Huzurum Neden Devam Etmiyor!

Bugünki konumuz ” Huzurum niye devam etmiyor?” Abi çok mutluyken, çok huzurluyken Birden dünyam kararıyor.Allak bullak oluyor. Bu işin devamı neden gelmiyor?Yani… huzurum niye devam etmiyor? Bugün onu ele alacağız. O yüzden herkez huzurlu olacak Yani bu hayatın heyecanı meyecanı yok demek YOK! Tamam mı beyler? Başlayalım mı o zaman? Evet dostlar. Şimdi, bu hayatın heyecanı meyecanı yok diyoruz ya. Aslında hayatın çok heyecanı var. Yani tekdüze olan bir hayatta elbette heyecan olmaz. Ama inişli çıkışlı,macera dolu bir hayatta elbette heyecan olur. Doğru mu kardeşim? O yüzden Cenab-ı Hakk, bu hayatta heyecanımızı koruyalım diye Ne yaptı kardeşim,inişli çıkışlı bir hayat sundu bize. Şimdi buna ,insana, gelmeden önce kainatı konuşmak lazım. Çünkü, “İnsan kainat gibidir.” “İnsan kainatın misal-i musağğarıdır.” diyor Bediüzzaman Hazretleri. Kainatı dürsen insan olur, insanı açsan kainat olur. O yüzden bugün ne yapacağız biliyor musun? Tümden gelim yapacağız Kainattan insana doğru indirgeme ile yaklaşacağız hadiseye. O da şöyle birşey. Bugün kainat bile değişim içinde. Yani,bakıyorsun mevsimlerin olması, Gece gündüzün olması, Bakıyorsun abi hava güneşli, çok güzel yani masmavi gökyüzü… Markete giriyorsun abi diyorsun yani bir sakız alayım,bir çikolata alayım… Dışarı bir çıkıyorsun,etraf kara bulutlarla kaplanmış, Her yer karanlık ve şiddetli bir yağmur yağıyor. Şunu demeye çalışıyorum Hava değişimleri, işte mevsimlerin olması… Yani bu gibi hadiseler kainatında sürekli bir değişim halinde olduğunu söylüyor. Dünya bile durağan değil , sürekli bir hareket halinde. Ondan sonra bakıyorsun cansız atomlar dahi sürekli bir değişim halinde Orada bir tahavvülat (büyük değişiklikler) var. Bir tegayyür (halden hale geçmek,değişmek) var. Bir değişim var. Bir teceddüt (tazelenme,yenilenme) var Bir yenilenme var Şimdi kainattan insana doğru gideceğimiz için bunu söylüyorum. Hatta ve hatta şöyle bakabilirsin olaya Bir elma çekirdeği ,bir karpuz çekirdeği O çekirdek halinden bir değişime uğradığı için Toprak altında bir kimyevi müdahaleye maruz kaldığı için O güzelliklere eriyor Aynı şekilde , gördüğün bir odun bak ne oldu? Ağaçtan işte kesildi, sonra işlendi, bir değişim halinde Böyle bir sanat eseri ortaya çıktı. Bakıyorsun porselen değil mi? Maddesi toprak bunun yani Ya da işte mermerden yapılan şeyler Ham mermeri düşün O işleniyor, Toprak işleniyor. Ondan sonra böyle sanat eseri çıkıyor. Elma çekirdeğinin işte elma olması da böyle. Şimdi olaylara baktığın zaman,ha demekki kainatta sürekli bir değişim var. Durağan bir hayat yok. İnsan da öyle işte. Bir damla sudan bu hale geldik. Gelişim evrelerimizden ne oldu bir değişim halinde Zaman nehrinde değişimlerle biz bu hale geldik Burada ne demek istiyorum? Tekrar ediyorum. İnsanın hayatı durağanlığı kabuletmiyor Yeksenak (tekdüze) olan Tekdüze olan bir hayatı kabuletmiyor Bu yüzden insanlar bu hayatın heyecanı meyecanı “yok” diyorlar. Ama bizim konuşacağımız meselelerde Bu hayatın heyecanı meyecanı “VAR” abi Neden var? İnsan kainatı şu gözlerden izliyor. İman penceresinden , inşallah imanlıysa, Tefekkür (düşünme) penceresinden bakıyorsa İman gözlüğünü takıyorsa Kainata, hangi gözlüğü takıyorsa onunla görüyor Siyah gözlüğü takan etrafı siyah görür Kırmızı gözlük takan etrafı kırmızı görür Şeffaf bir gözlük takanda etrafı şeffaf ,olduğu gibi, görür İşte iman gözlüğü de böyle. İman gözlüğünü takan bir adam herşeyin şeffaf tarafını görmeye başlıyor. Olumsuz gibi görünen hadisenin dahi arkasındaki, hayır kısmına bakabiliyor. Onun için herşey bir tefekkür (düşünme) meselesi aslında Kainatta güneşli bir hava sadece tefekkür vesilesi olmuyor. Veya böyle kuş cıvıltılarının olduğu bir ortamda yapılan bir muhabbet değil Yağmurlu , çamurlu… Kar yağdığı zaman ; etrafta fırtına , kıyamet olduğu zaman dahi İnsan iman penceresinden bakarsa Onu aslında Yani böyle uyuşukluktan, Tekdüze yaşamdan kurtarır Her olumsuz hadisenin arkasındaki Hayır taraflarını görür. Hayata her zaman pozitif bakar. Bir mü’minin böyle olması lazım. O yüzdende dedik ya insan kendi penceresinden kainatı seyrediyor diye, Buna da misal olarak şöyle söyleyebiliriz aslında. İnsan çok huzurlu, mutluyken; Böyle neşeliyken Etrafta herşeyi neşeli görmeye başlar. Cenaze arabası geçse dahi Onu düğün arabası gibi tahayyül (hayaletmek) etmeye çalışır. Bunu ,siz öğrencisiniz, genelde izleyen kardeşlerim, 100 aldığınız zaman sınavdan Sıfır alan arkadaşların o hali seni çok ilgilendirmiyor Yani o üzülse dahi Bir parça ortak olmaya çalışırken Aslında sen kendi mutluluğuna odaklanıyorsun. Aynı şekilde çok üzüntülü ve ümitsiz olan bir insanda Kainata baktığı zaman ,herşeye, kendisi gibi görmeye başlıyor. Üzüntülü,karamsar,melankolik bir tarzda… Bu halde olan bir insan böyle gördüğü zaman e bu adam düğün arabasını görse ona cenaze aracı gibi gelir Yani insan hangi halde ise kainatı öyle görüyor. O yüzden biz kainatta sürekli güzel göreceğimiz bir gözlük takmamız lazım. Di mi? Onu ele alacağız. Hah! İşte bu yüzden insan kendi hayatını değerlendirsin Herkez kendine baksın Bir an oluyor kainata sığmıyorsun Bazen bir an oluyor, bir hatıranın içine giriyorsun; zindanda boğazı sıkılmış adam gibi oooof of demeye başlıyorsun. Şimdi buradaki olayı değerlendirirken aslında bu hal sana kazandırıyor. Geçmiş derste de bahsetmiştik ya ruhum daralıyor.Bunun çaresi nedir diye. Bu videodan sonra inşallah onu da izlersiniz. Bu tarafta linkini vereceğiz. Ama işte bu haller, senin canını sıkan hadiselerin, hayır tarafı ne biliyor musun? Kabz hali dediğimiz mesele var. Senin ruhun daraldığı zaman günahlara mı meylin uyanıyor, yoksa acizim hissedip Allah ‘a (cc) mı yöneliyorsun? İşte bu iki ayrımı iyi yapmak lazım. Sen ruhun daraldığı zaman gün içindeki o haletlerinde (hal,durum), o değişimlerde Rabbine karşı bir yöneliş oluyorsa bu kazandıran bir hadise, Kabz hali dediğimiz; yani aslan pençesinde sıkılan bir ruh gibi… bu sefer ne yapıyorsun, Allah’a (cc) olan o yakarışın, o yalvarışın artıyor. Kulluğunda mertebe katediyorsun. Ama diğerinde ruhun daraldığında,canın sıkıldığı zaman günahlara bir meyil uyanıyorsa o halinden hemen çıkmak için gaflete dalmaya çalışıyorsan bu kaybettiren yani şu tarafı “Sıkıntı sefaatin muallimidir” diyor. Yani sıkıntı ; yasak, zevk ve eğlencelere bizi yönlendiren en büyük muallimdir, eğiticidir. Bu da kötü bir hadisedir. O yüzden olaya imani bir pencereden bakacağız. Çünkü insan, aydınlık bir odadan çıkıp başka bir odaya geçerken o odanın da lambalarını açması