YERLİ OTOMOBİLİN FİYATI NE OLACAK ?

-Otomobil ne zamana isteniyor efendim ? -29 Ekim’e -İmkansız, sadece 4 ay var. 1961’de 130 günde destan yazıldı. Fakat bir kara leke gibi gösterildi. Aradan geçen 60 yılda hepimizin aklında şu düşünce vardı. Ya yaparsak? Merhabalar.Bugün Hayalhanem ekibi olarak Türkiye Otomobil Gelişim Grubu yerli otomobil lansmanındayız. Şuan içeride çektikiğimiz görüntüleri de sizlerle paylaşacağız. (fon müziği) Şu an buradaki arabada göremedik ama tanıtılan arabada daire motifleri vardı. Arabalarının aynalarının dijital olacağı söylendi. Yani normal aynalardan farklı olacak. Kamera sistemi ile görülecek. Bursa gemlik’de üretimine başlanacak. Biraz daha jeep tarzı bu araba diğerlerinden farklı olarak Dediğim gibi iki tip araba tanıtıldı. Bir tanesi 400 beygir diğeri 200 beygir. İki tip araba tanıtıldı. Bir tanesi 200 beygirlik olan 200 beygirlik araba 7.6 saniyede 100 kilometre hıza çıkabiliyor. 400 beygirlik olan ise 4.8 saniyede 100 kilometre hıza çıkabiliyor. Öncelikle şarjlı arabalarda elektrikli arabalarda bir devrim oldu. Neden? Yarım saat şarjla yaklaşık 500 kilometre çıkabilmesi hedefleniyor. Hem Türkiye”de hem de ulusal olarak bu bir rekor. Ve bir zamanlar bilim İslam dünyası ile altın çağını yaşıyordu. Orta Asya’dan Semerkant’a İspanya’dan Karabağ’a kadar bilim adına kitapların yakıldığı dönemde İslam Medeniyet’i dünyanın dört bir tarafına elçiler gönderiyor. Ve buluşlarını paylaşıyordu. Müslüman alimler ve bilim adamları sayesinde Sıfır sayısı, gök cisimlerinin birçoğunun adı ya da algoritma tanımı. Daha 10. yüzyılda İbn-i Heysem ile ışığın doğrusal doğası. Dünya’nın döndüğünden ilk bahseden Beyruni. Kimyanın babası Câbir bin Hayyan Sesi fizik ile açıklayan Farabi Seviyesine bugün dahi ulaşılamayan deha tasarımcı Mimar Sinan Bunlar ve daha nice bilim ve ilim adamları gösteriyor ki fakirlik, tembellik, geri kalmıışlık, bu ümmetin bu milletin kaderi değil. İslam asırlarca bilime katkı sağlamıştır. Birçok buluşa öncülük ederek adeta ‘OKU!’ emrini astronomi, tıp, felsefe alanında yenilikleri keşfeder ve defalarca emrolunan ‘Hiç düşünmez misiniz?’ayetini adeta yaşatmıştır. Bilim de birçok buluşa öncülük ederek adeta ‘OKU!’ emrini astronomi, tıp, felsefe alanında yenilikleri keşfeder ve defalarca emrolunan ‘Hiç düşünmez misiniz?’ayetini adeta yaşatmıştır. İşte bunlar ve bugün tanıtılan yerli otomobil gösteriyor ki tekrardan kardeş olsak, çalışsak, yardımlaşsak, hayatımızı Kuran’nın ışığında yaşasak geçmişte de yaptığımız gibi yeniden insanlığa ve bilime ışık olsak. Hz. Süleyman’ın Belkıs’ın tahtını göz açıp kapayıncaya kadar Kudüs’e getirmesi günümüzdeki ışınlanma olayına bir hedef olarak gösteriliyor Beddiüzzaman Said Nursi Hazretleri de Risale-i Nur külliytaından Sözler adlı eserinde ilgili ayeti tefsir ederken bir nevi ışınlanma olayının gerçekleşebileceğini ayet ile açıklıyor. Beddiüzzaman ayetin işaretiyle “uzak mesafelerden eşyayı aynen veya sureten ihzar etmek (hazır etmek) mümkündür” ifadesini kullanıyor. Kim bilir belki de yakında..

IŞINLANMA GERÇEKTEN OLDU

Bir yazı yazmıştım, bir kaç yıl önce bu mesele ile alakalı. Bu yazıyı nakletmeden geçemeyeceğim. Işınlanma… Şu anda dünyamızda ışınlanma mümkün mü? Hayır… Yapamadılar. Yani, hücreleri ayırabiliyorlar ama yok oluyor. Onu tekrar başka bir yerde var edemiyorlar. Teknik oraya kadar gelebilmiş değil. Peki bu kitap; bir nesneyi, bir cismi bir yerden başka bir yere ışınlayan bir adamdan bahsediyor mu? Bu kitapta bir adamdan bahseder: Süleyman Aleyhisselam’ın veziri Hazreti Asaf, Allah ondan razı olsun. İnşallah Rabbim nasip eder cennete gider isek ellerini öpmeyi Mevla bize nasip etsin. Öyle bir zat ki Allah’ın peygamberi Süleyman Aleyhisselam onun hakkında diyor ki: ”Dağların hareket edeceğine inanırım, Asaf’ın ayaklarının bu dinden hareket edeceğine inanmam!” O kadar güvenmiş vezirine! İmanı o kadar kuvvetli bir zat ki, bu dinden ve hikmetten ayakları bir karış hareket etmez, sabit! Böyle bir zat. Nakliyeci ve ışınlanma diye bir yazı. Kur-an’da bir melikenin tahtını bir ülkeden başka bir ülkeye göz açıp kapayıncaya kadar getirebilen bir adamdan bahsedilir. ”Kitaptan ilmi olan bir zat gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm.” Dedi. Neml Suresi. ”Kitaptan ilmi olan bir zat.” Allah Levh-i Mahfuz’dan ona bir ilim verdi. İlim ne? Herhangi bir nesneye dua ediyor, o nesne o ülkeden başka bir ülkeye gidiyor. Şu ilme bak! Burada sözü edilen kimse Süleyman Aleyhisselam’ın veziri olan Hazreti Asaf’tır. Allah’ın böyle bir gücü, günümüzde yaşayan bir kimseye verdiğini hayal edelim. Şimdi, o zamanda Süleyman Aleyhisselam’ın yanındaki zat a verdi bunu. Günümüzde böyle birisine verdiğini hayal edelim. Aranızdan herkes kendisine döndürsün olayı şimdi. Benim bir duam ile istediğim arabayı istediğim yerden istediğim yere getireceğim. İzmir’de arabaya bi bineceğim… İzmir’de ben bu arabayı beğendim, tamam, ekspertizini