neden ben?” deme. Şunu da demeyeceksin. Komşunun birine Allah nimetler verirse… Güzel nimetler verdi komşuna ve sen haset edip şunu dersen: “Neden ona verdin de bana vermedin?” Tekrardan bir edepsizlik yapmış olmuyor musun kardeşim? Niye haset ediyorsun? Allah’ın sana verdiği iman nimeti, sağlık nimeti yetmiyor mu? Bu sağlık nimeti sana yetmiyor mu? Sağlık dediğimiz şey geçicidir. Allah’ın kudretindedir. Kimisine verir, kimisine vermez. Kalıcı bir şey değildir. Her zaman sağlıklı kalacağım diye bir şey olmaz. Eğer Müslümansan asla sağlıklı kalamazsın, muhakkak hastalıklar gelir gider. Bu bir basket maçı gibidir. Skor gibi gelir gider. Bir hasta olursun, bir sağlıklı olursun. Sağlıklı olduğun zaman dilimi hasta olduğun zaman dilimine göre çok daha uzundur. Hasta olduğun zaman dilimi azdır bu dünyada. Burada bile Allah’ın merhametini görüyorsun. Hep geliyor, gidiyor. Sen şimdi azınlık hâlde hasta olduğun zaman dilimini, sağlıklı olduğun zaman diliminin üstüne çıkartırsan ve nankörlük yaparsan Allah senin hakkında ne der? Sabırsız demez mi?

Mehmet Okuyan’ın Kur’an ayetlerini nasıl tahrif ettiğine şahid olun!

Şimdi kardeşler, bir kardeşim bana bir video gönderdi. Reformist, son dönemin meşhur hocalarından reformist Mehmet Okuyan’ın bir videosu. Reformist ne demek? İslamiyet’ten memnun değil, Muhammed Aleyhisselam ve sâhâbilerinin getirdiği Kur’an’ı ve sünneti beğenmeyip son yüzyılda ortaya çıkan Afgâni, Abduh, Reşit Rıza üç kellenin aklına ve fikrine tâbi olanlar, Yeni bir din getirmek isteyenler. Tıpkı Fetö gibi İslam’dan memnun kalmayıp yeni dinler ortaya çıkartmak isteyenlere reformist denir. Yenilikçi. Artık İslam’ı böyle anlamamamız lazım, farklı şekilde anlamamız lazım. Muhammed Aleyhisselam ve sâhâbilerinin anlayışı onları ilgilendirir, biz artık farklı bir şekilde anlamamız lazım, diyenlere reformist denir. Bunların önde gelenlerinden bir tanesi kim? Mehmet Okuyan. Tersten okuyor ama. Bu tersten okuyor. Bakın, çok açık bir şekilde İbrahim Aleyhisselamla İsmail Aleyhisselam arasında geçen, Sâffat süresi ayetlerini, çok açık bir biçimde… Ben bu videoya rast gelmemiştim. Kardeşin bir tanesi kesmiş, bana göndermiş. İki dakikalık bir video. Bir kadının programında yanında bir felsefeciyle, Caner Taslaman… Felsefeciyle beraber ikisi oturmuşlar. Şimdi kadın buna soruyor. Reformist Mehmet Okuyan’a diyor ki: Konu kurban. “İbrâhim Aleyhisselam’a oğlunu kesme emri geldiğinde…” diyor kadın. Şimdi bu oradan zıplıyor. “Hop diyor. Ne kesme emri. Allah’ın İbrahim Aleyhisselam’a oğlunu kesme emri diye bir şey yok! Öyle bir şey yok!” diyor. Kadın şaşırıyor. “Ya hocam, sen ne yaptın ya?” diyor. Kadın bile devamlı programına reformistleri davet eden bir kadın. Ama o bile şaşırıyor. “Ne yapıyorsun hocam? Nasıl olmaz?” diyor. “Rüyasında görmedi mi İbrahim Aleyhisselam oğlu İsmail’i kurban ettiğini? Peygamberlerin rüyası vahiy değil midir?” diyor kadın. Kadın da bir şeyler görmüş, geçirmiş, işitmiş. Orada boyna insanları davet ede ede. İşittiğinden anlatıyor hocaya. Hoca diyor ki: “Öyle bir şey yok!” diyor. “Peygamberin rüyası vahiy değildir.” diyor. İki… İki cinayet, iki çam devirme, iki ev yaktı. İslam’dan iki hükmü inkâr etti. Muhammed Aleyhisselam ne buyurdu? Buhâri