gerekiyor. Bazen oranın işte lambasının yanmasına vesile olan anahtar kısmı, içerde çok basit bir şekilde içeri giriyorsun,karanlık olsa dahi, el yordamıyla napıyorsun kapı diyelimki sağa doğru açılıyor sol tarafında elinin yordamıyla o anahtara dokunuyorsun içerisi aydınlanıyor mu kardeşim? Bazende çok alakasız yerde oluyor. Napıyorsun? El yordamıyla aramaya çalışıyorsun. İşte insan hayatı böyle. Hayatımızda çok aydınlık bir haldeyken birden karanlığa geçiyoruz ya işte o karanlık alemimizi, o halimizi, o tavrımızı aydınlatacak birşeyler lazım. Yani oranın anahtarını bulmamız lazım,o alemin. İşte o alemin anahtarı arkadaşlar “La ilahe illallah’tır.” O yüzden hadis-i şerifte söylüyor ya Ceddidu imanekum bi la ilahe illallah La ilahe illallah ile imanınızı yenileyin diyor Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam Ayet-i kelimede ne diyordu Cenab-ı Hakk (cc) Ey iman edenler. iman edin diyor.Bize sesleniyor. İman etmişiz ama halimiz,tavrımız sürekli değiştiği için o imanımızı yenilememiz lazım. Zaten bir yer okuyacağım Bu konunun özeti olacak Allah’ın (cc) izniyle tam böyle öz kısmını sunacağız. Ve hadis-i şerifte şöyle de buyuruyor, Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam “İmanınız elbisenizin eskidiği gibi eskir.” “Nasıl elbisenizi yeniliyorsunuz, imanınızı da yenileyin.” diyor Efendimiz. Cidden de öyle Yani bugün çok kaliteli bir elbise alsan dahi onu yıkamazsan, bakmazsan belli bir zaman sonra ne olacak üzerinde çürüyüp gidecek Kokuşacak Bugün en kaliteli arabayı alsan,en lüks arabayı alsan dahi ferrari olsa, o ferrarinin belli periyotlarla bakımını yapmazsan, benzinini koymazsan işe yaramayacak. İnsanın imanı da böyle işte. Allah (cc) , sürekli imanımızı yenileyelim, buna ihtiyaç olduğu için bizi alemden aleme geçirirken diyorki “imanını yenile” Oradaki imanın, buradaki hadiseye mukabil (karşılık gelme) noktasında zayıf düşebilir Onu o hali kaldıramaz o imanın O yüzden sürekli,yani bizdeki mevcut imanın üzerine koymamız lazım. Onu yenilememiz lazım. Çünkü Marifetullahta, Allah’ı (cc) tanımakta sınır yok. O yüzden Marifetullah ilmi, Allah’ı (cc) tanıma ilminde, ne kadar mertebe katedersek ne kadar böyle vukufiyet keşfedersek o halden o hale geçerken; oradaki hadiselere karşı, maruz kaldığımız değişik hallere karşı silahımız,siperimiz sağlam olur. O yüzden bu da diyorki La ilahe illallah’tır. Onunla ilgili bir yer okuyacağım dostlar. Şimdi, çok önemli burası Az önce söylediğim “Ceddidu imanekum bi la ilahe illallah ” ” La ilahe illallah ile imanınızı yenileyiniz” Bu ne demektir, yani buradaki sır ne? Biz değişik hallere giriyoruz ya Bu huzursuzluktan kurtulmanın çaresi ne? Bak şimdi dikkat et! İnsanın hem şahsı, hem alemi her zaman teceddüt ettikleri için, sürekli yenilendiği için, her zaman tecdidi imana muhtaçtır. İmanı yenilemeye muhtaçtır. Çünkü insanın her bir ferdinin, her bir şahsının çok efradı var. Bak mesela ben kendim Serkan Aktaş olarak söylüyorum bugün çok hırslıyken bakıyorsun iki saat sonra o hırs gitmiş. Çok meraklıyken aynı meseleye merakım gitmiş. Çok mutluyken birden huzursuz olabiliyorum En dertli adamken en huzurlu adam olabiliyorsun. Veya en huzurlu senken bir bakıyorsun abi birden dünyanın en huzursuz insanı olabiliyorsun. Yani gün içinde farklı şahıslara giriyoruz. Bir fert birden çok fertlere bürünüyor. Ömrünün seneleri adedince belki günleri adedince belki saatleri adedince birer ferd-i ahar (başka fert) sayılır. Harbiden öyle. Ömrümün, günümün, dakikalarımın her bir saatinde her bir dakikasında sürekli ferd-i ahar dediği farklı bir şahsiyete girebiliyorum Bugün birden çok hırslıyken birden çok meraklı olabiliyorum. Çok meraklı olduğum bir meseleye çok lakayt kalabiliyorum. Çok mutluyken en dertli ben olabiliyorum. En huzursuz ben olabiliyorum veya en huzursuz bir şahısken birden en mutlu insan sen olabiliyorsun. Ne oldu? Aynı oradaki dediğimiz gibi odalardan odaya geçtiğimiz bir alemdeyiz. Aydınlık odalardan sürekli karanlık bir aleme orayı aydınlatıyoruz, başka bir aleme geçmeye çalışıyoruz. Amma ve lakin bir tehlike var. İnsan, o alemi kararıp, başka aydınlık bir aleme geçme ihtiyacı varken karanlık alemde kalıyor. Diğer alemi aydınlatacak anahtarı bulamıyor. Bu sefer şüphelerin, vesveselerin geldiği bir alemdeyse veya ebedi hayatını kaybettirecek bir merak veya bir inat içine, bir hırs içine girdiği zaman bazen o halden kurtulamıyor, bulunduğu halle gaflete düşüp devam ediyor. Yani o bulunduğu halet (durum) ,o bulunduğu mevcut halden çıkmasına, o imanı yeterli olmuyor. O yüzden imanımızı sürekli yenilememiz lazım. Çünkü insan zaman altına girdiği için o ferd-i vahid (tek fert), tek şahıs olan Serkan Aktaş bir model hükmüne geçer, hergün bir ferd-i ahar şeklini giyer. Bunu şöyle açıklamak istiyorum. Bir şahıs nasıl birden çok şahsa girer. Yani Allah (cc) bizi insan olarak, bir bedeni olarak, bir ruhi olarak bir yaratmış İşte ferd-i vahid dediğimiz hadise bu. Amma ve lakin cansız mankenleri düşünün vitrinde Sürekli elbiseleri değişiyor. Bir modeldir, sürekli mevsimlere göre veya işte o zamanın modasına göre çıkan elbise üzerine giydiriliyor. Biz de öyleyiz aslında. Zaman nehrinde olduğumuz için Cenab-ı Hakk (cc) ruhi olarak bize farklı farklı elbiseler giydiriyor. Yani bu zaman altına girme olayını şöyle de değerlendirebiliriz Diyelimki bir kilometrelik bir nehir düşünün. Bu bir kilometre nehirde her yüz metrede tabana böyle plakalar koyalım ,tamam mı? Yüz metrede bir kırmızı, siyah, mavi, yeşil, turuncu … Sonra kaliteli bir suyu salalım. Kaliteli su dediğim yani berrak ve kokusuz olan bir su diyelim. Onu saldık. O su, o nehirde aktığı sürece hangi plakanın üzerinden geçiyorsa o renge bürünüyor Kırmızı plakanın olduğu yerden geçiyorsa kırmızı, yeşilin üzerinden geçiyorsa yeşil… İnsan da böyle. Zaman nehrinde devam eden bir su gibi. Hangi aleme giriyorsa oranın rengini alıyor. Önemli olan o rengi kendi lehine çevirmesi. İşte burada, o halden başka bir hale geçiş evresinde, bazen bizim imanımızı kaybettirecek olan o hadiseden başka bir hale geçerken iman devreye giriyor. Diyorki iman ise, hem o şahıstaki her ferdin nuru hayatıdır. Bir kafa feneri gibi düşün. Yani aydınlık bir alemken karanlığa bürünüyorsun ve başka bir odaya geçmen gerekirken o odayı da aydınlatacak kafa feneri. Yani iman nuru dediğimiz hadise devreye giriyor. Hayatımızı aydınlatan neymiş, imanın nuruymuş. Hem girdiği alemin ziyası olur, girdiğimiz alemin aydınlığı bizim imanımız olur La ilahe illallah ise o nuru açar bir anahtardır. Olay zaten