de yaptım arabada sorun yok. Hiç o 30 tane 40 tane arabayı bir yere götürmek için hamle yapmayacağım. Bir dua yapacağım arabaya araba tak İstanbul’da garajda olacak! Düşünebiliyor musun böyle bir şeyi! Vermedi Allah! Buradan kimseye vermedi bunu. Bu adam, bir nakliye firması kuruyor, ama tek başına çalışıyor. Böyle bir gücün olsa ne yaparsın ilk? Nakliye firması yaparsın. Nakliye firması kurarsın ama tek başına çalışıyorsun, tek kişisin. Kamyon yok, mazot yok, eleman yok, kira yok. Risk sıfır! Sıfır risk! Yorulmak yok, malın çürümesi riski yok. Kendisine getirilen her çuvalı veya her koliyi bir dua ile istenilen yere ışınlayabiliyor! ”Bunu buraya götür!” Diyorsun. Ptt gibi 3-5 gün bekletmek yok, para falan yok! Kapısına bir tır dolusu çanta getiriyorlar, tırı bir anda İstanbul’dan Sivas’a yollayabiliyor. Bu adam, bu özel yeteneği ile hiç sermayesi olmamasına rağmen bir kaç yıl içerisinde dünyanın en zengin adamları listesine girer mi girmez mi? En zengin adamı olur! Kargo ve taşıma şirketleri, kazançlarını dibe indiren bu adamı öldürmek için en yetenekli katilleri kiralamaz mı? Bu kargolar ne yapacak? Bütün millet bu adama gidecek. Bir mesajla ”Şu eşyamı buraya getirir misin, şu arabayı buraya getirir misin, şu evi buradan taşır mısın?” Tek mesaj! Adam da tak tak bir dua yapacak Allah Teala’nın verdiği kudret ile taşınacak. Şimdi, kimsenin kargo ile işi kalır mı? Kargocuya falan kimse gitmez! Bu kargocular ne olur? Aç kalırlar. Aç kaldıkları zaman ne yaparlar? ”Bu adamı nasıl öldürebiliriz?” Onun derdine düşerler. Hani bugün çıksa bir adam dese ki: ”Ben kansere çare buldum!” Beş gün yaşar! Bulsa bile kansere çare 5 gün yaşar. Altıncı gün, o kanser ilaçlarını yapanlar bu adamı öldürürler, yaşatmazlar! Tarihte bu vakıa lar çok görülmüştür. Çünkü çok büyük yatırım yapılmış, depolar kanser ilaçları ile dolu, kemoterapiler falan… Müthiş kimyasallar karıştırılmış ve büyük paralar akıtılmış. Bunların geri dönüşümü olması gerekiyor. Geri dönüşümü olabilmesi için insanların kanser yapılması lazım önce. Önce kanser yapacağız. Nasıl kanser yapacağız? GDO lar ile. Yedikleri gıdaların hepsine şırınga basacağız. Çok daha büyük olacak, lezzeti az olacak ama çok daha büyük olacak. Çok yiyecekler ve yaşam limitleri azalacak. Kanser yüzdeleri, o ülkelerdeki kanser yüzdeleri çok artacak! Son 10-15 senede ülkemizdeki kanser limitlerine bakın, yüzdelerine bakın. Onbeş sene önce Türkiye’deki kanser yüzdelerine bakın. GDO girdiğinden beri, destek gıdası girdiğinden beri kanser miktarları yüzde 400 artmış, yüzde 500 artmış vaziyette! Bu, açgözlülük! Açgözlülükten sebep kimyalarımızı bozuyorlar, DNA mızı bozuyorlar! Bir fareye bilim adamları deney yapmış, GDO lu gıda veriyorlar fareye, yanındaki fare kardeşine kankisine GDO suz veriyorlar. Fare 1 buçuk senede şişiyor, her tarafı şişiyor! Kanser, tümör… Tümör, GDO lu gıda yiyen farenin bütün vücudunu kapsıyor. YouTube da videosunu gösterdiler bana. İki tane fare, 1 buçuk sene… Biz bunu 40 sene yiyoruz 30 sene yiyoruz! Tabii ki 50 de 60 da tak hemen doktor kötü haberi sana vermiyor, imanın zayıfsa ”Bir arkadaşı çağırır mısın?” Diyor. ”Ben bi görüşeyim.” Diyor.”Onunla bi bir kaç taktik görüşeyim.” Diyor. Seninle konuşmuyor, kanser olduğunu yüzüne söylememek için. Yanındaki kişiye: ”Bu kişi kanser olmuş.” Diyor. ”İyi bakın, gönlünü yapın, gelsin-gitsin kemoterapi alsın, ama 100 hastanın 97 si gider.” Diyor. Bunu söylüyor. Böyle bir adam olsa, bu adamı yaşatmazlar! Süleyman onu, Melike’nin tahtını, yanında duruyor görünce dedi ki: ”Bu, Rabbimin bir lütfudur. Şükür mü yoksa nankörlük mü edeceğimi sınıyor.” Hükmü ile sabittir ki Allah Teala böyle harikulade bir işi bir mucize olarak peygamberine vermemiş, bir keramet olarak peygamberinin baş danışmanına vermiştir. Şimdi, Süleyman Aleyhisselam ne istedi? Melike Belkıs’la bir savaş durumu ortaya çıktı. ”Ordumla beraber gidip ülkesini almak istiyorum.” Dedi. ”Ama… Belki savaşa gerek olmaya da bilir.” Dedi. ”Eğer, aranızdan birisi, Melike’nin tahtını buraya getirirse ben onu sarayıma davet edeceğim.” ”Tahtının buraya bir anda geldiğini görürse benim kuvvetimi anlar, adamları da öldürmemiş olurum. Tek bir hamle ile ülkesini fethetmiş olurum.” Diyor. Çok zekice bir hareket! Kim yapabilir diyor Süleyman Aleyhisselam, aranızda bunu kim yapabilir? Cinlerden bir ifrit diyor ki: ”Ben, gözünü açıp kapayıncaya kadar o tahtı sana getiririm.” Diyor. ”Belkıs’ın tahtını sana getiririm.” Süleyman Aleyhisselam diyor ki: ”Başka!” Hazreti Asaf diyor ki: ”Ben, Allah’ın izniyle getiririm.” Dediği anda tahtı yanında görüyor! Bak, gözünü açıp kapayıncaya kadar falan değil, o 1 saniyedir çünkü. Gözü açıp kapama 1 saniyedir, bir andır. Hazreti Asaf ise: ”Ben getiririm Allah’ın izniyle.” Dediği anda Süleyman Aleyhisselam bir bakıyor taht hemen yanında! Biz bir nimet ile karşılaştığımız zaman ne yapıyoruz? Biz, avam olarak: ”İşte bu bee, işte