hâdisidir. Sallahu aleyhi ve sellem. Şöyle buyurdu: “Peygamberlerin rüyası vâhiydir.” Vâhiydir! Bir peygamber rüyada herhangi bir şey gördü mü bizim gibi değildir. Bizim rüyalarımıza şeytan karışabilir. Peygamberin rüyasına şeytan karışamaz. O vâhiydir, Allah’tan gelmiştir. Bir peygamber üç şekilde vâhiy alır: Bir, gün içinde direkt olarak Cebrail Aleyhisselam’ın getirmesiyle. Birebir konuşur, anlatır. O vâhiydir. İki, Cebrail Aleyhisselam getirmez. Bir zil sesi eşliğinde ağır bir ağırlıkla peşinden âyetler işitir. Bir melekle, ayetler işitir. İkinci yöntemi budur. Üçüncü yöntem nedir? Rüyasında alır. Kur’an bu üç şekildeki vâhiyle bize gelmiştir. Peygamberin rüyası vâhiy değil dediği zaman ne demiş oluyor bu reformist Mehmet Okuyan? Rüyasında aldığı âyetlerin tamamı âyet olmaktan çıkıyor. Rüya diyor, rüya. Ne yapmak istediğini anladınız mı kardeşler? Ali Cengiz oyunu yapıyor. Ali Cengiz oyunu yapıyor. Dini tahrif etmek için âyetlerle oynuyor. Kelimesi kelimesine oradan videodan dinledim, peşinden yazdım. Kelimelerini okuyacağım. Mehmet Okuyan’ın dediği kelimeye bakın. “Sonra, Allah neden çocuğunu kesmesini emretsin? Olmaz böyle şey ya!” diyor. Ne demek bu? “Allah zalim mi ya? Bir peygambere çocuğunu kesmeyi niye emretsin?” diyor. Bunlar Allah’tan daha merhametli ya! Allah sınav edemez, diyor yani. Allah kimi nasıl sınav edeceğini sana mı soracak Mehmet? Mehmet, lütfen! Allah kimi isterse, nasıl isterse öyle sınav eder. Allah Teâlâ Hazretleri Eyüp Aleyhisselam’ı on tane evladını öldürmekle sınav etti. Allah zâlimdi diyebilir miyiz? En sevdiği insan, bir peygamberdir Allah’ın. Eyüp Aleyhisselam’ın on evladını aldı yaşıyorken ya! Zâlim diyebilir misin Allah’a? Kimi nasıl dilerse öyle sınav eder. Kimse karışamaz! İbrahim Aleyhisselam’a da sadece bir sözüne binâen, bir adağına binâen… “Allah’ım ben bu Kâbe’yi yapacağım da, tek başınayım. Sen bana şu yaşımda bir erkek evlat verirsen ben bu Kâbe’yi inşa ederim. Ve ben eğer erkek evlat verirsen sana söz veriyorum, en sevdiğim olmasına rağmen seni o kadar fazla seviyorum ki onu, senin yoluna kurban ederim.” Allah insanları ağzından çıkan kelimeyle imtihan eder. Bu kelimeyi söylediği anda İbrâhim Aleyhisselam konu bütün tefsirlerde, istisnasız bütün tefsirlerde böyle geçer. Ayetin açıklamaları tefsirlerdir. Mehmet ne diyor? “Yok öyle bir şey. Allah zalim mi ya? Nasıl, niye emretsin ya çocuğu kesmesini?” Bu kelimenin altında bu mana vardır. Allah zalim mi? “Allah zalim mi?” kim der? Ateist der ancak. “Niye cehennemi yapmış, Allah zalim mi?” Bu sözü ateistler söyler. Sen hoca adamsın Allah’tan kork ya! Hadi biz ateistleri düzeltiyoruz, seni de mi düzeltelim Mehmet? Ateiste anlatırsın. Devlet zalim mi? İçki içmiş, arabayla mahalleden 160’la geçiyor. Üç yaşında çocuğunu, bisikletle oynayan çocuğunu eziyor. Sonra devlet alıyor bu adamı yirmi sene hapse atıyor. Zalim mi bu devlet? Hayır! “Elli sene atsın, öldürsün bu adamı!” diyorsun Ateist. Diyor musun, demiyor musun? Elli sene atsın, diyorsun. Öldürsün bu adamı, diyorsun! Benim üç yaşındaki çocuğumu öldürdü içki içtiği için, diyorsun. İçkiye hiç karşı olmayan medeni ateist, çocuğunu içkiden sebep öldürdüğü için adamın elli sene hapiste yatmasını istiyor. Ama aynı