burada bitiyor dostlar. Serkan abi, Serkan kardeşim! Ben La ilahe illallah dedim, bu halden kurtulamıyorum. E nasıl olacak bu hadise? E sen anlattın ama diyorsun yani bu odadan o odaya geçerken bunu söyle. Tamam da güzel kardeşim bizde iman var. Söylüyoruz ya! Sen de söylüyorsun hamdolsun. Ama o imanın nurunu, o hadisede maruz kaldığın, o hadiseyi sana olumlu bir tarafa çekecek veya olumlu gösterecek ,o lambayı açacak bir anahtar lazım. İşte o anahtar da La ilahe illallah’tır. Bizde cevherlerden daha değerli olan, hazinelerden daha değerli olan iman var. Ama sen o imanı kapalı bir hazine içinde tutarsan, kapalı kasalar içinde tutarsan bir işe yarar mı? Onu açacak bir anahtar lazım işte. O anahtarda La ilahe illallahmış. O yüzden dostlar, insan hayatına bu açıdan baktığı zaman ya bendeki La ilahe illallah neden tesir etmiyor? Bunu söylüyorsun. Neden tesir etmiyor biliyor musun? Elinde bir tohum bulunsa, dünyanın en değerli bitkisinin tohumu olsa, beş para eder mi? Sadece tohum kıymetinde olur. Benim o tohumu yeşerecek bir ortama ekmem lazım Ona uygun toprağa, ona uygun mevsimde ekmem lazımki ne yapsın, o çekirdek değerli meyveleri verecek bir ağaç haline gelsin. E o zaman bizdeki, ağzımızdan çıkan La ilahe illallah nedir, bir tohumdur. O tohumun ekileceği yerde , en güzel yerde elhamdülillah namazdır kardeşim. Yani bir kardeşimin hayatında namaz yoksa bu gibi sıkıntılara maruz kalması çok normal. İşte Cenab-ı Hakk bize bir fırsat veriyor. Her namazdan sonra tesbihat yaparken tesbihatımızın sonunda, 33 kere Subhanallah 33 kere Elhamdulillah,33 kere Allah-u Ekber diyoruz. Ve ondan sonra “La İlahe İllallahu Vahdehu Laşerike Leh” diye devam ediyoruz ya Ardından duamızı yapıp bitiriyoruz. İşte duanın ardından, şafiilerde var bu biz de yapmalıyız. 33 kere La ilahe illallah. Kalben bunu söylememiz lazım. Çünkü gün içinde çok farklı haletlere giriyoruz. Onu da şöyle söylüyor, dikkat et. Hem insanda madem nefis,heva (heves,istek) , vehim (kuruntu) ve nefsani istekler ve şeytan hükmediyorlar. Çok vakit imanımızı rencide etmek için gafletimizden istifade ederek yani gafletinden istifade ederek çok hileler ederler. Şüphe ve vesveselerle iman nurunu kaparlar. İmanımızın nurunu ne yaparlar,örterler,kapatırlar. Hem insan zahir-i şeriatta, yani bulunduğu görünür yaşadığı alemde, hem zahir-i şeriata muhalif düşen, yani yaşadığımız günlük hayatta belli olan şer-i hükümlere muhalif düşen, zıt düşen, hatta bazı imamlar nazarında küfür derecesinde tesir eden, yani bu küfür, imanı götürecek derecede, inkara götürecek derecede tesir eden kelimeler ve hareketler eksik olmuyor. Onun için her vakit, her saat, her gün tecdidi imana (imanın tazelenmesi) ,imanımızı yenilemeye muhtacız. Abi bizi küfre götürecek kelimeler neler olabilir? Bazen şöyle hadiseler yaşayabiliyoruz. Diyoruz ki ; ya bu sarı kızım (inek adı) beni hiç aç bırakmaz. Günde 20 litre süt verir. Bak ne oldu hacı? Sen esbaba (bir şeye vasıta olan,sebep olan) taptın. Sebeplerden bildin. İstemeden söylüyorsun bunları anlatabildim mi? Halbuki inek onu yapamaz. İnek sütü yapmaya bir sebeptir. Tavuklarım beni hiç aç bırakmaz. Aç bırakmayan Allah’tır. Yumurtanın gelmesine sebep olan tavuktur. Yumurta ile tavuk arasında dağlar kadar fark var. Yani o acziyetiyle onu yapacak ilim onda yok. Bulut ne güzel bizi serinletti. Bu gibi şeyler kullanıyoruz. Bazen yağmur yağıyor ne diyoruz gün içinde? Ya şimdi vakti miydi? Veya tavrımızla, dilimizle demesek bile, tavrımızla memnuniyetsizliğimizi dile getiriyoruz. Gördün mü bak nankörlüğü gerektiren hallerde bulunuyoruz. Bazen dinlediğimiz şarkılar,dinlediğin şarkılar; Küfrü gerektiren sözler söylüyor; Batsın bu hayat tarzında Hay böyle kaderin, hay böyle feleğin diye başlayan sözler kulağımızın her yerinde… Aklımızın her yerinde olduğu için imanımızı zedeliyor aslında farkında değiliz Ve bu hadiseler bize ülfet (alışma) olmaya başladıktan sonra normalleşmeye başlayınca o iman eskidiği için mesela diyelimki bir müslüman o halinden çıkamıyor ya şüpheler, vesveseler aklını kaplamış, ruhunu kaplamış… Ateist oluyor sonra , agnostik oluyor, deist oluyor. Çünkü düştüğü halden çıkmaya yarayacak imanı yok. Düştüğü durumdan kurtaracak bir ip bulamıyor, o halde saplanıyor La ilahe illallah diyemediği için İmanın nuru o alemini aydınlatmadığı için o alemi hakiki alem görüyor ve imanını kaybediyor. O yüzden ben çok mutluydum abi önceden çok huzurluydum sonra baktımki başıma kötü hadiseler geldi ya Allah olsaydı bana yardım ederdi. Diyen insan imanını yenilemediği için bu hale düşüyor. Ben müslümandım, diyor. Sen sürekli müslüman olmak zorundasın. Müslümanlığın üzerine müslümanlığını, mü’minliğini arttırarak devam etmezsen o mevcut olan iman böyle düz düz düz gidiyor, bir duvar geldiği zaman şöyle atlaması lazımken duvara toslayıp kalıyor. İşte la ilahe illallah o küfür duvarlarını delip geçiyor kardeşim. Anlaşıldı mı abi? Ne diyordu hadis-i şerifte? Ceddidu imanekum bi la ilahe illallah. Yani la ilahe illallah ile imanınızı tazelendirin. Bak şu ortamda biz tefekkür ediyoruz. Allah’ı (cc) zikrettiğimiz için imanımız tazeleniyor. O yüzden ibadet etmeyen adam,kainatın ibadetini görmez, göremez; belkide inkar eder. Peki ” La ilahe illallah” ne demek arkadaşlar? Yani bunu kuru kuruya söylemek ayrı, içini doldurarak, kalben tasdik ederek tüm manasıyla söylemek apayrı birşeydir. Hani namazımızda diyoruz ya “Eşhedü en lâ ilâhe illallah” Ben şehadet ederimki Şahitlik ederimki, Allah’tan (cc) başka ilah yoktur. Evet, Allah’tan (cc) başka ilah yoktur diyoruz. Aslında bunun derinliğine bakarsak şu Halık ve Rezzak senden başka yoktur ya Rab. Yaratan ve rızk veren sensin. Ve aynı zamanda zerrelerden yıldızlara kadar herşeyi kabza-i tasarrufunda tutan, onları ilmiyle iradesiyle, kudretiyle ; onları bu kainatta kontrol eden tasarrufunda tutan Sensin diyerek, bu manayla söylerse insan geceyi gündüzü yaratan sensin Rabbim, ve güneşi gaz yağsız, kömürsüz, odunsuz yandıran sensin Rabbim Bu mevsimleri yaratan, beni yaratan, ruhumu o haledleri yaratan Sensin . Benim hayatımdaki zarar ve menfaat bunlar Senin elinde diyerek söyleyen bir adam kalbi dehşetler içinde kaldığı zamanda, bu manayla dediği zaman Rabbim, bu kainatı idare ettiğin ve çevirdiğin ve aynı zamanda tüm kainattaki canlıları idare ettiğin gibi beni de idare eden Sensin.Ben buna iman ettim. Benim karanlığa düştüğüm, ümitsiz olduğum şu durumdan beni çıkar manasında, insan “La ilahe illallah” derse, yani ondaki imanın meyvesi kainatı aydınlatır arkadaşlar. Elhamdülillah.