buu! En sonunda kazandım! Oldu bee! Üçüncü yazlığımı aldım!” Süleyman Aleyhisselam bir nimet ile karşılaştığı zaman ne yapıyor? Hemen gidiyor, secdeye kapanıyor ve diyor ki: ”İşte bu nimet; Allah, ben şükredecek miyim yoksa nankör mü olacağım diye bana verdiği bir sınavdır.” Nimetler de sınavdır kardeşler! Allah kulu 2 şekilde sınav eder: Bir, yokluk ile. İki, varlık ile. ”Hocam, ben varlık sınavı istiyorum!” Bak, öyle deme, öyle deme! Bütün gece kulüpleri ateistler ile dolu! Bütün gece kulüpleri! Ateist, Deist! Neden? Varlık, zenginlik adama müthiş bir kibir veriyor, artık o adamın Allah’a ihtiyacı kalmıyor, dua etmeye ihtiyacı kalmıyor! Neden insanlar Ateistleşiyor? En çok Ateist kimlerden çıkıyor? Zenginlerden! Varlıklılardan. En çok Ateist bunlardan… ”Ben bir şey istediğim zaman paramı basar ve alırım.” Diyor. ”Hiç Allah’a ihtiyacım yok!” ”Bugüne kadar hiç dua etmedim.” Diyor. ”Babam da zengin idi onun babası da zengin idi.” Bakın! bu varlığı isterken 10 defa düşünün! İmanı kaybetme riski de var! Bir zengin oluyorsun, Allah bir varlık veriyor önce sohbeti bırakıyorsun, sonra namazı bırakıyorsun! Namaz senin asli vazifen. Yemek yemek gibi. Bizim, bedenimiz için yapmamız gereken bir olay var. Her gün minimum 2 öğün sabah ve akşam yemek yemek zorundasın. Yemezsen, zulmetmiş olursun nefsine, zulmetmiş olursun. Allah, yemek yemediğin için sana azap eder! Çünkü, bu beden bir emanettir. Bakmak zorundasın! İki; Ruhunu da 5 kere beslemen gerekiyor. Nasıl bedeni beslemek farz ise, ruhu da namaz ile her gün 5 defa beslemek zorundasın. Bu da Farz-ı ayn dır. Ama sen bedenine olan ihtimamı gösteriyorsun, bırak 2 yi 4 defa besliyorsun. Dört öğün 5 öğün… Çerezler, meyveler gelip gidiyor, beş öğün yiyorsun. Eee peki ruh? Bedenin gıdaya ihtiyacı var da ruhun yok mu? O mekanizmayı da Allah yaratmadı mı? Onu da muhtaç yarattı. Tek aradığı şey Rabbine kavuşmaktır. Onunla teskin olmak, huzur bulmaktır. Ruh sadece Allah’a kavuşmayı ister, başka bir şey istemez! ”Hocam; bu gezmeler, eğlenmeler, yemeler, içmeler, şehvet tatmin etmeler… Bu hazzı kim alıyor?” Ruh almaz! Bu hazzı nefs alır. Bunların tamamı nefsi hazlardır. Kısıtlı bir şekilde az az helalinden vermek zorundasın. Vermezsen yine zulmetmiş olursun. Nefsinin de hakkını vereceksin. Ama helal yolla vereceksin. Helal dairesi keyfe kâfidir, yeterlidir. Hiç harama gitmeye gerek yoktur. Bedeninin ihtiyacını karşılayan sen, orada akıllı olan sen, neden ruhunun ihtiyacını karşılamıyorsun? O ezan her gün 5 defa seni çağırıyor! Neyin peşindesin? Allah’a kulluk vazifeni hatırlaman için illa başına musibet mi gelmesi lazım? Gözünü mü kaybetmen lazım? Bacağının sakat mı kalması lazım? Sakat kalınca hemen hocaları arıyor: ”Hocam ne yapmam lazım? Bu musibet bana Allah’tan geldi biliyorum.” Diyor. ”Dönmem lazım!” ”İlk adım ne olmalı?” Yaa illa musibet mi gelmesi lazım beni araman için? Nimet verdiği zaman Süleyman Aleyhisselam gibi olacaksın! Nimet geldiği anda: ”Allah beni nimet ile sınıyor.” Diyeceksin, secdeye kapanacaksın. Buna şükür secdesi denir, şükür secdesi. Muhammed Aleyhisselam’ın sünnetlerindendir. Herhangi bir güzel haber aldığınızda, soruyorum size, en son ne zaman şükür secdesi yaptınız? Hepimizin hayatında zor durumlar olduğu gibi, güzel durumlar da oldu. İyi bir haber aldın, keyifli bir haber aldın… Ne zaman şükür secdesi yaptın? Gittin bir abdest aldın, direkt kıbleye döndün Allahu ekber dedin secdeye kapandın: ”Allah’ım sana şükürler olsun bana bu nimetleri verdin.” Dedin. Ne zaman? Yok! Oleey, yumruk şov bilmem ne… Ama şükür yok! Yaratıcımız olan Allah, bu ışınlanma nimetinin bir benzerini inşallah cennette biz kullarına da verecektir. Allah bize nasip etsin kardeşler. Oraya bir kapağı atalım, gerisi kolay! Mesele oraya girmek zaten. Öyle ki o kul, canının çektiği herhangi bir şeye ”Ol!” Diyecek! ”Ol!” Allah’ımız onu var edecektir. Çalışmak yok, hamle yok! Cennette sadece ”Ol!” Diyorsun. Dünyada iken görüştüğü bir dostuna özlem duyunca onu ziyarete gitmek isteyecek, Allah onu gitmek istediği makama ışınlayacaktır. Bakın, ışınlama nerede var? Cennette var! Allah Teala bize nasip etsin inşallah. Ölmeden önce yapılacaklar listem var benim. Ölmeden önce yapılacaklar listem 45-50 madde böyle… Yedinci madde: Ata binmek. Allah’ıma şükürler olsun hafta sonu bunu yaptım. Dostum Hakan’ın çiftliğine gittim. Her türlü bilumum hayvan mevcut. Ama ben atı gözüme kestirdim. Çünkü listemin içinde at var. Bu ata benim binmem lazım! At da kumarbaz bir at. Jokeylerin kullandığı, bir çok yarış kazanmış, şöhretli, kumarlarda kullanılmış bir iddia atı. Emekli olmuş, bu kardeşim de almış bu atı çiftliğine koymuş. Arada üzerine biniyor, geziyor falan… Atı bir gördüm… Harika, çok heybetli bir at! Dedim ki: ”Ben buna binmem lazım, o maddeyi çizmem gerekiyor.” Birinci maddeyi merak eden kardeşlerim olabilir. Birinci madde de şu: Belinden bir iplik ile bağlıyorlar seni 500 metre