ateist: “Cehennem zalimce bir yer.” diyor. Allah’tan kork ya! Allah sana yetmiş sene ömür vermiş. Her türlü pisliği yapmışsın ve sonra diyorsun ki: “Bana hesap sormasın! Bu yaptığım işlerin hesabını sormasın. Lokantaya gideyim, yiyeyim, içeyim lokantacı bana hesap sormasın.” Sen böyle diyorsun. Ben bunu ateiste anlatırım. Sen hoca adamsın ya! Böyle laf denir mi ya? Sonra devam ediyor Mehmet. Allah’ın İbrahim Peygamber’e çocuğunu kes emri yok. Peygamberlerin rüyaları var da… Şimdi, bak rüyayı inkâr etti ya… Peygamberlerin rüyaları var da, o rüya ertesi gün ya da bir süre sonra vâhye dönüştürülürse vâhiydir. Şimdi Mehmet’in isteğine göre olacak bu. Ertesi gün olursa o rüya, tamam o zaman vâhiy. Ama ertesi gün ya da bir süre sonra, bu muallak bir cümle. Konuya hazırlıklı gelmediği için o anda bir şey uyduramamış. Ertesi gün ya da bir süre sonra gerçekleşmezse o artık bir vâhiy değildir, diyor. Allah sana hidayet versin. (Amin) Bu kadar uydurukçuluk olmaz ya. Bu kadar uydurulan dincilik olmaz ya! Sonra yanındaki felsefeci Caner de diyor ki: “Bir kere Kur’an’da rüyalar vâhiydir, diye bir ifade yok.” Evet, Kur’an’da böyle bir âyet yok. Ama Kur’an’da olmayıp da bizim yaşadığımız yüzlerce mesele var, binlerce mesele var. Kur’an’da her rekatta iki defa secde edeceksin diye bir âyet de yok Caner. Sen nasıl secde yapıyorsun? Caner kaç tane secde yapıyor bir rekatta? İki tane secde yapıyor. Kur’an’da âyet yok, sen bunu nerden yapıyorsun? Muhammed Aleyhisselam iki tane secde yaptığı için her rekatta, biz de böyle yapıyoruz. Caner gaz çıkarttığı zaman abdest alıyor. Sen niye abdest alıyorsun? Kur’an’da gaz çıkarttığın zaman abdest almamızı emreden bir âyet yok ki! Neden? Muhammed Aleyhisselam sâhâb,lerine: “Gaz çıkarttığınız zaman gidin, abdest alın.” buyuruyor. Yüzlerce mesele sayarım. Kur’an’da eşek eti ve köpek eti yememizi engelleyen hiçbir âyet yok. Sadece Kur’an’a bakarsak, sünneti reddedersek köpek eti ve eşek eti helal. Ama İmam Ali Radıyallahu Anh ne buyurdu? “Resûlullah Aleyhisselam Mute savaşından sonra bize Mutâ nikahını yasak kıldı, bize eşek eti yemeği yasak kıldı.” Hatta hâdiste haram kıldı, diyor. Haram kıldı! Yüzlerce, binlerce mesele var Kur’an’da olmayıp da İslamiyet’te olan. Muhammed Aleyhisselam’ın hâdisleri yüzünden… Ama siz peygamberimizi reddettiğiniz için, Muhammed Aleyhisselam’ı susturup Yahudi Goldziher’i konuşturmak istediğiniz için öyle bir şey yok diyorsunuz. Öyle bir şey yok! Şimdi bayan orada kuduruyor. Bunları dinleyince oradaki bayan kuduruyor ve şöyle diyor: “Burada çelişki var hocam. Ayet sana ne emrediliyorsa onu yap.” diyor. Kadın âyetten bunlara delil getiriyor. “Siz ise emir değil.” diyorsunuz. Hoca orada öfkeleniyor. Çünkü âyette açık bir ifade var. “Sana emredilen neyse, onu yap.” (Sâffât, 102) diyor, İsmail Aleyhisselam babasına. Emrolunduğun şey neyse onu yap babacığım. Şimdi âyetleri okuyacağım. Emrolunduğun şey demesine rağmen âyet sen diyorsun ki: “Emir değil.” Orada Mehmet Okuyan ses tonunu biraz daha yükseltiyor, biraz daha kırmızılaşmış bir vaziyette konuyu başka bir mecraya çevirip kapatmaya çalışıyor. Şimdi Allah’ın ayetlerini okuyalım. Çok açık ve net bir şekilde bu reformist hocanın âyetleri nasıl tahrif ettiğini izleyin ve konuyu kapatalım. Sâffât suresi, ayet 100: “Ey Rabbim, bana sâlihlerden bir oğul ihsân et.” Bu duayı kim yaptı? İbrahim Aleyhisselam. “Ey Rabbim, bana bir oğul ihsân et sâlihlerden.” Sâffât suresi, ayet 101: “Biz de kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik.” Sâffât suresi, ayet 102: “Oğlu yanında koşacak çağa gelince: ‘Ey oğlum, ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Artık bak, ne düşünürsün?’ dedi.” Koşacak çağ ne demektir? Dört, beş yaşlarında belki altı yaşlarında. Koşacak çağ bu. Rüya görüyor. Allah, İbrahim Aleyhisselam’a yaptığı adağı hatırlatıyor. Rüyasında ne görüyor? Oğlunu boğazladığını görüyor. Bir, iki, üç… Üçüncüde bir de ses duyuyor. Adağını yerine getir. Ey İbrahim, Allah’a verdiğin vaadi yerine getir. Ne vaadi vardı? “Bana bir oğul verirsen, seni o kadar çok seviyorum ki Allah’ım, onu bile sana kurban ederim.” Hemen rüyayı görüyor. Rüyada oğlunu boğazlıyor. Boğazlamak ne demektir? Bıçakla kesmek. Şimdi çocuk da: “Babacığım sana ne emrediliyorsa onu yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.” dedi. Çocuk kim? İsmail Aleyhisselam. Ne emrediliyorsa onu yap. Rüya vâhiy değilse çocuk niye ‘Ne emrediliyorsa onu yap.’ desin? Niye bunu bir emir telakki etsin? Çocuk bile biliyor ki babam peygamberdir. Peygamber bir rüya görürse bunun geri dönüşü yoktur. O yapılacaktır. Peşinden ne diyor? Beni sabredenlerden bulacaksın. Konu bir hayvanı kesmek değil. Konu bizzat kendisinin kesilmesi. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın. Sâffât suresi, ayet 103: “Ne zaman ki ikisi de bu şekilde Allah’a teslim oldular, İbrahim oğlunu şakağı üzerine yatırdı.” İbrahim Aleyhisselam da için de konu bir imtihandı, bir sınavdı. İbrahim Aleyhisselam oğlunu şakağı üzerine yatırdı ne demektir? Şakaklar buralardır. Sağ tarafı üzerine yatırır göğsü nereye bakar? Kıbleye doğru bakar. Oğlunu şakağı üzerine yatırdı. Bıçağı gırtlağına koydu. Sâffât suresi, ayet 104: Biz de ona şöyle seslendik: ‘Ey İbrahim!’ Sâffât suresi, ayet 105: “Rüyana gerçekten sadakat gösterdin. Şüphesiz ki biz, iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.” Hemen Allahü Teâlâ İbrahim Peygamber’e sesleniyor. Sadakat gösterdin, sınavı kazandın. Biz iyilik yapanlara mükafâtlar veririz. Sâffât suresi, ayet 106: “Şüphesiz bu apaçık bir imtihandı.” dedik. Eğer oğlunu kesme durumu yoksa, böyle bir emir yoksa niye imtihan desin Allah Teâlâ? İmtihan ne yani? Hayvanı kesmek için mi imtihan ediyor? Açık açık Allah’ın ayetlerini inkâr ediyorlar. Bunlar hiç Allah’tan korkmaz mı? Hiç Allah’tan utanmaz mı? Allah’ım sen kurtar bu adamları. (Amin) Sâffât suresi, ayet 107: “Ve ona büyük bir kurbanlık fidye verdik.” Allah neden fidye olarak söylüyor? Bir kurbanlık indi, diyor. İsmail Aleyhisselam’ı kesme olayı olmayınca bıçak gırtlağını kesmeyince ve aynı bıçağı taşa vurduktan sonra taş ikiye bölününce Allahü Teâlâ peşinden ne yapıyor? Bir fidye indiriyor, fidye! Oğluna karşılık bir kurban. Kurban kimin kurbanı? Hazreti Hâbil’in kurbanı. Hâbil’le Kâbil iddiaya girşiyorlar ya, bakalım Allah kimin kurbanını kabul edecek diye. Hâbil’in kurbanını kabul ediyor ve semaya çekiyor. Yüzyıllar sonra Hazreti Hâbil’in kurbanını Allah İsmail Aleyhisselam’a