Ölüye seslenmek şirk mi? (Cenazede ağlamak)

Rasûlullah Aleyhisselam’ın bir çocuğu vardı. Biliyorsunuz. İbrahim… Çok ufak yaşta vefat eden çocuklarından bir tanesi. Son erkek çocuğu. Allah’ın peygamberi, İbrahim öldüğü zaman onu kabre gömüyor. Ve başlıyor ağlamaya… Sahabe-i kiram efendimiz şöyle diyor: “Ey Allah’ın Rasulü sen de mi ağlıyorsun? Sen de mi ağlıyorsun?” Sultanım Efendim şöyle buyuruyor Sallalahu Aleyhi ve Sellem. Buyuruyor ki: “Ben de ağlarım. Göz yaşarır, kalp hüzünlenir. Ama ben yinede Rabb’imin hoşnut olacağı şeylerden başka bir şey söylemem.” Bakın! Bu Hadis-i şerif bize cenazemiz olduğu zaman nasıl davranmamız, nasıl yaşamamız gerektiğini beyan ediyor. Bak! Kalp hüzünleniyor mu? Kesinlikle hüzünleniyor. Biraz vicdanın varsa, biraz insaniyetin varsa kaybettiğin insan konusunda kalbin hüzünlenir. Göz yaşarıyor mu? Yaşarıyor. Allah’ın peygamberinin gözü yaşardı, ağlamaya başladı. Ama burada bir incelik var. Rabb’imin hoşnut olacağı şeyden başka bir şey söylemem. Bu dil, O’nun hoşlanmayacağı bir şey söylemez. Bazı işgüzarlar gelir. Kabrin başında dururken, bazı kardeşlerimiz ağlarken işgüzarlar, İslami ilimleri bilmeyenler gelirler. “Ağlama kardeşim, ağlama! Ölü azap görüyor.” derler. Bu cahilane bir sözdür, ilmi bir dayanağı yoktur. Ölü ağlamaktan azap görmez. Ölü; haykırmaktan, konuşmaktan, dövünmekten azap görür. Bundan sıkıntı duyar. Ama ağlamaktan azap görmez. Eğer olsaydı Rasulullah oğluna azap etmiş anlamı çıkardı ki bu muhaldir, mümkün değildir. Dolayısıyla böyle insanlar olduğu zaman bazı kardeşlerimize, ağlama falan dediği zaman siz ne yapacaksınız? Kardeşim çekil, bilmiyorsun. Çekil, ilmin yok. Allah’ın peygamberi ağladıysa biz de ağlarız, Aleyhisselatu Vesselam, diyeceğiz. Rasulullah Aleyhisselam ne buyuruyor oğlu İbrahim’i kabre koyduktan sonra? “Ey İbrahim, biz senin ayrılışından dolayı çok üzgünüz.” Kabirdeki bir ölüye seslenilir mi? Vehhabiler; bu gibi hadisleri görmedikleri için, ilimleri yeteri seviyede olmadığı için bu gibi hadislerin farkında değiller. Rasulullah Aleyhisselam kabirdeki bir insana sesleniyor. Bir çocuğa sesleniyor. Ne buyuruyor? “Ey İbrahim, ey oğlum biz senin ayrılışından dolayı çok üzgünüz.” İşte bunun adına, kabirdeki insana seslenmek denir. Şayet kabirdeki insana seslenmek şirk olsaydı Rasulullah Aleyhisselam müşrik mi olmuş olurdu? Biz Müslümanlar, Rasulullah Aleyhisselam’ın kabrinin karşısına geçtiğimiz zaman ne yapıyoruz? Essalamu aleyke ya Rasulullah. Selam senin üzerine olsun ey Alllah’ın peygamberi. Selamu aleyke… Selam senin üstüne olsun kime denir? Uzaklardaki insana mı denir? Karşındaki insana denir. Rasullullah Aleyhisselam’a biz selam verirken karşımızdaymış gibi selam veririz. Tahiyyatı okuyoruz biz Müslümanlar. Tahiyyatsız namaz olmaz. “…esselâmu aleyke eyyuhe’n-nebiyyu ve rahmetullâhi ve berakâtuhû.” Her namazda ilk ve son oturuşumuzda bunu okuyoruz. Bu Vehhabiler de, bu peygamberimizi sevmeyen Vehhabiler de bu duayı okuyorlar. Neden okuyorlar bunu? Rasulullah Aleyhisselam okuduğu için. Bu duayı okuyorlar ama bu duanın manasını bilmiyorlar. İdrak edemiyorlar. Kalplerindeki peygamber düşmanlığı, akıllarını körüklemiş. Akıllarını kapatmış, perdelemiş. “esselâmu aleyke eyyuhe’n-nebiyyu” demek, selam senin üstüne olsun. “ve rahmetullâhi” Allah’ın rahmeti, “ve berakâtuhû” ve bereketi senin üstüne olsun ey Allah’ın Rasulu demektir. Siz bunu biliyorsunuz. Bu bilgiler ortadayken, bu kadar delil ve karîne ortadayken nasıl Allah’ın peygamberine selam vermemiz gücünüze gider, ağrınıza gider? Neden kalbiniz bundan maraz kapar? Neden düşmanlığınız ortaya çıkar? Allah bu kardeşlerimize de hidayet nasip etsin.

Dinden çıkaran şarkı sözleri! Ne dinlediğinin farkında mısın?