yukarıdan aşağıya atıyorlar. Jumping diyor buna, jumping… Bungee Jumping kardeşler… Bu benim birinci fantezim. İnşallah bunu da yapacağım bak! Aranızdan çoğu yükseklikten korkuyor olabilir. Ben yüksekliği çok severim. En sevdiğim rüyalarım uçma rüyalarım. Rüyamda çok uçarım. Ama, dünya hayatında böyle bir uçma hiç yaşamadım. Uçakla gitmişliğim gelmişliğim çoktur ama üzerimde alet olmayacak, beni uçuran bir şey olmayacak. Ben yüksekten aşağıya atlayacağım. O duyguyu yaşamak istiyorum. Belimden bağlayacaklar, şehadeti getireceğim o anda… Ne olacağı belli değil! Yani gidebiliriz kardeşler! Gidebiliriz! Orada seni bir halat tutuyor! Her an gidebilirsin! Etrafımdaki kardeşler ile helalleşeceğim. Kamera da beni çekecek orada son mesajımı size vereceğim kardeşler ve 300 metreden yukarıdan aşağıya uçacağım! Şehadetler ile dualar ile beraber uçacağım inşallah. Bu birinci madde. Yedinci maddem benim, ata binmek. Dedim, ”Ben bu ata bineceğim!” Oradan, Hakan kardeşim dedi ki: ”Yaa” Dedi, ”Bu at çok haşin bir at, uzun zamandır da üzerine kimse binmiyor hocam. Bu ata sen binersen, bu at seni üzerinden atarsa bir tarafın kırılır sonra senin dervişler bizi keser!” ”Sohbete çıkamazsan bunlar bizi döverler!” ”En iyisi mi sen bu ata binme. Sev mev işte yanında dur, bir dua oku yeter.” Hayır! Bu fantezimi yerine getirmem gerekiyor. Bu fantezimi yapmam lazım kardeşim. Atın yanına bir gittim… Verdim Fatihayı, verdim kulhu yü… Verdim Fatiha yı verdim Kulhu yü… At oldu pamuk gibi! At pamuk gibi oldu kardeşler! Atın üzerine bindim, çok güzel bir tur attım. İnşallah videosunu kardeşler hazırlıyor orada görürsünüz. Güzel bir tur attım atın üzerinde. Fakat oradan atın sahibi Hakan kardeş de gaz veriyor bana. ”Hocam ne yaptın! Evliya gibi adamsın yaa…” Falan diyor. ”At” Diyor ”Bir sakinleşti, bir sessizleşti hocam!” Diyor yaa… Atın üzerinde bir gezdik öyle Elhamdülillah, o keyfimizi de yerine getirmiş olduk. Kardeşler! Bunlar Allah’ın nimetleri. Ben, yedinci maddeyi çizmek nasip oldu. Allah nasip ederse önümde bir 40 madde kadar daha var. Onları da ölmeden önce yavaş yavaş yerine getirmeye çalışacağım. İlk hedefim birinci madde, yukarıdan aşağıya atlamak. Sona kalsın diyor bak… Hacı abi diyor ki: ”Onu sona bırak!’ Yani ”Başına bir tehlike gelmesin, en son madde o olsun.” Diyor. Takdir ettim hacı abi tebrik ederim. Kur’an’daki; ”Cennette sizin için canınızın çektiği ve istediğiniz her şey vardır.” Haberi bunun bir delilidir. Herhangi bir şey istiyorsun… ”Allah’ım künefe istiyorum!” Tak, önünde künefe. Bizim Harun gibi 15 dakika, 20 dakika bekletmeyecek yani tak diye künefe önünde gelecek! ”Allah’ım kazandibi getir bana.” Tak, Allah kazandibi yaratacak! Bu, ışınlanmadır işte! Bu, ”Ol!” Deme nimetinin küçük bir mislini Allah’ın cennette kuluna vermesi… Yaa şu cennet için biraz çalışmaya değmez mi bee? Şu dünyada 70 metrekare bir daire almak için 20 seneni veriyorsun. Yetmiş metrekare daire, 400.000 TL! Yirmi sene çalışıyorsun. Beş tane patronun ağız kokusunu çekiyorsun her gün. Müdür, üst müdür, üst müdür… Müdürler bitmiyor. Beş patron! Allah diyor ki, bir tek patron var. Kainatı ben yarattım. Önce benim sözümü dinleyeceksin! Önce bana itaat edeceksin! Diğer patronlar sonra gelir. Ve ben sana dünyada hiç kimsenin veremediği bir şeyi vereceğim. En zayıf müslümana 10 dünya büyüklüğünde cennet vaat ediyor Allah Teala hadis-i şeriflerde. En zayıf müslüman… Diğerlerini varın siz düşünün. Devam ediyor yazı… Bu dünyada her insanın hoşlandığı ve zevk aldığı şeyler ayrı ayrıdır. Tüm bu farklı zevklerin ortak noktası şudur ki, hepsi geçicidir. ”Onlar cehennemin hışırtısını bile duymazlar, canlarının istediği nimetler içerisinde ebedi olarak kalırlar.” (Enbiya-102) Ayeti ise Allah’ın lütfu ile cennete giren kulların alacağı hazların geçici ve sınırlı değil, sonsuz olduğunu beyan ediyor. Cennete ilk girecek olan insanın kelimeleri ile teyit edeyim: Övgüler ve selam Muhammed Aleyhisselam’ın üzerine olsun. Efendimiz buyurdu: ”Eğer Allah seni cennete koyarsa, orada canının her çektiği, gözünün her hoşlandığı şey bulunacaktır.” Bir: Canının her çektiği, iki: gözünün her hoşlandığı şey… Bugün dünyada Avrupa’dan ülkemize bir sürü turist geliyor. Bunlar ne için geliyor? Görebilmek için… Bir şeyleri görebilmek için. ”Kendi ülkemden başka bir şeyleri görmek istiyorum.” Küçücük bir kara parçası… Bir ülke… Daha ötesine git, bir dünya… Ama, samanyolu galaksisi içerisinde bir nokta bile değil! Dünya, galaksinin içerisinde bir nokta bile değil! Diğer trilyonlarca galaksi içerisinde samanyolu galaksisi nokta değil! Bunu görmek için, sadece bu ülkeyi görmek için paralar veriyorlar. Binlerce euro paralar veriyorlar ve geliyorlar. Allah ise sana 10 dünya büyüklüğünde bir yer vaat ediyor. Biraz aklını başına alman lazım gelmez mi müslüman kardeşim! Biraz… Mevla Teala hazretleri bizlere izan versin, akıl fikir versin.

Bak yine musibet geldi! Neden ben?

