Bak yine musibet geldi! Neden ben?

Başına musibet mi geldi? Musibet diye bir şey yok. Sadece Allah var. O musibet random bir şekilde benim kafama gelmedi, Allah yarattı. Ve bunu Allah benim üzerime isabet ettirdi. Sakın ola başına bir musibet geldiği zaman şunu deme: ”Neden ben?” Şu anda Müslümanların büyük çoğunluğunun ilk sorduğu sual bu: “Neden ben?” “Yetmiş seksen milyon insan var şu Türkiye’de. Şu musibet bana mı gelir ya?” Bu ne demektir kardeşler? “Allah’ım niye beni seçtin ya? Şu belayı verirken, şu musibeti verirken niye beni seçtin?” Allah kimi seçeceğini sana mı soracak? Sen Chosen one mısın sen, Matrix misin sen? Sana mı soracak? O dilediğine musibet verir, dilediğine nimet verir. Peki, neden bugüne kadar sana verdiği binlerce nimetin karşılığında, “Neden ben?” demedin? Bir tane musibet verdi, hemen dedin ki: “Neden ben? Beni mi buldun? Sana bu kadar nimet verdi. Bak sayıyorum. Gözlerin görüyor mu, aklın çalışıyor mu, dilin laf yapıyor mu, konuşabiliyor musun, kendi işine kendin ayaklarınla gidebiliyor musun, kimse seni götürmeden? Yemek yediğin zaman lezzet alıyor musun? Alıyorsun. Hanımın var mı, çocuğun var mı, evin var mı? Bunlar sayabildiğim sekiz on tane nimet. Saymaya kalksanız sayamazsınız diyor kuran. Allah’ın size verdiği nimetleri saymaya kalksanız sayamazsınız, güç yetiremezsiniz. (İbrahim, 34) E şu kadar nimet sana geldiği anda, Allah sana bunları verirken bir kere şunu dedin mi? “Allah’ım neden ben? Bu kadar güzel nimetleri niye bana verdin, neden beni seçtin Allah’ım?” demedin. Seni sana söylüyorum. Demedin bugüne kadar hiç. Ama bir tane musibet geldiği zaman dedin ki: “Ya niye beni seçtin Allah’ım?” Allah’ımız buyurdu: “Onları biz bazen nimetlerle, bazen musibetlerle imtihana çektik, sonunda belki hakka dönerler diye.” (A’râf, 168) Bak, Allah musibetleri ve nimetleri bize neden veriyormuş? Ayetle sabittir, sonunda belki hakka dönerler diye. Nimet verir, nimet verir, şımartır. Daha fazla bana şükretsin diye. Süleyman Aleyhisselam’a nimet vermedi mi? Cinleri verdi, şeytanları emrine verdi, hayvanatı emrine verdi. Dünyada saltanat kurmuş olan iki tane sultandan bir tanesidir, iki peygamberden bir tanesidir. Verdiği bu nimetler onun şımarıklığını mı arttırdı yoksa şükrünü mü arttırdı? Eyyüb Aleyhisselam’a nimet vermedi mi? Musibet dediğim zaman aklınıza ilk gelen peygamber Eyyüb Aleyhisselam’dır. Nimet dediğim zaman aklınıza ilk gelen peygamber Süleyman Aleyhisselam’dır. Allah’ın selamı o ikisinin üzerine olsun. (Amin) Eyyüb Aleyhisselam’a ne musibet verdi üst üste? On evlat! Bak, dünyada on evladını birden kaybeden adam bulamazsın. Ama Allah en sevdiği kul olan bir peygamberin on evladını elinden aldı. Bütün sürülerini elinden aldı, bütün mallarını elinden aldı. Ve o bir kere bile şunu demedi: “Neden ben Allah’ım?” Demedi. Bugüne kadar bana bu nimetleri vermişken ben ona neden ben, demedim. Verdi, verdiğini de ben dağıttım. Allah bana daha çok verdi. Bugün de bizi musibetle imtihan ediyor, sınav ediyor. Bizim kalitemizi görmeye çalışıyor. Bu yüzden ben, neden ben demekten utanırım, dedi. Hatta hanımı ne dedi, Rahime hatun? “Sen Allah’ın peygamberisin ey Eyyüb. Allah’a bir tek dua etsen şu bütün musibetleri bizim üstümüzden kaldırır. Bir de eski verdiği nimetleri de geri verir. Sen bunu biliyorsun. Peygambersin sen, bir dua ediver.” “Ey hatun!” dedi. Bakın, Allah’ın peygamberine bakın. Aramızdan birisine böyle bir dua etme hakkı verilse, bir dua kabul hakkın var dese… Mesela geceleyin uykuya yattın, bir peygamber sana geldi, dedi ki: “Bak, ey Allah’ın kulu uyandığın anda Allah sana bir dua kabul hakkı verdi. Uyanır uyanmaz sağ tarafına