Müzikte çok ciddi tehlikeler vardır. Özellikle günümüzdeki pop ve arabesk bu ikisini kafama taktım. Pop ve arabesk müzik. Küfür sözleri sakız gibi bu müziklerin içine sıkıştırmışlar. Hocam sen nereden biliyorsun bunları? Sen de az değilsin hocam ya! Kardeşim biz dağ başında evliyalık yapmıyoruz, biz insanların içindeyiz. Boyuna atölyeleri geziyorum ben, ticaretle uğraşıyorum elhamdülillah. Gezdiğim bütün atölyelerde son sen müzik çalıyor. İki tane müzik tarzı var Ya çok genç çalışanlar varsa pop müzik dinliyorlar ya hayattan bezmiş, karamsar, bitkin adamlarsa arabesk dinliyorlar. İki tane tarz gördüm ve kelimeleri dinliyorum ben kelimeler ne söylüyor bu adam, bu adam ne anlatıyor. Küfür kelimeleri sakız gibi uçuşuyor, sinek gibi uçuşuyor. Her tarafta sinekler olur ya yazın küfür kelimeleri şarkıların içine sokuşturmuşlar. Bilinç altımıza bizi kafir etmek için bazı kelimeler koymuşlar. Yani sevgiyi aşırı boyuta taşımak babında, öfkeyi aşırı boyuta taşımak babında. Ümitsizliği, karamsarlığı aşırıya götürmek babında küfür sözlerini bu müziklerin, bu şarkıların içine sıkıştırmışlar ve milleti kafir etmek için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. İnternetten araştırdım yine benim duyduğum, atölyelerde gezerken duyduğum birkaç tanesini birleştirdim. Buraya notlarımı aldım. Bu akşam bunları konuşacağız inşaallah. Evet, hikmetli sözler başlıyor. ”Seni sevmek ibadetim” Şarkıda duydum bunu ne demek bu? Bu şimdi namaz kılmıyor, zikir yok sohbet yok bir kızı sevmiş. Kız diyor ki buna ya diyor “yarın bir gün evleneceğiz sen namaz kılmıyorsun, cuma namazına gitmiyorsun” Ayşe be! ”Seni sevmek benim ibadetim.” Diyor. Kız da diyor ki tamam be beni çok seviyorsun namaz kılmasan da olur vardım sana Bu şarkı sözü bu. Adam bir kızı sevmeyi ibadet yapmış. Allah’ın var mı böyle bir ayeti. Peygamberimizin böyle bir sözü var mı? Resulullah aleyhisselam bütün hanımlarını severdi ama hiçbirine şöyle söylemedi. ”Ben namaz kılmıyorum ama seni sevmek ibadetimdir ya Aişe” böyle bir sözü var mı Efendimiz aleyhisselamın? ”Dertlerin kalkınca şaha bir sitem yolla Allah’a” vay bee! Şimdi şair, bu sözü yazan düşünüp düşünmüş, oturmuş düşünmüş düşünmüş çok hikmetli bir söz bulmuş. Dertleri bir ata benzetmiş. Muhtemel çok at yarışı oynuyor. Dertler böyle at gibi üstümüze üstümüze geliyor bazen aşırı geliyor üst üste biniyor ve şaha kalkıyor. Dertler şaha kalktığı zaman Allah’a sitem yollama hakkın vardır diyor. Devam et salla Allah’a Şarkı sözü, adam yazmış para kazanıyor bundan. Buyurun arabesk yine… ”kaderin böylesine yazıklar olsun” Kader nedir? Kader… Kader, Allah’ın olmuş ve olacak her şeyi bilmesi demektir. ”Allah’ın bilgisine yazıklar olsun” bu sözün manası budur. Ama bu cahil türkücü, şarkıcı yazmış oraya ”kaderin böylesine yazıklar olsun” başına gelmiş bir iki tane sıkıntı nohut gibi mevla bunu biraz pişirmiş Ama bu kafası çalışmayan nohutun içindeki taşlardan hâla tencerenin dibinde… Nohutlar yukarıda bunlar bana Allah’tan geldi diyor bu taşlardan taşlar yukarı çıkmaz. Tencerenin dibinde kalır. Çıkarttığı zaman bütün taşlar çöpe gider. Bu diyor ki ”böyle kader mi olur ya yazıklar olsun be” Yani ”Allah’ın bana verdiği sınavlara yazıklar olsun” hâşa ve kêlla ”Kadere küfreden bana küfretmiştir.” Kutsî hadisdir. Buyur buradan yak. ”Sevdim seni rabbim kadar” şarkı… Atölyede adam dikerken vay be ne yazmış adam be damardan be! Sanki uyuşturucu alıyor. Damardan, ”sevdim seni rabbim kadar” yani bir kızı bu kadar çok seversen bu sözleri söyleme hakkına sahipsin. Bunlar sana günah yazılmaz. Şarkının vermek istediği mânâ bu. Bizim sevgimiz çok berrak, çok masum, seni Rabbim kadar sevdim. (hâşa ve kêlla) Hah buyur devam ediyorum. Beterin beteri var. ”Sen gördüğüm en son ilahsın.” Yuh! Çüş! Yani o kadar çok ilah görmüş ki 8-10 tane ilah görmüş sonra bu kızı görmüş. Kıza diyor ki: ”Sen gördüğüm en son ilahsın.” Bundan para kazanıyor. Ben bir albüm yaptım ”en son ilahsın” albümü 200 bin sattı hocam. Öbür tarafta sana 200 bin’i gösterirler merak etme 200 bin tane melek sana gelecek 200 bin topuzla kafana kafana vuracaklar ”en son ilah gel bakalım en son ilah” iyiki var bu ilahların sonu var. 8 tanrı, 9 tanrı… hâşâ ve kellâ… Devam ediyor… ‘ ‘Off güzel Allah’ım, içimi ısıtan adam sanki senin aynandı.” Bu da kızın sapığı bu. Diğerleri erkek sapıktı, bu kız sapığı bak… Şimdi kız aşka gelmiş bir adamı çok beğenmiş, aşık olmuş, içini ısıtmış. Bu aşka düşmeden önce, bununla ilişkiye girmeden önce içi buz gibiymiş. ”Off güzel Allah’ım” bir de off ile başlıyor Allah’a hitap ediyor. ”İçimi ısıttı bu adam” sanki bu adam senin bir aynandı yani aynı sana benziyor be! Ehl-i Sünnet akaidinde Allah Teâlâ hazretlerini herhangi bir yarattığı şeye benzetene ne denir? Kafir denir. Buna Mücessime fırkası denir. Sapık fırkalardan birtanesidir. Ehl-i Sünnet içinde olmayan bir tarikat grubu vardır. 12 tarikatın dışındadır. Nedi bu? Kerramiyye… Bunlar mücessimedir. Nedir bunların özelliği nasıl inanıyorlar bunlar? Efendimiz (aleyhisselam) boşuna mı buyuruyor: ”Benim ve ashabımın yolunda gitmeyenlerin tamamı cehennemdedir.” Bak şimdi tarikat, bu da tarikat ama Ehl-i Sünnet dışı. Şöyle diyor: “Allahu Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de insandan bahsederken ‘biz insanı en güzel surette yarattık’ diyor.” Ayet bu, doğrudur. “Bu ayetten dolayı demek ki Allah insan suretindedir.” diyorlar. İnançları bu… Tarikat… Akaidi bilmediğin zaman, Allah’ın şeriatını bilmediğin zaman kayarsın, hemen kayıp düşersin. Buzlu bir havada dans yapan adam gibi. Lastik ayakkabı var dans yapıyor. Evladım yerler buzlu kafanı kırarsın. Ehl-i sünnet dışı bütün adamlar buzlu bir havada lastik ayakkabı ile dans yapan adam gibidir. Her an kayıp kafasını kırabilir. ”Sensiz ölürüm cennette” vay bee! Cennette ölüm var mı? Yok Bu ne diyor? Cennette ölürüm diyor. Yani cennete gittim kaza bela girdim içeriye bir baktım sen yoksun. Ben orada öldüm. Ben orada öldüm, benim işim bitti. Allah’ın cennetini hafife alıyor. Bak, Allah’ın ayetleri ile mi alay ediyorsunuz diyor zikrettiğim ayet-i kerimede. Bunlar Allah’ın ayetleri ile alay ediyorlar ve bunu şarkıların içine sıkıştırmışlar. Adam tramvayda dinliyor ben de yan taraftayım. Yan tarafta Felak ve Nas’ı okuyorum, karıştırıyorum. Yan tarafta adam diyor ki ”sensiz ne yapayım ben cenneti” duyuyorum adamın kulağından geliyor. Felak’ı okurken karıştırıyorum, Nas’ı okurken