fidye olarak veriyor. Artık bundan sonra insan kesmek yasaktır. Tâhrif olmuş bütün inançlarda insan kesmek vardı. Allah insan kesmeyi yasak kılıyor ve yerine hayvan kesilmesini istiyor. Hayvan kesme. Bundan dolayı bir koçu fidye olarak gönderiyor. Biz ona büyük bir kurbanlık fidye verdik. Bu ayeti kerimeden sebep Muhammed Aleyhisselam ne buyuruyor? “Allah indinde kurbanların en makbulû boynuzlu koçtur.” Kardeşler en makbulû budur. “Ya hocam ben dana etini daha çok severim.” deme! Dana etini daha çok severim deme! İstifçi olma. Müslümanların bir çoğunun şu anda evlerinde koca buzluklar var. Onlara ne deniyor bilmiyorum. Buzdolabından başka bir şey o. Et için, sadece kurban bayramı için almış onu. Kocaman bir buzluk. Büyükbaş hayvanı kesiyor. Hayvanın 9/10’unu kendisine alıyor. 1/10’u olan kemikleri dağıtıyor. Kemiklerin dibinde minik minik et parçacıkları var. 9/10’unu olan löp etleri kendisine alıyor ve nereye koyuyor? Bu kocaman buzluğa koyuyor. Hâni o dondurmaları koydukları falan buzluk var ya kardeşler! Bakkallarda var. Adam evine buzluk koymuş ya! “Bütün senelik et ihtiyacımı karşıladım hocam.” diyor ya. Subhanallah! Ben de bu adama hâdis-i şerif söylüyorum. “Allah indinde kurbanların en makbulu boynuzlu koçtur.” kardeşim. “Hocam, ben dana etini daha çok severim.” diyor. Allah’ımız devam etti. Sâffât suresi, ayet 108: “Kendisine sonradan gelenler için de iyi bir nâm bıraktık.” Yüzyıllar boyunca biz kimi anlattık İbrahim Aleyhisselam ayetlerini konuşurken? İşte bunları anlattık. Allah’ın Peygamberi İbrahim Aleyhisselam’ın bize nâmı kaldı. Sâffât suresi, ayet 109: “Selam olsun İbrahim’e.” Sâffât suresi, ayet 110: “İşte biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.” Şüphesiz Allah doğru söyledi. Arapçalarını söylemiyorum çünkü uzun gider. Şüphesiz Allah doğru söyledi. Allah’ımız âyetlerde apaçık bir şekilde olayı böyle anlatırken bu reformist felsefeciyle, bu reformist hoca ne diyor? “Yok öyle bir şey. Ne rüyalar vâhiydir ne de Allah’ın İbrahim’e, İsmail’i kesme emri vardır.” diyor. Ve İslam’ı âyetlerle oynamak şekliyle tâhrif etmeye devam ediyorlar. Peki biz susacak mıyız? Biz ne yapacağız? Küfretmek yasak. Şiddet uygulamak yasak. Bir Müslüman ilim ehli ne yapar? Reddiye yapmaya devam edeceğiz, hiç bıkmadan usanmadan. Onlar nasıl, ne kadar, kaç defa Allah’ın âyetlerini yalanlarlarsa yalanlasınlar, biz aynı defa onlara reddiye yapmaya devam edeceğiz. İstedikleri kadar sıkılsınlar, utansınlar, ne yaparlarsa yapsınlar. Allah’ın dinini yalanladığınız kadar sizi yalanlamaya devam edeceğiz. Allah’ın Peygamberini susturmaya çalıştığınız kadar sizi susturmaya çalışmaya devam edeceğiz. Hiç bir şey yapamasak bile karınca kadar bile olsa bu yolda bir gayretimiz olur. Yarın mahşere gittiğimde bu kardeşler bana şahitlik edecek. Yaptığım yazılar, yaptığım videolar, hizmetler bana şahitlik edecek. “Allah’ım bu dini tahrif etmek isteyen sahte din adamlarına karşı mücadele verdi, bir karınca kadar bile olsa mücadele verdi.” diyecekler. Allahü Teâlâ alnımızın akıyla bu sınavdan çıkmayı bize nasip etsin inşallah. (Amin) Amin Ya Mûîn. Aranan hazinenin yolunu gösterdim sana. Belki sen kavuşursun biz varamadıksa da. Velhamdullahil Rabbil Alemin. El Fâtiha.