Başına musibet mi geldi? Musibet diye bir şey yok. Sadece Allah var. O musibet random bir şekilde benim kafama gelmedi, Allah yarattı. Ve bunu Allah benim üzerime isabet ettirdi. Sakın ola başına bir musibet geldiği zaman şunu deme: ”Neden ben?” Şu anda Müslümanların büyük çoğunluğunun ilk sorduğu sual bu: “Neden ben?” “Yetmiş seksen milyon insan var şu Türkiye’de. Şu musibet bana mı gelir ya?” Bu ne demektir kardeşler? “Allah’ım niye beni seçtin ya? Şu belayı verirken, şu musibeti verirken niye beni seçtin?” Allah kimi seçeceğini sana mı soracak? Sen Chosen one mısın sen, Matrix misin sen? Sana mı soracak? O dilediğine musibet verir, dilediğine nimet verir. Peki, neden bugüne kadar sana verdiği binlerce nimetin karşılığında, “Neden ben?” demedin? Bir tane musibet verdi, hemen dedin ki: “Neden ben? Beni mi buldun? Sana bu kadar nimet verdi. Bak sayıyorum. Gözlerin görüyor mu, aklın çalışıyor mu, dilin laf yapıyor mu, konuşabiliyor musun, kendi işine kendin ayaklarınla gidebiliyor musun, kimse seni götürmeden? Yemek yediğin zaman lezzet alıyor musun? Alıyorsun. Hanımın var mı, çocuğun var mı, evin var mı? Bunlar sayabildiğim sekiz on tane nimet. Saymaya kalksanız sayamazsınız diyor kuran. Allah’ın size verdiği nimetleri saymaya kalksanız sayamazsınız, güç yetiremezsiniz. (İbrahim, 34) E şu kadar nimet sana geldiği anda, Allah sana bunları verirken bir kere şunu dedin mi? “Allah’ım neden ben? Bu kadar güzel nimetleri niye bana verdin, neden beni seçtin Allah’ım?” demedin. Seni sana söylüyorum. Demedin bugüne kadar hiç. Ama bir tane musibet geldiği zaman dedin ki: “Ya niye beni seçtin Allah’ım?” Allah’ımız buyurdu: “Onları biz bazen nimetlerle, bazen musibetlerle imtihana çektik, sonunda belki hakka dönerler diye.” (A’râf, 168) Bak, Allah musibetleri ve nimetleri bize neden veriyormuş? Ayetle sabittir, sonunda belki hakka dönerler diye. Nimet verir, nimet verir, şımartır. Daha fazla bana şükretsin diye. Süleyman Aleyhisselam’a nimet vermedi mi? Cinleri verdi, şeytanları emrine verdi, hayvanatı emrine verdi. Dünyada saltanat kurmuş olan iki tane sultandan bir tanesidir, iki peygamberden bir tanesidir. Verdiği bu nimetler onun şımarıklığını mı arttırdı yoksa şükrünü mü arttırdı? Eyyüb Aleyhisselam’a nimet vermedi mi? Musibet dediğim zaman aklınıza ilk gelen peygamber Eyyüb Aleyhisselam’dır. Nimet dediğim zaman aklınıza ilk gelen peygamber Süleyman Aleyhisselam’dır. Allah’ın selamı o ikisinin üzerine olsun. (Amin) Eyyüb Aleyhisselam’a ne musibet verdi üst üste? On evlat! Bak, dünyada on evladını birden kaybeden adam bulamazsın. Ama Allah en sevdiği kul olan bir peygamberin on evladını elinden aldı. Bütün sürülerini elinden aldı, bütün mallarını elinden aldı. Ve o bir kere bile şunu demedi: “Neden ben Allah’ım?” Demedi. Bugüne kadar bana bu nimetleri vermişken ben ona neden ben, demedim. Verdi, verdiğini de ben dağıttım. Allah bana daha çok verdi. Bugün de bizi musibetle imtihan ediyor, sınav ediyor. Bizim kalitemizi görmeye çalışıyor. Bu yüzden ben, neden ben demekten utanırım, dedi. Hatta hanımı ne dedi, Rahime hatun? “Sen Allah’ın peygamberisin ey Eyyüb. Allah’a bir tek dua etsen şu bütün musibetleri bizim üstümüzden kaldırır. Bir de eski verdiği nimetleri de geri verir. Sen bunu biliyorsun. Peygambersin sen, bir dua ediver.” “Ey hatun!” dedi. Bakın, Allah’ın peygamberine bakın. Aramızdan birisine böyle bir dua etme hakkı verilse, bir dua kabul hakkın var dese… Mesela geceleyin uykuya yattın, bir peygamber sana geldi, dedi ki: “Bak, ey Allah’ın kulu uyandığın anda Allah sana bir dua kabul hakkı verdi. Uyanır uyanmaz sağ tarafına dön, euzü besmele çek, yapacağın duayı yap, kesin kabul dense rüyanda neyi isterdin? Ne isterdin? Herkes kendisini Allah aşkına bir düşünsün. Beş saniye susuyorum. Buradaki kardeşlerin onda dokuzu dünyalık isterdi. Şu anda imani mertebemizi açık açık söylüyorum, itiraf ediyorum. Onda dokuzu dünyalık… Şuyum olsun, buyum olsun, şöyle olsun, böyle olsun. Onda biri, sohbetlerde uzun zaman bulunmuşsa, ağzı mürekkep yalamışsa ne derdi? “Allah’ım ahirete imanla gitmeyi istiyorum.” Bakın! Şu var ya şu, ahirete imanla gitme nimeti, şunu elde ettin mi zaten her şeyi kazanmış oluyorsun. Bunu elde edemezsen bütün dünya senin olsa ne olur? Ne olur? Eyyüb Aleyhisselam dedi ki: “Hatun Allah bize kaç sene nimet verdi?” “Yetmiş sene verdi efendim. Yetmiş sene…” “Kaç senedir musibet veriyor?” “Yedi yıldır musibet veriyor, her şeyimizi aldı.” “Vallahi bize verdiği musibet ve sınavlar yetmiş yılı bulmadıkça ben bu duayı Allah Teâlâ’ya yapmayacağım, utanırım.” Bak, yetmiş sene nimetler gelmiş, yedi sene musibetler gelmiş. Eşit olacak diyor, eşit olacak. Allah ne yaptı? Yüzde onunu verdi. Yedi sene sonunda sınavın bitti, dedi. Sınavı kazandın. Beni çok çok zikrettiğin için, sana verdiğim onca musibete rağmen beni çok çok zikrettiğin için… Hastalığı diline kadar bulaştırdım, hâlâ beni zikretmekten vazgeçmedin. Bundan dolayı sınavın bitmiştir. Şu suya gir yıkan, şu suyu da iç. Kur’an iki tane sudan bahseder: Biri sıcak, ılıman; biri soğuk. Sıcak suya gir dedi, yıkan. Bütün hastalıkların gidecek. Soğuk suyu da iç, iç hastalıkların gidecek. Bir suyla yıkandı, bir suyu da içti. Allah ona eski gençliğini geri verdi. Eski nimetlerini geri verdi. Tekrardan hanımıyla beraber oldular, tekrardan çoluk çocuk verdi. Allah gençleştirdi. Tıpkı Yusuf aleyhisselam’ın hanımı Züleyha’yı bir anda gençleştirdiği gibi. Bu onun için çok kolaydır. E bizi ne yapacak peki Allah Teâlâ ahirette? Eğer Rabbim nasip eder de cenneti kazanırsak, lütfeder de girersek… Aramızdan bazıları altmışı görecek, bazıları yetmişi görecek. Hocanız elliden fazla gitmez tahmin ediyorum. Yaşlı gidecek bazıları. Bedenler çürümüş. Kabre gireceksin, bedenin tamamen yok olacak. Ahirette ne yapacak Allah Teâlâ? Ahirette, hadislerle sabittir. Herkes genç olacak, otuz üç yaşında. Fiziki olarak bir adamın, fiziki olarak kuvvetinin zirve olduğu yaş otuz üçtür. Ruhi olarak zirve olduğu yaşsa kırktır. Ahirette Allah hepimizi nasıl diriltecek? Otuz üç yaşında, yepyeni taze bedenlerle. İşte bu, olay budur. Şu hâlde sen sakın ola deme, “Neden ben?” deme. Şunu da demeyeceksin. Komşunun birine Allah nimetler verirse… Güzel nimetler verdi komşuna ve sen haset edip şunu dersen: “Neden ona verdin de bana vermedin?” Tekrardan bir edepsizlik yapmış olmuyor musun kardeşim? Niye haset ediyorsun? Allah’ın sana verdiği iman nimeti, sağlık nimeti yetmiyor mu? Bu sağlık nimeti sana yetmiyor mu? Sağlık dediğimiz şey geçicidir. Allah’ın kudretindedir. Kimisine verir, kimisine vermez. Kalıcı bir şey değildir. Her zaman sağlıklı kalacağım diye bir şey olmaz. Eğer Müslümansan asla sağlıklı kalamazsın, muhakkak hastalıklar gelir gider. Bu bir basket maçı gibidir. Skor gibi gelir gider. Bir hasta olursun, bir sağlıklı olursun. Sağlıklı olduğun zaman dilimi hasta olduğun zaman dilimine göre çok daha uzundur. Hasta olduğun zaman dilimi azdır bu dünyada. Burada bile Allah’ın merhametini görüyorsun. Hep geliyor, gidiyor. Sen şimdi azınlık hâlde hasta olduğun zaman dilimini, sağlıklı olduğun zaman diliminin üstüne çıkartırsan ve nankörlük yaparsan Allah senin hakkında ne der? Sabırsız demez mi?

Evliya var mı? Keramet var mı? – Kur’an’dan deliller

Kur’an’da anlatılan mucizelerden bir tanesi, Allah’ın Peygamberi Süleyman Aleyhisselam’ın ‘hüdhüd’ denilen bir kuşla konuşmasıdır. Bütün hayvanları ve bütün askerlerini bir meclise çağırdıktan sonra, bir bakıyor ki hizmetçilerinden bir tanesi olan hüdhüd kuşu meclise gelmemiş. “Benim emrim olmasına rağmen hüdhüd neden gelmedi? Gidin, onu bana getirin.” diyor. Cinler gidiyor, hüdhüd kuşunu getiriyor. Hüdhüd’e diyor ki: ”Sen benim emrini niye çiğnedin? Ben dedim ki: ‘Herkes mecliste bulunsun. İstişare yapacağız, konuşacağız, toplantımız var.’ Hüdhüd diyor ki: “Allah’ın Peygamberi, ben senin hiç bilmediğin ve şaşıracağın bir şey söyleyeceğim. Çok garip bir şey gördüm.” diyor. “Ne gördün?” diyor. “Falanca beldede, Yemen tarafında, bir melike var. Bir ülkenin sahibi olan bir kadın.” O kadının ismi nedir kardeşler? Belkıs. Bu kadın ve ahalisi neye tapıyor? “Senin taptığın Allah’a tapmıyor, güneşe taparlarken gördüm.” diyor. “Ben bunları güneşe taparlarken gördüm.” diyor. Süleyman Aleyhisselam ne yapıyor? “Bir mektup yazacağım, sen bu mektubu götüreceksin, ona ulaştıracaksın. Belkıs’a ulaştıracaksın.” diyor. Allah Teâlâ olayı anlatıyor. Bakın şimdi! Sonra Süleyman müşavirlerine dedi ki: “Ey ulular, onlar teslimiyet gösterip bana gelmeden önce hanginiz o Melike’nin tahtını bana getirebilir?” (Neml, 38) Mektubu yazdı, hüdhüde verdi. Kuş mektubu götürdü. “Mektup Süleyman’dandır ve besmeleyle başlar.” (Neml, 30) diye Belkıs o ayeti okudu. Etrafındaki vezirleriyle danıştı. Vezirler dediler ki: “Savaşa girersek kesin kaybederiz. Bugüne kadar yaptığı hiçbir savaşı kaybetmedi. Cinler, şeytanlar ve hayvanlar Süleyman’ın emrindedir. Biz onunla sulh yolunu tutalım, ey Melike’miz! Savaşamayız! Hediyeler hazırlayın, ona götürelim.” Kendi aralarında böyle istişare yaparken Süleyman Aleyhisselam da kendi vezirleriyle istişare halinde. Diyor ki: “Şimdi onlar bana doğru gelecekler. Onlar bana gelmeden önce o Melike var ya, güneşe tapan Melike var ya, o beldenin sahibi; onun tahtını kim bana bir anda buraya kadar getirebilir?” Bakın şimdi, Allah’ın verdiği güce bakın! “Cinlerden bir ifrit: ‘Sen yerinden kalkmadan ben onu sana getiririm. Ve şüphesiz ben buna güç yetirecek, güvenilir biriyim.’ dedi.” (Neml, 39) Kim bunu diyen? Bir cin. İfrit. Cinlerin farklı farklı isimleri vardır. Allah Teâlâ Hazretleri bu cinlerin bir kısmını Süleyman Aleyhisselam’a bir hizmetkâr olarak verdi mi? Verdi. Süleyman Aleyhisselam bir istekte bulundu. Ortada koca bir peygamber var, mucizeler sahibi bir peygamber var, tahtı kendisi getiremiyor. Ve bir istekte bulunuyor. Ne diyor? “Kim o tahtı oradan bana bir anda getirebilecek?” İfrit ne diyor? “Ben getiririm. Sen yerinden kalkıp oturmadan getiririm.” Bu büyük bir iddiadır. Cinler daha latif varlıklar olduğu için bizden, bir anda uzak mesafeleri hızlı bir şekilde gidip gelebilirler. Allah’ın izin verdikleri bazıları da eşyaları hareket ettirebilirler. İfrit de bunlardan bir tanesidir. “Ey Allah’ın Peygamberi! Ben sana, hiç yorulmadan bir anda bunu getireceğim.” dedi. Süleyman Aleyhisselam ne buyurdu? “Olmaz! Daha hızlı bir şekilde birisinin getirmesi lazım.” Şimdi… Fahrettin Râzî bu ayeti tefsir ederken diyor ki: “İnsan kuşun avcısıdır. İnsanlar kuşun avcısıdır, kuşlar insanlardan kaçar. Cin de insanın avcısıdır, insanlar cinlerden kaçar.” Bakın şimdi, biz kuşların peşindeyiz. Kuşları hapsetmeyi çok severiz. Kuşlar en çok kimden korkar? İnsanlardan korkar. Aynı durum cinlerle bizim aramızda da mevzubahistir. Cinler de bizi ne olarak görür? Kuş gibi görür. Zayıf, basit, aciz varlıklar… Bize birer av olarak bakarlar. Tek dertleri vardır. Bizimle oynamak, eğleşmek, bizi tahakkümleri altına almak. Ekseriyetle namazı niyazı olmayan, zikri olmayan, itikadı zayıf olan, Allah’ın kitabından kopuk olan insanlara musallat olurlar. İçlerine girerler ve onlara istedikleri hareketi yaptırabilirler. Allah’ın izin verdiği ölçüde. Birçoğu çok fazla şey yaptırmak ister, Allah izin vermez. Ancak bir kısmına da sırf imtihan olsun diye ve o kul Allah’a yönelsin diye müsaade eder. Cinin onunla oynamasına müsaade eder. Bu cinlerden bir kısmını Allah, Süleyman Aleyhisselam’ın hizmetine verdi mi? Verdi. Şimdi, kuş insandan kaçıyor. İnsan cinden kaçıyor. Ama Allah Süleyman Aleyhisselam’a öyle bir kudret veriyor ki cini de ordusuna toplayabiliyor, kuşları da ordusuna toplayabiliyor, hayvanları da ordusuna toplayabiliyor. Bu bir mucize değil midir? Harikulade bir olayı Allah bir peygamberine verdiği zaman, bunun adı mucizedir. Musa Aleyhisselam’a bakın. Firavun ve askerleri arkasından kuşattı. Kızıldeniz’in köşesine kadar geldiler. Allah’ın peygamberi bir dua yaptı ve asasını denize vurdu. Denize vurduktan sonra deniz on iki ayrı yola ayrıldı mı, ayrılmadı mı? Bu kitap diyor ki: “Deniz on iki ayrı yola ayrıldı.” (Şu’arâ, 63) On iki kabilenin geçeceği yol… Bu mucize midir, değil midir? Bu bilimsel insanlar, bu teknik, bu filozoflar, felsefeciler… Bu dünyaya hükmettiğini söyleyen bilim adamları! Hadi denizin kenarına geçin. Mucizeyi inkar eden bizim yerli modernistleri de alın. Toplanın hepiniz beraber, toplanın! Ne kadar sopa varsa kaliteli, ne kadar asa varsa yanınıza alın. Ne kadar sihirbaz, büyücü varsa şu anda meşhur, Youtube’de videoları olan, havada yürüyenler… Hepsini alın! Kızıldeniz’in köşesine geçin. Denize büyülerini sihirlerini yapsınlar, vursunlar. Deniz on iki tane ayrı yola ayrılsın. Hadi yapın bakalım! Yapabilirler mi? Yapamazlar. Çünkü onların yaptığı ancak bir göz boyamasıdır. Bu ise ilahi bir kuvvettir. Allah bütün peygamberlerine mucize vermiştir. Kur’an diyor ki: Bütün peygamberlere mucize verdim. Hepsine verdim. Neden? Peygamberliğini kanıtlayabilmesi için mucize göstermek zorunda. Mucize göstermezse bizden bir farkı kalmaz. Çünkü göstermediği anda sadece şununla insanları ikna etmek zorunda kalır: “Allah bana vahiy verdi.” Peygamber bunu söyler. Karşı taraftaki de şöyle der: “Vahiy aldığına delilin nedir? Benden farklı bir şey göstermen lazım. Tamam, bilmediğim bazı kelimeler söylüyorsun. Mucize göster!” dediği anda bu peygamberin mucize göstermesi lazım. Örnek, Muhammed Aleyhisselam: “Ben Allah’ın peygamberiyim.” dedi mi müşriklerin arasında? Dedi. Müşrikler ne dediler? “Bir mucize göster bize.” Bizim peygamberimiz ne buyurdu? “Ne istersiniz? Nasıl bir mucize göstermem lazım?” “Şu Ay’ı görüyor musun, dolunayı? Dolunayı ortadan ikiye böl, biz sana iman edeceğiz.” dediler. Muhammed Aleyhisselam parmağıyla, işaret parmağıyla Ay’ın ortasından işaret yaptı. “Allah’ım sen bana yardım et.” dedi. Ve Ay ikiye bölündü. Üç gün üç gece boyunca dolunay ikiye bölünmüş hâlde kaldı. Dünyanın neresinden bakılsa bu şekilde görüldü. Gelen bütün kervanlar: “Evet biz de gördük.” dedi. Bu bir mucize değil midir? Kamer süresinin hemen başında Allah Teâlâ, Efendimiz Aleyhisselam’a verdiği mucizeyi anlatıyor. Peki neden bu insanlar mucizeleri inkâr etmek istiyor? Neden bu ümmeti zehirlemek istiyorlar? Neden bozmak istiyorlar? Çünkü şu bilinci, bilinçaltımıza vermek istiyorlar: Allah’ın bu dünyada her şeye gücü yetmez, yanlış biliyorsunuz ey ümmeti Muhammed! Tamam, ilahımız güçlü bir ilahtır ama her şeye gücü yetmez! Sapık fırkalardan, mutezileden bir örnek vereyim. “Yetmiş iki sapık fırka vardır.” diyor Efendimiz Aleyhisselam. Bir tane ehl-i sünnet fırka vardır. Benim ve ashabımın gittiği yolda gidenler. Yetmiş iki sapık fırka vardır, bunlar benim ümmetim içindendir. Ve bunlar cehenneme girecektir. Sahih bir haberdir. Bu fırkalardan bir tanesi ne? Mutezile. Ayrılanlar… Peygamber ve sahabisinin yolundan ayrılanlar. Özellikleri ne? “Mucize yoktur! Kur’an’da mucizeli ayetlerin tamamı tevil edilmelidir. Başka şekillerde açıklanmalıdır.” derler. Bu kafa oradan geliyor. İkinci görüşleri şudur: “Allah çok ilim sahibidir ama detayları bilemez.” Bak, Allah’ı yüceltiyor. Çok ilim sahibidir, ilmi sınırsızdır ama detayları bilemez. Bu nasıl bir ahmaklıktır? Daha yakınlaştıracağım. Allah Teâlâ, o kadar büyük bir ilim sahibidir ki kaç çeşit yıldız yarattığını bilir. Bak, mutezile görüşünü veriyorum. Kaç çeşit yıldız yarattığını bilir ama kaç tane yıldız yarattığını bilmez. Sen yücelttiğini mi zannediyorsun yoksa aşağılıyor musun? Bıyık altından Allah’ı aşağılıyor musun? Bu cehalettir. Kaç tane yıldız olduğunu ben bilmem, bilim adamları bilmez. Allah bilir, Allah bilir! “…Allah’ın bilgisi dışında bir yaprak dahi hareket etmez.” (En’âm, 59) Kur’an ayetiyle sabittir. Yıldızlar, yapraklardan daha önemli değil midir? Yaprağın hareketini bilen Allah, yıldızın sayısını bilemez midir? Bu nasıl bir kafadır? Yine mutezileden bir görüş vereyim. “Allah denizlerin altında kaç çeşit balık yarattığını bilir. Ama kaç tane olduğunu bilmez. Allah bunlarla uğraşmaz.” Bu da Allah’ı aşağılayan, yalanlayan görüşlerden bir tanesidir kardeşler. Sakın! Allah Teâlâ hazretleri; kuşları, hayvanları ve cinleri kimin emrine verdi? Süleyman Aleyhisselam’ın emrine verdi. Şimdi İfrit ne dedi? “Ben, sen yerinden kalkmadan o tahtı sana getireceğim.” dedi. Bu bir güç göstergesidir. Devam ediyor ayet. “Kitaptan Allah tarafından verilmiş bir ilmi olan kimse ise: ‘Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm.’ dedi.” (Neml, 40) İfrit ne demişti? “Sen yerinden kalkmadan ben sana onu getireceğim.” Yerinden kalmak demek, bedenin bir hamle yapması demektir. Gözünü açıp kapamak demek, sadece göz kapaklarının hamle yapması demektir. Hangisi daha hızlı olur? Göz açıp kapamak daha hızlı olur. Şimdi… Cin büyük bir kuvvet gösterisi yapıyor. Ama Süleyman Aleyhisselam’ın yanındaki bir zat… Kimdir o zat? Hazreti Âsaf. Allah ondan razı olsun. (Amin) Süleyman Aleyhisselam’ın baş veziridir. Keramet ehli bir zattır. Allah onu nasıl methediyor? “Kitaptan kendisine verilmiş olan, ilim olan bir zat. Kendisine ilim verilmiş olan bir zat dedi ki: ‘Sen gözünü açıp kapamadan ben o tahtı sana getiririm.’ Süleyman, Melike’nin tahtını yanı başında yerleşmiş olarak görünce: ‘Bu, şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabb’imin gösterdiği bir lütuftur.’ dedi.” (Neml, 40) Bu ayet aynı zamanda neyin delili olmuş oluyor? Keramet var mıdır, yok mudur? Şimdi, bahsedilen zat bir peygamber midir? Harikulade hâli ortaya çıkartan insan peygamber olunca buna mucize denir. Acziyette bırakan hareket, Allah’ın peygamberi tarafından gösterilir. Harikulade olan bir hâl, peygamber olmayan birisinden çıktığı zaman ne denir? Eğer Allah dostu bir zat ise, ehl-i sünnet yolunda olan bir zat ise keramet denir. Ehli bid’at yolunda olan biri ise istidraç denir. Şeytanla anlaşma yapmış, cinle anlaşma yapmış. Cine demiş ki: “Bak, az sonra benim talebelerim gelecek buraya. Ben de bir peygamber olduğumu söylüyorum onlara. Onlar benden delil isteyecekler. Ben diyeceğim ki: ‘Hiç elimi ellemeden şu çay bardağını ağzıma kadar götürebilirim.’ Bunu dediğim anda cin, sen çay bardağını alacaksın, benim ağzıma getireceksin. Tamam mı?” Cin de diyor ki: “Tamam.” Kâfir cinlerle anlaşma yapanlar… Ehl-i sünnet yolunda olmayanların gösterdiği harikulade hâllere ne denir? İstidraç, şeytanla yapılan anlaşma. Cinleri olan bir çok insan vardır. Müslüman cinlerle diyaloğa girebilir. Allah Teâlâ latif yaratmıştır. Bir de kâfir cinlerle diyaloğa giren insanlar vardır. Bunların tek işi vardır. Büyü yapmak, büyü yaptığı insanın kendisine mecbur bırakılması. Devamlı kendisine getirtmek ve ondan para istemek. Bundan dolayı Fahrettin Râzî hazretleri buyuruyor ki: “Cinlerle hiçbir surette yakınlaşmak bize caiz değildir. Devamlı olarak onlardan uzak durmak zorundayız. Bunun delili şu ayet-i kerimedir.” diyor. Bizim her sohbetin başında okuduğumuz ayeti okuyor. “Şeytanların dürtmelerinden sana sığınırım. Allah’ım, Rabb’im şeytanların dürtmelerinden sana sığınırım. Ve onların yanımda hazır bulunmalarından da sana sığınırım.” (Mü’minûn, 97-98) Bu ayet-i kerime; cinlerden ve şeytanlardan uzak durmamız gerektiğini, yakınlaşmamamız gerektiğini bize bildiren bir ayet-i kerimedir. Allah’a böyle dua edin, diyor. Şu hâlde kardeşler mucize midir, değil midir? Bu bir peygambere verilseydi… Allah’ın Peygamberi Süleyman Aleyhisselam bir dua yapsa, “Allah’ım onun tahtını benim yanıma getir.” dese Allah getirir mi, getirmez mi? Hemen getirir. Ama Süleyman Aleyhisselam bunu yapmadı. Dedi ki: “Aranızdan ehliyetli, Allah’ın sevdiği bir kul bana bu harikulade hâli yapsın.” deyince Allah Teâlâ, etrafına boş varlıkları vermediğinin bir delili olarak, o kul, Hazreti Âsaf tahtı aldı, getirdi Süleyman Aleyhisselam’ın yanına koydu. İşte kardeşler, bu da mucizelerden bir tanesidir. Bu mucizeleri inkâr edenler, bu Kur’an ayetlerini inkâr edenler, çok fena bir demire balta vurdular. İnsan oduna balta vurabilir, ağaca balta vurabilir ama demire balta vurmak akıllı insanların işi değildir. Mucize yok dediğin zaman bu kitabın içindeki yüzlerce hakikati reddetmiş, inkâr etmiş oluyorsun. Allah bunlara hidayet versin. (Amin) Amin.