karıştırıyorum. Binlerce defa okuduğum sure. Ama öyle anormal kelimeler duyuyorum ki kafam karışıyor. Allah bunlara hidayet nasip etsin. Amin… Ya Rabbi sen kurtar bunları Amin… Buyurun bu da poptan… Bizi de boş sanmayın popu arabeski biliriz yani ha! Bakmayın poğaçacı gibi göründüğüme… Facebook’ta 150 tane arkadaşım var benim. ”Yaradanın boş vaktine gelmiş deli yosma” Hâşâ ve kella Yani Allahu Teâlâ kulları yaratırken hep iş başında ama bazen boş vaktine geliyor. Bazılarını yaratırken boş vaktinde yaratıyor. Bu da bir kıza aşık olmuş işte kız bununla beraber olmak istemediği zaman bunu aşağılayıcı kelimeler söyleyecek. Kelimeyi söylerken sapıtıyor. ”Sen onun boş vaktine gelmiş bir yosmasın” diyor kıza. Şarkı sözü… ”Cenneti değişmem saçının teline” ne kızmış bee! Bir göstersen bee! Kim bu kız çok merak ediyorum yaa. Bir adam nasıl oturup düşünüp böyle bir söz bulabilir yaa. Ben düşünüyorum, biz de şiir yazan bir adamız yani. Yüzlerce şiirimiz var elhamdülillah ama böyle sapıkça bir kelimeyi ben hayal edemem yaa. 10 sene otursam düşünsem böyle sapıkça bir kelime hayal edemem. Cennet o kadar basit bir yer ki senin saçının telinden, değişmem, istemiyorum ben cenneti yeter ki sen ol. Buyurun beterin beteri. ”Tapınacak kadınsın sen.” Bu da sevginin uç noktası. Kıza aşık olmuş, imandan o kadar uzaklaşmış ki ”sen tapılacak bir kadınsın” diyor. Allah’ın yanına başka bir ilah koyuyor, dişi tanrı. Hâşâ ve kellâ. ”Kızdım getirene beni dünyaya anama, Allah’ıma günahkar oldum.” Başına bazı sıkıntılar gelmiş, gerek dünyevî sıkıntılar, gerek psikolojik sıkıntılar bu sıkıntılara dayanamamış ağzını bozmuş. Dil nereye giderse kalp ona iman eder. Bak beni dünyaya getiren kim? Allah seni dünyaya getirdi. Bana bu kadar sıkıntı verdiğin için ben sana kızdım Allah’ım diyor. Hem anama günahkar oldum. Anasına da gitmiş saymış sövmüş. Hem de Allah’ıma günahkar oldum diyor. ”Allah’ına, Kitabına sövüp saydım.” Bu da aşık olmuş bir kıza, kız bundan kaçmış kıza küfür etmiyor. Ben sana o kadar aşığım ki gözümü kararttım, Allah’ına, kitapına sövüp saydım ben senin. Müslüman da makinada dikerken; “vay bee vay bee” Farkında değil gözü fermuarda kulağı şarkıda. İki dinliyor, üç dinliyor, dört dinliyor tak şarkı beyine giriyor. Farkında olmadan bu kelimeyi tekrar ediyor. Herhangi bir elfaz-ı küfrü farkında olmadan bile, kelimeyi düşünmeden bile zikrettiğin zaman ne olursun? Kafir olursun. Kafirlerin yeri Kur’an’da neresi geçiyor? ”fî nâri cehennem” ne demek bu? Cehennemdedir, onlar ateştedir. Bu da arabeskten: ”Kur’an’ıma kitabıma küstüm.” Bunun da başından bazı sıkıntılar geçmiş. Ya çocukken babası dondurma almadı, ya anası çok dövdü. ”Kur’an’ıma Kitabıma küstüm” diyor. Kur’an’a küserse bir adam ne olur? Allah’ın kitabına küsülür mü? Allah’ın hükümlerine küsülür mü? Ya Rabbi ben senin kitabına küstüm namaz kılmıyorum. Ramazan geliyor ama ben senin hükümlerine küstüm, Ramazan orucumu tutmayacağım Allah’ım. Olur mu böyle bir şey? Buyurun beterin beteri var geldi bir tane daha. ”Bir tanrıya taptım bir de sana taptım.” İlahı ne yaptı bu? İki yaptı, yanına koydu. 1- Allah’a, Tanrı diye hitap ediyor. 2- O Tanrı’nın yanına seni de koydum diyor. ”Ben ikinize de taptım. Benim böyle bir sevgim var, beni mâzur gör, sakın benden uzaklaşma, ben seninle evlenmek istiyorum, beraber olmak istiyorum.” diyor. ”Ben seni kendime ilah yapmıştım.” Bu da başka bir söz buyur buradan yak. Neresinden tutacaksın? Yine arabesk ”Yıkılsın minareler, açılsın meyhaneler” Gitti bu gitti. Sana minareyi gösterirler öbür tarafta gitti bu. Söze bak. Müslüman bir ülkede bir adamın yazabileceği bir söz mü bu? Gerçekten Allah’ın hükümlerinin yaşandığı bir yerde bu sözü edebilir misin? Adamın yüzüne tükürürler yaa sen ne yapıyorsun kardeşim? ”Yıkılsın minare” ”benim gözüme çok kötü görünüyor yüksek yüksek ne bu yaa” Onlar yıkılsın meyhaneler açılsın. Serbest, için, yiyin… Ateist sözüdür. Allah Allah… ”Hergün isyanım var benim kadere ne güldürdü ne öldürdü bir kere” Ben buna hergün isyan ediyorum diyor. Ne bir iyilik veriyor ne de öldürüyor. Canımı da alsa ona da razıyım diyor. Onu da vermiyor diyor. Boyuna sallıyor. Buyurun bu da türkü mürkü hava civası ”Bas bas paraları Leyla’ya, bir daha mı geleceğiz dünyaya” Ne kadar hikmetli değil mi? Bu, şu demek; ahiret diye bir şey yok. Yine ateist kafası. Allah, kitabında öldükten sonra bir yaşamdan bahsediyor mu? Yüzlerce ayet var. Peygamberimiz (aleyhisselam) hadislerinde ölümün hemen sonrasındaki ilk yaşamın kabir alemi olduğunu, daha sonra mahşer aleminin olduğunu, daha sonra cennet ve cehennem olduğunundan bahsediyor mu? Delil çok. Yüzlerce delil var. Bu ne diyor burada? Ya sen bas parayı zina mina ne yapıyorsan burda yap bu fırsat geçer gider öbür taraf diye bir şey yok. Ateistler aynen böyle düşünüyorlar şu anda. Burada eğlenebildiğin kadar eğlen nasılsa öbür taraf yok. Hah yine tasdikleyen bir söz. ”Aldanma öbür dünyaya sen bu hayatı yaşa.” Şarkı sözü. Bu daha masum diğerlerine göre daha masum ama kafir eder. Aldanma öbür dünyaya yani Allah ve peygamberi söylüyor ama yalan söylüyorlar sen aldanma, onlar yalancı hâşâ ve kellâ. Bunlar şarkılardaki sözler. Bir de halkın içindeki sözler var. Onlara da bir değineyim, kelimeleri söyleyeyim hem kapatalım. Halkın içinde çok zikredilen sözlerden. ”Allah baba” bunu duyuyor musunuz? O eski yeşilçam filmlerinde ben 25 sene önce hatırlıyorum. Bütün yeşilçam filmlerinde ”Sezercik Sezercik bir şey isteyeceğin zaman Allah babadan iste.” Size babayı gösterirler, babayı yediniz siz, siz babayı yediniz. O Türk filmlerinde boyuna Allah baba diye hitap ediyorlar, bizi hristiyanlaştırmaya çalışıyorlar. Kominist yönetmenler boyuna yeşilçam filmlerinin içine bu sözleri sıkıştırdı. Yeni neslin öncesindeki jenerasyon yaşlılar grubu ”Allah baba” tabirini öğrendi. Çok şükür şimdi insanlar pek bunu kullanmıyor. Allah’a baba diyen kim var dünyada şu anda? Hristiyanlar. Hristiyanlar bizimle nasıl alay ediyor şu anda? Siz Allah’ın kullarısınız. Kur’an’da, Allah’ın kulları diye hitap ediyor, siz de kendinize biz Allah’ın kuluyuz diye hitap ediyorsunuz ey müslümanlar. Biz ise Allah’ın çocuklarıyız. Hâşâ ve kellâ. Bunlar, Allah’a baba diyen adamlar. ”Yukarıda Allah var.” Bırak Hristiyanları, Müslümanım diyen adam da bunu söylüyor şimdi. Sapık fırkalardan kim var? Vehhabiler. İngiliz’in İslamı, Vehhabilik. Selefi diyorlar şimdi kendilerine. Ne diyor bunlar “Allah yukarıda, Muhammed aleyhisselam da hemen sağ tarafında… Reformistlerin atası İbn-i Teymiye… İki tane taht var diyor yukarıda. Bir yerde Allah oturuyor, hemen yanında da Muhammed aleyhisselam oturuyor. Hemen Hristiyan inancına getireyim. Madolyonu çevireyim. Hristiyan inancında Allah gökte tahtta oturuyor, yanında da İsa’ya yer açmış o da ufak bir tahtta oturuyor. Paralel. Paralel kelimesinden tiksiniyorum ama şimdi yolu geldi, üstüne geldi mecbur söylemem lazım. Vehhabilik ile Hristiyanlık paralel dindir. Birbirlerine çok benzerler. İkisi de Allah gökte der. Ehl-i Sünnet ne der? ”Allah mekandan münezzehtir.” Kim Allah’ı bir yere hapsetmeye çalışırsa bu diğer yerde olmadığı anlamına gelir. Kim Allah’ı bir yere oturtursa oturan varlık anlamına gelir. O bizim gibi demektir. Sapıkların atası İbn-i Teymiye ne dedi? Hutbeden inerken dedi ki: ”Allah, yedi kat göklerden yeryüzüne işte benim merdivenden indiğim gibi iner.” dedi. Cemaat ayağa kalktı, kitaplarımız anlatıyor. Sarığı düşünceye kadar İbn-i Teymiye’yi dövdü. Allah’a iniyor, yürüyor, benim merdivenden indiğim gibi bir de kendisinden örnek veriyor benim indiğim gibi o da iner diyor. Allah’ı yaratılmış bir kula benzetiyor. Bunu yapan adam kafir olur. Buna mücessime denir. Müşebbihe de denir. Benzetme, teşbih etme. İslamda böyle bir şey yoktur. Kim yaparsa bunu sapıktır. ”Kader utansın” yani sen ticarete atıldın başaramadın, öğrenciliğe atıldın başaramadın, polis olacaktın başaramadın sende suç yok kader utansın, Allah utansın. Kader utansın demek Allah utansın demektir. Küfür kelimelerdendir. Yine tiksindiğim bir söz: ”fala inanma falsız da kalma” bu kadar aptalca, bu kadar ahmakca bir sözü hayatımda duymadım. Hem fala inanma, hem de falsız da kalma. Şimdi o sosyal medya da boyuna fal sayfaları felan var insanlar günlük falınız deyip paylaşıyorlar. Ben de kimi görsem hemen ikaz ediyorum. Kardeşim bunlar adamı kafir eder. Hadis ile teyit edeyim. Allah’ın peygamberi aleyhisselam şöyle buyurdu: ”Her kim falcıya, büyücüye, kahine gider de söylediklerine iman ederse, ona inanırsa Muhammed (aleyhisselama) indirilen Kur’an’a inanmamış demektir.” Falcıya inanıyorsan Peygambere ve Kur’an’a inanmamışsın demektir. İnanmadığın zaman sana ne derler? Kafir derler. Dolayısıyla günlük falı hatırlatan hiçbir sayfaya hiçbir bağlılığımız olamaz, hiçbirisine itibar etmeyiz. Adamı kafir eder bu iş. Yine özellikle sohbetlerde bulunmayan Müslüman gruptan bu kelimeyi duyuyorum. ”Ne günah işledim ki tövbe edeyim.’ Benim hiç günahım yok.” Ya kardeşim sen peygamber misin? Günahı olmayan bir adam var mı bu dünyada? Allah bizi böyle yarattı. Dalacağız günah işleyeceğiz, unutacağız günah işleyeceğiz ama döneceğimiz ilahımızı bileceğiz. Allah’ım beni affet diyeceğiz. Biz günahkar kullarız, beşeriz. Ama bu adam ne diyor? Günahlarını gözünde ufaltıyor, küçültüyor, pasifize ediyor diyor ki benim bir günahım yok ki. Şeytanın büyük bir aldatmasıdır bu, büyük bir kandırmasıdır. Kulsan, insansan ve bir peygamber değilsen muhakkak hataların var, günahların var. Af dile kardeşim. Sünnetin yeri mi şimdi. Arkadaşlar gidiyorlar bir yere giderken bir tanesi diyor ki: ”Ya şimdi sünneti kılmayalım direk farza geçelim.” Böyle bir hakkımız var mı? Acelemiz varsa fıkıhda yeri vardır, böyle bir hakkımız vardır. Ama diğeri şöyle diyor: ”Sünnetin yeri mi şimdi.” Sünneti hafife alıyor. Efendimiz aleyhisselamın bir tek sünnetini hafife alan dinden çıkar. ”Misvak diye bir şey varmış ya ben itibar etmem böyle şeylere.” “Ne o ağaç dalını ağzımıza koyacağız falan diş fırçası var canım, ben onu kullanırım.” Ya kardeşim diş fırçasını kullan da misvağı araya karıştırma. Misvağı hafife aldığın zaman Peygamberimiz aleyhisselamın bir sünnetini hafife almış oluyorsun. Bu küfürdür, mürted olursun. İslam tarihinden bir örnek vereyim: İmam Şafii’nin bulunduğu bir mecliste bir alim ayağa kalktı. Şöyle dedi: Ulema toplanmış sofraya, kabak yemeği geldi. Alimlerden bir tanesi ayağa kalktı dedi ki: Kabak Resulullah aleyhisselamın en sevdiği yemektir. En çok kabağı severdi. Bu bizim arnavutların tatlı yaptığı kabak değil haa öbür kabak salatalığa benzeyen var ya o. Alimlerden biri ayağa kalkınca Resulullah aleyhisselamın en sevdiği yemek budur, sünnettir deyince başka birisi ayağa kalktı şöyle dedi: ”Ben de hiç sevmem.” Basit bir kelime. Bir adam kabağı sevmeyebilir. Böyle bir özgürlüğü var. Ama Resulullah’ın sünnetidir dedikten sonra, bu kelimeyi söylersen senin hükmün nedir? İmam Şafii ayağa kalktı bu sefer ilmin lideri dedi ki: Bu arkadaş şu anda mürted olmuştur. Dinden çıkmıştır. Tövbe etmezse öldürün. Adam hemen kalktı titreyerek tövbeler Rabbim beni affet dedi. Yanlış birşey yaptım dedi. Bazı kelimeler bazı yerlerde adamı öldürtür. Bazı yerlerde bir hiçtir. Ya ben kabağı hiç sevmem şu anda dersem hiçbir hükmü yok. Ama aranızdan bir kardeş dese ki hocam peygamberimiz kabağı çok severmiş, ben de şöyle desem: “Ben de hiç sevmem.” İşte bu küfürdür. Peygamberimiz aleyhisselama yapılmış bir hakarettir. Peygambere hakaret yapan Allah’a hakaret yapmış demektir. Allah bizi korusun. Amin… (Bismillahirrahmanirrahim) Yine bir başka söz. ”Yalansız iş mi var.” İnsanoğlu zayıfsa, sohbeti yoksa, ilmi yoksa bazı menfî durumlarda, menfaatine uyan durumlarda araya yalan sıkıştırıyor. Bir de bi kaplama yapıyor ona pembe yalan hocam pembe. Kırmızı varmış, beyaz varmış, pembe varmış. Bunlar kategorize edilmiş. Bu pembe yalan hocam yani zararı yok bunun, bunun faydası var. Yalanın faydası olur mu? Böyle birşey yok. Yalan yalandır. Ama bu adamın sığınma yeri ne? ”Yalansız iş mi var, yalan söylemeyen adam mı var.” Herkes söylüyorsa ben de söyleyebilirim. Böyle bir mazeret olabilir mi? Böyle bir günah işleme mazereti olabilir mi? ”Benim mahallemden 4 tane katil çıktı hocam. Demek ki ben de öldürebilirim.” Bu mazeret gibi bir mazeret olmuş olur yani. Böyle bir saçma mazeret yok. Yalan haramdır, kaçacaksın. Yine aynı. Esnaflar bunu çok yapıyor. ”Faiz yemeyen mi var hocam.” Faiz haramdır. Sen bunun haram olduğunu kabul edeceksin. Ama bunu meşrulaştırmak için insanları konuya atfetmeyeceksin. Çünkü insanların tamamı faiz yese faiz haramlıktan çıkmaz. Bu seni meşru kılmaz, haklı kılmaz. Faiz faizdir. Allah bana haram kılmıştır. Ben buna bulaşamam diyeceksin. Bunu meşrulaştırmak kaygısına düşmeyeceksin. Kafir olursun. Bir hacı amca geldi bana yıllar önce. Şöyle bir cümle kurdu. ”Bugünkü sistemdeki faiz olayının, faiz olduğuna ben inanmıyorum hocam.” dedi. Ya sen bunu sokaktaki esnaf arkadaşına söyleyebilirsin ama bir ilim adamının karşısında söylediğin zaman yüzüne tükürürler. Bugünkü sistemde ben inanmıyorum. Sen neye göre inanmıyorsun? Ayet mi var? Hadis mi var? Bundan bin yıl boyunca ben o faizi haram kıldım ey kullarım, bin yıl sonra serbest. Artık sistem değişecek. Böyle bir ayet var mı? Yok. E Kur’an’ın hükümleri kıyamete kadar geçerli olduğuna göre sen neye göre değiştirdin sen bunu. Uydurdun. Hevana göre ayet-i kerimeyi uydurdun ve dedin ki bugünkü bana göre faiz değil. İlahiyat hocası çıkmış televizyonda diyor ki bugünkü sistemde alınan para faiz değildir diyor. Eski Diyanet İşleri Başkanıymış. Yazıklar olsun kimlere kalmışız. ”Onda iman ne gezer.” Adam’ın bir tanesine kızıyor, öfkeleniyor, birtanesi de onu methedici konuşuyor. Bu da diyor ki ”Onda iman ne gezer yaa.” Kardeşim sen nereden biliyorsun, kalbini açıp baktın mı? Herkesin kalbinde ”La ilahe illallah, Muhammedün resulullah” diyorsa zerre kadar dâhi olsa iman vardır. Etrafındaki bir müslüman sû-i zan edip onda hiç iman yoktur derse, imanı varsa kafir olur. Bu başka bir müslümanın öbür müslümana kafir demesi hükmündedir. Onda iman yok demek kafir diyorsun. ”Kafir diyenin kendisi kafir olur.” Hadis-i şerif’ini ne yapacağız. Sahih hadis. ”İmalat hatası” Çok kullanılan bir kelime. Her mahallede muhakkak özürlü insanlar vardır. Allahu Teâlâ sağlamlara ibret olsun diye bir özürlü var eder. Şimdi etrafdaki cahil Müslümanlar ilmi yoksa şu cümleyi kuruyorlar. ”Bu imalat hatası” ”Allah hepimizi düzgün yarattı. Bunu yaparken karıştırdı.” Yani Allah âciz. Hâşâ ve kellâ. Adam kafir olur bu sözle. Ama maalesef halkımızın içinde bu kelimeler kullanılıyor. Allah’a âciz deniliyor. İmâl ederken yanlış yaptı deniliyor. Yahut da bazılar şöyle diyor: ”Melekler yaparken karıştırdı.” Karıştırdı. Bu tıpkı Yahudilerin; “Peygamberlik, Yakup aleyhisselama verilmeyecekti, abisine verilecekti Cebrail şaşırdı.” demesi gibi. ”Tabiat yarattı” Tabiat ana Üniversite gençlerinin çok kullandığı bir kelime. Ben tabiata, ben kozmoza inanıyorum. Kozmoz ne demek? Evren. Yani bu evren kendi kendine var olmuş. Bütün sistemi bu evren yapıyor, ortaya koyuyor. Rüzgarların esmesi, güneşin doğup batması evrenin işi bu. Bir ilah falan yok, her şey kendi kendine oluyor. Yaratılan bir hayvan varsa bunu tabiat yaratıyor. Ya tabiatın kafası yok, tabiatın aklı yok. Tabiat, bir yaratıcı tarafından programlanmıştır. Tıpkı bir windows programı gibi. Herhangibir adam dese ki, windows programı kendi kendine olmuştur. Bu adam mantıklı bir adam mıdır? Hayır kardeşim bunu Gates diye bir adam yaptı. Bill Gates, windows programını yaptı. Dünyadaki bilgisayarların %95’i şu anda windows ile çalışıyor. Hiçkimse şunu diyemez. Bu windows kendi kendine oluştu. Bu bilgisayar kendi kendine oluştu. Hayır, bu evreni, bu tabiatı, bu kanunları, bu rüzgarın esmesini, güneşin vaktinde doğmasını, vaktinde batmasını Allah programladı. Windows’u programlayan adam gibi. Allah’ın programı kıyamete kadar böyle gidecek. Kıyamette program değişecek. Güneş doğudan doğarken dünya tersine dönmeye başlayacak ve nereden doğacak? Batıdan doğacak. Bu son alamettir. Son söz. ”Ahirete gidip gelen mi var.” Bunu da özellikle yaşlılarımız çok kullanıyor. Esnafların içinde ben işitiyorum. Ya hocam boyuna hadis söylüyorsun, ayet söylüyorsun, ahirete gidip gelen var mı ya? Var. Vallahi var. Efendimiz (aleyhisselam) gidip geldi mi gelmedi mi? Gördüğünü bize anlattı mı anlatmadı mı? Miraçla alakalı onlarca hadis var, ayetler var. Cenneti cehennemi anlatıyor. İsrâ Suresi’nin ilk ayet-i kerimesi; ”Ayetlerimizden bir kısmını göstermek için kulumuz Muhammed’i getirdik Mescid-i Aksaya” diyor. (İsrâ Suresi 1. Ayet) İsrâ Suresi’nin hemen başında. Göstermek için. Neyi gösterecek Mevlamız? Cehennem demişti daha önce şimdi cehennemi Muhammed aleyhisselama gösterecek. Miraç gecesinde gösterdi. Rasulullah (aleyhisselam) gitti orada kalmadı geri geldi ve gördüklerini bize anlattı. Gidip gelen mi var? Var. Sen inanmıyorsun. Her şeyin bir karşılığı var. Elektrik faturasının bile bir karşılığı var. Ödemezsen kesiyorlar. Öbür tarafta gösterirler sana gidip geleni. Orada görürsün. Allah’ın kelimesiyle başladık onun kelimesiyle bitirelim. ”İnsanlardan öyleleri vardır ki hiçbir bilgiye dayanmaksızın Allah’ın yolundan saptırmak için sözün boş olanını satın almaktadırlar ve onu bir eğlence konusu edinmektedirler.” “İşte onlar için aşağılatıcı bir azap vardır.” (Lokman Suresi 6. Ayet) Allah’ım sen bizi koru. Amin… Dikkat buyurun ayette “satın almaktadırlar” diyor. Sözün boş olanını satın almaktadırlar. Boyuna bu şarkı sözlerini, bu boş kelimeleri ateist kitaplarındaki, komünist kitaplarındaki bu tabirleri Müslüman gençler gidip satın alıyorlar, para veriyorlar buna ve bu boş sözlerle iktifa ediyorlar. Zannediyorlar ki hayat bu. Hayır kardeşim. Burası bir bekleme salonudur. Az sonra dişini çekecekler, seni hesaba çekecekler. İçtiğin çayın keyfine aldanma çay bitecek. Şekeri çok güzel tutturmuşlar deme bitecek. Ne zevk yaşıyorsan burada o bitecek ve dişini çekmeye alacaklar seni. Beteri ondan sonra başlayacak. Uyuşturucunun saati bittiği anda gece vakti dişin zonklamaya başlayacak. Orası kabir alemidir. Melekler gelecekler ve topuzu kafana kafana vuracaklar. Hadisi şerifin deyimiyle; ”Asi olan kula Münker ve Nekir öyle bir topuz vurur ki insanlar ve cinler hariç bütün mahlukat o topuzdan ortaya çıkan şiddetten bağıran adamın sesini işitirler.” İki grup hariç diyor. İnsanlar ve cinler hariç. Melekler, şeytanlar, hayvanlar. Bunların tamamı o inlemeyi işitirler. Mesela yolda bir adam başka bir adama sopayla vurduğu zaman ne yapıyor? Gayri ihtiyari bir inleme yapıyor, ahh diye bağırıyor niye acı var acı. Bu vurulan şeyin bir topuz olduğunu düşünün. Vuran varlığın da insanlardan çok daha kuvvetli olan melekler olduğunu düşünün. Allah, azap vermek için o melekleri yaratmış. Münker ve Nekir. Nasıl canhıraş bir şekilde bağırır. Hesap edin. Bu bekleme salonu geçicidir. Allah Teâlâ dişimizi acısız bir şekilde çektirmeyi, hesabımızı kolay bir şekilde vermeyi bize nasip etsin. Amin… İmanla, selametle, güler yüzle ahirete gitmeyi bize nasip etsin. Resulullah aleyhisselatu vesselamı kabrimizde bize yoldaş etsin. Mahşer günü livâü’l-hamd sancağında buluşmayı bize nasip etsin.