Türkiye’nin En İyi İslami Rap Parçası – Sen Bir Sanat Eserisin – Mesken

Hazreti Eyyûb, dermansız kaldı, İmdat! demedi! Hazreti Yusuf, unutma! Karanlığa düştü ama, Eyvah! demedi! Hazreti İbrahim, ateşe düştü ama Yandım! demedi! Hazreti Hamza, kanının yudumlanmasına rağmen, feryat etmedi! Hazreti Bilal ise, kayalar altında kaldı, ama ezildim! demedi! Demek ki dert ve sıkıntı, Allah’a sevgili olandan başkasına gelmedi! Sen ey nefsim! Neden fedakarlıkta bu kadar geri kalmak istersin? Sen ey nefsim! Başına gelen küçücük bir hadisede neden feryat edersin? Kalem ağaçtan, ağaç topraktan, toprak insandan, insan kâlû belâ’dan kâlû belâ ela, yeşil, beyaz, siyah, renkler hepsi Hakk’tan! Kokan çiçek, esen rüzgar, doğan güneş sanat eseri baksan! İçin içini yerse onu doyur imanla kalksın! Düşme, düşersen yaranı Kur’an ve Risale sarsın! Yoldu yolcu insan öncü tüm dünya İslam’a, böylece imansızlık gene bir sancı. Sen gel ol bize öncü. Bir Mus’ab yetişsin! Ömer Kisrâ’yı dize getirsin! Bir Osman ahlâkına melekler arş ile haya etsin! Ebû Bekir Sıddıklığına bürünsün, Hakk’ı özlesin! Bir Ali yetişsin, ilmi tüm dünyaya yetsin! Tüm İslam alemi tek bilek, dünyayı dize getirsin! Sen de bizimlesin, bu gücü alem-i dünya izlesin! Filistin, Kudüs bizimdir! Bir Selahaddin yetişsin! Bir yiğit çıkıp, o minberi geri yerine getirsin! Sen bir sanat eserisin, bu resimin ressamı en büyük hesabı haktan aklı haklı çıkarmak! Baş gözüyle değil, gönül gözüyle baksan? Aklından şüpheleri kaldırsan? İman denizine dalsan? Hazineleri çıkarsan? Sancağı İslami burçlara dikip, tefekküre dalsan? Bu bi’ tebliğ yolu, yorulmam! Duramam! Duramam! Yolumam! Sen bir sanat eserisin, bu resimin ressamı en büyük hesabı haktan aklı haklı çıkarmak! Baş gözüyle değil, gönül gözüyle baksan? Aklından şüpheleri kaldırsan? İman denizine dalsan? Hazineleri çıkarsan? Sancağı İslami burçlara dikip, tefekkre dalsan? Bu bir tebliğ yolu, yorulmam! Duramam! Duramam! Yorulmam! En derin bir yerdeyim, yerin dibindeyim! Beni bir dinleyin! Çook sıcak cehennem! Çook geç olmadan ve yanmadan yan! Yananlardan olma! Rabbi an! Kanma yalan dolu bu dünya yalan! al Risale, al Kur’an kul olmak tek kural sorgu, sual nereye kadar? Teslim ol be kardeşim! Ben de cahil bir kardeşin. İşin gücün aşkı nefsin olmasın. Bunun için Küre-i Arz’a gönderilmedin!