dön, euzü besmele çek, yapacağın duayı yap, kesin kabul dense rüyanda neyi isterdin? Ne isterdin? Herkes kendisini Allah aşkına bir düşünsün. Beş saniye susuyorum. Buradaki kardeşlerin onda dokuzu dünyalık isterdi. Şu anda imani mertebemizi açık açık söylüyorum, itiraf ediyorum. Onda dokuzu dünyalık… Şuyum olsun, buyum olsun, şöyle olsun, böyle olsun. Onda biri, sohbetlerde uzun zaman bulunmuşsa, ağzı mürekkep yalamışsa ne derdi? “Allah’ım ahirete imanla gitmeyi istiyorum.” Bakın! Şu var ya şu, ahirete imanla gitme nimeti, şunu elde ettin mi zaten her şeyi kazanmış oluyorsun. Bunu elde edemezsen bütün dünya senin olsa ne olur? Ne olur? Eyyüb Aleyhisselam dedi ki: “Hatun Allah bize kaç sene nimet verdi?” “Yetmiş sene verdi efendim. Yetmiş sene…” “Kaç senedir musibet veriyor?” “Yedi yıldır musibet veriyor, her şeyimizi aldı.” “Vallahi bize verdiği musibet ve sınavlar yetmiş yılı bulmadıkça ben bu duayı Allah Teâlâ’ya yapmayacağım, utanırım.” Bak, yetmiş sene nimetler gelmiş, yedi sene musibetler gelmiş. Eşit olacak diyor, eşit olacak. Allah ne yaptı? Yüzde onunu verdi. Yedi sene sonunda sınavın bitti, dedi. Sınavı kazandın. Beni çok çok zikrettiğin için, sana verdiğim onca musibete rağmen beni çok çok zikrettiğin için… Hastalığı diline kadar bulaştırdım, hâlâ beni zikretmekten vazgeçmedin. Bundan dolayı sınavın bitmiştir. Şu suya gir yıkan, şu suyu da iç. Kur’an iki tane sudan bahseder: Biri sıcak, ılıman; biri soğuk. Sıcak suya gir dedi, yıkan. Bütün hastalıkların gidecek. Soğuk suyu da iç, iç hastalıkların gidecek. Bir suyla yıkandı, bir suyu da içti. Allah ona eski gençliğini geri verdi. Eski nimetlerini geri verdi. Tekrardan hanımıyla beraber oldular, tekrardan çoluk çocuk verdi. Allah gençleştirdi. Tıpkı Yusuf aleyhisselam’ın hanımı Züleyha’yı bir anda gençleştirdiği gibi. Bu onun için çok kolaydır. E bizi ne yapacak peki Allah Teâlâ ahirette? Eğer Rabbim nasip eder de cenneti kazanırsak, lütfeder de girersek… Aramızdan bazıları altmışı görecek, bazıları yetmişi görecek. Hocanız elliden fazla gitmez tahmin ediyorum. Yaşlı gidecek bazıları. Bedenler çürümüş. Kabre gireceksin, bedenin tamamen yok olacak. Ahirette ne yapacak Allah Teâlâ? Ahirette, hadislerle sabittir. Herkes genç olacak, otuz üç yaşında. Fiziki olarak bir adamın, fiziki olarak kuvvetinin zirve olduğu yaş otuz üçtür. Ruhi olarak zirve olduğu yaşsa kırktır. Ahirette Allah hepimizi nasıl diriltecek? Otuz üç yaşında, yepyeni taze bedenlerle. İşte bu, olay budur. Şu hâlde sen sakın ola deme, “Neden ben?” deme. Şunu da demeyeceksin. Komşunun birine Allah nimetler verirse… Güzel nimetler verdi komşuna ve sen haset edip şunu dersen: “Neden ona verdin de bana vermedin?” Tekrardan bir edepsizlik yapmış olmuyor musun kardeşim? Niye haset ediyorsun? Allah’ın sana verdiği iman nimeti, sağlık nimeti yetmiyor mu? Bu sağlık nimeti sana yetmiyor mu? Sağlık dediğimiz şey geçicidir. Allah’ın kudretindedir. Kimisine verir, kimisine vermez. Kalıcı bir şey değildir. Her zaman sağlıklı kalacağım diye bir şey olmaz. Eğer Müslümansan asla sağlıklı kalamazsın, muhakkak hastalıklar gelir gider. Bu bir basket maçı gibidir. Skor gibi gelir gider. Bir hasta olursun, bir sağlıklı olursun. Sağlıklı olduğun zaman dilimi hasta olduğun zaman dilimine göre çok daha uzundur. Hasta olduğun zaman dilimi azdır bu dünyada. Burada bile Allah’ın merhametini görüyorsun. Hep geliyor, gidiyor. Sen şimdi azınlık hâlde hasta olduğun zaman dilimini, sağlıklı olduğun zaman diliminin üstüne çıkartırsan ve nankörlük yaparsan Allah senin hakkında ne der? Sabırsız demez mi?

Tebliğ et!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir